Allah yolundaki bütün harcamalara kısaca infak denir. İnfak maddî-manevî her türlü rızktan yapılabilir. İlim, akıl, sevgi gibi nimetler manevî rızklardır. Mal, para, güç, makam gibi şeyler de maddî nimetlerdir

Sizin üçün oyun:

Google Play'də əldə edin


Yüklə 88.55 Kb.
tarix25.01.2019
ölçüsü88.55 Kb.



Allah Yolunda İnfak, 19-20-21 Ekim 2018 www.kalpehli.com




بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيم

أَجْمَعِينَ وَصَحْبِهِ وَآلِهِ مُحَمَّدٍ سَيِّدِناَ عَلىَ وَالسَّلاَمُ وَالصَّلاَةُ الْعَالَمِينَ رَبِّ لِلهِ اَلْحَمْدُ


ALLAH YOLUNDA İNFAK
Allah yolundaki bütün harcamalara kısaca infak denir. İnfak maddî-manevî her türlü rızktan yapılabilir. İlim, akıl, sevgi gibi nimetler manevî rızklardır. Mal, para, güç, makam gibi şeyler de maddî nimetlerdir. İnfak Yüce Allah’ın bize bahşettiği maddî ve manevî nimetleri onun rızası için harcamaktır. Buna Allah için yardım, hizmet, sadaka, iyilik ve ihsan da denir. 1
Müslüman, yaşadığı toplumda farz olan zekâtını vermesinin yanında hayırlı işlere elinden geldiğince destek olmalıdır. Buna da infak denir. İnfak, zekâttan daha geniş bir kavramdır. İnfak, Cenâb-ı Hakk'ın, bize emanet olarak verdiği mal, mülk ve imkânları, O'nun gösterdiği şekilde nefsimize, ailemize, akraba çevremize, din kardeşlerimize ve bütün cemiyete harcamamız şeklinde tanımlanabilir. Her müslümanın hayatında infak ahlâkı bulunmalıdır.
İnsanın malında fakirlerin hakkı vardır. Mal Allah'ın, kul Allah'ın... Bu doğru... Kulun ve malın sahibi yüce Allah, hikmeti gereğince kullarının bir kısmına imkânlar nasip eyler, bir kısmına da vermez. Her iki durumda da kullarının nasıl davranmaları gerektiğini onlara öğretir. İşte zekât ve infak, yüce Mevlâ'nın imkân verdiği kullara yüklemiş olduğu bir görevdir.
Zekât, imkân sahibi olan her müslümanın asgari infak sınırıdır. Bundan dolayı farzdır. İmkân sahibi olan müslüman, yaşadığı topluma bîgâne kalamaz. O toplumda bulunan ihtiyaç sahiplerinin onun malında hakları vardır. Yüce Mevlâ hükmünü böyle vermiştir. Kendisine isyandan sakınan takvâ sahiplerinin bir özelliğini şöyle ferman buyurmuştur:
Mallarında, muhtaç ve yoksullar için bir hak vardı.” (Zâriyât/19) 2, 3
İki Ayrı Harcama İnfak ve İsraf
İnfak iman ve ilimle olur. İnfakın her zerresi rahmet sebebidir. İnfak her yönüyle israftan ayrı bir şeydir. İkisinde de mevcut imkânı kullanma, malı elden çıkarma ve harcama vardır. Fakat israfta his ve şehvet söz konusudur. İsraftaki hedef Allah’ın rızası değildir. Nefsin hevâsıdır. İsrafın her türlüsü zarardır ve haramdır.
Müsrif, Allah Teala’nın kendisine verdiği nimetleri hedef ve hikmetine göre kullanmayan, nimetleri haram olarak harcayan ve haddi aşan kimse demektir. Herhangi bir azası ile günah işleyen kimse, o azaya bahşedilen hayat, kudret, hikmet, ibret ve yaratana muhabbet nimetlerini israf etmiş demektir. 4


En Güzel Ticaret
Bakınız derdine düştüğümüz malın ve canın sahibi Yüce Rabbimiz ne buyuruyor: Allah'a ve Resûlüne inanır, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihad edersiniz. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır. (Bunu yapınız ki) Allah, günahlarınızı bağışlasın, sizi içinden ırmaklar akan cennetlere ve Adn cennetlerindeki güzel meskenlere koysun. İşte büyük kurtuluş budur. (Saff/11-12)
Malını ve canını Allah’ın razı olduğu şekilde kullanan ve onun yolunda ortaya koyanlar, mallarına ve canlarına öyle bir kıymet kazandırmış oluyorlar ki, onlara Cenab-ı Hak müşteri oluyor ve karşılığında Cenneti veriyor. Böyle bir alış-veriş ne kadar kazançlıdır. İşte Rabbimizin sözü:
Allah müminlerden, mallarını ve canlarını, kendilerine (verilecek) cennet karşılığında satın almıştır. Çünkü onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler, ölürler. (Bu), Tevrat'ta, İncil'de ve Kur'an'da Allah üzerine hak bir vaaddir. Allah'tan daha çok sözünü yerine getiren kim vardır! O halde O'nunla yapmış olduğunuz bu alış verişinizden dolayı sevinin. İşte bu, (gerçekten) büyük kazançtır. (Tevbe/111)
Şimdi dönüp nefsimize şunu soralım: Ey nefsim! Senin gibi ölüme mahkum bir beşer, sana iyi bir ticaret teklif etse ve güzel bir kâr verse, buna sevinip güvenmez misin? Tabii ki sevinir ve hiç çekinmeden anlaşmaya imza atarsın. Peki, yerlerin ve göklerin hüküm ve hazineleri elinde bulunan, ölümü ve hayatı yaratan, Rahmân ve Rahîm olan Allah, Yüce zatının ihtiyacından değil, sırf sana acıdığından böyle bir bir teklifte bulununca, bu anlaşmada çekindiğin nedir, emin olamadığın kimdir?
Hiç şüphesiz Allah Teala yalan söylemez, vaadinden dönmez. O halde endişeye ne gerek var? Allah Teala’nın sözüne güvenmemek gafletin eseridir. Malını onun yolunda harcamaktan korkmak ise cehaletten ileri gelmektedir. Kim Yüce Allah’a güvenirse emniyette olur.
Yüce Rabbimiz (c.c) infak edeceğimiz malımızın nasıl emniyete alınacağını şöyle tarif ediyor: De ki: Rabbim, kullarından dilediğine bol rızık verir ve (dilediğinden de) kısar. Siz hayra ne harcarsanız, Allah onun yerine başkasını verir. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır. (Sebe/39) 5
Ebu’n-Necib es-Sühreverdî’nin naklettiği bir habere göre; Rasûlullah (s.a.v.), kendisinden istenen hiçbir şey için “yok, veremem!” dememiştir.”6
Dârimî’nin, Zührî’den rivâyetine göre; Cebrâil (a.s) şöyle demiştir: “Yeryüzünde dolaşmadığım ev ve aşiret kalmadı, hepsini gezdim; içlerinde şu dünya malını Rasûlullah’dan (s.a.v) daha çok infâk eden kimse görmedim.”7,8


İnfakta Acele Etmek
Müminin kalbi mal ile değil, iman ile mutmain olur; Allah yolunda intak etmekle fakir düşeceğinden korkmaz. Kendi hiçbir şey değilken Allah onu meydana getirmiş, vücut, göz, kalp, lisan ve sayısız nimetler bağışlamış ve mal sahibi yapmıştır. Bunlar Allah’a aittir. Öyle ise Allah’a güvenen biri Allah yolunda ve Allah rızası için malını infak etmekten çekinmez, malı ile de müslümanların hizmetinde bulunur.
Ama kalp gerçek imandan yoksun olunca, infak etmeye veya sadaka vermeye teşebbüs ettiği zaman, her defasında, nefsinde bir cimrilik duygusu dalgalanmaya başlar, fakir düşeceğinden korkar. Böylece infak etmekten vazgeçer.
O halde, sonradan pişmanlık duymamak için, müslümanın cömert davranarak Allah Teâlâ’nın kendisine ihsan ettiği malını, sağlığında Allah yolunda ve O’nun rızasına uygun bir biçimde harcaması gerekir. Zira Cenâb-ı Hak bir âyet-i kerimesinde şöyle buyurmaktadır: Birinize ölüm gelip de: "Rabbim, beni yakın bir süreye kadar erteleseydin de sadaka verip iyilerden olsaydım!" demesinden önce, size verdiğimiz rızıktan (Allah) için harcayın. (Münâfikûn/10) 9
Sadaka Malı Noksanlaştırmaz
Rasulullah (s.a.v) Efendimiz: “Allah’a yemin ederim ki, sadaka malı noksanlaştırmaz.” buyurmuştur.10
Hz. Âişe validemiz (r.ah) anlatıyor: Rasulullah’ın (s.a.v) hanesinde bir koyun kesildi. Bir kısmı fakirlere ve komşulara dağıtıldı. Efendimiz (s.a.v) bir ara:

- O kesilen koyundan geride ne kaldı? diye sordu. Boyun kısmından başka hiçbir şey kalmadı, diye cevap verdiler. O zaman Rasulullah (s.a.v):


- Aslında, elinizde tuttuğunuz boyun kısmı hariç, (sizin için sevap olarak) o verdiğiniz kaldı, buyurdu.11, 12
Şimdi Hz. Ömer'in (r.a) naklettiği şu hadiseye bakalım: Hz. Peygamber'in (s.a.v) huzuruna bir yoksul gelir, bir şey ister. Fakat istediği şeye sahip olamadığı için Resûlullah (s.a.v) üzülür ve ona gidip çarşıdan satın almasını, borçlu olarak da kendi adının yazılmasını, eline para geçtiğinde ödeyeceğini söyler. Halbuki aynı kişiye daha önce de yardım edilmiştir. Bunu bilen Hz. Ömer,
“Yâ Resûlallah, bu kişiye daha önceleri de yardım ettiniz, şimdi bu teklife ihtiyaç var mıdır?” demek ister. İster ama Hz. Peygamber (s.a.v) Hz. Ömer'in sözünden pek hoşnut olmaz; bu yüzünden anlaşılır. O anda ensardan bir zat,
“Yâ Resûlallah infak et, arşın sahibi olan Allah kendinizi fakir düşürür, diye korkma!” diyerek görüşünü açıklar.

Hz. Peygamber (s.a.v) bu zatın görüşünü beğenir ve, “Ben infak ve yoksulluktan korkmamakla emrolundum” buyurur.13, 14


Malı Elde Tutup Biriktirmek
Sûfilerin güzel ahlâklarından birisi de, hiç kısmadan ve durmadan infâk edip, kenarda mal biriktirmemektir. Sûfi, Allah Teâlâ’nın rahmet hazinelerini bir deniz kabul eder ve kendisini de o denizin kenarında oturan birisi olarak görür. Denizin kenarında duran kimse kırba ve kabında su biriktirmekle uğraşmaz; çünkü buna gerek yoktur.
Rasulullah (s.a.v) buyurmuştur ki:
Muhakkak her günün sabahında iki melek yeryüzüne inerler ve içlerinden birisi: ‘Allah’ım! Malını senin için infak edene verdiğinin yerine yenisini ver.’ diye hayır dua eder. Diğeri de: ‘Allah’ım! Malını elinde tutup senin yolunda harcamayanın malını telef et!’ diye beddua eder.”15
Ey âdemoğlu! Elindeki fazla malını infak etmen senin için daha hayırlıdır. Onu saklayıp tutman ise senin için daha şerlidir. Sen, kafi miktar mal ile yetindiğinde kınanmazsın. Hayır yapmaya en yakınlarından başla.”16
Hz. Resulullah (s.a.v), Bilâl-i Habeşî’nin (r.a) yanına uğradı. Önünde bir miktar biriktirilmiş hurma vardı:
- Bunlar nedir ey Bilal! diye sordu. O da:
- Biriktiriyorum Ya Rasulallah, diye cevap verdi. O zaman Rasulullah (s.a.v):
- Onun senin için bir Cehennem buharı olmasından korkmuyor musun? Çekinme, infak et ey Bilal. Arşın sahibinin malını azaltacağından korkma! buyurdu.17
Fakirin eline verilen sadaka ve hayırlar, aslında Allah Teala’ya arzedilmektedir. Cenab-ı Hak, kabul ettiği bu hayırları devamlı bereketlendirip ahirette sahibine ikram etmektedir. Herkes elindeki malını hem korumak hem de artırmak ister. Bunun için kimisi helal bir ticarete, kimisi de harama girer.
Bazı akıllı müminler ise hiç zarar etmeyen bir ticareti seçer. Malını Allah Teala yolunda harcar. Her harcaması bir sene sonra değil, anında en az bire on kâr ile artar. İhlas ve edebe göre bu kâr bire yüz, bire yedi yüz ve daha fazlasına kadar çıkar. Ölümle ticâret bitmez, bu kârların tahsili asıl o zaman başlar. Fânî mal, böylece ebedî cennet meyvelerine dönüşmüş olur. 18


Allah Yolunda Harcanan Malların Karşılığı
Hesabını ve harcamasını hep dünyaya göre yapanlar, onca malından ancak bir kefen ve binlerce hasret ile ayrılır. Belki karnı şiş ama eli boş bir halde ölür. Dünyanın istikbâli ölüm ve ahirettir. İstikbâlini kazanmak ve geleceğini kurtarmak isteyen kimse, ölümden sonrasına yatırım yapmalıdır. Bunun en güzel yolu, malını Allah yolunda infak etmek ve ömrünü hizmette harcamaktır. Şu ilâhî müjdeye bakınız:
Allah yolunda mallarını harcayanların örneği, yedi başak bitiren bir dane gibidir ki, her başakta yüz dane vardır. Allah dilediğine kat kat fazlasını verir. Allah'ın lütfu geniştir, O herşeyi bilir. (Bakara/261)
Malımı nasıl kurtarır ve kazancımı çoğaltırım? diyenlere Efendimiz (s.a.v) şu cevabı veriyor: “Bir kul, temiz ve helal kazancından bir sadaka verdiğinde sanki onu Rahman olan Allah’ın yed-ine koymuş gibi olur. Zaten Allah Teala ancak temiz olanı kabul eder ve semaya ancak temiz olanlar yükselir. Allah o sadakayı artırıp çoğaltır. Hani sizden birinizin hayvanını besleyip büyüterek çoğalttığı gibi. Öyle olur ki, temiz maldan verilen bir lokma veya bir hurma, kıyamet günü, büyük bir dağ gibi büyümüş olarak (hesaba) gelir.”19
Kur’an-ı Kerim’de, Allah Teâlâ’nın sadakaları arttıracağı şu ayetle ifade edilir: “Allah faizi mahveder, sadakaları ise artırır.” (Bakara/276)
Cenab-ı Hakk, hepimize şöyle soruyor: “Size ne oluyor da, Allah yolunda harcama yapmıyorsunuz? Hâlbuki göklerin ve yerin mirası Allah’ındır. (Hadid/10)
Müfessir İbnu Kesir, bu ayet-i kerimenin muradını şöyle açıklamıştır: “İnfak edin, fakirlikten ve malın azalacağından korkmayın. Yolunda infak ettiğiniz zat, göklerin ve yerin sahibidir. Yerin ve göğün hazineleri onun elindedir. O (c.c), her şeyi ile yüce Arşın da sahibidir.
Yine Rabbimiz buyuruyor ki:
De ki: “Şüphesiz, Rabbim rızkı kullarından dilediğine bol bol verir ve (dilediğine) kısar. Allah yolunda her ne harcarsanız, Allah onun yerine başkasını verir. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır. (Sebe/39)
Sizin yanınızdaki tükenir, Allah katında olan ise kalıcıdır.” (Nahl/96)
Şu halde Allah’a tevekkülü tam olan kimse, infak eder. Onun nimeti azaltacağından korkmaz. Bilir ki Allah Teala kendisine karşılık olarak daha güzelini verir.”20, 21
Malın Helal ve İyisinden Hayır Yapmalıdır
Ey iman edenler! Kazandıklarınızın iyilerinden ve rızık olarak yerden size çıkardıklarımızdan hayra harcayın. Size verilse, gözünüzü yummadan alamayacağınız kötü malı, hayır diye vermeye kalkışmayın. Biliniz ki Allah zengindir, övgüye lâyıktır.” (Bakara/267) ayetini duyan bir müslüman, bu emrin aksine bir yol ile Allah rızasına ulaşamaz.
Çünkü: “Allah temizdir; ancak temiz olanları kabul eder, semâya ancak salih amel yükselir.”22 buyuran Allah’ın Resûlü (s.a.v), ilâhî huzurda kimin makbul olacağını ve neyin kabul göreceğini bize göstermiştir.
Temiz mal, helal maldır. Bir sadakanın sevap getirmesi için helal maldan verilmesi şarttır.
Temiz mal kalitesi iyi, görünüşü güzel, değeri yüksek olan maldır. Bozulmaya yüz tutmuş yiyecekler, eskimiş elbiseler, ancak yakılmakla fayda görülecek eşyalar, temiz mal değildir. Onları fakire vermeye kalkmak, ona çürük mal ile dolmuş depoyu veye dolabı temizletmekten başka bir şey değildir.
Sadaka, Allah Teala’ya karşı sevgiyi ve sadakatı ifade eder. Verilen şeyler, alınacak sevabın da bir ölçüsüdür. Cenabı Hak: “Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcamadıkça iyiliğe asla erişemezsiniz. Her ne harcarsanız Allah onu bilir.” (Âl-i İmrân/92) buyurmuştur.
Kendimiz severek giymediğimiz bir elbiseyi, bize verilince almamak için bahane aradığımız bir eşyayı, önümüze konulunca elimizi uzatmadığımız bir yiyeceği fakirlere vermemeliyiz. Allah’tan haya etmeliyiz.
Malın en iyisini infak etmek tavsiye edilir, fakat şart koşulmaz. İnfakta asıl olan, malın orta halli olanından ve iyi sınıfına gireninden vermektir.
Önceki büyükler hayır ve sadaka olarak vereceği zaman malın iyisinden seçer, onu temizler, süsler ve fakire öylece verirlerdi.
Fakire ve hayır hizmetlerine vereceğimiz eşyalar, paralanmış, karalanmış, yaralanmış olmamalıdır. Maddî değeri aynı da olsa fakire, malın yenisini ve temizini vermelidir.
Unutulmasın! Fakire verilecek en güzel hediye, sevgi ile güler yüzdür. Şunu da unutmayalım: Fakire verdiğimiz herşey aslında Rabbimize emanet edilmektedir. O makama kötü mal vermek dostluğa yakışmaz.23
Sahabe-i Kirâmın İnfak Anlayışına Örnek
Abdullah b. Abbas (r.a), anlatıyor; Resûlullah (a.s), Ben-î Nadr ganimetlerini elde edince, Ensar’a:

Sizler kendi isteğinizle Muhâcir kardeşlerinizle mallarınızı ve evlerinizi bölüştünüz. Bu ganimette de onlara ortak oldunuz. Eğer isterseniz; mal ve evleriniz size kalsın, bu ganimetten size bir şey vermiyelim (hepsini Muhâcirlere dağıtalım)!” buyurdu. Bunun üzerine Ensâr:


“Hayır, biz mallarımızı ve evlerimizi onlarla bölüştük (bu devam etsin). Ayrıca bizler, bu ganimetteki payımızdan vazgeçerek hepsini onlara veriyoruz.” dediler. Bunun üzerine Allah Teâlâ:
Kendileri son derece ihtiyaç içinde bulunsalar bile onları kendilerine tercih ederler.” (Haşr/9) âyet-i kerimesini indirdi.”24
Ebû Hureyre’nin (r.a) rivâyetine göre; sıkıntı içinde olan bir adam, Rasûlullah’a (s.a.v) gelerek: “Ya Rasûlellah! Çok açım, bana yiyecek ver!” dedi. Rasûlullah (s.a.v) hanımlarına haber göndererek; yanlarında yiyecek bir şey var mı? diye sordurdu. Onlar da:
“Seni hak üzere gönderen Allah’a yemin olsun ki, yanımızda sudan başka bir şey yok!” dediler. Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v) adama:
Bu gece sana yedirecek bir yiyeceğimiz yok!” buyurdu. Sonra, sahabîlere dönerek: “Kim, bu adamı bu gece misâfir ederse, Allah ona rahmet eylesin!” buyurdu. O zaman Ensar’dan bir zat ayağa kalkarak:
“Onu ben misâfir ederim ya Resûlellah!” diyerek, adamı evine götürdü. Âilesine:
“Bu, Rasûlullah’ın (s.a.v) misâfiridir; ona ikrâm et, evde ne varsa ona getir!” dedi. Kadın da:
“Yanımızda sâdece, çocukların yiyeceği var!” dedi. Bunun üzerine adam:
“Kalk, çocukları biraz oyala ve bir şey yemeden uyut. Sonra kandili yak. Misâfir yemeye başlayınca, sen kalkıp ışığı düzeltiyormuş gibi yaparak, onu söndür. Sonra gel otur. Ortadaki yemeği Rasûlullah’ın (s.a.v) misâfiri yiyip doyması için, biz yemek yiyor gibi yapalım, fakat bir şey yemeyelim, dedi.
Hanım kalktı, çocukları oyalamaya başladı ve çocuklar hiçbir şey yemeden uyudular. Sonra, tirid yemeği yapıp sofraya getirdi. Kandili yaktı. Misâfir yemeye başlayınca, kalkıp; ışığı düzeltiyormuş gibi yaparak, kandili söndürdü. Karı-koca sofrada yemek yiyormuş gibi yaptılar fakat hiçbir şey yemediler; kaşığı boş getirip, boş götürdüler. Misâfir, onların da yediğini zannederek, karanlıkta ortadaki yemeğin hepsini kendisi yedi ve doydu. Karı-koca aç olarak gecelediler. Sabah olunca misâfirle ev sâhibi, erkenden Resûlullah’ın (s.a.v) yanına, gittiler. Efendimiz (a.s) onları görünce, tebessüm ederek:
Allah Teâlâ, bu gece falan erkekle filan kadının yaptıklarından çok hoşnut oldu.” buyurdu. Bunun üzerine, Allah Teâlâ: “Kendileri son derece ihtiyaç içinde bulunsalar bile onları kendilerine tercih ederler.(Haşr/9) âyet-i kerimesini indirdi.”25
Bu âyetin inişine sebeb olan başka bir hâdiseyi Hz. Enes (r.a.), şöyle anlatmıştır: “Ashabtan birisine kızartılmış bir koyun kellesi hediye edildi. Kendisi de çok sıkıntı içindeydi; buna rağmen kelleyi yandaki komşusuna gönderdi. O da, bir diğer komşusuna gönderdi ve böylece kelle, yedi komşuyu dolaşarak ilk gönderene geri geldi. O zaman bu âyet-i kerime indi.26
Fakirlerin İnfakı
İnfak ve cömertlik deyince akla para ve zenginlik gelir. Halbuki her mümin, bir şekilde infak yapabilir ve Allah katında cömertlerden olabilir. Resulullah (s.a.v) Efendimiz zenginliği, “Zenginlik mal çokluğu ile değildir. Asıl zenginlik gönlün zengin olmasıdır.”27 şeklinde tarif ediyor.
İnfak, Cenâb-ı Hakk’ın bize emanet olarak verdiği mal, mülk, sevgi ve diğer imkanları O’nun gösterdiği şekilde kendimize, ailemize, akraba çevremize, din kardeşlerimize ve bütün insanlara harcamamızdır.

Her mümin, önce kalbindeki imanı ve Allah sevgisiyle zengindir. Onun güzel ahlakı ve merhameti, kanaat ve sabrı ayrı birer sermayedir. Bir gönüle Allah aşkı girdi mi, o gönül sahibi bütün iyilik ve hayırların kaynağı olur. O kimse, kendinde başkalarına vereceği çok şey bulur.


Bir defasında Allah Resulü (s.a.v) şöyle buyurdu:
Her müslümanın sadaka vermesi vaciptir.” Ashab:
“Sadaka verecek bir şey bulamazsa ne yapar?” diye sordular, Efendimiz:
Çalışıp kazanır; hem kendisi faydalanır, hem de başkasına sadaka verir.” buyurdu. Ashab:
“Çalışamazsa ne yapar?” diye sordular, Efendimiz:
Muhtaç olana bedenî gücüyle yardım eder.” buyurdu.
“Yardıma gücü yetmezse ne yapar?” diye sordular. Efendimiz:
İyiliği emreder.” buyurdu.
“Ona da gücü yetmeyen ne yapar?” diye sordular, Efendimiz:
Kimseye kötülük etmesin, bu da kendisi için bir sadakadır.” buyurdu.28
Yine Efendimiz (A.S.), her müminin muhakkak cömert olması gerektiğini bildiriyor ve ‘ne yapayım, malım yok’ diyenlere, sadaka  yollarını gösteriyor:
İnsanın her gün bütün azaları (el, ayak, ağız vs.) için bir sadaka vermesi gerekir: İki kişinin arasını düzeltmek bir sadakadır. Hayvanına binene veya yük yükleyene yardım edip yükünü kaldırmak bir sadakadır. Güzel söz bir sadakadır. Mescide giderken namaz için atılan her adım bir sadakadır. Yoldaki eziyet verici bir şeyi kaldırıp atmak sadakadır.”29

 İyilik Yapmaya Muhtacız


 Allah Resulü (s.a.v) buyuruyor:
Sadaka, Rabbin gazabını söndürür ve kötü ölümü engeller.”30
Herkes, kıyamet günü insanlar arasında hüküm verilinceye kadar, sadakasının gölgesi altında bulunur.”31
Bu hadisi rivayet edenlerden Yezid b. Ebi Hubeyb (rah.) demiştir ki: “Bana bu hadisi nakleden Ebu’l-Hayr Mersed b. Abdillah (rah.) bir parça tatlı veya bir soğanla da olsa, her gün muhakkak bir sadaka verirdi.”
Fakirlik Cömertliğe Engel mi?
Resulullah (s.a.v): “Sizden birisi, Ebu Damdam gibi olamıyor mu?” diye sordu. Ashab:
“Ebû Damdam ne yapardı?” diye sorduklarında, Efendimiz:
O her sabah: “Bugün bana zulmedene (aleyhimde konuşup haksızlık edene) hakkımı bağışladım. Bana vurana vurmayacağım, sövene sövmeyeceğim, zulmedene zulmetmeyeceğim.” derdi.”32
Tebük seferinde bazı müslümanlar, yiyecek bir şeyler ve binecek hayvan bulamadıkları için İslâm ordusuna katılamamışlardı. Hz. Peygamber Efendimiz de (s.a.v) kendilerine: “Size verecek bir binek hayvanı bulamıyorum!” deyince, ağlayarak evlerine dönmüşlerdi. Bunlardan birisi de Ulbe b. Zeyd (R.A.) idi. Ulbe (R.A.) o gece iki rek’at namaz kıldı, ağladı, ellerini açıp:
“Allahım! Sen bize cihadı emrettin ve ona teşvik ettin. Sonra bana Resulünle birlikte cihada çıkabileceğim bir mal nasib etmedin. Resulüne de beni bindireceği bir hayvan vermedin. Senin yolunda verecek maddi bir şeyim yok. Ancak ben, haksız yere malımı yiyen, eliyle bana zulmeden, diliyle şerefimi zedeleyen, arkamdan beni çekiştiren, yüzüme karşı alay eden bütün müslümanlara hakkımı helal ve tasadduk ettim.” diye inledi. Sonra, sabahleyin Mescid’e gidip halkın arasına karıştı. Bir ara Rasulullah (s.a.v):
Bu gece sadaka veren nerededir.?” diye sordu, kimse ayağa kalkmadı. Resulullah (A.S.) tekrar: “Bu gece o sadaka veren nerededir, ayağa kalksın?” buyurdu. Ulbe (R.A.) ayağa kalktı ve durumu anlattı. Resulullah (A.S.):
Müjde sana! Muhammed’in nefsini elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, senin yaptığın fedakarlık, kabul edilen bir zekat olarak yazıldı.” buyurdu.33
İnsan, hiç bir şey yapamasa da iyi niyetiyle bu şekilde bütün hayır ve hizmetlere hissedar olabilir, olmalıdır da. Her işin ilk kaynağı kalptir. Niyet de kalbin ameli ve her işin temelidir. Hayırlı niyetin sevap getirmesi için kesin karar ve azim derecesinde olması gerekir. Çünkü irade ve istek olmadan, akıldan gelip geçen şeylerin bir sevabı veya günahı yoktur. Niyetle sevap almak için ayrıca hayır ve iyilikleri özlemek, yapmak için fırsat gözlemek, nasib olması için duâ etmek ve yapamadığına da üzülmek gerekir.
وَآخِرُ دَعْوَانَا أَن الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

1 Allah Yolunda Yardım ve Cömertlik, Dilaver Selvi, Semerkand Yayınları.

2 Aynı meâlde âyetler için bk. Meâric, 70/24-25.

3 Fıkhın Aydınlığında İbadet Ve Hayat, Dr. Kemal Yıldız, Semerkand Yayınları, sf.245-246.

4 Allah Yolunda Yardım ve Cömertlik, Dilaver Selvi, Semerkand Yayınları.

5 Allah Yolunda Yardım ve Cömertlik, Dilaver Selvi, Semerkand Yayınları.

6 Buhârî, Edeb,39;Müslim,Fedâil,Bab:14.(No:56);İbnu’l-Cevzî,Sıfatu’s-Safve,I,l78;Dârimi,Mukaddime,l2; Beğavî, el-Envâr, I, 283.(No: 360)

7 Dârimi, Mukaddime, 12.

8 Avârifü’l-Meârif (Gerçek Tasavvuf), Ebû Hafs Şihâbüddin Sühreverdî, Semerkand Yayınları, sf.303.

9 Ehl-i Hizmet, Muhammed Mübarek Elhüseyni, Semerkand Yayınları, sf.69.

10 Tirmizî, Zühd, 17.

11 Tirmizî, Zühd, 33; Ahmed, Müsned, VI, 50.

12 Allah Yolunda Yardım ve Cömertlik, Dilaver Selvi, Semerkand Yayınları.

13 Tirmizî, Şemâil, nr. 355; Heysemî, ez-Zevâid, 10/241; Begavî, el-Envâr fî ,Şemâili'n-Nebî, 1/287.

14 Edep Ya Hu, Siraceddin Önlüer, Semerkand Yayınları, c.2, sf.170.

15 Buhârî, Zekat, 26; Müslim, Zekat, 57.

16 Müslim, Zekat, 97.

17 Ebu Ya’lâ, Müsned, No: 6040; Tabarânî, el-Kebîr, No: 1024-1025; el-Evsat, Had. No: 2593; Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, III, 126.

18 Allah Yolunda Yardım ve Cömertlik, Dilaver Selvi, Semerkand Yayınları.

19 Buhârî, Zekat, 7; Müslim, Zekat, 63; Tirmizî, Zekat, 28; Nesâî, Zekat,48.

20 İbnu Kesir, Tefsir, VIII, 12.

21 Allah Yolunda Yardım ve Cömertlik, Dilaver Selvi, Semerkand Yayınları.

22 Müslim, Zekat, 65; Tirmizî, Tefsiru Sure (2), 37.

23 Allah Yolunda Yardım ve Cömertlik, Dilaver Selvi, Semerkand Yayınları.

24 Bkz: Taberî, Câmiu’l-Beyân, XIV, 4l; Beğavî, Meâlimu’t-Tenzîl, VIII, 88; Şevkânî, Fethu’l-Kadîr, V, 200; Kurtûbî, el-Câmi’, XVIII, 25.

25 Bkz: 29. dipnottaki kaynaklar. Ayrıca bkz: Buhârî, Menâkıbu’l-Ensâr, l0; Tefsiru Sûre, (59), 9.

26 Yukarıdaki tefsirlerde gösterilen yerlere bakınız.

27 Buhari, Müslim

28 Buhari, Müslim

29 Buhari, Müslim

30 Tirmizî

31 Ahmed, Hakim

32 Ebu Davud

33 İbnu Hacer


Dostları ilə paylaş:
Orklarla döyüş:

Google Play'də əldə edin


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə