36. Uluslararası İstanbul Müzik Festivali, çeng ve çengin renkli geçmişine tanıklık edecek… 350 yıldır unutulagelen bu çalgı, arp sanatçısı Şirin Pancaroğlu’nun önderliğinde, dünya müzik mirasına yeni bir solukla kazandırılıyor…



Yüklə 22.2 Kb.
tarix05.05.2020
ölçüsü22.2 Kb.



36. Uluslararası İstanbul Müzik Festivali, çeng ve çengin renkli geçmişine tanıklık edecek… 350 yıldır unutulagelen bu çalgı, arp sanatçısı Şirin Pancaroğlu’nun önderliğinde, dünya müzik mirasına yeni bir solukla kazandırılıyor…
Çeng, Tekfen Filarmoni Orkestrası’yla Yeni Bir Yaşam Buluyor…
Geleneksel çalgıları müzik dünyasına kazandırmaya devam eden Tekfen Filarmoni Orkestrası, kaybolan bir değeri, arp ile aynı aileden gelen çeng’i, dünya müzik mirasına kazandırmaya hazırlanıyor. Yakın doğu kültürlerinde önemli bir yer tutan ancak zaman içinde tarih sahnesinden silinen çeng, Şirin Pancaroğlu’nun önderliğinde, Tekfen’in desteğiyle yeniden tanıtılacak…
Tekfen, arp ailesinin unutulmuş bir üyesi olan ancak 17. yüzyıla kadar Yakın Doğu ve Osmanlı medeniyetleri içerisinde ihtişamlı bir yaşam sürmüş olan çeng’e yeniden destek ve hayat veriyor. “Unutulanlar, İzler ve Yaşayanlar: Arp ve Çeng İçin Konçerto” adlı projeye destek veren Tekfen, bu proje kapsamında arp sanatçısı Şirin Pancaroğlu, besteci Hasan Uçarsu ve enstrüman yapımcısı Mehmet Söylemez ile bir işbirliğine imza attı. İlk olarak Haziran ayında 36. Uluslararası İstanbul Müzik Festivali kapsamında Şef Saim Akçıl yönetiminde, Şirin Pancaroğlu ve Tekfen Filarmoni Orkestrası tarafından icra edilecek eser, Temmuz ayında Hollanda’nın Amsterdam kentinde düzenlenecek olan 10. Dünya Arp Kongresi yoluyla dünyaya açılacak.
Konçerto ile Doğu-Batı, Eski-Yeni Dünyaların Buluşması

Projede, Osmanlı müziğinin gözde çalgılarınan olan ancak zaman içinde unutulan çeng’in, eskiden olduğu gibi günümüzde de müzik kültürünün bir parçası haline getirilmesi amaçlanıyor. Yaklaşık 30 dakika uzunluğundaki “Arp ve Çeng için Konçerto”, hem senfoni orkestrası, hem de oda orkestrasına uygun olarak iki ayrı düzenleme halinde bestelendi. .İlk olarak 24 Haziran’da Aya İrini’de izleyici karşısına çıkacak olan konçerto, kendine has dokusu sayesinde geçmiş ile geleceği, Doğu ile Batı’yı, geleneksel ile moderni aynı eserde buluşturuyor. “Davetsiz Misafirler” adlı eserin bestecisi Hasan Uçarsu, iki akraba çalgıyı ortak bir eserde nasıl buluşturduğunu ise, şöyle anlatıyor:

“Elimde iki ayrı çalgı ve bu iki çalgının temsil ettiği iki ayrı kültür dünyası vardı; unutulmuş bir Osmanlı çalgısı olan çeng ile modern bir batı çalgısı olan arp.. Mekanik sistemi ve gelişmiş teknik kapasitesiyle arp konçertant dokuya daha uygun bir karakterde bir saz.. Doğulu ve unutulmuş bir saz olan çeng ise doğası gereği daha sakin, daha dingin ve daha tefekkür sahibi; derin düşüncelerin peşinden koşan bir çalgı. Bundan dolayı da yüksek toplantılara, şiirsel, sanatsal ve felsefi buluşmalara eşlik etmiş yüzyıllarca. Bu nedenle eserin kurgusunu da iki ayrı çalgıda temsil edilen kültürel değerlerin dışlaştırılmasına olanak vereceğini düşündüğüm Osmanlı çalgı müziği formlarının genişletilmiş özgür bir uygulamasına dayandırdım.”
Yaratım sürecinde Osmanlı müziğinden esinlenilen konçerto, geleneksel tınılar barındıran çağdaş bir eser olarak dinleyicilerin karşısına çıkacak.
Dünya Arp Kongresi’ne gidecek

Geniş dinleyici kitlesine ulaştırılması ve kalıcı hale getirilmesi için konseri izleyen günlerde İTÜ MİAM işbirliğinde bir albüm çalışması yapılacak olan konçertonun ulusal ve uluslararası platforma taşınmasına yönelik girişimler ise, projenin bir diğer ayağını teşkil ediyor. Bu bakımdan projenin Dünya Arp Kongresi programına alınmış olması büyük önem taşıyor. 17-24 Temmuz arasında Amsterdam’da düzenlenecek 10. Dünya Arp Kongresi’ne taşınacak proje, dünyanın önde gelen arpçılarıyla buluşacak. Kongre kapsamında seslendirilecek olan eserde Şirin Pancaroğlu’na Lizbon Çağdaş Müzik Topluluğu eşlik edecek.


Çeng’in Yeni Bir Yaşam Bulması…

Projenin mimarı Şirin Pancaroğlu çeng ile ilk olarak minyatürlerde karşılaşmış. Osmanlı-Türk kültüründe de çeng olarak adlandırılan bir arpın varolduğunu ancak zamanla unutulageldiğini gözlemlediğinde heyecan duyduğunu belirten Pancaroğlu, “arp” kelimesinin Türk diline ait bir sözcük olmaması nedeniyle çalgısının da Türkiye’de “yabancı” bir müzik aleti olarak algılanmasına tanıklık etmiş. Oysa bizim de bir arp’ımız olduğunu dile getiren Pancaroğlu, çeng’le ilgili olarak, “Neredeyse tüm Doğu medeniyetleri içerisinde yer bulmuş olan bu alet, Helenistik kültür aracılığıyla Batı’ya arp olarak geçmiş. Batı bu alete arp adını vererek sahip çıkmış ve geliştirerek günümüze kadar taşımış.” diyor. Yakın Doğu’da ise durumun farklı olduğunu belirten Pancaroğlu, çeng’in izini sürmeye devam etmiş:


“Yakın Doğu ortaçağında bir saray çalgısı olarak büyük prestij kazanan çeng, sanatın birden çok dalına ilham vermiş. Gövdesinin, batı arpının aksine yukarıda çalınmasıyla oluşturduğu hafifçe öne eğik, uzun ve güzel görünümü sayesinde, çeng, 14. yüzyıldan 17. yüzyıla kadar sayısız minyatürde boy gösterdiği gibi aynı zamanda şairler arasında da gözde bir motif olmuş. Bursalı şair Ahmed-i Da’i’nin 14. yüzyılda yazdığı Çengname’de, çeng üzerinden hayat felsefesi yapılıyor; çeng kendi ağzından anlatıyor, konuşuyor. Bir edebiyat metni olmakla birlikte çeng’e dair pek çok bilgi içeriyor bu metin. Bundan 350 yıl önce çeng’in son izlerine İstanbul’da rastlanıyor. Çalgı, daha sonra yok oluyor. Özünde bir kucak arpı olan çeng’in, Osmanlı sarayında, örneğin harem’de kadınlar tarafından çalındığını biliyoruz”..
Tekfen’le farklı kültürlerin müzik ve müzisyenleri bir arada..

Kurulduğu tarihten bu yana “barış elçiliği” misyonunu başarıyla sürdüren Tekfen Filarmoni Orkestrası’nın en önemli özelliklerinden biri de, geniş bir coğrafyada yaşayan farklı kültürlerden müzisyenleri bir araya getirmesi ve bu coğrafyaya özgü enstrümanlara konserlerinde yer vermesi. Bu bağlamda Tekfen bu projeyi sahiplenerek, unutulan bir enstrümana yeni bir yaşam alanı sunmakla kalmıyor,, aynı zamanda etkin olduğu topraklara ait bir değere de sahip çıkıyor.


Otantik enstrümanları dünya müzik literatürüne kazandırmayı misyon edinen Tekfen, “Çeng ve Arp İçin Konçerto”dan önce, ney, kemança ve tulum gibi çalgılara da özel besteler yaptırmıştı. Bunlardan biri Dede Efendi ve Tanburi Cemil Bey’den esinlenilerek yazılan “Ney ve Orkestra İçin Konçerto”, diğeri ise kemençe, tulum ve orkestra için bestelenen “Karadeniz Rapsodisi”ydi. Ayrıca orkestra için özel olarak yazılan eserler arasında, doğrudan Tekfen Filarmoni Orkestrası için hazırlanan ve topluluğun ruhunu bütünüyle yansıtan “Üç Denizin Senfonisi” de yer alıyor. Bu üç eser, aynı zamanda orkestrada da görev alan Azeri besteci İlyas Mirzaev tarafından bestelenmesi açısından özel bir öneme sahip.
ÇENG NEDİR?

Arp genellikle bir batı müziği çalgısı olarak bilinir. Oysa batı-doğu ayrımı yapılmaksızın tüm medeniyetlerde değişik biçim ve ebatlarda boy göstermiş olan arp, Mezopotamya’da da varolmuş. İran’da milattan önce 3000 yıllarında ilk kez görülen çeng, milattan sonra 6. yüzyılda minyatürlerde gördüğümüz o güzel ve narin yapısına kavuşuyor. Ortaçağda saray ortamlarında yükselen çalgı, Osmanlı kültürüne de İran üzerinden gelmiş. 17. yüzyıla kadar görülen çeng uzun yıllar özellikle geleneksel Osmanlı müziğinin ayrılmaz bir parçası olmuş. Daha çok fikri ortamların, felsefi sohbetlerin, şiir meclislerinin ve entelektüel buluşmaların çalgısı olarak tanınan çeng, kimi zaman sultanın av merasimine eşlik etmiş, kimi zaman da hanedanın ihtişamlı yaşamına. Yüzyıllarca birçok medeniyet tarafından kullanılan çeng, ud’ların yaygınlaşmasıyla popülaritesini yitirmiş. Gittikçe daha ince yapılı bir çalgı haline getirilen çeng, bununla birlikte daha külfetli bir hal almış. Akort tutmaması gibi olumsuz özellikleri nedeniyle udlarla yarışamayan çeng’in kullanımı günden güne azalarak en sonunda tümüyle ortadan kalkmış. Çeng’in tarihteki varlığından söz eden en son yazılı kaynak, Evliya Çelebi’nin Seyahatname’si. Evliya Çelebi’ye göre, 1660 yılında İstanbul’da çok sayıda udi bulunmasına rağmen, çeng ve çengi (çeng çalan kişi) sayısı sadece on civarındaymış. Günümüzde yalnızca eski edebiyat metinlerinde, “edvar” adı verilen müzik kavramı kitaplarında ve minyatürlerde karşımıza çıkan çeng, bugünlerdeyse farklı bir hayat bulmaya hazırlanıyor.


ŞİRİN PANCAROĞLU KİMDİR?

Türkiye’nin en tanınmış arp sanatçısı olan Şirin Pancaroğlu’nu ilk bakışta farklı kılan, arpla nasıl bir müzik yapılacağına yaklaşımı olmuştur. Arpın güçlü bir sesinin olduğuna inanan sanatçı, yorum yeteneği ve çokyönlü müzisyen kişiliği ile müzik çevrelerinde kendisine ayrı bir yer edinmiştir. Pancaroğlu, konserlerinde günümüz müziğinin yeni açılımlarına ve farklı coğrafyaların geleneksel müziklerine düzenli olarak yer vermektedir. Bu bağlamda, sanatçı günümüz bestecilerinin kendisi için yazdığı yapıtları arp repertuvarına kazandırdığı gibi, arpla daha önce denenmemiş değişik buluşmalara da kapı açarak, arpın çoğul bir kimlik geliştirmesi yönünde önemli bir katkı sağlamıştır. The Washington Post’un “uluslararası kalibrede büyük bir yetenek” olarak övdüğü Şirin Pancaroğlu eğitimini Cenevre Konservatuvarı ve Indiana Üniversitesi Müzik Fakültesinde almıştır. Türkiye’deki bütün uluslararası festivallerin yanısıra Fransa, Meksika, Amerika, Sırbistan’da festivallere solist olarak katılan Pancaroğlu’nun, "Hasret Bağı", "Kuyruklu Yıldız Altında" ve "Barokarp" başlıklı üç albümü bulunmaktadır. Çalgısının Türkiye’de görünürlük kazanması için çeşitli alanlarda faaliyet gösteren Şirin Pancaroğlu, buna paralel olarak bir eğitimci kimliği de geliştirmiştir. Türkiye’deki ilk arp derneğinin kuruluşuna öncülük eden Pancaroğlu, halen bu derneğin başkanlığını yürütmektedir.



HASAN UÇARSU KİMDİR?

Hasan Uçarsu, 1965 yılında İstanbul’da doğdu. Profesyonel müzik yaşamına ilkokul dördüncü sınıfta, İstanbul Belediye Konservatuvarı’nda flüt dersleri alarak başladı. Kadıköy Anadolu Lisesi’nden mezun olduktan sonra Lisans öğrenimini Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nda bestecilik bölümünde sürdüren Uçarsu, Muammer Sun, Adnan Saygun, Cemal Reşit Rey, Bülent Tarcan ve İlhan Usmanbaş gibi Türkiye’nin önde gelen müzisyenlerinden dersler aldı. 1994 yılında gittiği ABD’de çalışmalarını sürdürerek, 1997’de Pennsylvania Üniversitesi’nde bestecilik üzerine doktora yaptı. Eserleri Türkiye’nin ve dünyanın önde gelen orkestra ve topluluklarınca seslendirilen besteci, ulusal ve uluslararası başarılarıyla pek çok ödüle layık görüldü. 2007 bahar döneminde Memphis Üniversitesi Müzik Okulu’nca konuk besteci ve öğretim üyesi olarak davet edilen besteci, halen MSGSÜ Devlet Konservatuvarı’nda öğretim üyesi olarak görev yapıyor.


Dostları ilə paylaş:


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2019
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə