“alıntı” Zizek



Yüklə 1,37 Mb.
səhifə19/26
tarix27.07.2018
ölçüsü1,37 Mb.
#60162
1   ...   15   16   17   18   19   20   21   22   ...   26

K4 - Şimdi ben bir anımı anlatayım. Şimdi 1967 yılında askerim asker ocağında. İstanbul’da askerim. Ankara’lı bir onbaşı arkadaşım var. İkimizde onbaşıyız. Çok samimiyiz. Büfeye gidiyoruz beraberiz, nöbete gidiyorsa ben onu soruyorum o beni soruyor. O kadar samimiyiz ki, beraber yiyip içiyoruz. Bir gün ne olduysa, böyle bir mevzu açıldı Alevilikten Sünnilikten bahsediliyor. Baktım, arkadaşız ya aramız bozulmasın, ben şöyle bir kendime en azından dedim ki: “Bak, Alevilikten Sünnilikten konuşuyorsun, ben Aleviyim. Ona göre konuşun da sonra aramız bozulmasın, şimdiye kadar can ciğeriz,” dedim. Ben bunu söyleyince, böyle suratıma baktılar, “Olur mu öyle şey! Ya sen nasıl Alevisin?” dediler. “Sen Alevi olamazsın.” “Neden? Eee! bugüne kadar biz beraber bu asker ocağında, bir bölükteyiz, bir aradayız beraber yaşıyoruz, yediğimiz içtiğimiz tuttuğumuz nöbetler hep beraberiz, bugün niye kötü olduk? Şimdiye kadar iyiydim arkadaşınızdım da, Alevi olmakla? Size peki nasıl anlatmışlar Alevinin, nasıl bir kişi olduğunu, karakterini, nasıl bir karaktere sahip olduğunu ki siz ürktünüz benden!” Ondan sonra görmedim ben o arkadaşları.

A - Sordunuz mu? Ne dediler sorunca?

K4 - Hayır yani cevap vermiyorlar. İşte Aleviyi o kadar kötü anlatmışlar ki bu insanlar, kafa yapıları ona göre gitmiş. Şimdi inanmadılar. Ben ısrarla söyleyince. Bu arkadaşlar Ankaralı, ondan sonra selamı kestiler merhabayı kestiler. Benden uzak durdular “Alevidir” diye. Yani şimdi biz bunları yaşıyoruz. Ben bizzat yaşamışım. Unutmuyorum onu. Ama demin de söylediğim gibi biz gene iyi niyetimizi, kişiliğimizi.... Onlara muhatap almak istemiyoruz. Yani en azından onları, yine de hor görmüyoruz biz insanları. Çünkü onlar ona göre yıkanmış, ona göre deşarj edilmiş, ona göre yönlendirilmiş.
K5 - Benim ki şimdi bu gerçektir. 1965’te asker oldum. Hozat’a gittim. Hozat Tunceli’nin, pek de bilmiyorum o zamanlar. Şimdi akşam Atatürk’ün yeni merasimi geçti. 4 nöbet çavuşu ders veriyor. İşte ben de ne olacak, o günkü 1.Ordu Komutanı mı, İlhan Eratay’dı o günkü. Bunlar soruyor, “bu,” diyorum. Sonra o Tugay Komutanı da şeyde, Üsküdar’da Tugay, Jandarma Tugayı, Sivas’ın Zara’da, İbrahim Çavuş diye bir tanesi, şu kadar kısa boylu bir şey tamam mı. Geldi bana bilgi istedi. Zoruma gitti benim şimdi. 9 kişi bir karavanda, piyade tüfeğim, benim yok yani boş. Yani tüfek benim olmasa vuracağım. Şimdi o Yozgatlı, yemeği yiyor, “Allah,” diyor işte bu “Kızılbaş,” diyor. Zoruma gidiyor. Ama ben olay çıkarmak için. Kasaturayı çıkardım, mahsus vuruştuk, bunun burayı yardı kasatura. Yavuz Albay’a “Hıdır,” diyorlar. “Hıdır” diye, Aleviymiş, Hozatlıymış Albay da, bilmiyorum da “Hıdır,” diyorlar. Albaya “Alevi,” diyorlar. Olay yukarıya gitti, mahkemelik olarak devşirdi. Acemi okulu şikayet etmiyorum. Çocuğun dudak kanadı, problem, o zamanki nöbetçi çavuş ortaya çıkardı. Buna dört tane tokat vurdu; bana iki tokat vurdu. “Haaa,” dedim, “bunlar tamam çekmeyeceğim. “Ha şimdi bana Kızılbaş,” derler ben basıyorum küfürü. Neyse işte olacak, Konya’da Ali Gazi diye bir çavuş var. Bu adama yaklaşıyorum ama “Aleviyim,” de demiyorum. “Konya’dan,” dedim “Alevi çıkar mı? çıkmaz.” “Ya bir tane bizim bir onbaşı var, ya, Allah belanı versin,” dedi. “Sen niye söylemiyorsun bana. Oda Aleviymiş biliyor musun?” dedi. “Allah senin belanı versin, sen onbaşısın sen niye korkuyorsun,” dedim. Üçüncü bölükle dördüncü bölük karışık, ders yapıyoruz. Dördüncü bölükte, şöyle asil, baba yiğit, uzun baba yiğit bir çocuk, her akşam dersten sonra ya bu çavuşu dövüyor ya onbaşıyı dövüyor. Nereli olduğunu bilmiyorum onun. Orda şef kalmış çocuk, acemi başlatmış ya. Bir de şimdi ceza, dört ay geçtiği zaman çavuşun başı gücü yetse döversin. Neyse o çocuk her akşam çavuşun başını dövüyor. Gene işte İbrahim Bey Malatyalı mıydı nereliydi, bir gün beni çekti, “gel hele gel.” “Ne var?” dedim. “Yav bu pezevenkler sana ne?” dedi. “Demedi,” dedim. O zaman dedi ki: “Sana şey olursa vur,” dedi. “Yalandan korkma,” dedi. Bölükler karışık biliyor musun? Yazıcı geldi. Yazıcıya dedim ki: “İbrahim, sen beni üst tarafa çıkarsana,” dedim, “biliyor musun.” “Niye?” dedi. “Ya bak bana böyle diyorlar, sen,” dedim, “çıkar o zaman ya çavuşa gideceksin ya da yazıcıya gideceksin ki,” üstüne direkt çıkamıyorsun başka. “Tamam, sen de şey et,” dedi. “Ben de Aleviyim,” dedi Malatyalı bu yazıcı. “Ben seni çıkaracağım,” dedi. Ondan sonra, o dediğim çavuşa beni çıkardı, toplanmışlar biliyor musun? Dedi: “Böyle böyle sen ne yaptın?” Söyledim, şey ettim, neyse onu örtbas ettiler. Ordan geçelim şeye, ordan Kars’a gittik. Kars’ın Arpaçay’a düştük. Oraya da vardım ki, Kars’ın Develi’de başçavuş bizim...üstüne kalmış....Ama bu Develi’de olan başçavuşu biliyorum ya Alevi, Alevi ama söylemedi. Bizim aşçı var o da Kayserili. Onunla kavga ettim şimdi. Bu bizi iyi dövdü ama başçavuş. Ondan sonra sordu bana: “Niye kavga ettiniz,” dedi. “Komutanım valla ne... ilgisi var ne Aleviyle ilgisi var bizim kavgamızın,” dedim, biliyor musun? Orda işte hiç yoktan...
K6 - Benim askeriyede başımdan geçti. Acemi birliğinde, Hatay'da yaptım. O bölgenin genelinde Şii Alevileri, Arap Sünnileri yerleşik olduğu için. Askerde bir tane var, Arap, Şii Alevisi vardı. Bu sürekli bayılırdı. Bir gün içtimadayız, Astsubay geldi işte sordu mahsus: “Bizim buralarda kimler oturuyor?” falan. İşte dedi: “Şeyler var, Şii Aleviler var, Sünniler var işte Araplar var,” dedi. “Aleviler var mı?” dedi. “Var,” dedi. “Peki nasıl insanlar?” Bilmiyorlar şimdi benim Alevi olduğumu, ben de çaycılık yapıyorum, dolaşıyordum. “Şey,” dedi, “çok pis çok kirli insanlar,” dedi. Ben bunun üstüne yürüdüm. Dedim: “Ben de Aleviyim.” Orada Astsubay farkına vardı. Şey yaptı bizi ayırmaya kalktı, orada birbirimize girecektik. Ondan sonra şikayet etmek istedim. Bırakmadı Astsubay. Çünkü sorumlusu o, olayı başlatan o. Ondan sonra böyle iki üç hafta bizi birbirimize getirmedi, aynı bölükteydik çocukla. Uzak tutmaya çalıştı ve başardı. ...birliğinde de birkaç kere başıma geldi. Ramazanda sürekli iftar saatlerinde nöbet tutturuyorlardı bana iki saat üç saat. Bunu yüzbaşıya söyledim. O da aynı sorunu yaşattı.
Tarsus'tan katılımcılarn anıları:

K1 - 5-6 ay askerlik dönemim sırasında, benim üstüme acemi bir arkadaş geldi, o da çavuş olaraktan geldi. Kırıkkale’den… Kırıkkale olduğu için, babam da Kırıkkale’de yaşadıkları için, dedim ki: “Alevi misin?” dedim, “Evet,” dedi. Konularımızı baya böyle ciddi bir şekilde, işte Alevi meselesinden, Aleviliğin gelişinden, gidişinden böyle anlatıyoruz. Tabi, usta oldu, aradan böyle bir zaman geçti. “Ya Bekir Yıldız’ın bir kitabı var, bu iyi güzel, çok iyi bir sanatçı da, Alevi,” dediler. Ben de dedim ki: “Ben de Aleviyim”. Dediler ki arkadaşlarım: “Yok, sen Alevi değilsin,” “Niye, yani Alevi olmamız için alnımın şatında bir şey yazması mı lazım? Aleviyim,” dedim. “Hadi, seni Halil Çavuşun yanına götüreceğiz,” dediler. Halil Çavuş da hoca, benden sonra artık hoca oldu, hadi 5 vakite bırakmadı. “Siz Alevisiniz, Kızılbaşsınız,” dedi. “Evet, Aleviyiz, Kızılbaşız,” dedim. Bana dedi ki: “Kelimeyi şahadet getir.” Ben de: “Eşhedü enla ilahe illallah ve eşhedü enla Muhammeden Abdühü ve Resulu,” dedim. “Ali Resullah diyorlar, sen onun için Alevi değilsin,” dedi. “Ya sen nasıl kabul edersen et, ben kimsenin mezhebine, dinine karışmış bir insan değilim, burada çok değerli arkadaşlarımız var, gayrimüslimler. Bunlar da insan, biz de insanız, sen de insansın, askerliğimizi yapıp gideceğiz,” dedim. Ondan sonra aramızda, artık bir Alevi-Sünni meselesinden dolayı bayağı hırslandık. Bizim tuttuğumuz takımı onlar tutmuyorlar, bizim tuttuğumuz arkadaşları, mesela göreve yazacağımız arkadaşlara ona yazmıyorduk, böyle bir konu. Sürtüşe sürtüşe geldi. Benim çavuşluk rütbemi söktüler, onbaşı yaptılar. Yüzbaşı söktü, “onbaşı olarak kalacaksın,” dedi. “Başım gözüm üstüme, fark etmez, onbaşı olsam ne olur, çavuş olsam ne olur,” dedim.
K2 - Ulaşcığım bunun askerde bi şeyle karşılaştım, Alevilikle ilgili bir durumla karşı karşıyayız. 2002’de askerdi, sanat endüstri mezunu, ancak Uzakdoğu sporu yapıyor. İzmir’den Van’a tayini çıkıyor, dağıtımı, orada görev yapacak. Orada sporcu, fiziği yerinde olduğu için istihbaratı seçiyor. JİTEM’de görev yapıyor. Dosyalarını falan, özgeçmişini inceliyor. Bakıyor, babası gomünist, Gızılbaş, amcası komünist, Gızılbaş, bi amcası yine aynı, dosyalar çıkıyor. Bu işte, bu dosyada çıkıyor. Çağrıyorlar, “Lan oğlum, sen babayın dosyasını aştık böyle bi kabarık çıktı. Amcanın aynı, öbür amcanın aynı. Hem Alevisiniz, hem gomünistsiniz. Seni devlet buraya nasıl gönderdi?” “Valla bilmiyom, devlet seçti beni buraya, geldim,” diyor. “Ne yapak?” Diyor: “Ne yapacaksınız yapın, ben askerlik yapmaya geldim,” “Hakkari’ye gönderek seni,” diyor. Zaten Doğudayım, Van’dayım,” diyor. “İstiyosanız gönderin, ben orada da görev yaparım,” diyor. “Tamam git,” diyolar. Görevden alıyolar, JİTEM’den alıyorlar çocuğu, geri hizmete veriyolar. Afyon’da bi tane Üstteğmen çocuğu yanına alıyo, “Sen benim korumam ol,” diyor. Kendi de birliğine alıyor. Askerliğini böyle, o görevden, geri hizmette görev yapıyor.
Havza'dan bir katılımcının bir anısı:

K - 1977-78 yıllarında Sayın Başkanımız Şahin Alkan Esenboğa’da görev yapıyor. Ordaki eratın içinde bildiğimiz tanıdığımız kardeşlerimiz vardı. O zamanki oranın Bölük Komutanı ismini vermeyim yine, taze fasulye yemeğinin içerisine bahçe de beslemiş olduğu tavşanlardan birisini, tavşan ve keklik besliyor, o tavşanın birsini kestirip doğrattırıp attırıyor. Eskişehir’de bir erimiz vardı, Haydar ismi, soyadını söylemeyim, tanıdımız çocuklar var, tanımadığımız da var. Bu orda aşırı derece de karşı çıktı, protesto etti, yemedi. Bunun gibi bilenlerde aynı şekilde ben de dahil. Orda öyle bir olay oldu. Mülki askeri birliğin içerisinde bu. Demin ki öğretmenim Hamdi Beyin anlattığı gibi, her makamda var her yerde var. Bu kardeşimiz Haydar da ertesi gün gidiyor, o Üstteğmen’in yaptığı harekete karşı onun kekliklerini öldürüyor. Yani bu durumda, bir olmayacak bir mevki de makamda bu iş oldu.
Çeşme'den bir katılımcının anısı:

K - Şimdi olumsuz bir şey işte, hep az evvel de arkadaşları bahsettikleri gibi mum söndü olayı, Kızılbaş olayı hep bu tür şeylerdir. Gene askerdeydim ben dağda nöbetteydik. Nöbet tutuyoruz, göreve çıkmıştık. Nöbeti bıraktım geldim çadırda yatıyoruz. Ufacık bir çadır, iki kişi zor sığıyor tabi. Şimdi çadıra böyle uzandım ama uyku tutmadı. Her taraf çamur içerisinde çadırın içi. Dışarıda da arkadaşlar bir tarafta da sohbet ediyorlar. İşte başladılar “mum söndü, Aleviler şöyledir, Aleviler böyledir, Kızılbaştır, işte mum söndü yaparlar, belli ayları falan vardır.” Ben hiç tepki göstermedim sadece dinledim. Başka ne anlatacaklar acaba. Şimdi bunlar başladılar lafı çevirdiler, konu bitti. Başka konular açıldı. Ondan sonra ben dışarıya çıktım. “Ne yapıyorsunuz?” dedim. Dedi: “İşte sohbet ediyoruz.” Dedim: “Az evvelki sohbetiniz daha iyiydi,” dedim. “O sohbete biraz daha devam etsenize,” dedim, “biraz da ben öğreneyim,” dedim. “Hangi sohbet?” Ya dedim: “Hani, mum söndü olayı vardı, o nasıl oluyor bana da bir izah et.” Öyle deyince çocuğun rengi değişti. Yani anladı benim Alevi olduğumu, orada bir tepki göstereceğimi. Biraz da konuşma da zaten karşıdaki insan anlıyor ne olacağını. Anladı şimdi. Ya dedi: “Sen Alevi misin?” dedi. “Evet,” dedim, “Aleviyim.” “Sen,” dedi, “Alevi,” olamazsın. “Neden olmam?” dedim. “Hayır ya olamazsın,” dedi. “Alevi,” dedi, “biz bir sürü Alevi duyduk gördük,” dedi. “Gördük,” demedi, “duyduk işte anlatıldı bize,” dedi. “Sen çok farklı bir insansın,” dedi. “Sen Alevi olamazsın,” dedi. “Senin arkadaşlarına dostuna insanlara yaklaşım şeklin falan çok farklı.” “Peki,” dedim, “Aleviler nasıl yaklaşıyordu size? Size nasıl anlatılıyordu? Sen az evvelki söylemiş olduğun...” dedim. “Ben Aleviyim,” dedim. “Ben bu tür şeyleri görmedim,” dedim. “Duydum ama görmedim, böyle bir şey olamaz. Peki sen de Alevi olsan yani Aleviliğin, senin etin ayrı değil kemiğin ayrı değil, beynin ayrı değil aynı bendeki vücut yapısı sende de var, bendeki duygu sende de var. Sen de kendini bir Alevi olarak hisset,” dedim. “Kendini bir Alevinin yerine koy,” dedim. “Peki sen böyle bir şey yapabilir misin?” dedim. “Hayır,” dedi yapamam. “O zaman o da yapamaz,” dedim. “Ama hayır illa yapar diye iddia edersen, tartışalım,” dedim. Ondan sonra tabi özür diledi tabi. Ondan sonra bir daha böyle bir şey olmadı. Ki ondan sonra da Aleviler çoğaldı, hiç kimse Alevi yokken, bir tane Sivaslıdan hariç, o da Ali Can ismi, Ali Can olunca bir çağrışım yapıyor orada, hemen sormak ihtiyacı duyuyorsun “Alevi misin?” diye. Bir de Sivas yöresi tabi ki. Bir öyle şey yaptık ondan sonra bir baktık ki üçte biri Aleviymiş bölüğün. Ama kimse kimseye sahip çıkmıyor.
İzmir'den bir Alevi yurttaşın anısı:

K - Ben o konu da askerde bir sorunum olmuştu, mesela bir Mehmet.... diye Çorumlu bir arkadaşım var. Muhabbet ediyoruz. Alevilikten şundan bundan konu söz konusu olunca, ben de dedim “Aleviyim,” Ben öyle derken, bizden üst devre çavuşlardan birisi, yan bölüğün de yazıcısıydı duymuş. “Ne demek lan sen Alevisin?” Dedim: “Bayağı Aleviyim?” Ama yetersiz bir Aleviydim, bilgisiz bir Aleviydim o zaman, en azından şu an ki halime göre diyeyim. “Alevilik nedir?” dedi. Dedim: “Ya Alevilik,” dedim, o zaman bilmiyoruz ya, bilgisizliğin verdiği sıkıntı, “Alevi,” dedim, “bir mezhep,” dedim ya. “Sen nasıl Sünniysen,” dedim, “ben de Aleviyim.” “Vay sen Aleviyim diyemezsin, bilmem ne yapamazsın gibi bir sürü tartışma.” “Seni bölük komutanına şikayet edeceğim, seni askeriye mahkemeye verdirteceğim.” Sonra ben de ister istemez bir panikleme, bir korku, yani gerçekten askerde “Aleviyim,” dedin mi suç mu? Daha sonra, başka bir arkadaşımız geldi, çavuş arkadaşım meğer o da Aleviymiş. O benim sıkıştığımı anlayınca adeta yardıma gelmiş. Şey yaptı. Daha sonra öğrendim ki, bölüğümüzde dört tane çavuş varmış, bir sürü arkadaşım varmış. Ama Aleviliğini herkes saklıyordu. Bu da nedir bilinçsizliğin şeyi. O zaman böyle bir sorunla karşılaşmıştım.

7. Bölüm: ÇOCUKLUK YILLARINDA VE ÖĞRENCİLİK HAYATINDA YAŞANAN AYRIMCILIKLAR
Bu bölümde Alevi yurttaşların kendi çocuklarında yaşadıkları ya da çocuklarının yaşamakta olduğu Alevi olmaktan kaynaklanan mağduriyetleri ve öğrencilik yaşamının Alevi olmaktan kaynaklanan zorluklarını konu edeceğiz. Alevi çocukları “öteki” ile karşılamaya başladıktan sonra kendilerinin “başka” bir şey olduklarını fark ediyorlar. Genellikle o zamana kadar kendi kültürlerine dair fazla bir şey öğrenmemiş olan çocuklar, karşılarındaki hazır ve donanımlı “öteki” karşısında eziklik yaşayabiliyorlar. Kimi zaman bu eziklik bir teslim olma durumu ile sonuçlanabiliyor. Bu durumlarda çocukların kendi aileleriyle aralarında sorunlar oluşuyor. Çocukların kendi kültürleriyle tanışamaması, bu araçlardan yoksun olması ve tam aksine “öteki”nin kültürel ve inanç pratiklerine maruz kalması bir çoğunu derinden etkileyebiliyor. Buna yakın arkadaşlarını anlam veremedikleri nedenlerle kaybetmeleri, üstüne üstlük çeşitli hakaretlere uğramaları da eklenince psikolojik yaralar daha da derin oluyor. İleri ki yıllarda ergenlik dönemlerinde ya da üniversitede okurken bu psikolojik duruma daha sistematik ve fiziksel olan ayrımcılıklar da eklenebiliyor. Bu yıllarda daha önce arkadaşlarını kaybederken tecrübelenen gençler, artık “saflarını” belirlemek zorunda kalabiliyor.

Çocukluk ve ergenlik yıllarına dair örnekler
İstanbul'dan bir katılımcının Erzincan'da geçen çocukluk anısı:

K - Benim çocukluğumda, ben okuldayken işte. Dördüncü sınıftaydım. Erzincan ..den öğretmenimiz vardı. Onun oğlu da bizle okuyordu köyde. Onun oğluyla bizim bir arkadaşımız oynarken, çocuğun kafası böyle şeye geldi, burnu kanadı. Çok aşırı derecede çocuğun burnundan kan geldi. Bütün öğrenciler seferber oldular yani çocuğun burnundaki kanı durdurmak için. Köyde sağlık ocağı, herhangi bir şey yok yani. Orada çocuğun kanını durdurduk sildik. Öğrenciler kendi aramızda, mendillerimizle falan yani böyle müdahale etmiştik. Öğretmen içeri girdiği zaman, o bende çok kötü bir iz bırakmış hala da yani, girdi içeri: “Ne oldu?” dedi. Dedik işte: “Hasan’la senin oğlun oynarken çocuğun burnu şeye geldi burnu kanadı.” “Olamaz,” dedi. Tekme tokat çocuğa girdi. “Pis Kızılbaş,” dedi. “Sen benim oğlumu bilerek böyle yaptın,” dedi. Öğretmen dedi bunu. Ve bir öğretmenimiz de onunla beraberdi, Tuncelili bir öğretmenimiz vardı Şahin Mutlu zannedersem, o da bende bir şey bırakmıştı. Ve o öğretmenimiz hiç bir şey bırakmamıştı. Bizim köyümüze de hiçbir siyaset girmemişti ama.

A - Yani Tuncelili öğretmen de müdahale etmedi?

K - Etmedi. Evet. Ve biz “Kızılbaş'ın” ne olduğunu bilmiyoruz ama bak. Ben tabi, çok aşırı derecede gözümüzün önünde dövdü Hasan’ı , komalık etti yani. Babasına bile demedi: “Öğretmen beni dövdü, bana bu kelimeyi söyledi.” Çünkü biz o kelimenin anlamını bilmiyorduk “Kızılbaşlık” nedir. Böyle bir olay başımdan geçmişti. Hala da ben onun şeyindeyim, çok da heyecanlandım yani onu hatırlarken gerçekten. Ondan sonra ben bir gün öğretmenime sordum, dedim ki, o Şahin Beye sordum, Tuncelili öğretmenime, dedim ki: “Öğretmenim neden Kızılbaş denir bize?” dedim. Dedi işte anlattı bana böyle böyle. Peki dedim “Neden orada bir mücadele etmediniz? Neden demediniz bunlar çocuktur yani? Senin oğlunda olabilir kardeşinde olabilir.”

A - Hoca ne dedi siz böyle sorunca?

K - Tuncelili öğretmene söylediğim zaman valla yanıtı çok şeydi: “Oynamasaydı,” dedi. “Onun oğluyla, burnunu kanatmasaydı,” dedi. Bu da ayrı bir olaydı. Evde ben bunu anlatmaya çalıştım, benim babamda beş yaşındayken vefat etmişti. Abim askerden gelmişti. Abi dedim: “Böyle böyle çocuğu dövdü,” dedim. “Öğretmenin ismi şu an Murat mıydı? Peki niye dövdü?” “Böyle bir olay oldu,” dedim. “Bir de 'Kızılbaş' dedi çocuğa,” dedim. “Bilerek sen benim çocuğumu böyle yaptın,” dedi. “Abi,” dedim “Kızılbaşlık,” dedim ben Şahin hocaya sorduğum kadarıyla böyle bir anlatımla anlattı. “Ya kızım seni okuldan alacağım, senin dilin çok uzamış,” dedi. “Karışma böyle şeylere,” dedi. “Bizde siyaset yok,” dedi ve beni okuldan aldılar. Abim beni okuldan aldı. Ve dördüncü sınıftan sonra beni okula vermedi. Bilmiyorduk ki, ben İstanbul’a geldikten sonra Aleviliği öğrendim. Çünkü bizim köylerimiz Sünni köylere çok uzaktı.
Çanakkale'den bir katılımcının bir ortaokuldaki bir anısı:

K - Ben aslen Sarıkamışlıyım, Kars’sın Sarıkamış Kazası’ndan. Ortaokulda okuyordum, ortaokul birinci sınıftayken, arkadaşlardan biri dedi ki, yani bizim Alevi olmayan arkadaşlardan biri, bana böyle bir aramızda sohbet ederken, çocuğuz hepimiz. Ben de fazla öyle Alevilik konusunda, fazla bilgim yok yani, bir şey bilmiyorum. Neyse, o zaman ortaokul birdeyim. Bana dedi ki bir tanesi: “Ola Türkmen oğlu,” dedi. “Siz, mum söndürüyormuşsunuz.” Ben şaşırdım, yani mum söndürmek, ben bilmiyorum, görmedim de. “Nasıl?” dedim. “Mum söndürmek ne, nasıl bir şey?” dedim. Yani tabi onlar bizi “Türkmen oğlu” diye böyle hep dışlıyorlar. “Türkmen oğlu,” “Türkmen kızı,” şeklinde. Neyse ben dedim: “Öyle bir şey bilmiyorum, görmedim,” dedim. Dedi: “Siz, şey yapıyormuşsunuz, yoğurda batırıyormuşsunuz,” dedi. “Ne batırıyormuşuz? Ben bir şey bilmiyorum böyle bir şey” dedim. “İşte böyle böyle yapıyormuşsunuz.” “Yok,” dedim, “ben öyle bir şey duymadım da, görmedim de.”
Antalya'dan bir çocukluk anısı:

K - Çünkü babam benim o konuda başarılı olmamı istiyordu ve ben de öğrenciliği seviyordum ve başarılıydım. O işin ayrı bir yönü, ama babam aynı zamanda benim Kuran Kursu almamı istedi ve camiye gönderdi beni. Bu ilk çocukluğumda yani ilköğretim çağında yaşadığım bir olaydır benim. 15 günlük bir cami maceram oldu, 16. gün Alevî olduğum için o da o ana kadar cami hocasının inisiyatifiyle durabildim. Birinci gün “Ne işin var lan senin burada?” diye karşılandım, hakaretler ve küfürlerle, 15 gün cami hocasının inisiyatifiyle.

A - Kim hakaret, kim hakaret etti? Arkadaşların mı?

K - Diğer Sünni çocuklar fakat Sünni çocuklar: “Senin ne işin var yani, sizin neyinize gerek din, iman, Kuran veya Arapça,” diye. Ben 16. gün kovuldum oradan. Şimdi bu küçüklükte olan bir olay.
İzmir'den bir katımcının bir anısı:

K - Şeyde okulda tiyatro grubu oluşturulacak. Din dersi öğretmeni bu işle ilgileniyor, tiyatro grubuyla ilgileniyor. Ozan'ın Meltem öğretmen var, daha önceki işte beş yıl Ozan’ı okutan Meltem hoca var. Meltem hocaya soruyor diyor işte: “Kimi imam rolünde oynatabiliriz?” falan o ara Ozan diyor ki, ben de oradan geçiyordum. Meltem hoca beni gördü: “Aha Ozan’dan daha iyi mi olur? Ozan’ı oynat.” Din dersi öğretmeni dönüp diyor ki: “Ozan olsa olsa Alevilerin imamı olur,” diyor. Şimdi yani bir tiyatro oluşturulacak, o tiyatronun oluşumunda bile o ayrımı koyabiliyorlar. Yani imam olabilmesi için Sünni olması gerekiyor, tiyatro da imam olabilmek için Sünni olmak gerekiyor. Yani Alevi kimliğin varsa imam falan tiyatro dahi imam falan olamazsınız.

A - Kaç yaşında çocuk bu arada?

K - Çocuk 13 yaşında.

A - Daha yani ortaokul?

K - Tabi ortaokul öğrencisi. Bunların hepsi örnektir ya bunların hepsi şeydir ya. Her gün bir yerlerde bir şeyler mutlaka yaşıyorsunuz.

Dışarıdaki yaşamda ritüellerle ve “öteki” ile karşılaşan Alevi çocukları bocalıyor, “ne” olduğunu anlayamıyor, “kimliğini” arıyor.
Tarsus'tan bir örnek:

K - Bir de, bizim ailelerimiz, bize çocukluk dönemlerimizde, hiç kimse, yani büyükler de dahildir, belki yapan vardır içimizde de, kimse bize Alevi olduğumuzu anlatmıyordu. Aksine 5-6 yaşlarımızda, Sünnülerin çocuklarıyla camiye gönderiyorlardı, ya Kuran kurslarına, her yaz bu camilerde çocuklar Kuran kurslarına gider, bizi oraya göndermeye çalışıyorlardı. Gidiyorduk, yani biz de bilmiyorduk aslında.

A - Bu da bir baskının sonucu değil mi?

K - Bu baskının sonucu, ama ailelerden kaynaklı.

A - Sizin açınızdan demiyorum. Aileniz bir korkudan kaynaklı.

K - Geçmişten kaynaklı. Çocuklar bir sorun yaşamasın, işte köyden geldiler, yabancı bir yer, burada bir sorun yaşamaması için, bize bir şey anlatmıyorlar. “Siz de gidin camiye,” diyorlar. Tamam, biz gidiyoruz, cami uyumsuz geliyor, aile yapımızla bizim uyumsuz geliyor, biz 4-5 ay sonra kaçıyoruz. Gittik, hoca anlatıyor, dinliyoz, sureleri falan, sureler bitiyor, Kuran okumaya geçiyorsun. Hoca bir soru sordu, bilemedik. Yanında bir tane daha var, iki tane eğitmen hocası var. Bana sordu, ben soruyu bilemedim. Yanımdakine sordu, o da bilemedi. Döndü dedi: “Nasıl bilmezsin?” dedi. Nar çubuğuyla bir tane vurdu kolumuza, şuradan şuraya çizildi. Dedim: “Demek ki, cami bize yaramıyor.” Ama biz hâlâ bilmiyoruz, bir de ondan sonra zaten camiye gitmedik. “Ben gitmiyorum,” dedim.
Ankara'dan bir örnek:

K - Benim oğlan okuldaki arkadaşımızı demiş ki: “Siz Alevi misin? Biz Sünnüyük, onun için siz bize gelip gitmeyin.” Benim oğlan da geldi: “Anne, Bayramgil Sünnüymüş, biz Aleviymişik, o nasıl oluyor?” dedi. “Oğlum, sen ona bakma, o cahillik, insan insandır,” dedim. Ama çocuğun kafasını gurcalıyo, zaman zaman bana sorular soruyordu.

A - Ne gibi sorular soruyor?

K - “Alevilik ne demek? Sünnülük ne demek? O insan nasıl, bu insan...? O da insan, onun da kaşı, gözü, eli ayağı var, aynı kafaya sahip, aynı konuşmalar. Bu neden oluyor?”

A - Siz ne diyodunuz o zaman?

K - Ben da valla gerçekten bilmiyorum ki, anlatayım çocuğuma. “Oğlum, herhalde biz Aleviden doğduğumuz için Aleviyik, onlar da Sünnüden doğduğu için Sünnü, biz Ali’yi tutuyok, onlar Osman’ı tutuyo,” diye çocuklara anlatıyodum. Hani Hz. Ali’yi tuttuğumuzdan dolayı. Gerçekten ben bilincinde değildim.
Samsun'dan örnekler:

K1 - Şimdi ben bir olay anlatayım. Benim bir taraftan amcamın oğlu, bir taraftan dayımın oğlu İstanbul’da Türkan Şoray İlkokulu daha yeni kurulmuştu. Şu an işte amcamın oğlu 67 doğumlu. Ki herhalde 38 yaşlarında falan oluyor şu an. İlkokula giderken öğretmenleri, işte Allah'tan, peygamberden anlatırken, “Çocuklar aranızda ailenizde namaz kılan falan var mı?” demiş. “Namazı duydunuz mu?” Tabi o gecekondu semti, Rumelihisarı üzerinde. O semtin hemen hemen %80 Alevi-Bektaşi. İşte bizim köyü, eşimin köyü, Yeter ablaların köyü, sizler tanırsınız, işte üç köyü bir arada kurulmuş bir semt. Tabi Yakup, amcamın oğlu Yakup, ayağa kalkıyor diyor ki: “Öğretmenim biz Aleviyiz, biz namaz falan kılmıyoruz,” diyor. Öğretmenin de ilgisini çekiyor. “Ha, öyle mi?” diyor, “Başka biri var mı bu sınıfta?” diyor. Böyle 7, 8 kişi parmak kaldırıyor. Ve anlatıyor ki amcamın öyle: “Peki öğretmenim diyo dayımın kızını göstereyim,” diyor, Gülnihar’da parmak kaldırmıyor.
Yüklə 1,37 Mb.

Dostları ilə paylaş:
1   ...   15   16   17   18   19   20   21   22   ...   26




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2024
rəhbərliyinə müraciət

gir | qeydiyyatdan keç
    Ana səhifə


yükləyin