13. AĞIr ceza mahkemesi ( tmk 10 maddesi İle yetkiLİ ) duruşma tutanağI



Yüklə 0,75 Mb.
səhifə1/7
tarix28.08.2018
ölçüsü0,75 Mb.
#75274
  1   2   3   4   5   6   7



T.C.

İSTANBUL

13.AĞIR CEZA MAHKEMESİ

( TMK 10 MADDESİ İLE YETKİLİ ) DURUŞMA TUTANAĞI
ESAS NO :2009/191

CELSE NO :221

CELSE TARİHİ :16.08.2012
BAŞKAN :HASAN HÜSEYİN ÖZESE 28298

ÜYE :SEDAT SAMİ HAŞILOĞLU 37266

ÜYE :ERCAN FIRAT 39995

C. SAVCISI :MEHMET ALİ PEKGÜZEL 33954

KATİP :EMRAH ÇAKAN 146848

Mahkeme Başkanı Hasan Hüseyin Özese ile Üye Hakimler Sedat Sami Haşıloğlu ve Ercan Fırat’tan oluşan mahkeme heyeti tarafından 16 Ağustos 2012 günü saat 10:07’de Silivri Cezaevi bitişiğindeki küçük duruşma salonunda oturum açıldı.

Tutuklu sanıklardan Serdar Öztürk, Durmuş Ali Özoğlu, Levent Ersöz, Mehmet Fikri Karadağ, Fikret Emek, Ergün Poyraz, Mehmet Zekeriya Öztürk, Semih Tufan Gülaltay, Sedat Peker, Selçuk Özkan, Erkan Ayyıldız, Hasan Atilla Uğur, Oğuz Bulut, Mehmet Deniz Yıldırım, Turhan Özlü, Mehmet Bedri Gültekin, Dursun Çiçek, Mehmet Haberal, Hasan Iğsız, Fuat Selvi, Mehmet İlker Başbuğ, Alparslan Arslan, Osman Yıldırım, Özkan Kurt, Mehmet Otuzbiroğlu, Hıfzı Çubuklu, İsmail Hakkı Pekin ve Mehmet Eröz dışındaki tutuklu sanıklar ile başka suçtan tutuklu Sanık Yalçın Küçük’ün cezaevinden getirildikleri görüldü.

Bağsız olarak huzurdaki yerlerine alındı.

Tutuksuz sanıklardan Sanık Tunçer Kılınç, Sanık Tanju Güvendiren ile bir kısım sanıklar müdafilerinden Sanık Fatih Hilmioğlu müdafii Av. Mehmet Sever, Sanıklar Doğu Perinçek, Mehmet Bedri Gültekin, Erkan Önsel, Turhan Özlü, Hikmet Çiçek, Mehmet Deniz Yıldırım, Mehmet Bora Perinçek müdafii Av. İbrahim Erdoğan, Sanık Veli Küçük müdafii Av. Zeynep Küçük, Sanıklar Ahmet Hurşit Tolon, Mehmet Haberal müdafii Av. Selen Karaçalı, Sanıklar Sedat Peker, Oğuz Bulut müdafii Av. Mehmet Doğurğa geldikleri görülmekle,

Huzurdaki yerlerine alındı.

Açık yargılamaya devam olundu.

Tanık yoklaması yapıldı.

Gizli Tanık 15’in gizli tanık odasında hazır olduğu görüldü.

Mahkeme Başkanı: “Hakim Hüsnü Bey gizli tanık odasında şu anda kim var? Hakim Hüsnü Bey gizli tanık odasında şu anda kim var? Sesimi duyuyor musunuz? Hakim Bey.”

Üye Hakim Hüsnü Çalmuk: “Sesim geliyor mu Başkanım?”

Mahkeme Başkanı: “Şu anda gizli tanık odasında kim var?”

Üye Hakim Hüsnü Çalmuk: “Başkanım gizli tanık odasında Hakim Hüsnü Çalmuk, zabıt katibi Mehmet Ali Altunkaynak ve Gizli Tanık 15 bulunmaktadır. Biraz önce tutanak yapılırken kendisi açık olarak kimliği ve sesiyle ifade vermek istediğini bildirmiştir. Biz şu anda duruşma salonuna çağırmanız için beklemekteyiz.”

Mahkeme Başkanı: “Evet, Gizli Tanık 15 duruşma salonunda açık kimliğinizle ifade mi vermek istiyorsunuz?”

Gizli Tanık 15: “Doğrudur Sayın Başkanım.”

Mahkeme Başkanı: “Evet.”



GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

Gizli Tanık 15’in biraz önce alınan beyanı dikkate alınarak açık tanık olarak duruşma salonunda dinlenmesine oybirliğiyle karar verildi.

Açık yargılamaya devam olundu.

Mahkeme Başkanı: “Buyurun.”

Gizli Tanık 15 gizli tanık odasından celp edilerek duruşma salonuna alındı.

Mahkeme Başkanı: “Evet buyurun. Biraz önce kimliğinizi almıştık ama tekrar almak istiyorum, açık tanık olarak.”



TANIK HÜSEYİN OĞUZ:Mehmet oğlu, Havva’dan olma, 15.09.1959 doğumlu, Edirne İpsala nüfusuna kayıtlı olduğunu, mesleğinin emekli jandarma astsubayı olduğunu, sosyal güvencesinin emekli sandığı olduğunu beyan eder.”

Mahkeme Başkanı: “Evet bu dosyada var olduğu iddia edilen Ergenekon Terör Örgütü üyesi olmak veya yöneticisi olmak iddiasıyla ve dosyadaki diğer iddialardan dolayı Sanıklar Veli Küçük, Muzaffer Tekin, Doğu Perinçek, Alparslan Arslan, Osman Yıldırım, Hasan Iğsız, Mehmet İlker Başbuğ gibi sanıklar ve dosyadaki diğer sanıklar yargılanmaktalar. Bu sanıklarla bir akrabalığınız, düşmanlığınız var mıdır?”

Tanık Hüseyin Oğuz: “Hayır efendim yok.”

Mahkeme Başkanı: “Dava konusu suçlara iştirakten ve bu suçlar nedeniyle suçluları kayırmaktan veya delilleri yok etmekten dolayı hakkınızda açılmış herhangi bir dava var mıdır veya soruşturma var mıdır?”

Tanık Hüseyin Oğuz: “Hayır efendim.”

Mahkeme Başkanı: “Size sorulacak sorulardan sizi ve yakınlarınızı ceza soruşturmasına veya kovuşturmasına uğratabilecek sorulara cevap vermekten çekinebilirsiniz. Maddi gerçeği bulabilmemiz açısından sizin doğruları söylemeniz gerekiyor. Ancak doğru söylememeniz halinde hakkınızda yalan tanıklıktan dolayı veya iftiradan dolayı soruşturma veya dava açılabilir.”

Tanık Hüseyin Oğuz: “Evet.”

Mahkeme Başkanı: “Birazdan doğru söyleyeceğiniz konusunda yemin edeceksiniz.”

Tanık Hüseyin Oğuz: “Evet efendim, yemin ediyorum.”

Mahkeme Başkanı: “Buyurun, söylediğim yemin metnini aynen tekrar edin. Bildiğimi dosdoğru söyleyeceğime.”

Tanık Hüseyin Oğuz: “Bildiğimi dosdoğru söyleyeceğime.”

Mahkeme Başkanı: “Namusum ve vicdanım üzerine.”

Tanık Hüseyin Oğuz: “Namusum ve vicdanım üzerine.”

Mahkeme Başkanı: “Yemin ederim.”

Tanık Hüseyin Oğuz: “Yemin ederim.”

Mahkeme Başkanı: “Tanık ifadesi uzun sürüyor, isterseniz oturarak da ifade verebilir. Oturun, mikrofon uzatalım. Evet, biraz önce ismini verdiğim kişiler, sanıklar bu dosyada işte iddianamedeki suçlardan dolayı isnat edilen suçlardan dolayı yargılanmaktalar. İddialarla ilgili dosyamız sanıklarıyla ilgili ne biliyorsunuz anlatır mısınız?”

Tanık Hüseyin Oğuz: “Şimdi Sayın Başkanım, değerli konuklar kamu adına ben konuşuyorum 18 Şubat 1997 Susurluk’ta Türkiye’nin karanlık yapılarını aydınlatmak için ifade vermiştim. O yıllardan beri sürekli olarak aydınlığın, karanlıkların aydınlatılması Türkiye üzerinde oynanan oyunların açığa çıkması için ifade vermediğim Savcılık kalmadı. Bunun da ağır bedellerini ödedim, burada da kimseyi suçlamak için gelmiş değilim, bildiklerimi yemin ettiğim gibi ifade vereceğim. Ben 20 yıl jandarma astsubaylığı yaptım, 11 yıl Doğu, Güneydoğu’da kaldım. Kucağımda çok arkadaşım şehit oldu, bunların hiçbirine hainlik yapmadım ve şehit olan Eşref Bitlis ve ekibinden en son 2 tane komutanımın mezarını açtırmış bir jandarma astsubayıyım. Bunlardan Rıdban Özden, Tomris Özden PKK’lı olarak 24 saat nezarette kaldı, bizzat kendisiyle görüştüm. Kazım Çillioğlu’nun oğlu Gökhan Çillioğlu ile görüşüp basında çıktıktan sonra mezarı fethi kabir yapılarak açıldı. Kendiside bende dahil olmak üzere dinlendik, Düzce İl Jandarma Komutanlığı tarafından yasadışı dinleme ile tutuklandılar ve cezaevindeler. Ben böyle bir süreçten geliyorum, bu tür bir arkadaşlarımın bu tür karanlık yapıların aydınlatılması için burada varım. Sizler de eğer burada bu karanlık yapıların aydınlatılması için konuşacaksanız sizin sorularınıza da Sayın Başkanımın izniyle de konukların sorularına da cevap vermeye hazırım. Eşref Bitlis ve ekibinin Uğur Mumcu’ların nasıl katledildiğinin çözümü için buradayım ben.”

Mahkeme Başkanı: “Evet.”

Tanık Hüseyin Oğuz: “Teşekkür ederim Sayın Başkanım.”

Mahkeme Başkanı: “Hüseyin Bey sizden sadece maddi gerçekleri anlatmanızı istiyoruz, ne biliyorsanız onu anlatın. Duruşma salonundakilere de bir uyarı yapmak istiyorum. Tanığın beyanının alınması sırasında hiçbir şekilde kesintiye uğramayacak, müdahale edilmeyecek, uğradığı takdirde gerekli tedbirleri alırız.”

Tanık Hüseyin Oğuz: “Efendim ben 90’lı yılların karanlık yıllar olduğunu, kamuoyunda her defasında paylaşmıştım. Türkiye’de oynanan oyunlar biz bitti ben Terörle Mücadelede 16 yıl çalıştım. Bitti bitecek derken Doğu Güneydoğu’daki başlayan o faili meçhuller bizim ekibimizden olan yani namuslu, şerefli Türk Silahlı Kuvvetleri personelinin nasıl o terörün bitmesi için mücadele verirken hangi güçler tarafından yok olduğunun belki buradaki bu Mahkemede ortaya çıkar diye umut ediyorum. Ama ben sadece 2 tane albayımızın perde arkasını çözdüm, 92 yıllarında herkesin kamuoyunda yok saydığı, benim de var saydığım JİTEM’in içerisine sızmış o Eruh ve Şemdinli baskınlarında katılmış PKK itirafçılarının bizi ne kadar zor durumda bıraktığını ben tanık olarak ifade etmeye çalışıyorum. 92 yılından sonra alınan o JİTEM’de o gizli kararlarla, o JİTEM’in bünyesinde bulunan siyanürler, C4’ler nasıl uygulama alanı bulduğunu ve uzun müddet Jandarma Genel Komutanlığı Adli Müşavirliğine, Ankara Adliyesine, Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığına, Malatya Cumhuriyet Savcılığına bu faili meçhul, bu karanlık yapıların aydınlatılması için ifadeler verdim. Zaman zaman da meclis insan hakları alt komisyonuna beyanatta bulundum. Buradaki salonda zanlı sıfatıyla Mahkemenin huzurunda olanlarla ilgili hiçbir ithamda bulunmadım. Kendileri de ben onları suçlar mısın diye burada kesinlikle değerlendirmesinler ama Veli Küçük hiç karşılaşmak istemediğim bir zat. Ben jandarma astsubayıyım, kendisiyle 1995 yılında konuştuğum telefonu hatırlatmak isterim, kaçan 2 tane firari, Doğan Erbaş ve Mehmet Ateş o zaman bana telefonda senin bölgende. Ben Malatya il jandarmada görevliydim, onları bulup yakalamak mecburiyetindesin emrivaki deyip yanımdaki astsubayı soruyorum ona, Erdoğan Emelce nerede? Onu cevap istiyorum ve ondan sonra ne oldu? Ondan sonra Doğan Erbaş Malatya polis bölgesinde Battalgazi’de bir vatandaşı yüzbaşı kıyafetiyle öldürdü. Niçin bunu anlatıyorum, işte bunların ortaya çıkmasını istiyorum, bunlar aydınlansın istiyorum. Ve bunun akabinde yine Veli Küçük’e sormak istiyorum, acaba o katil canlısı Yeşil’i tanıyor mu tanımıyor mu? Jandarma Genel Komutanlığı bünyesinde kod adı neydi, Ahmet Demir miydi? Onu çok iyi biliyor, o bizim teşkilatımıza o PKK itirafçılarını, Eruh ve Şemdinli baskınına katılan o PKK itirafçılarını nasıl sahte kimlikle bizim bünyemize soktular ve o kutsal kurumu nasıl bertaraf etmeye çalıştılar ve bizi nasıl kirlettiler onu izah etmesini çalışıyorum.”

Mahkeme Başkanı: “Buyurun, bildiklerinizi anlatın.”

Tanık Hüseyin Oğuz: “Evet, evet efendim ben öyle bir sürecin aydınlanmasını istiyorum. Yani burada sizler de bu ülkenin insanısınız muhakeme heyeti, salondakiler de bu ülkenin insanı, burada hiçbir zaman için olumsuz, kargaşaya veya ufak bir tatsızlık ortamı doğmasına gerek yok. Ben yaşadım, ben böbreğimi kaybettim, bacağımı kaybettim, gözünü kaybetmiş bir insan olarak konuşuyorum. Sadece silahla yaralanmam önemli değil, 11 yıl Doğu, Güneydoğu’da kaldım. 16 yıl terörle mücadelede çalıştım ama şehit tabutuyla eroin götürmedim, götürenleri de yakaladım. Veya o soruşturmadan sonra da başıma gelmedik kalmadı, Genelkurmay Başkanına çekilen mesajda ben soruşturmadan alındım. Netice itibariyle 8. Kolordu Komutanlığında tutuklanarak infaz edilecektim, yine sizler gibi mahkemeniz sayesinde kurtuldum. Böyle bir süreçten geliyorum, ben şu anda anlatacaklarım, anlatabileceklerim bu kadar ilerleyen süreçte yine devam etmek istiyorum. Bir su içeyim izin verirseniz.”

Mahkeme Başkanı: “Buyurun.”



Tanık Hüseyin Oğuz: “Şimdi 3 Mart 95 tarihini hatırlayalım, tarih ve saat olarak konuşuyorum ben, yıllarca hep öyle konuştum. Çünkü jandarma astsubay okulundan mezun olduğum zaman öğretmenlerimiz bize onu öğretmişlerdi. Yer, saat, tarih, kim, ne zaman, nerede, ne şekilde icraat yaptıysa tutanaklara öyle geçeceksiniz demişlerdi. 3 Mart 95 tarihinde MİT ajanı Tarık Ümit kaçırılmıştı. Belleklerinizi herkes zorlarsa hatırlar, 5 Mart 95 tarihinde öldürüldü, nerede öldürüldü? Ben bunu basında çok söyledim, dosyası benim elime geldi, inceledim, sahte ve gerçek dosyası da elime geldi. Arkadaşım göndermişti, Muğla İl Jandarma Komutanlığında Sayın Başkanım, Tuncay diye bir arkadaşım. O arkadaşım daha sonra bu derin yapı tarafından yok oldu, yani öldü veya öldürüldü. 2004 yılından beri, 2004 yılında ben kendisine bir arkadaşımla ulaşmak için haber göndermiştim, gitmişti Elazığlı kendisi, kendisinin öldüğünü söyledi bana. Oysaki o dosya sürüncemede kaldı, o Tarık Ümit kaçırıldığında Ahmet astsubay soruşturmayı yapmıştı. Bir yere kadar gelmişti, ondan sonra Veli Küçük’e kadar geldiğinde olay bitmişti ve Tarık Ümit o olaydan sonra başka yerlere, yani Mahmut Yıldırım ve Yeşil’e teslim edildi. Yeşil’de Muğla Marmaris’te tek kurşunla infaz edip onu orada bitirmişti. Bunu ben bizzat o soruşturmayı yapan arkadaşımla görüşmüştüm. 95 yılındaki il jandarma komutanına sorsunlar bu olayı, sorulmasını istiyorum hatta bunun için İzmir Emniyet Müdürlüğünde ben ifade verdim. Olaya baya gitmişlerdi ama nereden perdelendiyse bilemiyorum, o şekilde kalmıştı. Hatta cevap verebilir Sayın Veli Küçük, Tarık Ümit’in kızı ve amcası Cemalettin Ümit 24 saat niçin gözaltında kaldı. Ben kendisiyle konuştum, 2011 tarihinde kendisiyle İstanbul’da konuştum, Cemalettin Ümit’le. Kendi ben bir televizyon kanalına geldiğimde oğlum bir şey sorabilir miyim dediği zaman, buyur dedim Cemalettin amca, sen dedi söylüyorsun dedi böyle böyle. Doğru dedim Cemalettin Amca ben o dosyayı dedim TRT’de çalışan gazeteci Özlem Öztürk’e verdim dedim. Evet, doğrudur, gazeteci Özlem Öztürk’e verdim, oda şu anda çalışıyor. Arkadaşlar ben Sayın Başkanım ben söylediklerimi belgelere dayanarak ama çeteler ağır bastığı için o belgeleri bu gelen belgeyi ben hayvancılık yaptığımda damda sakladım. Yani öyle zor bir süreçten geçtim, köpeklerimi öldürmüşlerdi olsun, ama yılmadım, atımı kestiler olsun, yine yılmadım, hayvanlarımı çalmaya kalktılar olsun hiç önemli değil. Ölmüş anamın affedersiniz donuna kadar Veli Küçük ve ekibi benim köyüme gitti, araştırma yaptı. Yalan desin, şikayetçi de değilim olsun, ben şu anda burada tarihin karanlık sayfalarına ismimin geçmesini istemiyorum. Doğruları söylemek için geldim buraya, çünkü benim kucağımda çok arkadaşım şehit oldu. Ve bir şehit üsteğmenin Cemşer’in hanımı benim boğazıma yapıştığı zaman Hüseyin Bey sen buradasın, benim kocam nerede dedi, ben ona nasıl cevap vereceğim. Size de soruyorum arkamdakilere de soruyorum, böyle bir süreçten geçtik. Niye burada perdelemeye çalışıyoruz, niçin kendimizi aklamaya çalışıyoruz. Kimin ne yanlışı varsa Lice yakıldığı yıllarda oradaki tugay komutanı kimdi? Çıksın desin ki ben orada tugay komutanıydım, Bahtiyar Aydın katledildi, 39 kişi de gizli güçler tarafından yok oldu, öldürüldü, var mı öyle bir şey, çıkıp konuşabiliyor mu? Ben konuşuyorum ama. Ben çünkü hep yıllarca bu ülke üzerinde oynanan oyunlara karşı durmaya çalıştım. Kurs gördüm, il jandarma kısım komutanlığında kısım amirliği yaptım. Sıradan jandarma astsubaylığı yaptım, astsubaylar alınmasınlar, kurs gördüm, kısım amirliği yaptım, uzun müddet terörle mücadelede çalıştım. Ama elime silah alıp insanları öldürmedim, onlara pislik de yedirmedim. Bu nedenle rahat konuşuyorum, her zaman da Doğu, Güneydoğu’ya gidiyorum, görüşüyorum, oradaki dağların açılmasına da katkı sağlıyorum. Mahkemelere de tanıkları götürüyorum, bunun aksini de birisi söylemek isterse ne yapmak istiyorsun, şunu yapmak istiyorum, o karanlık yılları aydınlatmadan biz burada hiçbir şeyi çözemeyiz diye değerlendiriyorum. Teşekkür ederim Sayın Başkanım.”

Mahkeme Başkanı: “Siz, siz yaşadığınız şeyleri anlatın.”

Tanık Hüseyin Oğuz: “Evet.”

Mahkeme Başkanı: “Tanık olduğunuz olayları anlatın, buyurun.”

Tanık Hüseyin Oğuz: “95 yılında yine bir faili meçhul olayı anlatayım Sayın Başkanım, herkes bu ülkede yaşıyor ama gerçekleri bilmesinde büyük yarar var diyorum. Diyarbakır parkından bir genç kız, Mersinli Fatma kaçırılıyor ve JİTEM’de aklınıza nasıl gelirse işkence görüyor, Malatya Kömürhan köprüsünün oraya atılıyor. Onun da soruşturmasını bizzat ben yaptım. 18 Şubat 97 saat 10:40’ta meclis Susurluk komisyonunda bunu ifade ettiğim zaman oradaki heyet nasıl öyle bir şey olabilir mi diyordu. Tabi olay çok vahimdi, çünkü makine kimya mermileri vardı. Beyaz bez vardı ve üstelik arkasında da şunu yazıyordu. Ajan ve provokatörün sonu budur, bu ne demektir biliyor musunuz? Yani bölgede bir terör olayı var, bunlar da Türk solunun bir militanı imajı yaratılmaya çalışmıştı. Hayır, ben o şekilde değerlendirmedim, MİT’ten, emniyetten ve bizim kendi ekibimiz buna el attık Sayın Başkanım, bunun Diyarbakır’da JİTEM tarafından olduğunu kanıtladık, ekip gitti onlar kendilerini zor kurtardılar. Şimdi herkes kahraman gösterdiği o Haluk Kırcı o tarihlerde JİTEM’de komutandı, bilmelerini istiyorum. Gözaltına alan kişi odur ve onun emrindeki PKK itirafçılarıdır. Haluk Kırcı, ısrarla söylüyorum, davalar açıldığı zaman intihar eden, burada içimizde generallerimiz de var, doğruları bilmelerini istiyorum. Davalar açıldığı zaman Anıttepe’de intihar eden bir albaydır. Ben Allah rahmet eylesin onu kötülemiyorum ama doğruları söylüyorum ben, onun zamanında gözaltına alındı. Ben de o Fatma’nın anne ve babasına nasıl hesap verdim biliyor musunuz Sayın Başkanım, Sayın Heyetim nasıl hesap verdim biliyor musunuz? Ne demişti adam, oğlum ben kızıma 250 liraya aldığım bu montun parasını daha vermedim demişti. Hala titriyordum farkındaysanız morgdan öyle teslim etmiştim. Onların aydınlatılmasını istiyorum, yani ben kendime bunları anlatırken kahraman olarak ilan edilmemi istemiyorum. Ben Türkiye Cumhuriyetinin sadece bir vatandaşıyım ama bu ülkede yanlış yapanların kahraman olarak gösterilmesini de istemiyorum.”

Mahkeme Başkanı: “O komutanın ismini söyler misiniz?”

Tanık Hüseyin Oğuz: “Haluk, Abdülkerim Kırcı.”

Mahkeme Başkanı: “Evet.”



Tanık Hüseyin Oğuz: “Sivaslı kendisi esas, Antalya’da zaten vurulmuştu, orada ihale yolsuzluğundan dolayı, onun arkadaşları da daha detayını söyleyebilirler. Ben o kadar biliyorum sadece. Ondan sonra herkes sokaklara çıkıyor, diyor ki ya Uğur Mumcu’yu İran gizli servisi, hayır efendim. Uğur Mumcu’yu İran gizli servisi katletmedi, Uğur Mumcu katledilmeden önce 92 tarihinde, bakın çok önemli basıyorum. Kitap bile yazdım koydum, ifade bile verdim, vermediğim Savcılık kalmadı. Herkes kucağındaki taşı döksün, kimse farklı yönlere çekmesin, siyasi atmosfer yaratmak veya siyasette kendilerine yer bulmak isteyenler varsa da bunun üzerinden siyaset yapmasınlar. Olayı anlatmaya dönüyorum. 92 yılında karar alındığında Amerikalı bir topal albayın Cem Ersever ile Aytekin Özen’e 13 kilo eroini verdiğini ve o 13 kilo eroinin de Ankara’ya siyah çantayla gittiğini söylüyorum. Niçin söylüyorum? Susurluk’ta da söylemiştim. Genel komutanlık adli müşavirliğinde Sayın Başkanım söylemiştim, rahmetli Eşref Bitlis’in uçağına konduğu zaman da er Tahir’i ben söylemiştim, hiç kimse söylememişti. Ama herkes o er Tahir’in ifade vermemesi için askeri kanatta nasıl bana baskı yaptılarsa, ona da baskı yaptılar. Olay bir buzlanmadan ibaret demişti Eşref Bitlis, dönüyorum Uğur Mumcu olayına, Uğur Mumcu olayı, niçin Uğur Mumcu katledildi? En son Kürt sorunu ile ilgili bir kitap yazmıştı, çünkü şiddetle bu sorunun çözülmeyeceğine inanan bir gazeteciydi. Eşref Bitlis’le ve ekibiyle bu şekildeydi, biz Faik Eşref Bitlis Doğu, Güneydoğu’daki faili meçhulleri araştırılsın istiyordu. Ama bizim çetemiz faili meçhullerine devam ediyordu. JİTEM içerisindeki o çete, ben JİTEM’i çete diyorum, bunun eğer ki alınan varsa hiç kusura bakmasın. Ben o teşkilattan halen ekmek yiyorum, 20 yılda jandarma teşkilatına çalıştım. 4 sene de okulda okudum, 25 yıl o teşkilatın içerisinde elbise giydim, halen de ekmeğini yiyorum. Bence tam bir çetedir, çünkü o kuruma leke vuran hainlerin sızdığı bir çetedir. Eruh ve Şemdinli baskınına katılan o hainleri o bünyemize koyan ve ondan sonra da bu güzel insanların nasıl katledildiğini, hiç kimse hiç böyle belleğini zorlayıp, hiç kimse demiyor ki ya bir Uğur Mumcu, peki Uğur Mumcu’yu 15 dakika önce eğer o albay kendisine haber verebilseydi. Durmuş Ali Kıvrak katledilir miydi? Edilmezdi tabi, bakın ne kadar güzel söylüyorum. Peki, Eşref Bitlis İsmet Sezgin’le 15 dakika değil de yarım saat sonra konuşsaydı acaba o uçağı o saatte mi düşerdi? Ya da hangar komutanı o kontrolü yapsaydı uçak düşer miydi? Hayır düşmezdi. Ama JİTEM’in farklı bir elemanı var, Aytekin Özen istihkamcı bir subay, o istihkam taburunda, istihkam, jandarmanın istihkam bölümünde istihdam edilmişti. Peki, ne işi vardı onun JİTEM’de? Hiçbir işi yok, yani jandarma sınıfından bir subay değil, istihkamcı bir subay olmasına rağmen. Niçin anlatıyorum? Bakın az önce demiştim ki Diyarbakır’da 13 kilo eroinden bahsetmiştim. Evet, maalesef ilk olarak Diyarbakır’da bu JİTEM C4 uygulamıştı. Kimin? Mustafa Özer, Avukat Mustafa Özer’in arabasında uygulamıştı ve bizzat o C4’ü getiren Amerikalı da, Aytekin Özen’de, Aygan’da vardı. Var olanları söylüyorum, diyeceksiniz ki sen nereden biliyorsun, orada bir durun ben istihbaratta çalıştım, araştırdım, kitap yazdım. Gittim görüştüm, halen görüşüyorum, bakın halen görüşüyorum diyorum. Ben 27 Mayıs–06 Haziran tarihleri arasında Diyarbakır’daydım. Bizzat JİTEM’in kaçırdığı kişilerle görüştüm arkadaşlar, ne kadar güzel söylüyorum. Sayın Başkanım özür dilerim arkadaşlar sözcüğünü kullandım diye, salona hitap edermiş gibi düşündüğüm için çok özür diliyorum.”

Mahkeme Başkanı: “Evet dikkat edin o konulara, buyurun.”

Tanık Hüseyin Oğuz: “Çok özür diliyorum, ben olayların devamında nasıl bu sürece geldiğini ifade etmeye çalışıyorum. Herkese saygı duyuyorum, kimse benim bu söylemlerimden birilerine şer atıyorum diye değerlendirmesin. Bende sizlerden bir parçanızım. Ama belki siz farklı kulvarda bir şeyler düşündünüz, onu Mahkememiz takdir edecektir. Ben şunu istiyorum, karanlıkta kalan bu ülkemizin güzel insanları, sizler de bu ülkenin insanları, Sayın Heyetimiz de bu ülkenin insanları, bizler de bu ülkenin insanlarıyız. Lütfen izliyorum, basında izliyorum, kavgalı gürültülü sanki karşımızdaki heyet bizim düşmanımızdır. Biz bu ülkenin insanlarıyız, biz burada, burada çözeceğiz.”

Mahkeme Başkanı: “Evet Hüseyin Bey.”

Tanık Hüseyin Oğuz: “Teşekkür ederim efendim.”

Mahkeme Başkanı: “Siz bazı isimlerden bahsediyorsunuz.”

Tanık Hüseyin Oğuz: “Evet.”

Mahkeme Başkanı: “Aytekin Özen’den bahsettiniz.”

Tanık Hüseyin Oğuz: “Evet Aytekin Özen’den.”

Mahkeme Başkanı: “Nerede tanıştınız, nasıl tanıştınız?”

Tanık Hüseyin Oğuz: “Aytekin Özen’i 15 Ağustos 1977 Foça Komando okulunda tarih öğretmenimdi, üsteğmendi.”

Mahkeme Başkanı: “Evet sonra nerelerde görüştünüz, hangi görevlerde yer aldı?”

Tanık Hüseyin Oğuz: “Kendisiyle ondan sonra görüşme şansım olmadı, ancak ben JİTEM’de görev yapmadım, kendi istihbarat kursu gördüğüm için JİTEM’in bize ne kadar terörle mücadelede yara vurduğunu bilen bir insan olarak Malatya’da çalışırken alay komutanımız da vardı. Bu Yeşil’in Doğu ve Güneydoğu’daki faili meçhulleri, JİTEM’in faili meçhullerinden tedirgin oluyordu. Çünkü biz bölge halkını kazanmakla mücadele ediyorduk, o yıllarda ben 93-96’da Malatya’daydım. Bir tane faili meçhul olay yoktur orada, çünkü ben orada görev yapıyordum, izin vermiyordum. O yıllarda Aytekin Özen Ankara’da olması gerekirdi, çünkü 92’de, 93, 92’den sonra Ankara’ya gittiğini bilirim. Ondan sonrasını kronolojik olarak bilemiyorum.”

Mahkeme Başkanı: “Evet JİTEM’den bahsettiniz, ne biliyorsunuz JİTEM hakkında?”

Tanık Hüseyin Oğuz: “Şimdi JİTEM önceki kuruluş amacıyla terörle mücadele adı altında kuruldu ama o jandarma genel komutanının izniyle kurulmuş ve İçişleri Bakanından onay alınmış. Jandarma teşkilatının bir bünyesi, hatta ilk kurulduğunda herkes diyordu ki terör hakkında bilgi edinilecek, zaten o yıllarda, kurulduğu yıllarda 88’di hatırladığım kadarıyla, kurulduğu yıllarda terör hakkında kimsenin bilgisi yoktu. O amaçla kurulduğu zaman herkes diyordu ki ya ne kadar güzel, ama daha sonra bu PKK itirafçılarını bünyesine ve korucuları da bünyesine çekince bir çete oldu bunlar.”

Mahkeme Başkanı: “Evet.”

Tanık Hüseyin Oğuz: “Yani infaz çetesi oldu, torostan araba insan kaçırdılar, eroin kaçırdılar, uyuşturucu kaçakçılığı yaptılar, silah kaçakçılığı, para karşılığında adam öldürdüler. Hiç kimse inkar edemez, ben bile öyle bir soruşturma yaptım, Yüksekova diye bir hain çete orada bir astsubayın eroinle yakalandı. Cezaevinde Ali Kartoğlu diye bir astsubay, İzmir Şirinyer’de cezaevinde, yani şimdi o da onun bağlantısıydı. Yani Yüksekova çetesiyle JİTEM’in bağlantısı, Yeşil’in orada altı olan Murat Demir ile Murat İpek Van bölgesinde kaçakçılık, NŞİ şahadetname, sahte hayvan kaçakçılığından Bingöl’e götürüyorlar. Çok farklı, çok uzun bir hikaye JİTEM’in yaptığı faili meçhuller, usulsüzlükler.”

Mahkeme Başkanı: “Evet, JİTEM kurulduğunda ilk etapta kimler görev aldı, isimlerini verebilir misiniz?”

Tanık Hüseyin Oğuz: “Bildiğim kadarıyla Veli Küçük var, Arif Doğan var, Aytekin Özen var, Ahmet Cem Ersever var, Nurettin Ata var, Savaş Gevenekçi sonradan girdi hatırladığım kadarıyla, çünkü yüzbaşımda benim hocamdı oradan biliyorum. Astsubaylardan Şaban Bayram var. Zaten böyle kilit isimlerle kurulmuştu Sayın Başkanım, daha sonra yanlar oldu yani bunlar önce kendileri bir ekip oluşturdular, kendi beyinlerine uyar yani ideolojik, aynı ideolojide olması lazım. Yani farklı bir ideolojide olan insanları JİTEM’e almıyorlardı. Beni almazlardı mesela, çünkü ben onların düşüncesinde değildim.”

Mahkeme Başkanı: “Siz o tarihlerde görevde mi, görevli miydiniz o orada?”

Tanık Hüseyin Oğuz: “Evet efendim görevdeydim ben o yıllarda.”

Mahkeme Başkanı: “Nerede görevdeydiniz?”

Tanık Hüseyin Oğuz: “Kars merkez jandarma asayiş komando takım komutanıydım. Daha sonra kursa gittim, Ankara Güvercinlik’te kursa gitmiştim.”

Mahkeme Başkanı: “JİTEM’in yöntemi nasıldı, yani istihbarat alma, sorgulama, operasyon gibi yetkileri var mıydı?”

Tanık Hüseyin Oğuz: “Yok JİTEM’in öyle, JİTEM’in sadece istihbarat yetkisi olur, gözaltı yetkisi yok, çünkü adli görevi yoktu JİTEM’in. Adli görevi olmayan bir zabıtanın gözaltına alma yetkisi zaten olmaz Sayın Başkanım siz de biliyorsunuz.”

Mahkeme Başkanı: “Şimdi JİTEM istihbaratı elde ediyordu, sonra ne yapıyordu?”

Tanık Hüseyin Oğuz: “Evet, istihbarat sözde elde ediyordu, ama üst jandarma genel komu… mesela istihbarat Diyarbakır grup komutanlığı elde ettiği istihbaratı prosedür olarak Genel Komutanlığa bildirmesi gerekirdi. Ama onlar kendi şeylerine göre sur içerisinde sorgu odası yapıyorlardı. Tabi orada ister PKK’lı olsun, ister olmasın onlara ters düşen, düşüncesine ters olan insan varsa ya da onların oradaki gözaltındaki işkencelerine tanık olan insan varsa onları bir türlü bertaraf ediyorlardı, yok ediyorlardı yani sistem buydu, oraya giren çıkmıyordu zaten. Ben 16 yaşında bir çocuğu oradan kurtardım ama onu gelin siz bana sorun, geçen gün yine gittim, ben oraya binaya gittiğim zaman böyle tüylerim diken diken olmuştu. Çünkü oraya giren kurtulmuyordu, ellerinden kurtulması mümkün değildi yani, böyle bir JİTEM’in yapısı vardı. Ben, biz bile korkuyorduk şimdi.”

Mahkeme Başkanı: “Kimler sorguya alınıyordu?”

Tanık Hüseyin Oğuz: “Nasıl efendim?”

Mahkeme Başkanı: “Kimler sorgulanıyordu?”

Tanık Hüseyin Oğuz: “Orada şimdi bir, bir zamanlar zenginleri kaçırdıklarını biliyorum, yani para karşılığında öldürdüklerini, bir zamanlarda sözde PKK’nın yardım yataklık sözde diyorum ama hiç araştırılmadan biri diyordu ki, ya bu PKK’lı ve mesela sizi söylemiş olsalar PKK itirafçıları sizi alıyor tabi JİTEM’in kadrolu personeli subayı, astsubayı almıyor. PKK itirafçılarını onlar elemanı olduğu için onlar alıyorlar illegal olarak zaten JİTEM binasına gittiğin zaman şansınız hiç yok Sayın Başkanım. Bende düşmüş olsaydım benimde şansım olmazdı çünkü bizim içimizde de o tür kardeşlerimiz maalesef mesela İsmail Akyüz gibi bir yüzbaşımız maalesef öyle katledildi, onların çıkması lazım. O da neden katledildi? Cem Ersever’le Şaban Bayram Antalya’dan hatırladığım kadarıyla 93, 92 yılında olması lazım ya 91, ya 92 tam hatırlamayabilirim Mehmet Kılıç’ı kaçırdıklarında KDP’ye 100 bin dolara verdiklerinde o da buna tanık oluyor, engel olmak isteyince zaten JİTEM’de engel olma şansın yok, engel olmaya kalkarsan infaz olursunuz, bu kadar basit.”

Mahkeme Başkanı: “Zenginleri kaçırdıklarını söylediniz isimlerini verebilir misiniz kimleri kaçırdılar?”

Tanık Hüseyin Oğuz: “Valla hatırlamıyorum notlarımda var burada notlarımda var da hangisini söyleyeyim Sayın Başkanım. Vedat Aydın’ı kaçırdılar mesela, Musa Anter’i kaçırdılar PKK ile JİTEM’in işbirliği bunlar yani karanlıkta kalan olaylar onlar için pek önemli değil ki, JİTEM için pek önemli değil yani zenginleri sırayla, bir tane olay değil 750, 800’e yakın Doğu, Güneydoğu’da faili meçhulü var. Şimdi 17 bin 500 diyorlar ama ben sadece JİTEM’vari yapılanmanın 750, 800 olduğunu biliyorum. Biliyorum diyorum çünkü o yıllarda çalışırken biz konferans istihbarat diyoruz, yani A ili, B ili, C ilindeki olan 24 saatlik istihbaratlar ertesi günü saat 09:00’da bir yerde toplanılır, harmanlanır bir şekilde bir alayda her alayın bilgisi olur, o olaylardan hatırlıyorum ben.”

Mahkeme Başkanı: “Evet. Şimdi sorgulamak için alıyorlar diyorsunuz, bunu resmi olarak mı alıyorlar?”

Tanık Hüseyin Oğuz: “Hayır efendim yasadışı, illegal bir şekilde alıyorlar. Resmi olarak alma yetkileri yok zaten çünkü o bölgede il jandarma, jandarma bölgesiyse il jandarmanın sorumluları alabilir kendilerinin yasal olarak bir yetkisi yok.”

Mahkeme Başkanı: “Peki JİTEM kimlerden oluşuyor yani sivil şahıslar var mı, hep asker şahıslar mıdır?”

Tanık Hüseyin Oğuz: “JİTEM’de önce bir başında bir subay olur, yardımcısı varsa astsubay olur ondan sonra o bunlar personelidir. Elemanda daha çok PKK itirafçıları olmuştu o bize yara vurdu zaten. Birde gerçekten bu ülkesini seven gönüllü insanlar vardır onlar ama o işin bu gerçek boyutunu bilmezler onlar yardımcı olmak için para karşılığında ifade verenler olur, o ifadeyi verdi mi istihbaratın bir ödeneği vardır oradan kendisinin verdiği haber kadar para verilir, bu şekilde bir çekirdek kadrosu var. Malzemeleri de çok farklı JİTEM’in şimdi bütün boğma teli var, siyanürü var, C4’ü var ondan sonra tabi var burada okuyacağım size şimdi izin verirseniz. Şimdi demin demiştim ben JİTEM aslında amacı doğrultusunda görev yapsaydık bu ülkede belki terör kalmazdı. Ama JİTEM bir çete yapılanması dediğim zaman bakın silahlarından bahsedeceğim uzun namlulu silahları var, el bombası var, tabanca var, telsiz, dinleme cihazları, suikastlarda kullanılmak üzere susturucu silahlar, gece görüş dürbünleri, kamera ve ses kayıt cihazları, özel mermiler bunlar suikastlarda kullanılan mermiler Sayın Başkanım. Siyanür zehri diyeceksiniz ki, ne yapacak e zehirleyecek, herhalde kendi arkadaşlarını değil, benim gibi karşı çıkan siz Sayın Üyelerimizden karşı çıkanları zehirleyecek, siyanür.”

Salonda söz almadan konuşanlar oldu, anlaşılmadı.

Tanık Hüseyin Oğuz: “Evet. Cevap vereceğim. Plastik patlayıcı C4’ten bahsediyorum Sayın Başkanım bunlar JİTEM’in silahları. Niçin bunları anlattım? Kimsenin kafasının karıştırmasını istemiyorum Sayın Başkanım. Faili meçhuller hep işlendi, herkes çözmeye çalıştı ama çözemedi, işte bu nedenle çözmeye çalışılıp çözülemedi çünkü bir siyanürle zehirlendiği zaman bunu tıpta biliyor hemencecik belli olmayan zehirlendiği, bir C4 biliyorsunuz çok ufak bir parçası burada duvara yerleştirdiğinizde ben komando kursu gördüğüm için fünyesiyle beraber havaya uçurur. Bunlar amaçları doğrultusunda kullanılmadı Sayın Başkanım eğer bu verilen malzemeler terörle mücadele amaçları doğrultusunda kullanılmış olsaydı birde bu kadar yetkilerle donatılmış bir JİTEM ve bu kadar maddi imkanlıkları imkanları olan bir JİTEM belki dağda bir tane PKK kalmazdı çünkü onların sınırsız bir harcama istihbaratı ödeneği vardı. Kimse onlara hesap soramıyordu, oysaki il jandarmalarda benim en son hatırladığımda ben 5 milyondu imza yetkim, ama onların daha farklıydı çünkü direkt İstihbarat Daire Başkanlığından ödenekleri geliyordu, sınırsız bir harcamaları vardı. İstediği şekilde o tüyü bitmemiş yetimin hakkı o istihbarat ödeneğini barda, pavyonda harcayabiliyorlardı diyeceksiniz tanık mısınız? E tanığım. Çünkü onlar o devletin arabalarıyla çok rahat bara pavyona gidiyorlardı istediği gibi gidiyordu, kimse sormuyordu ki, polis dahi onlara soramıyordu çünkü sivil görevli değişik plakalarla dolaşıyorlardı bende istihbaratta çalışıyordum ama ben il jandarmanın sorumlu kısım amirliği yaptım bizim de bir yetkimiz vardı biz bir il dışına çıkarken vali oluruyla çıkıyorduk. Yoksa kendi kafamıza çıkamıyorduk yani yasadışı gidip A ilinden bir insanı illegal yoldan alamıyorduk. Ama JİTEM öyle değildi, Diyarbakır JİTEM’i Urfa Viranşehir’den bir gariban kamyoncuyu alıp getirip Siverek köprüsünün altına öldürüp atabiliyordu. Aradaki fark bu.”

Mahkeme Başkanı: “JİTEM sorgulamaya aldığı kişileri nerede sorguluyordu?”

Tanık Hüseyin Oğuz: “JİTEM kendi ikamet ettiği yerde zaten o alınmadan önce hedef deriz biz Sayın Başkanım. Hedef tespit edilmiştir önce istihbarat keşfi yapılır, daha sonra o keşiften sonra keşfi yapanların haricinde kimler alırken kullanılacak, ne şekilde alınacak alındıktan sonra tabi direkt JİTEM kendi binasına ya da arazide bir köprü altında sorgulayıp infaz eder, sistem budur JİTEM’de.”

Mahkeme Başkanı: “Peki JİTEM’in kendi binası neredeydi, yani resmi kurumlar içerisinde miydi, dışında mıydı?”

Tanık Hüseyin Oğuz: “Benim bildiğim kadarıyla dışındaydı çünkü yasal bir kuruluştu ama yasadışı eylemler çok olduğu için sıkıntı yaratıyordu çünkü dikkat edin özür dilerim Sayın Başkanım şey polis bölgesinden alınan bir vatandaş öldürüldüğü zaman niçin jandarma bölgesine atılıyordu? Şundan, çünkü JİTEM’in bir eylemidir, eğer ki, polis bölgesine atılmış olsa polis bunu bulurdu, JİTEM’in yapmış olduğu zaten bu tür adam öldürmeleri kendi binasında dahi olsa örneğin yine ben 95 yılındaki o soruşturmayı arz etmek istiyorum. Diyarbakır JİTEM’inden alıp kaçırılıp taa ki, Elazığ Malatya arasındaki Kömürhan Köprüsünün Malatya girişinde bir kilometre sağında o Atatürk Barajının olan o gölün kenarında sıkılıp ve öldürülüp meydana gelen olay, çünkü birde o var olay yerine ya da suyun çok aktığı gürültü duyulmayan Sayın Başkanım infaz edilir. Çünkü o gürültüden su akıntısından zaten JİTEM’in sistemi odur, yol kenarında infaz yapacaksa su kenarında hızlı akan suyun olduğu yerde infaz eder ve orada suyun başında bırakır ya da bir köprünün altına atar.”

Mahkeme Başkanı: “JİTEM mensuplarının bir kimliği var mıydı?”

Tanık Hüseyin Oğuz: “Tabi ayrı onlar sahte kimlikte yapıyorlardı hiç kimse inkar etmesin.”

Mahkeme Başkanı: “Neler yapıyorlardı?”

Tanık Hüseyin Oğuz: “Şimdi Jandarma Teşkilat Görev Yönergesinin 44. maddesine göre sivil çalışanlara bende dahil mesela bir yere gideceğim zaman o tür bir sistem vardı valilik oluruyla sivil görev yapabilir bizlerde. Onlarda sürekli JİTEM kimliği vardı, hatta o PKK itirafçıları dahi kimlik değiştiriyor, birde işin şey tarafı Sayın Başkanım gerçek kimliğimle değil. Sahte yani kod adı kullanarak PKK terör örgütü bence ha JİTEM’deki eleman hiç değişmez insan gerçek kimliğiyle mücadele eder. Onların JİTEM’de çalışanların gerçek kimliğiyle görevli göremezsiniz, sahte kimlikleriyle karşınıza çıkar onun için adliyeye adli vakalarla mahkemelere intikal edildiği zaman JİTEM’deki elemanlar mahkemeler çok sıkıntı çeker gerçek kimliğini tespit etmede sıkıntı çeker.”

Mahkeme Başkanı: “Evet. Yorulduysanız ara verebiliriz.”

Tanık Hüseyin Oğuz: “Teşekkür ederim efendim sağ olun.”

Saatin 10:50 olduğu görüldü



Yüklə 0,75 Mb.

Dostları ilə paylaş:
  1   2   3   4   5   6   7




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2024
rəhbərliyinə müraciət

gir | qeydiyyatdan keç
    Ana səhifə


yükləyin