13. AĞIr ceza mahkemesi

Sizin üçün oyun:

Google Play'də əldə edin


Yüklə 0.74 Mb.
səhifə5/9
tarix30.12.2018
ölçüsü0.74 Mb.
1   2   3   4   5   6   7   8   9

Duruşmaya kısa bir ara verildi.

Duruşmaya kaldığı yerden devam olundu.

Bu sırada tutuksuz sanıklardan Yusuf Görüm’ün geldiği görüldü.

Huzurdaki yerine alındı.

Mahkeme Başkanı:" Bir açıklama yapmak istiyorum. Sabahtan beri herkesi dinledik sabırla dinledik. Bazı hakareti havi o anlama gelebilecek sözler söylendi biz herkesi dinledik. Konuşmasına devam edecek, Osman Yıldırım ikaz ediyorum. İtiraz eden olursa ve seyrine engel olan olursa dışarı çıkartmak zorunda kalabilirim. Devam edin.”

Salonda söz almadan konuşanlar oldu anlaşılamadı.

Mahkeme Başkanı:" Buyurun.”

Üye Hakim Sedat Sami Haşıloğlu:”Oktay Yıldırım nereye gidiyorsunuz?”

Sanık Oktay Yıldırım:”Tuvalete gidiyorum, sayın başkanım.”

Salonda söz almadan konuşanlar oldu:”Sayın Başkanım, küfre izin vermeyin. ( 2-3 kelime anlaşılamadı)”

Mahkeme Başkanı:" Buyurun. Herkesi sabahtan dinledik yarım saat konuşma hakkı var yarım saat konuşma hakkı var, dinleyeceğiz buyurun, buyurun.”

Sanık Hikmet Çiçek söz almadan konuştu, anlaşılamadı.

Mahkeme Başkanı:" Buyurun çıkabilirsiniz. Çıkmak isteyen çıkabilir.”

Sanık Doğu Perinçek söz almadan konuştu:”Bakın en sonunda sizi baş başa bırakacağız onu bilin.”

Mahkeme Başkanı:" Buyurun.”

Sanık Doğu Perinçek:”Ayırmazsanız bu davayı, bunu çok iyi bilin. Bu davayı ayırmazsanız, sizi Osmanınızla baş başa bırakacağız, bunu bilin.”

Mahkeme Başkanı:" Efendim dinledik sizi dinledik. Sizi dinledik sabırla şimdi yarım saat konuşma hakkı var onu dinleyeceğiz.”

Sanık Doğu Perinçek:”Tamam sizi baş başa bırakacağız (4-5 kelime anlaşılamadı) hakimcilik oynayın. Mahkemecilik oynarsınız. Evcilik oyunu.”

Mahkeme Başkanı:" Buyurun, buyurun buyurun, buyurun çıkabilirsiniz. Buyurun. Devam edin. Burası hakaret yeri değil ona göre konuşun. Buyurun devam edin.”

Sanık Osman Yıldırım:”Sayın başkan.”

Mahkeme Başkanı:" Mahkeme heyetine dönük olarak konuşun.”

Sanık Osman Yıldırım:”Şimdi ben hakaret etmeyi burada öğrendim.”

Mahkeme Başkanı:" Siz kendi, kendi beyanınızı alalım, kendi yazdıklarınızı alalım buyurun. Buyurun.”

Sanık Osman Yıldırım:”Müsaade ederseniz bir şeyi açıklamak istiyorum. Müsaade ederseniz. Ben hakaret etmeyi burada öğrendim. Yani bu yaşıma gelene kadar hakaret nedir bilmem. Dışarıda bana saygısızlık yapanı, yani ağzımı açıp tek kelime yapmam. Silahımı çıkarır kafasına ateş ederim. Saygısızlık yapana böyle yaparım.”

Mahkeme Başkanı:" Buyurun, burası tehdit yeri değil hakaret yeri değil buyurun devam edin. Yazdıklarınızı okuyun.”

Sanık Osman Yıldırım:”Yani hakaret etmeyi ben burada öğrendim bilmiyorum nereye düştüğümü bende bilmiyorum.”

Mahkeme Başkanı:" Tamam, tamam konu anlaşıldı buyurun devam edin.”

Sanık Osman Yıldırım:”Yani onların üslubuna göre üslup gösteriyorum bunu da yine şimdi haksız ben oluyorum. İnsan eğer bir başkasına yani kendisine söylenmesini istemediği bir şeyi başkasına söylemez yani saygı istiyorsanız başkasına saygılı olacaksınız ki saygı bekleyesiniz. Yani bu budur yani. Bana sayın derseniz ben size sayın derim. Ama ben burada bunu göremiyorum her ağzını açan hareket ediyor hakaretlere cevap verdiğimiz zaman haksız biz mi oluyoruz şimdi. Şimdi bu yazdıklarım realitelerin ta kendisi, ancak hakaret içeriyor. Yani hani hakaret etmek istemesem de realiteleri okuduğum zaman hepsi hakaret zaten, hepsi ihanet içerikli bu ülkeye yapılan ihanetleri ben yani kamuoyunun da bildiği ihanetleri ben sıralıyorum. Yani yoksa özel olarak şahsa yönelik bir hakaret içerikli bir hakaret etmiyorum ben. Okuyalım mı?”

Mahkeme Başkanı:" Buyurun yazdıkları okuyun, yarım saat hakkınız var.”

Sanık Osman Yıldırım:”Tebrik edip moral veren ve motive eden ve Öcalan’a gül veren ve kendi yayın organlarıyla PKK’nın propagandasını yapıp devasa bir örgüt haline gelmesine en büyük katkıyı sağlayan, sosyalist ideolojisine ihanet ettiği için kendi özüne ihanet ettiği için arkadaşları ibreti alem için sonsuza dek ihanet yaftasını boynunda taşıması için bacağından vurup sakat bıraktıkları.”

Salonda söz almadan konuşanlar oldu:”(Konuşulanların büyük bir kısmı anlaşılamadı) Bunları mı dinliyecez, çıkarız gerekirse çıkarız. Ama bunu mu dinliyeceğiz.”

Mahkeme Başkanı:" Buyurun, buyurun, buyurun, buyurun. Buyurun. Efendim sabırla dinledik sabahtan beri. Bazı hakareti havi şeyler söylendi, ona rağmen dinledik. Buyurun oturun dinleyin.”

Sanıklar Doğu Perinçek, Nusret Senem, Hikmet Çiçek müdafii Av. Mehmet Cengiz söz almadan konuştu:”Efendim bakın bu kişi size hakaret içeriyor diyor. Sizde buyurun okuyun diyorsunuz.”

Mahkeme Başkanı:" Ben yazdıklarının hakaret olup olma. Ben yazdıklarının hakaret olup olmadığını bilmiyorum. Ben yazdıklarının hakaret olup olmadığını bilmiyorum, ne yazdığını nereden bileyim.”

Salonda söz almadan konuşanlar oldu:”Söylüyor kendisi, kendisi uyarıyor. Söylüyor kendisi. Söyledi. Söyledi.”

Mahkeme Başkanı:" Baştan uyarımı yaptım efendim dinleyecekseniz buyurun dinlemeyecekseniz dışarı çıkaracağım.”

Salonda söz almadan konuşanlar oldu anlaşılamadı.

Mahkeme Başkanı:" Buyurun, buyurun, buyurun.”

Salonda söz almadan konuşanlar oldu:”Dinleyecekseniz denmez. Böyle yargılama olmaz sayın başkanım.”

Mahkeme Başkanı:" Efendim itiraz ediyorsunuz.”

Sanıklar Doğu Perinçek, Nusret Senem, Hikmet Çiçek müdafi Av. Uğur Üzer Söz almadan konuştu anlaşılamadı:”Ama bak dinleyecekseniz diye başlarsanız olmaz. Burada hep beraber dinleriz, hep beraber bu mahkemeyi en iyi şekilde idare edecek kişisiniz. Buradaki bizim güvencemiz sizsiniz. Bizi dışarı atarsanız ve arkadaşımız (1-2 kelime anlaşılamadı) ne olur. Ne olur olmaz. Biz burada olacakları.”

Mahkeme Başkanı:" Bir dakika mikrofon verelim, kendinizi tanıtın önce. Buyurun mikrofona konuşun kendinizi tanıtın önce.”

Sanıklar Doğu Perinçek, Nusret Senem, Hikmet Çiçek müdafi Av. Uğur Üzer:”Burada bu mahkemeyi siz idare ediyorsunuz bizi dışarı çıkartarak bu mahkeme idare edilmiş olmaz, biz burada olacağız ve duruma vaziyet edeceğiz. Bizi dışarı çıkartırsanız, adil yargılamayı engellersiniz. Siz bize ve siz kendi.”

Mahkeme Başkanı:" Efendim baştan ben uyarımı, uyarımı yaptım, itiraz edilirse dışarı çıkaracağım dedim. “

Sanıklar Doğu Perinçek, Nusret Senem, Hikmet Çiçek müdafi Av. Uğur Üzer:”Ama bizi çıkartıyorsunuz.”

Mahkeme Başkanı:" Ben sizi dışarı çıkartmak istemiyorum. Ama başta uyarımı yaptım. Konuşacak ve dinleyeceğiz, sabahtan beri, sabahtan beri sabırlar herkesi dinledik.”

Sanıklar Doğu Perinçek, Nusret Senem, Hikmet Çiçek müdafi Av. Uğur Üzer:”Ama bakın bir bir bir kişiye bir kişiye ama topal dedi mi kimse, kimse topal dedi mi burada. Burada kimse topal dedi mi yargıcım. Kimse topal dedi mi?”

Mahkeme Başkanı:" Efendim Cumhurbaşkanına hakaretler oldu Beşiktaş terör örgütü dendi. Hakim savcıya hakaret edildi.”

Sanıklar Doğu Perinçek, Nusret Senem, Hikmet Çiçek müdafi Av. Uğur Üzer:”Ona da niye ihanet etmediniz. Niye müdahale ama burada eğer topal derse.”

Mahkeme Başkanı:" Gereği neyse yaparız buyurun buyurun oturun.”

Sanıklar Doğu Perinçek, Nusret Senem, Hikmet Çiçek Av. Ali Cafer Baş söz almadan konuştu:”Sizi Osman Yıldırım mı ifade ediyor, sayın başkan Osman Yıldırım mı ifade ediyor. Beşiktaş.”

Sanıklar Doğu Perinçek, Nusret Senem, Hikmet Çiçek müdafii Mehmet Cengiz söz almadan konuştu:”Beşiktaş terör örgütü eleştirisinin yanıtını Osman Yıldırım üzerinden mi ”

Sanıklar Doğu Perinçek, Nusret Senem, Hikmet Çiçek müdafi Av. Uğur Üzer:”Oturuyoruz efendim.”

Mahkeme Başkanı:" Buyurun oturun, buyurun oturun. Oturun konuşma hakkı veriyorum buyurun oturun. Buyurun oturun.”

Sanıklar Doğu Perinçek, Nusret Senem, Hikmet Çiçek müdafi Av. Uğur Üzer:”Oturuyoruz efendim ama lütfen bizi dışarı çıkmakla yol göstermeyin. Bize dışarı çıkma yolunu göstermeyin.”

Mahkeme Başkanı:" Buyurun, buyurun beyefendi bir dakika buyurun, buyurun.”

Sanıklar Doğu Perinçek, Nusret Senem, Hikmet Çiçek müdafi Av. Mehmet Cengiz söz almadan konuşut:”Efendimi hakaret ederse müdahale etme hakkımız var söylüyorum.”

Sanıklar Doğu Perinçek, Nusret Senem, Hikmet Çiçek müdafi Av. Ali Cafer Baş söz lamadan konuştu:”Hakaret olursa müdahale ederiz.”

Mahkeme Başkanı:" Efendim konuşacak. Hakaret havi olmayan şeylere konuşacak, sabahtan beri, sabahtan beri hakaret havi şeyler söylendi, biz müdahale etmedik ve Osman Yıldırım da aynı şekilde konuşursa gereği neyse daha sonra yaparız. Gereği neyse daha sonra yaparız. Buyurun. Bir dakika müdahale etmeyin susun.”

Sanık Osman Yıldırım:”İşçi, işçi partili avukatları ben hayır hayır tartışmayı keselim geçeğim, tamam.”

Mahkeme Başkanı:" izin vermiyorum bir dakika. Zeynep hanımı verin. Verin Zeynep hanımı.”

Sanık Veli Küçük müdafii Av. Zeynep Küçük söz istedi verildi:”Efendim mahkemenin düzenini sağlamak sizin göreviniz, sabahtan beri burada bize Beşiktaş işte bilmem ne örgütü dendi, bunun cevabını da size Osman Yıldırım vasıtasıyla size hakaret ettirerek böyle verdireceğiz mi istiyorsunuz.”

Mahkeme Başkanı:" Öyle bir amacımız yok efendim. Öyle bir amacımız yok ne söyleyeceğini bilmiyorum ne söyleyeceğini bilmiyorum.”

Sanık Veli Küçük müdafii Av. Zeynep Küçük:”Burada sabahtan beri burada sabahtan beri bir dakika burada sabahtan beri küfrediliyor dediniz, başbakanımıza küfrediliyor biz sesimizi çıkarmadık. Beşiktaş terör örgütü deniyor, biz sesimizi çıkarmadık dediniz. Buna bu durumda eğer biz buna sesimizi çıkarmıyorsak Osman Yıldırım’ın da size hakaret etmesine sesimizi çıkarmıyoruz, bunu mu demek istiyorsunuz efendim.”

Mahkeme Başkanı:" Efendim savunma hakkı kapsamında konuşabileceğini düşünerek bunları okutuyoruz konuşuyorsa, söylüyorsunuz.”

Sanık Veli Küçük müdafii Av. Zeynep Küçük:”Efendim savunma sırasında hakaret küfür söz konusu olursa o anda mahkeme başkanı olarak müdahale edersiniz ve gereğini yaparsınız. Eğer olursa, ondan sonra bekleyip hadi şimdi sırada Osman’da, bende size Osman’a küfrettiririm, sizde Osman vasıtasıyla küfrettiririm derseniz burada bir infial yaratırsınız.”

Mahkeme Başkanı:" Efendim öyle bir amacımız olabilir mi? Öyle bir amacımız olabilir mi? Öyle bir amacımız olabilir mi? Hakaret ettin diye amacımız olabilir mi?”

Sanık Veli Küçük müdafi Av. Zeynep Küçük:”Bunu yapıyorsunuz. Hakaret eden diyor buyurun okuyun diyorsunuz.”

Mahkeme Başkanı:" Buyurun oturun, buyurun oturun.”

Sanık Veli Küçük Müdafii Av. Zeynep Küçük:”Ben şimdi hakaret edeceğim diyor sizde efendim buyurun Osman bey lütfen okuyun diyorsunuz, teşekkür ederim.”

Mahkeme Başkanı:" Buyurun oturun ben ne. Ne yazdığını bilmiyorum hakaret havi olup olmadığını nereden bilebilirim. Ben savunma hakkını, kapsamında talep ve beyanını alacağım.”

Salonda söz almadan konuşanlar oldu, anlaşılamadı.

Mahkeme Başkanı:" Bak tekrar uyarıyorum tekrar uyarıyorum.”

Sanık Osman Yıldırım:”Sayın Avukatlar bunu geçiyoruz, tamam tartışmayı keselim bunu geçiyoruz.”

Mahkeme Başkanı:" Osman Yıldırım tekrar uyarıyorum hakaret havi şeyler varsa onları söylememenizi tavsiye ediyorum söylemeyin.”

Sanık Osman Yıldırım:”Tamam sayın başkan yalnız işçi partili avukatlarına da ve herkesin avukatlarına da söylüyorum. Ben bu bunları geçiyorum okumuyorum. Ancak kimse de bana hakaret etmesin kimse de bana çirkin kelime kullanmasın. Bundan sonra ben onlara sayın diyeyim onlar da bana sayın desinler.”

Mahkeme Başkanı:" Buyurun, buyurun efendim burası hakaret yeri değil burası hakaret yeri değil. Kimse kimseye yapamaz buyurun.”

Sanık Osman Yıldırım:”Ben söylüyorum geldiğimden geri hep insanları saygıya davet ediyorum ama kimse dinlemiyor yani nedense kendileri başkalarına hakaret etti mi iyi başkaları yapınca kötü oluyor.”

Mahkeme Başkanı:" Buyurun devam edin. Yalnız hakarethavi şeyler söylemeyin. Buyurun.”

Sanık Osman Yıldırım:”Tamam geçiyorum onu o sözleri okumuyorum ve uyarıyorum ki bundan, bu saatten sonra da kimse bana hakaret etmesin, çirkin kelime kullanmasın herkesi uyarıyorum.”

Mahkeme Başkanı:" Zaten burası hakaret yeri değil, buyurun devam edin.”



Sanık Osman Yıldırım:”Şimdi demokrasi dışı yöntemlerle iktidara gelmeyi kendilerine ilke edinen ve karanlık güç odaklarından sokak çetelerinden medet uman CHP ile Deniz Baykal ile ilgili Deniz Baykal’a suikast yapılacağını gerekçesiyse Deniz Baykal’ın varlığı CHP’nin çöküşüdür ancak kendisine bir suikast yapılması ve öldürülmesi neticesinde CHP’de kalkındırır demiştim. Bunu ne zaman demiştim 2008 tarihinde artı burada bu, buraya geldiğimde ilk yapılan sorgumda burada dile getirmiştim ve bunu size veriyorum Önder Sav da, Önder Sav ne diyor orada benim söylediklerimi 3 yıl önce söylüyor ancak geçen ay açıklıyor. Deniz Baykal, Deniz Baykal’ın öldürülmesi bana her ne kadar zevk verse bile ülkemde milletim için devletimin bekası ve kamu güvenliğini sağlamak adına devletimizin Deniz Baykal, Deniz Baykal’ın can güvenliğini sağlamasını istemiştim. Deniz Baykal’ı öldürmek isteyenler. Deniz Baykal kendisini öldürmek isteyenlerin avukatlığına soyunmuş bana saldırıp hakaretlerde ve iftira ve karalamalarda bulunarak bunu da kamuoyunda alenin yapmıştır ve kanıtlarla ondan öncesi de kendisine suikast yapılacağına dair Milli İstihbarat Teşkilatı kendisine uyarmıştı artı şimdi Önder Sav Şahin Mengi’ye ne diyor. Deniz Baykal, Deniz Baykal ile bir yere varamayız diyerek kendisine yakışır bir yöntem ile tahtından indirdiler. Önder Sav’a kararlarını uygulatan efendileri Deniz Baykal’ın Nuri Alço’ya özenmesini dikkate alarak kendisine yakışır bir yöntemle tarihin çöplüğüne gömdüler. Bu dipnot olarak bu ibret verici vaka da bir beyanımı da teyit etmiştir. Burada o, o da hariçten. Sayın başkan sayın heyet üyeleri Ataşehir’deki site, Ataşehir’deki site ortaya çıkarılmadan önce ETÖ sanığı olan Kemal Kerinçsiz ve cürümleri uydudan Ataşehir semtinin boş alanlarının resmini çekip mahkemenize sunarak bakınız Ataşehir’de site gibi bir yapı yoktur Osman Yıldırım yalan konuşuyor bize iftira atıyor diyerek yalan dolanlarla sizleri kandırmaya ve adaleti yanıltmaya teşebbüs ettikleri gibi şahsıma da iftira atmışlardı. Ataşehir’deki site ortaya çıkarıldıktan sonra yüce mahkemenizi yanıltan ve heyetinizi kandırmaya çalışan yalan konuşup şahsıma iftira atan atanlara hani Ataşehir’de site yoktu hani Osman Yıldırım yalan konuşuyordu diye sordunuz mu hayır sormadınız ben duymadım. Şimdi ben soruyorum bu sitenin varlığı size isnat edilen bütün suçların somut kanıtlarıdır. Somut kanıtıdır. Sayın başkan sayın heyet üyeleri insan var olan bir gerçeği niçin yoktur diyerek inkar edip gizlemeye çalışır. İşledikleri suçları ortaya çıkarılmasın diye ve yoktur dedikleri realite ortaya çıktığı zaman işledikleri suçları hukukça kanıtlanmış ve sabitlenmiş demektir. Ve hukuken suçları sabit olan kişiler kişileri tahliye ettirdiniz ve kalanların da tahliyesini istiyorsunuz tabi sayın başkan Köksal Şengün’ü. Bu realiteleri ortaya çıkarıp bu saldırıları aydınlatan kişinin tahliyesini henüz isteyen kimseyi görmedik. Ayrıca Ataşehir’deki site ortaya çıkarılmadan önce aynı nakaratları dile getiren avukat Zeynep Küçük site ortaya çıkarıldıktan sonra bu kez de hani Osman Yıldırım site Migrosa 500 metre mesafesi vardı Migros ile site arası bir kilometre mesafededir diyerek adeta yok sayılmasını istercesine savunma yaptı burada. Bu bu şekil bir savunma biçare suçluların başvurduğu klasik yöntemleridir. Şayet bugünleri öngörmüş olsaydım söz konusu siteye gittiğimde ayrıca bir takometre cihazı takardım ve girdiğim sitenin krokisini çizerdim. Ancak bu kez yine itiraz edeceklerdi ve bakınız Osman Yıldırım her şeyi önceden planlı ve teknik açıdan tasarlamış, tasarlamıştır ve bu da gösteriyor ki Osman Yıldırım istihbarat servisleri adına faaliyet ifade eden bir istihbaratçıdır diyeceklerdi. Söz konusu sitede daire sahibi olan Recep Özkan isimli kişi de burada tanık sıfatıyla, tanık sıfatıyla verdiği beyanda site Migrosa 600-700 metre uzaklıkta olduğunu dile getirdi. Avukat Zeynep Küçük devam ediyor. Osman Yıldırım gece Ataşehir’e inmiş ama emniyet teşkilatı geceyi gündüze indiriyor diyerek emniyet teşkilatını suçluyor. Bir ben hem gece hem gündüz Ataşehir’e gittim. İki Ataşehir’deki ikinci site ise henüz tespit edilmiş değildir. Üç, Ataşehir de Migrosun önüne gelip beni alıp siteye götüren kişi de henüz tespit edilmiş değildir. Ve ayrıca avukat Zeynep Küçük Alparslan Arslan’a siz ve Osman Yıldırım ile Veli Küçük ile olun ilişkinizi açıklar mısınız diye soru soruyor ve Alparslan Arslan bu soruya cevaben Uşak cezaevinde kalmakta olan Vedat Ergin’in paraya ihtiyacı olduğunu ve kendisine para yatırılmasını söyleyerek hem hesabına para yatırılmasını istiyor. Hem de Vedat Ergin’in Uşak cezaevinde çıkan isyanda beni Veli Küçük’e sorun sözlerine atıfta bulunarak beni kapıda sorma anne beni Veli Küçük’e sor şarkısıyla çok açık ve net itiraflarda bulunmuştur. Ve sizde taktir edersiniz ki ve kamuoyunda malum olduğu gibi Nuriş kardeşlerin paraya ihtiyaçları olmadığı gibi kendileri de Uşak cezaevinde değillerdir. Alparslan Arslan’ın bu itirafları karşısında Veli Küçük ani bir refleksle avukatına müdahale ederek soru sormamasını söylemesi üzerine avukat sorularım bu kadar deyip yerine oturdu. Ve bu durum herkesin dikkatini çektiği gibi sizlerin de dikkatini çekmişti. Ve ayrıca Nuriş kardeşler ile Alparslan Arslan’ın bu itiraflı mesajını yanlış yorumlayarak Veli Küçük’ü tehdit ederek tepkilerini dile getirmişlerdi. Danıştay suikastının hemen akabinde İdris Arslan Ankara’ya gidip emniyet müdürlüğüne dilekçe vererek oğlumu Veli Küçük ile Muzaffer Tekin azmettirdi diye beyanı var. Alparslan Arslan’ın bu mesajını başka türlü yorumlayanlar ya akıl veya zekadan yoksunlar ya da ihanetçilerden yana taraftırlar. Ve halen 90 yaşında yatalak zavallı bir insanı Alparslan Arslan’a azmettirici yaptıkları ihanetlerden ve suçlardan kurtulmak için yoğun bir çaba içerisine girmeleri akıl alır gibi değildir. İnsanoğlu yani bu ben bunu idrak edemiyorum ve bunu da insanlara inandırmaya çalışacak kadar insanlıktan nasibini almayan ve karşısındaki insanların kendi zeka seviyeleriyle aynı zeka seviyesine sahip olduğunu düşünecek kadar akıl ve zekadan yoksun olduklarını düşünüyorum. El bombaları, ETÖ soruşturmasının başlatılmasına neden olan el bombaları yakalatan Oktay Yıldırım ve Mehmet Demirtaş cezaevinde Cumhuriyet gazetesine atılan el bombaları bizim verdiğimiz anlaşılırsa yanarız şeklindeki itiraflarını burada inkar ettiler ancak zira ihbarcı Ali ve Şevki Yiğit isimli ihbarcıların Trabzon jandarması yaptıkları ses kaydını burada hep birlikte dinledik. Ayrıca yakalattıkları el bombaları parmak izi tespit edildi balistik raporu dosyada mevcut olmasına rağmen ihbarcıların ihbarını değerlendiren polislerin tutanak tutma şeklini çarpıtarak kendilerine dayanak yapıp alenen devlet, devlet kurumlarını iftira atıp yüce mahkemenizin heyetini de kandırmaya ve aldatmaya çalıştılar. Ümit Sayın niçin tahliye edildi. Ümit Sayın Cumhuriyet gazetesine atılan el bombalarını bizim verdiğimiz anlaşılırsa yanarız şeklindeki itiraflarını ve Türk Silahlı Kuvvetlerimizin içerisinde içinde gizli illegal bir oluşumun varlığını dile getirip beni teyit ettiği için tahliye edildi. Ümit Sayın bu nedenle tahliye edildi. ETÖ sanıklarının bir takım avukatları şahsıma hakaret etmektedirler. Bakınız ücret karşılığı avukatlık yapan hiçbir avukat müvekkilin aleyhine konuşan bir insana hakaret etmez. Ve hayatını riske atıp düşman edinmez. Ön ücret karşılığı avukatlık yapan avukat müvekkilin aleyhine konuşan insanın iddialarını hukuk çerçevesinde kanıt delil belge bilgi tanık beyanlarını ileri sürüp müvekkilini tahliye ettirmeye muvaffak olmaya çalışır. Bunun aksi tavır sergileyen avukat ya müvekkili ile kan bağı vardır ya da örgüt üyesidir. Örgüt üyesi bir avukatın da avukatlık yapması hukuken olanaksızdır. Şahsıma mahkeme heyetine iddia makamına devletin çeşitli kurum ve kuruluşlarına saldıran iftira atan inkarcı yalancı müfteri sanıklarını vesaire. Danıştay suikastın akabinde Alparslan Arslan’ın deşifre ettiği Muzaffer Tekin ile cürümleri Ankara da yakalandılar ve daha doğrusu teslim oldular teslim olur olmaz serbest kalır kalmaz Zeki Yurdakul Çağman ile yaptıkları telefon görüşmelerinde Danıştay suikastı bize kalır aydınlandı diye itiraflarda bulundular. Muzaffer Tekin burada Semih Tufan Gülaltay’ın yalan beyanına getirdiği cevabi yazıyı dikkate alarak beni yalancılıkla suçlamış ancak burada duruşma tutanaklarını size gösterip Semih Tufan’ın yalancı iftiracı ve müfteri olduğunu burada kanıtladım haliyle beni yalancılıkla ve iftiracılıkla suçlayan Muzaffer Tekin de yalancı ve iftiracı olduğunu kanıtlamış bulundum. Ve yine geçen duruşmada yani bu son 4 gündür yapılan duruşma değil bir önceki duruşmada Muzaffer Tekin talebim üzerine Ankara cezaevine yazı yazılmasını ve gelen yazıda avukat Teoman Ekşioğlu ile görüşmediğini söyledi. Ve dün yine burada söyledi. Osman Yıldırım avukat Teoman Ekşioğlu ile görüşmemiştir ve aynen size şunu söyledi sayın başkan Osman Yıldırım iftira atmıştır lütfen gereğini yapın dedi. Akabinde Teoman Ekşioğlu benimle görüştüğünü kabul etti haliyle ben soruyorum sayın başkan Muzaffer Tekin bana attığı bu iftiranın gereğini yapın. Ve yine bugün, bugün yine Muzaffer Tekin size diyor ki, Teoman Ekşioğlu Osman Yıldırım ile görüşmemiş ben doğru söylüyorum sayın başkan beni onaylayın diyor. Sizde diyorsunuz ki ben görüş belirtmem diyorsunuz. Sizi yalan konuşmaya teşvik ediyor zorluyor diyor benim doğru söylediğimi söyleyin Osman’ın yalan söylediğini söyleyin diye size, size ısrar ediyor.”

Mahkeme Başkanı:" Toplanan deliller daha sonra değerlendirilecek.”



Sanık Osman Yıldırım:”Şimdi burada avukat Teoman Ekşioğlu burada benle görüştüğünü söyledi mi? Şimdi burada huzurlarınızda bunu inkar eden Muzaffer Tekin insan başka ne kabul ettirebilir. Yani tamam inkar etmesine insan inkar eder de ancak başkasına yani kendi iftirasını kendi yalanını insan başkasına mal etmez. Sayın başkan sayın heyet üyeleri, cuntanın talimatı üzerine hazırlanıp Ankara 11 ağır ceza mahkemesine sunulduktan sonra cuntanın yönettiği ETÖ’nün Danıştay suikastını yaptırmak suretiyle ülkemizi kaos ve anarşi ortamına sürükleyerek darbe zemini oluşturup darbe yaptırmaya teşebbüs ettiklerini devletimi ülkemi ve milletimi özümden çok seven bir birey olarak ülkemizin kaosa sürüklenmesine ve binlerce insanımızın ölmesine ve bir o kadar ve bir o kadar da insanımızın mağdur edilmesine lütfen izin vermeyiniz diyerek devleti uyarmıştım. Devleti uyardığım zaman ne darbe söylentileri vardı ne ETÖ soruşturması vardı ve 2006 tarihinden 2010 tarihine kadar gelişen olaylara ve gelinen noktaya bakıldığında vermiş olduğum tüm bilgi ve beyanlarım harfiyen gerçekleşmiş ve teyit edilmiş hukuken kanıtlanmıştır. Biz kaç kişiyiz, cuntanın talimatı üzerine başlatılan biz kaç kişiyiz diyerek yıllarca kampanya başlatarak kendi kendilerini sayma neticesinde bir milyon üç yüz bin kişi olarak kendi sayılarını dünyaya tescil ettiren bölücü ihanetçilere AG şirketi cevap verdi. Adil Gül araştırma şirketi yaptığı anket araştırması sonucu 35 milyon kişinin Atatürkçü olduğunu kamuoyuna açıkladı. 35 milyon insanın Atatürkçü olduğunu ama onlar kendilerini sayında bir milyon üç yüz bin oluyor yani milletimiz kimin ne olduğunu çok iyi biliyor. Çoğunu geçiyorum ben burada tahliye edilen işte vesaire vesaire tahliye edilen insanları ve bu tahliye edilen insanlar arasında bir tas çorba için dünyayı devletimizi dünyaya rezil edenler vesaire vesaire tahliye edilmemesi gerekenler hepsi tahliye edilmiştir. Netice itibarıyla 1, ETÖ yöneticileri olan cuntacılar hem Cumhuriyet gazetesi işini bana verecekler, 2, hem bilgim dışında kendi tetikçilerine Danıştay suikastını yaptıracaklar. 3, hem ihbar edecekler. 4, hem iftira atacaklar. 5, hem itirafçılık yapacaklar. 6, hem tv haberlerinden haberdar olduğum Danıştay suikastını yargıdaki nüfuslarını kullanmak suretiyle üzerime yıktıracaklar. 7, hem bana ihanet edecekler. 8 hem vatana ihanet edecekler.9 hem benim üzerimden cebir ve şiddet uygulayarak devletimizin kaderini değiştirecekler. 10, hem benim üzerimden Türkiye Cumhuriyeti devleti mevcut iktidarını devirmeye teşebbüs edecekler. 11, hem işledikleri suçlardan kurtulmak için devletin kurumlarına iftira atacaklar. 12, hem kendilerine dokunan Cumhuriyet savcılarına ve yargıçlarına saldırıp iftira atacaklar, 13, hem yargıdaki hücreleri olan o iki ismi de vermiyorum o yargıdaki hücreleri okumuyorum dereye sokup kendilerine dokunan Cumhuriyet savcılarını ve yargıçlarını görevden almaya teşebbüs edecekler. 14, hem amaçlarına hizmet etmeyen ve vatana hizmet etmeyip vatan ihanet etmeyip kendilerinden hesap soran Osman Yıldırım’a saldıracaklar. 15, hem bu realitelere rağmen siyesi partileri olan CHP bununla ilgili de hakaret içeriyor bununla ilgili de geçiyorum.”

Mahkeme Başkanı:" Süreniz dolmak üzere toparlayın.”

Sanık Osman Yıldırım:”Sayın başkan sayın heyet üyeleri hep soruyorsunuz şimdi bu bu bana yapılan bana ve benim üzerimden bu ülkeye yapılan ihanetlerin ihanet karnesi haksızlık ve zulümlerin karnesi. Yani ben hayatım boyunca hiçbir canlı varlığa ihanet etmedim. Ben ihanet edenlerden ve benim üzerimden bu vatana ihanet edenlerden sadece ve sadece hesap soruyorum. Yani bana bir kez ihanet edene yazıklar olsun bana iki kez ihanet edene bana yazıklar olsun. Bu sözümden hareketle işte bu haksızlık hukuksuzluk ve adaletsizlikler karşısında ve sizler hep soruyorsunuz herkes kendi hak ve hukukunu ararsa bu devlet necidir diye soruyorsunuz şimdi ben soruyorum hani nerede bu devlet buyurun bu haksızlıklara bütün bunlar devletin yargının içerisinde bana yapılan haksızlıklar. Hukuksuzluklar adaletsizlikler. Ve ben bunun hesabını sordukça sanki bana hiçbir şey yapmamışlar hiçbir kötülük yapmamışlar gibi bana saldırıyorlar. Ya insan bir insanoğlu biraz oturup düşünür bir özeleştiri yapar yav biz bu adam niçin bize saldırıyor bu adam niçin bizden neyin hesabını soruyor demek ki biz adama bir kötülük yapmışız yani bunu düşünmezler burada gördüğünüz gibi 90 yaşında yatalak bir adamı azmettirici yapmaya uğraşacak kadar insanlıktan nasibini almayan insanlarla karşı karşıyayız.”

Mahkeme Başkanı:" Toparlayın bağlayın.”

Sanık Osman Yıldırım:”Birincisi cunta şahsıma iki ölüm seçeneği dayatmıştı. Bir, ya cuntanın amacına hizmet edip AK parti iktidarının devrilmesine ve ülkemizi karanlık ve kaos ortamına sürükleyerek binlerce insanımızın ölmesine ve bir o kadar insanlarımızın mağdur edilmesine vesile olup bir hain olarak ölecektim. İki yada cundanın amacına hizmet etmeyerek devletimizin bekası aziz milletimizin geleceği ve kamu güvenliği sağlamak adına ve Cumhuriyetimize yapılan bu menfur saldırıyı aydınlatmak adına cuntanın cunta ile ve demokrasi dışı yöntemlerle iktidara gelmeyi kendilerine ilke edinen ve tek idealleri bu olan malum hastalıklı anlayışla savaşarak bir özgürlük savaşçısı olarak ölecektim. Ben ikinci seçeneği tercih ettim fakat halen ölmediğim ve öldürülmediğim için üzgünüm yani daha doğrusu beni öldürmeyi başaramayanlara yazıklar olsun ve tahliye talebimin değerlendirilmesini talep ediyorum. Bir sayfa olan tahliye talebimin gerekçelerini sıraladım tahliye taleplerimin neler olduğunu okumuyorum ve beni dinlediğiniz için size saygılarımı arz ederim yani bu bana yapılan bu ihanetler edeniyle eğer ilgi alakası olmayan bir takım insanlara rahatsız etmişsem onlar da benim kusurumu mazur görsünler çünkü 5 yıldır bana yapılan ihanetlerin nedenlerini hesabını soruyorum.”

Mahkeme Başkanı:" Bağlayın.”



Sanık Osman Yıldırım:”Bu vesile bu vesileyle yoksa özel olarak kimse kimseyle özel olarak husumetim yok. Kimseye hakaret etmekte istemiyorum. Ben bana yapılan ihanetlerin hesabını soruyorum hepsi o kadar. Teşekkür ediyorum saygılarımla”

Sanık İbrahim Benli söz istedi verildi:”23 Mart 2008 tarihinde gece Beşiktaş adliyesinde savcı Sayın Nihat Taşkın sorgumu bitirdikten sonra kendisine bir serzenişte bulunmuştum. Dedim ki, sorulara verdiğim yanıtlardan sonra sayın savcım benim evim işyerim kızımın evi onlarca polis ve jandarma tarafından basılarak sanki bir terör suçu işlemişim hemen akabinde yakalanmışım muamelesine maruz kaldım dedim. Sayın savcı da bana İbrahim Bey biz çok önemli bir örgütü deşifre etmeye çalışıyoruz. Tabi ki bu örgütü deşifre edebilmemiz için ciddi ve cebri tedbirler almamız gerekirdi her ne kadar siz böyle bir tedbirin muhatabı olmasanız da bu kapsamda soruşturulduğunuz için sizde bundan payınızı almış oldunuz ama bizim muradımız amacımız ülkemizdeki faili meçhul cinayetleri ortaya çıkartmak ve ülkemizi aydınlık geleceğe çıkartmaktır dedi. Bunun üzerine savcı beye şu soruyu sordum. Doğan Öz’ü tanıyor musunuz dedim. kendisi tanıdığını belirtti. Bende onu şu yanıtı verdim. Şehit meslektaşınız değerli hukuk insanı Doğan Öz’ün Bedir Karafakıoğlu’nun, Bedrettin Çömert’in, bu Uğur Mumcu’nun, Muammer Aksoy’un ve başkaca belki isimlerde saydım bu gibi Cumhuriyetin değerli insanlarının katleden çetelerden örgütlerden hesap soracaksanız hesap sorulacaksa helali hoş olsun bu kadarlık gadre de ben uğramış olmayı önemsiz sayarım dedim ve böylece el sıkışarak makamından ayrıldım. Gerçekten de sayın savcının bana o bence o aşamada samimi gelen cevabı beni mutlu etmişti. Şimdi o zamandan bu zamana geçen sürece bakıyorum sayın savcı faili meçhul cinayetlerin aydınlatılacağından bahsetti. Burada aydınlatılmış failleri bulunmuş bir cinayetin ve hüküm giymiş failleri buraya ortaya faş edilmiş başka bir şey yok. Yani bu kadar geçen süre içinde ne ortaya çıkmış bir faili meçhul cinayet var ne bunun cinayetin işleyenler var ne bir soygun var, ne bir talan var. Şimdi gözaltına alındığım tarihte ben işadamıyım sanayiciyim. İhracat yaptığımdan dolayı madalyalar alıyorum yüksek vergi ödediğim için devletin defterdarı takdirname gönderiyor yazı gönderiyor. Bakın 2008 tarihinde her bir iş günü için ben günde bir milyar bir buçuk milyar kurumlar vergisi ödüyordum. Her bir iş günü bir buçuk milyar lira SSK primi ödüyordum gözaltına alındığım tarihte şirketimde yüzün üstünde insan yasal bir şekilde hakları ödenerek çalışıyordu. Bir üç yüz kişi kadarda benim iş verdiğim diğer şirketlerde çalışıyordu. Peki, bugün durum ne. Bu yıl muhtemelen kurumlar vergisi veremeyeceğim çünkü şirketim zarar etti edecek şu anda ciddi bir zarar ediyor. Peki, yüzün üstünde insan çalıştırıyordum bunlara ücret ödüyordum bunların SSK primlerini ödüyordum şu anda 15 kişi çalışıyor şirketimde tabi ben burada bu paravanın bu tarafında olan insanların dramını yüreğim sızlayarak şahit oluyorum izliyorum. Bide paravanın bu tarafında ne oluyor onlara onları da dile getirmek istedim. Tabi ki buradaki dramın yanında ve buradaki yaşananın yanında benim kayıplarım maddi neticede yerine konabilir konmasa da sorun değil ama hal öyle değil. 2008 tarihinde beni her gün ilk benimle iş yapmak için bana sipariş vermek için en az on kişi ararken telefonla ve bunların bir kısmına daha sonra dönebilirken bugün beni yakın dostlarım bile aramıyor. Geçenlerde otelinde ziyaret ettiğim askerlik arkadaşım ya başına gelenleri duyunca ben seni aradım. Ama telefonuna ulaşamadım çünkü telefonum da gözaltındaydı sonra da aramaya gene seni bulmaya çalışınca beni uyardılar ne yapıyorsun oğlum sen deli misin başına iş mi çıkaracaksın dediler ve koskoca adam zırıl zırıl ağlamaya başladı. Mahcubiyetinden. Kısa keseceğim birkaç dakikada bitireceğim bir durum tespiti yaptım. Bu arada bir ihbar yapmak istiyorum. Ben cumartesi günü geçtiğimiz cumartesi günü yani 21 Ağustos 2010 tarihinde saat 12:18 de Florya’daki alışveriş merkezi flyindeki Doğan kitapevinden bu haliçte yaşayan simonlar adlı kitabı satın aldım. 24 numaralı fiş ile. Gittim evime kitabı okudum. Tamamını okudum ertesi gün Pazar günü öğle saatlerinde kitabı okumam bitti kitabın içindeki bir belge de kitap yazarı Hanefi Avcı’nın. Elektronik posta adresi vardı o adresi açtım bilgisayarımı Hanefi Bey merhaba kitabınızın özellikle ikinci bölümünde dile getirdiğiniz hususların mağduru ve benzer tespitler yapan biri olarak teşekkür ederim elinize sağlık diye bir elektronik posta gönderdim altına ismimi yazdım. Bu davayla olan ilişkimi yani 50 nolu sanık olduğumu da belirten ibareyi de ekledim. Hanefi Avcı ertesi gün 13:50 sularında bilgisayarımı açtığımda gördüm bana orda teşekkür ederim İbrahim kardeşim diye bir cevap vermiş aramızda böyle bir yazışma oldu. Şayet önümüzdeki süreçte yeni tertipler olurda bu çerçevede yani en azından kendimi peşin peşin ihbar edeyim. Bir ihbar daha yapmak istiyorum. Amerikan hastanesinde kalp ameliyatı olmuş bir yakınımı ziyarete gittiğimde o da bana yan odada ilhan Selçuk yatıyor dedi. Ya öyle mi dedim onu ziyaretten sonra çıktım kapısında bir görevli vardı. İlhan beye bir merhaba demek istiyorum dedim kapıdan zaten ziyaret yapılmaması yönünde bir uyarı vardı. Ayrıca dediler doktorlar müsaade etmiyorlar kendisi aşağı fizik tedaviye indi dedi kartvizitimi çıkarttım arkasına çok kısaca galiba örgüt liderim biran önce sağlığına kavuşup aramıza dönmeni bekliyorum dedim. muhtemelen de kapısında bekleyen kişi koruma polisiydi ona da bu kartviziti verdim bunu da burada ihbar ediyorum, hazırlanacak yeni şeylere çalışmalara belki katkı sağlar. Son olarak okuduğum bir kitaptan kısa bir şey aktararak bitiriyorum. Amerika da çok satan kitaplar listesinde platon bir gün kolunda bir Orniterenkle bara girer kitabın adı bu yazan iki tane Harvard felsefe profesörü bunlar felsefeyi biraz mizahi bir şeklide anlatmaya çalışmışlar bugün çok gergin bir gündü belki bu mizahi anektodu size aktararak günün gerilimini azaltabileceğimi umuyorum diliyorum. Kitapta öyle yazıyor. Bir mahkemeden bahsediyor gerçekten de var bu mahkemenin bir başkanı üç tane de üyesi varmış. Son zamanlarda mahkemenin başkanının tüm hukuki kararlarına diğer üç üye üyesi muhalif ediyorlarmış. Bu durumdan mahkeme başkanı sıkıntıya düşmüş psikolojik olaraktan çok üzülmüş kendisini mutsuz hissetmeye başlamış neyse bir gün bir odada çalışırlarken hepsi bir odada çalışırken demiş ki ya elini göğe açmış demiş tanrım bu arkadaşlarım benim adil olduğuma benim hukuk bilgime artık güvenmiyorlar herhalde ama ben adilim ve hukuk bilgimden herhangi bir eksilme olmadı ne olur demiş buna bir işaret gönderde bunlar benim adaletime azalmadığına hukuk bilimin azalmadığına inansınlar güvensinler demiş. Lafını bitirince odadaki bütün lambalar yanıp sönmeye başlamış. Mahkeme başkanı sevinmiş tabi tanrıdan bir işaret geldiğini düşünmüş böyle gözleri parlamış bir biçimde arkadaşlarına bakmış üyelerinden biri demiş ki sayın başkanım bu kentte demiş voltaj düştüğü zaman bu olur demiş yani bu bunu çok büyütmeyin lütfen demiş. Mahkeme başkanı yeniden elini göğe açmış ya rabbi demiş daha kuvvetli bir işaret gönder bu demiş yeterli olmadı. Bunun üzerine odadaki bütün lambalar patır patır patlamış. Diğer bir üye demiş ki; başkanım bu da bir şey değil bitiriyorum bu bir şey demiş şimdi de voltaj yükseldi bundan dolayı demiş bu oldu. Mahkeme Başkanı, büyük bir moralsizlik içinde Ya Rabbi demiş gönderdiğin hiçbir işareti kabul etmiyorlar ne olur demiş bunların anlayacağı bir işaret gönder lafı biter bitmez odada çok uhrevi bir ses Mahkeme Başkanı adildir Mahkeme Başkanı adaletlidir diye bir ses yankılanmış bunun üzerine o ana kadar söze girmeyen 3. üye başkanım bir şey yok demiş üç iki olduk şuanda demiş teşekkür ederim.”

Mahkeme Başkanı:" Buyurun, hayır, hayır efendim, hayır buyurun avukat bey, hayır izin vermiyorum, hayır izin vermiyorum, konuştunuz talebinizi aldık hayır, hayır izin vermiyorum, avukat bey buyurun, hayır, hayır yazılı dilekçe ver, izin vermiyorum çıkartırım,

Sanık Oktay Yıldırım söz almadan konuştu; Bir şey var, hayır, hayır( bir iki kelime anlaşılamadı) bir müsaade eder misiniz, ama yeni (bir kelime anlaşılamadı) başkanım, (bir iki kelime anlaşılamadı) bakın bir şey söyleyeceğim, hayır önemli ama, hakkım var benim,(bir iki kelime anlaşılamadı) çıkartın başkanım bakın, az önce ben tuvalete çıkarken bugüne kadar 3 aydan beri ilk defa bana, bana 23 aydan beri ilk defa herkes çıkıyor ilk defa 23 aydan beri Sayın Haşıloğlu üyemiz Oktay Yıldırım nereye dedi. Osman Bey buyurun dedi, arkasında da Oktay Yıldırım nereye dedi. 23 aydan beri ilk defa Osman Yıldırım’ın dinleyici kitlesini yapmak size mi düştü, ayıptır yav, ayıptır.”

Mahkeme Başkanı:"Tamam buyurun oturun, konu anlaşıldı, konu anlaşıldı, buyurun oturun, konu anlaşıldı buyurun oturun avukat bey buyurun konuşmamış mıyız, buyurun.”

Sanık Oktay Yıldırım söz almadan konuştu:”Oktay Yıldırım nereye.”

Mahkeme Başkanı:"Oktay Bey lütfen oturduğunuz yerden konuşmayın beyanınızı aldık, tamam, konuştunuz, dinledik, dinledik buyurun.”

Sanık Oktay Yıldırım söz almadan konuştu:” konuşturmuyorsunuz ki kalkıp (bir iki kelime anlaşılamadı) konuşmak istiyorum, konuşturmuyorsunuz.”

Sanık Hikmet Çiçek söz istedi verildi:"Sayın Başkan, edep, adap, terbiye, kültür, erkan, biz bunları babalarımızdan dedelerimizden öğrendik. İlkokuldan başlayarak öğretmenlerimizden öğrendik, partimizden öğrendik, bu mahkemenin bir edebi adabı usulü yok mu bakın biz 46 tutuklu sanık burada konuştuk kimseye küfür etmedik. Kimsenin onuruyla oynamadık hararet etmedik, siyasi düşüncelerimizi dile getirdik ama siz burada Osman Yıldırım’ın başkalarına hakaret etmesine adil yargılama adı altında izin veriyorsunuz. Bakın(bir iki kelime anlaşılamadı).”

Mahkeme Başkanı:" Efendim, öyle bir amacımız yok biz sözü kesmek istemiyoruz daha sonra bir durum olursa gereğini yapıp daha önce uygulamalar o şekilde zaten suç duyurusunda bulunabiliyoruz eğer resen bulunmamız gerekiyorsa, şimdi sabahtan beri biliyorsunuz sizde daha önceki uygulamaları biliyorsunuz hiç kimsenin söz hakkını kesmedik yarım saat, bir saat, bir buçuk saatler konuşanlar oldu lütfen buyurun yani yeni geliyormuş gibi söylemenizi yadırgıyorum, duruşmaları takip ediyorsunuz uygulamaları görüyorsunuz, olabildiğince, olabildiğince beyanları da alıyoruz savunmanızı kısmıyoruz, söylüyorsunuz, konuşuyorsunuz.”

Sanık Hikmet Çiçek:”Ağzından küfürler. Sayın Başkan, bakın burada 2 yılı 2 yıldır mahkemenin bir işleyiş tarzı var Oktay Yıldırım’ın dediği doğru şimdiye kadar heyetiniz salondan çıkan ihtiyacı oluyor, canı sıkılıyor, sigara içmeye gidiyor, tuvalete gidiyor, nereye gidiyorsunuz diye sormadınız şimdi Sedat Sami Haşıloğlu haşlar gibi nereye gidiyorsun Oktay Yıldırım, bu doğru değil eğer mahkemenizin usulünde bir değişiklik olacaksa bunu bizde bilelim. Sayın Başkan, burada konuşan çok sayıda arkadaşımız dile getirdi.”

Sanık Oktay Yıldırım söz almadan konuştu:”(bir iki kelime anlaşılamadı) izin vermiyorsunuz bana bende ( bir iki kelime anlaşılamadı)”

Mahkeme Başkanı:"Oktay Bey lütfen konuşuyor dinliyoruz, efendim oturduğunuz yerden konuşmayın, konuşmayın dedim kaç defadır ikaz edeceğim lütfen sakin olun buyurun Hikmet Bey.”

Sanık Hikmet Çiçek:”Çok sayıda arkadaş dile getirdi Ekim 2008’den Temmuz 2009’a kadar 8 ay içinde 46’sı tutuklu 86 sanığın sorgusu tamamlandı. 8 ay içinde tamamlandı ama Temmuz 2009’dan Ağustos 2010’a kadar bakın bu hafta içinde tutuksuz sanık Salih Kurter’in sorgusu yani 5 tutuklu olmak üzere Danıştay sanıklarıyla 13 aydır. Sayın Başkan, 13 aydır Ankara’da davası görülmüş dosyası hazırlanmış ifadeleri alınmış 6 sanığın ifadeleri 13 ay sürdü. Sayın Hanefi Avcı, poliste diyor imamlar var, emniyette imam var, Türk Silahlı Kuvvetlerinin içinde MİT’te imamlar var, gerçekten bu yargıda da bir imam var ki bu kadar uzatıyorsunuz. Yani 13 ayda 6 sanığın ifadesinin alınmaması bizim Türk hukuk tarihinde şimdiye kadar görülmemiştir bir şey Sayın Başkanım.”

Mahkeme Başkanı:" Efendim onun sebebini sizde biliyorsunuz, bu dava açıldığı zaman tek davaydı yürütülüyordu daha sonra iki üç tane iddianame daha geldi onların yargılanması şuanda devam ediyor ve bu arada izinde kullanıldı bu nedenle dediğiniz durum ortaya çıktı, mahkememiz haftanın 4 günü duruşma yapıyor elinden gelen çalışmayı esirgemiyor, buyurun yani bunları müşahede ediyorsunuz biliyorsunuz.”

Sanık Hikmet Çiçek:”Sayın Başkan, bu hafta, bu hafta Danıştay tanıklarının dinlenmesine başlandı sanıyorum birkaç duruşmalık daha, birkaç duruşma sonra Danıştay tanıkları da bitmiş olacak ve siz bu konuda bir karar vereceksiniz, Danıştay davasının bu davayla birleştirilip birleştirilmeyeceğine devam edip böyle etmeyeceğine karar vereceksiniz. Size.”

Salonda söz almadan konuşanlar oldu söyledikleri anlaşılamadı.”

Mahkeme Başkanı:" Efendim Danıştay davasıyla birleştirildi şimdi anda birlikte yürüyor, buyurun.”

Sanık Doğu Perinçek söz almadın konuştu:”Ayrılmasını talep edeceğiz.”

Mahkeme Başkanı:"Buyurun o talep olarak düşünülür buyurun.”

Sanık Hikmet Çiçek:”Tanıkların dinlenmesi bitince biz Danıştay ile bu davanın ayrılmasını talep edeceğiz. Bizim bu 13 ay süre içindeki sabrımıza güvenerek bundan sonra Danıştay katilleriyle işte o ayrılmayı talep ettikten sonra.”

Mahkeme Başkanı:" Efendim daha yargılama devam ediyor.”

Sanık Hikmet Çiçek:”Aynı yerde yargılanacağımızı, aynı mekanda onlarla birlikte nefes alacağımızı düşünmeyin Sayın Başkanım ben sadece bunu söylemek istedim.”

Mahkeme Başkanı:" Buyurun, avukat bey buyurun.”

Sanık Ergün Poyraz Müdafii Av. Mustafa Hüseyin Buzoğlu:”Şimdi Hikmet Beyde ifade etti biraz önceki tartışmada onu gösterdi. Dikkat ettiğinizde bir şey görüyorsunuz Temmuz 2009 diye hatırlattı çok güzel sizde dediniz ki; bir takım gerekçelerle bunlar oluyor 17 Mayıs 2006’da Danıştay saldırısı olduktan sonra şuanda celse sayısını hatırlamıyorum. Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinde toplam kaç kez duruşma yapıldı acaba. Peki, sizde kaç kez duruşma yapıldı acaba hayır sadece Danıştay ile ilgili olarak kaç kez duruşma yapıldı. Bakın burada bir şeyi unutuyoruz çok detaylı bir şekilde yaklaşık 2 seneden beri aynı yargılama yapılıyor ama, hayır tartışmak için hayır efendim sabahtan efendim sadece hatırlatmak için söylüyorum, heyetinize,”

Mahkeme Başkanı:" Efendim o konuyu tartışmayalım haftanın 4 günü duruşma yapılıyor sabahtan akşama kadar duruşma yapılıyor yani bunları siz müşahede ediyorsunuz tekrar tekrar anlatmaya söylemeye gerek yok. Yani heyetimizin nasıl çalıştığını görüyorsunuz, bazı avukat arkadaşlarınız bize üzüntülerini beyan ediyor bu kadar çalışmayın diye söylüyorlar buyurun.”

Sanık Ergün Poyraz Müdafii Av. Mustafa Hüseyin Buzoğlu:”O kadar çalışmanıza gerek yok ki, o kadar çalışmanıza.”

Mahkeme Başkanı:" Bu kadar çalışmamıza rağmen hala yargılama uzuyor diye sitem ediyorsun o manada söylüyorum, buyurun.”

Sanık Ergün Poyraz Müdafii Av. Mustafa Hüseyin Buzoğlu:”Ben yargılamanın uzamasından dolayı değil efendim eğer siz tutuksuz yargılamaya sebebiyet vermemiş olsanız tutuklu olan şuan ki sanıklarda büyük bir ciddiyetle gelip burada haklarını sonuna kadar arayacaklardır. Burada hiç kimsenin bir çekincesi yok benim aktarmaya çalıştığım husus şu; Temmuz 2009’dan beri sizin birleştirmenizden beri devam eden bu yargılamada Osman Yıldırım’ın açıklamalarıyla bir gerçeklik ortaya çıkıyor. Osman Yıldırım diyor ki; Mehmet Ali Pekgüzel geldi benim ifademi aldı sizde ertesinde Zekeriya Öz' ün iddianamesinin Yargıtay’a gitmesi ve birleştirme ertesinde huzurda beni yargılıyorsunuz sadece benim söylediklerimle yargılıyorsunuz. Ama beni serbest bırakmıyorsunuz diyor özeti bu ben size bunu ifade etmeye çalışıyorum. Bakın burada unutmayalım.”

Mahkeme Başkanı:" Efendim kimsenin hakkında kesin yargımız yok yargılama devam ediyor toplu halde daha sonra delilleri değerlendireceğiz beyanları alıyoruz şuanda.”

Sanık Ergün Poyraz Müdafii Av. Mustafa Hüseyin Buzoğlu:” Efendim benim müvekkilimi siz 3 seneden beri tutuklu tuttuktan sonra somut bir gerekçe ifade etmezseniz sizin bakın biraz önceki ifadenizde karşılıklı bir konuşmaya geçmek istemiyorum ama diyorsunuz ki ben onu kast etmedim, ben sizin kararınızın ve uygulamanızın sonucunu bakarım efendim siz benim hakkımda 3 seneden fazla tutuklamaya karar vermişseniz biraz sonraki aktaracağım ve daha önceki dilekçelerimizde de ifade ettiğiniz gibi siz biraz sonrada yine ifade edeceğiz istediğiniz zaman emsal kararlarla gerekçeler sunarken istemediğiniz takdirde gerekçesiz tutukluluğun devamına karar vermişseniz biraz önce Osman Yıldırım’da olduğu gibi ben biraz sonra birilerine hakaret edeceğim dediği yerde siz buyurun konuşun dediğinizde bakın bunun Türkçe tek bir anlamı çıkıyor; buyurun hakaret edin Osman Yıldırım diyorsunuz. Hayır bakın çok farklı bir yere, ben bakın ama efendim Sayın Özese, ama sonuç bu efendim, bakın meslektaşlarımızın,”



Mahkeme Başkanı:" Efendim yani hayır, hayır yanlış yorum yapıyorsunuz mahkeme heyeti olarak kimseye, kimseye yani hakaret ettirmek gibi bir amacımız olabilir mi? Ben beyanını almak üzere onu söz veriyorum içerisinde hakaret var mı yok mu onu bilemiyorum ki, bilemem ki.”

Sanık Ergün Poyraz Müdafii Av. Mustafa Hüseyin Buzoğlu:”Meslektaşlarımızın bakın meslektaşlarımızın tepki göstermesinin nedeni de; sizin verdiğiniz bu kararın sonucunun buraya ulaşmasından kaynaklanıyor. Siz şimdi evet biz 200 küsurda kez de yargılama yapabilirsiniz bu gidişle zaten böyle bir yetkiniz olmadığını açık açık ifade ettiğim için tutuksuz yargılamaya da sonucuna ulaşamayacağımızdan dolayı sizin ne kadar çok çalıştığınız değil efendim geldiğimiz nokta geldiğimiz sonuç önemli bakın hatırlatmak için söylüyorum buradaki herkes bu konuyu çok iyi biliyor. Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi ilgililer hakkında karar verdi. Bu dava Osman Yıldırım’ın hiç ortada yargılama süresince ifade etmezken ve Zekeriya Öz yargılama devam ederken Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinin talebi olmamasına rağmen gönderdiği yazının reddedilmesi ertesinde Zekeriya Öz’ün apar topar 10 Temmuz 2008’deki iddianamesi ve sanıkların, savcıların imzaladığı iddianamenin Yargıtay’a gönderilmesi ertesinde Yargıtay 9. Ceza Dairesi tarafından bir Türkiye Cumhuriyeti Devletinin savcısı tarafından iddia olunan bir iddianame var ise, bunun dikkate alınması hukuki fiili irtibat için gönderildi maalesef Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinin kararı ve sizin kararınızla birleşti. Fakat bu birleşmenin tek bir gerekçesi var biraz önce konuşmasını dinlediğimiz özetlediğim şekilde senelerden beri kişilerin tutuklu yargılanmasına sebebiyet veren Osman Yıldırım dışında başka bir beyan sahibi yok. siz ne kadar çok çalışsanız da maalesef şuandaki geldiğimiz nokta Mehmet Ali Pekgüzel’in Osman’ının adaleti şuanda gerçekleşiyor tecelli ediyor. Siz ne kadar çok çalışsanız da sonuç gelinen nokta bu eğer siz bunu göz ardı ederde biz herkesin konuşmasını burada serbest bırakıyoruz derseniz. Ben burada huzurda kaç kez karşılaştım lütfen Sayın Başkan, bizi konuşturmayın fakat lütfen vicdani kanaatinizde dahil olmak üzere burada adaleti gerçekleştirin diye herkes bunu defalarca ifade etti. Bizim bugün geldiğimiz nokta maalesef Osman’ın adaleti halen burada tecelli ediyor ve biraz sonra söyleyeceğim gerekçelerle sizin bunun aksine bir karar verme yetkiniz yok efendim ve bakın bütün problem şu; buraya gelen sanıklar sizin bugün tahliye etmeyeceğinizi, edemeyeceğinizi Yargıtay başkanının ifadesiyle; objektif ve sübjektif tarafsızlığınızı kaybettiğinizi bilerek geliyorlar bundan daha büyük bir yıkım olabilir mi, ben sizin karşınıza geldiğimde benim müvekkilim hakkında sizin bugün tahliye kararı verme yetkinizin olmadığı kanaatiyle geliyorum. Siz diyeceksiniz ki bize hiç kimse emir veremez bizimle ilgili böyle bir değerlendirme yapılmasını 26 Kasımdaki Köksal Bey’in ifadesiyle zul addederim dediğiniz şekilde addediyor olabilirsiniz. Bende diyorum ki; ben buraya gelirken 3 seneden fazla bir süreyle tutuklu yargılanan bakın biraz sonra gazete haberlerinde göstereceğim Türkiye’nin en fazla okunun yazarını sizin heyetinizin tahliye etme yetkisi olmadığını düşünerek geliyorum. Bir yargı tarihinde dilekçemize de yazdığımız ve ifade ettiğimiz gibi biz sizden artık tahliye talep etmiyoruz. Çünkü yetkinizin olmadığını düşünüyorum konuşmama geçmeden önce tekrar özetliyorum; biz maalesef bugün geldiğimiz nokta 20 Ekimdeki adaletin tecellisini bekleme noktasından çok uzaklaştık. Bugün biz Osman Yıldırım’ın peşine takıldık 29 Temmuzdaki Hikmet Bey’in ifadesiyle onun peşinde gidiyoruz ve maalesef objektif ve sübjektif tarafsızlığınızı yitirdiğiniz düşüncesiyle ben müvekkilimin tahliye yetkinizin olmadığını düşünerek konuşmama başlamak istiyorum müsaade ederseniz.”

Mahkeme Başkanı:" Ben kısaca bir açıklama yapayım; biz kimsenin peşinden gitmiyoruz.”

Sanık Ergün Poyraz Müdafii Av. Mustafa Hüseyin Buzoğlu:”Ama gidiyoruz işte efendim.”

Mahkeme Başkanı:" Yetkimizi kimseye vermeyiz, mahkeme heyeti olarak yetkimizi kullanırız, tahliye edip etmeme konusu, mahkememizin yetkisindedir kimsenin yetkisinde değildir buyurun.”



Sanık Ergün Poyraz Müdafii Av. Mustafa Hüseyin Buzoğlu:”Biraz sonra, şimdi efendim benim müvekkilim 26 Temmuz 2007 tarihinde adresi dahi bilinmezken Zekeriya Öz’ün talimatıyla gözaltına alındı 27 Temmuzda seçimlerin ertesinde ve 3 seneden beride tutuklu. Aradan geçen süre içerisinde müvekkil ile ilgili bugüne kadar somut bir şekilde neden tutukluluğun devamına karar verildiği konusunda somut hiçbir gerekçe verilmedi. Seneler öncesinden Amerika’daki İmam tarafından verilen adliyeyi, mülkiyeyi, emniyeti, Türk Silahlı Kuvvetlerini ele geçirin talimatının bugün ülkemizde geldiği boyut artık en üst düzeyde resmi makamlar tarafından ifade edilir durumdadır. Fakat gelinen nokta burada tüm yargılananların ortak bir paydası var farklı siyasi görüşlerde olmakla beraber Mustafa Kemal Atatürk'ün tam bağımsızlık karakterinden ödün verilmemesi ortak paydasını paylaşıyor tüm sanıklar. Sonucu itibariyle bu 3 senenin geldiği nokta müvekkil hakkında araştırma yapması ve neticede kamuoyuna çalışmalarını aktarmasını engellemeni ötesinde bir sonuca ulaşmıyor. Bakın burada herkes kitap yayınlayabiliyor fakat şuanda Türkiye’nin en çok okunan kitapları arasında yer alan Takunyalı Führer için Adalet Bakanlığının talimatı üzerine cezaevi idaresi disiplin cezası verebiliyor bakın geldiğimiz nokta bu. Disiplin, siz şimdi cezaevi idaresine sorsanız bir tüzük hükümlerini yasa hükümlerini yerine getiriyoruz diye ifade edecekler fakat Adalet Bakanlığının talimatını ifade etmeyecekler siz biz çalışıyoruz diye söyleyeceksiniz fakat gelinen sonuç Türkiye’nin en çok okunan yazarı Osman Yıldırım’ın adaletinden dolayı 3 senedin fazla süreyle hiçbir iltisak kurulamamasına rağmen tutukluluğun devamı yönünde. Neden devam ettiği konusunda sadece Türkiye’deki iç dengeler konuşulur ise yanlışlık olacağı düşüncesi de ve kayda geçmesi için Kuzey Irak’taki gelişmelerin çok önemle dikkate alınmasının gerektiğini düşünüyorum. Neden, Sayın Poyraz tutuklandığında gözaltına alındığında Emniyette kendisine bir soru söyleniyor bakın daha o tarihte 27 Temmuz itibariyle 30 Temmuz itibariyle Türk Silahlı Kuvvetlerine yönelik bugünkü geldiğimiz noktadaki yoğunluk yoktu. O baskı ve gelinen Türk Silahlı Kuvvetleri üzerinden Türkiye Cumhuriyeti Devletindeki sivil dikta rejim sürecine geçiş süreciyle ilgili hiçbir emare çok fazla gözükmüyordu. Jandarmanın adamı mısın Genelkurmayın adamı mısın diye bir emniyet mensubu kendisine soru sordu. Ergün Poyraz'ın kendisine yanıtı ben ikisinin de adamı değilim ben Mustafa Kemal’in askeriyim yönünde bunu huzurda kendisi de ifade etti. Fakat bugün öyle bir noktaya geldik ki enerji koridorlarının geçiş noktasındaki Anadolu üzerinde ciddi bir pazarlık sürece devam etmekte daha önceki beyanlarımızda da ifade ettik buradaki sanıklarda bunu çok iyi tahlil edecek noktada, 11 Eylül 2001’deki Amerika’daki saldırılardan sonra Anadolu coğrafyasıyla ilgili ve bölge ile ilgili ABD’nin uygulamaya başladığı politikaların bakın bugün bu dava bağlantılı çok somut yanıtını görüyoruz. Yazılı beyanımızda çok detaylı bir şekilde bildirdim ama siz biraz sonra sürenizi aşacaksınız diye ifade ettiğiniz için sadece somut şu gerçekliği söylemek istiyorum; bakın Cumhuriyet Gazetesinde bir tablo yayınlandı Cumhuriyet Gazetesinde yayınlanan tabloda ABD Mart 2003’ten itibaren 2007’nin 2. dönemine kadar Irak’ta kuvvet yığılanmasını gerçekleştiriyor. Fakat tablo dikkatle incelendiğinde en son yüksek noktasına ulaştığı Kasım eylül Kasım 2007’den itibaren ABD’nin kuvvetlerini çekmeye başladığını görüyoruz. Ergenekon soruşturması bağlantılı da ekim pardın 2007’nin 2. yarısından itibaren malum 27 bomba ile ilgili bir sürü tartışmalar burada teknik olarak yapıldı. Doğrudan bağlantılı olduğunu düşünüyorum. Neden doğrudan bağlantılıdır çünkü herkesin şuanda özellikle bölge ile ilgili Irak’ta ABD’nin çekilmesi ki Ağustosun sonu itibariyle muhalif kuvvetlerin çekileceği özel kuvvetlerin geleceği 35.000 kişilik bir Kuzey Irak’ta bir kuvvet yığılanmasının yapılacağı üstlerin kurulduğu ifade ediliyor. Irak’ta ciddi bir tırnak içinde boğazlaşma yaşanacaktır. Irak’taki boğazlaşmanın sonucu sizin adına karar verdiğini ifade ettiğiniz Türk milleti için asla vazgeçilmek olan misak-ı millinin tespiti noktasında Türkiye Cumhuriyeti Devletinin nasıl bir tepki vereceği ile doğrudan iniltilidir. Fakat 2007’den itibaren ki bu çekilme süreci ve yapılanma 2003’den sonraki gelinen nokta ve dikkat edin Tuncay Güney’in 2003 kasetleri 2003’ten bahsediyoruz bugün Veli Bey jandarmadan gelen rapor itibariyle 2000–2004 arasındaki yazılanlardan bahsediyor senaryonun 2003 itibariyle kurgulandığını söylüyoruz 2002 seçimlerinden sonra Recep Tayyip Erdoğan’ın nasıl gittiğine bakın Genelkurmay Başkanıyla görüşebilmek için randevu alan kimse bugün bir saat kırk dakika itibariyle görüşüp kapıda karşılıyo, gönderebiliyor, yolcu edebiliyor, diğeriyle pazarlık yapıyor. Gelinen tüm sürece baktığınızda bütün problem şu yani Ergün Poyraz problem değil orada tam bağımsızlık ülküsünde Mustafa Kemal Atatürk'ün bu ödül verilmeyecek ilkesinin kabul eden yurtseverler ve misak-ı millinin tespiti aşamasında Kuzey Irak’ta eğer Türk Silahlı Kuvvetleri de dâhil olmak üzere ülkenin atıl kalmış bazı güçleri harekete geçer ise bununla ilgili engellemeyi gerçekleştirebilmek kamuoyu oluşturan bilinçlendiren kişileri pasifize edilebilmek için bir operasyon gerçekleştiriliyor ve bu operasyonun ertesinde de bakın bu yargılama devam ediyor. İnsanlık tarihine baktığınızda insanla hayvanı ayıran tek bir şey vardır; her ikisi de çaba gösterir aslında fakat insanı hayvandan ayıran bilinçli çaba göstermesidir. Buradaki bulunan yargılanan aydınlara baktığınızda da bilinçli çabaların ötesinde toplumu bilinçlendirenler olduğunu görürsünüz. Bakın Türk Silahlı Kuvvetlerine yönelik bu faaliyet sadece bir tablodan hareketle değil biyografik istihbaratları yapılmış artık mevcut siyasi iktidar bir kurmay albayın atanıp atanmayacağı, bir tuğgeneralin, tuğamiralin atanıp atanmayacağı dahil olmak üzere çok ciddi biyografik istihbaratlarla bu sürece nihayet Yüksek Askeri Şurada etkin bir şekilde faaliyet göstermiştir bunun bu yargılamada önemle dikkate alınmasının gerektiği düşüncesindeyim. Tutukluluğun, sayın mahkemeniz çok çalışıyor diyor ama tutukluluğun devamı kararları sayesinde ve bunların gerekçesiz olması sayesinde emperyalizm ülkemizde çok ciddi kazanımlar elde etmiştir. Bugün itibariyle Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kuruluş eleklerinden uzaklaştıracak anayasal değişiklikleri gerçekleştirme çabasında sizin mahkemenizin bu tutuklu yargılaması ciddi bir manivela görevi görmektedir. Bununla ilgili gerekçeleri tek tek bildirmekle beraber bu 3 senelik süre içerisinde Ergün Poyraz'ın tutuklu kaldığı süre içerisinde ülkemizde neler gerçekleştirildiğe verilecek yanıt bakın sizin bu tutuklu yargılamanız sayesinde gerçekleşmiştir. Yani biraz sonra sayacağım tüm unsurlar maaleseftir ki heyetinizin tutuklu yargılama iradesi sayesinde gerçekleşmiştir. Nedir bunlar; hakkında anayasa Mahkemesinin laikliğe aykırı fiillerin odağı olduğuna karar verdiği Adalet ve Kalkınma Partisi, kadrolaşmaya devam etmiştir. Şevket Kazan’ın ABD Büyükelçiliğinden çıkmadığı açıkladığı Abdullah Gül AKP tarafından Cumhurbaşkanlığına seçilmiştir. Türk Silahlı Kuvvetleri teslim alınmış 70 muvazzaf subay ile 43 emekli subay tutuklanmış erinden bu çok ilginç erinden orgeneraline tüm rütbelerdeki yüzlerce mensubu hakkında işlem yapılmıştır. Türk yargısı boyunduruk altına alınmaya ve diz çöktürülmeye çalışılmaktadır ve yüce divan sıfatıyla yargılama yapan anayasa mahkemesiyle bu anayasa mahkemesine üyelerini seçen yüksek yargı organlarının belirlenmesiyle ilgili bakın şuanda referandum sürecini yaşıyoruz. Yasadışı dinleme ve teknik takip günlük hadiseler olarak kabul edilir olmuş, kamuoyu üzerindeki korku imparatorluğu baskısı derinleştirilmiş faşizan bir idare ülkeye hâkim kılınmıştır. Türk dış politikasında eksen tartışmaları başlamış, yerine getirdiği hizmetlerinden dolayı Recep Tayyip Erdoğan Suudi Arabistan Krallığı tarafından ödüle laik görülmüştür. PKK uluslar arası terör örgütünün silahlı propagandası doğrultusunda hükümetin açılım çalışmaları başlatılmış neticede Türk bayrağının kaldırıldığı çadır mahkemesindeki yargılamada terör örgütü mensupları hükümetin talimatları doğrultusunda serbest bırakılmıştır. Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ekonomisi Körfez sermayesine teslim edilmiş 87 yıllık süre içerisinde yapılmadığı kadar bir dış borçlanmaya ve özelleştirilmeye gidilmiştir. Ülkemizin geçirmekte olduğu bu buhranlı dönemde Türk halkının ne yapması gerektiği Bursa nutkunda ifade edilmiş fakat Bursa nutku bu yargılamanın konu olduğu iddianameyi hazırlayanlarca gerçekliği tartışılıyor kılınmıştır. Tüm bu süre içerisinde neden sizin mahkemeniz ve özellikle Sayın Çalmuk’la ilgili değerlendirmede doğrudan bulunmak mümkün değil fakat siz iki üyenizle ilgili neden doğrudan şu değerlendirmenin yapılmasının gerektiğinin gerekçesi ceza yargılamasına hâkim olan ilkeler maalesef bu yargılamada şuanda artık ortadan kaldırılmıştır. Neden, ceza yargılaması hukuku ceza mahkemelerinde organize ederek, arama kurallarını belirleyerek, delilleri toplayarak, şüphelileri muhakeme ederek, ceza adaletine hızlılık ve kesinlik kazandırmak amacını gütmek ve en önemlisi kişi özgürlüklerini teminat altına almak zorundayız. Ancak ceza yargılaması hukukunun en önemli süjesi ceza adaletine hızlılık ve kesinlik kazandırmak amacını gütmek ve kişi özgürlüklerini teminat altına almak görevi kendisine verilen siz hâkimlere aittir. Anayasanın 9. maddesi uyarınca Türk ulusu adına karar vermek yetkisi kendisine verilen hakim kimdir ve hangi niteliklere sahip olması gerektiği çok önemli. Siz biraz önce dediniz ki biz anayasaya yasalara ve vicdanımıza göre karar veriyoruz dediniz bu zaten sizinde tabi olduğunuz yasal düzenlemede nasıl karar vermeniz gerektiğini ifade ediyor. Neden anayasanın 138 ve 139. maddelerinde hakim bağımsızlık ve teminatının gereği olarak yani hakim hiçbir organ makam merci veya kişi yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez genelge gönderemez tavsiye ve telkinde bulunamaz hakimler görevlerinde bağımsızdırlar diyor. Peki, bu bağımsızlık nasıl gerçekleşecek, 2802 sayılı kanunun 8. maddesindeki ifade edilen anayasaya, kanuna ve hukuka olarak hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm vereceksiniz. Takdir edersiniz ki bizim bugün itibariyle hukuken tartıştığımız ve hükümle ifade ettiğimiz ve bizzat yargı kararlarıyla birlikte sizin her bir tutukluluğun devamı konusundaki kararlarınız yine aynı şekilde sadece son hükümle ilgili değil bu ara kararlarınızla aynı bu ilkelere uygun bir şekilde gerçekleşmek zorunda nasıl ki yasa koyucu hakkında derdest ceza soruşturması bulunan bir kimsenin Cumhurbaşkanı seçilmesini varlık nedenine aykırı bulup öngörmemiş ise, anayasaya kanunu ve hukuka aykırı olarak karar verebilecek bir hakimin olabileceği de asla tasavvur edilmemiştir. Bu bağlamda anayasaya kanunu ve hukuka aykırı hakim kararları yok hükmündedir ve pozitif olarak bu kararların derhal uygulanması yaptırım gücünün olmadığı kanaatindeyim. Aksi takdirde bütün 141. maddedeki anayasadaki en basitinden sizin bu kararınızla ilgili olarak bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır emredici hükmüne aykırı kararlar tesis ediyorsunuz. Egemen gücü pratikte temsil eden siyasi iktidar mensuplarının da bu tutukluluğun devamı kararlarını desteklediklerini her fırsatta ifade etmeleri ve son olarak sözde Ergenekon soruşturmasının savcılığını üstlenen Başbakan tarafından Yargıtay 11. Ceza Dairesinin kararına gösterilen tepki, bu gelinen sürecin ne kadar siyasi Saikli ve siyasileştirdiğinin somut bir kanıtıdır. Ülkemizde erinden memuruna herkes için görevine başlarken anayasa bağlılık yemini zorunlu bulunurken çok ilginçtir bu dilekçeyi hazırlarken dikkatimi çekti hakimler ve savcılar göreve başlarken yemin etmiyorlar. Eğer yanılıyorsam düzeltin lütfen bunun çok ilginç olduğunu görüyorum yani bugün bir bekçi bir er göreve başlarken yemin ediyor anayasaya bağlılık konusunda fakat hakim ve savcı göreve başlarken yemin etmiyor. Sadece yemin etmediğinizden dolayı anayasaya kanunlara bağlı kalmayacağınız düşüncesine hakim kılmak mümkün değil fakat tahmin ediyorum bu konuda yasal bir düzenleme yapılması gerektiğini düşünmekle beraber siz sadece yemin etmiyoruz bu nedenle de anayasanın kanunun düzenlemelerine aykırı fiillerin yasaya aykırılık oluşturmayacağı düşüneceğinizi de düşünmüyorum. Bu bağlamda bakın Sayın İlhan Selçuk haziran 2009’da kendisinin ölümünden sonra Cumhuriyet Gazetesinde yayınlanan savunmasında şu şekilde savunmasının sonunda ifade ediyor; Ergenekon savcıları savcılık yapıyor, ama bu Cumhuriyet savcılığı değil fakat geldiğimiz nokta itibariyle sizin yapmış olduğunuz hakimliği de Cumhuriyet hakimliği olarak nitelendirmek mümkün değil. Bakın gerekçelerini biraz sonra ifade edeceğim neden adı Ali dibo sıkı, bu Hatay’daki skandallarla anılan Adalet Bakanı basına şöyle bir açıklama yapıyor; ve bu açıklamasını Hakimler Savcılar Yüksek Kurulunun son yaz kararnamesiyle ilgili olarak sizlerinde isimleri geçtiği Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun bir kısım bu Ergenekon soruşturma ve kovuşturma sürecinde dahil olan bazı üyelerin savcıların alınması konusunda görüşmelerin olduğunu ifade edildiği aşamada Adalet Bakanı diyor ki; yeni Ferhat Sarıkaya’lara izin vermem bakın Adalet Bakanı sizin hakkınızda sizin yeni bir Ferhat Sarıkaya olacağınızı değerlendiriyor. Şimdi böyle bir durumda nasıl bir Başbakan ben bu soruşturmanın savcısıyım dediğinde savcıların yapması gereken şey eğer benim makamımla ilgili sen savcılığını üstleniyorsan bu soruşturmayı senden bağımsız yürütecek isem ben bu cübbeyi çıkartıyorum demesi gerektiği gibi sizden beklenmesi gerekende Adalet Bakanının ben yeni Ferhat Sarıkayalar yaratmam dendiğinde sizin şunları ifade etmeniz gerekir; bu ifadeyi şahsiyet haklarınıza saldırı teşkil ettiğini kabul etmeniz gerekir. Hakimlik ve savcılık görevlerinin ifasında siyasi iradenin desteğine ihtiyacınız olmadığını açıklamanız gerekir. En üst düzeydeki meslek mensuplarınızın kendiniz hakkındaki değerlendirmelerinizde siyasi iktidarın temsilcisinin desteğini kabul etmenin onursuzluk olduğunu ifade etmeniz gerekir. Bu açıklamanın kendinizi Cumhuriyet, eğer bu açıklamanın yani Adalet Bakanlığının yaptığı açıklamanın kendinizi Cumhuriyetin değil AKP’nin hakim ve savcısı konumuna düşüreceğinizi ifade etmeniz gerekmektedir. Fakat yeni Sarıkayalardan olmamasından korkulmaması gerektiği ve ilgililerin yani kendilerini Ferhat Sarıkayalar olarak nitelendirilenlerin hamiliğini de Bülent Arınç üstlenmiştir. Bülent Arınç ne demiştir ben Ferhat Sarıkaya’ya mecliste danışmanlık teklifi ettim kendisi de kabul etmedi demiştir. Yani o zaman geldiğimiz nokta nedir Recep Tayyip Erdoğan’ın savcılığında soruşturması yürütülen Sadullah Ergin’in yargıçlığında yargılaması yürütülen ve hamiliğini de Bülent Arınç’ın yaptığı biraz önce konuşmama başladığım ifadede Osman Yıldırım’ın peşine takıldığımız bir yargılama söz konusu. Peki bu yargılama sonucunda müvekkil Ergün Poyraz ile ilgili siz biz bu şekilde nitelendirmeniz hukuka aykırıdır diyor iseniz bakın sizin anayasaya kanuna aykırı bir şekilde Ergün Poyraz ile ilgili karşı olarak verdiğiniz gerekçeler şunlar; dosya kapsamı tekrar söylüyorum bir dosyanın kapsamı Ergün Poyraz’ın tutukluluğun devamı için siz iki üye tarafından nasıl ifade edilebilir. Delillerin tamamen toplanmamış olması savcılar toplamamışlarsa siz iki üye toplamamışsanız Ergün Poyraz’ın delillerini kim toplayacak bunun sorumlusu kimdir. Sanıkların savunmalarının halen bitmemiş olması, Hikmet Bey çok öz bir şekilde ifade etti, bu sanık Salih Kurter’in buraya getirilmemesinin sorumlusu kimdir, Ergün Poyraz mıdır siz ikiniz nasıl ifade edebilirsiniz burada. Nasıl Ergün Poyraz’ı sırf bunun için tutabilirsiniz ama bakın çok fazla bununla ilgili değerlendirmeleri ben daha önce yaptım. Ama siz iki üyenin çok ilginç bir kararı var Yargıtay 11. Ceza Dairesinin vermiş olduğu karara rağmen Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi ile ilgili vermiş olduğunuz kararda bakın böyle basit, anayasaya ve kanunlara aykırı gerekçesiz karar vermiyorsunuz. Sizin Cuma günü izne çıkacağınız aynı gün sabahtan savcılık mütalaasını veriyor ve siz aynı gün birkaç saat içerisinde çok güzel emsal kararlar buluyorsunuz. 2010 yılının emsal kararlarını buluyorsunuz sayfalarca gerekçeler yazabiliyorsunuz ben hep şöyle düşünmüştüm Sayın Özese ve Sayın Haşıloğlu herhalde Köksal Şengün Sayın Başkan gerekçe yazacak onlarda kendi gerekçelerini ondan sonra yazacaklar. Gerekçe yazmak herhalde kendileri için bu kadar zor diye düşünüyorum, hayır bir öğleden sonranızda siz bir gerekçe yazabiliyorsunuz eğer siz orada gerekçe yazabiliyor iseniz o zaman burada da aynı gerekçeyi yazmanız gerekir. Bakın şimdi çok ilginçtir.”

Sanık Doğu Perinçek söz almadan konuştu, anlaşılamadı.

Mahkeme Başkanı:" Doğu Bey, Doğu Bey konuşmayın, bir diyeceğiniz olursa mikrofona konuşun alalım yani Doğu Bey.”

Sanık Doğu Perinçek:”Verin mikrofona konuşalım.”

Mahkeme Başkanı:" verelim Doğu Bey.”

Sanık Doğu Perinçek:” Örgüt yazıp yollamıştır bir. Tuncay Güney, Osman Yıldırım, Sami Haşıloğlu, Hasan Hüseyin Özese işte o Hanefi Avcı’nın bahsettiği örgütün hepsi aynı örgütün üyeleridir hepsi birbiriyle bağlı olarak bu iş götürülmektedir zabıtlara geçsin.”

Mahkeme Başkanı:" Buyurun, süreniz, süreniz dolmak üzere Avukat Bey onu göre buyurun.”

Sanık Ergün Poyraz Müdafii Av. Mustafa Hüseyin Buzoğlu:”Sayın Özese, bakın bu ifade Sayın Gerçeker’in adil yılın açılış konuşmasındaki objektif ve sübjektif tarafsızlığınızın siz iki üye hakkında nasıl ortadan kalktığı ortaya koyuyor. Ama siz bunu eğer değerlendirmeniz gerekir, yani burada sayfalarca bununla ilgili bazı değerlendirmeler yapmak istemiyorum, bakın.”

Üye Hâkim Sedat Sami Haşıloğlu:”Siz gerekçeye mi, gerekçeden dolayı mı öyle konuşuyorsunuz yani tutukluluğa devam yönündeki gerekçeye başkan neye katılıyor. Muzaffer Tekin, Veli Küçük, Oktay Yıldırım, gerekçeleri tutukluluğu, dinler misiniz tutukluluğu devam, tutukluluğu devam gerekçesini okumadınız mı (bir kelime anlaşılamadı) biz mutabıkız beyefendi o konuda şey değil, Veli Küçük, Oktay Yıldırım, Muzaffer Tekin’deki tutuklamaya devam gerekçesini okumadınız mı?”

Sanık Ergün Poyraz Müdafii Av. Mustafa Hüseyin Buzoğlu:”Hayır gelinen noktayı özetliyorum şimdi çok özür dileyerek bir şey söyleyeceğim. Sayın Haşıloğlu, geçen seferde siz benim konuşmamı, siz benim konuşmamı geçen seferde kestiniz, CMK’ya göre Sayın Başkan siz, siz duruşma salonunun, okudum şimdi isterseniz değerlendirmelerimi aktarayım, bir dakika CMK’ya göre Sayın Başkan siz, duruşma salonunu düzenin sağlamakla görevli değil misiniz? Ben buradan söz almamla konuşmamla Sayın Haşıloğlu’nun konuşması arasında ne fark var?”

Mahkeme Başkanı:"Bir dakika hakim bey, tamam sizin söylediklerinize de açıklama yapıyor buyurun devam ediyor”

Sanık Ergün Poyraz müdafii Av. Mustafa Hüseyin Buzoğlu:”Bakın o dilekçeler. Ama efendim yapamaz ki sizden izin almadan.”

Mahkeme Başkanı:" Bağlayın efendim buyurun.”

Sanık Ergün Poyraz müdafii Av. Mustafa Hüseyin Buzoğlu:”Sizden izin almadan yapabilir mi efendim.”

Mahkeme Başkanı:" Mutabık daha önce konuştuk biliyoruz, daha önce konuştuk. Efendim müdahale edebilir.”

Üye Hakim Sedat Sami Haşıloğlu:”Beyefendi ( bir iki kelime anlaşılamadı)”

Sanık Ergün Poyraz müdafii Av. Mustafa Hüseyin Buzoğlu:”Beyefendi Sayın Haşıloğlu, siz, yani siz Haşıl sayın Özese ile konuşmadan mutabık kalabiliyor musunuz?”

Mahkeme Başkanı:" Efendim daha önce konuştuk böyle bir durumda müdahale edilebilir, buyurun oturun.”

Sanık Ergün Poyraz Müdafii Av. Mustafa Hüseyin Buzoğlu:”Yani CM, hayır oturmuyorum, efendim bakın bana bir müsaade ederseniz devam edeyim bakın devam edeyim.”

Mahkeme Başkanı:" Efendim yani konuşun demek istiyorum, devam edin buyurun.”

Sanık Ergün Poyraz Müdafii Av. Mustafa Hüseyin Buzoğlu:”Gerekçeli kararınızın sonucu ney biliyor musunuz Sayın Haşıloğlu, gizli tanıkların anlatımına dayalı tanzim edilen iddianameyi kabul edip Yargıtay 11. Ceza Dairesince dosyanın istenilmesi üzerine aynen daha önce Erzurum özel yetkili savcılarının dosyayı kaçırmalarında olduğu gibi kaçıranlarında Saiklerine uygun hareket eden Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesinin o sayılı dosyasından karar veren hakimler gibi hareket ediyorsunuz. Bakın gerekçeniz bunlar ikincisi nedir Yargıtay 11. Ceza Dairesini sizin gerekçeniz bunlar 11. Ceza Dairesini tüm dosyanın dijital verilerde bulunduğu bilinmesine rağmen Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2010/108 esas sayılı dosyasının olmaksızın birleştirme kararı vermekle siz suçlarken siz iki üye birkaç yazışma dışında elinizde hiçbir belgesi bulunmadığını söylediğinizi Yargıtay 11. Ceza Dairesiyle birleştirebiliyorsunuz. Bakın diğer bir soru şu; iş bu tarihe kadar gözlenen gerekçesiz kararlarınızın aksine siz iki üye ilk defa gerekçeli karar sunabiliyorsunuz. Bir ceza hakiminin ancak savları öğrendikten sonra karar verebileceği hukuki gerçekliği ve savcılığın mütalaasını 25.06.2010’da sunması maddi gerçekliği ile aynı gün yani siz izne ayrılacağınız gün birkaç saat içerisinde siz 17 2008 tarihli yani bu yargılamanın iddianamesinde olduğu gibi 10 Temmuzlu iddianameyi 17 Temmuzda alıp binlerce belgeyi incelemeksizin, incelemek zorunda olmanıza rağmen 24 Temmuzda karar verdiğiniz gibi aynı şekilde bir gerekçeli karar tesis ettiniz. Bakın kararınızın diğer bir sonucu gerekçeli kararlarınızın açıklanması öncesinde, yazılı ve görsel basında siyasi iktidarca görevlendirilip yurtseverlerin tutuklu yargılanmasından nemalanan kişilerin söylediği tüm gerekçeler sizin gerekçelerinizde de aynı şekilde ifade edildi. Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2010/108 esas sayılı dosyasının en önemli özelliği Cumhuriyetin kazanımlarını ortadan kaldırmaya çalışan başta Fethullahçılar olmak üzere cemaat ve tarikatlara karşı bir meslektaşınız Cumhuriyet savcısının hükümetin etkili bakanlarının bizzat arayarak engellemelerine rağmen başlattığı hukuki sürecin Ankara’daki, Amerika’daki imam tarafından seneler önce ifade edildiği gibi o veciz adliyeyi, mülkiyeyi, emniyeti, Türk Silahlı Kuvvetlerini eli geçirin talimatının yerine getirilenlerce engellenmesidir ve bu engellemede rol alan hiçbir hakim veya savcı sayın Selçuk’un ifadesiyle Cumhuriyetin hakim ve savcısı olamayacaktır süreniz bitti diyeceksiniz ama Sayın Haşıloğlu bizim gerekçeli kararımız diyorsunuz da birkaç madde varda müsaade ederseniz onları da ifade etmek istiyorum.”

Mahkeme Başkanı:" Kısaca bağlayın.”

Sanık Ergün Poyraz Müdafii Av. Mustafa Hüseyin Buzoğlu:”Sayın üyeler mahkemelerinin muvafakatinin alınmasına ilişkin emredici hükmün gereğini yerine getirmeyen Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesinin çoğunluk üyelerinin bu tutumlarını göz ardı ederken resen birleştirme kararı verdikleri 15.2.2010 tarihinden sonrada dosyadan el çekmemelerini ve tutukluluğun devamı kararı vermelerinizi yine göz ardı ettiniz o kararınızla. Erzincan Cumhuriyet Savcısı nezdinde müdahale eden Başbakan Yardımcısının gerekçe olarak yerel seçimleri göstermesiyle Yargıtay 11. Ceza Dairesinin tahliye kararlarına tepki gösteren Başbakan’ın referandum ve genel seçimlerdeki tarikat desteğine duyduğu ihtiyaca maalesef en tatmin edici yanıtı sizin gerekçeli kararınız vermiştir. Sayın üyelerinizin sizin kararınızda Ceza Muhakemesinin 10. maddesinin de Yargıtay 11. Ceza Dairesi tarafından kullanılamayacağına dair şu gerekçeler bildirilmiştir; dosyasını istediği mahkemenin görüşünü de almadan resen birleştirme kararı verip doğrudan, bu mahkemenin tutuklulukla ilgili kararını değiştirerek bir kısım sanıkları salıverebilecekleri, bu konuda başka örnekler olanağı varken bu gerekçenin sizin tarafınızdan ifade edilebilmesi sizin yani siz iki üyenin Ergün Poyraz’ın tutuklu yargılandığı bu dosya ve bağlantılı dosyalardaki varlık nedeninize ve konumunuzu ortaya koymaktadır. Nedir bu tutuklu yargılamanın devam etmesi siz kararınızda ve savcıların 25.06.2010 tarihli mütalaalarında yer vermedikleri bir hukuki gerçeklikte Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından görevden alındıklarını 17 Şubat 2010 tarihinde öğrenmeleri ertesinde savcı Osman Şanal tarafından yetkisizlikle dosyanın İstanbul Özel Yetkili Başsavcılığına gönderilmesi ve İstanbul Özel Yetkili Başsavcılığının 22 Şubat 2010 tarihinde yetkisizliğe muvafakat etmeyerek dosyayı iade ettiği gerçekliğidir. Bunu niye söylüyorum siz gerekçeli kararınızda Erzurum’daki hakimler dosyayı kaçıran savcılar ve sizin gerekçenizin birlikte olduğunu görüyorum. Bu son bir gerekçe deha söyleyeceğim.”

Mahkeme Başkanı:" Bağlayın.”

Sanık Ergün Poyraz Müdafii Av. Mustafa Hüseyin Buzoğlu:” Geldiğimiz noktada bakın 2. ve 3. iddianamenin birleştirildiği dosyada tutuklu yargılama siz iki üyeniz karar veriyorsunuz. 4. iddianamede yine siz iki üye kara veriyorsunuz. Tüm bunların tamamen bir rastlandı olduğunu değerlendirmek mümkün değil, siz Osman Yıldırım’ın peşinde misak-ı millinin tespit edileceği noktada evet biz sonuç itibariyle çalışıyoruz böyle bir yargı değildir dediniz.”

Mahkeme Başkanı:" Hayır efendim kimsenin peşinde değiliz yani (bir iki kelime anlaşılamadı) o sizin yorumunuz, iki de bir söylüyorsunuz kimsenin peşinde değiliz buyurun.”

Sanık Ergün Poyraz Müdafii Av. Mustafa Hüseyin Buzoğlu:”Maalesef gelinen sonuç. Efendim benim kanaatim şahsi kanaatim maalesef bakın. Sizin bu gerekçeli kararınızla birlikte ki başka gerekçelerde olmakla beraber sürem bittiğinden dolayı ifade edemiyorum ama sizin gerekçeli kararınıza son bir hususa dikkat çekerek siz gerekçenizde şöyle bir alıntıyı aktarıyorsunuz.”

Mahkeme Başkanı:" Bitirin lütfen.”

Sanık Ergün Poyraz Müdafii Av. Mustafa Hüseyin Buzoğlu:”Aynen iddianamede Viki Petya’dan darbe nedir tanımını alıntı yaptığını bildirmeden intihal yapanlarda olduğu gibi sizin gerekçeli kararınızda da bakın; Uludağ Üniversitesi Öğretim Görevlisi Kemal Gözler’den şöyle bir alıntı yapmışsınız; bir hakimin çok önemli bu, bir hakimin kararını verirken özgür olabilmesi için yasama ve yürütme organlarına karşı bağımsız olması yetmez aynı zamanda kendi içinde bulunduğu yargı sisteminde diğer yargı organlarına karşı da bağımsız olması gerekir. Alıntı yaptığınız Kemal Gözler kim? Taha Akyol, Profesör Doktor İhsan Dağ, AKP Milletvekili Zeynep Dağ ile AKP’nin yeni anayasa çalışmalarına başkanlık yapan Profesör Doktor Ergün Özbudun’un anayasa çalışmalarına ilişkin katıldığı ödül töreninde Türkiye’deki hukukçuların yetişirken bir şekilde yolunun uğradığı hoca ve diğer tanımlamaları yapılır. Siz gerekçenizi aldığınız yer burası. Fakat bakın sizin bu cümleniz yargı mensupları içerisinde adeta kendinize bir baskı olduğunu ifade ettiğini düşünüyorsunuz. Sizin bu gerekçenizden sonraki Adalet Bakanının yeni Sarıkayalar oluşmak yani yaptırmam demesiyle Bülent Arınç’ın yeni Sarıkayalara vereceği güvence ve sizin bu gerekçeniz birlikte değerlendirildiğinde lütfen objektif ve sübjektif tarafsızlığınızı kaybettiğinize bir kez daha değerlendirin ve buna uygun bir şekilde hareket etmeyi size davet ediyorum Ergün Poyraz ile ilgili tahliye konusunda karar verme yetkisinde sahip olmadığınızı şahsen değerlendirdiğimden tahliye konusunda bir talepte bulunmuyorum.”

Saatin 19:45 olduğu görüldü.





Dostları ilə paylaş:
1   2   3   4   5   6   7   8   9
Orklarla döyüş:

Google Play'də əldə edin


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə