19. yy. İstanbul Kışla Yapıları ve Davut Paşa Kışlası

Sizin üçün oyun:

Google Play'də əldə edin


Yüklə 100.04 Kb.
tarix27.10.2017
ölçüsü100.04 Kb.

19.yy. İstanbul Kışla Yapıları ve Davut Paşa Kışlası

Ömer Faruk BAYRAM



bayramomerfaruk@yahoo.com

Anahtar Kelimeler: Davut Paşa Kışlası, kışla yapıları, Osmanlı Askeri Sistemi, 19.yy. Osmanlı askeri yapıları, 19.y.y. kışlaları, İstanbul kışlaları.

Giriş: 18.y.y. sonu ve 19. y.y. başlarında Avrupa ülkeleri öncü olmak üzere dünyada ve Osmanlı Devleti’nde ekonomik, sosyal, askeri ve mimari pek çok alanda çok kısa sürede kökten değişimler yaşanmıştır 19. yüzyılda sanayileşme hareketleri hızlanmış, bu durum klasik devir ölçüt ve yaşam şekillerini alt üst eden bir devinime yol açmıştır. Dünyanın o güne kadar geçirdiği süreçlerden çok farklı olan bu değişim Avrupa’nın iç yapısını değiştirmekle kalmamış, etkisine giren diğer ülkelerin yapılarında da keskin ve derin değişimlere yol açmıştır. Bu değişimleri Osmanlı İmparatorluğu “Batılılaşma” adı altında kendi topraklarına ithal etmiştir. 19. yüzyıl Osmanlı mimari örgütlerindeki değişmeler ve Batılı imar kanunlarının uygulamaya sokulması anlayışı, çoğu Fransa kökenli yeni imar kanunları, Batılı mimari akımların etkileri altında yapılaşmalara neden olmuştur. Batılılaşma hareketlerinin asıl amacı kültürel ve sanatsal değişimler oluşturmak değil, devleti yıkılmaktan kurtarmak olmuş, bu durumda da bu “Batılılaşma” hareketlerinden en önce etkilenen yapı türleri ilk önce askeri yapılar ve kışlalar olmuştur. Bu çalışmanın amacı, ortaya çıkan bu hareketler sonucunda, öncelikli etkilenen yapılardan olan askeri kışlalardaki değişimi ve daha önce Osmanlı İmparatorluğu sınırlarında olmayan bir tipolojinin ve yapı tipinin ortaya çıkışını ve bu değişimin önemli örneklerinden birisi olan, Bizans döneminden Osmanlı Devleti’nin son dönemlerine kadar önemli bir askeri üs olan Davut Paşa Kışlasını incelemek ve değerlendirmektir.

Osmanlı Devleti ve Askeri Faaliyetler

Osmanlı Devleti döneminde askeri mimari faaliyetleri

Devlet yönetiminde her zaman ağırlıklı bir yere sahip olan askeri teşkilatın iyileştirilmesine ve daha etkin kılınmasına verilen önem askeri mimari faaliyetleri ile de vurgulanmıştır. Batı dünyasında bilim, teknik, kültür ve sosyal alanda çeşitli gelişmeler yaşanırken Osmanlı Devleti öncelikle askeri alanda yapılan yenilikleri takip etmiş, 18.yy.dan itibaren askeri konulardaki yeni teknik ve buluşları kendi askeri teşkilatına yansıtmaya çalışarak, modernleşme yolundaki ilk adımları atmıştır.

19.yy.’a gelindiğinde Tanzimat öncesinde savaşlar, ayaklanmalar ve reform çabaları içinde bulunan Osmanlı Devleti, sınırları Ortadoğu’dan Avrupa ve Afrika’ya kadar uzanan büyük bir devlet olarak toprak bütünlüğünü korumak ve yerleşim bölgelerinin güvenliğini sağlamak için askeri teşkilatında köklü değişiklikler yapma gereği duymuştur. Askeri teşkilatta yapılan düzenlemeler ve Tanzimat’ın da etkisiyle Batı’dan gelen farklı idari sistemler, beraberinde yeni yapı tiplerini de getirmiştir. «Batılılaşma» adı verilen bu süreçte sivil mimarlık alanından ayrı olarak askeri ve resmi yapı faaliyetlerinin arttığı görülmektedir1.

Osmanlı askeri faaliyetleri için İstanbul’un önemi

Bizans ve Osmanlı İmparatorluğu’nun başkenti olarak tarihsel, kültürel, coğrafi ve stratejik önemi nedeniyle uzun süre askeri merkez olma özelliğini koruyan İstanbul, 19.yy. ve 20.yy. başında da I. Ordu2 Merkezi olmuştur. İstanbul’da, başkent yapıldığı 15.yy. ortalarından 19.yy.ın ilk çeyreğine kadar Osmanlı ordusunun en önemli askeri gücünü oluşturan Kapıkulu Ocakları, kent yaşamında oldukça etkin bir konuma sahip olmuştur.

1826 yılında Yeniçeri Ocağıyla birlikte diğer ocaklarından da kaldırılmasından sonra askeri teşkilatın kara kuvvetlerinin idari yapısında ve ordu düzenlemesinde meydana gelen önemli değişiklikler askeri mimariyi de etkilemiştir3.

19.yy.da Osmanlı Devleti’nde Askeri Eğitim

Osmanlı Devleti’nin idari mekanizması, «sayfiye»(ordu), «kalemiye»(bürokrasi), «ilmiye» ve «hanedan»dan oluşan dört temel unsur üzerine kurulmuştu. Eğitim, her dört unsuz için de önemli bir yere sahipti.

Devlet yapısı içinde önemli bir ağırlığı olan askeri teşkilatta görev yapanların eğitimine de büyük önem verilmekteydi. Osmanlı Devleti, 17.yy.dan itibaren toprak kaybı ile sonuçlanan askeri yenilgilere uğraması nedeniyle askeri teşkilatını iyileştirme ihtiyacı duymuştur.

Bu nedenle teknik ve askeri donanım konularında Batı’da görülen yenilikleri, yeniden yapılandırmaya çalıştığı ordusuna yansıtmak amacıyla 18.yy.dan itibaren teknik uzmanlar, mühendisler, hocalar davet edilmesine başlanmıştır. Tüccarlar, seyyahlar, esirler ve gönderilen Osmanlı sefirlerinin aktardığı bilgiler, raporlar ve tercüme eserlerle de yeniliklerin takip edilmesine çalışılmıştır.



Dönemin askeri eğitimi

Osmanlı ordusu, Yeniçeri Ocağı’nın 15 Haziran 1826’da II. Mahmud (1808-1839) tarafından lağvedilmesi ile kökten bir değişime uğramıştır. II. Mahmud Yeniçeri Ocağı’nı resmen ortadan kaldırmış, yerine Avrupa’daki örneklerden yola çıkarak Asâkir-i Mansûre-i Muhammediye adıyla yeni bir ordu kurmuştur. Bu yeni ordu, erlerin kıyafeti, eğitimi, askere alınma kuralları ve savaş organizasyonu ile öncekinden tamamen farklı bir teşkilat yapısı sergilemiştir. Abdülmecid (1839-1861) dönemi, II. Mahmud tarafından askeri alanda atılan adımların 3 Kasım 1839’da ilan edilen Tanzimat Fermanı ile daha kapsamlı ve kalıcı hale getirildiği bir dönemdir. II. Mahmud tarafından kurulan Asâkir-i Mansûre-i Muhammediye adlı yeni ordu, sonraları Asâkir-i Nizamiye veya Asâkir-i Muntazama olarak anılmaya başlanmış, Abdülmecid ise yeni ordunun adını kendi istek ve önerisi ile 14 Haziran 1843’te Asâkir-i Nizâmiye-i Şâhâne olarak değiştirmiştir. 16 Eylül 1843’te İstanbul ve Edirne’de törenler yapılarak Asâkir-i Nizâmiye-i Şâhâne ordusu ile ilgili yapılan son düzenlemeler ilan edilmiştir4.

19.yy.a kadar Osmanlı-Avrupa ilişkilerinin temelini Batı’da gelişen savaş teknolojisinin izlenmesi olmuştur. Başta topçuluk ve diğer ateşli silahlar olmak üzere, Osmanlı Devleti yeni savaş teknolojilerini elde etmeye çalışmıştır. Askeri alanda yapılan yeniliklerin ilk dönemlerinde, 17-18.yy.da Hristiyan Bosnalı ve Sırplar, daha sonraları İtalyan ve Alman uzmanlar, 18.yy.dan itibaren de Fransız, İngiliz ve Hollandalı teknisyenler Osmanlı Devleti’nin hizmetine girmiştir.

Osmanlı Devleti’ni askeri alanda en çok yolladığı teknik uzmanlar ve askeri konulardaki yayınlarıyla Fransa5 etkilemiştir. Mühendislik okullarının kurulmasında öncülük eden ve kısa zamanda çok sayıda askeri mühendis yetiştiren Fransa sadece Osmanlı Devleti’ni değil, diğer devletleri6 de oldukça etkilemiştir7.



Dönemin askeri mimarlık eğitimi

Batı’da askeri konularda yaşanan gelişmeler askeri mimarlık alanını da etkileyerek modernleşme hareketine öncülük etmiştir. Ateşli silahların güçlerinin artması ve giderek daha yoğun olarak kullanılması nedeniyle Batı devletlerinde 16.yy.dan itibaren tahkimat mimarisi büyük bir gelişim göstermiştir. 1699 tarihli «Karlofça Antlaşması» ile birlikte Osmanlı’da savunma mimarisi büyük önem kazanmıştır. Osmanlı kale tasarımcıları/mimarları geleneksel kale yapım teknikleriyle savunmada yeterli olamayacaklarını görmüşler ancak Batı’daki yeni teknolojileri takip edememişlerdir. Çok sayıda Osmanlı kalesinin planı Batı’da geliştirilmiştir. Osmanlı’da askeri mimarlık alanında modernleşme yolunda ilk denemeler topografik ölçüm alanında başlamıştır. 1741-1742’de topografik ölçüm ve takeometri üzerine iki Türkçe kitap yazılmıştır. Askeri mimarlıkla ilgili bu ilk yazılan kitaplar o dönemde savunma yapıları inşa eden mimarlar tarafından kullanılmamışlardır. Bu kitapları yazanlar da topografyayı askeri mimarlıktan çok askeri harekât ve topçuluk için yararlı görmüşlerdir8.

18.yy. sonunda kurulan Mühendishane9 ile Osmanlı Devleti’nde askeri eğitimin daha bilimsel temellere oturtulmasına çalışılmıştır. 19.yy.da Hassa Mimarlar Ocağı’nda, Mühendishane’de ve Mekteb-i Harbiye’de (Resim 1) askeri mimarlık alanında eğitim verilmiştir. Sivil mühendislere ve mimarlara duyulan ihtiyaç nedeniyle bu okullardan başta teknik eleman yetiştirmek üzere bazı okullar da açılmıştır10.

Resim 1: Harbiye Mektebi’nde eğitim, http://www.kho.edu.tr/, 06.12.2016



Osmanlı Devleti’nde Askeri Mimari Faaliyetleri

Osmanlı Devleti’nin 19.yy.daki askeri yapı faaliyetleri, 1826 yılında Kapıkulu Ocakları’nın kaldırılarak yeni bir askeri düzene geçilmesi nedeniyle, 1826 öncesi ve sonrası olmak üzere iki bölüm halinde ele alınabilir.

18.yy.dan itibaren Osmanlı Devleti’nin geri kalmasında askeri açıdan güç kaybetmenin baş etmen olduğunu düşünen yöneticiler olmuştur. Bu sebeple problemlerin kaynağı olarak görülen bu kurumun yapısı başta olmak üzere kullandığı silah imalathaneleri, kışla ve diğer binaları değiştirilip günün koşullarına uygun olarak yapılmaya başlanılmıştır11.

1839 yılında Tanzimat’ın ilanıyla devlet idaresinde yapılan değişiklikler Osmanlı mimarlığına tipolojik çeşitlilik getirmiştir. Devletin çeşitli idari birimleri için inşa edilen yapılar (hükümet konakları, adliye, telgrafhane, emniyet yapıları; jandarma ve polis karakolları, eğitim yapıları, sağılık yapıları, sanayi ve ticaret yapıları v.d.) dönemin mimari özelliklerini taşımaktaydı. Bu çeşitlilik içinde, yeni askeri düzenin ihtiyaçları doğrultusunda, devletin güvenliğini sağlamak ve toprak bütünlüğünü korumak amacıyla başkent İstanbul olmak üzere çeşitli Osmanlı kentlerinde inşa edilen birçok askeri yapı ve yapı grupları, dönemin bu özelliklerini mimari açıdan en iyi şekilde yansıtan yapı grubunu oluşturmuşlardır12.



1826 yılından önce askeri mimari faaliyetleri

Osmanlı Devleti’nde 15-17.yy.lar arasında daha çok savunmaya yönelik kaleler inşa edilmiştir. 17-19.yy.lar arasında ise «tahkimat mimarisi» olarak tanımlanan daha çok toprak setler halinde yeni savunma yapım teknikleri benimsenmiştir. 19.yy.a gelindiğinde kale, sur gibi savunma amaçlı askeri yapı inşasının önceki dönemlere göre azaldığı görülmektedir. 15.yy.dan 1826 yılına kadar, Kapıkulu Ocakları ile III.Selim döneminde kurulan Nizam-ı Cedit Ordusu için, 1826 sonrası kadar yoğun ve farklı işlevli olmasa da çeşitli askeri yapılar inşa edilmiştir. Özellikle, 1826 öncesi dönemde de inşa edilen kışla kompleksleri askeri yapı faaliyetlerinin önemli bir bölümünü oluşturmuştur13.



1826 yılından önce askeri yapıların genel değerlendirilmesi

Konum

1826 yılı öncesi Kapıkulu Ocakları için inşa edilen ilk askeri yapıların Tarihi Yarımada’da sur içinde yoğunlaştığı görülmektedir. Askeri bakımdan birbirleriyle yakın ilişki içinde olan Acemi Ocağı, Yeniçeri Ocağı ve Cebeci Ocağı askerleri devlet idaresinde de görevli olduklarından, bu ocakların kışlaları yönetim merkezi olan Topkapı Sarayı’na ve birbirlerine yakın olarak yapılmışlarıdır.



Plan

Kaynaklardan ve görsellerden elde edilen verilerden, kışlaların farklı işlevli ek yapılardan oluşan bir yapılar topluluğu olduğu anlaşılmaktadır. Acemi Ocağı Kışlası, Eski ve Yeni Odalar, Tophane Topçu ile Humbaracı ve Lağımcı Ocakları kışlalarının bir çevre duvarı ile yerleşim alanlarından ayrıldığı görülmektedir. Çevre duvarı üzerinde belirli noktalarda açılan kapılarla kışlalara giriş ve çıkışlar denetlenmiştir. Yeniçeri kışlaları bir meydanın etrafını saran yapılardan oluşmaktadır (Resim 2). 19.yy. başında yapılan daha büyük kışla yapıları ise dikdörtgen şeklinde ve ortası avlulu olarak inşa edilmiştir14.



Cephe Düzeni

Yeniçeri kışlalarının kapılarının revaklı ve geniş saçaklı olduğu, mermer sövelerin çeşitli motiflerle bezendiği, kapı kanatlarının ahşap olup, kapının üstünde tarih ve kitabe taşı yerleştirildiği, kapının üst örtüsünün kurşun kaplı olduğu, bir kapının üstünde gözetleme amaçlı bir nöbetçi odası, bir diğerinin üstünde ise hünkâr dairesinin bulunduğu anlaşılmaktadır.



Resim 2: Matrakçı Nasuh’a ait minyatürlerde solda Eski Odalar, sağda Yeni Odalar, (Uzunçarşılı, 1988, s.86)



Yapım Tekniği ve Malzeme

Yeniçeri kışlaları genellikle ahşap olarak inşa edilmiştir. Duvarlar bağdadi olarak yapılıp boyanmıştır. Kışlalarda cami, hamam gibi bazı birimlerin kâgir olarak inşa edildiği, diğer birimlerin ahşap yapım tekniğinde yapılması nedeniyle, çıkan yangınlardan sıkça etkilendiği anlaşılmaktadır. Daha sonraki dönemlerde kışlaların kâgir olarak inşa edilmesi gerektiğine ilişkin hükümler bulunmaktadır15.



1826 yılından sonra askeri mimari faaliyetleri

1826 yılında Yeniçeri Ocağı ile birlikte diğer Kapıkulu Ocakları kaldırılmış ve yeni bir askeri düzene geçilmiştir. Kapıkulu Ocakları’na ait yapılar yıkılmış, terk edilmiş, ayakta kalanlara ise yeni işlevler verilmiştir. Askeri teşkilatta yapılan düzenlemelerden sonra ordu merkezi olan kentlerde, yeni ordu ve bu ordunun ihtiyaçları doğrultusunda farklı işlevli birçok askeri yapı inşa edilmiştir. Osmanlı Devleti askeri teşkilatının kara kuvvetlerine ait 14 farklı işlevli askeri yapı inşa edilmiştir. Bu askeri yapılar; idari yapılar (redif ve jandarma daireleri), kışlalar (piyade, süvari, topçu, redif, jandarma), okullar (rüştiye, idadi, jandarma okulları), hastaneler, karakollar (sınır karakolu, şehir içi süvari, nizamiye ve jandarma karakolları), fabrikalar, silahhaneler, depolar, fırınlar, hapishaneler, lojmanlar, misafirhaneler, gazinolar ve istasyonlar olarak sınıflandırılabilir16.

1826 yılından sonra askerli yapılar ile diğer resmi ve kamu yapıları daha önceki dönemlerde olduğu gibi bazı devlet kurumlarınca inşa edilmiştir. 1831 yılında devletin tüm imar ve bayındırlık işleriyle ilgilenmek üzere Hassa Mimarlar Ocağı yerine «Enbiye-i Hassa Müdürlüğü»17 ile ona bağlı olarak saray ve kasırların onarım işleri ile ilgilenen «Enbiye-i Miriye Tamirat Müdürlüğü» kurulmuştur18.

Harbiye Nezareti binası

Osmanlı Devleti askeri teşkilatının idari işlerini yürütmek amacıyla 1826 yılından sonra İstanbul’da günümüzde de mevcut olan «Harbiye Nezareti» binası inşa edilmiştir. Osmanlı Devleti’nde askeri konulardaki idari kararlar için 16.yy.dan 1826 yılına kadar «Ağa Kapısı» adı verilen makam kullanılırken 1826 yılında yeni bir düzene geçildiğinde idari işlerin yürütülmesi için «Bab-ı Seraskeri» adı verilen yeni bir makam oluşturulmuş, bu makam 1908 yılında «Harbiye Nezareti» adını almıştır19.



Harbiye Nezareti Binası’nın konumu ve tarihi

Harbiye Nezareti, Eminönü ilçesinde Beyazıt semtinde yer almaktadır. Yapı, Osmanlı Devleti’nin İstanbul’daki ilk sarayı olan Eski Saray’ın bulunduğu alandaki Serasker Konağı’nın yerine, Beyazıt Meydanı’na açılan dış avlu kapısındaki 1282/1865-1866 tarihli kitabeye göre Abdülaziz döneminde inşa edilmiştir.



Harbiye Nezareti Binası’nın planı

Harbiye Nezareti binası dikdörtgen şeklinde, 56.50x126.22 m boyutlarında ve 3 katlı olarak inşa edilmiştir. Özgün planı, tüm yapıyı çevreleyen bir koridora açılan mekânlardan oluşmaktadır (Şekil 1). Yapının ortasında kareye yakın planlı küçük bir iç avlu yapılmıştır. Üst katlara ulaşım, koridorlardaki 3 kollu, 4 ayrı merdivenle sağlanmıştır. Yapı içindeki taşıyıcı mermer sütunlar ve merdivenler anıtsal görünümdedir. Yapı içindeki «Hünkâr Dairesi, İçtima Salonu, Kabul Salonu, Mavi Salon, Pembe Salon» olarak isimlendirilen mekânların duvar ve tavanları, geleneksel Türk motifleri ve Batı tarzında manzara resimleriyle bezenmiştir20.



Şekil1: Harbiye Nezareti üst kat planı, (Can, 1994, s.326)



Harbiye Nezareti Binası’nın cephe düzeni

Yapı, Neoklasik üslupta ve dört cephesindeki girişlere göre simetrik düzendedir. Her cephenin aksındaki giriş bölümleri iki kademeli olarak dışarı taşırılmıştır. Güney cephesindeki yarım daire kemerli asıl giriş kapısı yanlarında 4 mermer sütunla, diğer cephelerdeki kapılar ise 2 mermer sütunla vurgulanmıştır. Profilli söveleriyle çevrili zemin kat pencereleri yarım daire kemerli, üst kat pencereleri ise basık kemerli olup kilit taşı motifiyle süslenmiştir. Yapının köşelerinde taş kaplı pilastrlar, kat aralarında ve saçakta ise profilli silmeler ve düz bir çatı parapeti yapılmıştır (Resim 3). Cepheleri sıvalı ve boyalı olan yapının üstü kiremit kaplı kırma çatı ile örtülmüştür21.



Resim 2: Harbiye Nezareti binası ve talimde askerler, http://eski.istanbulium.net/, 10.12.2016.



Yapım Tekniği ve Malzeme

Yığma kâgir olarak inşa edilen yapıda beden duvar kalınlığı zemin katta 100, üst katlarda ise 90 cm’dir. Duvarlarda dolu tuğla kullanıldığı görülmektedir. Yapının özgün kat döşemeleri ahşap kirişlemedir22.



19.yy. Piyade, Süvari ve Topçu Kışlaları

1826 yılından sonra yeniden düzenlenen Osmanlı Ordusu’nun kara kuvvetleri için 8 tanesi piyade, 4 tanesi süvari, 2 tanesi topçu olmak üzere toplam 14 adet kışla inşa edilmiştir. Kışlaların konumu, yakın çevre yapıları ve yapım tekniği hakkında yazılmış III. Selim ve II. Mahmud dönemlerine ait Hatt-ı Hümayunlar bulunmaktadır. 19.yy. sonu ve 20.yy. başına ait askeri mimarlık kitaplarında, kışlaların belirli ölçütlere uygun olarak nerede ve ne şekilde inşa edilmeleri gerektiği hakkında ayrıntılı ve özgün bilgiler veren teknik şartnameler hazırlanmıştır23.

Bu şartnamelerden işlevlerine göre piyade, süvari ve topçu kışlaları olmak üzere üçe ayrılan kışlaların farklı mimari özellikler gösterdikleri anlaşılmaktadır.

Önceleri genellikle ahşap olan kışla yapıları 19.yy.da Avrupa’daki kışla yapılarından esinlenilerek ortada geniş bir avlunun yer aldığı dikdörtgen ve kare planlı, kâgir malzemeyle iki ya da üç katlı simetrik yönlerde kapıları bulunan bir planlama anlayışıyla inşa edilmiştir24.



19.yy. Piyade, süvari ve topçu kışlalarının konumu

Kışlalar konum olarak havası güzel, temiz su kaynağına yakın, yüksek yerlerde, yerleşim alanından uzakta inşa edilmiştir



Piyade kışlalarının planı

Kışlalarda mimari kurgunun askerî organizmanın etkili bir şekilde çalışmasını sağlayacak biçimde tasarlandığı görülür. Talim, yatma, yıkanma, beslenme gibi günlük rutinde olan eylemler bir bütünlük içinde bir araya getirilmiştir. Yapılar er sayısı ve o binada ikamet edecek askeri sınıf dikkate alınarak planlanmış; koğuş, tuvalet, hamam, çamaşırhane, mutfak ve su haznesi gibi günlük ihtiyaçlara yönelik birimler ile depo, kiler kömürlük, arpa ambarı, ahır, cephanelik gibi askeri ihtiyaçlara cevap veren birimler eklenmiştir. Gerekli görülen şartlarda kışlanın yakınlarına hastane, mezarlık, ahır gibi birimler de kurulmaktadır25.

Piyade kışlaları bir kışla yapısı ve diğer ek yapılardan oluşan yapılar topluluğudur. Kışla yapısı 3 farklı şekilde inşa edilebilir:

Bir Doğru Şeklindeki Kışlalar: Savaşta ve eğitimde askerler numara sırasına göre tek sıra düzenine geçtiklerinden, kışlaların bir doğru çizgisi şeklinde tasarlanması uygundur. Ancak 1 alay ve daha fazla askerin kalacağı kışlanın boyu fazla uzun ve idaresi de zor olacağından, sadece 1 ya da 2 taburluk kışlalar bu plan şemasında yapılmalıdır.

«U» Şeklindeki Kışlalar: Arsa uygunsa 1 alayı barındıran kışlalar «U» şeklinde tasarlanabilir. Bu şekilde inşa edilen kışlalarda orta avlu bir duvarla kapatılarak talimhane olarak kullanılır. Bu duvarın yanında, mutfak gibi içinde ateş yanan birimlere yer verilir.

Bir doğru çizgisi şeklinde ya da «U» şeklinde tasarlanan kışlalarda iki yanda koğuşların sıralandığı bir orta koridor yapılarak iç dolaşım sağlanmalıdır. Koğuşlar tek bir cepheden, koridor da yalnızca iki uçtan ışık alacağından, ancak yeterli alan olmadığında kışlalar bu şekilde inşa edilmelidir.



Dikdörtgen Şeklindeki Kışlalar: 1 alaydan daha fazla askerin bulunduğu kışlalar ise, dikdörtgen şeklinde ortası avlulu olarak inşa edilmelidir (Resim 3). Bu tasarımda tüm cepheler aynı oranda ışık ve hava alamadığından orta avlunun tüm askeri alabilecek büyüklükte olması gerekir. Avlunun etrafına, cephelerin ışık almasını sağlayacak şekilde, çepeçevre bir revak yapılarak iç mekânlara ulaşım sağlanır (Şekil 2).

Resim 3: Abdülmecid döneminde İngiliz mimar W.J.Smith tarafından Mekteb-i Tıbbiye binası olarak tasarlanıp 1847 yılında inşasına başlanan dikdörtgen planlı 97x134 m boyutlarındaki Neoklasik üslupta ve batı cephesi aksındaki asıl girişe göre simetrik yapılan Taşkışla, solda 20.yy.başında giriş cephesi (http://eski.istanbulium.net/, 01.12.2016), sağda giriş kat planı (Kaçar, 1994, Basılmamış Doktora Tezi).

Revaksız ve koridorsuz kışlalarda 2 sıra koğuş yapılırsa ulaşım her iki koğuşun arasına merdiven yapılarak sağlanır (Şekil 3). Kullanım, ulaşım ve hava koşulları açısından en uygunu 2 katlı, tavan arası da kullanılabilen, eni dar kışlalardır. Kışlalarda düzenin ve asayişin sağlanması için 2 ya da 3 kapı bulunmalıdır.

Kışla avlusuna, binalara rutubet vermeyecek mesafede ağaç dikilebilir. Avlu zemini toprak bırakılmayıp tümüyle kaldırım gibi döşenir ya da zift ve kum ile kaplanır26.



Şekil 2: Orta Avlusunda revak, çeşme ve merdiven bulunan bir kışlanın plan ve kesiti (Çiftçi, 2004, s.416)



Şekil 3: «Rehber-i İnşaat-i Askeriyye» kitabından Fransa, Marsilya’daki «Saint Charles Piyade Kışlası»nın kesiti ve üst kat planı (Dallemagne, 1990, s.164)



Süvari Kışlalarının Planı

Süvari kışlaları da piyade kışlaları gibi bir kışla yapısı ve diğer ek yapılardan oluşan yapılar topluluğudur (Şekil 4). Ancak farklı olarak süvari kışlasında hayvanlar için bazı birimlere yer verilmiştir. Süvari kışlası 2 şekilde yapılabilir:



İnsanlar ve hayvanlar için tek bina olan kışlalar: Zemin kat ahırlara, üst kat ise askerlere ayrılır. Ahırda yapımı daha masraflı olan tonoz döşeme yapılırsa yukarıya koku gitmesi önlenir.

İnsanlar ve hayvanlar için ayrı bina olan kışlalar: Dikdörtgen şeklinde ve ortası avlulu olarak yapılan kışlanın iki kolu piyade kışlası gibi düzenlenebilir. Diğer iki kolu da zemin katlarda ahır olarak planlanıp üst katlarda samanlık ve ambarlar yapılır. Bu tasarım hem daha sağlıklı hem de diğerinden daha ucuzdur27.

Şekil 4: «Rehber-i İnşaat-i Askeriyye» kitabından Brüksel’de bir süvari kışlasının planı (Çiftçi, 2004, s.421)



Topçu Kışlalarının Planı

Topçu kışlaları süvari kışlaları gibi inşa edilebilir, yalnız topçuların talim yapmaları için büyük bir meydan il topların yağmurdan, güneşten korunmaları için meydanın bir kenarında sundurmalara (çardaklar ya da ambarlar) ihtiyaç duyulmaktadır28.

Kışla yapılarında orta avlu toplanma ve tören alanı olarak kullanılmış, bu nedenle orta avluya tören alanının bütünlüğünü bozacak herhangi bir yapı inşa edilmemiştir29.

19.yy. Piyade, süvari ve topçu kışlalarının cephe düzeni

Kışla yapıları incelendiğinde, hepsinin ana girişlerinin cepheden öne çekilerek vurgulandığı ve bu bölümde girişin üst katının İstanbul’daki kışlalar da hünkâr dairesi, taşradaki kışlalarda ise ana girişin üzerindeki bölümün ferik paşa, liva veya ümera (amirler) dairesi olarak tasarlandığı anlaşılmaktadır (Resim 4). Geleneksel Osmanlı mimarisinde hanlarda girişin üzerinde odabaşı, bazı geniş programlı tekkelerde ise bevvab odasının bulunduğu bilinmektedir. Bu nedenle Osmanlı’nın kışla yapılarının giriş kapısının üst kısmını hünkâr dairesi veya ferik paşa odası olarak kullanması geleneksel mimari planlamaya da uygun görünmektedir. Kışlalarda hünkâr dairesinin olduğu cephe süsleme açısından diğer cephelerden farklıdır. Bina kütlesinden öne çıkarılarak vurgulanan ana giriş bölümü, söve ve alınlık gibi bezemelerle donatılmış; tüm kışla girişlerine kitabe, tarih, tuğra ve ay-yıldızlı bayrak motifi nakşedilmiştir. Kışlaların hemen hepsinde köşeler cepheden taşırılmış ve çatıdan yükseltilmiş birer kare prizma biçimindedir (Resim 5). Cephelerin yeknesak görüntüsü hareketlendiren ve kalelerdeki burçlara benzeyen köşe birimleri belgelerde kule olarak (Şekil 5) tabir edilmektedir30.

Resim 4: 1847 yılında yapımına başlanan, Osmanlı Devletinin Balkan topraklarındaki süvari ve piyade ortak kullanımı için yapılan kışlalarından birisi, Tırnova Kışlasının vaziyet planı, kat planı ve cephesi (İlban, 2015, s.67-68)

selimiye kışlası

Resim 5: 1827-1828 tarihinde Asakir-i Mansure-i Muhammediye Ordusu için yapılan, Neoklasik üslupta, dikdörtgen planlı ve ortası avlulu 200x267 m boyutlarındaki Selimiye Kışlası (http://eski.istanbulium.net/, 10.12.2016).



Şekil 5: Solda kışlanın giriş kat planı (Ramazanoğlu,2003, Basılmamış Doktora Tezi), sağda kışlanın kulelerinden birisinin kat planları ve kesiti (Tuğlacı, 1993, s.59).



1826 Yılı Öncesinde Ve Sonrasında Yapılan Kışlaların Karşılaştırılması

17.yy.dan 19.yy.a kadar olan süreçte Osmanlı Devleti’nin yaşadığı sosyal ve ekonomik sorunlar neticesinde askeri düzende ve teşkilatta ortaya çıkan sorunları gidermek için yapılan düzenlemeler, devletin askeri mimari kimliğini de etkilemiş ve Avrupa’dan ihraç edilen düzenlemelerle ve şartnamelerle daha önce olmayan bir tipolojiyi ortaya çıkarmıştır (Tablo 1).

Batı’dan ithal edilen şartnameler, teknik çizimler ve planlarla, daha önce mevcut olan askeri yapıların konumları, cephe özellikleri, plan tipleri, yapım ve malzeme teknikleri kökten değişikliğe uğramıştır. Yeni kışlalar, kent merkezinden ve konutlardan daha uzak alanlarda, anıtsal görünümde ve daha önceki dönemlerde ahşap yapıların yangından olumsuz etkilenmelerinden dolayı ortaya çıkan sorunlara karşı taş ve tuğla malzemeyle kâgir olarak, dönemin hâkim üslubu olan Neoklasik üslupta inşa edilmişlerdir.

Tablo 1: 1826 yılı öncesi ve sonrası dönemlerde kışla yapılarının kıyaslanması (Ömer Faruk Bayram).



Davut Paşa Kışlası

Davut Paşa Kışlası, Esenler İlçesi’ne bağlı Davutpaşa Semti’nde 12 pafta 1444 parseldedir. Yapı günümüzde 1.312.500 m2’lik bir alanda yer almaktadır31.

Kışla kompleksi İstanbul'u Edirne'ye bağlayan eski yol üzerinde yer almaktadır. Buradaki yerleşme kenti Bizans dönemine kadar uzanır ve bölge Aretai adıyla tanımlanmaktadır. Kışla Bizans döneminde de askeri alan olarak kullanılmıştır ve Osmanlı ordusu Avrupa tarafına sefer yaparken ordu Davut Paşa sahrasından uğurlanmıştır. Bu yolculukta padişah ordunun başında sefere katılmaktaysa burada gecelenir, ertesi gün yola çıkılırdı. Şayet ordu sadrazamın yönetiminde ise padişah orduyu buradan uğurlardı. Padişah için geceleme ve uğurlama yeri olarak kullanılan Davut Paşa sahrası seferden dönen ordunun da son konaklama yeriydi. Ordu için önemli görülen ve padişahların uğrak yeri olan Davut Paşa'da iki köşk yapılmıştı. Padişah köşkünün yanı sıra başka binalara da yer verilmişti. Burada padişah için ilk köşkü Fatih Sultan Mehmet'e Beylerbeylik, Sultan II. Bayezid'e sadrazamlık etmiş olan Davut Paşa yaptırmıştı. İstanbul'un Trakya'ya açılan sur dışındaki bu önemli bölümünde tepe şekli arz eden üç yerde kışlalar yapılmıştı. Bunlar; Davut Paşa, Rami ve Maltepe Kışlası’dır. Bu üç kışladan ikisi günümüzde kışlalıktan çıkmış durumdadır; Rami Kışlası tamamen yok olmak üzeredir, Maltepe binası ise Polis teşkilatına devredilmiştir32

c:\users\faruk\appdata\local\microsoft\windows\inetcache\content.word\asdasd.jpg

Şekil 6: Solda 1851-1852 tarihli Moltke Haritası’nda Davutpaşa, Rami ve Maltepe Kışlaları, sağda Moltke Haritası’nda Davutpaşa Kışlası ve çevre yapıları (Çetiner, 1996, s.133).

Bugün ki Davut Paşa Kışlası, 1826-1827 tarihli kitabesinde II. Mahmud döneminde, Asakir-i Mansure-i Muhammediye Ordusu için inşa edilmiştir. Rami Kışlası ve Maltepe Hastanesi’ne yakın olarak «Davutpaşa Sahrası» olarak anılan yerde yapılan kışla (Şekil 6), 1831-1832’de tamamlanmıştır33.

1892 tarihli bir belgeye göre kışlaya malzeme temini için bir demiryolu inşa edilmesi düşünülmüştür. Topçu ve süvari birliklerinin bulunduğu kışla, Balkan Savaşları sırasında harap haldeyken onarılarak göçmenlerin ikametine ayrılmış, I. Dünya Savaşı sırasında 1920’lere kadar askeri hastane olarak kullanılmıştır34.

1926-1930 yılları arasında yapılan onarımlar sonrasında tekrar kışla olarak kullanılan yapı da, 1937’ye kadar Piyade, Topçu, Tanksavar ve Uçaksavar birlikleri, 1937-1944 yılları arasında 2.Süvari Tümeni Birlikleri, 1945-1961 yılları arasında 3.Zırhlı Muharebe Grubu Birlikleri, 1968’den 1998 yılına kadar da 66.Mekanize Tümen Karargâhı bulunmuştur35.

Kışlada, 1999 yılından itibaren Y.T.Ü.’nin Fen-Edebiyat ve Eğitim Bilimleri fakülteleri bulunmaktadır.



Mimari Özellikler

Davut Paşa Kışlası, 19.yy.da bir kışla yapısı, cami36, hamam, çeşme, fırın ve karakoldan oluşmaktaydı. Kışlanın önü Talimhane Meydanı olarak düzenlenmiştir (Resim6). Kışla yapısı 1851-1852 tarihli Moltke Haritası’nda «Davut Paşa Kışlası» adıyla dikdörtgen şeklinde ve ortası avlulu olarak gösterilmiştir. Kışla arazisinde, Bizans dönemine ait bir yer altı sarnıcı, 16-18.yy.lar arasında Davut Paşa Sarayı için inşa edilmiş Kasr-ı Hümayün ile Mehmed Paşa Köşkü ve su deposu bulunmaktadır. Moltke Haritası’nda37 bu yapılar da gösterilmiştir. Kışladan günümüze kışla yapısı, hamam, cami ve fırın ulaşmıştır38



Resim 6: 1897 tarihli resimde Osmanlı süvarileri talimde, arkada Davut Paşa kışlası, http://www.oguztopoglu.com/2014_02_22_archive.html, 11.12.2016.



Plan

Dikdörtgen şeklinde inşa edilen yapı 186.95 x 363.94 m, orta avlu ise 147.48 x 323.94 m boyutlarındadır. 2 katlı kışlanın sadece güney kanadında arazi eğiminden dolayı kısmi bir bodrum kat yapılmıştır. Kışlanın doğu kanadının girişinin üst katı hünkâr dairesi olarak düzenlenmiştir. Yapının doğu kanadında biri asıl giriş olmak üzere 3 ayrı girişi, kuzey ve güney kanatlarında yan girişleri vardır. Orta akstaki giriş ve köşe bölümleri dışarı taşkın olarak yapılmıştır. Kışlanın özgün planı (Şekil 7) orta avluya bakan bir koridora açılan mekânlardan oluşmaktadır39



Şekil 7: Üstte kışlanın zemin kat ve üst kat planı, sol altta kışla yapısının batı kanadındaki hamamın planı, sağ altta kışlanın yok olan batı kanadının temellerinin çizimi (Çetiner, 1996, s.136).



Cephe Düzeni

Kışlanın cepheleri, Neoklasik üslupta ve doğu cephesindeki asıl girişe göre simetrik düzende tasarlanmıştır (Resim 7). 19.yy.a ait görsel belgelere göre kışlanın doğu cephesindeki girişinde ve köşe bölümlerinde bazı değişiklikler yapılmıştır. 19.yy.ın sonunda günümüzdeki görünümünü alan doğu cephesinde iki kademeli giriş bölümünde, zemin kat pencereleri ve giriş kapısı yarım daire kemerli, diğer pencereler ise basık kemerli ve sövelidir40.

Diğer bölümlerdeki ve orta avluya bakan pençeler yarım daire kemerlidir. Yapının köşelerinde ve cephelerde belirli aralıklarla pilastrlar, kat aralarında ve saçakta profilli silmeler yapılmıştır. Yapının üstü kiremit kaplı beşik çatı ile örtülü olup, cepheleri sıvalı ve boyalıdır41

Yapım Tekniği ve Malzeme

Yığma kagir olarak inşa edilen yapıda beden duvar kalınlığı alt katlarda 76-82 cm, üst katta 60-78 cm arasında değişmektedir. Doğu cephesinde 1 sıra taş, 2 sıra tuğla malzemeli almaşık bir duvar örgüsü vardır. Alt katta ve kısmi bodrum katında koridorlar tonoz örtülüdür. Diğer mekânların özgün kat döşemeleri hakkında bilgi yoktur.

Yapının köşelerinde döşeme hizasında metal kılıçlarla, alt ve üst kat koridorlarında ara duvarlarla orta avluya bakan dış duvarlar arasında putrallerle bağlantılar yapılmıştır42

ilgili resim

Resim 7: Günümüzde Davut Paşa Kışlası, http://yildiz-teknik.blogspot.com.tr/, 27.11.2016.

Kışlanın batı kanadı hizasındaki hamam kışla yapısına bitişik olarak inşa edilmiştir. Hamama, kuzey kanadı koridorunun sonundaki merdivenle ulaşılmaktadır. Dikdörtgen şeklindeki hamam 16.21x37.03 m boyutlarında olup, soyunmalık, ılıklık, sıcaklık ve külhan (su deposu) bölümlerinden oluşmaktadır. Tuvaletlerin bulunduğu ılıklığın üstü aynalı tonoz, sıcaklık bölümünün üstü ise büyük bir kubbe ile örtülüdür. Hamamın orta avluya bakan cephesinde yarım daire kemerli pencereler, pilastrlar ve profilli bir saçak silmesi yapılmıştır. Kubbe alçak bir kasnak üzerinde yükselmektedir. Yığma kâgir olarak inşa edilen hamamın duvarları taş ve tuğla malzeme ile almaşık örgüdedir43

Davut Paşa Kışlası, 01-08-1990 tarih ve 2005 sayılı karar ile korunması gerekli kültür varlığı olarak tescil edilmiştir. Halen Maliye Hazinesi mülkiyetindeki kışla yapısı onarım ve müdahaleler nedeniyle özgün mimari özelliklerini kısmen yitirmiştir. Özellikle 20.yy.da yenilenen cami yapısı özgün cephe özelliklerini kaybetmiştir. Kışlanın batı kanadı hizasında, kışla yapısına bitişik askeri cezaevi olarak kullanılmış 3 katlı betonarme bir bina ve hamam yapısının devamına ısıtma merkezi inşa edilmiştir. Kışla, YTÜ’ne tahsis edilince kışla yapısının yok olan batı kanadının olduğu yerin bir bölümüne, yapımı 2002’de tamamlanan 3 katlı betonarme bir bina yapılmıştır. Bu yapıda günümüzde fizik ve kimya laboratuvarları bulunmaktadır. Belirlenemeyen bir tarihte alt katın tonoz örtülü koridorları hariç diğer bölümlerin kat döşemeleri betonarme olarak yenilenmiştir. Bazı kapı ve pencereler kapatılmış, iç mekânlara duvarlar örülerek, kışlanın özgün planı değiştirilmiştir. Pencere doğramaları plastik olarak, iç mekânların kapı ve pencere doğramaları ise ahşap olarak yenilenmiştir44



Sonuç

18. ve 19. yüzyıllar başta Avrupa ülkeleri olmak üzere dünyanın diğer bölgelerinde ve Avrupa’nın hemen yanındaki Osmanlı Devleti’nde ekonomik, sosyal, askeri, mimari vb. pek çok sahada değişimlerin kısa sürelerde ortaya çıktığı bir zaman dilimidir. Avrupa devletlerinde sömürgelerden elde edilen gelirler ile tarımsal üretim yoluyla biriken sermaye 19. yüzyılda sanayileşme hareketlerini hızlandırmış, bu şekilde klasik devir ölçüt ve yaşam şekillerini alt üst eden bir devinime yol açmıştır. Dünyanın o güne değin alışageldiği süreçlerden çok farklı nitelikteki bu değişim Avrupa’nın içyapısını dönüştürdüğü gibi etkisine giren diğer ülkelerin yapılarında da etki düzeyine bağlı olarak keskin değişimlere yol açmıştır. Sanayileşme ve buna bağlı olarak Avrupa’nın kendi iç dinamikleriyle ortaya çıkan ve Avrupa’nın içsel bir problemi olan bu değişim diğer ülkelerde daha derin dönüşümleri beraberinde getirmiştir. Kendi içinde zihinsel tutarlılığı ve felsefesi olan sanayileşme hareketleri, Avrupa dışındaki ülkeleri öncelikle şekil olarak etkilemiş, ardından sosyal yapıya tesir etmiştir.

Yeni sistem beraberinde yönetim ve yaşam şeklini de değiştirdiği için yüzyıllardır egemen olan dini mimariyi ve saray mimarisini merkeze alan yapım şeklini de değiştirmiştir. Geçmişten farklı karakterdeki idari yapılar, kültür yapıları, askeri yapılar, sağlık, eğitim yapıları, ticari yapılar, sanayi yapıları gibi farklı fonksiyon ve nitelikteki yapıların ortaya çıkmasına yol açmıştır. Bahsedildiği üzere bu değişim Osmanlı İmparatorluğu’nu derinden etkilemiş ve bütün ülke ve kentlerin yapısında radikal dönüşümlere yol açmıştır.

Sanayi Devrimi sonrası Avrupa’dan “devşirilen “Batılılaşma” hareketleri askeri mimariyi kökten değiştirmiş ve daha önce Osmanlı İmparatorluğu’nda mevcut bulunmayan bir kışla tipolojisi ve mimarisi ortaya çıkarmıştır.

İstanbul’da inşa edilen kışlalar mimari özellikleri kadar politik, ekonomik ve sosyolojik açılardan da önemli yapılardır. Osmanlı padişahları devletin gücünü göstermeye çalışan, Batılılaşma’nın simgesi sayılan bu askeri yapıları inşaat halindeyken ziyaret etmişler, gösterişli açılış törenleri düzenlemişler ve askeri teşkilata verdikleri önemi halka ve orduya göstermeye çalışmışlardır. Kışlalar konumları ile kentin mimari dokusunda önemli yer tutmuşlar ve bulundukları dönemde hazırlanan şartnamelere göre konut alanlarının uzağında inşa edilmişlerdir.

Çok sayıda askerin barındığı bu kışlalar, büyük bir kışla yapısı ve farklı işlevli yapılardan (hamam, cami, depo v.d.) oluşmuştur. Ordudaki hiyerarşik düzen kışlaların planlarına da yansımıştır. Kışlalar, devletin büyüklüğünü ve otoritenin gücünü simgeleme çabaları olduklarından, diğer resmi ve kamu yapıları gibi, dönemin akımı olan Neoklasik üslupta inşa edilmişlerdir. Büyük boyutlu anıtsal görünümlü kışlalar bu özellikleriyle kent siluetinde hemen fark edilen yapılar olmuşlardır.

Kaynaklar

(1) Alidost, E. (2009). XIX. Yüzyılda Osmanlı’da Ortaya Çıkan Farklı Yapı Tipleri, Türkiye Araştırmaları Literatür Dergisi, Cilt 7, Sayı 13, s.293-312, İstanbul.

(2) Beydilli, K. (1995). Türk Bilim ve Matbaacılık Tarihinde Mühendishane, Mühendishane Matbaası ve Kütüphanesi (1776-1826), Eren Yayınları, İstanbul.

(3) Bornecque, R. (1985). The Vauban fortifications in France, La France de Vauban, Osprey Publishing, Paris.

(4) Can, C. (1994). «Bekirağa Bölüğü»,«Harbiye Nezareti Binası»,«Tophane Kasrı», Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, Kültür Bakanlığı ve Tarih Vakfı, İstanbul.

(5) Can, S. (2002). “Osmanlı Mimarlık Teşkilatının XIX.yy.daki Değişim Süreci ve Eserleri ile Mimar Seyyid Abdülhalim Efendi”, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Basılmamış Doktora Tezi.

(6) Çetiner, Z. (1996). Davut Paşa Kışlası ve İstanbul Kışlaları İçindeki Yeri, YTÜ Fen Bilimleri Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, s.133-142.

(7) Çiftçi, A. (2004). “19.yy.da Osmanlı Devleti’nde Askeri Mimari ve İstanbul’da İnşa Edilen Askeri Yapılar (Cilt-I)”, YTÜ Fen Bilimleri Enstitüsü Doktora Tezi.

(8) Çiftçi, A., Seçkin, N. (2005). “19. Yüzyılda İstanbul’da İnşa Edilen Askeri Yapılar ve Koruma Sorunları”, Megaron, YTÜ Mimarlık Fakültesi e-Dergisi,Cilt 1, Sayı 1, s. 51-66.

(9) Dallemagne, F. (1990). French Barracks, Les Casernes Françaises, Scala Press, Paris, p.164.

(10) Douet, J. (1998). British Barracks 1600–1914, Stationary Off ice, United Kingdom, p.16.

(11) Dündar, A. (2000). Arşivlerdeki Plan ve Çizimler Işığı Altında Osmanlı İmar Sistemi, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara, s.78-80.

(12) İlban, Ö. (2015). Abdülmecid Döneminde Taşrada Yaptırılan Kışlalardan Bir Örnek: Tırnova Kışlası, Sanat Tarihi Yıllığı, Sayı 24, , s.61-78, İstanbul.



(13) Kaçar, M. (1994). “Osmanlı Devleti’nde Mühendishanelerin Kuruluşu ve Bilim ve Eğitim Anlayışındaki Değişmeler”, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Basılmamış Doktora Tezi.

(14) Kubilay, A. Y. (1994). Davut Paşa Kışlası, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, Kültür Bakanlığı ve Tarih Vakfı Ortak Yayını, İstanbul, s.96-101.

(15) Ramazanoğlu, G. (2003). “Osmanlı Yenileşme Hareketi İçerisinde Selimiye Kışlası ve Yerleşim Alanı”, YTÜ Fen Bilimleri Enstitüsü, Basılmamış Doktora Tezi.

(16) Tanyeli, U. (1995). «Türkiye’de Modernleşmenin Unutulmuş Tanıkları: Askeri Mimarlık Elkitapları», Mimarlık Dergisi, Sayı:263, Aralık 1995, sf. 38-42.

(17) Tuğlacı, P. (1993). Osmanlı Mimarlığında Balyan Ailesinin Rolü, Yeni Çığır Kitabevi, İstanbul.

(18) Tunalı, A. C. (2003). “Tanzimat Döneminde Osmanlı Kara Ordusunda Yapılanma (1839-1876)”, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Doktora Tezi, s.19.

(19) Tunçay, M. (1986). "İkinci Dünya Savaşı'nın Başlarında (1939-1941) Türk Ordusu", Tarih ve Toplum, Sayı: 35, Kasım 1986, s. 41.

(20) Uzunçarşılı, İ. H. (1988). Osmanlı Devlet Teşkilatından Kapıkulu Ocakları, Acemi Ocağı ve Yeniçeri Ocağı, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara.



(21) http://www.kho.edu.tr/, 06.12.2016

(22) http://eski.istanbulium.net/, 10.12.2016.

(23) http://www.yenisafak.com/yenisafakpazar/tarihte-davutpasa-kislasi-241288, 03.12.2016.

(24) http://www.oguztopoglu.com/2014_02_22_archive.html, 11.12.2016.

(25) http://yildiz-teknik.blogspot.com.tr/, 27.11.2016.



1 A. Çiftçi, 2004, s.8-20.

2 Günümüzde 1. Ordu, Türk Kara Kuvvetleri'ne bağlı 4 ordudan biridir. Komutanlığı İstanbul'da Selimiye Kışlası'nda bulunmaktadır. Trakya, Boğazlar ve İstanbul'dan sorumludur. Ordu, mekanize ve zırhlı birliklerden oluşmaktadır (M. Tunçay, 1986, s.41).

3 A. Çiftçi, N. Seçkin, 2005, s.51-66.

4 A. C. Tunalı, 2003, s.19

5 Fransızlar, yeni istihkâm sanatlarını Rönesans çağında İtalyan mühendislerden örenmişler, 1600’lü yıllardan sonra istihkâm alanında İtalyanlardan ileri gitmişlerdir. XIII.Louis döneminde (1610-1643) başlayan ve 18.yy. boyunca devam eden bu hareket sonucunda mühendislik sanatı Fransa’dan dünyaya yayılmıştır. Portekiz’de, İtalya prensliklerinde, Venedik’te, Polonya’da, Almanya’da ve İngiltere’de birçok Fransız mühendis görev yapmıştır. Portekiz, Prusya daha sonraları Amerika Birleşik Devletleri gibi devletler askeri alanda Fransız modelinde mühendis birlikleri oluşturmuşlardır (R. Bornecque, 1985, s.126).

6 Fransa ise «askeri yardım» adı altında diğer imparatorlukların önemli bölgeleri hakkında bilgiler toplamıştır. Fransa’nın asıl amacı, Osmanlı Devleti’nin Fransa’nın düşmanlarına karşı elde tutulması ve hatta Fransa’nın yanında yer almasının sağlanması olmuştur (M. Kaçar, 1994, Basılmamış Doktora Tezi).

7 A. C. Tunalı, a.g.e., s.19

8 U. Tanyeli, 1995, s.38-42.

9 18.yy. sonunda kurulan Mühendishane, daha çok istihkâm ve topçu subayı ile bazı asker, mühendis ve mimarları yetiştirmekteydi. Mühendishane’nin ders programı Avusturya’nın «Akademie Militär» ve «Akademie Enginieur»da okutulan derslerin bir karışımıydı. Hendese (geometri), coğrafya, alan (ölçüm), hesap, teknik resim, harita ve tasvir, mekanik, istihkamat ve müstahkem binalar inşası ile ilgili dersler «Akademie Militär»ın; kale, istihgamat, savaş ve savunma ve koruma ile ilgili dersler «Akademie Enginieur»in ders programındaydı. Ders kitaplarının önemli bir bölümü ve dersi verenlerin bir kısmı da Avrupa kökenliydi (K. Beydili, 1995, s. 57).

10 A. Çiftçi, a.g.e., s.24-30.

11 E. Alidost, 2009, s.295.

12 A. Çiftçi, N. Seçkin, 2005, s.51-66.

13 A. Çiftçi, a.g.e., s.37-39.

14 A. Çiftçi, a.g.e., s.60-64.

15 İ. H. Uzunçarşılı, 1998, s.87.

16 A. Çiftçi, a.g.e., s.69-72.

17 1848 yılına gelindiğinde imarla ilgili tüm kurumları ve meclisleri tek bir çatı altında toplayan «Nafia Nezareti» kurulmuştur. Enbiye-i Hassa Müdürşüğü, 1849 yılıda «Enbiye Muavinliği»ne dönüştürülerek bu yeni kurulan nezarete bağlanmıştır. Askeri yapıların inşa işleriyle yüzyılın son çeyreğinde ise Bab-ı Seraskeri’ye bağlı olarak kurulan «İstihkâm ve İnşaat Dairesi»nin ilgilendiği ve bu dairenin açılmasından sonra askeri yapı faaliyetlerinin tek merkezden ve daha düzenli olarak yürütüldüğü görülmektedir (A. Dündar, 2000, s.78-80).

18 S. Can, 2002, Basılmamış Doktor Tezi.

19 U. Tanyeli, a.g.e., s.38-42.

20 C. Can, 1994, s.326-327.

21 A. Çiftçi, a.g.e., s.69.

22 C. Can, a.g.e., s.327.

23 A. Çiftçi, N. Seçkin, a.g.e., s.57.

24 E. Alidost, a.g.e., s.296.

25 J.Douet, 1998, s.16.

26 A. Çiftçi, a.g.e., s.75-83.

27 A. Çiftçi, a.g.e., s.80.

28 A. Çiftçi, a.g.e., s.82.

29 Ö. İlban, 2015, s.67.

30 Ö. İlban, a.g.e., s.72.

31 A. Çiftçi, a.g.e., s.90.

32 http://www.yenisafak.com/yenisafakpazar/tarihte-davutpasa-kislasi-241288, 03.12.2016.

33 P. Tuğlacı, a.g.e., s.90.

34 A. Y. Kubilay, 1994, s.96.

35 P. Tuğlacı, a.g.e., s.91.

36 III .Mehmed döneminde (1595-1603) yapılan cami günümüzde mevcut değildir. Kasr-ı Hümayün’un yakınındaki kesme taş duvar kalıntıları camiye aittir (P. Tuğlacı, a.g.e., s.92).

Kışla yöresindeki sular yetersiz kalınca, kışla dışında varlığı keşfedilen su getirtilerek 1849’da bir çeşme yapılmıştır



37 Moltke Haritası’nda kışlanın batı ve kuzey yönündeki kanatları orta kısımda dışarıya doğru çıkıntılı olarak çizilmiştir. 1999 yılında yeni bir bina yapılırken kışla yapısının günümüzde mevcut olmayan batı kanadının temel kalıntıları ortaya çıkmıştır (A. Çiftçi, 2004, s.92).

38 Z. Çetiner, 1996, s.134.

39 Z. Çetiner, a.g.e., s.136-139.

40 P. Tuğlacı, a.g.e., s.94.

41 A. Çiftçi, a.g.e., s.92.

42 A. Y. Kubilay, a.g.e., s.100.

43 Z. Çetiner, a.g.e., s.142.

44 A. Çiftçi, a.g.e., s.96.

1



Dostları ilə paylaş:
Orklarla döyüş:

Google Play'də əldə edin


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə