Aile bağlari, Aİle iÇİ İletiŞİM

Sizin üçün oyun:

Google Play'də əldə edin


Yüklə 43.51 Kb.
tarix27.10.2017
ölçüsü43.51 Kb.


AİLE BAĞLARI, AİLE İÇİ İLETİŞİM


Bu meclise iştirak eden vakitlerini bizlerle paylaşan hayırlı gençler

Aile, insan hayatının ve toplumun temeli ve kalbidir. Sevgi, muhabbet, merhamet, şefkat gibi bütün güzellikler bu çekirdekten tomurcuk verir.


Günümüzde insanların birbirine karşı yabancılıkları artmakta. Teknolojik imkânlar siz gençleri ailelerden uzaklaştırmaktadır. TV, internet derken aile içi iletişim onulmaz yaralar almakta. Ailede herkes odasına geçip kendi dünyasını yaşamakta.

Onlara zaman ayırdığımızda gerçekten iyi insanlar olduklarını göreceğiz. Onlara karşı olan tutumlarımız, kızmalarımız, tepeden bakmalarımız, yadırgamalarımız değişecektir.


Anne ve baba hakkı ve itaat


Anaya babaya âsi olmak, karşı gelmek, itaat etmemek Allah’a (c.c) eş koşmaktan sonra ikinci büyük günahtır. Çünkü ana baba, var oluşun, yetişmenin sebebidir.

Anne babaya hürmetin gerekliliği ve ölçüsü de en açık şekilde ayet-i kerimede belirtilmiştir:

“Rabbin, kendisinden başkasına asla ibadet etmemenizi, anaya-babaya iyi davranmanızı kesin olarak emretti. Eğer onlardan biri, ya da her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa, sakın onlara "öf!" bile deme; onları azarlama; onlara tatlı ve güzel söz söyle. Onlara merhamet ederek tevazu kanadını indir ve de ki: "Rabbim!, Tıpkı beni küçükken koruyup yetiştirdikleri gibi sen de onlara acı.” (el-İsrâ, 23-24)

Hayırlı bir evlat olup olmadığımız onlar bize muhtaçken ortaya çıkacak.

Enes bin Malik (R.anh) anlatıyor: "Alkame adında bir genç vardı. Şiddetli bir hastalığa tutuldu ve yatağa düştü. Onun hanımı Hz. Peygamber (s.a.v)'e gelerek:

"Ya ResulAllah! Kocam son nefesini vermek üzeredir."  dedi. Hz. Peygamber (s.a.v), Hz. Bilal, Hz. Ali, Selman-ı Farisi ve Ammar'a:"Gidin, Alkame'nin durumunun nasıl olduğuna bakın!" buyurdu. Bu sahabeler gelip, Alkame'ye:

"Ya Alkame! Şehadet getir."  dediler. Alkame, bir türlü şehadet getiremeyince, Hz. Bilal (R.anh) gelip durumu, Hz. Peygamber (s.a.v)'e haber verdi.

Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.v): "Ana-babası hayatta  mı?"  diye sordu. Hz. Bilal (R.anh): "Babası öldü yaşlı bir annesi var."  dedi.

Hz. Peygamber (s.a.v): "Ya Bilali! Alkame'nin annesine git, benim selamımı söyle. Gelebilirse yanıma gelsin. Gelemezse ben onun yanına geleyim."  buyurdu. Hz. Bilal, kadının yanına gelip, durumu anlatınca; kadın:

"Onun huzuruna gitmek bana düşer."  diyerek, bastonunu aldı ve Hz. Peygamber (s.a.v)'in huzuruna geldi. Hz. Peygamber (s.a.v): "Alkame'nin durumu nedir."  diye sordu.

Kadın dedi ki: "Ya ResulAllah! Alkame, çok namaz kılan, sadaka veren biridir. Ama ben ona dargınım. Çünkü hanımını bana tercih ediyor."  O zaman Hz. Peygamber (s.a.v) buyurdu ki:

"Annesi Alkame'ye darıldığı için şehadet getiremiyor. Ya Bilal! Git biraz odun hazırla. Gelip onu yakacağım."  Bunu duyan kadın dedi ki:

"Ya Resullulah! Oğlumu mu yakacaksın? Hem de benim gözümün önünde. Ben buna dayanamam."

Hz. Peygamber (s.a.v) buyurdu ki: "Allah'ın azabı çok şiddetli ve süreklidir. Eğer Allah'ın onu bağışlamasını istiyorsan, ona hakkını helal et. Nefsimi kudret elinde tutan Allah'a yemin ederim ki, ona dargın durduğun sürece, namazının ve sadakasının ona bir faydası olmaz.

Bunun üzerine kadın dedi ki: "Ya ResulAllah! Allah-u Zülcelal'i, seni ve beni buraya getireni şahit tutuyorum ki, ben Alkame'den razı oldum."  Hz. Peygamber (s.a.v), Hz. Bilal'e:

"Ya Bilal! Git, Alkame'nin durumuna bak!"  buyurdu. Hz. Bilal (R.anh), Alkame'nin evine gelince, şehadet getirdiğini ve vefat ettiğini gördü. Durumu Hz. Peygamber (s.a.v) bildirdiler. Yıkanıp kefenlenmesini emretti ve bizzat kendisi namazını kıldı ve kabrin başına gelip şöyle buyurdu:

"Ey muhacir ve ensar topluluğu! Her kim hanımını, anasından üstün tutarsa, ona Allah'ın laneti vardır. Onun ne farz ne de nafile ibadeti makbul olmaz."

Şu konuda bilinmelidir ki, bir Müslüman kız evlendiğinde eşine tabidir.

Burnu yerde sürünsün!: Amin!, Amin!, Amin!


Allah Resûlü Minbere çıktı, dedi ki: «Amin, âmin, âmin!» sonra buyurdu ki: Bana Cebrail geldi.

Ey Muhammed, kim anasından-babasından birine erer de, ona iyilik yapmadan ölürse, cehenneme girer. Allah uzak etsin! Amin de!” Dedim : Âmin!

Ey Muhammed, kim Ramazana yetişir de ölür, fakat affedilmezse cehenneme girer. Allah uzak etsin! Âmin de!” Dedim : Âmin !

Kim ki, yanında senin ismin zikredilir de sana salâvat ve selâm getirmez ve ölürse cehenneme girer. Allah uzak etsin! Âmin de !” Dedim : Âmin ! (Buhârî, Edebü'l-Müfred, nr. 21; Müslim, Birr ve Sıla, 3.)


Anne-babaya iyilik eden Allah (cc) katında çok sevimli bir amel işlemiş olur


Ebu Hüreyre (r.a) anlatıyor: “Bir adam Allah Rasulü (s.a.v)’e gelerek; Ey Allah’ın Resulü, kendisine iyi davranma ve haklarını koruma hususunda en öncelikli kişi kimdir, diye sordu. Allah Resulü (s.a.v): Annendir, buyurdu. Ben;– Sonra kim, diye sordum. Annendir.” buyurdu. Sonra kim, diye sordum, üç defaAnnendir’ buyurdu. Ondan sonra kim gelir, diye sorunca: “Sonra baban gelir” buyurdu.” (Müslim; Ahmed b. Hanbel; İbn Mâce)

Bizleri önce bir müddet karnında, sonra kollarında ve ölünceye kadar da kalplerinde taşıyan annelerimize gösterilecek sevgi ve saygıya ortak olabilecek başka bir varlık yaratılmamıştır.

Anne hakkında dilimize atasözü gibi yerleşmiş şu hadis-i şerif, aile içinde annenin konumunu ve haklarının büyüklüğünü etkili bir şekilde ifade etmektedir: “Cennet, annelerin ayakları altındadır.”

Kıssa: Anne-babasının bakımı için çalışan Allah (c.c) yolundadır 


Bir zamanlar iki kardeş vardı. Bu iki kardeşin hizmete muhtaç bir anneleri vardı. Her gece kardeşlerden biri annenin hizmeti ile meşgul olur, diğeri Allahu tealaya ibadet ederdi. Bir akşam, Allahu tealaya ibadet eden kardeş; “Bu gecede anneme sen hizmet et, Ben ibadet edeyim” dedi. Kardeşi kabul etti. İbadet ederken secdede uyuya kaldı. Ve O anda bir rüya gördü. Rüyasında bir ses ona “kardeşini affettik, senide onun hatırı için bağışladık” deyince genç; Ben Allahu teala’ya ibadet ediyorum. Kardeşim ise anneme hizmet ediyor. Fakat beni onun yaptığı amel yüzünden bağışlıyorsunuz, dedi.

Ses ona; “Evet senin yaptığın ibadetlere hiç ihtiyacımız yok.(senin ihtiyacın var) Fakat kardeşinin Annene yaptığı hizmetlere annenin ihtiyacı var karşılığını verdi.


Anne-baba Cenab-ı Hakk’ın (c.c) emirlerine uymakta kişiye engel oluyorsa itaat etmeme hakkına sahiptir.


İslâm, aile bağlarına çok önem verir. Onlardan İslâm’a ve Müslümanlara düşmanlık gelmez ise, İslâm onlara karşı iyilik yapmayı ve onları ziyaret etmeyi yasaklamaz. Onlara karşı insani vazifeler, evlatlık alaka ve hürmeti gösterilmelidir. 

Ana-babaya, komşuya veya akrabaya itaat edeyim derken Allah'a isyan edilmez. Allah'a isyan edilen meselede, ana-babaya, komşuya, arkadaşa, akrabaya, kimseye itaat etmek olmaz.

Kur'ân-ı Kerim bu konuya şu ifadeyle son noktayı koymuştur: “Bununla berâber eğer (ana-baban), hakkında bir bilgi sahibi olmadığın şeyi bana ortak koşman için seni zorlarlarsa, o takdirde onlara itaat etme; ama onlara dünyada iyilikle sahip çık! Ve bana yönelenlerin yoluna uy! Sonra dönüşünüz ancak banadır; o zaman size yapmakta olduklarınızı haber vereceğim.” (Lokman, 15) 

Onlara yardımcı olacağız. Yani günaha iştirak etmeksizin Allah’ın (c.c) razı olacağı iyilik ve insanlığın gerektireceği şekilde beraberlerinde bulunacağız. Mesela yemek, içmek, giymek gibi ihtiyaçlarını düzene koymak, eziyet etmemek, ağır söylememek, hastalıklarına bakmak, vefatlarında defnetmek gibi dünyaya ait yardımlarını yapacağız. Din işine gelince Allah’a yönelmiş, Peygamber varisi olan samimi, ihlâslı takva sahiplerinin yolunu tutacağız.

Ana-babaya iyilik etmeğe dair olan Ankebut 8. ayeti, Sa’d İbni Ebî Vakkas (R.anh) hakkında nazil olmuştur. Bu sahabenin annesi, Ebû Süfyan'ın kızı idi. Sa’d İslâm'ı kabul eden ilklerden olup, annesine ziyade hürmet ve iyilik ederdi. Oğlunun kendisine düşkünlüğünü bilen anne, bir gün oğluna şöyle dedi:

Bu yeni ortaya çıkan din nedir? Allah'a yemin ederim ki, ne yemek yiyeceğim, ne içeceğim, ta ki eski dinine dönersin yahut böylece ölür giderim ve sana da:  "Ey anne katili! "denir.” Bunu söyledikten sonra uzun bir müddet yemek yemedi, bir şey içmedi. Nihayet oğlu Sa'd yanına varıp dedi ki:

Ey anneciğim; Senin yüz tane canın olsa ve teker teker bunlar çıksa, bulunduğum hak dini yine terk etmem. İstersen yemeğini ye, istersen yeme.”  Anne ümidini kesince, artık yemeğe ve içmeğe başladı.

Bu hadise arkasından da Allah Teâlâ (cc) bu ayet-i kerime ile anaya-babaya iyilik etmeyi, şirkte onlara uymamayı emretti.” (İbn-i Kesir)  


Kuşaklar arası çatışmaların neresindeyiz?


Genç bu zamana kadar yeterli gördüğü anne babasının veya diğer önemli kişilerin bu yeterli yönlerini yadsımaya başlar. “Zaten baba ne işe yarar ki”, “anne zaten o kadar yetersizdir ki”, “öğretmenler zaten ne biliyorlar ki”, hatta bu duyguyu genelleştirir, “bütün yetişkinler zaten hiçbir şey anlamazlar, okul öyle yönetilmemeli, devlet işleri öyle yürütülmemeli”... vs.

Bu çatışmalar sırasında, çocukluktan itibaren kendisine sevgi vermiş olan anne babadan uzaklaşmaya başlar. Aynı zamanda anne baba sevgisinin kaybı nedeniyle büyük bir yalnızlık ve hüzün duyar.

Bu durumda aile dışında yeni sevgi kaynakları aramaya başlar; yaşıt grubu ve arkadaşlık kendisi için olağanüstü önem kazanır. Genç yaşıtları ile bir arada bulunma gereksinimini şiddetle duyar. Çünkü anne baba egemenliğine, onların değer yargılarına ve kendi yaşamına karışmalarına az veya çok karşı çıkabilmiş olan genç, artık toplumda birilerine ait olduğu özlemini duymaktadır.

Nedense büyükler tarafından hep bir uyarı ve ikaz bombardımanına tutuluruz. Biz durumun farkında olsak bile onlar bu ikazları yapmadan rahat edemezler. Eve geç kalmayıp sağda solda oyalanmama, büyükler gelince ayağa kalkıp ellerini öpme, misafire hoş geldiniz deme, çok konuşmama, az abur cubur yeme, dersine çalış türünden uyarılar silsilesi ile muhatap olmayanımız yoktur. Bazen sırf tenkit edilmeyelim, yine uyarılmayalım diye konuşup konuşmama konusunda bile ciddi bocalamalar yaşarız.

Hadi oğlum kapat artık şu interneti; hala bitirmedin mi ödevini?...” Sussak “Neden bana cevap vermiyorsun?” deneceğini, konuşsak “Sus! Bana cevap verme!” sözlerini işiteceğimizi tahmin etmemiz zor olmaz.

Genciz lütfen ikaz etmeyiniz! der gibiyiz. Ancak bu uyarılar neden? Hiç düşündük mü? Hangi anne-baba çocuğunun kötü bir yol üzere olmasını ister. Ancak istisnai durumlar dışında bu mümkün görülmez.

Bizden en az bir iki kuşak önce dünyaya gelmiş ve hayatın çeşitli badirelerini atlatmış olan sevgili anne babamız, art niyet besleyerek yapmıyorlar bu eleştirileri. Büyüklerin bilgi ve tecrübeleri, aslında elde edebileceğimiz en güzel ve en kolay kaynaktır. Onlar, bizim yaşlarımızı yaşamış, okul, iş, aile vs. ortamlarda nasıl davranılacağını, nelerin bir insan için iyi veya kötü olabileceğinin bilincine varmış insanlardır. Uyarıları da işte bu yüzden, her zaman dedikleri gibi “bizlerin iyilikleri için”dir. 


Anne babaların gözünde çocukları hep çocuktur


Eskiden beri duyduğumuz bir söz vardır, anne ve babalarının gözünde çocukları hep çocuktur ve büyümezler. Üniversiteyi bitirsek de, askere gitsek de, evlensek de onlar hep bizim yanımızda, annemiz babamızdır.

ANNE BABAMIZI ANLAMAK İÇİN NE YAPMALI? BİRAZ EMPATİ YAPMAYA NE DERSİNİZ?

BİR GÜN SEN DE ANNE-BABA OLACAKSIN! Ben anne baba olsam…


İnsan anne-baba olmadan anlayamıyormuş annesinin-babasının neler çektiğini” sözlerini evlenmiş yeni çocuk sahibi olmuş ağabeylerden duyarız. İnsan bir çocuğu olunca anılıyor anne-babasının değerini. Hastalanınca, büyüdükçe onun için çalıştığını…

Bunları düşününce onları daha iyi anlamaya başlıyoruz. Sonuçta empati denen bir şey var bu dünyada. En azından yaşanacak çatışmaların sayısını düşürmek adına onlarla empati kurabiliriz.

Hayal ettiğin kadarsın” der bir düşünür.

Gençler! kendinizi 15-20 yıl sonra nasıl bir anne/baba olarak hayal edersiniz? Kendimizi anne babamız yerine koyalım duygudaşlık yapalım. Onların nasıl davranışlar içinde olmasını beklerdik.

Çocuğumuzla sıkıntılı durumda kalsak nasıl bir çözüm üretirdik. Çocuğunun yanlış arkadaşlıklar kurduğunu öğrensen böyle bir durum karşısında ne yapardın?”

Bazen anne babalar hata yapabilirler hatta zaafları ve korkuları nedeniyle (kötü arkadaş, madde kullanımı vb.) mantıklı davranamayabilirler ve sizin büyüdüğünüzün farkına varamayabilirler. Fakat tartışılmaz bir gerçek vardır ki “her anne baba çocuğunu çok sevmekte ve onun için elinden geldiği, bilebildiği en iyi şeyleri yapmaya çalışmaktadır”. Yine anne babalarının onlara emek harcadıklarını ve bu yüzden de saygıyı hak ettiklerini hiçbir zaman unutmamalıdır.

Empati deyince aklımıza “ettiğini bulmak” sözü de gelir. Bir gün bizim de onların yerinde olabileceğimizi, bizi anlamayan çocuklarımıza laf dinletmek zorunda kalacağımızı, bütün emek ve uğraşılarımızın karşılığında onu düzeltemediğimiz gibi canımızdan çok sevdiğimiz evladımızdan hiç de hoş olmayan cevaplar alabileceğimizi unutmamak lazım.

Bu açıdan bakıldığında anne-baba olmak zordur. Anne babamız, gün boyu bir yığın işle, güçle, patronla, evi geçindirmekle, temizlik, düzen, misafir, alışveriş gibi telaşlarla uğraşmaları yetmiyormuş gibi bir de çocukları laftan sözden anlamayınca sinir hapı alacak duruma gelebiliyorlar. Öyleyse onların uyarı ve nasihatlerini hemen tepkiyle karşılamadan dinlemeye çalışmak öncelikli olarak atacağımız ilk adım olmalı. Sonra da Allah ne verdiyse artık: “Tamam anneciğim, olur babacığım, siz nasıl uygun görürseniz efendim”:) Bakın  şimdiden “hayırlı” sıfatını kazanmaya başladık...  

BEN NASIL BİR EVLADIM?


Hayırlı bir evladızdır, inşallah.

Yer yer, zaman zaman ev içindeki küçük tartışmalar her gencin anne babasıyla yaşayabileceği sorunlardır. Bunlar normaldir. Bunları büyütmemek gerekir. Bunları birbirimizi anlamamız için bir fırsata da çevirebiliriz. Helalleşerek ellerini öpüp, sarılıp kucaklaşarak gönüllerini almalıyız.

Davranışlarımızı kontrol ettiğimizde inanıyorum ki onlar bizden razı, bizde onlardan hep razı olacağızdır.

Kıssa: Ne ekersen onu Biçersin / Anne-babasına iyilik eden kişinin evlatları salih olur


Birinin, babasını dövdüğü görüldü. Çocuğa “Niçin babanı dövüyorsun, onu bırak” dediler. Bunun üzerine babası, “Ona dokunmayın beni dövsün. Çünkü ben babamı Aynen bu yerde dövmüştüm. Ben nasıl babamı burada dövdüysem şimdi aynı yerde oğlum beni dövüyor” dedi. (aile saadeti)

Şu halde kardeşlerime tavsiyem anne babası gidenler, rahmet okusunlar; anne babası hayatta olanlar da rızalarını ve gönüllerini alıp helâlleşsinler. Anne baba hakkını ödemezseniz başınız dertten, hayatınız musibetten kurtulmaz. Milyonlarca kıssa var, milyonlarca haber var.


Gençler iyi örneklere muhtaç!


Eskiden gençler kendilerine anneleri, babaları ve diğer aile büyükleri gibi yakın çevresini taklit ederek kişiliğini bulacağı rol modeller seçerdi. Günümüzde ise medyanın popüler kitle iletişim araçları gençlerin ve çocukların rol model kabul edeceği karakterleri belirlemekte etkili oluyor. Popüler dizilerdekiideal karakterler” gençlerin ve çocukların iç dünyalarında tahmin ettiğimizden çok daha fazla yer kaplayabiliyor. Hâlbuki dizilerdeki karakterler o rolleri yapabilmek için çok dersler almışlar ve deneme çekimleri sonucunda o hale bürünüyorlar. Yani hayatları tamamen rol, hakikatle hiçbir alakası yok. Gençlerde hayali kahramanları kendilerine rol model olarak seçiyorlar.

Sahipsiz bırakılan genç kendine medyanın allanıp pullanmış karakterlerini örnek alıyor. İzlediği karakter neyi severse onu seviyor, neyi giyiyorsa onu giymek istiyor.



Anne babaya saygı bizim kapımızda çok değerli. Kendimize örnek alacağımız büyük zatlar her asırda var. Bu örnek alacağımız zatlar Peygamber varisi bize ışık olacak Allah dostlarıdır. Onların elinden tutup dualarını almamız dünya ve ahret saadetimiz için çok önemli.

Bizi terbiye edecek bu büyük eli tutup bir daha bırakmadan Allah’a ve Peygamberine yaklaşacak ameller içerisinde olmalıyız.



Ailesi sofi olmayan gençler, nasıl hareket etmeli?

Şayet genç sofi kardeşimize ailesi karşı çıkıyorsa tartışmaya ve zıtlaşmayla bir yere varamayacağını bilmeli. Gencin en güzel işi sofi olmanın güzelliğini ailesine hissettirmesidir. Bu yolun güzelliklerini sadatların büyüklüğünü güzel ahlakı ve değişen yaşantısıyla göstermesi çok daha güzel olacaktır.

Ailesi gence karşı çıkıyorsa, çay ocaklarına gitmesini istemiyorsa nasıl bir yol takip etmeli? Bu konuda ilmi siyaset yapmalı, yalan söylemeden arkadaşların yanına gidiyorum, çay içmeye gidiyorum diyip onlarında gönüllerini almalı.
Ailesi sofi olan gençler nasıl hareket etmeli?

Sofi olan bir aile içerisinde genç ailesiyle her konuda istişare içerisinde olmalı, büyüklerin fikirlerini almalı, onların tecrübesinden faydalanmalı… Bir sıkıntı içinde isek ailemizle mutlaka bunu paylaşmalıyız.


Cenâb-ı Hak, cümlemizi ana-babasına itaat eden ve onları memnûn ederek huzûr-i ilâhîye varan bahtiyar kullarından eylesin…Âmîn!



Dostları ilə paylaş:
Orklarla döyüş:

Google Play'də əldə edin


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə