Alice Harikalar Diyar ı nda Okuma yöntemi Her kitap akılda kalmak, yeryüzünde bir iz bırakmak ar­zusuyla yazı



Yüklə 2,05 Mb.
səhifə13/13
tarix03.11.2017
ölçüsü2,05 Mb.
#29905
növüYazı
1   ...   5   6   7   8   9   10   11   12   13

/


302

Beyaz süt

Kucağımda sımsıkı tutuyorum kırmızımtırak kutuyu. Sal­lıyorum yavaşça. Kulağıma tutuyorum. Ne bir ses ne bir se­da. Bir iki kurcalayınca açılıveriyor kilit.

Hayret, madem bu kadar kolay olacaktı, ben bunu daha önce niye yapmadım? Neden aylarca bekledim. Açıyorum ki­lidi, kaldırıyorum kapağı. Gözlerini kırpıştıra kırpıştıra, ışı­ğa alışmaya çalışarak çıkıyor parmak kadınlar birer birer.

"Of be! Aman nihayet" diye bağırıyor Anaç Sütlaç Hanım kutudan çıkar çıkmaz. "Işıksız havasız kaldık. Belimiz tutul­du o minnacık yerde! Mutfak yok, ocak yok. Bir demlik çay bile yapamadım aylardır."

Sinik Entel Hanım'm kafası görünüyor ardından. Uzun, mor hippi elbisesinin eteklerini toplayarak çıkıyor dışarı:

"Yok canım o kadar da şikâyetçi değiliz. Tam tersine bu yo­ğun tecrübeden sanatsal ve entelektüel bir atılım çıkabilir kanımca. Zaten eski Yunan filozofları melankolinin illa da kötü bir şey olmadığını düşünürlerdi. Mesela Eflatun'a göre melankoli sanatsal üretimi artırıcı özelliğe sahipti..."

Konuşuyor da konuşuyor Sinik Entel Hanım.

"Sen kendi adına konuş. Bal gibi de şikâyetçiyim ben" diye homurdanıyor arkasından gelen Hırs Nefs Hanım. Minyon bedeni, kalıp gibi oturan daracık tayyörüyle güçbela tırmanı­yor kutunun üzerinden. Topuzunu düzeltiyor.

"Nasıl boşa zaman kaybettik bu kutunun içinde! Gitti mi o cin midir lord mudur hilkat garibesi? Hayatımızın on ayını çaldı resmen. Bu zaman içinde neler neler yapabilirdik oysa!" diye söyleniyor Hırs Nefs Hanım.

"Gitti artık. Uğurladım onu" diyorum sadece.

"Sen de ilk iş bize mi koştun yani?" diye hayretle soruyor Pratik Akıl Hanım.

"Evet. Çünkü sizi çok özledim" diyorum.

"Beni bile mi?" diye şehvetle soruyor Saten Şehvet Hanım. Saçını başını düzeltip, rujunu tazeliyor derhal. Bir öpücük yolluyor.

"Seni de!" diyorum. "Bile'si yok. Hepinizi özledim. Hepini­zi eşit!"

"Nasıl yani?" diyor Saten Şehvet Hanım. "Sen asla hepimi­ze eşit davranmadın ki."

"Haklısın, hata ettim. Özür dilerim. Sizin aranızda hep ay­rımcılık yaptım. Bazılarınızı bazılarınıza yeğledim. Bundan böyle aranızda ayrı gayrı gütmeyeceğim. Hiçbirinizi sustu­rup sansürlemeyeceğim. Hepinizin eşit konuşma hakkı var."

"Allahım bu günleri de gördük ya, çok şükür" diyor Can Derviş Hanım ağız dolusu gülerek. "Demek iyiler ve kötüler diye ayırt etmeyi bıraktın bizleri. Sevdiklerim bu yana-sev-mediklerim o yana diye ikiye bölmüyorsun artık İç Sesleri."

Bölmüyorum. Hayatımda ilk defa bütün parmak kadınları aynı anda aynı yoğunlukta özlediğimi fark ediyorum. Çünkü onları bir ve tek gibi algılıyorum. Aynı bütünün ayrılmaz par­çaları. Biri incinse ötekinin canı acırmış meğer. Biri düşse öte­ki kanarmış. Aralanndaki iktidar mücadeleleri benim tek tek onlarla iktidar mücadelemin bir yansımasıymış sadece.

Bunu nasıl göremedim daha evvel? Nasıl oldu da hep biri­lerini birileri pahasına bastırmam, susturmam, sansürle-mem gerektiğini zannettim?

302

303


Hırs Nefs Hanım ve Sinik Entel Hanım o gece darbe yap­maya kalktılarsa sebebi benim bilinçaltımda kendi anaç ya­nımdan kurtulmaya çalışmamdı aslında. Hazır değildim o dönem Anaç Sütlaç Hanımla tanışmaya. Keza daha sonra Beyin Ağacı'nm altında edilen "beyin yemini"nin sebebi "be-denim'le barışık olmayışımdı. Saten Şehvet Hanım'a açık de­ğildi kapım. Tırsıyordum ondan. Ardından hamilelik boyun­ca Anaç Sütlaç Hanım monarşi getirmeye cüret edebildiyse, sebebi annelikle bağdaşmadığını sandığım "öteki" yanlarımı bastırma arzumdu. Darbe günlerinin de monarşi günlerinin de, anarşi günlerinin de faşizm günlerinin de arkasında hep ama hep duruma göre parmak kadınların birini, ikisini ya da tümünü susturma isteğim yatıyordu.

Oysa hepsi bendim.

Hepsi benim. Hataları ve sevapları, eksikleri ve meziyetle-riyle. Ve şimdi anlıyorum ki içimden Sesler Korosu ancak yan yana olduklarında, bir aradalıklarında anlam taşıyorlar.

% % %

Parmak kadınları ellerimin üzerine dizip, altısını birden kucaklıyorum. Önce şaşırıyorlar. Sonra da şekerci dükkânı­na dalmış çocuklar gibi kıkırdayarak onlar da hem beni hem birbirlerini kucaklıyorlar.

Hırs Nefs Hanım, Pratik Akıl Hanım, Sinik Entel Hanım, Anaç Sütlaç Hanım, Can Derviş Hanım, Saten Şehvet Hanım ve daha bilmediğim, henüz tanışmadığım tüm sesler yan ya­na oturmuş, bir bütün olmuşlar. Kimse kimseye darbe yap­mıyor, prangalar takmıyor ya da sultanlık taslamıyor. Kim­senin kafasında taç ya da elinde fazladan yetki yok.

İçimden Sesler Korosu ilk defa uyum içinde konuşuyor. Uyum dediysem, hâlâ bir fikir birliği yok aralarında. Gene eskisi gibi her konuya farklı yaklaşıyor, çelişkili bakıyorlar. Birinin "ak" dediğine diğeri pekâlâ "kara" diyebiliyor. Birinin önem verdiği şeye bir başkası burun kıvırabiliyor. Ama ağız birliği edemeseler de, ilk defa "niyet birliği" ettiler. Artık on­lar da en az benim kadar iyi biliyorlar ki, içlerinden birinin ya da ikisinin diğerleri pahasına kayırılmasından hiçbirine hayır gelmiyor. Onlar da biliyor ki var olabilmek için birbir­lerine ve farklılıklarına muhtaçlar bu zıtlıklar âleminde.

Onlar bir arada yaşamayı öğreniyor, ben ise varlıkların­dan utanmamayı.

Hepsi benmişim meğer. Hepsi kabulüm.

Tıpkı bana bu hakikati öğreten Lord Poton'un da kabulüm olduğu gibi.


Sonsöz

Peki ya erkekler?

Lord Poton her ne kadar yeni anne olan kadınlara dadan­mayı âdet haline getirmişse de, yeni baba olanları ziyaret et­mediğini sanmak gaflet olur. Uzundur Poton'un elleri, koca­lara da dokunur. Üstelik erkeklerde sanıldığından daha şid­detli olabilir postnatal depresyonun etkileri. Bilhassa bizim­ki gibi erkeklere duygusallığın yakıştırılmadığı, daima "güç­lü aile babası" rolünün dayatıldığı toplumlarda.

Eşini gece gündüz evin içinde perperişan halde görmek, onun bitmeyen bunalımları karşısında çaresiz kalmak, bir­denbire kaynanayla ya da bakıcılarla aynı evde yaşamaya başlamak, tam olarak dahil olamadığın bir kadınca dünyanın tek kişilik seyircisi olmak... erkek için de asap bozucu bir tec­rübe olabilir. Bebek ağlar, annesi ağlar, bebek ağlar, annesi ağlar... Taze baba kaçacak delik arar.

Şüphesiz babalar da yaşıyor postnatal depresyonu. Ama bu bambaşka bir kitabın konusu...

Elif Şafak



Strasbourg doğumlu Elif Şafak ODTÜ Uluslararası İlişkiler Bölümü'nü bitirdi, yüksek lisansını aynı üniversitede Kadın Çalışmaları Bölümü'nde, doktorasını ise siyaset bilimi alanın­da tamamladı. İlk öykü kitabı Kem Gözlere Anadolu'yu 1994'te yayımladı. İlk romanı Pinhan'la 1998 Mevlânâ Büyük Ödü-lü'nü aldı. Bunu Şehrin Aynaları ile Türkiye Yazarlar Birliği Odülü'nü kazandığı Mahrem izledi (2000). Ardından her ikisi de çok satan ve geniş bir okur kesimine ulaşan Bit Palas (2002) ve İngilizce kaleme aldığı Araf (2004) yayımlandı. Med-Cezir'de (2005) kadınlık, kimlik, kültürel bölünme, dil ve edebiyat konu­lu yazılarını topladı. 2006'da senenin en çok okunan kitabı olan Baba ve Piç yayımlandı. Düzenli olarak Zaman gazetesinde ve Tempo dergisinde yazan, makaleleri yabancı gazete ve dergiler­de çıkan ve on beşten fazla dile çevrilen Elif Şafak'm romanla­rı dünyanın en önemli yaymevlerinden Farrar, Straus and Gi-roux, Viking ve Penguin tarafından yayımlanmakta.
Yüklə 2,05 Mb.

Dostları ilə paylaş:
1   ...   5   6   7   8   9   10   11   12   13




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2024
rəhbərliyinə müraciət

gir | qeydiyyatdan keç
    Ana səhifə


yükləyin