13. AĞIr ceza mahkemesi



Yüklə 0.74 Mb.
səhifə2/9
tarix30.12.2018
ölçüsü0.74 Mb.
1   2   3   4   5   6   7   8   9

Sanık Muzaffer Tekin:”Ve ben dedim ki Sayın Başkanım mahkemenizden talepte bulundum ben dedim 2003 yılından 2004 yılından beri dinlendim MİT’ten, emniyetten siz yazdınız sağ olun cevap geldi dinlemedik diye hayır aldatmaca yapıyorlar o zaman yine çıktı dinlendiğim fakat izliyorlar, gözlüyorlar dinliyorlar hiçbir şey bulamıyorlar ilk savunmamda ne demiştim? Av ve tuzak önce dedim bir hedef tespit ediyorlar av onurlu olacak şahsiyetli olacak hele asker olursa hiç onlar için çok şey seçilmiş böyle izlendim, dinlendim, gözlendim. Ondan sonra bir şey elde edemediler devreye tuzaklar işte kasetler onlar bunlar vesaire ve aynısını bugün Hanefi Avcı söylüyor sistemin içinden gelmiş bir adam. Benim illegal bir yapılanma içinde olacağımı bir cümleyle şuraya koyacak Türkiye Cumhuriyetinde bir vatandaş devlet dairelerinde hiçbir yerde koyamazsınız, çıkamazsınız. İşte dinlendim ama o dinleme kasetleri temiz olduğu için sizin önünüze Sayın Başkanım koymuyorlar. Paşayla görüşmüş diyorlar telefonda yok yüz yüze var. Ya onu da bul o zaman adamın yatak odasını dinliyorsun evinin içine girmişsin yok işte o dönem sadece bir haftada yapılan asimetrik psikolojik savaşın aleyhimdeki gazete kupürleri. Gazete kupürleri Ankara’da çıktığım mahkemedeki başkan bir cümle faktöringle ilgili dava şeyini daha nihayetlenmemiş önüne koydum takipsizlik kararımı verdi ilişkiyi kopardı ve o Yargıç bugün Yargıtay üyesi. Hak etti ama Yargıtay üyesi böyle gidiyor bu dava. Şimdi taleplerime geçiyorum kısaca. Ben Başkanım burada hakkımda yapılan bir iftiranın çökmesi için Ulusal birlik partisinin açılışına katıldığım söylendi yerini bile bilmediğimi arz ettim ve dedim ki buranın Sayın üyem buranın şeni getirilsin kaseti getirilsin dedim 8, 9 ay oldu gelmedi mi bu kaset efendim? Ulusal birlik partisine gitmişimdir Danıştay saldırısından önce Semih Tufan’la toplantı yapmışım yalan dedim iftira dedim gelmedi mi Başkanım:”

Mahkeme Başkanı :”Geldiğini hatırlamıyorum bir araştıralım:”

Sanık Muzaffer Tekin:”Başkanım benim lehime olanları geciktiriyorlar. Oradaki ekip yok böyle bir şey.”

Mahkeme Başkanı :”Talebini, talebini tekit ederiz:”

Sanık Muzaffer Tekin:”Bunu lütfen ikincisi Sayın Başkanım Merdan Yanardağ’ın Nurettin Veren ile 2006 yılında Kanaltürk’te yaptığı bir program var bu program şimdi Ulusal kanalda sıkça tekrarlanıyor artı bir yayın daha var bunun lütfen mahkemenize celp edilip sizler tarafından izlenmesini istiyorum. Şimdi diğer bir konu dün dikkat ederseniz Sayın Başkanım benim için yine bu salonda gerçekleşen bir iftira vardı Teoman Ekşioğlu’nu benim Alparslan’a şeye özür dilerim Osman Yıldırım’a göndererek işte selamımı götür ve dini içerikli konuşmalar yaptığım konusunda. Osman Yıldırım en son kalktı dedi ki ben Ahmet Doğan mı ne onu çağırdım yanında da geldi ve dolayısıyla benim göndermediğim konusunda ikna oldunuz mu? Ben yok dedim böyle bir şey söylemediğim konusunda ikna oldunuz mu Sayın Başkanım, doğruyu söylediğimi anladınız mı Sayın? Başkanım hep yüzüme poker masasında oturur gibi bakıyorsunuz bizde birde geliyor ara karar kuvvetli suç şüphesi.”

Mahkeme Başkanı :”Herhangi, herhangi bir görüş açıklama durumunda değiliz hepsini toplu halde değerlendireceğiz.”

Sanık Muzaffer Tekin:”Yok mu o zaman belgelerinize yansıtın yok başkanım yalan o da yalan:”

Mahkeme Başkanı :”Değerlendireceğiz değerlendiriyoruz buyurun.”

Sanık Muzaffer Tekin:”Şimdi geliyorum Başkanım diğer bir konu bunu tekrar tekrar söyleyeceğim ve lütfen sizde tetkik ediniz. Şimdi bu ben dedi Doğuş Faktorink’i Osman Yıldırım tanıyorum ediyorum şu bu. Ben diyor bu şahısları Doğuş Holdingçileri tanımıyorum holdingte değil faktöring böyle bir dilekçe vermiş 24 temmuz 2006. Ama mahkemede malzeme yaratmak için tanıyorum dedi bu mahkemede ifadelerin hepsini de çürüten şu belge arzu ederseniz onu da sizlere arz ederim. “

Mahkeme Başkanı :”Alalım”



Sanık Muzaffer Tekin:”Diğer yine önemli belge vereyim Başkanım ki bunu defalarca dile getirdim. Sayın savcılarımız diyor ki Muzaffer Tekin bomba verdi TRT maşallah o Yalanyolu’nu filan katladı. Dün yine jenerikte Osman Yıldırım’a Muzaffer Tekin’i Alparslan Arslan’ı eski tanıyor filan bir sürü yalanlara ilave hemen azmettirici Muzaffer Tekin ekrana getirdi. Burada o evde toplantı olmadığını geldi ev sahibi söyledi 7, 8 tane toplantıya katıldığı iddia edilen insanlarda olmadığını söyledi telefon baz istasyonları da bu toplantının olmadığını ortaya koydu ama en önemlisi 1 buçuk sene huzurda şimdi bakıyorum Sayın savcı diyor ki şu ifadenle bu ifaden de çelişki var. Buradaki huzurdaki tanığa diyor. Ama sanığa şunu sormadı Başkanım sanık ifade vermiş diyor ki ben Muzaffer Tekin’i Saygıdeğer Değerli heyet ben Muzaffer Tekin’i tanımıyorum diyor el yazısıyla bunu gördünüz değil mi Başkanım? Peki şu belgeyi açıklıkla soruyorum ve büyük bir dürüstlükle vermiyorsunuz ihsası rey diyorsunuz şu belgeyi görseydiniz siz bu davayı birleştirir miydiniz Sayın üye birleştirir miydiniz, niye sormadın sayın savcım çelişki var tanımıyorum diye el yazınla yazmışsın burada verdi etti diyorsun diye sormadın? Çünkü o zaman dava birleştirilemeyecek. O zaman dava göçecek. Ne diyor Hanefi Avcı, bir diyor terör örgütüne sokmak için silahlı bir olay tek bir silahlı olayda var Alparslan Arslan’ın olayı tek hadise o bu. Diğer bir konu tekrar tekrar iddianamede böyle 10 defa 100 defa kafamıza sokmuşlar topluma asimetrik psikolojik savaş 3 senedir dinledik Başkanım bomba kardeşliği Ümraniye’de çıkan el bombaları Cumhuriyete atılanlarla aynı. Bomba bilgi merkezinin raporu işte bütün salonda görsün. 11. sırada Ümraniye’de ele geçenler 169-5-85 Cumhuriyet’e atılanlar kafile numarası 173-9-85 savcım aynı mı bu rakamlar, aynı mı Başkanım bu rakamlar? Burada yazmış polis 13 olayda diyor Ümraniye’deki bombalar Cumhuriyet dahil kullanıldı gel polis beni kandırıyorsun devletin polisi dürüst olur niye demedin? Buyurun Başkanım, buyurun, buyurun kandırıyor böyle geldi bu mahkemeye dava buraya. Gelelim yine benim için çok önemli bir konu ben bu davada hukuken Sayın Başkanım üyelerim dinliyor musunuz beni? Hukuken kimse beni yargılayamaz itibar infazına girdiler. Nasıl girdiler itibar infazına? Şimdi bakınız bugün ama mütevazı olmayacağım tevazuu göstermeyeceğim. Eklerden çıktı takdirnamesi bile sahte. Takdirnamesi sahte çıktı lider kendine sahte takdirname yapmış. Sayın savcım aradım buldum Mehmet Ali Pekgüzel Genelkurmay’a Murat Özkan diye birisinden hiç tanımadığı büroma gelmemiş bir adamdan ondan aldığı çıktığı aslını değil göndermiş bunu gönderme sebebi ne siz sorar mısınız Başkanım? Göndermiş oradan sahte demişler sahte ise niye benim için işlem yapılmadı? Niçin göndermiş, niçin dosyaya koymuş Başkanım? Peki, böyle olunca bıraktım mı ben bunun peşini? 9 Şubat 2009 size dilekçe verdim, söz konusu takdirnamenin alay komutanlığı döneminde hazırlanıp hazırlanmadığının emekli Tuğgeneral Mahir Kök’e sorulması. Şahsıma bizzat kendisi tarafından verilip verilmediğinin sorulması. Takdirnamedeki imzanın Tuğgenerale ait olup olmadığı krımınal incelenmesi bir işlem yaptınız mı Sayın Başkanım? Çünkü orada duracak ömür boyu sahtekar olacak Muzaffer Tekin. Ama ben şuna alıştım Türkiye Cumhuriyetinde ilk defa bir davaya birden fazla mahkemenin baktığına şahit olduğum için başka yollara gittim. Ne yaptım? Öncelikle bir Genelkurmay Başkanına kişiye özel mektup yazdım. Şey yapılmadı o takdirnamenin aslı da burada o da ne adam seneler sonda beni şey onure etmek için işte demiş vatan aşığı, vatan aşığı dediğinden rahatsız olmuş bu savcı şimdi ödül yönetmeliğine göre kıtalarda bir takdirname formu vardır ama birlik inisiyatifinde de vardır bunu benden de istemiyor. Orada çıktı eğri büğrü yine durmadım ne yaptım biliyor musunuz Sayın heyet? Silivri Cumhuriyet savcılığına suç duyurusunda bulundum. Bu dedi önemli bir evrak değil resmi bir evrak değil Silivri’den takipsizlik kararı geldi tekrar bu sefer daha şey gerekçelerle o da burada kalktım nöbetçi ağır cezaya gittim sırf onurumu elde etmek için sahtecilik en son maddeye ne yazdım biliyor musunuz söylediklerimin hilafına en ufak bir şey tespit ederseniz benim hakkımda sahtecilikten işlem yapın. Peki çok az kaldı şunu arz ediyorum bugüne kadar hiç gündeme getirmedim. TC silahlı kuvvetler Kıbrıs hareketi madalya beratı. Beraat no 436 savcım not alın sahte olabilir. Madalya no 436 kıtası komando tugayı 2. komando taburu 3. bölük 2. takım komutanı. Rütbesi piyade Teğmen Muzaffer Tekin. Kıbrıs’ta barış ve düzeni sağlamak maksadıyla Türk Silahlı Kuvvetlerince başlatılan barış harekatında başarılı bir şekilde sonuçlandırılmasında göstermiş olduğunuz kahramanlık ve üstün hizmetlerinin büyük katkısı olmuştur bundan dolayı sizi Türk Silahlı Kuvvetleri Kıbrıs üstün cesaret ve feragat madalyası altın ile taltif ediyorum, Nurettin Ersin. Şunu hasbelkader almış bir subay şöyle bir sahtecilik işine tevessül eder mi? Bu da varmış o belgelerin içinde Murat Özkan bunu niye tetkik etmiyor. Ama neden işte hep itibar infazı. Şunu istiyorum Başkanım o dilekçelerim gereğinin yapılmasını bunlardan da birer suret size arz edeceğim. Son kısa talebim, şimdi dün Teoman Ekşioğlu’nun yanında konuşmayı özellikle arzu ettim, fakat siz zaman kifayet etmez deyince de ikinci sefer üstelemedim. Şimdi Başkanım ben diyorum ki Alparslan Arslan’la ya Teoman Ekşi ya Adnan Güleç vasıtasıyla tanıştım hemen yanımdaki biri hayatın olağan akışına uygun olan da bu. Çünkü başka onu benimle tanıştıracak kimse yok. O dönem ve 2004 yılları diyorum Teoman Ekşioğlu diyor ki Alparslan Arslan daha eski dedi. Şimdi Alparslan Arslan kimin tanıştırdığını hatırlamıyorum dedi önce ilk verdiği ifadede. Olabilir doğum günü değil evlenme yıl dönümü değil eşinizin aşağı yukarı ama Adnan Güleç benim büromun yanına 2003 yılları sonunda taşındı. Dolayısıyla Adnan Güleç ile tanışmam o dönem ve Alparslan Arslan’la da bakınız telefon kayıtlarında var vaktinizi tekrar almayacağım 3. aydan itibaren 2004’ün 3. ayından itibaren tanıştığım ortada. Ha gelelim şimdi sıklıkla bu şeyin Doğuş Faktörinkin Muzaffer Tekin patronu son kez anlatıyorum ve yine aynı samimiyetle birebir Motamot anlatıyorum. Başkanım benim parayla pulla işim yok onları da aşmışım o şeyleri de sevmiyorum ticareti benim makamım işyerime bir silah arkadaşım bir erim geldiği zaman o gün en büyük hasılayı ettim diyorum böyle bir yaşantım var. 2001 sonunda 2002 Ahmet Çekenkıran şirket zor durumda iflas herkes kaçmış parasını almış çekmiş gidiyor biri Uğur Yılmaz biri Rıza Yılmaz bunlar Ertuğrul Yılmaz’ın amca oğulları paralarını almışlar ben diyor piyasadan para aldım üzerine puan koyuyorum çok zor durumdayım. Yüzsek okul diploması lazım bana al kardeşim ama bana problem getirme batmış şirkete batmış şirkete ancak Muzaffer Tekin girer bir kendisi bir kızı bir CHP Kadıköy üyesi var Kadir diye bir de çaycıyı sokmuşlar aradan zaman geçti işim düzelince çıkaracağım halledeceğim bir müddet o Mehmet elinde bir kağıtla geldi 150 milyar borç kağıdı geldi ihbar ya bana gelmedi ama ben gittim Kadıköy ticaret sicilden normal hissedar gözüküyorum ya kardeşim notere de gitmedim ben. Notere de gitmedim devir teslimde yapmadım. Bütün bunların sahte belgelerle yapıldığını 2004’te dava açtım ve Ankara’ya şey yaptım mahkemenize de sundum isterseniz yine arz edeyim buyurun başkanım. Benim o şirkette yönetim kurulu üyesi hiçbir dönem olmadığıma dair imzaların sahte olduğunu da dairde şey geldi mahkeme kararı geldi hala doğuş faktoring ne olacak Türkiye’de şirket sahibi olmak suç mu Başkanım? Param olur ticareti severim bin tane şirkete sahip olurum Başbakan Başbakanlıkta diyor geçinemiyorum ticaret yaparım ama öyle bir istemim arzum yok ha dönem Ertuğrul öldürüldükten sonra Ayhan’a bir dönem ki o ailede en uzak olduğum insan olmasına rağmen hep kontrol ettim ve olayı çıkarmak için. Zaten Alparslan’ın benimle tanıştığı dönemde Ayhan Parlak denen adam 1 buçuk senedir hapiste. Olay bu vaktinizi aldım sabırla dinlediniz sağ olun.

Sanık Oktay Yıldırım söz istedi verildi:” Dinliyorlar mı Sayın üyelerim beni? Bir Türk atasözü var.”

Mahkeme Başkanı :”Efendim buyurun, buyurun devam edin.”

Sanık Oktay Yıldırım:”Beni dinliyorlar mı diye bakıyorum:”



Mahkeme Başkanı :”Dinliyorlar efendim buyurun.”

Sanık Oktay Yıldırım:”Bir Türk atasözü vardır Sayın Başkanım. Türk atasözü şöyle der der ki Türk atasözü töre konuştu mu han susar. Töre yasa demektir kanun demektir yani yasa konuştuğu zaman han susar. Bu Türkün Türk milletinin hukuk ve demokrasi anlayışıdır. Han kanunun sesini kısmaya veya kanunun arkasından dolaşmaya çalışmaz bütün millet fertleri gibi susar ve o kanuna uyar. Türk milletinin sadece bu özelliğinden dolayı bile bugün meydanlarda soy sop lafazanlığı yapanların Türk milletiyle bir ilişkisi olup olmadığı anlaşılabilir. Sadece bu özellikten dolayı bile, bugün kanun konuşunca saygı göstererek susmak erdemi kaybolmuştur onun yerine kanunu yöneticinin sesine uydurma ve kanunun arkasından dolanma mahareti itibar görür hale gelmiştir. Fakat emin olunuz bu itibar geçici ve sahtedir. Şimdi sizlere soruyorum bu mahkemede kanunlar kaç kez ihlal edilmiştir. Yasalar kaç kez boşluklarından dolayı arkalarından dolanılarak ifal edilmiş ve buna göz yumulmuştur? Siyasi amaçlar güden veya banka hortumlamaya ihale ile yolsuzluk yapmaya çalışanlar kanunlardaki minik boşlukları kullanır arkasından dolanmaya veya doğrudan ihlal etmeye çalışırsa şaşırılmaz. Ama bunu kanunu uygulamakla görevli hakimler ve savcılar yaparsa tuz kokmuştur bir asker elindeki silahla banka soyarsa, suçsuz bir adamı öldürürse o artık asker değildir asker olmaktan çıkmıştır. Aynı şey yargıçlar ve savcılar içinde geçerlidir hakimler ve savcılar yasaları doğru uygulamak onları belli projelere ve belli siyasi amaçlara alet etmemek zorundadır eğer böyle yapıyorlarsa onlarda artık hakim ve savcı olmaktan çıkmışlardır. Mahkemeler adaletsizliğin ve kanunsuzluğun tahtına dönüşmemelidir. Eğer öyle olursa orası da mahkeme olmaktan çıkar. 2 yıla yakın bir zamandır şurada konuştuğumuz platform artık hele dünden sonra belli suçlamaların yapıldığı belli kanıtların tartışıldığı bir platform olmaktan ne yazık ki çıkmıştır. Burası gizli tanık 9’a öğretilen ve ona seslendirtilen iddiaların iman ölçüsünde kabul edilerek altını çiziyorum iman ölçüsünde kabul edilerek ispatlanmaya çalışıldığı bir yerdir. Bu mahkemede yapılmaya çalışılan şey gizli tanık 9’un iddialarını ispatlamaya çalışmaktır. Daha dün daha dün burada şeyh Salih Kurter’in düştüğü çok önemli bir çelişkiyi sorabilmek için söz istedim. Bana söz vermediniz sorularımın bir kısmını sordurtmadınız ve gerçekten çok önemli bir çelişkiydi bir tek tekrar sorusu da yoktu çıktığı zaman göreceksiniz arkasından bizzat Mahkeme Başkanı olarak siz aynı soruyu defalarca sordunuz. Sadece bakınız Tarkan Toper’in sadece Tarkan Toper’in ifade tutanakları çıktığında buna cevap vermiştim kelimesini kaç kere söylediğine bakalım, aynı şeyi bizzat siz yaptınız ama Şeyh Salih Kurter’i burada bir koruma kalkanıyla kolladınız o soruları bana sordurmadınız. Savcının dava dosyasında olmayan bir CD’den soru sormasına müsaade ettiniz. O CD bu dava dosyasında yok muydu Sayın Başkan siz bu iddianameyi teslim alırken kanıtları kontrol etmediniz mi, bu iddianame ile beraber kanıtları almadınız mı? Hoş teslim aldığınız CD’de kırıldı ya sizin emanetinizde gerçi. Bunlar normal mahkemelerde olur mu? Başbakan sizin normal bir mahkeme olmadığınızı nasıl söylüyor biliyor musunuz? Bir belge bastırmış milyonlarca dağıtmış o belgeye yazmış. Bizim tarafımızdan kurulan özel bir mahkeme bu anlama gelecek bir cümle. Ne yaptınız bu konuda Sayın Başkanım mahkeme olarak bu konuda ne yaptınız? Adalet bakanı hakim ve savcılar yüksek kurulunun sizler hakkında herhangi bir karar vermesine mani oluyor. Sizlerden bahsederken nasıl bahsediyor biliyor musunuz Adalet bakanı? Adı bilinen hakim ve savcılar diyor siz adı bilinen hakim ve savcılar mısınız? Siz Cumhuriyetin yargıçları ve savcılarısınız. Adı bilinen hakim ve savcıların baktıkları davalar adı bilinen davalardır amaçları bilinen davalardır her Cumhuriyetin, Cumhuriyetin her hakimi ve savcısı bütün davalara bakabilir bu ayrımın sebebi nedir? Bunlara sormuyor musunuz? HSYK sizin üst kurumunuz beni düşünün ki ben emekli olmadan önce örneğin Türk Silahlı Kuvvetlerinde görev yaparken Kara Kuvvetleri Komutanlığı beni istediği yere atayamıyor düşünsenize böyle bir garabeti. Kara Kuvvetleri Komutanı beni Hakkari’ye tayin edecek edemiyor niye Başbakan hayır onu tayin edemezsin diyor. Sizin durumunuz şu anda budur. Niye peki bu neden, niye koruyorlar bu mahkemeyi, sizi niye kolluyorlar bu kadar bu adına yargılama dediğimiz tiyatro devam etsin diye burada bir tiyatro oynuyoruz biz. Çünkü bu tiyatro devam ettikçe bu tiyatro devam ettikçe bizler seçim meydanlarında alçakça iftiralara maruz kalmaya ve bu iftiralardan insanların bizim üzerimizden rant elde edilmesine devam edilecek. Sayın Başkan Ergenekon diye bir terör örgütü var mı? Biliyor muyuz, MİT biliyor mu, Emniyet biliyor mu, Genelkurmay biliyor mu, bu mahkeme biliyor mu? Bilmiyor öğrenmeye çalışıyor. Burada Ergenekon diye bir örgütün var olduğunu benim onun üyesi olduğumu seçim meydanlarında siyasi rant elde etmek için söylemek müfteriliktin alçaklıktır ve buna siz izin veremezsiniz. Bu tiyatro işte bunun için sürüyor bu tiyatroyu bunun için sürdürüyorsanız bu tiyatro uzadıkça o adamlar benim sırtımdan geçinmeye devam edecekler. Ergenekon diye bir hayali örgüt var bunun üzerinden memleket bölünmeye çalışılıyor farkında mısınız Sayın Başkan o ses kaydında hakim ve savcıları sinkaf ederim diyenler var ya aslında onlar memleketi sinkaf etmeye çalışıyorlar. Hedefleri bütün memleket aslında siz değilsiniz sadece. Hanefi Avcı bu davada tanık olarak dinlenen bir kişidir. Muteberdir tarafınızdan savcılar tarafından itibar görmüştür. Diyor ki onlar devletin polisi, hakimi, savcısı değil diyor, onlar bir örgütün elemanlarıdır diyor. Kimi kastettiğini en iyi kendisi bilir ve emin olun ki ortaya çıkacaktır bunlar. İstanbul’u da sayarak diyor ki 250 ile yetkili bütün mahkemeler ve savcılıklar değiştirilmelidir diyor. Siz Zihni Çakır gibi bir adamın iddialarını bile doğru kabul edip bu mahkemenin kayıtlarına sokan bir mahkemesiniz ifadesini bekleyen bir mahkemesiniz. Sizin tanık kabul ettiğiniz savcılığın tanık kabul ettiği bir adam söylüyor bunları. Şimdi kendinizi bir kere benim yerime koyun ve bu kadar şeyden sonra şu soruya cevap verin bu mahkemeye güvenir miydiniz? Bu mahkemeden adil bir karar bekler miydiniz? Başbakanın da güvenmediği bir sürü hakim var. Ne yapıyor biliyor musunuz güvenmediği hakimlere? Müfettiş göndertiyor. Hakim ve Savcılar yüksek kurulunda Adalet bakanlığı kanalıyla atamalarına ve terfilerine müdahale ediyor. Bir şekilde kendisini koruyor ben ne yapıyorum? Ben size güvenmiyorum ne yapıyorum sizi reddediyorum gitmiyorsunuz müfettiş çağırıyorum müfettişi de Adalet Bakanı göndermiyor. E ben ne yapacağım, hüküm verin hakkımda diyorum hüküm de vermiyorsunuz. Şeyh Salih Kurter burada size döngel namazını anlatıyor. Adam Danıştay’ı kesmeye karar vermiş bilmem Cumhuriyet gazetesine bomba atmaya karar vermiş. Döngel namazıyla karar veriyor buna. Adam fetva veriyor Cumhuriyet gazetesi kafir gazete diyor adam Müslüman değil diyor. Onun Müslüman değil dediği gazeteye ona zamanın kutbu diyen adam gider bomba atar. Bunları duyuyorsunuz burda bunları dinliyorsunuz burada. Ve biz bu tiyatroyu oynamaya devam ediyoruz. Dönüp şu yaptığımız yargılamaya bir bakın Allah aşkınıza dönüp şu yargılamaya bir bakın. Osman Yıldırım’ı arabayla alıp eve getiren adam tanık. Bombaların verildiği evin sahibi tanık. En sık görüştüğü ve bombalamadan sonra hemen tekmil verir gibi aradığı adamlar tanık, tanık bile değil düzeltiyorum tanık bile değil. Bombayı bundan aldım dediği kişi serbest silahı veren serbest hangi gazetenin kafir olduğunu Danıştay verdiği kararla Allah’a isyan ettiğinin fetvasını veren adam, hangi gazetenin kafir olduğunun fetvasını veren adam serbest. Şeyh serbest. Bu adamlarda bir tek telefon bağlantısı olmayan bir tek illiyet bağı olmayan adamlar sanık yargılamaya bakar mısınız? Yargılamaya bakar mısınız? O adamların aralarında çektikleri mesajların bir tanesi telefon irtibatlarının bir tanesi o binlerce irtibatın bir tanesi bizim aramızda olsaydı ne olurdu? Şu yaptığınız yargılamaya dönüp bir bakın Sayın Başkan Allah aşkına siz bunu 30 yıllık hakimlik hayatınıza yakıştırıyor musunuz? Bu bir darbe davasıydı değil mi? Biz hesapta darbe zemini yaratmak için oluşturmak için kaos ortamı yaratacaktık biz. Ba ba ba darbe zemini oluşturmak için kaos ortamı biz bir şey yaratacağız o yaratılandan da bir şey oluşturulacak sonra gelecek birisi bir şey yapacak ne yapılacak? Darbe yapılacak kim yapacak darbeyi? Nerde baksanıza burada hiç darbeyi yapacak adam görüyor musunuz siz? Nerde onlar? Sonra diyorsunuz ki sosyal konumları nedeniyle açamam isimleri kim bu açamadıklarınız? Ben örgütsem benim yöneticilerim, yani bana bu fiilleri yapmam için emir veren adamları siz diyorsunuz ki ben bunların sosyal konumları nedeniyle şeylerini açamam. Nasıl açamazsınız onun sosyal konumu onun terörist olmasının önünde engel benim ki değil mi? İşte bu böyle bir yargılama. Bu başı sonu belli olmayan bir tiyatro Sayın Başkanım. Ve biz bu tiyatroyu oynarken elin adamı orada memleketi bölüyor. Şimdi iddianamede diyor ki Ergenekon PKK’yı yönetiyor. Değil mi iddianamede böyle diyor Ergenekon PKK’yı yönetiyor e şimdi sizi HSYK’ya karşı koruyup kollayan hükümet PKK’yla iş birliği yaptı. Gizli anlaşmalar yaptı ateşkesler yaptı MİT başkanını gönderdi görüştü falan, nasıl oldu şimdi denklem? Şimdi demek ki Ergenekon’la PKK bir oldu AKP’yi mi destekliyor? Şimdi böyle oldu iddianamenin mantığına göre. Bu örgütün yönetici de şey o zaman Recep Tayyip Erdoğan en kıdemli o ya şimdi Başbakan. Şu örgütü varlığını iddia ettiğiniz örgütü bir çizgiye sokamadınız gitti Sayın Başkan. Ya bu örgüt kimi destekliyor, kime karşı kime dost kime düşman? Dün AKP’yi yıkmak için darbe planlıyordu bugün AKP ile beraber PKK’yla işbirliği yaptı. Allah bilir yarın ne yapacak. İş tuttu ha iş tuttu diye bir şey var. Başbakanın terminolojisiyle konuşuyoruz. İş tuttu hani onun böyle bir özel bir terminolojisi var ya iş tutmak takoz koymak ondan sonra işte dalaşmak, dalaşmak falan böyle bir terminolojisi var onun. Siz bir karar verebildiniz mi Sayın Başkan kim kimle dost kim kimle düşman yani bu Ergenekon örgütü kimin dostu kimin düşmanı? Kimle düşman bu? Birinci hedefi ne Türk ordusunun konulduğu ve değişen siyasi atmosfere göre şekillenen bir tertipler zinciridir bu. Kim kiminle aynı tarafta kim kimi suçluyor bir bakalım isterseniz. Osman Yıldırım’ın her konuşmasında hedef aldıkları kişiler şunlar bakın Baykal ve Ulusalcılar, Türk ordusu, Doğan Medyası, Ulusal Medya, Ulusal Kanal, Aydınlık, YARSAV, Yüksek Yargı ve son olarak buradaki sanıklar. AKP’nin siyasi faaliyetleri ve söylemleri ile hem siyasi faaliyetleri yaptığı Anayasa değişiklikleri hem de söylemleriyle ile hedef aldıklarına bakalım. Deniz Baykal bertaraf edildi. Ulusalcılar CHP, İşçi Partisi, MHP bu kanat kendi muhalifleri. Türk ordusu Zekeriya Öz’ün marifetiyle komuta kademesini şekillendirdiği Türk ordusu şekillendirmeye çalıştığı Türk ordusu. İktidara yakın olacaksınız yoksa yükselemezsiniz mesajı verdiği Türk ordusu. Yüksek yargı, YARSAV, Doğan Medyası, Ulusal Kanal ve Aydınlık birde buradaki sanıklar. İddianamenin hedeflerine bakalım. Ne diyor iddianame Ergenekon demek Türk ordusu demektir Türk ordusu yürütülen soruşturmalara bakın bu generalin donu diye artık iddianamelere belden aşağıya şeyler sokmaya başladılar farkında mısınız? Bu ucuzluğun bu kadar pervasızca bir saldırı olabilir mi? Türk ordusu. Aynı şekilde muhalefet şimdi Deniz Baykal hakkında da fezleke hazırladı haşmet mahap savcı büyük devletlü savcı Zekeriya Öz. Tamam mı? Başka kim var efendim iddianamenin hedefi yüksek yargı Seyfi Oktay HSYK aynı şekilde, başka kim var iddianamenin hedefi? Ulusal Kanal, Aydınlık bakın aynı hedefler. Başka kim var buradaki sanıklar. PKK ve ayrılıkçı politika yapanların hedeflerine bakalım. Kimi hedefliyorlar? Aynı saydığım insanları. Hedef birliktelikleri var, peki bu hedef yerine konulanlar kim? Türkiye Cumhuriyetine dayatılan gerici dönüşümün önünde engel olarak görülen insanlar, topluluklar, kurumlar. Anayasanın giriş bölümünü makalelerinde yazdığı için suçlanan insanlar. BOP’un Büyük Ortadoğu Projesinin dayattığı bağımsız Kürdistan’ın önünde engel gördüğü ve hayata geçmesinin önünde direneceğini düşündüğü kişiler. Bunun için yapılan şey şudur Sayın Başkan, terörün ve terörizmin demokratik hak arayışına çevrilmesi. Eli kanlı teröristlerin mağdur hale getirilmesi iddianameniz bunun en güzide örneğini vermiştir. Duygusal devrimciler diyerek PKK’lı teröristlere iddianameniz bunun en güzide örneğini vermiştir. Tarihe geçmiştir. Eli kanlı teröristlerin mağdur ve mazlum gösterilmesi. Türk ordusunun da anti demokratik ve zalim bir güç odağı şeklinde gösterilmesi. Bu yolla da Cumhuriyete devletin bölünmez bütünlüğüne yapılacak saldırılara cevap veremez duruma düşürülmesi hedeflenmekte amaçlanmaktadır. Halkın kafasında bu bilinç önce iddianameyle daha önceki iddianamelerde var birkaç tane bunun gibi. Sonra da bu iftirayı atan gazeteler ve gazeteciler aracılığıyla yaratılmaya çalışılmaktadır. Bakın şimdi size bir tane örnek vereyim Türk ordusuna taarruzun en bu Ergün Babahan diye bir adam. Adam kelimesi lafın gelişidir. Şöyle diyor, lafı eveleyip gevelemeyelim ortadaki bilgiler silahlı kuvvetlerin en azından bir bölümünün uzun yıllardır planlı şekilde kendi askerlerini öldürdüğünü gösteriyor. Hüküm vermiş, lafı kısa keselim oradaki askerler ölsün diye kimse kılını kımıldatmamış. Yani PKK ile işbirliği yapılmış. Kim yapmış? Türk ordusu. Korku imparatorluğu bölücü düşman gösterdiğin elemanlarla işbirliği yapıp kendi askerini öldürtmektir. Eğer yalansa bir general çıksın bu iddialar yalan desin yoksa bu halk çocuklarını ölüme gönderen komutanlara emanet etmez. Gençlere tek tavsiyem var Genelkurmay bir açıklama yapana kadar askere gitmeyin yoksa tabutla geri dönme ihtimaliniz yüksek.”

Salonda söz almadan konuşanlar oldu:”(2-3 Kelime anlaşılamadı) Savcım suç duyurusunda bulunun bakın askerlikten soğut ( 1-2 kelime anlaşılamadı)”

Sanık Oktay Yıldırım:” Bak şimdi bak ne diyor bakın burda PKK ile PKK ile Türk askerini kıyaslarken ne diyor bakın Sayın Başkanım bakın.”

Salonda söz almadan konuşanlar oldu, anlaşılamadı.

Sanık Oktay Yıldırım:”İnsanların tepkileri olacak tabi onlar ağaç değil ki ağaç gövdesi değil onlar. Elbette tepki gösterecekler. Komutanları onların kendilerinden kat be kat üstün bir gücle karşı umutsuzca çarpışmasını naklen izledi. Kim o kat be kat üstün güç? PKK. Naklen izleyen kim? Komutanlar. Hükümet ne yapıyor o komutanlarla uğraşıyor. Cümleye bakar mısınız? Naklen izledi ve de parmağını kımıldatmadı. Baskın öncesi öncü birlikte görev alan 50 askeri geri çekti istihbarat raporlarını örtbas etti. Daha önemlisi Heronların gördüğüm PKK’lıları görmezden geldi. Bu çocukları ölüme kim gönderdi? Türk ordusunda buna cevap verecek bir tane bile adam kalmasa ben susmam. Bir tane bile adam kalmasa ben susmam. Ben ölsem bir tane helal süt emmiş onbaşı çıkar karşılık verir. Ve bu saldırı bu alçakça taarruz mahkemeniz sayesinde yapılmaktadır.”

Mahkeme Başkanı :”Öncelikle sakın olun burası duruşma salonu sizi duyuyoruz, sizi duyuyoruz:”

Sanık Oktay Yıldırım:”Mahkemeniz, çok sakinim, çok sakinim, çok sakinim efendim çok sakinim, çok sakinim.”

Mahkeme Başkanı :”Ortamı germenin gereği yok, sakin olun sakin konuşun beyanlarınızı alıyoruz dinliyoruz:”

Sanık Oktay Yıldırım:”Ortamı germiyorum çok sakinim gerçek mi acıtıcı?”

Salonda söz almadan konuşmalar oldu anlaşılmadı.

Mahkeme Başkanı :”Oturduğunuz yerden oturduğunuz yerden konuşmayın beyanınızı alırız.”

Sanık Doğu Perinçek söz almadan konuştu:” Ayakta konuşurum getir şu mikrofonu:”

Mahkeme Başkanı :”Sıranız gelince izin vermiyorum şu an oturun.”

Sanık Doğu Perinçek:”Bir vatan duygusu olan insan burada heyecanlanmaz mı?”

Mahkeme Başkanı :”Heyecanlansın ama.”

Sanık Doğu Perinçek:”Heyecanlanacak ( bir iki kelime anlaşılamadı).”

Mahkeme Başkanı :”Heyecanını anlıyorum ama ortamı germemin gereği yok. Buyurun:”

Sanık Oktay Yıldırım:”Tekrar ediyorum ben ortalığı germiyorum ortalığı germek nedir biliyor musunuz? Ortalığı germek bu iddialara.”

Mahkeme Başkanı :”Efendim sizi duyuyoruz.”

Sanık Oktay Yıldırım:”Müsaade edin efendim bu benim ses tonum. Tamam böyle konuşuyorum.”

Mahkeme Başkanı :”Aramızda 1 metreye yakın bir mesafe var sizi duyuyoruz.”

Sanık Oktay Yıldırım:”Tamam böyle konuşuyorum ortalığı germek nedir biliyor musunuz bu iddialara sessiz kalmaktır, bunların yapılmasına müsaade etmektir, ortalığı germek bu adamların bu saldırıyı yapması için bu davayı bir dayanak olarak kullanmasına izin vermektir. İşte o zaman ortam gerilir”

Mahkeme Başkanı :”Dava dışı beyanlar bizi bağlamaz. Dava dışı beyanlar bizi bağlamaz biz iddianame kapmasında burada yargılama yapıyoruz. Buyurun.”

Sanık Oktay Yıldırım:”Adam diyor ki o davadaki hakimler bizi Sayın Başkan adam diyor ki o mahkemeyi ben kurdum diyor özel olarak bu da mı dava dışı?”

Mahkeme Başkanı :”O da dava dışı bir beyandır.”

Sanık Oktay Yıldırım:”Nasıl dava dışı bir beyan?”

Mahkeme Başkanı :”Mahkemede duruşmada söylenmiş bir şey değildir buyurun.”

Sanık Oktay Yıldırım:”Ben kurdum diyor bilinen hakimlerdir diyor onlara dokunulamaz.”

Salonda söz almadan konuşmalar oldu:”Onu diyenlerle ilgili suç duyurusu yapacağız.”

Mahkeme Başkanı:”Oturduğunuz yerden konuşmayın efendim birazdan beyanınızı alacağız lütfen:”

Sanık Oktay Yıldırım:”Bu dava isimsiz bir ihbar mektubunun isimsiz bir ihbar mektubunun devletin anayasal kurumlarına Türk ordusuna saldırıya gerekçe olarak hukuk maskesi altında kullanabilmesine olanak sağlamıştır, bu dava yapmıştır bunu. Yargı bir şantaj aracına dönüştürülmekte devlet adeta mafya kurallarıyla yönetilmektedir. Ne diyor devletin bakanı evet demezseniz diyor Sanayi bakanı evet demezseniz diyor bir daha bana gelmeyin. Başbakan ne diyor. Evet demezseniz diyor bertaraf ederim diyor. Sizi de bertaraf etmekle tehdit ettiler mi Sayın Başkan bu mahkemeyi bertaraf?”

Mahkeme Başkanı :”Bizi kimse tehdit edemez efendim bizi kimse tehdit edemez:”



Sanık Oktay Yıldırım:”Peki, peki bunu uygulamalarınızla görecek tarih. Tarih bunu bu mahkemenin uygulamalarıyla görecek. Türk devleti bütün kurumlarıyla çökertilirken Sayın Başkan Türk ordusu kendini bile savunamadan bir savaşı kaybetmeye mahkûm edilmek istenmektedir. Hayatını dağlarda teröre karşı savaşmış insanlar binbaşı Fikret Emek, General Veli Küçük, Levent Göktaş, Hasan Atilla Uğur, Oktay Yıldırım burada terörist olmakla itham edilmekte ama Abdullah Öcalan devletin muhatabı olarak MİT başkanıyla kahve içmektedir geldiğimiz nokta budur işte Sayın Başkan ve bu ülkeyi bu noktaya getiren trenin lokomotifi bu davadır. Bu mahkemedir onun için bu kadar kolluyor Adalet bakanı. Ben Türk devleti PKK’yla pazarlık yapsın diye yıllarca dağda gezdim, bunu için mi savaştık biz? Bunlar ABD’nin Türkiye’deki BOP eş başkanına verdiği görevlerdir Sayın Başkan bu görevler silsile yoluyla çeşitli yansımalarla devletin çeşitli kurumlarına dağıtılmaktadır. Mahkemenize bu konuda bir görev tevdi etti mi Başbakan ben bilmiyorum ama Amerika artık o Başbakanı da kullanmıyor doğrudan mahkemenize emir veriyor mesela biliyor musunuz? Amerika’dan Adalet Bakanlığı alacağınız ara kararı bile söylüyor şöyle bir ara karar alacaklar diyor şöyle bir ara karar almaları gerekir diyor. Bu ülkede Anayasa Mahkemesinde henüz konuşulmaya bile başlanmamış bir davanın sonucunu açıklamıştır Amerikalı CIA ajanı. Burda da yanılmamış olursa ben hiç şaşırmam Sayın Başkanım. Hiç şaşırmam. İş artık o kadar aleni bir hale gelmiştir. Bu bir devletin bitme sürecidir parçalanma yıkım sürecidir. Türk devleti bütün toprak kayıplarında bütün toprak kayıplarından önce aynı süreci yaşamıştır. Neredeyse bütün Balkanlar aynı açılımlarla aynı reformlarla aynı tavizlerle kaybedilmiştir. Aynı şekilde Türk ordusunda bir geri çekilme psikolojisi bir yenilgi psikoloji yaratılmıştır. 1877 – 78 Osmanlı Rus harbinde Anadolu orduları başkomutanı olan Gazi Ahmet Muhtar paşanın Başkatibi Mehmet Arif Bey başımıza gelenler diye o dönemin felaketlerini anlatmıştır. Başımıza gelenler adı verdiği bir kitapta öyle şöyle der Mehmet Arif Bey der ki daha 2 gün önce 21 tane tümeni püskürten bir birlik şimdi geri çekilme anında her köşe başında beliren gölgeden korkar hale gelmiştir der geri çekilen bir askeri birliğin uğradığı vahameti anlatırken. Bu günde yaratılmak istenen Türk ordusunda Cumhuriyeti savunmaktan geri çekilme psikolojisidir. Türk milleti savaşmadan kaybetmeye mahkûm edilmeye çalışılmaktadır. Bir tarafın bir tarafı bertaraf etmeye çalıştığı bu savaşta bertaraf edilmeye çalışılan Türk ordusu ulus devlet üniter yapı, Cumhuriyet rejimi ve Türklük kavramıdır. Bunun için kullanılan silah hukuktur, yargıdır ve mahkemeniz bunun aleti olmamalıdır Sayın Başkan. Daha dün dağlardaki ihanetle kahramanca savaşan ordu hakkında çıkan en mantıkdışı, en alçakça iftira karşısında bile paralize edilmeye temkinli davranmaya zorlanır hale gelmiştir. Bu kirli bir savaştır ve sizin bu savaşın bir tarafı olmamanız gerekir. Burada bir yargılama tiyatrosu sergilenmektedir tekrar ediyorum bunun sonunda gelinecek nokta bellidir. Bugün Apoyla işbirliği yarın demokratik özerklik, ardından zorunlu rejim değişimi. Bütün bunlar bu dava üzerinden hayata geçirilmektedir. Eğer mahkemeniz bu projenin bir parçası değilse aleti de olmamalıdır Sayın Başkanım. Ve her birinizin ettiği görev yemini gereği bu gidişe engel olmaya çalışmalıdır. Her birininiz ettiği görev ve anayasaya bağlılık yemini bu gidişe engel olmaya çalışmanızı gerektirir. Önümüz zafer bayramıdır Sayın Başkan Zafer bayramı kanını ülkesinin topraklarına dökenlerin kanını ülkesinin topraklarına dökmek için ant içinledir bayramıdır. Bunca şeyden sonra kutlayabilirseniz size de kutlu olsun. Önümüz kutsal Ramazan bayramıdır sayın Başkan Allah’tan korkanların iftiradan ve kul hakkından sakınanların bayramıdır sahte Müslümanların bayramı değildir bu kadar şeyden sonra kutlayabilirseniz size kutlu olsun. Ben bu yaşıma kadar kaç bayramı evimde geçirmedim kaç bayramı evimden uzak dağda geçirdim inanın saymadım hatırlamıyorum. Ama esaret altında bu benim 4. zafer bayramım bu benim 4. Ramazan bayramım esaret altında 40 ayı bulmuştur esaretim. Benim yüreğim büyüktür Sayın Başkan Sayın yargıçlar. Bu 40 ayda Türk milletine feda olsun teşekkür ederim.”

Mahkeme Başkanı :”Oktay bey burası tiyatro salonu değil yargılama yapılan bir mahkeme salonu buruda Türk milleti adına yargılama yapıyoruz. Buyurun oturun, buyurun oturun.”

Sanık Oktay Yıldırım:”Burası benim bir sanık olarak kanaatim gereği bir yargılama tiyatrosunun sahnelendiği bir mekandır.”

Mahkeme Başkanı :”O sizin yorumunuz buyurun oturun:”

Sanık Oktay Yıldırım:”Benim sanık kanaatimdir ve onu söylüyorum ve onunda arkasındayım.”

Mahkeme Başkanı :”Buyurun oturun. Mehmet Bey buyurun.”



Sanık Mehmet Demirtaş söz istedi verildi:” Sayın Başkanım, size çok katılmak isterdim gerçekten çok katılmak isterdim ama 4. yılın 2. ayı ve benim için her şey çocuğun pazara kaçmasıyla başladı. Temel’i bir gün hakim önüne çıkarmışlar. Demiş ki evladım anlat bakalım nedir trafik kazası geçirmiş demiş ki rampa aşağı gidiyordum arabamın frenleri patladı sağ tarafa baktım Pazar solda baktım bir çocuk en iyisi çocuğu ezeyim dedim ama son anda çocuk pazara kaçtı arabayla Pazaryerine daldım çocuğun peşine. Durum budur durum budur. Freni patlamış bir savcı Pazaryerine dalmıştır. Ölü var yaralı var dram var her şey var. Burada aynı şeyleri anlatmak yorulduk, sıkıldık, tiksindik hatta ama anlamamaktaki ısrarınız bizleri hemen hemen aynı şeyleri tekrar tekrar anlatmaya mecbur kılmaktadır Sayın Başkan biz her celse aynı şeyleri anlatmaktan hoşlanmıyoruz, hoşlanmıyoruz. Ben ifademi 13.11.2008’de 2008 tarihli 13. celsede yani bundan 143 celse önce verdim o gün 13. Ağır Ceza Mahkemesinde ifade verdim ben o gün 13. celsede 13. Ağır Ceza Mahkemesinde ifademi verdim o zaman bu mahkeme bizim için 13. Ağır Ceza Mahkemesiydi. Zamanla 2’ye 1 mahkemesi halini aldı en son geldiğimiz noktada da artık hukuka karşı eylemlerin odağı mahkemesi konumuna gelmiştir buna itiraz yok buna şüphe yok hiçbir belgeye itiraz etmediniz hiçbir sahte belgeye itiraz etmediniz. Burada sesini yükselten sanığa ceza verdiniz gönderdiniz önünüze onlarca tonla sahte belge geldi. Hiç birisine müdahale ettiniz mi Sayın Başkan? Hukuka karşı eylemlerin odağı haline gelmek bu ülkede sıkıntı yaratmak ama o yüzden tasalanmayın ne de olsa kuruluş felsefesine aykırı eylemlerin odağı olan ama hala bu ülkeyi yönetmeye devam etmesine izin verilen iradeyle yönetiliyor. Onun kurduğu özel mahkemelerde yargılanıyor taraftı, bitaraftı, bertaraftı derken her tarafı çalkalanan bir ülkede yaşamaya gayret ediyoruz. Hukuka karşı eylemlerin odağı olmanın yolunu siz açmadınız neticede. Mesleği terzi olan birinin bir ameliyatta hekimlik yapması kadar doğal olabilecek iktisatçı ama Anayasa Mahkemesi Başkanına sahip bir hukuk sisteminde hukuka karşı eylemlerin odağı olmak gerçekten sorun teşkil etmez. Zira aslında ekonomiye bakması gereken birinin hukuk dairesinde verdiği bir kararın gerekçesini açıklarken şöyle demiştir biz bu ülkede yaşıyoruz tabi ki karar alırken ülkenin içinde bulunduğu konjonktürel durumu göz ardı edemezdik yani hukuk ülkenin durumuna bakıp karar vermekte. Bunların yaşandığı bir zaman diliminde sizlerden bir karar beklemek elbette mantıksız olacaktır. Şimdi söyleyeceğim şeyleri her sanıktan duyabiliyorsunuz çünkü sıkıntı aynı dert aynı. Memleketin ağababalarının ağababaları yani birliği ve dirliği olmayan AB, ABD bu davayla ilgili olarak yayınladıkları bir raporda artık bir karar verilmesinin uygun olacağını belirtmişlerdir yani vereceğiniz bir kararın artık sizleri sıkıntıya sokmayacağını ihsası rey yapmışlardır. O yüzden bir karar verip zulmün tecellisinin en azından yol haritasını çizmenizi talep ediyorum. Nasıl olsa sürüp giden bir süreç yok sürüklenen bir süreç var ki sanırım nereye sürüklendiğini sadece biz bilmiyoruz. Bunları neden mi söylüyorum? Şundan, 13.11.2008’den bu yana yaklaşık 2 yıl geçti evveliyatı da var o tarihe kadar da 16 ay iftiranameyi bekledim. Yani tutuklu pardon esir edileli 4 yılı yaşıyorum. Burası da emniyetin değişik bir versiyonu halini aldı bir bakıma. Orada da iftira atmak karşılığı özgürlük satıyorlardı burada da aynı. Orada da iyi polis kötü polis oyunu vardı burda da aynı. Burda huzurunuzda 2 yıldır savcı devşirmeleri hariç adımı anan oldu mu duydunuz mu? Aksesuar gibi oturuyorum burada sonra sesimiz yükseliyor haksızlıklar iftiralar karşısında yükselecek tabi. Haksızlıklar karşısında susan şeytandır ben şeytan değilim insanım ben haksızlık görüyorum sesim çıkıyor gayri ihtiyari terbiyesiz bir adam değilim ama haksızlığa bir yere kadar tahammül edeceğiz. Bu konuda sizi kıskanıyorum nasıl oturuyorsunuz nasıl oturabiliyorsunuz anlamıyorum. Sesimiz yükseldiğinde de duruşmadan men cezasıyla tehdit ediliyoruz kırmızı kart görüyoruz hukuk, vicdan, adalet bunun neresinde sorarım sizlere? 2 ayda bir yarım saat derdimizi anlatma süreciyle süresiyle sizler gerçeğin peşinde koştuğunuzu mu inandıracaksınız bizlere? Biz buna inanmayız Sayın Başkan hiç birbirimizi yani siz bizi kandırmaya çalışmayın bizden sanık rolü yapmamızı da asla istemeyin çünkü bizden sanık olmaz siz sanık profilini çok iyi biliyorsunuz. Oradan bakınca burada kim sanık olabilir kim olamaz bunu bilirsiniz. Siz hakimlersiniz rol yapmanıza da zaten gerek yok. Koltuğunuzu doldurun bize yeter sizden himmet dilenmiyorum. Bir Danıştay türküsü tutturmuşsunuz gidiyoruz ne ala. Bağ buldunuz mu bağ nasıl sağlam olduğunu hep beraber görüyoruz her gün görüyoruz biz gidiyoruz 2 ay geliyoruz bir 5 gün daha dinliyoruz o sağlam bağları burada görüyoruz ne kadar sağlam bunu nasıl içinize sığdırıyorsunuz? Sayın Başkanım hiçbir şey yoktan var edilemez. İnsanlar tarafından tabi bu fizik kanunudur kendinizi insanüstü bir varlık olarak görüyorsanız onu bilmem tabi. Danıştay cinayetinde Alparslan Arslan yakalanmasaydı muhtemelen savcılar yazı tura atarak veya kurayla birimize yazacaklardı bu cinayeti burada. Çünkü Allah’ın emri gibi yani hiç değişmiyor belgesini koysun gene değişmiyor. Delil mi delile gerek yok Sayın Başkanım burada delil bir önemi yok ne anlatırsanız anlatın biz konuşuyoruz bugünde konuşacağız boşa konuşuyoruz duvarlara konuşuyoruz. Sayın Başkanım burada tanığın tanığın biri kardeşinin arkadaşı yemeğe götürdü diye saatlerce sorguya maruz kaldı tabi ki soracaksınız ama ben o adamı tanımıyorum bir gün bir mahkeme çıkar ve sizlere iftar yemeklerinizi tekne gezintilerinizi ve sarmaş dolaş fotoğrafları sorarsa diyecek söz bulamazsınız Başkanım bulamazsınız. Burada Mahkeme Başkanı Danıştay bağı için muteber adama kem küm etme bildiğin varsa anlat diyerek bu işin hayal olduğunu anlatmıştır. Siz hala yok biz oyumuzu sonra belli edeceğiz biz rengimizi sonra belli edeceğiz ne zaman edeceksiniz başkanım 4 yıldır yatıyorum. Ne zaman ben bu oyun rengini ne zaman göreceğim? Ben kendi adıma söylüyorum sizler bu iş ne pahasına olursa olsun olacak diyorsanız benim cezamı kesin, kesin ki bir ümit olsun yani başvurabileceğim hakkımı arayabileceğim bir mahkemeye gideyim ben şunu anladım ben burada hakara işi yapamam artık yapamam oturtuyorsunuz beni burada. 2 yıldır aksesuar gibi oturuyorum. Bana ceza kesme hakkınız var Sayın Başkanım ama bana zulüm etme hakkınız yok benim cezamı kesin. Bakın size hiç sorulmamış bir soru sorayım ben neden esirim burada? Bu soru hiç sorulmadı mesela hiç kimse bu soruyu biz niye esiriz burada? Birileri Habur kapılarında ilerde pişman olma ihtimaline binaen serbest bırakılırken özel Habur kapı mahkemesinden ben özel Silivri kapı mahkemesinde ileride ki yüzyılda belki gizli tanıklarla besleyerek bir örgüt yaratılabilir umuduyla mı esirim? İyi ama ben telefonla çağırıldım Sayın Başkanım. Hiçbir terörist telefonla çağırıldığı yere gelmez duydunuz mu böyle bir şey? Bana yeminle telefon ettiler alo dedim 10 dakika içerisinde 15 dakika içerisinde oradaydım TİB kayıtları ortada. Buraya gel arama yapacağız dendi ben öyle geldim Sayın Başkanım benim üstüm amirim örgüt liderim bilmem neyim oyum buyum yok bana telefon edildi ben öyle geldim. Benim lider yok hala da yok yani ben bilmiyorum da siz biliyorsunuz renginizi belli etmiyorsunuz ama hala da yok 4. yıl oldu işte şu adam senin liderindi diyemediniz hala. Beşik’te mi Zeynep Kamil’de mi nerde benim liderim doğacak ona mı tabi olacağız? Durmadan arıyorsunuz canhıraş bir çabanız var hele bir dese ya bir kelime alsak şu tanıktan ne olur bir kelime ya. Savcı bey soruyor sanığa ya Ümraniye’ye hiç gitmedin mi? Sanık hayır diyor. Bir kere bile mi? Ya ne olur bir kere gitsen yani olacak o zaman böyle şey olmaz Sayın Başkanım. Başka bir durum 86 kişiyi 1 yılda 86 kişiyi 1 yılda matematiğim iyi değil benim Başkanım hukuku da çok bilmem. 86 kişi bir yılda ifade verdi. Diğer 1 yılda siz ne yaptık biliyor musunuz? 5 kişiyi dinledik nasıl hızlı gidiyoruz muhteşem 2. davada olan insanlar kafayı yemek üzere. 15 sanık dinlenmiş daha 1 sene geçti onlarında nasıl bitecek bu iş? Bu mu peşinde olduğunuz gerçek adalet? Bakın ben bu davayı bitirin demiyorum ama esareti bitirin isterse 1040 gün sürsün benim korkum yok bu işin sonunda tertipçiler oturacak buraya ondan şüphe yok ama beni esir etmeyin alo deyince ben yine gelirim evim karakolun arkasında kaçacak göçecek yerim yok. Dayımda yok gemicikte yok hiçbir şey yok, yok yani. İstendiğiniz kadar sürdürün ondan sonra tutuksuz yargılayın istediğiniz kadar sürdürün. Ne olursa olsun çocuklarım büyüyor. Şimdi siz gerçeği arıyorsunuz ya şu tabloya bir bakalım. Sözü geçti ama dert aynı olunca talepte aynı olacak tabi. Bu dosyanın yani zorla yapıştırılan dosyanın bu dosyada öyle bir şey yok, Tek eylemi var nedir? Danıştay cinayeti. Cinayeti işleyen ve bombaları attıran diyor ki bombayı şu adamdan aldım ben. Nerde o adam? Dışarıda. Kim bıraktı? Yüksek heyetiniz hem de ifadeyi almadan ifadesini almadan. Yargı şehidimizi öldüren silahı satan ve aracılık eden bunu da ikrar eden. Nerde, nerde? Dışarıda. Sözde yönetimin olan ama hala tanışamadığım zatı muhterem nerde? O da dışarıda. Ve ben telefonla çağırılıp gelen ben 4 yıldır burada oturuyorum. Vicdan bunun neresinde Sayın Başkan vicdan bunun neresinde? Şunu açık yüreklilikle söylemeliyim Sayın Başkanım vicdan içimizdeki Allah’ın sesi ise eğer aynı Allah’a inanamayız biz sizinle ben o Allah’a inanmam. Bir mahkeme düşünün ki iftira atanları yalan söyleyenleri savcılarla pazarlık edenleri ödüllendirmekte o bu mahkeme. İşte o yüzden burası tiyatro deniyor adam pazarlık etti ona buna iftira attı şöyle dedi böyle dedi onu kötüledi bunu kötüledi kimse kalmadı kimse kalmadı. Ve bu mahkeme bizden kendilerinin adil olduklarına inanmamızı istemekte akıl bunun neresinde Sayın Başkan? Şimdi bir büyük geçende yine böyle mitingi meydanlarında bir fırka anlattı biliyorsunuzdur ama diyor ki hoca eve kasabın çırağıyla ciğer göndermiş evde de hanımlar toplantısı vardı. Bir büyüğüm anlattı sevgili büyük anlattı bunu meydanda hanımlar toplantısında ciğeri yiyince hoca geldi hesabı sordu işte kedi yedi dedi bildiğimiz hikaye kediyi tarttı 1 kilo et yok kedi buysa et nerde et buysa kedi? Sayın Başkanım ben bir örgütün üyesiysem onun liderini şuraya oturmak zorundasınız. Yok değilse beni de buradan gönderin böyle bir şey yok ya kediyi ya iti bulun. Dramlar yaşanmakta Sayın Başkan dramlar, dramlar yaşıyoruz bu süreçte dramlar yaşıyoruz. Bu dramları yazılı görsel basında duyuyoruz. Ama hiç kimse benim 4 yıldır şurada oturduğumu yazmadı adımı da bilen yok zaten ben sıradan bir vatandaşım çıkınca da infial olmayacak söz veriyorum. En son Nazlıcan dramına şahit olduk Nazlıcan dramı gazeteler yazdı televizyonlar söyledi Nazlıcan dramı. Babası siyasetçi ve gazeteci olduğu için yazılı ve görsel medyada geniş yer buldu. Yer bulamayan ama minik yürüklerde acılar yaşatan büyük dramlar var ve sebebi sizsiniz kaçınılmaz bir şekilde sizsiniz. Ben duyuruyorum şimdi size bunlar sadece bir kısmı. Sayacaklarımın da bir kısmı yine salonda oturuyor duruşmayı izlemek için buradalar. Kübracanlar var Nazlıcanların yanında Tahacanlar var Aybükecanlar var Zeynocanlar. Ayşecanlar var Özgecanlar var şuheda canlar var sesleri duyulmuyor bunlar yaşayıp sesleri duyulmayanlar. Birde yaşamayanlar var bir de yaşamayanlar var. Kuddusi Okkır sizin için bir anlam ifade ediyor mu Sayın Başkan? Abdülkerim Kırcı, Ali Tatar, Behçet Oktay, Türkan Saylan, İlhan Selçuk bunlar var Sayın Başkan gönderebiliyorsa Sayın savcı oraya göndersin aldırsın ifadelerini neticede basında şöyle çıkıyordu hesabı vermeden nereye? Bir asker intihar ediyor bir alçak namusuz hesabı vermeden nereye diyor. Buna ben sebep oluyorum Sayın Başkan sizin suçunuz yok gerçekten ben sebep oluyorum size iftira ediyorlar bunlar varda bunlarda sizin katkı payınız ne kadar onu .ben size bırakıyorum Sayın Başkanım. Burada sanıklardan birisi gayri ihtiyarı rahat uyuyabiliyor musunuz dedi Başkana. Başkan biz çok rahat uyuyoruz dedi artık uyumayın Sayın Başkan artık uyumayın rahat uyumayın ya rahat uyumayın ya nasıl rahat uyuyorsunuz? Sizler benim verdiğim vergiyle maaşlanıyorsunuz ben ticaretle uğraşıyorum benim verdiğim vergilerle koruma ordusuyla evlerinize gidiyorsunuz eğer işinizi düzgün yaparsanız o para size helal olur yoksa olmaz, olmaz yediklerimize içtiklerimize dikkat edeceğiz. Sayın Başkanım son olarak yola hukuk fakültesinden çıktığınız kesin yola hukukla çıktığınız da tartışılmaz. Lakin yola çıktıklarınızı yolda bulduklarınızda değişirseniz ne bulduğunuz ben bilmiyorum kaybedersiniz Sayın Başkan. Yola çıktıklarınızı yolda bulduklarınızla değişirseniz kaybedersiniz. Zira demir tava gelir kömür biter akıl başa gelir ömür biter. Ne kömürü ne de ömrü tüketmeden sizi akla adil olmaya hakkaniyete davet ediyorum bir de şunu biliyorum bu sizin başkanlığınızda oluşturduğunuz heyet korkunç tahliyeler veriyor. Biz hani acaba bize de sıra gelir mi diye böyle ısrarla bekliyoruz korkunç tahliyeleriniz var o korkunç tahliyelerden bu haftada bekliyorum Sayın Başkan saygılarımı arz ediyorum.

Sanık Kemal Kerinçsiz söz istedi verildi:” Değerli Başkanım, Sayın üyeler; Sayın Başkanım öncelikle bu mahkemenin çok önemli bir sorunu olan Tuncay Güney meselesine bir kez daha değinmek istiyorum. Çünkü gerçekten Tuncay Güney meselesi gerek mahkemenin gerekse savcıların tutumu nedeniyle tam bir hukuk skandalı haline gelmiştir ve bu davanın da nasıl yürütüldüğünün bir fotoğrafı konumundadır. Tuncay Güney meselesi bu dava nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın hangi süreç içerisinde devam ederse etsin gerek iddia makamı tarafından gerekse sizler bakımından ağır sorumluluklar getirecek bir süreç içerisinde devam ettiğinin farkında mısınız diye size sormadan alamıyorum kendimi. Sözde Ergenekon örgütü hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 2008/1756 sayılı dosyasından yürütülen soruşturmanın şüphelisi olan Tuncay Güney hakkında gerek mahkeme gerekse iddia makamı soruşturmayı dondurarak hiçbir işlem yapmaması Türk Ceza Kanununun 281. maddesi uyarınca suç delillerini gizleme Türk Ceza kanununun 283. maddesi uyarınca suçluyu kayırma Türk Ceza kanununun 257. maddesi uyarınca görevi kötüye kullanma suçlarını işledikleri gibi bu kişi hakkında yakalama kararı talep etmeyerek ve almayarak kamu davasının açılmaması ve ifadesinin alınmaması nedeniyle yargılanmakta bulunan sanıklar üzerinde suç şüphesinin kasıtlı olarak sürdürülmesi suretiyle sanıkların tutuk hallerinin devam ettirilmesi ağır bir insan hakkı ihlali olarak ortaya çıkmaktadır. 20.10.2008 tarihinde başlatılan kovuşturma sürecinde Tuncay Güney’in savcılar tarafından mahkeme huzuruna çıkarılmaması için olağanüstü bir gayret gösterilmiş. Sanığın emniyet ve savcılarca bu güne kadar yapmış olduğu yasadışı işbirliği sonucu koruma kapsamına alınmış sözde Ergenekon tertibini düzenleyenler tarafından Kanada’da yaşam koşulları hazırlanmış başlatılan soruşturma ve kovuşturmadan özellikle uzaklaştırılmış uluslar arası istinabe kurallarının işletilemeyeceği veya zor işletilebileceği bir ülke itina ile seçilmiştir. Nitekim savcılığın şüphelinin ifadesine müracaat için yapmış olduğu göstermelik işlemlerden hiç bir netice alınamamaktadır. En son şüphelinin Ulusal basına verdiği demeçte kendisine herhangi bir tebligatın yapılamadığı yapılmış olsa dahi Kanada yasalarına göre hiçbir ifade vermeyeceğini açıkça ifade etmiş ve yakın zamanda da bu konu ulusal basında yer almıştır. Bu beyan ile savcının yargılama sürecini aksatmak amacıyla giriştiği göz boyanan sonuç almaktan uzak bu işlemlerin bir görüntü olduğu açıkça ortaya çıkmaktadır. Savcıların bu girişiminin göstermelik olduğu sanığı yargı önüne çıkarmayı engellemek amacıyla bu yola gittiklerini mahkemeye verdiğim birçok yazılı ve sözlü beyanda da ifade etmiştim. Mahkemeden de son derece net olarak izahat ettiğim sonuç alıcı işlemlere müracaat edilmesini talep etmeme rağmen mahkemede maalesef savcıların yörüngesinden ayrılmayarak şüpheli hakkında yakalama kararları çıkarılması ve kamu davası açılması için hiçbir adım atmadığı gibi bu konuda alınan yaklaşık 16 aylık süreç içerisinde ara kararlar incelendiğinde şüphelinin tamamen savcıların inisiyatifine terk edildiği mahkemenin bu şüphelinin beyanının alınması konusunda hiçbir gayret göstermediği gibi yasa hükümlerini de işletmediği. 16 ay önce verdiği ibret verici kararlardır başından itibaren takip edersiniz mahkemenin nasıl bir ihmalkarlık içerisinde kasıtlı bir tutum içerisinde olduğunu da görmemek mümkün değildir. Şüphelinin dinlenmemesi için dinlenmesi için başlattığı süreci 16 ay öce başlattınız. Bu süreci hiçbir şekilde işletmediği gibi her talebimi savcılığa sadece bilgi almak amacıyla yazdığı müzekkerelerle geçiştirmiştir. En son olarak 28.05.2010 tarihli celsenin 15 nolu ara kararında Tuncay Güney’in hakkındaki soruşturma dosyasının akıbetinin araştırılması bu konuda tahsilatlı yazı yazılmasına ki 3 ay önce verdiğiniz ara karardır bu ara karara verilen cevapta az önce tarafınızdan okunmuştur. Savcının vermiş olduğu o klasik cevap söz konusu şüpheli hakkında soruşturmanın devam ettiği ve ifadesinin alınması için yeni bir girişimde bulunulacağı ifade edilmiştir. Savcılık mahkemeyi bir çok konuda olduğu gibi bu konuda da kendi yörüngesine sokmayı başarabilmiştir. Savcılık ve mahkeme Tuncay Güney’in dinlenerek gerçeğin ortaya çıkmasını engellemek amacıyla bu konuda adeta el ele vermişlerdir bütün amaç siyasi iktidarın desteğiyle sürdürülen Ergenekon tertibinin devam ettirilmesini sağlayacak bu süreçten elde edilecek siyasi nemaların devam ettirilmesidir. Maalesef yargının bu davada siyasete nasıl alet olduğunu adalete hizmetten ziyade iktidara hizmet eder hale geldiğinin en önemli örneği Tuncay Güney hakkında yapılan işlemler olmuştur. İddia ve yargı makamı şüpheli Tuncay Güney hakkında yapılması gereken işlemleri yapmayarak görevlerini kötüye kullandıkları gibi suçluyu kayırma ve suç delillerini gizleme suçunu halen işlemeye devam etmektedirler. Yandaş savcısını ve yargısını yaratan bu günkü iktidar döneminde mahkeme heyetinin ve savcıların işlediği bu suçların soruşturmasını engellemek için adalet bakanlığı her türlü yasadışı işleme müracaat ederek suç işleyen heyete ve savcılara koruma sağlasa da bu durumun ( bir iki kelime anlaşılamadı) devam edeceğini sanıyorsanız büyük bir yanılgı içerisinde olduğunuzu söyleyebilirim. Bir hukukçu olarak adaletin ve hakkın mutlaka bir gün galebe çalacağına inancım tamdır. Siyasi iktidarın gölgesine sığınarak yargı makamlarını siyasetin hizmetine sunan görevlilerin Türk adaletine ve yargısına verdikleri zararın boyutları öyle bir aşamaya gelmiştir ki devletin temellerinin sarsıldığını görmemek mümkün değildir. Mahkeme heyeti bugün burada sözde Ergenekon tertibinin sanal yargılamasını yaparken üniter ve laik Cumhuriyetin kirişlerinin çatlama ve çökme sesleri salonda yankılanmaktadır. Sayın Heyet Sayın savcılar binanın çökmek üzere olduğunu gösteren bu sesleri siz hala duymuyor musunuz? Lütfen kulaklarınızı kabartın. Bu çatlama sesleri duymaya çalışın aksi halde yarın hem devletimiz hem milletimiz ve hepimiz için çok geç olacaktır. Çünkü bu çöküntünün altında başta sizler olmak üzere hepimizin de kalacağını unutmayınız. Ancak siz bu sonun müsebbibi olarak görülecek ve öyle anılacaksınız. Bakınız Tuncay Güney konusunda başından itibaren yapılanlara kısaca değindiğimizde gerek iddia makamının gerekse sizlerin nasıl bir tutum içerisinde olduğu açıkça ortaya çıkacaktır. Sayın iddia makamı halihazırda 3 yıldan bu yana Tuncay Güney hakkında soruşturmanın bir başka soruşturma dosyasından 1756 sayılı dosyasından yürütüldüğünü beyan etmektedir. Soruyorum siz Tuncay Güney hakkında 3 yıldan bu yana kamu davasını açmaya yeterli şüpheyi elde edemediniz mi ki bu kamu davasını açmıyorsunuz. Neden geciktiriyorsunuz, sebebi nedir sizin için bu davanın açılması için yeterli şüpheniz doğmamış mıdır? Tuncay Güney’in uhdesinde çıkan kasetler ve diğer delillerle, belgelerle bu kadar yüzlerce masum insan hakkında tutuklama dahil bir çok usulü tedbirlere müracaat ettiniz ve aldınız ve davalar açtınız. Ve bu davalar bugün yaklaşık 2 yıldan bu yana devam etmektedir bütün bunlara rağmen yani asıl delillerin kaynağı olan Tuncay Güney hakkında siz eğer yeterli şüphe bulamadım daha henüz delil topluyorum deliller kamu davasının açılmasını için kifayet noktasına ulaşmamıştır derseniz inandırıcı olur musunuz? O halde neden kamu davası açılmıyor sorusuna inandırıcı ve samimi cevaplar bulmak gerekir. Peki, Sayın Başkanım Değerli heyet siz bunu sormuyor musunuz kendinize? Yasa hükümleri son derece açık. Tuncay Güney’den elde edilen delillerle bu insanların hürriyetlerinin yıllardır tahdit edildiğini de biliyorsunuz ve halihazırda o delillere de değer veriyorsunuz. Peki, sayın iddia makamına demiyor musunuz ki usul kaidesi içerisinde bu kişi hakkında neden halen soruşturma devam ediyor? Bunu sormak durumundasınız çünkü buradaki sorunları yenmek ve aşmak için öncelikle bu kişinin ifadesinin alınması ve davaya dahil edilmesi zorunludur. Bütün bunlar bir kenara bu soruşturma kapsamında bazı sanıklara yapılan usulü işlemler neden Tuncay Güney hakkında yapılmamıştır? Bakınız Bedrettin Dalan, Turan Çömez bu kişiler yurtdışına gitmişlerdir ve kaçak olarak ilan edilmişlerdir. Soruşturma aşamasında bu kişiler kaçak olduğundan ifadesi alınamadığından CMK 98. maddesi kapsamında haklarında yakalama kararı çıkarılmıştır. Doğru mudur doğrudur usulü olarak bu kararlar alınması gereken kararlardır. Peki şüpheli konumunda olan Tuncay Güney hakkında neden 98. maddeye göre savcılar hakimliğe müracaat ederek yakalama kararı çıkarmamışlardır? Sebebi nedir? Siz bunu sordunuz mu Değerli Başkanım? Kendi aranızda bu konuyu konuştunuz mu? Bu konuda gereken önlemleri aldınız mı mahkeme olarak? Ne dediniz efendim söz konusu kişi şüphelidir hakkında soruşturma devam etmektedir kovuşturma başlamamıştır o yüzden biz yetkili değilizdir anlayışı içerisinde hareket ediniz. Peki, bu anlayış doğru mudur? Elbette ki değildir. Siz eğer bu anlayışla hareket ederseniz bu durumda bu davayı çözme gayretine gitmediğiniz de anlaşılmaktadır. Bu işin merkezinde eğer Tuncay Güney’den çıkan belgeler ve o belgeler söz konusu sözde örgütün belgeleri olarak kabul ediliyorsa dokümanları olarak kabul ediliyorsa siz Tuncay Güney’in üzerinde hassasiyetle durmak zorundasınız. Ama maalesef siz Tuncay Güney meselesini tamamen bir kenara itmiş adeta savcılarla bu konuda açık demiyorum zımnen bir iş birliği içerisine girmiş ve bu konuyu da burada bizim savunma tasarrufumuza bırakmış durumdasınız. Adalet adına doğru mudur bu yaptıklarınıza lütfen Tuncay Güney hakkındaki mahkemenin tutumuna baştan itibaren aldığınız ara kararları vicdanınızın sesine kulak vererek bir okuyun, okuduğunuzda göreceksiniz ki bırakınız Türk ceza kanunu açısından sizlerin ihmalkar tutumlarını aynı zamanda adalete nasıl bir darbe vurduğunuzu da göreceksiniz. O adalete Sayın savcılar zaten o darbeyi vuruyor ama siz vurmayın biz size farklı gözle bakmak zorundayız sizler hakimsiniz adalet dağıtan insanlarsınız. Eğer savcılarla bu konuda işbirliğine girer Tuncay Güney’in bu davanın merkezi olduğunu unutur Tuncay Güney’den çıkan belge ve delillerle bu insanları burada yargılamaya devam ederseniz bir hukuk katliamına yol açarsınız bugün yapılanda budur. Ne yapılması gerektiğini birkaç defa yazılı ve sözlü beyanlarımla beyan ettim. Ben bu konuda bunu yapamam diyemezsiniz, yetkisizim diyemezsiniz. Şunu da soramaz mısınız Sayın iddia makamından böyle bir yetkinizde yok mu? Siz Turhan Çömez ve Bedrettin Dalan hakkında soruşturma aşamasında aldığınız yakalama kararını neden Tuncay Güney hakkında almadınız? Soruşturmanın bir ar önce sonuçlandırılması için çünkü yakalama kararıyla Turhan Çömez’in Kanada’dan Türkiye’ye getirilme ihtimali doğacak o süreci adalet bakanlığı aksatmaya çalışacak o bir gerçek o bildiğimiz bir olay. Ama yargı olarak siz öncelikle kendi üzerinize düşen görevi yerine getirmek durumundasınız. Bu suali niye tevci etmediniz? Bir müzekkere de bunu yazmak suç mudur mahkemenin görevine girmediğini mi düşünüyorsunuz? Veya şunu da mı soramadınız, Tuncay Güney hakkında elde edilen delillerle yargılamamız devam etmekte olup birçok sanık hakkında tutuklama dahil bir çok tedbirler ve davalar açılırken halihazırda Tuncay Güney hakkında soruşturmanın sürdüğünü söylemektesiniz bilgi vermektesiniz bu kişi hakkında kamu davasını neden açmamaktasınız bunu da mı soramazsınız Değerli Başkanım, bu da sizin yetkiniz de dahil değil? Veya birçok mahkemede biliyoruz ki pek ala mahkeme huzuruna getirmek istediği ve görmek istediği zorunda olduğunu kabul ettiği sanığın sanık konumuna şüphelinin sanık konumuna getirilmesi için iddia makamından ek iddianame tanzimi yoluyla dava açılmasını isteyebilir bir engelliniz mi var? Var mı böyle bir engel usul yasasında sizlerin savcılığa bir müzekkere ile bu kişi hakkında eğer kifayetli deliller toplanmışsa ek iddianame tanzimi yoluyla dava açılmasını isteyemez misiniz? Böyle bir talebiniz olamaz mı? Benim kanaatim usul yasasında şu söylediğim hiçbir talebe engel durum yoktur yeter ki sizlerin Tuncay Güney’i Türkiye’ye getirme onu dinleme ve onun uhdesindeki delilleri çözme iradeniz olsun eğer bu iradeniz yoksa işte yaklaşık 2 yıldan beri yapmış olduğunuz o yetersiz göz boyama müzekkereleriyle sadece Tuncay Güney’in soruşturmasının ne aşamada olduğunu sorarsınız Sayın savcılarda gayet güzel olarak derler ki soruşturma devam etmektedir nasılsa birkaç defa istinabe yoluna gitmişlerdir onun sonuçsuz olduğunu da çok iyi bilirler ve bu süreci bu şekilde devam ettirirler. Bu süreçte kime yarar? Bu davadan nemalanan siyasi iktidara ama faturası buradaki masum insanlara kesilir. Değerli Başkanım, bu aşamada ben Değerli mahkemeden yaklaşık 2 yıldan bu yana yaklaşık yine sanıyorum 7 veya 8 müzekkere yazıldı bu konuda ara karar oluşturuldu. Bu ara kararların baştan itibaren dikkatlice mahkemece okunarak tetkik edilerek 3 talebemin yerine getirilmesini arz ediyorum. Az önce söylediğim 2 sanık hakkında soruşturma aşamasında alınan yakalama kararının neden Tuncay Güney hakkında alınmadığının sorulması. İkincisi, Tuncay Güney hakkında eğer soruşturma aşamasında toplanan deliller yeterli ise yeterli şüpheyi doğuruyorsa, neden kamu davasının açılmadığının sorulmasına. 3. olarak söz konusu sanık hakkında gelinen nokta dikkate alınarak 3 yıllık aşama ve ondan elde edilen delillerle açılan davalar ve sürdürülen yargılamada göz önüne alındırılarak ek iddianame tanzimi yoluyla bu kişi hakkında dava açılarak sizlerin huzuruna sanık olarak getirilmesinin istenmesine çünkü bu yolla ancak hakimiyet size geçecektir. Şu anda Tuncay Güney’e siz hakim konumunda değilsiniz. Olamıyorsunuz az önce söylediğim bu kararları almayarak imtina ederek bir yandan savcıların inisiyatifine bırakıyorsunuz öbür taraftan da savcılar istedikleri şekilde Tuncay Güney konusunda rahatlıkta tasarrufta bulunabilmektedir. Kaldı ki bu aşamada az önce bahsetmiş olduğum savcılığın iddia makamının tüm işlemleri suçluyu kayırma görevi kötüye kullanma ve delilleri gizleme suçunu oluşturduğundan iddia makamı hem kovuşturma savcıları bakımından hem de soruşturma savcıları bakımından Adalet bakanlığına söylediğim isnatlardan ötürü suç duyurusunda bulunulmasını arz ediyorum Değerli Başkanım. Sayın Başkanım, Değerli heyet; Ankara 11 ağır ceza mahkemesinden menfur Danıştay cinayeti hakkında 13.02.2008 tarihinde verilen karardan sonra dönemin Adalet bakanı bu günkü meclis başkanı Mehmet Ali Şahin şöyle bir ifade kullanmıştı bu davayla iş bitmedi. Birde Yargıtay aşaması var diyerek Ergenekon tertibinde önemli rol oynadığını ikrar etmekten kaçınmamıştır. Nitekim Adalet bakanı tüm maharetini kullanarak Yargıtay incelemesinden istediği sonucu almış sözde Ergenekon tertibinin bugünkü aşamaya gelmesinde büyük katkıları olmuştur aynı kişinin Danıştay cinayetinden 45 dakika sonra devlet bakanı iken meclis kürsüsünden yaptığı konuşmada sürprizlere açık olun şeklindeki açıklamasını dikkate aldığımızda, bu büyük oyunun ve tertibin hangi noktasında görev aldığı açıkça anlaşılmaktadır. Nitekim kararın verildiği Ankara 11. ağır ceza mahkemesinden kararın verildiği 13.02.2008 tarihinden 12 gün sonra cemaat gazetesi olan Zaman’a verdiği röportajda aynen şunları ifade etmiştir bunları kısaca bahsedeceğim Değerli Başkanım. Adalet bakanı olarak yargı mensuplarına şu güvenceyi vermek istiyorum hiçbir şeyden çekinmeyin her şeyin üstüne gidin sonuna kadar gidin sonu nereye varırsa varsın her kişi ve kurumla ilgili gereken işlem neyse yargı mensupları onu yapmalıdır. Hükümet arkanızdadır kime sesleniyor yargı mensuplarına. Hükümet arkanızdadır yargı mensuplarına hiçbir mağduriyetine uğramayacaksınız teminatı vermek durumundayım teminat veriyor yargı mensuplarına. Bu soruşturmadan ötürü hiçbir mağduriyete uğramayacaksınız diyor. Sayın Başbakan’da söyledi bende söylüyorum bu tip suç örgütleri konusunda nereye kadar uzanırsa oraya gitmesi için ne ihtiyacı varsa bunu karşılayacak olan iktidar iş başındadır müjde veriyor sizin tüm ihtiyaçlarınızı karşılayacağız diyor rahat olun. Gerek vatandaşın gerekse soruşturmaları yürüten görevli arkadaşlarımızın savcı ve hakimleri kastediyor. Kafalarında soru işareti kalmamalı soru işaretlerini ortadan kaldırıcı çalışmayı mutlaka yapmak gerekir. Bununla ilgili her türlü imkanı seferber ederiz adalet bakanı diyor. Kimlere? Sayın savcı ve hakimlerimize. Devam ediyor çetelerin çıkar amaçlı olanları var siyasi amaçlı olanları da siyasi amaçlı olanlar mevcut iktidarı beğenmiyor acaba bu iktidarı toplumda bir kargaşa ve çatışma çıkararak nasıl uzaklaştırabiliriz diye bunun alt yapısını oluşturanların bir araya gelip oluşturduğu örgütler var. Böyle bir çalışma yapan bunun için maalesef cinayetler işleyen suç işleyen insanlar oluşturmuş ama artık bunlar deşifre oldu. Deşifre oldu kararı veriyor Adalet Bakanı. Bir daha bu işlere girmeyin sonuç alamazsınız nasihatte ediyor. Hakkında operasyon yapılan ve bir takım mensuplarının tutuklandığı Ergenekon çetesiyle bizlerin tutuklandığı olaydan yaklaşık 20 gün sonra. Öyle bir örgütlenmeyle o zaman ismi belli değildi bağlantılı olduğu izlenimler edinmiştir adalet bakanı izlenimler ediniyor efendim bakın adalet bakanının bir soruşturma hakkında izlenim edilmesi görevi midir? Ama savcı ve hakimlerin görevini de üstenmiş. Bu örgüt adına cinayet işlendiği tahmin etmiştim tahminlerle yürüyoruz. Danıştay saldırısıyla ilgili mahkeme kararını eleştirmem ama yargı süreci henüz bitmiş değildir. Çünkü düğmeye basılmıştır tezgah işlemeye başlamıştır. Mutlaka Yargıtay’a da gelecektir. Söylediğimiz noktalarda da Yargıtay ilgili dairesi incelemeler yapılacaktır bakınız söylediğimiz noktalarda diyor efendim açıkladığı yukarıdaki hususlarda güya bir çetenin oluşumu olduğuna dair Yargıtay bu konularda inceleme yapacaktır diyor Yargıtay’ın sınırını da çiziyor inceleme sınırını. Ek soruşturma yapılabilir savcılara talimat veriyor Danıştay’ın davası Ankara 11 ağır ceza mahkemesinde görülmüştür ama yeterli değildir siz İstanbul’da ek soruşturma yapın diyor ek soruşturma yapılabilir derken açıkça işaret ediyor. Bu beyanlar Sayın Başkanım sözde Ergenekon tertibinin nasıl bu hale dönüştürüldüğünün ibret verici kanıtlarıdır. Dönemin adalet bakanı en üst ilk büyük sözde Ergenekon tutuklanmasından 1 ay 3 gün sonra bakın bu soruşturmayı nasıl hazırlamış, yönlendirmiş ve bu hale getirmiştir? Bu gün bu davada yaşananların yol haritasını 2 buçuk yıl önce belirlemiş ve kamuoyuna tertibin basın kolunda yer alan cemaat gazetesiyle deklare etmiştir. Beyanlarından açıkça şu anlaşılıyor. Sözde Ergenekon soruşturmasını yürüten savcılar Cumhurbaşkanı talimatına uygun olarak seçilmişlerdir. Bu savcılara arkalarında iktidarın olduğu belirtilerek açık teminatlar verilmiştir. Ordunun hedef alındığı işareti verilerek orada kurum diye kastedilen bakanın kurum diye kastettiği bütün kurumların üzerine gidebilirsiniz diye açıkça ordudur bu kurumun üzerindeki tüm operasyonların yapılmasına bakan tarafından açık çek verilmiştir. Bu operasyonda etkin rol alan savcı ve hakimlerin arkasında hükümet olduğu belirtilmiştir. Danıştay cinayeti davasının yeniden başlatılacağını yargılamanın sil baştan yapılacağını açıklamıştır. Danıştay cinayetinin failleri olarak sözde Ergenekon örgütünün olduğunu ilan etmiş yargı mensuplarına dikte ettirmiş yargılamanın artık bir formaliteden olduğunu ifade etmekten kaçınmamıştır. Adalet bakanı kafasındaki örgütü kurmuş yargı sürecine ve mahkeme kararına gerek duymaksınız siyasi projeyi uygulamaya sokmuştur. Cinayetin işlendiği sırada belli olmayan ama sonra isminin konulduğu örgütlenme ile cinayet arasında bağlantıları olduğu izlenimlerini edinmiş ve cinayeti de bu sözde örgütün işlediği kanaatine varmış adalet bakanı bu kararı verdikten sonra savcı ve mahkemelere artık yargılama yapmaya dahi gerek kalmamıştır. Çünkü sürdürülen yargılama tamamen formal niteliktedir. Yargıtay’ın sonucunu da tayin etmiş inceleme sırasında nelerin dikkate alması gerektiğini konusunun altını çizmiş ve bozma kararında da her nasılsa aynı gerekçeler kabul edilmiştir o konu burada da gündeme geldi o Yargıtay bozmasının nasıl temin edildiği konusunda zabıtlarda yeterince bilgi var. En önemlisi savcılara Danıştay cinayeti konusunda İstanbul’da açabilecekleri talimatını vermiş ve nitekim ek soruşturma sonucunda Danıştay cinayeti Ergenekon iddianamesine girmiştir. Bakanın 2 buçuk yıl önce söylediği beyanlar dikkate alındığında Ergenekon soruşturmasının ve kovuşturmasının iktidar tarafından daha önce Beşiktaş adliyesine konuşlandırılan savcı ve hakimler tarafından bakanın talimatlarına uygun olarak yürütüldüğü hükümetin çizdiği projenin aynen uygulandığı açıkca anlaşılmaktadır. Sayın savcılar ve Sayın heyet o dönemde size teminat veren hükümetten ve Adalet bakanından talimat almadığınızı sizlere verilen özel brifingler, toplantılar iftar yemekleri ve birebir konuşmalar sonucu bu davaya önyargılı yaklaşarak bağımsız ve tarafsız olduğunuzu iddia edebilir misiniz? Ettiğinizde de inandırıcı olabilir misiniz? Sizler bakanın bu sözleriyle şaibe altına girmiş ve yaptığınız tüm işlemlerde şüpheli durumunuz devam etmiştir ve etmektedir. Bunu ben söylemiyorum Değerli Başkanım Sayın heyet birazdan okuyacağım Yargıtay kararı bunu tescil ediyor diyor ki bütün yargı sürecinde savcılar ve yargı mensupları şüpheli durumuna düşmüştür diyor. Adalet bakanı sözde Ergenekon tertibinde görev alan tüm savcı ve hakimleri yandaş yargı olarak ilan etmiş ve yapacakları tüm yargı faaliyetlerinin sınırlarını bizzat çizmiş. Silivri çadır yargısının görevlerini belirlemiştir. Tüm bunlara rağmen siz hala burada bağımsız yargılama yaptığınıza inanıyor musunuz? Bakan sizleri memuru haline getirdiğini o sözlerinde son derece net yargıçlık sıfatınızı elinizden aldığını şekli yargı görevini yerine getireceğinizi kamuoyuna ilan etmiştir. Bundan sonra yapılacak olan faaliyete yargılama denemez. Sadece herkese verilen rollerin oynanmasından ibaret sanal bir oyundur. Bu gün Silivri’de Sayın savcı ve hakimlerin yapmış olduğu faaliyet budur bakınız yüksek Yargıtay bu oynanan oyunu kararında nasıl mahkûm ediyor? Değerli Başkanım söz konusu röportajdan sonra ben tutukluluğum yaklaşık 25 veya 26. günündeydi Adalet bakanı hakkında kişilik haklarına saldırıdan mütevellit Büyükçekmece Asliye Hukuk mahkemesinde manevi tazimat davası açmıştım. Borçlar kanunu 49 ve Medeni kanunun 25. maddesine istinaden. Elbette ki bidayet mahkemesi o anda ki atmosferden ve iktidarın baskısından çekinerek böyle bir davayı kabul etmesi mümkün değildir ve nitekim reddetti. Bu retten sonra Yargıtay’a müracaat ettim ve Yargıtay 4. hukuk dairesi davamın haklı olduğunu manevi tazminata hükmedilmesi gerektiğine ilişkin son derece ayrıntılı 4 sayfalık bir karar verdi. Bu karar aynı zamanda bu yargı sürecinin de nasıl işlediğine ilişkin ipuçlarını da karara koymak durumunda kaldı. Yüksek yargı öyle çaresiz ki Değerli Başkanım bir hukuk yargılamasında dahil ceza davasında yapılan haksızlıkları ele almak durumunda kalıyor. Çaresizlik adalete vurulan darbeyi buradaki yargılama sürecinde farkına varıyor ızdırap duyuyorum ne adına? Adalet adına duyuyorum Yargıtay o yüzden bu kararlarında burada yapılan o hukuk dışı ihlalleri açıkça belirtmek durumunda kalıyor. Bakınız ne diyor karanında davalı Adalet bakanı olduğu dönemde devam eden Ergenekon soruşturması sırasında ve henüz kamu davası açılmadığı ve yayın yasağının bulunduğu sırada dava konusu yukarıda özetlenen beyanlarda bulunmuştur kararın tümünü okumuyorum sunacağım efendim. Davalının bu beyanları ile Ergenekon soruşturması ve bu soruşmayı yürüten Cumhuriyet savcıları şüpheli durumuna düşürülmüştür. Bakın Yargıtay ne diyor? Adalet bakanının bu beyanlarıyla sözde Ergenekon tertibini yürüten savcılar şüpheli durumuna düşürülmüştür diyor. Çok ağır bir olaydır ağır bir tespittir bu. Ben savcı olsam Yargıtay’ın bu kararından sonra istifa ederim o cübbeyi bir daha giymem.”

Mahkeme Başkanı :”Kemal bey süreyi aşacaksınız 5 dakika aştınız bir 10 dakika daha veriyorum:”

Sanık Kemal Kerinçsiz:”Bitirmek üzereyim bitireyim efendim onu çünkü 2 buçuk aylık bir aradan sonra sizlerinde:”

Mahkeme Başkanı :”Mutlaka anlıyorum yani makul sürede bitirin:”

Sanık Kemal Kerinçsiz “Tabi efendim anlayışınıza sığınıyorum.”

Mahkeme Başkanı :”Buyurun, buyurun:”



Sanık Kemal Kerinçsiz:”Teşekkür ediyorum efendim. Yargıtay 4. hukuk dairesinin kararında kullanılan bu cümle ile Ergenekon soruşturmasını yürüten savcıların şüpheli durumuna düştüğünü açıkça kabul etmiştir. Sayın savcılar bunu ben demiyorum yüksek mahkeme sizlerin şüpheli durumuna düştüğünüzü açıkça ilan etmiştir. Bu durumda sizin bu güne kadar yapmış olduğunuz tüm işlemler şaibelidir ve hukuk dışıdır. Savcıların bu şüpheli işlemlerine dayalı olarak verilen kararlarında sağlıklı olduğunu elbette ki kabul etmek mümkün değildir. Adalet bakanı açıklamalarında hükümetin sadece savcıları değil bu süreçte görev alan tüm yargı mensuplarına açıkça destek vereceğini talimatlarının hakimleri de kapsadığı anlaşılmaktadır. Ayrım yapmıyor adalet bakanı Yargıtay’ın bu kararı ile mahkemenizde şüpheli konumuna düştüğünden tüm tasarruf ve işlemlerinde yargı kararlarında bulunması gereken özelliklerin yitirildiği kabul edilmelidir. Sizler bu davada hangi kararı verirseniz verin kararı veren mahkemeniz üzerinde şaibenin oluştuğu tarafsızlığı ve bağımsızlığını yitirdiği özel ve olağanüstü bir konumda bulunduğu hükümetin açık desteği ile faaliyetini sürdürdüğü Yargıtay kararında tespit edilmiş bulunmaktadır. Doğru olan şu andaki görev yapan heyetin şaibeyi ortadan kaldırması için çekilmesidir. Ancak heyetin arkasındaki bakan açıklamasında belirtilen siyasi destek devam ettiğinden bu çekilmediğinin mümkün olmadığının idraki içinde olduğumdan zaman kaybedici ve sonuç alınamayacak ümitsiz bir talebim mevcut değildir. Yargıtay kararındaki şu cümlelerde savcılar ve hakimler ile adalet bakanının ilişkilerinin nasıl olması gerektiğini de açıkça ortaya koymaktadır. Diyor ki Yargıtay kararında adalet bakanı olan davalı Cumhuriyet savcısı tarafından yürütülen bir soruşturmayı ve bu soruşturmada yer alan kişileri suçlayıcı beyanda bulunma yetkisine sahip değildir diyerek yargı mensuplarının yürütmeye karşı nasıl bir tutum içinde olmaları gerektiğini de belirlemiştir. Oysa başbakan mahkemenizi parti broşüründe Habur’da kurulan çadır mahkemesiyle eş değerde görerek açıkça kendi talimatlarıyla özel bir mahkeme olarak kurulduğunuzu sizi kuran iradenin siyasi iktidar olduğunu milyonlarca bastırdıkları parti broşürlerinde kamuoyuna açıkça deklare etmişlerdir. Bu husus mahkemenize aktarıldığında kullanılan göstermelik bir cümlenin dışında Türk yargısına yapılan bu saldırıya karşı ne tepki gösterdiniz? Neden bağımsızlığını ve tarafsızlığını ispat edecek mahkemenizin onurunu yükseltecek bir yola tevessül ederek Başbakan hakkında işlem yapmadınız? Adalet dağıtan en kutsal faaliyeti yapan bir yargı organı olarak neden görevinizi yapmaktan imtina ettiniz? Sanık olarak beni tutuklayan savcıları ve mahkemeyi hakimi özel olarak seçen adalet bakanına karşı tutuklandığım tarihten 29 gün sonra açtığım manevi tazminat davası ile verdiğim onur mücadelesinden çok daha fazlasını yerine getrime ve tepki gösterme yetkileriniz olduğu halde, Başbakanın konumuna bakarak sizlerin özel mahkeme olarak siyasi iradeye tabi seçilmiş ve kurulmuş olduğunu ilan etmesine rağmen sessiz kalmanız yasaların gereğini yerine getirmemeniz Türk yargısının ağır bir darbe almasına sebebiyet vermiştir. Özelde mahkemenizin genelde Beşiktaş özel ağır ceza mahkemelerinin sözde Ergenekon soruşturmasını iktidarın etkisi altında yürütmesi, özel ağır ceza mahkemelerine karşı ağır bir güven bunalımını da beraberinde getirmiştir. Bu gün birçok parti genel başkanı ve bürokrat özel ağır ceza mahkemelerinin iktidarın etkisi altında Anayasal sistemi zorlayan Türk yargı çerçevesinin dışına takmış ve sorun yaratan kurumlar olarak görmekte ve kaldırılması gerektiğini açıkça ifade etmektedirler. Bu sizler için üzüntü veren bir durum değil midir? Bugün ki uygulama ile mahkemeniz ve özel ağır ceza mahkemelerinin uygulamaları eski DGM’leri sıkıyönetim mahkemelerini mumla aratır hale gelmiş demokratik rejim için bizzat kendileri risk oluşturmaya başlamışlardır bunlar benim beyanım değil bir genel başkanın beyanı. Nitekim Yargıtay’ın kararında aynen şöyle diyor devamla hukuk devleti ilkelerini benimsemiş hiçbir ülkede adalet bakanı hükümetin yargı mensuplarının arkasında olduğunu yargı mensuplarının hiçbir mağduriyete uğramayacaklarının teminatını vermek durumunda olduğunu yakalanan kişilerin suç örgütü kurduklarını her şeyin üstüne gidilmesi gerektiğini çekinilmemesini yargı mensuplarına atfen söyleyemez. Kuvvetler ayrılığı prensibinin uygulandığı anayasal sistemimizde anayasanın 138/2. maddesi uyarınca hiçbir organ makam merci ve kişi yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez. Genelge gönderemez tavsiye ve telkinde bulunamaz. Davalı dava konusu beyanlarıyla bu anayasa hükmüne aykırı davranmıştır adalet bakanının açıkça anayasayı ihlal ettiğini tespit ediyor diyerek dönemin adalet bakanına adeta ders vermiştir. Ancak bu ders sadece yürütmeye değil yasaları uygulamayarak yürütmeye karşı nasıl bir tavır alınması gerektiğini ortaya koyamayan yargı mensuplarına da vermiştir. Yargıtay kararında asıl ders çıkartılacak bölüm şudur şöyle diyor Yargıtay ayrıca devam eden Danıştay cinayeti konusunda ki dava ile varlığı iddia aşamasında olan örgüt arasında yayın tarihinde henüz mevcut olmayan ve hangi kaynağa dayanarak yapıldığı da belirtilmeyen bağlantıya ilişkin bir açıklamada bulunmuştur. Ne kadar ağar bir itham diyor ki bakana siz bu açıklamalarınız nedir kaynağı nedir belli değildir şaibe altında tutuyor. Bu şaibeden de kurtulamamıştır maalesef diyerek yüksek mahkeme sadece soruşturma savcılarını değil adalet bakanını da şüpheli şaibeli açıklamaları nedeniyle şüpheli durumuna düşürmüştür. Yüksek mahkeme bu kararı ile bugün huzurda yürütülen sözde Ergenekon davasının bir tertip olduğunu savcıları da dahil olmak üzere davada görev yapan yargı mensupları ve bakan üzerinde önemli bir şüphe doğduğuna işaret etmiştir. Bu bapta Değerli Başkanım arz ve izah ettiğim üzere Yüksek mahkeme bu kararı ile soruşturma savcılarını açıkça bu soruşturmada şüpheli durumuna düştüğünü kabul ettiğinden iddia makamının bu dava kapsamında yapmış olduğu tüm işlemlerin hukuk dışı kabul edilmesini karar verilmesini saygılarımla arz etmekteyim. Çok teşekkür ediyorum Başkanım.”

Saatin 12:20 olduğu görüldü.

Bu sırada bir kısım sanıklar müdafilerinden Av. Hüseyin Buzoğlu, Av. Osman Aydın Şahin, Av. Ayşegül Şahin, Av. Mehmet Nuri Aytekin, Av. Arzu Kılıçarslan, Av. Selin Deviren Tahtabiçen, Av. Gönül Kerinçsiz, Av. Nevzat Çetin, Av. Lütfü İşbulan ile tutuksuz sanıklardan Mahmut Öztürk’ün geldiği görüldü.

Huzurdaki yerlerine alındı.





Dostları ilə paylaş:
1   2   3   4   5   6   7   8   9


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə