13. AĞIr ceza mahkemesi

Sizin üçün oyun:

Google Play'də əldə edin


Yüklə 0.74 Mb.
səhifə4/9
tarix30.12.2018
ölçüsü0.74 Mb.
1   2   3   4   5   6   7   8   9

Duruşmaya kısa bir ara verildi.

Duruşmaya kaldığı yerden devam olundu.

Bu sırada bir takım sanıklar müdafilerinden Av. Fatma Handan Gülsevilir. Av. Kenan Aşık, Av. Atilla Cengiz Ceylan, Av. Vural Ergül, Av. Mehmet Tolga Akalın ve Av. Yusuf Çolak’ın geldikleri görüldü.



Huzurdaki yerlerine alındı.

Sanık Nusret Senem söz istedi verildi:”Sayın başkan, genel başkan Sayın Doğu Perinçek’in bıraktığı yerden devam edeceğim. Bir gizli örgütün ortaya çıktığını bütün ayrıntılarıyla Sayın Doğu Perinçek delilerini de göstererek açıkladı. Bu gizli örgütün emniyetteki ayağıyla ilgili olarak 23 Şubat 2008 günü sorgumda şöyle bir ifade kullanmıştım onu tekrar etmek isterim. Devletin emniyet teşkilatı gibi son derece önemli bir kurumuna bir tarikatın sızmasını ve örgütlenmesini bu teşkilatın bünyesi kabul etmez. Emniyet teşkilatı kendi hiyerarşisi ve disiplini dışında 2. bir hiyerarşi ve disiplin uygulayan F tipi örgütlenmeyi yasadışı niteliği nedeniyle eninde sonunda bünyesinde temizlemek zorunda kalacaktır demiştim. Aynı değerlendirmeyi yargı içinde söylemek mümkün. Aynı değerlendirmeyi Türk Silahlı Kuvvetleri içinde söylemek mümkün zira ortaya çıktı ki bu F tipi yapılanma sadece emniyet teşkilatı içerisinde değil yargı içinde Türk Silahlı Kuvvetleri içinde de gizli teşkilatlar kurmuştur. Hanefi Avcı’nın emniyet Eskişehir emniyet müdürü Hanefi Avcı’nın yayınlanan son kitabında kitaptan değil ama gazetelere yansıdığı kadarıyla hürriyet gazetesinden bir kısa bölümünü aktarmak istiyorum. 20 Ağustos 2010 Cuma günü yayınlanan hürriyet. Karşımızdaki kişiler polis hakim savcı değil örgütün cemaatin elemanlarıdır. Devletin hukukunu değil cemaatin talimatlarını yerine getirmektedirler. İstanbul Ankara Erzurum ve İzmir’deki bazı özel yetkili savcılar ile bu iller dışındaki bazı polis birimleri arasında illegal bir ilişkinin varlığı açıkça gözükmektedir. Bunu söyleyen bir gizli tanık değil. Bunu söyleyen herhangi bir kişi de değil. Bunu söyleyen ya 30 küsur yıldır istihbarat görevleri yapmış emniyetin üst düzey görevlerinde bulunmuş hatta bu cemaatin içinde bulunduğunu da açıklayan çocuklarını bu cemaatin okullarında okuttuğunu açıklayan bir emniyet müdürüdür. Şöyle devam ediyor Avcı şimdi ben açık adres veriyorum hukuksuz dinleme ve izlemeler var. Bunları dilekçemde belirttim. İstihbarat dairesinde cemaatin özel cihazları elde ettikleri her türlü kanunsuz dinleme materyalleri mevcuttur. Buralar neden aranmaz kozmik odanın aranmasında kimliği belli olmayan bir istihbaratçı vardı ihbarcı vardı, burada da ben açıkça ihbar ediyorum. kimliği belirli yani. Bulunacak yerleri de söylüyorum. İstanbul’un emniyet müdürlüğü istihbarat şubesinden, istihbarat şubesi neden denetlenmez. İstihbarat daire başkanlığında arama yapılsa demirbaşa kayıtlı olmayan cemaatin kendine ait özel dinleme ve izleme aletleri bulunacağından hiç tereddüdüm yoktur. Şimdi sayın başkanım ben birkaç defa emniyet ile ilgili olarak yapmış olduğumuz değerlendirmeleri sunmuştum heyetinize. Bu davanın hazırlanmasında birçok insana tertipler yapılmasında bizzat İstanbul emniyet müdürlüğü istihbarat dairesinin başındaki kişilerin sorumlu olduğunu anlatmış ve isimler vermiştim. Şimdi bir belgeyi göstermek isterim. İstanbul emniyet müdürlüğünün bu davanın hazırlık safhasında yürüttüğü çalışmalar biliniyor istihbarat dairesinin ordaki rolü de çok iyi biliniyor. Oda TV’de fotoğraflar yayınlanmıştı hatırlarsınız burada çeşitli defalar bu fotoğraflar gündeme getirildi. Bu davanın açılmasından hemen kısa bir süre sonra ramazan, ramazan ayı içerisinde İstanbul’daki Beşiktaş’taki savcı ve hakimlerle birlikte istihbarat dairesinin elemanları tarafından bir yemek düzenlenmiş ve o yemeğe ait bu fotoğraflar basına yansıdı. İstihbarat dairesinin bu davanın hazırlanmasındaki rolünü de aynı şekilde bu belgenin içindeki yazıda görüyoruz dairenin yemeği hazırlayan kim? İstihbarat dairenin başındaki kişi. Ali Fuat Yılmazer. Şimdi İstanbul emniyet müdür yardımcısı. Aynı şekilde bu davanın hazırlanmasında 1. derece rol oynayan yerlerden birisi de Ankara’da emniyet genel müdürlüğü istihbarat daire başkanında. Onun başındaki kişi yine soruşturmanın başlangıç safhasından yakın zamana kadar Ramazan Akyürek. Bu kişilerle ilgili sayın başkan ben 29 Ocak 2008 günü Ankara Cumhuriyet başsavcılığına bir şikayet dilekçesi vermiştim. Emniyet içerisindeki F tipi yapılanmayı anlatan oradaki gizli örgütlenmeyi anlatan bir listedir bu. Bu listeyi, bu listenin başında birinci sırasında istihbarat dairenin başkanı Ramazan Akyürek ismini görüyoruz. Bu metnin ismi emniyet genel müdürlüğündeki F tipi örgütlenmenin etkin elemanları. Ve 57 kişiden oluşuyor. En başta istihbarat dairenin 16 yetkilisinin ve görevlilerinin listesi var. Birinci sırada Ramazan Akyürek. Onuncu sırada Ali Fuat Yılmazer var. Ve istihbarat dairenin yüzde doksanını bu Fethullahçı grubun kontrol ettiği yine aynı şeklide bu belgede açıklanıyor. Ramazan Akyürek ve Ali Fuat Yılmazer aynı zamanda Hrant Dink’in öldürülmesi olayında failleri gizleyen failleri yönlendiren kişiler bunu da Nedim Şener gazeteci bir kitap yazdı ve istihbarat dairenin belgelerine dayanarak bunu kanıtladı. Ali Fuat Yılmazer’in Nedim Şener ile ilgili açtığı davada İstanbul’daki yine Beşiktaş’taki ağır ceza mahkemelerinin birinde görüldü ve Nedim Şener beraat etti. Bu kişilerin Ali Fuat Yılmazer ve Ramazan Akyürek’in Hrant Dink olayındaki sorumlulukları da böylece o kararla birlikte bir kez daha perçinlenmiş oldu. Bu 57 kişilik listeyi kim hazırladı? Emniyet Genel müdürü, emniyet genel müdürü görevini emniyet genel müdürü görevini bir buçuk yıl kadar yürüten Doktor Necati Altıntaş. Bakın bu örgütün emniyete sızmasının ne derece vahim bir durum yarattığını o Necati Altıntaş’ın hazırladığı belgede görüyoruz. Vahameti anlatmak bakımından oradaki iki tane ufacık paragrafı okumak istiyorum. Sayın Necati Altıntaş bu dört sayfalık 57 kişilik listeyi Ankara Cumhuriyet başsavcısına vermiş savcıya da bir not göndermiş bilgi notu geçen hafta yetkili arkadaşlarla bir araya gelerek değerlendirdiğimiz emniyetteki F tipi yapılanmanın etkin isimlerini gönderiyorum. Malumunuz istihbarat tamamen Fethullahçıların kontrolünde olduğundan sizden ricam ilgili listeyi ilgili kurumlara gizli olarak iletmeniz. Listeyi ilgili kurumlara gizli olarak iletmeniz. Bu bilgi notunu ise okuduktan sonra imha etmenizi istirham ediyorum saygılarımla. Bu çalışmanın hazırlığına M. Akdeniz ve İ. Selvi isimli emniyet müdürleri de katılmış onların da parafları var. İşte emniyetteki gizli örgüt ve en önemli 16 kişisi diğerlerini saymaya gerek görmedim. Kom şubede, diğer terörle mücadelede vesaire hepsinin isimleri de burada tek tek sıralanmış. Sayın yargıçlar Hanefi Avcı 2010 yılında bunları anlatmaya başladı. Bizler bunu 1999 yılından beri defaten Türkiye kamuoyunun gündemine getirdik ben 1999 yılında milli güvenlik kuruluna emniyetteki Fethullah Gül yapılanmanın 200 tane ismini tek tek götürüp verdim ve soruşturma yapılmasını istedim bunun üzerine Ankara emniyet müdürü Cevdet Selvi tarafından bir soruşturma yürütüldü. Onun belgeleri de sundum. Cevdet Saral evet Ankara emniyet müdürü Cevdet Saral sonra o soruşturmayı yapan Cevdet Saral hakkında bu emniyete sızmış olan örgüt bir tertip yaptı ve o emniyet genel müdürlüğü görevinden alındı. Yardımcısı Ankara istihbarat daire başkanı Osman Ak ile birlikte. Osman Ak Ankara DGM de 11. Ağır ceza mahkemesinde daha sonra Fethullah Gülen örgütüyle ilgili tanıklık yaptı ve Fethullah Gülen örgütünün silahlı terör örgütü olduğunu söyledi. Silahlı kısmının da emniyetteki örgütü olduğunu söyledi. Emniyetteki örgütü o dosya da şimdi buradadır. Osman Ak’ın açıp ifadesine bakabilirsiniz. Silahlı terör örgütü. Evet Fethullah Gülen örgütü silahlı bir terör örgütüdür. Emniyetteki konumu bunu açıkça ortaya koymaktadır. Son 3 yıldır yürüttüğü tertipler planlar tutuklamalar kanunsuz dinlemeler hepsi terör faaliyetinin göstergeleridir delilleridir. Sayın genel başkan o delillerden bir kısmını sundu. Türkiye bu terör örgütünü emniyet camiasından mutlaka temizleyecek temizlemek zorunda. Yargıdan mutlaka temizleyecek temizlemek zorunda Türk Silahlı Kuvvetlerinden temizlemek zorunda. Bakın emniyet müdürü diyor ki eğer bu örgüt üzerinde bir çalışma yapılmaz bunlar bu kurumlardan temizlenmezse hiç kimsenin can güvenliği yoktur diyor. Ve bunu söyleyen bir emniyet müdürü. Evet hiç kimsenin can güvenliği yoktur. Türkiye bu terör örgütünün faaliyetlerini ortadan kaldırmadan kesinlikle düzlüğe çıkamaz bunu yapacağız bunu Türkiye yapacak bundan hiç şüphem yok benim. Bunu yapacağız. Sayın başkan iki buçuk yıldır yargılanıyoruz tutukluyuz ve yargılanıyoruz. 156. celseye geldik. Şöyle bir hesapladım normalde Beşiktaş’taki diğer ağır ceza mahkemeleri 3 ayda bir duruşma yapıyor. Yılda 4 duruşma yani şu anda eğer normal bir yargılama süreci olsaydı 39 yıllık bir süreci yaşamış olacaktık. 39 yıl. 2 Ekim 20 Ekim 2008 günü bu davanın duruşması başladı yaklaşık bir buçuk ay sonra da o tarihe varmış olacağız yani iki yıl dolmuş olacak. Peki, 156 celse ve iki yıl nereye gelmişiz hala daha sorgular devam ediyor sanıkların sorgusu sürüyor. Böyle bir yargılama olabilir mi? Buradan adalet çıkabilir mi buna bizleri inandırabilir misiniz? Burada günlerce şu Danıştay sanıklarının sorgularını izledik. Ne zaman başladı onların sorguları geçen sene bu tarihlerde Eylül de sorgulara başladı. Kaç sanığın sorgusu yapıldı bugüne kadar sanıyorum en son olanlarla birlikte 6-7 tane bir yılda 7 sanığın sorgusu yapılmış böyle yargılama olabilir mi? Buna normal demek mümkün müdür? Bunun adil olduğunu iddia etmek mümkün müdür? Biz burada taraf değiliz dememiz mümkün müdür? Özel mahkeme diye başbakan söylüyor içişleri bakanı söylüyor mitinglerde çıkıp başbakan çeteleri Silivri’de yargılıyoruz diye söylüyor. Siz onların yargıçları mısınız? Siz onların savcıları mısınız? Yoksa Türk milleti adına yargılama yapan yargıçlar mısınız? Bir tepki vermediğiniz için o konularda bir hukuki karar vermediğiniz için sizin tarafsızlığınıza asla asla inanmak mümkün değil inanmıyoruz inandırmanız mümkün değil. Kamuoyunu da inandıramazsınız. Sizlerin hiçbir şekilde adil davrandığınıza hiç kimseyi inandıramazsınız. Bu tutumu almadığınız o suçları işleyenlerle ilgili hiçbir işlem bir karar almadığınız için. Burada zaman zaman açıklamalar yapıyorsunuz mahkememize hiç kimse etki edemez etki edemezse o zaman etki etmeye çalışanlarla ilgili yasaları uygulayacaksınız. Uygulamadığınız taktirde etki altında kaldığınızı düşünürüz bunda yüzde yüz haklı oluruz herkeste böyle düşünür. Başka şekilde düşünülmez. Sözlerinizde hiçbir şey ifade etmez. Hiç kimseyi de ikna etmez. Zaman zaman söylüyorsunuz o açıklamalar hiçbir anlam ifade etmemektedir sayın başkanım. Sayın başkan bu yargılama süreci içerisinde 3 defa bu mahkemedeki süreç nedeniyle HSYK’da kriz çıktı Hakimler savcılar yüksek kurulunda 3 defa 2’si bu mahkemeyle ilgili 1’i Erzurum’daki savcılarla ilgili. Birisi daha yeni. Birisi de daha yeni. Evet, birisi daha yeni. Şimdi sayın yargıçlar ne deniyor HSYK’da adalet bakanlığı diyor ki yürüyen davalar var diyor onlarla ilgili diyor özel yetkili mahkemelerdeki savcı ve yargıçlar konusunda diyor kararı öne getirdiler ve biz onu oranın değişmesini kabul etmiyoruz diyor. Efendim buradaki savcılar yargıçlar bulunmaz Bursa kumaşı mıdır? Onların yerine başka bir yargıç geldiği zaman başka bir karar mı verecek delillere başka türlü mü bakacak yada siz delillere başka türlü mü bakıyorsunuz. Adalet bakanlığına bir güvence mi verdiniz? Neden onlar sizi bu kadar benimsiyorlar bu kadar sizleri korumaya alıyorlar bunun nedir sebebi? Bu sizleri neden rahatsız etmez? Neden çekilmezsiniz? Eğer hukukun gereğini yapacaksanız yapmak istiyorsanız o zaman bunlar çok açık müdahalelerdir. Çok açık tavırlardır. Çok açık tavırlardır. Onların yargıçları bizlerin yargıçları diye bir şey mi var. Bu onların yargıçları ve bizlerin yargıçları gibidir durumun olduğunu açıkça ortaya koymuyor mu? Başbakan zaman zaman diyor ben şu yargıçlara güvenir miyim? Peki, ben onun yargıçlarına güvenir miyim? Bende güvenmem başbakanın bir ayrıcalığı mı var. Kalpazanlık yapmadık, hırsızlık yapmadık, İhaleye fesat karıştırmadık böyle dosyalarımız yok deniz feneri gibi bir meselemiz de yok. Başbakan yargılanmaktan korkuyor özel yargıçlar bekliyor HSYK’yı değiştirecek biz de kuzu kuzu boynumuzu bükeceğiz onun atayacağı yargıçlara güveneceğiz. Hayır güvenmeyeceğiz. Güvenmeyeceğiz. Nasıl o onlara güvenmiyorsa bizde size güvenmiyoruz. Sizde onların yargıçlarısınız öyle diyorlar. Özel olarak özel mahkeme diyorlar. Ben söylemiyorum. Savcılar heveslenmesinler istedikleri yere şikayet edebilirler ama heveslenmesinler çünkü onlar söylüyor. İçişleri bakanı çok açık söyledi çeteleri doldurduk özel mahkeme kurduk orda yargılıyoruz diyor. AKP broşür bastı orda yargılıyoruz diyor. HSYK’da bir şey kurmuşlar tezgah bir tezgah o tezgahtır resmen. Yasaların boşluktan yararlanacaksın bir tezgah kuracaksın hakkında yüzlerce şikayet olan yüzlerce hukuk dışı işlem yapmış olan hakimlerle ilgili olarak savcılarla ilgili olarak onları burada tutacaksın. Ondan sonra buradan çıkacak yargıya bu millet, millet adına karar veren mahkemenin kararıdır diyeceksiniz. Buna gülünür sadece başka bir şey denmez gülünür. Buna hiç kimse inanmayacak bunu da biliniz. Genel başkanımın söyledikleri konusunu bir daha tekrar ediyorum şunu da arz etmek istiyorum sayın yargıçlar geçen yıl Ekim ayından bu tarafa mahkemenizin bizlerle ilgili tahliye konusunda ikiye bir kararları çıkıyor. Bir de muhalefet şerhi var. Sayın mahkemenin başkanı burada yok. Onun gerekçesi şu diyor ki, benim ve Hikmet Çiçek ile ilgili olarak başkanım da aynı evet üçümüzün de aynı. Diyor ki, iddianamede isnat edilen suç ile ilgili bu kişilerin hakkında tutuklama müzekkeresi yoktur. Yargılandıkları ceza maddeleri konusunda da bir tutuklama müzekkeresi yoktur diyor. Yani biz bizler tutuksuzuz yani. Tutuksuzuz ama tutukluyuz. Bir hukuk garabetidir bu. Bir hukuk garabeti bir rezalettir bu, bir rezalettir bu. Bu rezaleti 2008 27 Temmuz gününden beri mahkemeniz sürdürmektedir. Tensip kararıyla iddianameyi kabul ettiğiniz tensip kararından bu tarafa bu durum bu hukuksuzluk sürdürülmektedir. Eğer tutuklandığımız hakkımızda tutuklama müzekkeresine konu olan suçla ilgili bir ceza talebi yoksa bir isnat yoksa o zaman niye tutukluyuz niye buradayız. Eğer tutuklu olmamız icap ediyorsa o zaman yargılandığımız maddelerle ilgili bir tutuklama müzekkeresi olması gerekir. E böyle bir şey de yok. Almıyorsunuz Hikmet Çiçek talep etti. Her burada hakikatten tutuklu olduğumu hissetmemi istiyorsanız bari hiç olmazsa karar alında tutukluyum diyeyim dedi. Şimdi sayın yargıç Türkiye’de hukuk bir başka mahkemede başka burada başka mı uygulanıyor. Hakkında bir kişinin tutuklu olabilmesi için tutuklama müzekkeresi olması lazım tutuklama kararı olması lazım. E böyle bir şey yok. O zaman biz sizlere nasıl güveneceğiz. Bize güvenle ilgili bir daha bir kelime söylemeyin lütfen. Söylediğiniz zaman samimi olmuyor. Söyleyeceklerim bunlar teşekkür ederim.”

Mahkeme Başkanı:" Efendim hep aynı şeyleri tekrar tekrar söylemek zorunda kalıyorum. Biz anayasamızda kanunlarımıza göre vicdanımıza göre karar veriyoruz, dosya kapsamına göre karar veriyoruz. Tutuklama konusundaki ve tutukluluk halinin devamı konusundaki gerekçeler zaten verilen ara kararlarda belli. Biz kimsenin hakimler savcıları değiliz. Biz kimsenin hakimleri değiliz. Mahkememiz tamamen bağımsızdır.”

Sanık Nusret Senem söz almadan konuştu:”O zaman o söyleyenlere cevap vereceksiniz bana cevap vermeyin sayın başkanım. Bana açıklamayın. Ortak kararınızla açıklayın.”

Mahkeme Başkanı:" Mehmet Zekeriya bey buyurun. Buyurun sizi dinledik. Mehmet Zekeriya bey buyurun.”

Sanık Mehmet Zekeriya Öztürk söz istedi verildi:”Sayın başkan, sayın heyet; daha önceki duruşma yani ara vermeden önceki duruşma 11 Haziran’da canım çok yanıyordu acım çok büyüktü ve acısını yaşadığım değerli varlığımın anısına bu kürsüde konu olmayacak dedim. Çünkü asla tahliye talebime buradan gitmeme neden olacak bir konuşma içeriği oluşturmasın dedim değerli çok sevdiğim varlığım annemin kaybı. Ancak geçen 80 gün süre içerisinde başta savcılar ve sizler olmak üzere hakkınızda katilsiniz diye düşünüyorum. Annemin ölümüne siz sebep oldunuz. Ben Türkiye Cumhuriyeti devletinde silahlı kuvvetlerde görev yapmış terörle mücadeleye görevlendirilmiş bir subay olarak vakti zamanında geldiğinde o olağanüstü koşullarda kopan askerimin damarına düğüm atan ben bağırsaklarına tampon yapan ben annemin son anında ihtiyaç duyduğu taze kanı veremedim. Sizlerin yüzünden. Ne olmuştu savaş mı vardı. Savcılar iddianamede şöyle yazmışlardı hakkınızda kaybedecek bir şeyleri yok. soruyorum şimdi savcılara, kaybettim ne diyeceksiniz. Ne diyebileceksiniz?”

Mahkeme Başkanı:" Zekeriya bey sakin olun Mehmet Zekeriya bey sakin olun.”

Sanık Mehmet Zekeriya Öztürk:”Ben çok sakinim. 32 ay geçti.”

Mahkeme Başkanı:" Hiçte öyle gözükmüyor, siz bağırarak konuşuyorsunuz buyurun.”

Sanık Mehmet Zekeriya Öztürk:”Öyle mi? Öyle mi görünüyorum.”

Mahkeme Başkanı:" Sakin konuşun.”

Sanık Mehmet Zekeriya Öztürk:”Bunu, bunu bana söyleyebildiğiniz kadar size rağmen size rağmen şuraya ergenekon terör örgütü diyebilen başbakana söyleseniz önünüze saygıyla eğilirim. Çok uzatmayacağım zaten konuyu. Ortaya bir gerçeği koymak için bunu söyledim asla bir şeyin malzemesi değil değerli kaybım. Ama referandum sürecine giren ülkede timsah gözyaşı, timsah gözyaşı ne demek biliyor musunuz? Dişlerini temizletirken gözlerinin yaşarmasıdır timsahın. Ahmet Kaya’nın saçlarına yıldız düşmüş koparma anne şarkısıyla yola çıkan başbakan asla o duygulara anlayamazken Çarşamba’nın kıyılarında köşelerinden akıncılar olarak pardösü rengiyle fraksiyon yaratmaya çalışırken o ekip bugün siyasette Ahmet Kaya’nın türkülerinden bahsediyor. Siz o başbakana söyleyebilseniz bunu anlarım şimdi ortaya koyacağım neler olduğunu şimdi. Devam ediyoruz.”

Mahkeme Başkanı:" Buyurun onları dinleyelim buyurun buyurun.”

Sanık Mehmet Zekeriya Öztürk:”Tabi dinleyeceksiniz sayın başkanım. Ama müsaade edin.”

Mahkeme Başkanı:" Yarım saat süreniz var. Hayır ben sadece sakin olmanızı söyledim sadece sakin olmanızı söyledim. Evet konuşmanıza engel olmuyoruz sizi dinliyoruz.”

Sanık Mehmet Zekeriya Öztürk:”Neye bedel olduğunuzu da dinleyin. Sakinim yarım saat kısıtlama da kanunsuz ve hukuksuz. Kanunsuz ve anlatıyorum oturayım isterseniz sayın başkanım.”

Mahkeme Başkanı:" Konuşmak istemiyorsanız bir şey demiyorum ama yarım saat süren var. Ben bağırmayın diye söylüyorum size buyurun.”

Sanık Mehmet Zekeriya Öztürk:”Yok konuşmak için geldim ben buraya beyanlarım var taleplerim var. Allah Allah. Kaybettiğim benim annem sayenizde. O kadar onursuz mu zannediyorsunuz. Koltuğun altına beyaz gömlek giydiğini söyleyen başbakan 93 yılında televizyonda ben şehir imamıyım diye Fransa’dan gelen sanatçının sergisinde içki servisini engellerken şehir imamlığına soyunduğunda ben dağda terörle mücadele ediyordum. Üzerimizde de kamuflajlı haki kefenlerimiz vardı. Tek bir kere lafını etmedik. Ne oldu bugün ülkede savaş mı var. Başbakan kodluğun altına kefenle geliyor ona söyleyin. Şimdi bakın sayın Haşıloğlu size soruyorum ben daha önce de bu konuda reddi hakim talebine de.”

Mahkeme Başkanı:"Efendim usulde öyle bir hüküm yok. Siz mahkeme heyetine herhangi bir soru soramazsınız?”

Sanık Mehmet Zekeriya Öztürk:”Bu mecazi anlam olarak anlayın soracağım kayıtlara da böyle geçsin.”

Mahkeme Başkanı:"Tamam buyurun.”

Sanık Mehmet Zekeriya Öztürk:”Sormak zorundayım. Savcı beni sizin karşınıza sadece örgüte üye olmaktan gönderdi ama benimle beraber gönderdiği şahsın suçu halkı hükümete karşı silahlı isyana tahrikti. Ve siz benim yanımda o şahsın sorgusunu yaptınız. O şahıs burada haziran ayında ifade verdi. Sayın Haşıloğlu beni dinliyor musunuz? Ve onun bir cep telefonu mesajını sordunuz. Halkı hükümete karşı silahlı isyandan. Bir cumhurbaşkanının danışmanıydı. Neden burada sorgusunda sormadınız onu sayın Haşıloğlu. Acaba o yüzden mi bana o cep telefonu mesajında halkı isyana tahrik etme suçundan dolayı bana mı o suçu yüklediniz savcının isnat etmemesine rağmen. Bunların cevaplarını bugün bulamıyoruz ama gelecekte mutlaka bulacağız bir gün. Şimdi elimde iki tane mektup var sayın başkan. Eğer prosedür uygun olursa bu mektupları buraya vermeyeceğim çünkü muhtemelen hakkımda gizli tanık olarak uğraşılmaya çalışan uğraşılan şahsın yazmış olduğu mektup şahsıma. İsim vermek istemiyorum basının eline geçmesini istemiyorum bu ismin çünkü Saipir Depzelelvitze’nin sonucuna akıbetine uğrayacak bu da muhtemelen bir plan bir proje ortaya çıkmayacak gelecekte muhtemelen aleyhimde gizli tanık olarak kullanılacak bir şahıs. Orijinalleri bende kalmak kaydıyla sizin ileride açıklayacağım bunu ben şu an konjonktür müsait değil o yüzden şimdi açıklamayacağım. Eğer uygun bir prosedür olarak bunları size versem siz bunları işaretleseniz veya fotokopisini alsanız.”

Mahkeme Başkanı:"Fotokopisini alın.”

Sanık Mehmet Zekeriya Öztürk:”Tamam ama talebim şu hiç kimseye verilmesin. Polise dahi verilmesin biraz sonra henüz mahkemenize bugün gelen bir belgede polisin hangi düzen içerisinde olduğunu da aktaracağım. Zarflarıyla beraber veriyorum. Şahısları tanımıyorum onlar beni tanıdıklarını iddia ediyorlar. Orijinallerini istiyorum ama yok o yok. A pardon bir dakika yanlış oldu. Sayın başkan iki gün önce sorgu, sorgu sırasında.”

Salonda söz almadan konuşanlar oldu, anlaşılamadı.



Mahkeme Başkanı:"Efendim oturduğunuz yerden konuşmayın bakın etkileniyor.”

Sanık Mehmet Zekeriya Öztürk:”Sayın üye Çalmuk’un bir belgeden sormuş olduğu soru vardı, burada birçok kişi itiraz etti. Ulusla ihanet kom sizden aldığım belge ve Kürşat hareketi orgu bu sahsın kim olduğunu bildiğimi ve bugün bazı gerekçelerimle ki o da şahsın hemen ortaya çıkıp bir düzenek ile yapılanların komploların kurguların iptal edilmemesi için şahsın ismini söylemeyeceğimi belirtmişim, ancak ben 14 Kasım 2008’de ve 11 Aralık 2009’da iki dilekçeyle ulusal ihanet org ve aloihbar org internet sitelerinin MİT, emniyet, ve jandarma tarafından takip edilip edilmediğinin sorulmasını istemiştim, mahkeme bu talebimi kabul etmişti MİT’ten ve jandarmadan talebime cevap geldi, tek bir yerden gelmedi emniyetten cevap vermedi. Bugün bu ülkede internet sitelerinden dolayı silahlı kuvvetlerin belli kademelerindeki şahıslara davalar acılıyor, bu onun kontrası. Yani ulusal ihanet org internet sitesi, bugün bahsedilen internet siteleriyle ilgili açılan davaların esas antisi kontrası daha öncesi yapılmış bir dava o internet sitesinde bir hava üssünün Türk Silahlı Kuvvetlerine ait hava kuvvetlerine ait hava üssünün bir Türk pilotu tarafından bombalandığının resimlerinden tutun, Yaşar Büyükanıt’ın Yahudi olduğuna varan yayınlar yapan internet sitesi, bunu da tekrar hatırlatıyorum takibi için. Sayın başkan 26 Ağustos 2010’da daha önce yapmış olduğum talebe ilişkin olarak PKK kongragel terör örgütü analiz notları mücadele metotları isimli kitabın mahkemenizce istenmesini talep etmiştim. Mahkemeniz bu konuda talebimi kabul etti kitabı istedi hatta sayın başkan gelen evraklar içerisinde bulunduğunu ve dilekçem doğrultusunda tespitler yapıldığını söyledi ancak CMK 125. madde 1 ve 2. bentlerine göre devlet sırrı niteliğindeki belgelerin mahkemece tespit edilenler anlamında tutanağa kaydedilmesi gerekiyor mahkemenizin böyle bir tutanak tutup tutmadığını bilemiyorum. Bununla ilgili olarak dilekçe vermiştim ve tespit edilen tutanaklar tespit edilenlerinde tarafıma verilmesini talep etmiştim. Bunu dün itibariyle yapmıştım ki bugün beyanda bulunabileyim diye ancak herhalde bu konuda bugün karar vereceksiniz. Bu da önemli çünkü bizler aynı zamanda iddia edilen ergenekon terör örgütünün PKK terör örgütü ile birlikte organize şeklide faaliyet içerisinde bulunduğunu suçlamasıyla buradayız. Diğer bir talebim şuydu hakkımda bu Danıştay sorgulaması sırasında Ümraniye’deki evde yapılan toplantıyla ilgili olarak polis bir teşhis yapmıştı o teşhiste Nadiye Önay isimli şahıs beni yüzde doksan tanımış ve beyaz renkli camı olmayan bir minibüsle oraya geldiğimi iddia etmişti. Bende şahsın kimliğinin tespitini istemiştim ve şahsıma ait trafik tescil bürosundan böyle bir aracın olup olmadığının sorulmasını istemiştim. İkisi de kabul edilmişti geldi. Trafik tescil büro amirliğinden şube müdürlüğünden gelen yazıya göre benim böyle bir aracım yok araç kaydım yok. Diğer talebimde Nadiye Önay isimli şahsın muhtarlıktan kimliğinin tespit edilmesiydi çünkü bu şahıs polis tarafından teşhisli neydi sorgu mu soruş o tür bir şeydi. Teşhis ama farklı bir teşhisti. Böyle bir ifade kullanılmıştı polisçe bir tabir. Şimdi gelen 21.6.2010 tarihli Ataşehir ilçesi Yenişehir mahalle muhtarı şöyle diyor mahkemenize hitaben yazıda ilgi tarih ve sayılı yazınızda adı geçen Nadiye Önay’ın muhtarlığımız otomasyon sisteminde kaydına rastlanmamış olup TC kimlik bilgileri olmadığından mernis sorgulaması yapılamamıştır. Not 2006 tarihli kayıtlar muhtarlığımızda bulunmamaktadır. İlginç 2006 tarihli kayıtlar muhtarlıkta yok. 2006 tarihinde Alparslan Arslan’ın Cumhuriyet gazetesine bomba attığı ve Danıştay baskınını yaptığı tarih ve toplantı yapılan ev denilen evle ilgili olarak muhtarlık yazısında 2006 tarihli kayıtlar olmadığı söyleniyor acaba bir şey mi öne alınıyor bilmiyoruz ancak Nadiye Önay isimli şahsın polis sorgusundan veya teşhisinden polis ilişkisinden sonra muhtarlıkta adının olmaması ve TC kimlik bilgileri olmaması nedeniyle de mernis sorgulamasının yapılamaması ilginç. Aklınıza ne geliyor size soruyorum bütün sanıklar avukatlar seyirci herkese soruyorum ne maddi hatası sahte şahıs. Yok böyle bir şahıs yok. Bana olduğunu ispat edebilir misiniz? Polis teşhis yaptırıyor polis teşhis yaptırıyor beni yüzde doksan tanıyor sayın Veli Küçük’ü yazda atmış yüzde kırk oranında gibi bir oranda tanıyor ama şimdi polisin gizli tanıktan sonra yeni marifeti herhalde bu olsa gerek sahte sanıklarla olayı yönlendirmek hangi olayı yönlendirmeye çalışıyor Danıştay olayını yönlendirmeye çalışıyor. Şimdi Danıştay olayına devam edeceğim ancak yine yanı tarihli ara kararlara ilişkin olarak bir talebime daha değinerek sonra geçeceğim. 28.5.2010 tarihli ara kararınızda Şamil Tayyar’ın Türk time internet sitesinde yapmış olduğu görüntülü sesli röportajda şöyle diyordu. Zekeriya Öztürk emekli binbaşı Güler Kömürcü’nün de eşi o da mesela zaman zaman askerin, o da mesela zaman zaman askerlerin gözaltına alınıp birkaç gün sonra serbest bırakılması karşısında biz içerdeyiz onlar dışarıda diye şikayetini dile getirmişti ben böyle bir şey söylememiştim. Böyle bir kıyas yapmamıştım kıyası başka türlü yapmıştım ancak bu ekip bunu böyle yapmak zorunda ve devamında o örgüte verilecek yani devam ediyor ve o örgüte verilecek bir ceza şekline dizayn edilmeye çalışılıyor. Bu konuda çok ciddi bir lobi çalışması var. Başarırlarsa en tepede Veli Küçük’ün olduğu altta da Fikret Emek ve Zekeriya Öztürk’ün olduğu 3-5 adamla sınırlı karar çıkabilir. Bu yönde çok ciddi bir lobi çalışması var dediğini burada okuduktan sonra.”

Salonda söz almadan konuşanlar oldu, anlaşılamadı.



Sanık Mehmet Zekeriya Öztürk:”( Salondakilere hitaben; Yok sizin isminiz.) Lobi çalışması var demiş ve mahkemenizden bu röportajın gelmesini istemiş şimdi şunu soruyorum yani mahkemeniz o zamanda sormuştum bu yani Şamil Tayyar’ın lobi çalışmasına göre mi karar verecek çünkü bu röportaja göre Şamil Tayyar başbakan Erdoğan’ın hemen altında geçiyor atmıyorum yazıdan söylüyorum. Başbakan Erdoğan’ın kankası olduğu yönünde röportaj devam ediyor. Şimdi Şamil Tayyar istihbarat uzmanı MİT jandarma polis istihbaratının da üzerinde bilgi toplayıp gazetelerde terör örgütü saldırısı sonucunda neden Şamil Tayyar’ın sözlerini dinlenemediniz diye sorgulanan sorular sorulan bu uzman ulema gazeteci şimdi benim hakkımda böyle söylüyorsa lobi çalışması var diyorsa ve siz beni 32 aydır burada tutuyorsanız gerçekten merak ediyorum yani Şamil Tayyar ve onun çevresindekilerden birisi bana ceza verecek misiniz? Veya verecekseniz Şamil Tayyar bu kararı etkilemiş olmuyor mu? Veya HSYK unvanlı hakime savcı ataması yaparken aynı zamanda ünü varlı namlı sanıklar burada gündeme gelip dışarıda nümayişler yapılırken burada birinci ergenekon iddianamesinin sanıkları olarak bizler dibe mi itiliyoruz. Böyle bir şey olacak mı gerçekten Şamil Tayyar’ın dediği doğru mu bu konuda mahkemenizin bir tespiti var mı? Bu konuda mahkemeniz bir çalışma yapacak mı? Bu konuda mahkemeniz Şamil Tayyar’a yönelik bir suçlamada bulunacak mı? Çünkü şunu talep edeceğim ben bununla kalmayacağım Şamil Tayyar hakkında dava açacağım gibi Şamil Tayyar’ın ev telefonu iş telefonu cep telefonlarının kayıtlarını isteyeceğim. Cemaat göbeğiyle başbakana bağlı olan o TİB başkanı bakalım Şamil Tayyar’ın bu cep telefonu kayıtlarını verebilecek mi? Acaba hangi savcıyla ilişkisi var. Acaba Zekeriya Öz ile de kankalık durumları var mı cep telefonu ilişkisi çıkacak mı ortaya şimdi müsaadenizle Danıştay’dan devam edeceğim. Pardon alabilir miyim onu. Pardon Danıştay’a gelmeden önce zaman gazetesinin Mustafa Armağan isimli köşe yazarı 8.8.2010 tarihinde şöyle demiş hatırlarsanız ergenekon sanık konusu şey heronları kim düşürdü veya celaliler ile PKK analoji yapmış kendi aklına göre. Ve demiş ki hatırlarsanız ergenekon sanığı Mehmet Zekeriya Öztürk PKK’yı MİT kurdu iddiasında bulunmuş ve Öcalan dava dosyasının mahkemeye gönderilmesini istemişti. Doğru Öcalan mahkeme dosyasının davaya getirilmesini ben istemiştim getirtmek istememin sebebi de şuydu aynen dilekçemde var. 8 Ekim 2009 tarihli bir dilekçe bu. Diyorum ki, Bülent Orakoğlu ile Şamil Tayyar gazetelerde televizyonlarda arzı endam edip PKK’yı MİT’in kurduğunu söylüyorlar sizde bizi PKK ile işbirliği içinde olmakla yargılıyorsunuz aynı zamanda bunu sorun dedim MİT’e PKK’yı siz mi kurdunuz Genelkurmaya ve jandarmaya ve polise sorun dedim. Bütün kurumlara soruldu bütün kurumlardan cevap geldi bir dek MİT’ten cevap gelmedi. Devamında da demiştim ki, terörist başı Abdullah Öcalan’ında iddia edildiği gibi bizimle bu iddia edilen örgütle bir ilişkisi var mı yok mu bunu da araştırmak için mahkemeniz tespit etsin diye erge düzeltiyorum. Abdullah Öcalan’ın 11 Ağır cezadan dava dosyasını isteyin demiştim bunu da kabul etti bu da geldi. Ve bir diğer talebim de MİT’in düzeltiyorum Abdullah Öcalan’ın iddia edildiği gibi ergenekon terör örgütü üyesi olup olmadığının MİT, emniyet, Genelkurmay başkanlığı tarafından sorumasıydı bunların hepsinden cevap geldi şeye de geldi ancak bu adamlar artık o kadar yüzsüzleştiler ki, bu yandaş medya hani başbakan candaşımı uydurdu ya. Şey yok. Yaratıcılık yok yandaşa hemen candaşla cevap verecek. Bu yandaş medyanın yazarı PKK’yı MİT kurdurdu iddiasının bana ait olduğunu söylüyor ve böyle küçük yalanlarla bu işi götüremezler. Bülent Orakoğlu ve Şamil Tayyar söylemişti. Şimdi Danıştay ile devam edeceğim. Sayın başkan, Danıştay davası 1. ergenekon iddianamesinde 2. ergenekon iddianamesinde de var ve daha önce burada bazı tutuksuz sanıkların haklarında suç isnat edilmediği halbuki bomba silah verme şüphesiyle 11. Ağır ceza mahkemesinin ciddi şüphe içerisinde olduğu bu yönde kararlar verdiği haklarındaki cezanın azaltıldığı ceza isteminde bulunulmadığı hatta iddianamede kendisine suç bile yöneltilmediğini burada huzurda bütün sanıkların sorularıyla beraber ortaya çıkartmıştık. Şimdi özellikle ergenekon kitabını isteyip içindekileri tespit etmeniz ve burada aynı zamanda Danıştay’ın devam etmesi sırasında ortaya çıkan bir durum var. Ortaya çıkan o duruma geçmeden önce bir tespiti 3. iddianameden okuyorum. 1 ve 2’de yok o şu. Sonuç olarak Danıştay saldırısından sonra saldırıda hayatını kaybeden Mustafa Yücel Özbilge’nin cenaze törenine bakıldığında ergenekon silahlı terör örgütünün amacına ulaştığı cenaze töreninin görüntülerini incelediğinde törene katılan bazı kişilerin laik antilaik çatışmasını meydana getirebilecek nitelikte provakatif nitelikte sloganlar attığı törene katılan dönemin hükümet yetkililerini protesto ettikleri. Hatta fiziki saldırıya teşebbüs ettikleri sonuç olarak bu eylem sonrası ülkede kaos ortamını oluşturduğu görülmüştür. Bu bölümün başlığı da şu örgütün darbe zemini oluşturmak amacıyla gerçekleştirdiği toplumda infial uyandıran eylemler. Bir tanesi Cumhuriyet gazetesine bomba atılması eylemi diğeri de Danıştay saldırısı eylemiydi. Şimdi bu iddianameden notu aktardıktan sonra şeye bakıyoruz Türkiye de haberler hangi eksende devam ediyor. Bakın Danıştay yalanıyla görebiliyor mu acaba kamera Danıştay yalanıyla AKP odak olmuş. Neye ihtiyaç duyuyorlar Danıştay’ın şuradaki sanıkların üzerinde kalmasına ihtiyaç duyuyor kim duyuyor hükümet duyuyor neden çünkü Danıştay düzeltiyorum anayasa mahkemesi tarafından irticai faaliyetlerin odağı olduğu tespiti var. Ve devamında aynı şekilde AKP yalandan odakmış neye dayanarak söylüyorlar bunu Danıştay davasına dayanarak hangi Danıştay davası burada görülen boyutuyla buradaki seyriyle bunu söylüyorlar. Ve yine son olarak bu şeklide bir haber kamera izlerinin silinerek Danıştay’ın bu iddia edilen örgütle ilişkisinin olmadığı izlenimi yaratmak kim yapıyor bunu bunu yapan gazete birazdan onu da göreceksiniz. Hangi faaliyetler içerisindeler en son olarak Şamil Tayyar’ın duyduğu ihtiyaç içerisine girip başbakanla nasıl sarmaş dolaş olduklarını ama aynı zamanda Abdullah Öcalan’ın hangi tarihli hangi talimatına göre hareket ettiği ve yanlarında hangi AKP milletvekilleri olduğunu yine sayın savcıların hazırlamış olduğu iddianamenin ekindeki 418 nolu klasörden göreceğiz. Biraz başa döneceğim bu konuyla ilgili olarak. Burada ne çıkmıştı ortaya Osmanlı idealizmi Osmanlı sempatisi kimde çıktı Salih Kurter’de çıktı. Diğer sanıklarda çıktı bunu Alparslan Arslan’ın kendisi söyledi. Şimdi bakın son gelişme şu İngiltere ile altın dönem yaşıyoruz kim yeni İngiltere başbakanı ile bizim başbakanımız. Şimdi mavi Marmara gemisi gönderilmişti Nisan 2009 26 Nisan 2009 milliyet gazetesindeki haber aynen şöyle; Büyükşehir belediye başkanlığı danışmanı Erman Tunca da şunları söyledi. Bir gün Kudüs’ü İslam düşmanlarından kurtulmuş olduğu günün özlemi içerisindeyiz. Aynı haberin altında bu toplantıya katılan halifeliği getirin arkanızdayız bölüm başlığıyla Kaliforniya İslami eğitim merkezi müdürü ABD’li doktor Ahmet Şakr Osmanlının halifeliğin inşallah Osmanlının halifeliğini inşallah getirirsiniz bizde arkanızdayız diyor. devam ediyor bu. Şimdi sıfır sorun projesinin yaratıcısı sayın dışişleri bakanının yeni Osmanlıcılık konusundaki fikirleri daha önce de bunu aktarmıştım hatırlayın diye söylüyorum ve yine taraf gazetesinin ırak Amerika’yı işgal ederken bir yenilik yapmıştı ordusunun yanına gazeteci koymuştu buna da Embedıt gazeteci yani iliştirilmiş gazeteci demişti. Şimdi aynı görevi yapan taraf gazetesi. Erdoğan Nasrallah’ı solladı. Çok önemli bir şahıs ya ve başbakanın Nasrallah’ı sollamış olması hangi çevre için çok önemli ve son olarak Eymen El Zevahir’inin el-kaidenin 2 numaralı ismi şöyle söylüyor. Osmanlı gibi olun gemi göndermek yetmez. Şimdi çok böyle tarih falan boğmak istemiyorum ama 5. murat kendisinden önceki hükümdarlar darbeyle falan indirilince ve Ruslarla’da yeni Ayestefanos anlaşmasını yapınca uyanık İngiliz büyükelçi dışişleri bakanının talimatıyla 5. Murat’a gidiyor. Ve sonuçta bir anlaşma imzalıyorlar. Bu anlaşmayla nereyi kaybediyoruz kaybettiğimiz yer Kıbrıs. Kıbrıs’ın kontrolünü şeye veriyoruz İngilizlere veriyoruz. Hangi korkuyla adam resmen anlatıyor büyükelçiye bana saldırdılar Yıldız Sarayında öldüreceklerdi edeceklerdi durumlar çok ciddi diyor hatta bunun üzerine büyükelçi bir tane İngiliz gemisini sarayın önüne demirletiyor. Şimdi analoji bu benzeştiriyoruz. Neyi benzeştiriyoruz mevcut durumu benzeştiriyoruz. 2005 yılında El Hariri bombalanarak öldürülünce İngiltere şöyle bir çıkış yaptı. İran ve Suriye yakınlaşılması ve görüşülmesi gereken devlettir tezini ortaya attı. Bugün bizim devletimizin İran ve Suriye ile yakınlaşması kendi doğasından çıkan bir durum değil İngiltere’nin talimatı. Bunu da nereden anlayacağız şurdan anlayacağız sıfır sorun diyoruz ya Ermenistan’a maç yaptığımız Suriye ile zirveler yaptığımız sınırları açtığımız Yunanistan ile sınırları açtığımız ülkenin yeni taze dışişleri bakanı son dışişleri bakanı 2008 yılında İgnatus’a bir mektup yazıyor. İgnatus kim hatırlayalım İgnatus one minute olayının yaşandığı programın moderatörü yani yöneticisi. Buna mektup yazıyor bu olaydan çok önce diyor ki adı da domino teorisi. Bölgede diyor İsrail, İran, Suriye, Irak, Lübnan bu ülkelerde diyor seçimler olacak bu seçimlerde diyor uygun hükümetler barış yanlısı demokrasi yanlısı adı öyle konuyor hükümetler iktidara gelmezse Amerika’nın çıkarları diyor zora düşer. Bu gazete yazısı benim yazım değil atmasyon değil bakın elimde belgesi var bir buçuk yıldır saklıyorum bunu zamanı geldi açıklıyorum. Ama diyor tersi diyor olursa diyor savaş çıkar diyor bölgede biz diyor Türkiye’nin önderliğinde diyor devam eden bizim önderliğimizde devam eden arabuluculuk faaliyetlerini destekle bende senin için Ortadoğu da arabuluculuk yapayım Amerika’nın çıkarlarını öyle bir seçim düzenlemesi nasıl yapacaksa artık öyle bir seçim düzenlemesi yapalım ki Amerika’nın çıkarları tehlikeye. Sayın üye inanın abartmıyorum aynen yazı bu. Teori bu domino teorisi. Tavsiye ederim okuyun. Samimi söylüyorum. Davutoğlu’nun domino teorisi yani yani İgnatus ile one minute masaya vuruşundan önce başlayan olay. Sonra İgnatus zaten one minute’u planlayıp ortaya koyuyor. Şimdi buradan devam ediyoruz günümüze geliyoruz çok dolandım gibi gözüküyor ama aslında değil. Şimdi geldiğimiz noktada ülkede de aynı zamanda bir kaos var ne yapıyoruz sıfır sorunla çözüyoruz olayı ve bizim acar hükümetimiz birden panik havasında bir gece Ankara da sayın Bülent Arınç’a suikast olacak iddiasıyla ortaya dökülüyor kim başbakana varana kadar. Şöyle diyor başbakan süreç vahim. İşte köşe yazarları yazıyorlar suikastçı ne der. Bir başka köşe yazarı kim Aziz Üstel menşei belli Arınç’ın evinin krokisi subayın ağzında böyle devam ediyor bu haberler yalnız ilginç bir şey oluyor yine ben talep etmiştim ve bu talebim doğrultusunda zirve yayınevinin raporunu istemiştiniz siz. Zirve yayınevinin raporunda ne var biliyor musunuz? Diyor ki zirve yayınevi raporu Emre Günaydın Necati Aydın iletişimi ve bunun üzerine cinayetin işlenmesi üzerine diyor ki, olay yerine giderken araba kiralamaları ve arabayı yakın bir yere park etmeleri kaçış için bir planları olduğunu gösterse de hiçbir profesyonel katil ve terörist eylem yerine araba kiralayarak gitmeyeceği için bu noktada ciddi amatörlük ön plana çıkmaktadır. Sayın Arınç’a suikast yapacak olanlar amatör suikastçı veya amatör subaylar mıydı acaba merak ediyorum. nasıl bunun üzerine Kirazlı Dere’deki seferberlik tetkik (1 kelime anlaşılamadı) aramalar gitti ve başbakana varana kadar dahi süreç vahim denildi ve adeta ergenekonun bir parçası orada örüldü. Bakın taraf gazetesine yazmış kim yazmış Henry Berkey diye Leic üniversitesi uluslar arası ilişkiler bölüm öğretim üyesi çok kısa bir bölüm şöyle diyor; Ülkenin ideolojik dayanağını dönüştürmek isteyenler normal siyaset zemini yaratmak için Kemalist ilkeleri yeniden yorumlama konusunda yeteri kadar güçlü değiller. Şimdi bunun tarihi ben 15 gün sonra Haziran kaç 15, 11 Temmuz’da Murat Belge, Murat Berkey de diyebiliriz Henry Berkey Murat Berkey çok uyuyor. Alıyor bu yazıyı utanmadan ordan alıntı yaptığını da söylemiyor aynen şöyle yazıyor. Atatürkçülük o Kemalizm diyordu mister Henry bay Murat Berkey şöyle söylüyor. Atatürkçülük şimdiye kadar olduğundan farkı biçimlerde yorumlanabilir mi bu ayrı konu bir kere o farklı yorumu yapacak kime dinletecek nasıl dinletecek bunun pratikte etkili mercii TSK. Yani TSK’ya diz çöktürüp farklı bir Atatürkçülük yorumu yaptırma çabası mevcut. Nasıl bir Atatürkçülük tanımı ha bunu da bilmiyoruz gelecekte bunu göreceğiz. Buradan süratle geçiyorum aynı konu birbirini takip eden şekilde çok önemli deminde söylemiştim sayın savcıların hazırlamış oldukları ve PKK’yı anlatan 418. klasöre geliyorum. Şimdi 1. iddianame yani bizim iddianamenin 63 ve 65. sayfalarda bir terör tanımı var. 64. sayfalarından başlıyor. Örgütün amaçlarını anlatıyor örnekler veriyor Kuzey İrlanda’dan dahi örnek veriyor sayın savcılar ve bu kitabın ekine düzeltiyorum bu iddianamenin ekine 418 numaralı klasör diye PKK’yı anlatan bir kitapçık koyuyorlar şimdi o kitapçıkta yeni yapılanma yönetimi geliştirme isimli ele geçen dokümanın suikast ve dezenformasyon bölümünü değiniyor ardından da dezenformasyon anlatması tanımı yapıyor. Gizli servislerin en önemli özel harp çalışmalarından biri de dezenformasyon, dezenformasyon taktiğidir. Bu faaliyet toplumu ve düşmanı yanlış sahte bilgilerle maniple ederek aldatma yönlendirme gerçekleri saptırma sulandırma gerçeklerin inandırıcılığını bozma yanlış bilgilerle inancı kuvvetlendirme yada zayıflatmaya dayanır diye devam ediyor. Dezenformasyon kitle iletişim organları vasıtasıyla toplumu amaçlanan doğrultuda niyetlere bağlı olarak yönlendirme diye devam ediyor. Şimdi bu çok güzel tespiti yapmış dokümanı da örgüt dokümanında yakalamış tırnak içerisinde örgüt dokümanında yakalamış sayın savcılar ve kendilerinin de imzası olduğu muhtemelen polislere hazırlattı ki sonunda polisler hazırlamışlar bunu ama sayın savcının imzası var artık onların. Dezenformasyon tanımı var ama aynı 418. klasör dezonformasyon tanımını yaptıktan sonra bu 418. klasör içerisinde bin dokuz altıncı sayfa 1988 yılı başlarında Avrupa’daki ERNK temsilcisi avukat Hüseyin Yıldırım ile PKK ele başısı Abdullah Öcalan’ın eşi Kesire Yıldırım Öcalan örgüt içerisindeki Abdullah Öcalan’ın kişisel tasarruflarını karşı olduklarını PKK devrimci birlik adıyla yeni bir örgüt kurduklarını açıklamışlardır diyor bunu kim diyor sayın savcılar söylüyor onların imzası var. Şimdi, kimdi ERNK temsilcisi Avrupa’da avukat Hüseyin Yıldırım. Şimdi size Avukat Hüseyin Yıldırım’ı gösteriyorum. Tarafta Neşe Düzel’in sohbeti. İki gün üst üste sayın savcıların hazırlamış olduğu bu kitaptaki anlatan ERNK Avrupa temsilcisi olan avukat Hüseyin Yıldırım ile röportaj var gazetenin bu röportajına göre savcılar yalan söylüyor yani savcıların yazmış olduğu bu kitapçığa göre ERNK Avrupa temsilcisi olan Hüseyin Yıldırım taraf gazetesinde Neşe Düzel’e göre ve taraf gazetesine göre ERNK temsilcisi değil. Şimdi tekrar başa dönelim dezenformasyon neydi, kimler tarafından yapılıyordu. Amaç neydi. Hedef kitle kimdi bir hatırlayalım savcının yazısını onu yalanlayan dezenformasyonu yapan yani taraf gazetesini düşünelim şimdi taraf gazetesine devam etmemin sebebi takıntılı olduğumdan değil mahkemeye verdiğim için zaten devam ediyor diğer duruşmam ancak o konuda sayın başkanım mahkeme iki defa size yazı yazmış 2. Kadıköy 2. asliye ceza belge istiyor cevap vermiyorsunuz mahkemeye ben mağdur oluyorum. Bir tanesi şu kabul etmediğiniz ve bana ait olmadığını ispat ettiğim porno görüntülerin olduğu hard disk. Bir diğeri de Genelkurmaydan gelen yazılarla ilgili iki defa yazı yazmış 2. asliye ceza mahkemesi mahkemeniz iki defa cevap vermiyor. Ben yani mağdur oluyorum bunu da hemen dipnot olarak düşeyim. Şimdi.”

Mahkeme Başkanı:" Süreniz dolmak üzere toparlarsanız bitirmiş olacağız.”



Sanık Mehmet Zekeriya Öztürk:”Çok az kaldı ve bitirmek istiyorum. Ha şey yani tamamlamak istiyorum çünkü bir ay sonra daha tekrar dönüp şey yapma şansım yok sayın başkanım. Şimdi çok ilginç bir şey 418. klasörde Abdullah Öcalan’ın bu örgütle bağ kurulan PKK terör örgütünün yöneticisinin Mart 99’dan itibaren görüşme notları şöyle diyor 10 Mayıs 99’da konseye yeni talimatımı yazdım. Çok daha kapsamlı yazdım. Altı sayfalık NATO sistemini de derin çözümledim. Neyi derin çözümlemiş sayın başkanım bu şahıs Abdullah Öcalan NATO istemini. NATO sistemini kanada da kim gündeme getirmişti sayın başbakan. Şimdi demek ki 99 yılında bir proje bu NATO projesi gündeme geçirilecek bir alt yapı oluşturulamıyor engeller var Abdullah Öcalan söylüyor zaten savaş kliği diyor ilerleyen notlarda göreceğiz savaş kliği kim biliyor musunuz buradaki şahıslar. Ve bunun sonucunda başbakan kanada’da PKK’nın NATO vasıtasıyla çözülmesi önerisini zaten getirdi. Şimdi devam ediyor bu notlar. Genelkurmayın PKK’nın siyasallaşmasından şikayet ediyor bu söyleminden şikayet ediyor çok önemlileri var. Şöyle söylüyor KADEK ABD’ye ateşkes önerebilir. 30 Nisan 2003. Bir ateşkes tarihi. Diyor ki 10 Eylül 2003 de görüşme notları yine Abdullah Öcalan biz saldırmayacağız kontrol edemediğimiz güçlerden doğru bir saldırı gelirse de meşru savunma yaparsınız diyorlar diyor Abdullah Öcalan. Memleketin sevgili terörist başısı. Ve yaklaşık 9 mu 10, 11 maddelik 11 maddelik bir çözüm yolu 27 Ağustos 2003 tarihinde ortaya koyuyor ki buna göre bugün olanların hepsi bu doğrultuda hızlı geçiyorum. Zaman tanımayacaksınız biliyorum bana. Şu çok önemli, Zübeyir Aydar’dan bahsediyor burada Nizamettin Tokuş’dan bahsediyor burada yalnız savcıların hiçbirisi bu örgütü bizimle ilişkilendirmesine rağmen hiçbirisi hakkında suç duyurusunda bulunmamış. Ben Aralık 2008’den beri müteaddit defalar Nizamettin Tokuç dahil Zübeyir Aydar dahil Murat Karayılan dahil Rıza Altun dahil dilekçeler verdim bu adamlar hakkında soruşturma var mı açılmış dava var mı diye hiçbir cevap gelmedi ve bazı yazılarımı savcılığa gönderdiniz. Ve terörist başı ne diyor biliyor musunuz KCK ile ilgili olarak hah şehir meclislerini kurun diyor şehir meclisleri nelerdi sayın başkanım Nisan ayında demokratik toplum kongresi yani DTP’nin faaliyeti Küçük millet meclisleri adı altında 30 şehri aşan ilde toplantıların yapıldığı bunun yanı sıra açılımlar bilgilendirme toplantısının AKP tarafından yapıldığı aynı zamanda komacivaken kürdistan yani kürdistan meclisler topluluğunun ayrı ayrı faaliyet gösterdiği bakın. Mustafa Karasu, devlet bize KCK için söz vermişti. DTP neden ortalığı bu kadar karıştırıyor. Devletin KCK için kendisine söz verip sonradan bunlara operasyon yapmasından şehir meclisleri faaliyetine şehir meclisleri faaliyeti de çok ilginç bakın neden ilginç çünkü taraf gazetesinin köşe yazarından bir tanesi çocuk zaten abuk sabuk ağzını bozarak yazı yazıyor bu örgütle şeyle ilgili ergenekon iddia terör örgütüyle ilgili diyor ki 23 Haziran 2010 dünkü yazımın sonunda Van’da olduğumu yazmıştım bu satırları ise Bitlis Mermut büryan salonundan yazıyorum buradan Adıyaman Kahta’ya komagene festivaline geçeceğiz yanında kimler varmış biliyor musunuz okuyorum. Dengir Mir Mehmet Fırat, AK parti Diyarbakır milletvekili Abdurrahman Kurt, Fekiye Teylan festivaline imza atan baş isim Van milletvekili Gülşen Orhan, akşam yazarı, zaman yazarı Bejan Matur, Saidi Nursi köyünün Nursa da uğradık falan ne bu konakladık yerler biliyor musunuz işte Abdullah Öcalan’ın hangi tarihti o hemen söyleyim görüşme notlarında bahsettiği şehir meclislerinin oluşturulması 2008’de bulamadım karıştı herhalde. 2006’da da bahsediyor 2008 tarihli şehir meclislerinin oluşturulması talebini kimler yerine getiriyor yanlarında kimler var. Embedit yani iliştirilmiş gazeteden burada görüyoruz.”

Mahkeme Başkanı:"(1 kelime anlaşılamadı) toparlar mısınız?”

Sanık Mehmet Zekeriya Öztürk:”O zaman bitireyim ben bölmeyim bir ay sonra fırsat geldiği zaman kaldığım yerden devam ederim. Teşekkür ediyorum dinlediğiniz için.”

Sanık Erhan Timuroğlu söz istedi verildi:”Sayın başkanım, kimine göre bu Danıştay’ın azmettiricisi ergenekon terör örgütü kimine göre de Fethullah Gülen cemaati bu iki yapılanmada zerre kadar beni ilgilendirmez. Ben bu Danıştay’ın ne azmettiricisiyim ne uygulamacısıyım. Dolayısıyla geçen gün lavuğun teki internette bir şey yayınlandırmış benimle ilgili beni zerre kadar tanımıyor bilmiyor benimle ilgili saçma sapan şeyler yazmış. Okuyanda zannedecek ki hepsi gerçekmiş gibi. Halbuki hepsi yalan adam beni tanımıyor. Bilmem teslim olmasaydı öldürecekler gitmiş jandarmaya teslim olmuş ben ordan geçiyordum o arada Kartal jandarma karakolu gözüme çarptı zaten oturduğum mahalle de Kartal’dır yani Kartal’a bağımlıydım dolayısıyla onları da tanıyordum gittim onlara teslim oldum hepsi buydu. O saçmalamış yalan üzerine yalan. Bilmeyen tanımayan gidip o yazıyı okuyan inanacak. Saçma sapan bir yazı. Ben Danıştay’ı vuran da ben değilim vuran Alparslan Arslan kendisini kullandırtmasaydı bu beni bağlamaz. Dolayısıyla bende inanıyorum o adamın azmettiricileri var. O adamın arkasında belirli güçler var yok değil var. Adam burada zaten kendisi itiraf etti. Diyor ki, ben konuşsam diyor gine bana müebbet vermeyecek misiniz diyor. Madem müebbet vereceksiniz diyor ben niye konuşuyum. Doğru konuşuyor. Ve bizi onun arkasında olan güçler için bizi kurban seçmişler. Ve burada kurban koyunluk olarak o iki güç arasında burada tutuluyoruz. Yarın öbür gün bu iki güç perde arkasında uzlaşırsalar anlaşırsalar onların yerine yine kurbanlık olarak seçilen olan yine biziz. Uzlaşmasalar tepkilerden dolayı yine kurman edilecek kişiler biziz. Sizde çok iyi biliyorsunuz bizim hiçbir şeyle ilgi ve alakamız yok sadece arkadaşın birisine kanarak beraber Ankara’ya gittik ve Ankara’ya gittiğimiz içinde bizim ağır ağır suçlamalarla suçladı suçluyorsunuz. O zaman Ankara’ya giden herkesi toplayın getirin burada tutuklayın. Ankara’ya gitmek suçsa o zaman herkesi getirin. Arkaya Ankara’ya gidenleri. Hadi biz Ankara’ya gittik suçluyuz peki Tekin İrşi ne yaptı. Hiçbir şey bomba mı pimini çekmedi adam. Başka ne yaptı hiçbir şey yapmadı bu adam niye tahliye ol edilmiyor. Silahı veren tahliye oldu. Bombayı veren bilmiyorum yani Süleyman Esen ben burada zan altında bırakmak istemiyorum verdi mi vermedi mi bilmiyorum ama kimine göre Süleyman Esen vermiş kimine göre ergenekon vermiş. Bu beni bağlamaz yani Alparslan’a göre Süleyman vermiş Osman’a göre ergenekon vermiş. Beni zerre kadar bağlamaz. Kadının biri çıkmış yalan dolan yerde Erhan Timuroğlu ben Ataşehir toplantısında teşhis ettim yüzde doksan bu da yalan. Muhtemelen bizim Pazar tezgahlarımız var Cumartesi günü o semtte çıkıyoruz onun beni pazarda görmüştür yüzde yüz yani kanaatimce herhalde hayal mayal ürünüyle zannetmiş bende o binaya girip çıkıyormuşum. Başka bir şey değil hepsi bu.”

Sanık Tekin İrşi söz istedi verildi:”Sayın başkan bende tahliyemi istiyorum. Ve bu tutuklu süresini bir daha gözden geçirilmesini istiyorum.

Sanık İsmail Yıldız söz istedi verildi:”Bende tahliyemi istiyorum.”



Sanık Muzaffer Şenocak söz istedi verildi:”Sayın başkan, sayın mahkeme üyeleri huzurunuzda yargılanmam sürecinde hakkımda asılsız iddiaları savunmamada ve beyanlarımda açıkça ifade ederek belgelerimle ortaya koymuş ve şahsım hakkında yapılan inceleme araştırma ve soruşturma sonucunda bugüne kadar aksi de ispat edilememiştir. Fakat nedense şahsımın hakkındaki bu durumları görmezlikten gelinmesi ve izahı açıklanamayan taraflılık beni adil olmayan bir yargı içinde insanlık vatandaşlık haklarımın elimden alındığının gerçeği de ortadadır. Hukuksuz adaletsiz kalmak insan gerekleri dışında tutulmak adil bir yargı mıdır? Bu soruyu tutukluluğumun süresi içinde net bir şekilde görülmektedir. Yargılanma süreci ıstıraba dönüşmüş telafisi imkansız olan zararlara yol açmakla ve hak yaşama hakkım olan hakkımı mağduriyetine de sebep olmaktadır. Tutukluluğum tedbirden çıkıp infaza dönüşmüş olması adil bir yargı mıdır? Yargılamanın infaza dönmesinden büyük bir hukuk büyük hukuksuzluk olabilir mi? Sayın başkan sayın mahkeme üyeleri 106. celse de sanık Aydın Yüksek’in verdiği son beyanda açıkça görülen gerçekler şahsımın suçsuzluğunu ortaya koymakta ve göstermektedir. Beni bu davaya dahil eden kişinin hazırladığı bir CD ile olduğu sayın mahkeme başkanının sorduğu sorularla net bir şeklide ortaya çıkmaktadır. Sayın mahkeme başkanı Köksal Şengün’ün Aydın Yüksek’in beyanı içinde sorduğu soruların karşısına beyanlarının gerçek dışı olduğu ve bu durumun karşısında da beyan verenin belirsizliği de net bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Örnekle iyi de beyandaki şeyini okuyorum sayın başkanım. İyi de 2001 yılında HSBC bombalandı şenocak bombalandı, İngiliz konsolosluğu bombalandı polis olarak çıktınız televizyonlara dediniz ki geriye dönük 15 yıllık kayıtları tek tek inceledik. Bu beyandaki açıklamanın izahı ne olabilir. Bu durum kişinin farklı durumlarda nasıl davrandığını ve sayın mahkeme başkanı Köksal Şengün’ün sormuş olduğu sorulara nasıl tepki verdiğinin göstergesidir. Suçluluk duygusu içinde yaşayan kimseler daima bu duygularını başkalarına yakıştırır ve yansıtırlar. Bu beyanlardaki adil olmayan diğer gerçek ise Aydın Yüksek’in sayın üye hakim Sedat Haşıloğlu ile Haşıloğlu ile arasında geçen diyalogdur. Bu diyalogdaki ifadeler aynen Sedat hakim diyor ki, başkan bey konuşmanı istiyor. Konuşmazsa tahliye olamaz çıkamaz. Bu beyan tutanaklarda yer almamak yer almaktadır. Fakat ama eksik olarak yer alıyor. Bu beyanlar sırasında Doğu Perinçek sayın Doğu Perinçek tutanaklarda yer almayan beyanın tekrar yinelemesi için zabıtlara geçmesi içinde anında müdahalesi var fakat bu cümlede sadece bir saniye Doğu Bey olarak yer almaktadır. Bu cümle tutanaklardaki adil olmayan durumunda bir gerçeğidir. Gerçekleri örtmek bu kadar gerçekler içinde adaletin keskin kılıcı maalesef gerçekleri örtmek için şahsında tahliyesine karar vermiştir. Bir hakimin yansızlığı tarafsızlığı gerçekçiliğinden hakça karar vereceğinden kuşku duyulmaması vatandaşlık vatandaşların hak arama özgürlüklerini anlamlı kılan bir gerçeklik olmalıdır. Şahsıma yönelik iddia ve isnatların savunmamın içeriği de tekrar dikkate alınarak değerlendirilmesini tutukluluk süremin ağır bir mağduriyetime ve yaşama hakkıma da ağır bir darbe, darbe vurmaktadır ve vurmaya da devam etmektedir. Bu durum karşısında eğer sizlerin bildiği ama benim bilmediğim sebep veya sebepler yok ise ben adaletin tecelli etmesi için tutukluluğumun kaldırılmasını ve tahliyemi talep ediyorum.”

Sanık Doğu Perinçek söz istedi, verildi:”Ben tutanakları okumuyorum şimdi sayın Muzaffer Şenocak’ın beyanından öğrenmiş bulunuyorum. Hepimizin önünde olan bir olay var o zaman. Aydın Yüksek hepimizin önünde Sedat Sami Haşıloğlu’na siz mahkeme başkanı sizden açıklamalar yapmanızı istiyor yoksa tahliye olamazsın diye bana baskı yaptı diye burada söyledi. Onun üzerine ben söz aldım ve bu beyanını tekrar etmesini talep ettim ve sayın başkanımız Köksal Şengün’ün de isteği üzerine Aydın Yüksek Sedat Sami Haşıloğlu’nun kendisine bu şekilde telkinde bulunduğunu açık açık söyledi. Maalesef bu tutanaklara kaydedilmemiş. Tutanakların yeniden incelenerek bu bölümün eklenmesini arz ederim bir. İkincisi bir cüm iki cümle hepimizin önünde bir kişi değil 15-20 kişinin önünde Aydın Yüksek bakın dedi bu akşam beni tahliye etmezlerse ben dedi daha neler konuşacağım. Ve o akşam tahliye oldu. O akşam tahliye oldu. Aslında bunlar Sedat Sami Haşıloğlu’nun bu yargıdan çekilmesi için yeterli sebeptir başka sebepleri saymıyorum. O akşam tahliye oldu hem de Muzaffer Şenocak’tan dosyaya göre çok daha ağır bir durumu olduğu halde ve yine biz biliyoruz ki dava dosyası ispatlıyor Aydın Yüksek bir süre 3-4 ay sanki kendisi savcıymış gibi üstüne lazım olmadığı halde oturdu Doğu Perinçek aleyhine delil toplamak için dosyada çalıştı ve taleplerde bulundu. Biz her şeyin lehimize geleceğini bildiğimiz için ses çıkartmadık. Sizin de dikkatinizi çekmiş olabilir. hiç kendisiyle ilgili olmayan Doğu Perinçek aleyhinde delil toplamak için dilekçeler verdi. Gelen her şey bizim lehimize çıktı ama bu da gösteriyor ki Sedat Sami Haşıloğlu onu Doğu Perinçek’in aleyhine delil toplamak için görevlendirmiş yani Aydın Yüksek’i doğrulayan maddi deliller bunlar. Tutanakların düzeltilmesini tekrar arz ediyorum.”

Mahkeme Başkanı:" Efendim kimse görevli değil yani her şey ortada konuşan konuşuyor buyurun buyurun.”

Sanık Doğu Perinçek:”Ama bu deliller ortada sayın yargıç yani apaçık ortada bazı şeyler var ve o akşam tahliye oldu hepimizin 20 kişinin ortasında bakın dedi bu akşam beni tahliye etmezlerse yarın öbür hafta ne konuşacağım.”

Mahkeme Başkanı:" Buyurun her şey zapta geçiyor zaten tahliye gerekçeleri o kararda belli. Buyurun Hayrettin Bey.”

Sanık Doğu Perinçek söz almadan konuştu:”Zapta yazmıyorsunuz niye o bölümü çıkartıyorsunuz?”

Mahkeme Başkanı:" Efendim çıkartılmış diye bir şey yok, neyse onu geçin tamam tamam buyurun.”

Sanık Hayrettin Ertekin söz istedi verildi:”Sayın başkanım, değerli savcılarım, yüce mahkemenize saygılar sunuyorum. İki iki buçuk ay gibi iki buçuk ay gibi uzun bir aradan sonra araya giren ramazan münasebetiyle önce mübarek ramazanınızı da tebrik ediyorum. Ben çok fazla konuşmayacağım. Zaten bütün söylenecek şeyleri diğer sanıklar ve dava vekilleri beyan ettiler. Yüce mahkemenizin de zaten bütün konuya vakıf olduğunu biliyorum. Çalışmalarınızın bunca saatlerce devam ettiğini de biliyorum ve inanıyorum yüce mahkemenize de güveniyorum adaletli olduğuna bu konuda söylenecek bir şeyim yok. Benim talebim ceza adaleti yönünden ve vicdan adaleti yönünden tutuklu olmamın beklenen makul süreleri aştığını 32 aydır tutuklu olmam ve işadamı olmam nedeniyle benim daha burada kalarak ızdırap çekmeye dönüşmüştür. Bu konuyu tekrar suçlandığım konularla ilgili yeniden değerlendirme yapacağınızı ümit ediyorum. Sizin sabırlarınıza da saygılar sunuyorum tahliyemi talep ediyorum.”

Mahkeme Başkanı:" İbrahim bey kısaca alalım. Önce Osman beyi alalım görmedim pardon.”

Sanık Osman Yıldırım söz istedi verildi:”Sayın başkan, sayın heyet üyeleri; özellikle yüce mahkemenizin heyetine saygılarımı arz ediyorum. Burada Fethullah Gülen hoca efendi örgütü olduğunu örgütü var olduğunu, başbakanın gizli örgüt kurduğunu ve benim bunun içerisinde olduğumu ifade ettiler. Ben yaşadığım süre içerisinde Fethullah Gülen hoca efendinin cemaatinden kimseyi tanımadım. Artı ülkemizde var olan var olduğu söylenen hiçbir tarikatla hiçbir cemaat hiçbir vakıfla herhangi bir ilişkim olmamıştır. Şimdi birazdan savunmayı okuduğumda kimler adına hareket ettiğimi kimler adına savaştığımı net olarak herkes anlayacaktır. Cumhuriyetimize ve Cumhuriyetimizin temel ilkelerine ulus devletimizin üniter yapısına mevcut anayasal düzeni cebir ve şiddetle değiştirmeye teşebbüs eden Türkiye Cumhuriyeti devletinin mevcut iktidarını devirmeye ve AK parti iktidarından bir ismin Çankaya köşküne çıkmasını önlemek için 17 Mayıs 2006 tarihiyle mesaj vermek için Danıştay suikastını yaptırmak suretiyle ülkemizi karanlık ve kaosa sürüklemeye teşebbüs eden ve 367 kararıyla kendilerini deşifre eden cuntanın yönettiği ETÖ ile ve ETÖ’yü besleyen anlayışla girdiğim bu savaştan zaferle çıktım. Ve ülke olarak bugün geldiğimiz noktadan geriye dönüp baktığımda savaş meydanında bir takım atlar piyonlar ve amigolar kalmıştır ve bunların da savaş meydanında çekme kararı alındığını görüyoruz. Bu acı realiteler karşısında Türkiye Cumhuriyeti devletine soruyorum. Bu savaşa komutan olarak beni kim atadı? Bu büyük resme bakıp değerlendirdiğimde galiba yani bir ihanete daha kendimi hazırlamam gerekecek. Neden? Nedeni şu, cunta bu uzun metrajlı ve baştan sona aksiyon filmiyle bu kez amacına ulaşamamasının yegane nedeni Osman Yıldırım olduğu için Osman Yıldırım cezalandırılmaktadır. Devletinden hiçbir menfaat talebinde bulunmaksızın ülkesi ve milleti için hayatını feda eden öfkesini ve milletini seven insanlar cezaevinde hücrelerde tecrit edilirken, vatan hainleri özgürlüklerine kavuşturulmuş ve ödüllendirilmişlerdir. Ve kalan ihanetçilerinde tahliyeleri istenmektedir. Bu ihanetçilerin kimler olduğuna baktığımızda tahliye edilen PKK kampında konferans verip Atatürk’e hakaret ederek Türkiye Cumhuriyeti devletini tehdit eden ve Öcalan’a yapılacak suikastı bizzat Öcalan’a bildirip Öcalan’ın hayatını kurtaran ve boynuna taktığı kırmızı yuları ile başına taktığı kalpakla gelip burada ve.”

Sanık Sevgi Erenerol müdafii Av. Vural Ergül söz almadan konuştu:”(4-5 kelime anlaşılamadı) söz ediyorsun sen terbiyesiz.”

Mahkeme Başkanı:" Müdahale etmeyin, müdahale etmeyin efendim.”

Sanık Sevgi Erenerol müdafii Av. Vural Ergül söz almadan konuştu:”Siz niye müdahale etmiyorsunuz efendim.”

Sanık Osman Yıldırım:”Çık lan dışarı şerefsiz.”

Sanık Sevgi Erenerol müdafii Av. Vural Ergül:”(3-4 kelime anlaşılamadı) seyirci kalıyorsunuz (2-3 kelime anlaşılamadı).”

Mahkeme Başkanı:" Müdahale etmeyin müdahale etmeyin.”

Sanık Sevgi Erenerol müdafii Av. Vural Ergül:”(2-3 kelime anlaşılamadı). Böyle münasebetsizlik olur mu efendim. (3-4 kelime anlaşılamadı).”

Mahkeme Başkanı:" Efendim müdahale etmeyin herkes konuşuyor rahat rahat konuşuyor. Beşiktaş. Buyurun.”

Sanık Sevgi Erenerol müdafii Av. Vural Ergül:”Bir profesöre (1-2 kelime anlaşılamadı) sizde seyirci kalıyorsunuz.”

Sanık Osman Yıldırım:”Ulan dışarı çık.”

Mahkeme Başkanı:" Osman bey devam edin.”

Sanık Osman Yıldırım:”Bak dışarı çık her şey buradan ibaret değil dışarı çık lan. Müptezel.“

Mahkeme Başkanı:" Böyle oturduğunuz yerden müdahale ederseniz. Müdahale edinilene çıkartmak zorunda kalırız çıkartmak zorunda kalırız bu konuda karar da veririz.”

Sanık Sevgi Erenerol müdafii Av. Vural Ergül söz almadan konuştu anlaşılamadı.”

Mahkeme Başkanı:" Buyurun. Buyurun oturun, buyurun oturun. İzin vermeden konuşmayın, izin vermeden konuşmayın oturun. Buyurun oturun. Şimdiye kadar herkesi dinledik Osman beyi de dinleyeceğiz, yalnız hakaret yeri değil onu göre beyanda bulunun. Oturun buyurun, oturun buyurun izin vermiyorum.”

Salonda söz almadan konuşanlar oldu anlaşılamadı.

Mahkeme Başkanı:" Burası hakaret yeri değil, ona göre beyanda bulunun.”

Sanık Osman Yıldırım:”Şimdi, şimdi hakaret edilmek istenmeyen mahlukatlar öncelikle insanlara saygılı olacaklar.”

Mahkeme Başkanı:" Ses sesini, sesiniz yükseltmeyin normal konuşun buyurun devam edin.”

Sanık Osman Yıldırım:”Ki başkalarına saygılı olacaklar. Başkası da onlara saygılı olacak.”

Mahkeme Başkanı:" Buyurun, buyurun başkan olarak ben onlara gereken ikazı veririm buyurun devam edin.”

Sanık Osman Yıldırım:”Ve başına taktığı kalpak, kalpakla gelip burada ve kendisini kullanan basın ve medyada provokatörlük yapan bunak profesör ve PKK’nın sözde içtima alanında binlerce Mehmetçiğimizi şehit eden teröristler ile tek tek tokalaşarak tebrik edip moral veren ve motive eden.”

Sanık Hikmet Çiçek söz almadan konuştu:”Siktir lan çakal, çakal sen kimin hakkında konuşuyon.”

Mahkeme Başkanı:" Hikmet bey oturun.”

Sanık Osman Yıldırım:”Senin avradını si ( bir kelime anlaşılamadı)”

Sanık Hikmet Çiçek Söz almadan konuştu:”Sen kimin hakkında konuşuyorsun.”

Sanık Osman Yıldırım:”Senin ( bir iki kelime anlaşılamadı)”



Dostları ilə paylaş:
1   2   3   4   5   6   7   8   9
Orklarla döyüş:

Google Play'də əldə edin


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə