80yil ozel 07 doc



Yüklə 0.62 Mb.
səhifə5/13
tarix06.03.2018
ölçüsü0.62 Mb.
1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   13

Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana ekonomi içindeki en büyük gelişim ve değişimi Türk sanayii yarattı. Bu çerçevede, Vehbi Koç’un Türk sanayiinin gelişim sürecinde üstlendiği rolü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Dediğim gibi o Türk sanayiinin babasıdır. Türk sanayiinin öncülüğünü yaptı. Ondan önce de Türkiye’de muhtelif fabrikalar vardı, ancak onunla birlikte Türk sanayii kendini buldu. Vehbi Koç’u örnek alarak Türkiye’de çok sayıda firma kuruldu. Ayrıca Koç’la birleşen firmalar oldu. Arçelik bu konuda önemli bir örnektir. Lütfü Doruk’un kurduğu bu firma Koç’la ortaklık kurmuş, daha sonra Koç Topluluğu’na geçmiştir.


Vehbi Koç’un “Devletim ve ülkem var oldukça ben de varım” ilkesinin Türk özel sektörü ve iş dünyası açısından taşıdığı anlama ilişkin neler söyleyebilirsiniz?

Vehbi Bey, hakikaten gerçek bir milliyetçiydi. Devletin varlığına inanmış bir insandı ve devletsiz hiçbir faaliyetin yürümeyeceğine inanırdı, buna da çok kıymet verirdi. Türkiye’nin problemleriyle çok yakından ilgilenirdi. Her kademede de sözü dinlenirdi. Vehbi Bey ekonomiye, Türkiye’nin ekonomiyle gelişeceğine inanırdı. Çok gelişmiş ekonomilerde sadece refahın değil, demokrasinin de sağlanabileceğini söylerdi. Bundan 80 yıl önce işe başlamış olmasına rağmen, o dönemde yeni sanayi felsefesine kolayca adapte olmuştu. Bizler de kendisini örnek aldık. Onun en büyük amacı, Ford’la ortaklık kurmaktı. Bunu başardı. Dışa açılmak konusunda da bir öncülüğü vardır.


Koç Topluluğu’nun dünden bugüne oluşturduğu yapı, Türk sanayiinin dünya ile entegrasyonu ölçeğinde ne tür etkiler yaratmıştır?

Zaten Koç Topluluğu benim bildiğime göre her zaman Türk sanayisine liderlik yapmıştır. Liderlerin bazı görevleri vardır; o da yalnız kendi grubuna değil, diğer gruplara da örnek ve yardımcı olmaktır. Koç Topluluğu da 80 yıllık süreçte benimsediği bu rekabet ve kalite anlayışı içinde Türk ekonomisini dünyaya açmıştır.


Vehbi Koç ve Koç Topluluğu’nun, kurumsal sosyal sorumluluk anlayışına ilişkin neler söylemek istersiniz?

Bugün, 21. asırda iş âlemine baktığım zaman şirketlerin iki önemli görevi olduğunu görüyorum. Birincisi şirketlerini gelişmiş ve gelişmekte olan IT ile entegre etmek, ikincisi ise sosyal mesuliyet. Vehbi Bey bunu, daha 20. yy’ın ilk yarısında anlamış ve bu istikamette faaliyette bulunmuştur. Bunlar arasında benim de onun önderliğinde kendisine katıldığım Türk Eğitim Vakfı çalışmaları vardır. Ardından yine kendisiyle birlikte Haydarpaşa Siyami Ersek Hastanesi’ne anjiyo makinesi aldık, Anadolu’da birkaç okul kurduk. Vehbi Bey her zaman bu tür sorumluluklara başkalarının da katılmalarını isterdi. Ayrıca yaptığı her işi sonuna kadar takip ederdi. Tabii Koç Topluluğu’nun en önemli sosyal sorumluluk çalışması ise Vehbi Koç Vakfı’dır. Bugün de bu vakfın çalışmalarını memnuniyetle izlemekteyim.


Vehbi Koç’la tanışmanız hangi yıla rastlıyor?

1965 yılıydı. O zamanlar bizim plastik fabrikamız vardı. Bir Alman firması Vehbi Bey’e lisans vermek istemiş, o ise “benim alakam yok” diyerek beni çağırmış. Bunun üzerine gittik konuştuk, o zaman lisansı biz aldık. Sonra kendisiyle ilişkimiz dostluğa dönüştü ve onu kaybedene kadar sürdü. O dönemde Vehbi Koç, Osman Boyner, Muzaffer Gazioğlu, Sadi Gülçelik, Mehmet Mermerci, Aydın Koray ve ben ailelerimizle beraber her ay bir evde toplanırdık. Çok tatlı gecelerdi. fiimdi bu gruptan Aydın Koray, Osman Boyner ve ben kaldık.



Birlikte çok anılarınız da olmuştur.
Elbette. Örneğin birlikte çok seyahat ederdik. Benden kendisi talep ederdi. Suudi Arabistan, Irak, Avrupa’da pek çok ülke ile Rusya, Ukrayna gibi ülkelere gezi amaçlı seyahatlerimiz oldu. Rusya’ya benim davetlim olarak özel uçakla gittiğimizde torunum da gelmek istemişti. Kendisine “Bir sakıncası var mı” diye sordum. “Sen bilirsin” dedi. Bunu ben olumlu algıladım ve torunum Mehmet’i de götürdüm. Orada öyle ahbap oldular ki dönüşte Mehmet’in şerefine iki kez yemek verdi ve hep sağında oturttu. Ona hediyeler alır “Çocuklarım görse bana ne derlerdi acaba?” derdi. Çünkü Vehbi Bey hayatı boyunca hep mesafeli bir insan olmuştu.
SABANCI HOLDİNG YÖNETİM KURULU BAŞKANI GÜLER SABANCI:
Örnek ve önder bir kişilikti”
Öncelikle Koç Topluluğu’nun 80’inci kuruluş yıldönümünü kutluyorum. Koç Topluluğu’nun kurucusu Sayın Vehbi Koç’u da bu vesileyle hem şahsım hem de tüm Sabancı Topluluğu üyeleri adına saygıyla ve rahmetle anıyorum.

Merhum Vehbi Koç, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasından sonra, ülkemizin ihtiyacı olan kalkınma ve sanayileşmesi yolunda, Türkiye’de özel sektörün gelişmesinde büyük emekleri olan örnek ve önder bir kişilikti. Yarattığı sanayi kuruluşları sayesinde Türkiye’de hem üretim sektörünün hem hizmet sektörünün gelişmesine hem de istihdam yaratılmasına büyük katkıları olmuştur. Ayrıca Sayın Vehbi Koç vizyonerliği ile Türkiye’nin sosyal hayatına da yeni perspektifler kazandırmıştır. Merhum Vehbi Koç işadamı kimliğinin yanı sıra kazandıklarını ülkesiyle paylaşmayı bilen, sosyal sorumluluk sahibi bir kişilikti. Onun bu özelliğinin somutlaşmış halini “Devletim ve ülkem var oldukça ben de varım” sözünde görmek mümkündür.


‘’Vehbi Koç’un yarattığı sanayi kuruluşları sayesinde Türkiye’de hem üretim sektörünün hem de istihdam yaratılmasına büyük katkıları olmuştur’’
Bu vesileyle Sayın Vehbi Koç ile birlikte burada, onun çok yakın dostu olan amcam merhum Sakıp Sabancı’yı da anmak isterim. Vehbi Bey ve Sakıp Bey sağlıklarında son derece yakın iki dosttular. Sakıp Bey, Vehbi Bey’in ardından onun değerini “Pirimiz Vehbi Koç'un ölümü sadece ailesi için değil, Türkiye için bir kayıptır. İşini, işi dışındaki her konuyu ciddiye alan, ülkesini seven, prensiplerine bağlı, ekonomik, politik ve sosyal gelişmeleri yakından izleyen, yanlış gördüğü konularda cesur ve açık uyarılarda bulunan bir büyük adamı kaybettik. Vehbi Koç, 95 yıllık hayatında memleketine önemli eserler bırakma başarısını gösteren, sevabını işleyen örnek bir insan olarak bu dünyadan göç etti” sözleriyle ifade etmiştir. Türk sanayii ve ekonomisi bugün dünyanın 20 büyüğü arasında yer alıyorsa bunda hem Sayın Vehbi Koç’un hem de Sayın Sakıp Sabancı’nın büyük emekleri vardır.

Türk halkı bu iki değerli evladını bu ülkeye yaptıkları hizmetlerinden dolayı asla unutmayacaktır.



DOĞUŞ HOLDİNG YÖNETİM KURULU BAŞKANI FERİT ŞAHENK:
Vehbi Koç hepimiz için ilham kaynağıdır”
Vehbi Koç, ülkemizin kısıtlı olanaklarla geliştiği bir dönemin girişimci ruhunun temsilcilerindendir. Koç, Türkiye’de pek çok ilkin temelini atan, Türk sanayiinin gelişimine öncülük eden bir kimliktir. Geleneksel değerlerimiz ile çağdaş yönetim ilkelerini bütünleştiren vizyonu sayesinde aile şirketini profesyonelleştirerek, kurumlarını dünyayla rekabet edebilen bir platforma taşımıştır. Vehbi Koç’un önderliğinde Koç Grubu şirketlerinin başarıları, sadece sanayi ile sınırlı kalmamış toplumsal sorumluluk alanında üretken projelerle de bütünleşerek ülkemize katma değer sağlamıştır.

Vehbi Koç Vakfı kurumsal girişimin öncülerinden olmakla birlikte, bugün kurumsal vatandaşlık olarak adlandırdığımız gelişimin de Türkiye’deki temellerini oluşturmuştur.

Koç’un bütünleşik, hayırsever, girişimci yaklaşımı, genç nüfusumuza yeni olanaklar sağlayan çalışmalara öncülük ederken, bizlere de ilham kaynağı olmaya devam etmektedir.


ORTAKLIKLARLA DOĞAN SİNERJİ
Aynı sektörde birden fazla ortaklık kuruldu. Ama profesyonel yönetim ve etik kuralların harfiyen uygulanması uyumun anahtarı oldu.
Savaştan yeni çıkmış bir ülkede, ortaklıklar yoluyla şirketler kurulması bir anlamda güçlerin birleştirilmesi anlamına geliyordu. Profesyonel yönetim ve başarılı ortaklıklar, Koç Topluluğu’nun ilk yıllarında belki adı net olarak belirlenmemiş ama ilkeleri şekillenmiş bir anlayıştı ve bu anlayışı Vehbi Koç 1940’lı yıllarda hayata geçirdi. Risk alan, sorumluluğu paylaşan, karar veren ve uygulayabilen güvenilir ortaklıklar kurdu. Bu ortaklık modeli ileriki yıllarda Koç Topluluğu’nun gelişmesini ve değişik ticari sahalara girmesini sağlayacak güçlü bir formül olmuştur.

Vehbi Koç, her zaman kurumsallaşmaya büyük önem verdi. Ortak seçiminde kurumsal yapıyı bir ölçü olarak alırken, bir yandan da Koç şirketlerinde kurumsallaşmanın sağlam temellerini attı. Bu alanda özellikle Siemens’in kurumsal yapısından etkilenen Vehbi Koç, Siemens’in o dönemdeki üst düzey yöneticilerinden Dr. Gerd Tacke’nin değer verdiği düşüncelerinden de yararlandı.

Türkiye’de birçok ilkin öncüsü Koç Topluluğu’nun dönemine göre hep bir dünya vizyonu olmuştu. Bu yaklaşım, Vehbi Koç’un tüm iş yaşamı boyunca üreterek, istihdam yaratarak ülkesine hizmet etme tutkusunun olmazsa olmaz gereklerinden biriydi. Özellikle 1946 yılında Amerika’ya gerçekleştirdiği seyahat, Vehbi Koç’un yabancı ortaklıklar konusundaki vizyonunu biçimlendirdiği dönüm noktalarından birini oluşturdu. Bu ülkede 52 gün kalan Koç, ABD’nin sanayileşme alanındaki hızlı dönüşümüne tanıklık etme ve buradan hareketle dünyayı yeniden yorumlama fırsatını yakaladı. Artık, bu tarihten sonra ülkeye teknoloji transferini de öngören yeni bir dönem başlıyordu Koç şirketleri için... Bu tarih Vehbi Koç ve Koç şirketleri için aynı zamanda tüccarlıktan sanayiciliğe geçişin de miladını oluşturdu...

Birbiri ardına ortaklık anlaşmaları imzalandı. Ford ve Siemens’le başlayan ortaklıklara zaman içinde gıdadan perakendeye pek çok yenisi eklendi. Hatta Ford ve Fiat örneğinde olduğu gibi aynı sektörde birden fazla ortaklık kuruldu. Ama profesyonel yönetim ve etik kuralların harfiyen uygulanması hiçbir sorun çıkmamasını sağladı.


1928 YILINDA BAŞLAYAN İLİŞKİNİN SONUCU
Gurur verici köklü bir ortaklık”
Ford, Koç Topluluğu’nun uzun yıllara dayanan işbirliği ve ortaklıklarında öne çıkan markalardan... Bu ilişki, Topluluğun kurucusu Vehbi Koç’un 1928 yılında Ford ile ilk acentelik anlaşmasını yaptığı tarihe dayanıyor. 1946 yılında Ford Motor Company'nin Türkiye temsilciliği, ilk yerli seri üretim Anadol’da Ford motorlarının kullanılması, 1976 yılında imzalanan lisans anlaşması, “En İyi Yerli” sloganıyla 1985’te Türkiye yollarına çıkan ilk yerli Ford Taunus... Ardından 1997’de Ford Otosan’da eşit ortaklığa gidiş ve Kocaeli’nde kurulan ve dört yıl üst üste dünyadaki en iyi Ford fabrikası seçilen bir büyük üretim üssü... Koç Topluluğu ile birlikte Türkiye Cumhuriyeti’nin de en uzun süreli yabancı ortaklığını gerçekleştirdiği Ford Motor Company’nin üst düzey yöneticileri Koç ortaklığını değerlendirdiler...
Alan Mulally (Ford Avrupa Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su)
“Ford Motor Company olarak dünyanın dört bir yanında yeni ürünlerimizin tanıtımına hız verdik. Daha az kaynak harcayarak yüksek kalite ile daha hızlı, beklentileri karşılayan araçlar üretmeyi amaçlıyor ve bunun için ürün gelişim sürecimizi daha verimli hale getirerek globalleştiriyoruz. Her şeyden önce bizler, aynı plan doğrultusunda, aynı hedef için dünya çapında çalışan tek bir ekibiz. Müşterilerimize istedikleri faydayı sağlayacak araçlar sunmak en büyük amacımız. Kendimizi global ve çok yönlü bir aile olarak görüyoruz. Bu aile aynı zamanda köklü bir mirasa, seçkin tedarikçilere ve güçlü ortaklıklara sahip.

Koç Holding’in de aynı vizyona ve benzer bir mirasa sahip olduğunu düşünüyorum. Daha önce Türkiye’yi gelme ve Kocaeli Fabrikası’nı görme fırsatı elde etmiştim. O dönem Ford Otosan yönetim ekibi ile tanışmak benim için oldukça büyük bir keyif oldu. Bu ekibin başarmak için sahip oldukları istek, azim ve kararlılık beni çok etkiledi. Geçtiğimiz sekiz yıla bakarsak gösterdikleri büyüme gerçekten muazzamdı. Bunun yanı sıra gelecekte sağlamak istedikleri büyüme potansiyeli de oldukça umut verici. Ford Otosan’ın ve Koç Topluluğu’nun yıldönümünü kutluyorum.”



Lewis Booth (Ford Otosan Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı)
“1920’li yılların sonunda Vehbi Koç, Ford Motor Company’nin Ankara’daki acentesi oldu. Aradan geçen 80 yılın ardından Ford ile Koç arasındaki ilişki çok daha güçlü hale geldi. Bugün, Ford Otosan Türkiye’deki otomobil endüstrisinin lider şirketi konumunda. Gerçek şu ki, hepimiz bundan büyük bir gurur duyuyoruz. Geçtiğimiz beş yıl boyunca, üst üste yeni araç satışlarında pazar lideri olan Ford Otosan, aynı zamanda üç yıldır Türkiye’de ‘Bir Numaralı’ araç üreticisi ve ihracatçısı. Bu başarının arkasında Kocaeli Fabrikası’ndaki Ford Otosan ekibinin çalışmaları bulunuyor. Kocaeli’nin ürettiği Ford Transit, “Yılın Uluslararası Ticari Aracı” seçildi. Bu fabrika aynı zamanda Ford Transit Connect için de tek üretim yeri oldu. Geçtiğimiz üç yıl içinde Kocaeli Fabrikası ‘Global Ford Üretim Sistemi’ içinde ‘En İyi Ford Fabrikası’ olarak anılmaya başlandı. Türkiye’deki tüm arkadaşlarımıza ve iş ortaklarımıza mutlu bir 80. yıldönümü diliyorum. Bugüne kadar birlikte mükemmel işler başardık. Bundan sonra da çok daha büyük başarılara imza atacağımıza inanıyorum.”
FIAT AUTO CEO’SU SERGIO MARCHIONNE:
Tofaş’ın başarısı ortak değerimizdir”
Tofaş, Türk otomotiv sektörünün olduğu kadar, Türkiye ekonomisinin de lokomotif kuruluşlarından biri... Binek otomobillerin yanı sıra hafif ticari araç üretiminde de lider kuruluşlardan biri olan Tofaş, İtalyan otomotiv devi Fiat ile 1968’den bu yana sürdürdüğü başarılı işbirliği ile bugün hem iç pazar hem de dünyanın birçok ülkesi için üretim yapıyor. Fiat Auto’nun CEO’su Sergio Marchionne, Koç Topluluğu ile ortaklıklarını ve bu çerçevede yaratılan değerler ile ortaklığın gelecek vizyonunu değerlendirdi:

“Tofaş 1968’de kurulmuş ve 1971’de üretime başlamış olan 39 yıllık bir şirkettir; otomotiv sektöründe Fiat deneyimi ile Koç Topluluğu’nun Türk otomotiv pazarındaki deneyimini ve genel olarak Türkiye ekonomisindeki önemli rolünü birleştiren bir ortak girişimdir.

Koç Topluluğu ile ortak girişimimizin her iki taraf açısından değeri üzerine öncelikle vurgulamak istediğim nokta, uzun vadeli bir işbirliğinin sağlam ve paylaşılan değerler üzerinde inşa edilmesi gerektiğidir. Hem Fiat Group, hem de Koç Holding rekabetçi bir yapıya sahiptirler. Her iki grup da bireysel gelişime özellikle önem vererek teknik deneyimlerini sonuna kadar kullanma konusunda kararlıdır. Bu değerler ortak girişime tamamen yansıtılmıştır ve Tofaş’ın başarısının ana nedeni de budur.

80 yıllık geçmişiyle Koç Topluluğu, birçok sektördeki varlığına ve gücüne bağlı olarak sadece Türk ekonomisinde değil, aynı zamanda Avrupa’da da önemli bir oyuncudur. Bu uluslar arası deneyim, ortak girişimimizin potansiyelinden sonuna kadar yararlanmak açısından son derece önemli olmuştur.

Tofaş, uzun vadede Fiat Otomobilleri’nin (FGA) stratejisinin ana direğidir. Tofaş hafif ticari araçların geliştirilmesi ve imalatı için bir mükemmeliyet merkezdir. Halen üretimi yapılan modellere yıl sonunda Minicargo’yu da ilave edeceğiz. Bu üç taraflı bir proje olup (FGA, PSA Peugeot Citroen ve Tofaş) yılda 165 bin adetlik üretimi hedeflemektedir. Bu sene Nisan ayında yeni orta boy sedan otomobil olan ve yükselişe geçen önemli bir pazarda oynamak için tasarlanmış bulunan Linea’yı piyasaya sürdük. Türkiye bu model için ilk üretim yeridir ve yıllık üretim kapasitesi 60 bin araçtır.

Tofaş, 2008 yılında yüzde 100 üretim kapasitesine ulaşmış olacaktır (Son iki proje olan Linea ve Minicargo ve yıllık araç kapasitesini 360 bine kadar çıkarmak için 520 milyon euro tutarında yatırım) ve Araştırma-Geliştirme faaliyetlerini sürdürmek için teknik becerilere sahiptir. Bundan başka Türkiye çok yüksek maliyet etkinliğine sahip bir üretim üssüdür. Bu üç faktörün birleşimi pazarda rekabet gücümüzü arttırmak açısından son derece önemlidir.”


UNICREDIT CEO’SU ALESSANDRO PROFUMO:
Ortaklığımız mükemmel sonuçlar doğuruyor”
Koç Topluluğu’nun finans alanındaki ana şirketi Koç Finansal Hizmetler’in ortağı UniCredit, Avrupa’nın ikinci en büyük bankası konumunda. fiirket, ortağı olduğu Koçbank’ı, 2005 yılında gruba katılan Yapı Kredi Bankası ile birleştirdi ve bu birleşmeyle Yapı Kredi, Türkiye’nin en büyük dördüncü özel sektör bankası konumuna yükseldi. Özel sayı için sorularımızı yanıtlayan Koç Finansal Hizmetler’in İtalyan ortağı UniCredit’in CEO’su Alessandro Profumo, her iki bankanın da tek başlarına ulaşmaları mümkün olmayan sonuçlar alacaklarından emin olarak güçlerini birleştirdiklerine işaret ediyor...
Koç Topluluğu ile işbirliğine/ortaklığa yönelmenize yol açan temel faktörler nelerdi?

Unicredit ve Koç Grubu arasındaki işbirliği bir niyet mektubu ile 2001 yılı sonunda başladı. Bu süreç 2002 sonunda finansal hizmetlerde yüzde 50’lik bir ortak girişim yaratma anlaşmasıyla sonuçlandı. Böylece UniCredit Koç Finansal Hizmetler’in bünyesinde yer alan ve Türk bankacılık sektörünün önde gelen özel bankalarından biri olan Koçbank’ı ve leasing, faktoring, yatırım bankacılığı, varlık yönetimi, komisyonculuk ve sigorta işletmeleri dahil olmak üzere tüm finansal iştiraklerini kontrol etmeye başladı.

Daha spesifik olarak, Türkiye pazarına bir ortak girişim yoluyla girme kararına iki değerlendirme yol açmıştı. Bunlardan birincisi, ülkeyi bütün derinliğiyle tanıyan güçlü bir ortak ve sağlam yönetim ekibinin, mümkün olan en iyi pazar bilgisini UniCredit’in bankacılık deneyimiyle birleştirilmesine olanak tanıyacağı, bu nedenle orta vadede ortalamanın üstünde bir büyümeye izin vereceği inancı idi.

İkincisi ise, yüksek büyüme hızına sahip, ama bu aşamada oldukça değişken olan bir ekonomiye yatırım yapma riskinin azaltılabilmesi ihtimaliydi. Böylece yatırımın büyüklüğü sınırlandırılmakla kalmayıp, çeşitli sektörlerdeki uluslararası (Fiat ve Ford’la otomotiv, Allianz’la sigorta, Yamaha ile motosiklet vb.) ortak girişimleri başarıyla yöneten, bu konuda mükemmel bir geçmişe sahip olan Türkiye’nin bir numaralı şirketler grubunun ortaklığıyla riskin hafifletilmesi avantajı kullanılabilecekti..

Koç Grubu ile bir ortak girişim yaratma kararını desteklemede başka bir faktör de, önemli bir büyüklüğe sahip olmasının yanı sıra Koç Grubu’nun amansız rekabete sahne olan sektörlerdeki ihracat paylarının da gösterdiği gibi, uluslararası piyasalarda güçlü bir performans sergilemesiydi.
Ortak girişiminiz her iki taraf için de değerlendirildiğinde, her bir grup bu ortaklıktan ne gibi değerler kazandı?

Her iki grup da güçlerini birleştirerek tek başlarına erişmeleri mümkün olmayan sonuçlar almak üzere başlattıkları bu ortak girişime en iyi becerileriyle katkı sağladılar.

Koç Grubu Türkiye ekonomisi ve ticari sistemi hakkında derin bilgisini ve bu bilgiyi mükemmel yorumlama becerisini en üst düzey uluslararası deneyimleriyle harmanlayarak yönetim alanında önemli vizyonel katkı sağladı.

UniCredit ise yalnızca İtalya’da değil, aynı zamanda birçok Orta ve Doğu Avrupa ülkesinden gelen deneyimini kullanarak finans ve bankacılık becerilerini sundu. Böylelikle UniCredit başarılı ürünler ve hizmetlerden ve her pazar tipine uygun olarak yeni çözümler üretmekten oluşan deneyimini katkı olarak sundu.

Elde edilen sonuçlar yalnızca tercih edilen çözümün isabetliliğini değil, aynı zamanda hem organik, hem de Yapı Kredi gibi yeni satın almalarla inorganik olarak büyümeye imkân tanıyan bir yapıya her iki grubun da kendini adayışını ve kaliteli katkısını sergilemektedir.
Türkiye ekonomisinde 80 yıldır faaliyet gösteren Koç Topluluğu’nun yeri sizce nedir?

Koç Grubu Türk ekonomisi için uzun zamandır bir kıstas ve referans noktası olagelmiştir. Çeşitli sektörlerdeki varlığı ile Türkiye’nin lider sanayi gruplarından biri olmakla kalmayıp, aynı zamanda dünyanın en büyük grupları sıralamasında hızla yükselmektedir. Benim kanaatime göre Koç Grubu Türk ekonomisinin büyümesine yaptığı önemli katkılardan dolayı ve aynı zamanda dünyaya açılan kapısı olduğu için takdiri hak etmektedir.

Koç Grubu güçlü aile değerlerine dayandığı ve bu şekilde idare edilirken yine de finansal pazarlara açık ve duyarlı olduğu için özel ve halka açık bir şirketin en iyi yönlerini bir arada toplamaktadır.
Ortak girişiminizin geleceği açısından her iki grubun nasıl bir vizyonu var?

UniCredit ve Koç Grubu’nun ortak girişimi gerçekten de mükemmel sonuçlar doğurmaktadır. Grubun kararı ile hırslı büyüme hedefleri belirlenmektedir ve Yapı Kredi’nin gruba katılması bu başarı hırsının somut bir göstergesidir.

Yine de hem UniCredit hem de Koç Grubu, ortaklıklarının şu ana kadar ulaşılanlardan çok daha iyi sonuçlar verebileceğinin farkındadır.

Daha spesifik olmak gerekirse, Koçbank’ın Yapı Kredi ile birleşmesi, her iki grubun da Türk bankacılık sektöründeki varlığının ve etkinliğinin geliştirilmesi için yapılmıştır. Yapı Kredi’nin amacı büyümek, değer yaratmak ve ana işkollarında üstün bir konuma gelerek Türk pazarında lider banka olmaktır.

Bu sonuçlara ulaşma hedefiyle her iki grup da beş sene önceki coşkularını koruyarak deneyimlerini ve profesyonelliklerini kullanmaya devam etmektedir.
Günümüzün artan küresel rekabetinde grubunuzun ve Koç Topluluğu’nun ortak girişiminin sağladığı faydaları değerlendirebilir misiniz?

Koç Grubu ile ortak girişimimizin altında yatan temel, her iki grubu da Türk bankacılık sektöründe sadece “organik olarak” değil, aynı zamanda yerel kazanımlar aracılığıyla da büyümeye yöneltmiştir.

2005’te UniCredit ve Koç Grubu ortaklığı Türkiye’nin belli başlı bankalarından biri olan ve ülke çapında yaygınlığıyla büyük avantaj sunan Yapı Kredi’yi bünyesine katmıştır. Birleşmeden önce Yapı Kredi ve Koçbank Türk bankacılık sektöründe toplam aktiflerin sırasıyla yüzde 6.1 ve yüzde 4.3’üne sahiplerdi. 2006 sonbaharında birleşerek, yüzde 10’u aşan pazar payı ve 30 milyar euro civarında toplam aktifler ile Türkiye’nin en büyük dördüncü bankası olan “yeni” Yapı Kredi’yi yarattılar.

UniCredit’in Koç Grubu ile oluşturduğu ortak girişimden memnuniyeti, bu beş yıl içinde ulaşılan sonuçların açık kanıtı ile daha da belirginleşmektedir. Türk pazarına giriş yılında gelirler 286 milyon euro’ya, kâr ise 4 milyon euro’ya ulaşmış, geçen yılın sonunda ise sırasıyla bu değerler 1 milyar 850 milyon ve 420 milyon euro’yu bulmuştur.

Koç Grubu ile ortak girişim sayesinde Türkiye bugün UniCredit için en önemli pazarlardan biri haline gelmiştir. Bu önem hakkında bir fikir verebilmek için Türkiye’nin grubun en fazla müşteriye sahip olduğu -7 milyondan fazla- ülke olduğunu söylemek yeterlidir.
UZUN YILLARINI SİMKO’YA ADAYAN DR. NÜSRET ARSEL:
Rakip firmaları bir araya getirebiliyordu”

Koç ve Siemens tarafından 1958 yılında temeli atılan Simko, 1 Ocak 1959’da üretime başladı. Firmanın ismi de iki ortağın isminden doğmuştu. Aslında bu ortaklığın ilginç bir başlangıç öyküsü vardı.

Vehbi Koç ile Emin Aktar’ın birlikte kurdukları Türkeli, kısa zamanda gelişmiş ve tüm Türkiye’de tanınmıştı. Özellikle Siemens markalı radyo ve elektrikli aletlerin satışları çok iyi gidiyor, bunların yanı sıra temsilciliğini aldıkları İsviçreli Schilieren asansörleri de tatmin edici bir satış performansı gösteriyordu.

Ancak Siemens, Türkiye’de üretime geçmelerini tavsiye ediyordu. Emin Aktar, Türkeli ve Kavel Kablo’daki ortaklığı nedeniyle, o zamanki ekonomik koşullarda bu fikre sıcak bakmıyordu. Siemens yöneticileri defalarca Türkiye’ye geldiler ve bu süreçte Kavel Kablo’nun hisselerini de almak istediler. Ancak ortaklar hisselerin bir bölümünün Siemens’e satılarak, iletken imalatından kablo imalatına geçilmesi konusunda da istekli değildiler.

O dönemin yakın tanığı Dr. Nüsret Arsel ayrılığa giden bu süreci şöyle anlatıyor: “Ortaklar arasındaki görüş ayrılıkları 1957 yılında başlamıştı. Ancak, ilk ayrılık 21 Mayıs 1958 yılında gerçekleşti ve Murat Yaraşır ortaklıktan ayrıldı.

Ardından da Vehbi Koç ortaklığını bitirdi. Bu görüş ayrılığının en büyüğü de Vehbi Koç ile Emin Aktar arasında yaşanmıştı. Aslında Türkeli şirketi doğrudan Vehbi Bey’in eniştesi olan Emin Aktar Bey’in (Vehbi Bey de Emin Bey’in eniştesi idi) ve Murat Yaraşır’ın yönetimindeydi. Vehbi Koç işlere doğrudan karışmıyordu.”

Vehbi Koç, ayrılma düşüncesini ilk olarak, aynı zamanda damadı olan Dr. Nüsret Arsel’e açtı. Kafasında yeni şirketin planlarını hazırlayan, Siemens’le anlaşan Vehbi Koç, düşüncelerini hemen hayata geçirdi.

1957 yılında ortaklığın bitişi için ilk adım atıldı. Yedi ay süren ayrılık işlemlerinin ardından Simko’nun temeli atıldı. 1959’da faaliyete başlayan Simko’nun kurucuları Vehbi Koç, Cafer Tüzel, Adnan Berkay, Rahmi M. Koç ve Dr. Nüsret Arsel’di.


‘’O dönemde General Electric’in yanında Siemens de bize Türkiye mümessilliğini vermişti. Her ikisi de enerji alanında çalışıyordu ve rakiptiler. Ama hiçbir zaman sorun yaşanmadı.’’
Şirketin adı Siemens ve Koç isimlerinden türetilmişti ama şirketin tamamı Koç Ticaret’in elindeydi. Siemens o dönemde, Türkiye’nin yabancı sermayeye bakışı ve bürokrasinin zorluğu nedeniyle sermaye koymamış, ileride ortak olabileceklerini belirtmişti. Nitekim kısa bir süre sonra Siemens, Simko’dan hisse satın almaya başladı.

İlk genel müdür Adnan Berkay’ın ardından göreve gelen ve çok uzun yıllarını Simko’ya adayan Dr. Nüsret Arsel, Vehbi Koç’un Siemens’e bakışını aktarırken, yabancı ortaklara bakışının da ipuçlarını veriyor:

“Vehbi Bey’in gelişmiş ve başarılı olmuş tüm şirketlere karşı çok büyük bir duyarlılığı vardı. Vehbi Bey’in ilk aldığı mümessillik Ford firmasıydı. Ama sonra Fiat mümessilliğini de aldı. Bu iki rakip firmayı biraraya getirebilmesi şaşırtıcı idi. Vehbi Bey bu konularda o kadar hassastı ki, menfaat çatışmalarını son derece güzel bir şekilde ayırabiliyordu. Hem Fiat’ın menfaatlerini hem de Ford’un menfaatlerini birbirlerine zarar vermeden en iyi şekilde koruyordu. O nedenle bugün ne Ford ne de Fiat, Vehbi Bey’in bir diğerine daha fazla ağırlık verildiğini söyleyemez. Benzer bir durum da General Electric’in mümessili olduğumuz dönemde söz konusu idi. O dönemde General Electric’in yanında Siemens de bize Türkiye mümessilliğini vermişti. Her ikisi de enerji alanında çalışıyordu ve rakiptiler. Ama hiçbir zaman sorun yaşanmadı. Vehbi Bey bu gibi firmalara çok büyük beğeni duyuyordu ve bu tarzda firmalarla çalışmayı tercih ediyordu.”



Dostları ilə paylaş:
1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   13


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə