* Önemli bir telefon bekliyor olmalıydı, çünkü çalan telefonu duyduğu anda ayağa fırladı(jump to her feet) ve cevap vermek için koştu



Yüklə 43.31 Kb.
tarix17.08.2018
ölçüsü43.31 Kb.

*** REVISION (Mostly for the Topics after the Visa Exam) ***

* Önemli bir telefon bekliyor olmalıydı, çünkü çalan telefonu duyduğu anda ayağa fırladı(jump to her feet) ve cevap vermek için koştu.

* Hafif ilaçlar(light drugs) bile aşırı miktarlarda alındığında toksik hale gelebiliyor, dolayısıyla hastaya kesinlikle daha düşük bir dozaj uygulanmalıydı. (dozaj uygulamak: give a dosage)

* O ortamda neden kalmak istediğini hala bilmiyorum. O sıkıcı insanlarla konuşmaktan keyif almış olamazsın!

* Kendisine cepten ulaşamadım. Tünelden geçiyor(drive through) olabilir.

* Kolezyum’da(colloseum) bir zamanlar deniz savaşlarının olduğunu biliyor muydunuz?

* Haluk Levent: Alışamadım ben bu kente, alışamadım sensizliğe(being without you)!

* Ziynet Sali: Biz, gururu(pride) aşk sanmalara(consider smt. to be smt.) alışkın değiliz!

* Bir öğretmen için başarının en büyük işareti, “çocuklar şimdi sanki ben yokmuşum gibi çalışıyorlar” diyebilmektir. – Maria MONTESSORI

* Tanrıyla o kadar ender(rarely) konuştum ki kim olduğumu bileceğini zannetmiyorum.

* Kız kardeşim ziyaretimize o kadar az geliyor ki çocuklarım onu tanımaz(recognize) bile.

* . . . Öte yandan savaş öyle berbat bir şeydir ki; hiç kimsenin, özellikle de bir Hristiyanın, onu başlatmanın sorumluluğunu almaya(assume the responsibility) hakkı yoktur. – L. TOLSTOY

* Öyle büyük bir hızla konuştu ki hiçbirimiz bir şey anlamadık.

* “Simpsonlar” o kadar az zaman alıyor ki başka şeyler de yapabiliyorum.

Dan Castellaneta (“The Simpsons” ‘ın yaratıcısı)

* Siyasi hayatimizda o kadar az kadın var ki Iskandinav ülkeleriyle kiyaslanamayiz bile.

* Orta yaş şudur: O kadar çok insana rastlamışsındır ki, tanıştığın her yeni kişi sana başka birisini hatırlatır. – Ogden NASH, an American poet

* O kadar çok derdim var ki anlatmaya hangisiyle başlayacağımı bilemiyorum.

* Bizim için ne kadar öldürücü olsalar da, depremlere karşı gerekli tedbirleri almakta hep yavaş davranıyoruz.

* Üzerinde benimkiyle tamamen(precisely) aynı olan bir ceket vardı.

* Şu kanıtlanmış bir gerçektir ki, kadınlar bir günde erkeklerin kullandığının iki katı kadar kelime kullanırlar.

* Naziler, Hitler’in yönetimi süresince 42.000 tane toplama kampı(concentration camps) inşa etmişler. Bu, daha önceden düşünülenin 6 katı!

* Egzama(Eczema) yaygın bir cilt hastalığıdır; ki temel(main) belirtisi(symptom) de kaşınmadır(itching).

* Önemli(considerable) bir kısmı(sum) sponsorlarca bağışlanan(donate) yaklaşık 100 milyon euroluk para, Avusturya’nın en eski müzesinin yeniden inşası(reconstruction) için kullanılacak.

* Araştırmadaki(study) kontrol grubu, hiçbiri daha önce ameliyat olmamış(have an operation) 54 hastadan oluşmaktaydı.

* Yaptıklarımız yapacaklarımızın teminatıdır(guarantee of).

* Bildiklerim söylediklerimden çok daha fazla!

* Onun senden hoşlanmaması, seni adaletsiz(unjustly) davranmaya(act) sevketmemeli.

* Hastalığı atlattıktan(recover from) sonra vücudumun normale dönmesi(get back to normal) çok uzun bir zaman alacakmış.

* ‘Gelecek, peygamberlere(prophet) iftira edenlere(slander smbdy) ait olmamalıdır’.

Barack Obama, 09/26/2012

* Nerede olursak olalım, yollarımız ne kadar uzağa çıkarsa çıksın,

Kalkanlara ihtiyacımız yok çünkü sevgi ihtiyaç duyduğumuz zırhtır,

Biz yenilmeziz, yenilmeziz… Tinie Tempah’ın “Invincible” adlı şarkısından

* Ne kadar artmış(grow) olursa olsun, Çin’in ticareti(trade) Amerika’nınkinden hala küçük.

* Geri dönemeyecek kadar (çok) karışıklık ve yıkım bıraktığımı biliyorum,

Ve sorundan başka bir şeye sebep olmadığımı,

Benimle tekrar konuşmazsan bunu anlarım... Dido’nun “White Flag” şarkısından

* Amerika’da İrlanda’dakilerin altı katı kadar İrlanda kökenli insan vardır.

………………………………………… people of Irish decent ………………………………………………. in Ireland.



*** SUGGESTED TRANSLATIONS ***

* Önemli bir telefon bekliyor olmalıydı, çünkü çalan telefonu duyduğu anda ayağa fırladı ve cevap vermek için koştu.

He must have been waiting for an important call; because the minute the telephone rang, he jumped to his feet and rushed to answer.

* Hafif ilaçlar bile aşırı miktarlarda alındığında toksik hale gelebiliyor, dolayısıyla hastaya kesinlikle daha düşük bir dozaj uygulanmalıydı.

Even light drugs can become toxic when (they are) taken in excessive amounts, so the patient should definitely have been given a lower dosage.

* O ortamda neden kalmak istediğini hala bilmiyorum. O sıkıcı insanlarla konuşmaktan keyif almış olamazsın!

I still don’t know why you wanted to stay in that atmosphere. You can’t have enjoyed talking to all those boring people.

* Kendisine cepten ulaşamadım. Tünelden geçiyor olabilir.

I couldn’t reach her via cell phone. He might be driving through a tunnel.

*

* Haluk Levent: Alışamadım ben bu kente, alışamadım sensizliğe!

I haven’t been able to get used to this city, I haven’t been able to get used to being without you.

* Ziynet Sali: Biz, gururu aşk sanmalara alışkın değiliz!

We aren’t used to considering pride to be love / those who consider pride to be love.

*

*

* Kız kardeşim ziyaretimize o kadar az geliyor ki çocuklarım onu tanımaz bile.

My sister comes to visit us SO RARELY THAT my kids would not even recognize her.

*

* Öyle büyük bir hızla konuştu ki hiçbirimiz bir şey anlamadık.

He spoke WITH SUCH A HIGH speed THAT none of us understood him.

*

* Siyasi hayatımızda o kadar az kadın var ki İskandinav ülkeleriyle kıyaslanamayız bile.

There are so few women in our political life that we cannot even be compared to Scandinavian countries.

*



* O kadar çok derdim var ki anlatmaya hangisiyle başlayacağımı bilemiyorum.

I have SUCH A LOT OF problems that /SO MANY PROBLEMS THAT I cannot decide with which one I SHOULD START.

* Bizim için ne kadar öldürücü olsalar da, depremlere karşı gerekli tedbirleri almakta hep yavaş davranıyoruz.



No matter how mortal they are for us / However mortal they are for us, we always act (too) slowly to get the necessary precautions against earthquakes.

* Üzerinde benimkiyle tamamen aynı olan bir ceket vardı.

He was wearing a jacket (which was) precisely THE SAME AS MINE.

*

* Naziler, Hitler’in yönetimi süresince 42.000 tane toplama kampı inşa etmişler. Bu, daha önceden düşünülenin altı katı!

The Nazis (had) built 42.000 concentration camps during Hitler’s reign. This is six times as many as (what was) previously thought.

* Egzama yaygın bir cilt hastalığıdır; ki temel belirtisi de kaşınmadır.

Eczema is a common dermatological disease, the main symptom of which is itching.

* Önemli bir kısmı sponsorlarca bağışlanan yaklaşık 100 milyon euroluk para, Avusturya’nın en eski müzesinin yeniden inşası için kullanılacak.

Some 100 million Euros, a considerable amount of which was donated by sponsors, will be used for the reconstruction of Austria’s oldest museum.

* Araştırmadaki kontrol grubu, hiçbiri daha önce ameliyat olmamış 54 hastadan oluşmaktaydı.

The control group in the study consisted of 54 patients, none of whom (had) had an operation before.

* Yaptıklarımız yapacaklarımızın teminatıdır.

What we have done so far is the guarantee of what we will do/what we will be doing

* Bildiklerim söylediklerimden çok daha fazla!



What I know is much more than what I say!

* Onun senden hoşlanmaması, seni adaletsiz davranmaya sevketmemeli.



(The fact) that he does not like you should not make you act unjustly.

should not prompt you to act unjustly.

* Hastalığı atlattıktan sonra vücudumun normale dönmesi çok uzun bir zaman alacakmış.

I’ve learned that / I’ve been told that it will take MY BODY a long time to get back to normal after I recover from the disease.

* Obama: ‘Gelecek, peygamberlere iftira edenlere ait olmamalıdır’. (09/26/2012)

The future must not belong to those who slander the prophets.

* Nerede olursak olalım, yollarımız ne kadar uzağa çıkarsa çıksın,

Kalkanlara ihtiyacımız yok çünkü sevgi ihtiyaç duyduğumuz zırhtır,

Biz yenilmeziz, yenilmeziz…

No matter where we are, no matter just how far our paths may lead

We don’t need no shields ‘cos love is the armour that we need

We’re invincible, invincible…

* Ne kadar artmış olursa olsun, Çin’in ticareti hala Amerika’nınkinden küçük.

No matter how much it has grown, the trade of China is still smaller than that of America.

* Geri dönemeyecek kadar (çok) karışıklık ve yıkım bıraktığımı biliyorum,

Ve sorundan başka bir şeye sebep olmadığımı,

Benimle bir daha konuşmazsan bunu anlarım...

I know I left too much mess and destruction

To come back again

And I caused nothing but trouble

I understand if you can't talk to me again

*





My first and last note:

`Translation, unfortunately, is something you learn only by doing`



William Weaver, translator of “The Name of the Rose”

Dostları ilə paylaş:


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə