“alıntı” Zizek



Yüklə 1,37 Mb.
səhifə6/26
tarix27.07.2018
ölçüsü1,37 Mb.
#60162
1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   26

K3 - Benim kızım var. Bayram Emmi de tanıyor, Erdoğan falan tanır. ...Lisesinde okuyor, merkezde, lise ikiye gidiyor. Hoca din dersi veriyor. Bir konu anlatılacak. Yani konuyu anlatacaksınız. Çocuk da başarılı bir öğrenci bilirler yani çok güzel bir okuması var. Konuyu anlatıyor, en güzelini anlattığı şekilde, güzel anlatıyor. Hocası diyor ki, bunun Alevi olduğunu biliyor. “Hayır” diyor. “Sen bu konuyu anlatamazsın.” “Ödevi var, öğretmeni,” diyorlar “En güzel Necla anlattı”.

A - Ne dersi bu, din dersi mi?

K3 - Din dersi. Din dersinden bir şeyin yani bahanesiyle okuyacak oluyor. O da bahanesiyle okuyor, güzel anlattığı halde, çocuğa Alevisin diye, bu konuyu anlattın diye düşük not veriyor.

A - Peki gittiniz mi görüştünüz mü öğretmeniyle?

K3 - Yok canım gitmem ben. Görüşmedim. Alevisin diye ona şeylik yapıyormuş, düşük not veya şeylik yapıyormuş.
K4 - Din derslerinde din kültür hocalarımız vardı. Bu okuldan mezunum ben ilkokul ortaokul, 18 senedir buradayım. Mesela öğretmenimiz din derslerinde namaz kılmayı falan gösterirlerdi. Namaz kılmak şöyle olur böyle olur. Tabi ki yapmak istemezdik, biz Aleviyiz kendi özümüz belli. Benim özüm Alevilik, cemevinde yapılan bir ibadettir diye şeyler var mesela. Biz kendimiz yapamıyoruz tabi beceremiyoruz hareketler olsun dualar olsun. Bizim kendi özümüz var kendi dualarımız var kendi ibadet şeklimiz var, onları yapamıyoruz tabi yapamadığımız için zayıf alıyorduk derslerimizden.

A - Kaldığın oldu mu hiç din dersinden?

K4 - Tabi kaldığım oldu, tabi ki. Ya din derslerini zar zor geçiyorduk, arkadaşlarımızın yardımıyla geçiyorduk yani. Çünkü bana anlatılan bana ailemin vermiş olduğu belli bir bilgiler var.
K5 - Ben 1970’de okula gittiğim zaman, hoca kalktı dedi ki: “Kelime-i şahadet getir”. “Bilmiyorum,” dedim. Ne olacak, sınıfta kaldım. Bir baktım iki hafta sonra geçti. “Kalk,” dedi. “Beş vakit namaz kıl,” dedi. Ben dedim: “Bilmiyorum ki neyini kılacağım”. “Sen Alevi misin?” dedi. “Ben Aleviyim,” dedim. Sınıfta kaldım, otomatikman. İki sene gittim de geldim o derse. En son hoca inat etti ben inat ettim. En son geçirmek zorunda kaldı, devreye başkaları girdi. O yüzden mağdur kalıyoruz, bunu saklamanın şey yapmanın. Alevi toplumunda hepimiz eziliyoruz.
K6 - Bakın benim kız orta 1'de mesela gelmişti. Din hocası bir takım ayetler söylemiş. Kız bayağı zorlandı yani, ezberlemek istiyor. Ben de dedim: “Kızım ezberle”. Kız bayağı zorlanıyor. Yani orda, biz mesela Aleviyiz. Bizim inanç tarzımız farklı. Yani şimdi o kızı o derece, o öğrenciyi zorlayıp şu 3 taneyi ezberleyeceksin. İşte namazın ayetlerini söyleyeceksin. O çocuk için büyük bir zorluktur. Ayrıca, mesela benim çocuk lisede, e orda bu namazla ilgili bazı şeyleri sorduğunda, çocuk dolayısıyla bilmiyor. Biz kılmamışız, çocuk da bilmiyor. Orda sınıf içinde çocuk rezilliğe uğruyor adeta, kişiliği zedeleniyor. Yani, din dersi kitaplarında Alevilikle ilgili hiçbir bilgi yok. Üstelik taşlanıyor yani Alevi. Çok kötüdür. E bu insan onuruna yakışmayan bir harekettir yani. Öyle bilgi, kültür yuvalarında öyle çocukların o derece ezilmesi, rencide edilmesi demokrasiye sığmaz yani.
K7 - Şimdi bu Cumhuriyet okulundan bizim çocuklar, Ramazan’da, gitmişler camiden bir tane hoca getirmiş, orda öğretmen. Orda öğretmen çocuklara demiş ki: “Ramazan’da kim oruç tutuyor?” “Burda kim tutmuyor?” “Kim Alevidir?” “Kim Sünnidir?” bizim çocuğa. Alevilerde hepsi ellerini, kaldırıyor: “Biz Aleviyiz”. “Alevi iseniz, siz niye oruç tutmuyorsunuz?”. Çocuk da geldi bana söyledi. Ben alemin içine girdim, arkadaş gelin bunun dersini verek, bizim çocuklara nasıl böyle diyorlar. Kimse gelmedi. Ben bu cemevine geldim. Bu cemevine söyledim. Gittiler, a bu Alibeyköy'de doktor da vardı başkan da vardı, Kadir Abi buradaydı, Kadir Abi sen de buradaydın. Bunların hepsini topladık, okula gittik. O öğretmen camiden getirmiş öğretmen olarak. Onu ordan sürgün ettik. Müdüre baskı verdik. O çocuklar orda yaşıyorlar. Hangimiz sahip çıkıyoruz? Ben dedeye soruyorum, diyor ki benim kızıma din dersi gösteriyor. Dede sen gidip sahip çıktın mı? Sen dedin mi benim kızıma niye bunu öğretiyorsun? Söylemediler. Söylemiyorlar. Söylemeye söylemeye ne oluyor biz baskı altında kalmışız. Şimdi Ali Abi, bak Ali Abi de burda. Ali Abinin oğlu, benim oğlum, bir tane de Erzurumlu çocuk vardı. Epey kimden onların kafasında, bütün hiçbir kafa yoktu. Çocukları okulda kızları çıkarttılar masanın üstüne, namaz kıldırdılar. Müdür de böyle kapıda duruyor onlara bakıyor. Hani mini etek, külot çorap. Çocuğa kalktılar gittiler onları şikayet ettiler, baskı verdi müdüre. Polis getirdi, içerde Ali’nin oğlu, benim oğlum Erzurumlu çocuğu götürdüler 9 gün işkence yaptılar. Haa Aleviler siz hiç gidip o çocuklara sahip çıktınız mı ki bu kızları çıkarıp masanın üzerinde namaz kıldırdılar. Sorayım bunları.
K8 - Burada işte çocuklarım ilkokuldayken, kızım tek tek kaldırıyor öğretmen. İşte şu süreyi okuyun. Namaz nasıl kılınır, bayanlarda nasıl kılınır, erkeklerde. Benim çocuğum bunu yapamıyor. Çünkü biz öğretmedik. Çocuk yapamayınca, öğretmen bayağı bir bağırıyor işte hakaret ediyor: “Siz işte Müslüman değil misiniz? Senin annen baban nasıl bir anne baba da öğretmez,” diye. Ondan sonra ağlayınca bir de tokat atıyor. Eve geliyor benim çocuğum. İşte geliyor diyor anne böyle böyle oldu. Okula gittim ben. Dedim ki yani: “Sizin ne hakkınız var çocuğa tokat atmaya ne hakkınız var?”. Döndü bana dedi ki: “Siz Türkiye’de yaşıyorsunuz, Müslüman değil misiniz?” dedi. Ben dedim: “Müslümanlığım sizden sorulmaz yani. Ben bunu öğretmediysem sizin rencide etmeye hakkınız yok,” dedim.
K9 - Benim kızım bu sene yaşadı yani bu Ramazan’da yaşadı bir olay. Din dersi çalışırken işte nasıl olsa hepiniz oruçsunuz, gelin öğlen yemeği yoktur, gün boyu ders yapıyorlar, şey yapalım o saatte de işte öğlen saatinde biz size din anlatalım, Ramazan dolayısıyla bir ay boyunca. İlk Ramazan günü benim kızım diyor ki: “Ben yemeğe gideceğim,” diyor. “Aaa sen oruç tutmuyor musun?” diyor arkadaşları. “Hayır ben tutmuyorum”. “Nasıl Müslümansın?”. “Ben Aleviyim”. “Ondan sonra din hocasının bana bakış açısı değişti,” diyor. Daha sonra işte ben gittim görüşmeler yaptım işte konuşmalar yaptım, kızım da biraz dilli olduğu için bazı şeyleri söylüyor, geçen gün de baktım diyor, şey benim gözümün içine bakarak, işte 12 imamlar şöyledir, muharrem ayı böyledir, böyle bir övmeye başladı diyor. Ama Hatice hanımın yaptığı gibi hepimiz yapabilsek bunu, yani hakkımız arayabilsek mahkemelere başvursak, belki biraz daha işin boyutu değişir.
Tokat’tan katılımcıların din derslerinde yaşadıkları mağduriyetler:

A - Din derslerinde mesela ne yapıyordunuz?

K1 - Liseyi ilk ben yatılı okudum. Çok iyi hatırlıyorum. Din hocası bir tane sıranın üzerine seccade... Onu sıranın üzerine şey edip bize namaz kıldırtıyorlardı. Çünkü o bölge okulunun öğrencilerinin %99’u Aleviydi. Yani Alevi köylerden geliyordu, köylerde okul olmadığı için. Okul yönetiminin böyle özel bir çabası vardı, çok ilgileniyorlardı hani bizim namaz öğrenmemizle ilgili tabi. Gerçi öğrenen olmadı da. Lisede şey vardı, din hocası 10 tane dua verip bunu ezberleyemezsen dersi geçemezsin gibilerinden böyle dayatmalar oldu tabi.

K2 - Ama be öğrendim hepsini. Bütün duaları da çok iyi bilirdim. Sonuçta ben Aleviliğin dualarını da bilirdim.

K3 - Ben baskıyla öğrendim.

K4 -Yok ben kendi istediğim için değil. Bana dedi geçirme dedi. Hala nasıl ezberledim Fatihayı. Hocadan daha iyi okuyordum yani [gülüyor]. Ben de sakız çiğniyordum Ramazan’da okulda. Ondan sonra din hocası şey demişti bana: “Sen ne biçim insansın, ahlaksız bilmem ne”. Böyle sarmıştı bana. Ben: “Niye falan?” demiştim. “Benim karşımda sakız çiğneyen adamı var ya, erkek olsan şimdi seni öldürürdüm”. Ortaokulda. Ondan sonra işte şey: “Bir kere başıma geldi,” dedi. “Bankta oturuyordum parkta”. İşte dedi: “Yanıma geldi, simit yiyor Ramazan’da,” dedi. Adam iki metre bir şeydi zaten. Dönmüş işte demiş ki: “Yiyemezsin”. O demiş ki: “Nefsine hakim olamıyor musun?” Ondan sonra dedi adamı bir dövdüm bir dövdüm. Ben de dedim ki: “Sizin de orucunuz güzel kabul olmuştur,” dedim. “Bak hala konuşuyor bak seni de döverim,” dedi. İşte, zahar oruç kafasına vurmuş.
İzmir’den katılımcıların yaşadıkları ayrımcılıklar:

K1 - Ben başlayım isterseniz. Şimdi benim yaşadığım olay değil de, son birkaç haftadır aslında yaşanan olaylar var ilköğretim okulunda. Bu okulda işte Alevilere karşı çocukları, öğretmenin direkt çocukları kışkırtması gibi olaylar gelişmiş. Din dersinde içki günahtırla başlayan bir konu ve içkiyi kimler içer işte tartışmasına dönüyor. Öğretmen şey diyor: “İçkiyi dinsizler içer, içkiyi ateistler işte içer, onlar kötüdür şöyledir böyledir,” bir sürü propaganda yaptıktan sonra sekizinci sınıf öğrencisini çağırıyor sınıfa. Ve soruyor. Önceden anlaşmalı bir şekilde olduğu gibi, çocukların gözleminde bile ortaya çıkıyor. Soruyor kıza: “Kızım içkiyi kimler içer?” O da: “Aleviler içer,” diyor. “Neden diyor?” “Aleviler dinsizdir,” diyor. Sınıfta Tuncelili beş tane kız öğrenci var, bunlar bizim tiyatro öğrencilerimiz zaten, onlar aktardılar. Çocuklar ağlıyorlar. İşte: “öğretmenim neden böyle söylüyorsunuz işte bizi aşağılıyorsunuz” tarzında duygusal tepkiler veriyor. Ve çocuklar arasında, diğer çocuklar bu kez evet “dinsizsiniz, Allahsızsınız, sizi istemiyoruz” gibi çocukların bir saldırısı oluyor, çocukların diğer çocuklara Alevi çocuklara saldırısı oluyor.

A - Fiziksel bir şekilde mi yoksa?

K1 - Kavgaya dönüşecek boyutta bir girişim oluyor yani. Sonra çocukların biri gidip sanırım, Tuncelili bir öğretmen var okulda, ona haber veriyorlar. O sınıfa geliyor, tepki veriyor, işte din öğretmenine kızıyor. Çok şiddetli bir tartışma gelişiyor aralarında. Sonra işte öğretmeni tekrar disiplin kuruluna veriyorlar, Tuncelili öğretmeni. Sınıftaki beş Alevi çocuğu işte götürüp ifadelerini alıyorlar. Sonra sınıfta diğer çocuklar kendi aralarında, karar nasıl çıkıyor bilmiyorlar ama geldikleri zaman ifade vermeye giden öğrenciler geldikleri zaman onları döveceğiz gibi bir karar alınıyor. Fakat döndüklerinde yanlarında o diğer Tuncelili öğretmen olduğu için böyle bir olay gelişmiyor. Ama sınıfta şimdi tamamen böyle bir bölünme var. Alevi çocuklarla diğer çocuklar birbirleriyle konuşmuyorlar. Öğretmene karşı bir böyle bir gelişme var. Turabi nerde, Turabi sen de duymuşsun bu olayları belki daha farklı bildiğin ayrıntılar vardır. Çocuklar hatta bu konularla ilgili yazı yazıp getirdiler ben istemiştim.

A - Peki öğretmen herhangi bir yaptırıma maruz bırakmış mı çocukları yoksa? İşte ders, nottur yönetime taşımaktır?

K1 - Şu anda disiplin kuruluna verilmesi gibi bir durumları söz konusu. Ve müdahale edilmesi gereken bir süreçteler yani. Gerek öğretmen açısından gerek çocuklar açısından, dışarıdan derneklerin ya da ne bileyim yani etkili olabilecek kişilerin müdahale etmesi gereken bir durum söz konusu. Çünkü o Alevi olan öğretmeni de okuldan atmak istiyorlarmış, böyle bir durum da söz konusuymuş. Yani bir şekilde ya istifa verecek ya kendisi tayin isteyecek, ya da farklı bir oyuna gelip atılacak. Böyle bir olay var şu anda.

K2 - Yok yan boyutları bayağı geniş. Bir de çocuklar üzerinde çok yoğun bir baskı var. Şu anda sürekli anlatıyorlar; 2. sınıf mı, 3. sınıf mı öğrencisi bir kızımız var, şey diyor işte: “Her sureyi okuyana bir puan veriliyor. Ben beş tane sure ezberledim,” diyor. “Bunları okudum,” diyor. Ama diyor: “2 aldım,”. Zayıf almış çocuk. Zayıf not gelmiş yani dönem sonunda. Çocukların psikolojisi çok kötü durumda yani.

K2 - Şimdi, oğlum da burda kendisi, orta bire gidiyor. Din hocası işte namaz öğreneceksin diye not verecek.

A - Bu ne zaman oluyor bu arada?

K2 - Kendisi burda, Baran gel buraya!

A - Gel gel anlat hikayeni?

K2 - Sen diyordun ya: “Öğretmen işte namaz kılacaksın filanı öğrenemedim”. İşte din desin de olanı anlat bakayım. ne oldu ve neler oluyor?

K3 - Ya öğretmen şimdi: “Namaz kılın,” diyor.

A - Ne zaman oldu bu arada?

K3 - Valla birinci dönemin sonlarına doğru. İşte öğretmen dedi: “Namaz öğrenin”. İki kişiyi kaldırdı, iki kişi de güzel okudu, yani namazını kıldı sıranın üstünde. Ondan sonra ezberleyin dedi.

K2 - Peki sen ezberledin mi, senden de aynı şeyi istiyor.

K3 - Ezberlemedim.

K2 - Ezberlememiş. Ondan da aynı şeyi istiyor. Üstelik bir de o dualar falan vardı, şeylere yazmıştınız.

K3 - ama duaları da söylüyor, ben okumuyorum.

A - Hoca bir şey söylüyor mu, yaptırım yapıyor mu?

K3 - Yok.

K2 - Ama sonuçta hoca şeyi yani not veriyor. Not kırık olduğu zaman öğrencilerin de haliyle hevesi kırılıyor derse karşı.

K4 - Şimdi bak, Cumhuriyet İlkokulu denen bir yer var. Yeğenim var okuyor 8. sınıfta. Bu din dersinde bir problem çıkmış. 5-6 tane öğrenci var Tuncelili olarak. Özellikle de sınıf, şimdi imtihan olmuş. Karşılıklı çatışma olmuş bu imtihandan önce. Zaman geçmiş, not söylenmiş, not zamanı gelmiş. Bu Tuncelili çocuklar 4 ve 5 almış hepsi. Tabi orda benim yeğen din dersi hocası gelince elini kaldırıyor. Hocam diyor ki: “Bak geçen gün böyle bir problem yaşadık, her şeyi siz biliyordunuz, her şeyi öğrenciler biliyordu. Bak notlarını siz kendiniz okudunuz. Biz aldık hep 4, 5. Onlar 1, 2 alıyor. O zaman ya siz bu işi bilmiyorsunuz ya biz bilmiyoruz? Bu nerden kaynaklanıyor? Biz bilmiyorsak niye bize iyi not veriyorsunuz? Siz biliyorsanız niye notlarınız böyle?” Şimdi de süper lisede okuyor o öğrenciler. İşte öyle başarılar bizi memnun ediyor.
K5 - Tabi o zaman şöyle bir şey de vardı, bizim velilerimiz, ben parasız yatılı okuduğum için, din seçmeliydi din kültürü dersi, babam vermişti dilekçe, katılmasın diyerekten. İyi katılmasın, öyle gittik birkaç sene. Aniden Ecevit onu, 74’lerde mecbur kıldı. Ben beşinci sınıftaydım, zaten bir senemiz kalmıştı okulu bitirmeye. O mecbur kıldıklarında bizim çıramızı yaktılar.

A - Nasıl yaktılar çıranızı?

K5 - Şöyle çıramızı yaktılar. Bizim din dersine gelen öğretmenimiz, ben aynı zamanda sporcuydum voleybol antrenörümüz de bizim. Çok çok iyiydik takım içerisinde ama sınıfta çok farklılaştı hoca. Çünkü gelir gelmez bizi, bakın 17-18 yaşında genç kızlarız. Bizi böyle masanın üzerinde çıkardı ve kısacık etekliyiz, çünkü bizde erkek yoktu. O eteklerle namaz kıldırdı, kıldırdı ilk derste. Tabi biz buna karşı çıktık kılmayız bilmiyoruz diye.

Hocanın tavrı ne oldu;?



Hocanın tavrı şöyle oldu. Bizi hemen idareye verdi. Bizi idareye verdi, biz birleştik.
K6 - Baktım bizim çocuklar Doğanşehir’de, çocuklar din dersi çalışıyor.

A - Çocuklar dediğiniz, Aleviler di mi?

K6 - Benim kardeşimin çocukları, yeğenlerim, he! Ama nasıl çalışıyorlar yani böyle. Biri lisede, biri ortaokulda. Ortaokula giden çalışmada, 7. sınıfta. “Olur mu hala,” dedi. “Zayıf alırım ben,” dedi. “5 düşürmek istiyorum,” dedi. “Öğretmeniniz nereli?” dedim. Öğretmen de bizim oralı. Ama çocuklara dua ezberletmiş. Ya birbirlerine diyor ki: “Bak, kör olayım,” diyor. Bak çocuğun bedduasına. Yemin ediyor yani. “Allah çarpsın,” diyor kız. “Kuran çarpsın,” diyor.

A - Bunu gündelik hayatta söylüyor yani?

K6 - Evet, çocuk bunu yaşamış. Her taraf İzmir değil yani.

A - Tabi tabi, aile de işlenmediğine göre demek ki okulda?

K6 - Kalktım gittim ben öğretmenin yanına. “Bu nedir hoca?” dedim. Çocuk diyor ki: “Kuran çarpsın,”. “E hocam,” dedi. “Yani kötü bir şey mi?”. “Kardeşim siz biliyorsunuz bu çocuklar Alevi”. “Ee biliyoruz”. “Sen bunu buna öğretmek zorunda değilsin”. “E benim programım öyle yazmıyor”. Haklı o da. Doğru. Yani şu an biz din dersleri kaldırılsın dediğimiz zaman boşuna demiyoruz. Çocuk diyor ki: “Kuran çarpsın”. Bu olacak şey değil yani. Aynı şeyler mesela, ben de ortaokulda okurken, bir senemi Malatya’da okudum sadece, orda dersime giren öğretmen de türbanlıydı aynı zamanda. Yani türbanla giriyor, o zaman serbestti kamu kurumlarına girilebiliyordu. Müdür yardımcımızın geliniydi üstelik yani rahat bir yeri vardı. Ve kadın istediği gibi at koşturuyordu yani namaz kılacaksınız diyordu. Bir koca sınıfta ben kılmadım, ben de nasıl kılamadım, ben namaz sırasında kaçıyordum. Kaça kaça, en son bir gün denk geldi, o gün bir şey oldu buna. Beni de atladı unuttu, arada ben kaynadım, namaz kılmadan ben dersi geçtim. Ama kıldı herkes, mecburdu yani.
Tunceli'de yaşanan bir ayrımcılık örneği:

K - İlkokulu Tunceli’de okudum ben. Ortaokul birdeyiz, gittik din dersindeyiz şimdi, şey dedi, ya işte üç dört tane cami var şimdi, hoca kaldırdı işte: “Ahmet sen polis lojmanlardakini camide, sen işte Bahçelievler'deki cami de görevlisin, sen diğerinde görevlisin. Akşam teraviye gelen öğrencilerin hepsinin ismini alacaksın. İşte ertesi ders bana vereceksin ona göre not vereyim”. Gittik biz, Sünni arkadaşlarla gidiyoruz, ne yapacağız. “Ee oğlum görünelim,” falan diyorlar çocuklar camiye falan. Neyse toplandık gittik ama nereye gittiğimiz, ne yapacağımızı bilmiyoruz. Gittik şimdi bakıyoruz sağımız solumuza, onlarla abdest alıyoruz biz de onlara uymaya çalışıyoruz. Neyse abdestimizi falan aldık. Hadi dedik lavaboya gidelim diye tuvalete gittik bu sefer. “Aha,” dedi bozuldu biri. Baştan aldık şimdi. Heyecan var korku var camiye gidiyoruz. Kapıdan girdik içeri, neyse işte, bakıyoruz Ahmet bizi görsün de var yazsın. Neyse Ahmet’e göründük, bir iki tane firara verdik. Bir iki kişi kaldı orada işte. Gittik. Sonra neyse işte isimler okundu, hani bundan atlattık. Şimdi benim de listede öyle kötü yerdeyim, tam ortadayım. Hoca böyle yoklama da parmağını getiriyor, tam benim ismimin üzerinde duruyor. Bir de her derste beni kaldırır mutlaka. Ezberlemiş: “Kalk,” diyor. Kalktık. Getirdiler masayı yanaştırdılar, sıraların önüne öğretmen masasının. Dedi: “Ayakkabılarını çıkar masanın üzerinde namaz kıl”. Bir tane hoca oğlu var onu da vermiş başıma. “Sen de takip et gereklerini yerine getiriyor mu?”. Bizler köy çocuğuz, ayakkabımız çıkarıyoruz çorabımız yırtık. Kalktım masanın üstüne, kalktım boyumda iyiydi yani. Ne yapacağımı bilmiyorum. “İrfan ne yapacağım,” diyorum o da bir şey söyleyemiyor hocanın korkusundan. Ben neyse 20 dakika falan dikildim ayakta falan. Hiç bir şey yapamıyorum ki bilmiyorum yani. Neyse şey yaptık. Ondan sonra indim geçtim sırama ama herkes tuhaf tuhaf bana bakıyor. İki üç tane Alevi var. Onlar da, Ramazan’dan Ramazan’a Alevi olduğumuz belli oluyor. Gerçi bizim Tunceli deyince belli oluyor da. Ama çok kötü rencide olmuşum. Ertesi gün ben okula gitmiyorum. Neyse falan, o yıl ben 17 gün devamsızlık yapmışım. Din dersi zayıf geldi tabi. Daha okul açılmadan ben din dersini düşünüyorum. Hoca da ki metre falan var, vurunca öldürür ama. Neyse, ne olduysa o hoca askere gitti. Bir tane asteğmen verdiler geçici olarak din kültürü dersine. O da hoş bir adamdı. Yazılılarda söylüyordu, kitaplardan yazıyorduk ve öyle geçtik sınıfı. Yoksa kalmıştık.
Çerkezköy'den bir katılımcının din dersinde yaşadıkları:

K - Başımdan ortaokul birde bir olay geçmişti. Dersimizi din dersiydi. İşte hoca şey yaptı, masadaki örtüyü aldı yere serdi. Sırayla işte kalkın namaz kılın diye. Sınıftaki çoğu Alevi olduğu için, bizim sınıfta 30 kişi vardı yani, en az 20 kişisi Aleviydi yani. Sünniler de vardı gerçi de, neyse; birkaç kişi kalktı namaz kıldı sıra bana geldi. Bana dedi: “Ayakkabılarını çıkar işte kıbleye doğru dön”. Ben şimdi durmuşum, hiçbir şey yapamıyorum. Diyor: “Oğlum kıbleye doğru dön”. Ben böyle durdum. Bana dedi: “Kıble hangi tarafta?”. Ben dedim: “Bilmiyorum hocam,” bilmiyorum yani kıble hangi tarafta. Dedi: “Namaz kılmasını bilmiyor musun?”. “Namaz kılmasını bilmiyorum dedim”. “Sana öğreteceğim,” dedi. İşte: “Ellerini şu şekil tut,” dedi. “Kıbleye doğru,” dedi. “Şu şekil tut”. “Ben sana söyleyeceğim sen aynı hareketleri yap,” dedi. “Ben namaz kılmak istemiyorum,” dedim. “Niye?” dedi. “Bizim evde kimse namaz kılmıyor,” dedim. “Niye kılınmıyor,” dedi. “Siz de hiç annen baban da mı namaz kılmıyor?”. Ben: “Bizim inançlar farklı,” dedim. “Biz namazı bu şekil kılmıyoruz,” dedim. “Biz cem yapıyoruz,” dedim. “Cem törenlerimiz var,” dedim. “O şekil yapıyoruz,” dedim. “Yani cemlerimiz var biz öyle namaz kılıyoruz,” dedim. Ondan sonra işte o biraz tuhaf oldu. İlk ben kalktım ya, benden sonrakilerin çoğu Alevi çıkınca bu biraz tuhaf oldu. Bu tabi yeni atanmıştı bizim memlekete, o da bilmiyor tabi. Ondan sonra bana dedi: “Otur yerine, sıfır”. Sözlü notu veriyor ya. Ben dedim: “Allah razı olsun,” dedim. Bir tane benden sonra bir arkadaş çıktı işte. Ona dedi: “Ayakkabılarını çıkar”. O da Alevi ya, Keşanlı. Baktım çocuk ayakkabılarını çıkardı, bir tane çorabı yırtık. Parmağı buradan çıkmış. Ona dedi: “Sen kıl,” dedi. Çocuk dedi: “Ben de bilmiyorum”. “Niye bilmiyorsun?” dedi. Çocuk dedi: “Ben Aleviyim,” dedi. “Ben namaz kılmıyorum”. “Bizim evde de hiç kimse namaz kılmaz,” dedi. Ona dedi: “Otur”. Sınıfın çoğuna sıfır verdi yani. O Alevi olanların çoğuna sıfır verdi. O diğerleri hepsi kıldı ya, onlar hep iyi verdi. Çok komik bir olay.
Tokat'ta bir çocuğun derste anlatılanlara tepkisi:

K - Din dersinde, geçen sene, lise üçteydi geçen sene değil. Sadece Hanefilik'i hoca hak şeyi olarak gösterdi. Ben de itiraz ettim. “Diğer dinler, diğer mezhepler, diğer görüşler var ya, bunların Müslümanlıkla bir alakası yoktur,” dedi. Ben de teneffüste görüştüm, dedim ki: “Yezidin yolundan gidenler, peygamberin yolundan gitmiş oluyorlar,” dedim. “Peygamberin amcasının oğlunun peşinden gidenler de demek sapıtmış oluyor,” dedim. “Bunun cevabı nasıl oluyor hocam?” dedim. “Bunun cevabını bana verin?” dedim. Teneffüste o da dedi ki: “O zaman geçmişin suçlarını bugünkü yaşayan insanlara mal etme,” dedi. Ben dedim ki: “Tamam biz Aleviyiz, biz Ali taraftarıyız, kesim tutmayanlar ortada, peki siz kimsiniz?” dedim. “Siz Hanefi iseniz o zaman yezitlikte size kalıyor,” dedim. Bunun başka bir karşıtı yok. Konuşmamız da böyle oldu.
Antalya'da mahkemelik olan bir örnek:

K - Benim şu anda 16 yaşında olan, 12 yaşındayken başından geçmiş olan bir olay var oğlumun. İlköğretimde okuyor, o zaman okuyordu. Din dersinden öğretmen soru soruyor. Sorduğu sorulara yani duaları falan soruyor işte. Bu da bana dedi ki: “Baba öğretmen bana ısrarla: “Arapça'sını istiyorum, ezberle gel,” dedi. Ben de: “Sevmiyorum Arapça’yı,” dedim”. Ben de: “Oğlum Milli Eğitim Müfredatında Arapça’yı öğrenmekle mecburen Arapça’yı anlatmak diye bir kural yok. Türkçe’sini söylersen o da kabuldür,” dedim. “Ben bunca yıllık öğretmenim,” dedim. Yani ben bunu biliyorum. “Merak etme,” dedi bana. “Eğer beni yanlış yönlendirirsen senin yüzünden sınıfta kalırım,” dedi şimdi. “Baba mama dinlemem,” diye böyle de espri de yaptı bana. “Tamam,” dedim, sen Türkçe’sini söyle, yazılı veya sözlüde fark etmez”. Çocuk önce yazılı oluyor. Yazılıda sorulan sorulara, dualara Türkçe’sini yazarak ama doğrusunu yazarak yani Türkçe’si ama doğrusu. Yani nokta bir virgül bile fazla eksik değil tam manasıyla aynısı, kitaptaki bilgi neyse hepsini yazıyor. Ama öğretmen buna 1 veriyor. “O biri de lütfedip verdim,” diyor öğretmen yani. “Sıfır ayıp olur diye bir verdim”. Bir de böyle dalga geçiyor bununla. İki gözü iki çeşme çocuk ağlayarak geldi. “Kağıdı fırlattı önüme.” Dedi ki: “Senin yüzünden,” dedi, “1 aldım.” “Oğlum sakin ol,” dedim. Uzatmayayım aldım kağıdı okula gittim. Ben bunu yaklaşık 4-5 yıldır her yerde velilere, ama özellikle Alevi velilere anlatırım bunu sürekli ısrarla anlatırım. Bir prototip örnektir yani.

Başımdan geçmiş net sonuç almışım. Şimdi yazılı kağıdının fotokopisini ve üstüne bir dilekçe yazdım. Dedim ki: “Milli Eğitim Müfredatı’na, Kanunu’na göre Arapça, ilköğretimde Arapça öğrenip ve Arapça cevap vermek diye bir mecburiyet yoktur, orta öğretimde de yoktur, üniversitede de yoktur. Yani eğitimin hiçbir aşamasında Türkçe’den başka yabancı dil diye kabul edilen, seçtiğin dersten yabancı dile girersin, o dersten o dille ilgili sorular sorulur ve cevabını sadece o ölçme ve değerlendirme onun üzerinden yapılır. Burada öğretmenin ölçme ve değerlendirme anlayışı bir kere insan haklarına aykırı, Milli Eğitim Müfredatına aykırı, onun da ötesinde, bu çocuğun psikolojisini ve onurunu rencide edici şekilde,” sıraladım. Dilekçeyi yazdım, müdürün önüne koydum. Bu nedenlerle dedim bir imtihan komisyonunun kurulmasını istiyorum. Adli şikayet haklarım baki kalmak kaydıyla idari yönden bu yazılının sonuçlandırılmasını istiyorum. Müdür tutuştu tabi. Müdür de MHP’li faşist bir adam. Tutuştu ortasını bulmaya çalıştı hemen. “Hocam lütfen hallederiz”. “Hayır efendim,” dedim, “bunun işlemini yapacaksınız,” dedim. “Adli ve idari haklarım baki kalmak kaydıyla,” dedim. “Şimdi önce buradan bir başlayalım düzeltmeye, onun sonrası gelecek.” İmtihan komisyonu kuruldu, öğretmen geldi imtihan komisyonundan evvel öğretmen çağrıldı odaya, öğretmen orada özrü kabahatinden büyük bir söz daha söyledi onu da tutanak altına aldım, hemen orada, çıkardım kağıdı tutanak yaptım. Dedi ki: “Efendim gelsin camide öğretelim,” dedi yani. Bu da bir suçtur. Öğrenciyi okuldan camiye davet etmek, camide ona Arapça öğretebileceğini ifade etmek, Kur’an kursu verebileceğini söylemek ayrıca da bir suçtur. İmtihan Komisyonu bu şeyle bu müracaat ile biri beş yaptı. Çünkü bütün cevaplar doğruydu. Bir beş oldu. Öğretmen idari yönden soruşturmaya uğradı, adli yönden soruşturmaya uğramasındansa açıkçası ben feragat ettim. Milli Eğitim Müdür Yardımcısı’nın ricasıyla. “İyi bir uyarı oldu,” dedi bu. “Şahsen rica ediyorum,” dedi. “Yani bir infiale dönüşebilir.” Kamuoyu ile paylaşacağımdan korkuldu. O arada ben şu ifadeyi de kullandım: “Ben Aleviyim, aynı zamanda Antalya’daki Alevi Derneklerinin başındaki yöneticilerden biriyim, çocuğumun bana kalsa, Devlet 12 Eylül mecbur etmese din dersine zaten sokmayacaktım, ama mecbur olduğu için, böyle bir zorunluluk olduğu için, din dersi zorunlu olduğu için bu çocuk din dersine giriyor, zaten istemediğim bir şeyi bana zaten zorla yaptırıyorsunuz, istemediğim ikinci bir şeyi de siz üstüne koyuyorsunuz, üçüncüye de davet çıkarıyorsunuz,” diye ifade ettim. Sonuçta buradan bu hakkı elde ettik. Şimdi bu bir örnektir. Ben velilere bunu ısrarla her zaman söylüyorum ama burada toplumsal bir evrilme yaşıyoruz maalesef. Yani ben bunu yaptım da yapan kaç tane adam var. Türkiye'de 20 milyonun üstünde Alevi olduğunu söylüyoruz ama nüfus cüzdanında İslam kelimesini silin diye dava açan bir tane insan var. Maalesef şu anda bir kişi var. Çocuğum zorunlu din derslerine girmesin diye mahkemeye müracaat eden bir tane örnek var içimizde. Bunu toplumsal bir refleks haline dönüştürmediğimiz sürece de üzerimizde egemen olan zihniyete yanaşma. Biraz evvel Serik meselesinde olduğu gibi. Çok önemlidir burası, mevcut olan egemen düşünceye, egemen dünya görüşüne, egemen inanca yanaşma, aidiyet duygusu, kabul edilme refleksi ile hareket etmek gibi bir davranışlar zincirine giriyor toplum. Kendi kimliğinden fedakarlık ediyor, kimliğini asimile etme pahasına, böyle bir davranış içine giriyor. Bir tane daha örnek vermek istiyorum. Bununla ilgili. Bu da Alevi Sünni evliliği ile ilgili.
Havza’dan serzenişler:

K - Halen dışlanıyor okulda. Ben bazı çocukları dinliyorum. Bilmiyorlar çocuklar içinden çıkamadıklarında üzüntü duyuyorlar gelip bana söylüyorlar. Ben bazı arkadaşların şey yapıyorum: “İsmini ver!” diyorum söylemiyorlar. Yani bu hoca yaptı bunu bize söyletti, alamıyorum yani çünkü okulumdan olurum diye endişesi var.
İstanbul’dan bir katılımcı din dersinde Aleviliğin aşağılanmasına dayanamıyor:

K - Adım Zeynep, 13 yaşındayım. Okuldaki din derslerinin zorunlu olmasını istemiyorum. Çünkü bu din derslerinde hocamız bize yazı yazdırdığı zaman bizim kıldığımız namazları diğerleri kılamaz. “Hristiyanlar bizden olabilir ama Aleviler bizden değildir,” diye yazı yazdırıyor. “Onlar da hırsızlık ve diğer kötü alışkanlık vardır,” diye yazdırıyor. Bunların hiçbirine inanmıyorum. Din derslerinin kalkmasını istiyorum. Mesela, bizim burda yazın tatillerde Kuran kursu veriyorlar. Yukarı tarafta bir tane Kuran hocası var. Orada öğrencilerine Hazreti Ali’nin resmini gördüğünüz zaman, ayağınıza alıp, ayağınızın altına alıp, çiğnemenizi istiyorum diye bir sure okutmuş. Bunu duyan öğrenciler Hazreti Ali’nin resmini gördüğü zaman ayaklarının altına alıp çiğniyorlar. Ve ben böyle şeylere inanmadığım için de Kuran kursuna gitmek istemiyorum. Herkes gidiyordu. Din Kültürü hocamız da bazen Kuran’dan sorular soruyordu. Onları bilemediğim zamanlarda sözlü notlarım kırılıyordu. Bu yüzden gitmek istiyordum. Ama Hazreti Ali’nin resmini çiğneyin dediği zaman ben vazgeçtim.
Varto'dan benzer bir katılımcı

K - Bir de din dersi hocasıyla bir tartışmamız olmuştu. Din hocamız şey demişti bize: “İşte Aleviler Allah’a inanmazlar, namaz kılmazlar, işte hırsızlıkları hep Aleviler yapar.” Biz de ona şöyle bir örnek vermiştik: “Siz camiye gidiyorsunuz, namaz kılıyorsunuz, o arada karşıdakinin cebini aşırıyorsunuz, çıkarken ayakkabısını alıp çıkıyorsunuz!” Baktım o şekilde, o konuyu kapatmıştı hoca. Kendi zor durumda kaldı mı hemen konuyu kapatıyordu.
Çanakkale’de yaşayan bir yurttaş din derslerinde Aleviliğin aşağılanmasına örnek veriyor:

K - Benim kendi şahsım adına, aydın, demokrat, laik hiçbir insanla, kültürü, dini ne olursa olsun hiçbir sorunum yok. Ama birkaç ay önce oğlumun sınıfında bir olay yaşandı. Bu eğitim açısından, gençlerin açısından gerçekten çok üzücü. Din dersi öğretmeni, sanıyorum Alevilik konusunu şöyle bir geçti ve Alevilerin cümbüş yaptığını çocuklara söylüyor. Oğlum eve geldi ve bizi yargılamaya çalıştı. Biz elbette ki anlattık, ama… “Aleviler cümbüş yapıyor,” denilmiş, daha detaylı anlatmadı. Yine baskı altındayız, sistem yüzünden baskı altındayız ki, bunun arkasını arayamadık, okulun kapanmasını bekliyorum. Bizim sorgulamamız gereken sistem, yani elbette ki anlatılan olaylar, benim de başımdan birçok olaylar geçti ve geçecektir de. Eğer devlet bize ne sunuyorsa, öğretilenler de o olacak. Sistemin değişmesi gerek diyorum.
İzmir'den benzer bir örnek:

K - Lise ikideyken bir olay yaşadım, o aklıma geldi. Bu işte, üzümden şarap yapılıyor ya. İşte hoca biz şeyi anlatıyor, tahtaya üzüm çizdi, şarap çizdi bir de boş bir daire bıraktı Tahtaya. “Her şeyin kökü nedir?” dedi. “Ya şarabın kökü ne üzüm, hammaddesi, o zaman, üzümü yemekte günahtır,” diyor, “aynı Kızılbaşlık gibi.”

A - Din dersinde?

K - Din dersinde. Ondan sonra döndü sınıfa, 63 kişilik sınıftı, her sırada üç kişi oturuyorduk. Döndü sınıfa, “Aranızda Kızılbaş falan var mı?” 63 kişi birden el kaldırdı. Çünkü bizim sınıfta, yani harbiden diyorum, 2000 kişilik bir okuldu. 2000 kişiyi toplasan, ya 10 tane Sünni çıkardı ya çıkmazdı. Belki o bile yoktur. Sınıfın hepsi el kaldırdı, hoca bayağı bir kızardı bozardı. Zaten seneye de tayin istedi Konya’ya gitti. Bir sene durdu okulda. Çünkü bayağı bir dayak da yemişti okulda. Tayinini istedi Konya’ya gitti. Ondan sonra döndü işte “Allah’a inanmayan var mı?” Her sınıfa giriyor bu aynı soruyu soruyor: “Alevi olan var mı? Allah’a inanmayan var mı?” her sınıfa. Belinde silahla okula giren bir hocaydı.
Milas’tan bir katılımcı din derslerinde Alevilere hakaret edilmesini örnekliyor:

K - Şimdi mesela bizim gazetelerde isterseniz onları arşivde bulabiliriz. Ören diye bir kasabamız var. Ören’deki din dersi hocasının Alevilerle ilgili yapmış olduğu dersler, sınıfta yapmış olduğu bir konuşma var. Burada Alevileri din dersi öğretmenin tanımladığı sıfat şu: “Onlar uyuşturucuya, alkole, zevke düşkün bir toplumdur”. “Alkole, sigaraya, uyuşturucuya zevkine düşkün bir topluluk” diye tanımlıyor. Ee sonra bir bayan öğretmen arkadaşımız var, Faik Bey’in hanımı, Neriman. Olayı bana duyurdu. Ben Milli Eğitim Müdürlüğü’ne dilekçeyle, Kaymakamlığa dilekçeyle baş vurdum. Milli Eğitime havale etti. Milli Eğitim’den iki tane müfettiş geldi. Benim ifademi aldılar. Ve adama gerekli ikazı yapacaklarını söylediler ama değişen bir şey olmadı. Adam gene öğretmenliğine devam etti. Bir başka olay da, Ortaca’da meydana geldi, çok yakın zamanda, geçen sene. Aynı benzer olayları yapıyor din dersi hocası, ve burada demokratik kitle örgütleri topyekün Muğla’dakiler basın açıklaması yapmak zorunda kaldılar topluca. Buradaki bu adamların laik Türkiye Cumhuriyeti’nde öğretmenlik yapacak kapasitede olmadıkları, yanlış yaptıkları, vatandaşın arasına... ayrımcılık ve bölücülük yaptıkları şeklinde var. Bunlar pek gazetelere yansımayan olaylar yani.
Diyarbakır’da Ortaokul birinci sınıfa giden bir erkek öğrencinin başına gelenler:

K - Dersimiz namazdı, hoca dedi “Abdest alın, namaz kılıcaz”. Ben de gittim hocanın yanına dedim ki: “Kılmayanlar, ne olacak”. O da dedi ki: “Sen nesin?” Ben de dedim ki: “Ben Aleviyim”. Dedi ki: “Alevilerin Müslümanlıkla alakası yoktur”. Ben de orda arkadaşların içimde şey oldum yani, üzüldüm.

(Babası devreye giriyor) Ben zaten o şerefsizi şikayet edecektim, okul yönetimi bırakmadı.



A - Herkesin önünde mi söylemiş?

K - Tabi tabi, deşifre etmiş çocuğu

A - Sonra ne oldu?

K - Bize söyledi, biz devreye girdik. Sonra okul yönetimi ile görüştük. Dedim: “Ben öğretmenler odasında bir açıklama yapacağım”. Yani böyle bir öğretmen bu okulda kalkıyor, böyle bir açıklama yapıyor. Diyebilir yani: “Sen nesin?” “Aleviyim.” “Oğlum öğren bunu, öğren sana lazım olur,” dese olabilir yani. Okul yönetimi çağırdı beni, tanıyorlar, Tuncelili olduğumu biliyorlar. “Lütfen, bunu ileri götürme, bu zaten yarın bir gün gidiyor, çocuğun hayatına mal olacak,” dediler. Yani okul yönetimi beni ikna etti ama ben de pişman oldum. Ya ben onu dövecektim orada ya da suç duyurusunda bulunsaydım çok iyi olacaktı. Ama, müdür yardımcısı benim arkadaşımdı, yalvardı, ben de suç duyurusunda bulunmadım. Bu çok ilginç bir şey. Bak, bu yaştaki çocuğu orada deşifre etmiş.
İstanbul’dan bir katılımcı ritüel farklılıklarının derste sorun oluşuna güzel bir örnek sunuyor:

K - Şimdi bir konu da ben anlatayım bu meseleyle ilgili. Şimdi bu ayrılmış. Ben bunun ayrıldığını bilmiyordum o an için. Ben dedim: “Şu çocuğa bir bakayım.” Bir de dedi ki bunun arkadaşları yahu dedi: “Muharrem okula gelmiyor.” Ben niye gelmediğini bilmiyorum. Bu bana demedi: “Baba ben okuldan ayrıldım,” diye çekindiği için. Çekindiği için söylemedi. Dedi: “Din hocasıyla kavga ettim,” dedi. Din hocası da: “Dövdüm,” dedi. “Niye dövdün,” dedim ya. “Bu namaz kılmasını bilir. Kökenimiz bizim imamdır. Biz ehlibeyt dediğimiz birinci Musa Kazım soyundanız. Kökenimiz çok şeye gider ta peygamber soyuna kadar. Biz yedinci göbeğiyiz. Bak bu da araştırmacıdır benim kızım bu da. Biz de kitap da var. Kökenimiz kitap da var,” dedim. “Benim çocuğum namaz da kılar,” dedim. “Kılamaz,” dedi. Dedim: “Hocam,” din hocasına o da benim hemşehrimdi. Dedim: “Hocam benim çocuğum namaz kılamaz dersen, aynı benim namazımı kılar. Siz görmeyin bu halk görsün, bir de siz burada namaz kılın,” dedim. Şimdi yanlışımız ne biliyor musunuz, biz tekbir getiriyoruz hani: “Durdum namaza uydum Kuran’a.” İşte öğle namazıysa: “Öğle namazına,” ikindiyse artık ne diyorsa artık vasıf budur. O doğrudan doğruya niyetlenmiş bu çocuk da işte benim gibi niyetlenince demiş: “Sen,” demiş, “namaz bilmiyorsun,” demiş. “Teknik lazım,” demiş. Teknik de doğrudan doğruya hiçbir şey görmeden hemen namaza niyaz edecekmişsin. Fark bu. Dedim: “Hoca sen o zaman namazı daha kısalt. On rekat olmasın öğle namazı on rekat olsun,” dedim ben de. Öğretmen de dedi ki: “Çocuğu haksız yere dövmüşüm,” dedi. “Haksız yere dövüşmüşüm,” dedi. “O çocuk haklı o zaman,” dedi. Konu yani buradan kaynaklandı. Mahkemelik oluyorduk onunla. Ben de çok sinirliydim ondan. Ben de çok dinciyim yani hakikaten dinciyim şimdi şu anda ateist gibi görünüyorum ama biz dini severiz. Ama niye severiz haklı yönünü severiz. Din hep garibanın yanında bulunmuştur yani hiç şeyin yanında bulunmamıştır. Topluma git bugün birbirimizi öldürürüz bak bu din sayesinde oluyor kaynaşma sayesinde. Şuradan bir çatışma çıksa dış devletten birbirimize canımızı temin eder oraya koşarız. Çok güzel Türk Milleti’nin milliyetçiliği vardır. Hele hele de bu kaynaşma yok Alevisin, Şafisin, Hanbelisin meselesi yoktur, bu bayrağımız için. Burada kan gölü götürür birbirimizi vururuz ama vatana geldi mi iş değişir bizde. İşte onun için dedim: “Sen milliyetçilik yapıyorsun Kuran’ı bari kısalt,” dedim. “Zaten kısaltılmış Kuran,” dedim o zaman duydum. Dedim: “Kısaltılmış biraz da siz kısaltırsınız,” dedim. O da öyle oldu.
İzmir’den bir ailenin din dersi ile gerilimi:

K1 - Geçen gün ders olayına bir dergi verilmiş. Çocuğa diyor ki “Arabistan’da yaşamış olsaydınız ne gibi şeyler değiştirebilirdiniz?”. Şey bu 12 yaşındaki çocuk. Düşün Arabistan’ın neresi olduğunu biliyor, nasıl yaşadıklarını bilmiyor. Ben de bilmiyorum. Hz. Muhammed'in doğum tarihini. Buna benzer.

K2 - Hangi dini müziği dinlediğinde aklınıza dininiz geliyor?. İlahi birkaç tane, beş altı tane şey var. Doldurma dedim, babam doldurtmadı de dedim.

K3 - Ha geçen hafta ben altından kalkamadım, çünkü çok saçma sapan şeyler. İşte “Yaşadığınız yörede Hz. Muhammed’in bir şeyleri var mı? Araştırın resimleyin,” ne derler ona. Yani ben bunlardan kalkamadım. Ama 124 sayfa, ama buna benzer hepsi, buna benzer. Aldım dükkana götürdüm, dedim, “Veli ha bunu ne yapalım?” E çocuk bu sefer öğretmeninden korkuyor. “Ya diyor ben diyor okula gitmeyeceğim”. “Babası karşı çıktı de” dedim. “Yapma o zaman bu din derslerini”.

K2 -Yapma değil babam doldurtmadı de,” dedim. O gün gidecektim de bir işim çıktı gidemedim.

K - Ya çocuk dedi ki: “Ben ölsem gitmeyeceğim”. “Neden gitmeyeceksin çocuğum?” Çünkü diyor: “Öğretmen o kadar arkadaşın içinde çıkacak, sen ders yapmaktan kaçınıyorsun sen bunu yapmakla zorunlusun”. Yani geçekten ben çocuğumun din dersi görmesine zaten karşıyım. Ha liseye giden bir çocuğum var ki benim, o karşılıklı diyor ki yani: “Ha ben sınıfta mı kalacağım kalayım, ben din dersine girmeyeceğim”. “Çünkü,” diyor, “bana namaz nasıl kılınır? Abdest nasıl alınır? İşte şu dua nasıl okunur?...” “Ya ben onu öğrenmek istemiyorum, benim kültürüm Alevilik,” diyor. “Ben Alevilikten dönmeyeceğime göre aşmayacağıma göre ben din dersi istemiyorum,” diyor.

4. Bölüm: HAKARET, İFTİRA VE KALIP YARGILAR
Alevilerin görüşmelerimiz boyunca rahatsızlıklarını en sık dile getirdikleri bir diğer konu Sünni toplumun kendileri hakkındaki önyargıları ve önyargıları dışa vurmada ortaya çıkan şiddet ve ayrımcılık pratikleri olmuştur. Aleviler gündelik yaşamlarının her noktasında çeşitli fantezilerle desteklenen bir çok hakaretlerle ve iftiralarla karşılaşmaktadırlar. Başından bu önyargılarla karşılaşma pratiği geçmemiş Alevi bulmak neredeyse imkansızdır. Örneğin bir çok çeşitlemesi olan ve kamuoyunda yaygın olarak mum söndü adıyla bilinen bu iftira, Alevilerin ibadetleri sırasında mumları söndürerek toplu ilişkiye girdiğini imâ etmektedir. Buna benzer ve oldukça hastalıklı bir ruh durumunu yansıtan sayısız iftira ve karalamaların bir kaçını şu şekilde sıralamak mümkündür:


  • Alevilerin bir karış kuyruğu vardır;

  • Alevinin kestiği yenmez;

  • Aleviler mum söndü yapar, ana bacı tanımaz;

  • Aleviler yıkanmaz, pistirler;

  • Alevinin altı hayvan üstü insandır;

  • Aleviler aşureyi dedenin abdest suyundan yapar;

  • Aleviler yemeğin içine tükürür;

  • Alevi öldüren doğrudan cennete gider;

  • Aleviler adam yakar;

  • Aleviler insan yer

  • vb.

Bu başlık altında toplanan hikayelere pek çok insanın ikna olmayacağını öngörmek yanlış olmayacaktır. Kalıp yargı adını verdiğimiz yukarıdaki yargıları akıl yoluyla anlamanın imkansızlığı açıktır. Bu yüzden de diğer başlıklardaki hikayelerde rastlamadığımız kadar çok fiziki saldırı ile karşılık verme hikayesini bu başlık altında bulmak mümkün olacaktır. Ayrıca Alevilerin karşı saldırısına yol açan bu yargıların Alevi dünyasını ne şiddette etkilediği ve incittiği de ifade edilmelidir. Şimdi, bizim dinlerken hayretler içinde kaldığımız örnekleri bazı başlıklar etrafında sunmaya çalışalım.



Mum Söndü” iftiraları ile ilgili örnekler
Mum söndü” iftiraları yalnızca cahil, eğitimsiz kesimlerden değil, eğitimli, üniversite bitirmiş kesimlerden de geliyor.
Ankara’dan bir katılımcı:

K - Ya şunları o mum olayına da çok şey yapıyorlar. Mum cemlerde yaktığımız mumu çok eleştiriyorlar. Ben o mumla ilgili bir örnek vereceğim. İlk geldiğimiz sene, daha sonraları çok bu tarz şeylerle karşılaşmadım da belki bulunduğum çevreden girdiğim ilişkilerden kaynaklı da olabilir. İlk sene arkadaşlarla yeni yeni tanışıyoruz birlikte vakit geçiriyoruz, evlerindeyiz şey dedi: “Ya sen Alevi misin?” diye sordu. “Evet Aleviyim,” dedim. Dedi ki: “Ya bir şey soracağım ama yanlış anlama.” Bir de bu tarz bir yaklaşım var; bir şey soracağım ama yanlış anlama gibi bir üslup kullandı şey dedi: “Ya sizde mum söndü varmış, cem varmış,” dedi. “Cem törenlerinde mumu söndürüp herkes birbiriyle ilişkiye giriyormuş,” dedi. “Karanlıkta artık kim kime denk gelirse; baba oğul baba kız bu tarz bir şey söyledi.” Ama hiç beklemediğim bir şey çünkü biz diyoruz ki: “Üniversiteler toplumun vicdanıdır, aklıdır.” Bu insanlar okuyor birazcık kendilerini ifade edecekler artık. Toplumu bir yere getirecekler ama bu insanlar belli bir yaşa gelmiş belli bir kültür almış belli bir üniversiteye girmiş, bu tarz beklentilerin var, böyle bir şey görünce hayal kırıklığı yaşıyorsun. Ben şey dedim: “Bunu senin mantığın alıyor mu, bana soruyorsun? Bunun gerçekliğini nasıl kafanda tartıp da bunu yapıyorsun açıkçası ben sana diyecek bir şey bulamıyorum,” dedim. “Öyle bir şey yok ama merak ediyorsan, gerçekten merak ediyorsan bu konuda sana yardımcı olabilecek kişilerle tanıştırabilirim,” demiştim. O günden sonra görüşmedik. Orada gerçekten merak ettiği için sormadı. Orada beni diğer arkadaşlara teşhir etmek için, “sen Alevisin, siz kötüsünüz” demek için sordu. Orada ben dışlandım. Onlar öyle devam etti ve hala devam ediyorlardır.
Havza’dan bir katılımcı:

K - Ama yeri geldiği zaman hepsi bir araya gelip görüşlerini açıklarlardı. Açıklarken de şöyle denirdi: “Ya Aleviler mum söndü yapıyor, ya Aleviler efendim bir horoz getiriyorlar, çırpınıyor, mum sönüyor, ondan sonra bacı kardeş demeden birbirlerine giriyorlar,” dedikleri zaman biz durumun böyle olmadığını söylesek dahi inandıramıyorduk. Öğretmen olarak öğretmen camiası olan Sünni arkadaşlarımıza bile inandıramıyorduk bunu.
Çeşme’den bir katılımcı:

K - Hacı Bektaşlıyım ben. 16 Ağustos törenlerinde İstanbul’dan bize misafir geldi. Bir anne oğul. Akrabalık da var, benim eniştemin teyzesi. Geldiler. Tabi biz çocuğu bizimle yaşıt olduğu için, devamlı beraberiz. İşte gezi diyoruz dolaştırıyoruz. Annesi bizim validelerle işte pederle beraber geziyorlar. Akşam saat oniki bir gibi falandı. Benimle aynı odada kalıyor arkadaş da. Oturduk. Yani tam yatmak üzere konuşmaya başladık, orada buradan açıldı sohbet, Aleviliğe geldi. Dedim: “Biz Aleviyiz.” “Olur mu?” dedi. “Benim aklımda çok soru işareti var bu konuda,” dedi. “O zaman varsa bildiğim kadarıyla yardımcı olayım. Ha bilmediğim bir şey varsa, ilk işim sabahleyin sana bunu öğrenip, izah etmek olur. Sor,” dedim. “Horoz uçurma bayramınız varmış sizin,” dedi. “Düşünüyorum yani horoz uçurma bayramı nedir?” dedim. “Anlat bakalım neyin nesi, ben bilmiyorum öyle bir şey yani. Anlat en azından yani bu olayların çağrışımından ismi farklıdır belki.” Anlatmaya başladı. Ben başladım gülmeye. İşte bir tepsinin üzerinde bir mum yakarmışız; işte bütün aileler toplanırmış bir araya, sonra işte bir horoz alırmışız, horozu ortaya atarmışız; horoz mumları söndürürmüş, mumları söndürdükten sonra herkes birbiriyle ilişkiye girermiş yani.

A - Yani şimdi o şeyleri duya duya artık biz onları ayıp saymıyoruz.

K - Böyle bir şey söyledi ben başladım gülmeye. “Ne gülüyorsun,” dedi. “Ya bunun gülünecek yanı yok,” dedi. Dedim: “Çok var yani,” “Senin bu kadar cahil kalman, ki İstanbul gibi bir yerde yaşıyorsun. 72 buçuk millet var ve sen hala daha ortaçağ zekasıyla yaşıyorsun.” İstanbul gibi büyük bir metropolde yaşanırsa bu, her türlü fikirden her türlü düşünceden mutlaka bir arkadaşı olması gerekir ki biz Çeşme’deyiz burada bile bir çok insan var, biz bile burada her fikirden her düşünceden her ırktan; bırakın onu, ayrı ayrı uyruklardan insanlarla sohbet ediyoruz. İş yapıyoruz aynı karşılaşıyoruz. Alış-veriş yaparken karşı karşıya geliyorsun, o insanla bir diyalog geçiyor aranda mutlaka. Oradaki bir insanın geri kafalı kalması ve bilgisiz kalması, bana göre çok yanlış geldi. Aynı şeyi söyledim yani Veli Abinin, yengenin söylediği gibi: “Senin annen kaç gündür burada. 4 gündür Hacı Bektaş'ta. Bizim içimizdesin. Senin annene karşı herhangi bir yanlış hareket oldu mu burada?” “Hayır olmadı.” “Yani senin annen benin annem, benim annem senin annen, hiç öyle bir ters bir şey görmedik. Babamdan oldu mu annemden oldu mu, başka bir akrabamdan oldu mu, bırak akrabayı dışarıdaki herhangi bir insandan oldu mu? Hayır hiçbir şey görmedik. Peki böyle bir şeyin olabileceğini mantığın kabul ediyor mu?” “Bilmiyorum.” Haklı şimdi, o insana da bir şey diyemezsin. Hani haklı olması şu, yaşının genç olması ve kulaktan dolma bilgilerle oraya gelmesi. Belki Hacı Bektaş’a gelmeseydi ömür boyunca aklında soru işaretiyle yaşayacaktı.

K - Biliyorsun Güner Ümit'i. Türkiye’de en büyük tepki bence o olmalıydı. Üç dil mi ne bilen bir insan. Spikerlik yapan, Türkiye’de en büyük spikerlerinden birisi. Dünyayı gezmiş bir adam çıkıyor, Türkiye’de televizyonda açıkça hamile bir kadına: “Babandan mı? Alevi misin sen?” diye hitap edebiliyor. Bu çok düşündüren bir olay.
Mum söndü” iftiraları yalnızca uzak çevreden değil, en yakındaki kimselerden dahi gelebiliyor.
Sivas’tan bir katılımcı:

K - Kendi köyümüzü çok iyi tanıyan, uzun süre arkadaşlık da yaptık, bir öğretmen arkadaşım Gemerek’ten. Bu arkadaş köyümüzü tanıyor, evimizde de 5-10 gün beraber kaldık, staja gelmişti. Bir gün aradan 30-40 gün geçmiş. Hem öğretmen, ayrıyeten öğretmen yetiştiren kurumda müdür yardımcılığı da yaptı bu. Bir gün masa başında bana aynen şu soruyu sordu, o kadar üzüldüm ki: “Kemal, sizin orada mum söndürme yok, değil mi? Alevilerde mum söndürme yok, değil mi?” dedi. Dedim ki: “Yav Ali, sen benim dünyamı yıktın, sen böyle düşünürsen, baban nasıl düşünür? Şu babandan öğrendiklerini hiç olmazsa sen böyle kafandan atsan olmaz mı? O kadar öğretmenlik yaptın, Alevi köylerinde dolaştın, bu inancı bıraksan.”
Çanakkale’den bir katılımcı:

K - Benim başımdan geçen olay da şöyle oldu; Ben 1974 yılında memuriyete atıldım, Van’a tayin olduk. Van’a gittik üç arkadaş, bekâr arkadaş, ev tuttuk. Ben Aleviyim, iki tane de Sünni arkadaşım var. Biri Niğde Aksaraylı, biri de Gümüşhaneli Laz. Ben yemek işiyle, yemeğe aşçı olarak çalışıyordum, biri bulaşıkçı, biri de dışarıda erzak topluyo. Bir sene beraber güzel güzel arkadaşlıkla geçindik. Bi akşam eve geldim, bi baktım iki arkadaş fiskos ediyolar, gülüyolar, yüzüme bakıyolar, bi şeyler söylemeye çalışıyo, fakat çekiniyorlar. Ya “Süleyman Bey,” diyorlar, “biz size bişey söyleyecez, ama acaba kızacak mısın?” Dedim: “Ya söyleyin de neyse öğrenelim, ondan sonra kızılacak bi şeyse kızarım, kızmayacak bişeyse kızmam.” “Ya,” dediler, “bugün senin Alevi olduğunu öğrendim.” “E doğal,” dedim. “Ne olmuş ki?” “Ya olamazsın.” dedi. “Ya gardaşım, ben neyim eksik veya neyim fazla, insan olarak da beni görmüyo musun bu şekilde.” “Ya olamazsın,” dedi. Dedim: “Alevinin ta kendisiyim,” dedim. Biraz daha geçti, gine bi şeyler, sıkıntıları var. “Ya bişey daha soracaz,” dediler. “E sorun gardeşim,” dedim. “Ona kızacaksın.” Dedim: “kızmam yav, niye kızıyım?” “E sen Aleviysen sizde mum sönme var.” “Orda dur gardeşim,” dedim. “Bu kadarı da fazla. Senin anan var mıdır? Vardır. Bacın var mıdır? Vardır. Önce inneyi kendine, çuvaldızı başkasına. Sen ananla kız kardeşinle böyle bişey düşünebiliyo musun?” “Asla ve asla olmaz.” “Olmayan şeyi nası bana yakıştırıyon?” dedim ve ondan sonra da arkadaşlar, “biz bunu bilmiyorduk, özür diliyoz senden, bize bu şekilde anlatılmadı.” Ondan sonra olan dilimde anlatmaya çalıştım ve bu arkadaşlarla gine dost olmaya başladık.
Bir çok kişi karşısındakinin Alevi olduğunu öğrenince lafı “mum söndü”ye getiriyor.
Çerkezköy’den bir örnek:

K - Bir de üniversiteye hazırlanırken dershanede başıma bir olay geldi. İşte bu Sivas Olaylarından bahsettik. Bir kız bana şey dedi: “Sen yakanlardan mısın, yoksa yananlardan mısın?” Ben dedim: “Ben yananlardanım, ben Aleviyim,” dedim. İşte o olay üzerine konuştuk. İşte “ben Aleviyim,” dedim. “Ya,” dedi işte “bizim bir komşumuz var, bir ara konuşuyoruz işte, bana Aleviler böyle insanlardır,” dedi işte mum söndü olaylarını kattı araya. Ben dedim: “Sen inanıyor musun yani böyle bir şeye, sana mantıklı geliyor mu?” dedim. Yani dedim: “Sen kendini şu an benim yerime koy, sen dedim annenle nasıl ilişkiye girebiliyorsun?” dedim. “Sana mantıklı geliyor mu? Çok saçma,” dedim. Kız: “Ben zaten inanmadım ama hep böyle yorumlar yapılıyor Aleviler hakkında,” dedi. Sen biraz düşünsen sana çok mantıksız gelir bir kere dedim. “Bu, düşünmesi bile çok çirkin şeyler,” dedim. Yani “Alevileri tanıman için senin bir kere Alevlik nedir,” dedim. “Başta onu öğrenmen lazım,” dedim. Bir de o topluma girmen lazım, inanışlarını bilmen lazım. “O insan hiçbir şey bilmiyor,” dedim. “Sadece sağdan soldan duymuş,” dedim, “bazı şeyleri, işte size anlatmış Aleviler böyledir Aleviler şöyledir,” dedim. “Böyle bir şey yok,” dedim. “Eğer, bunu çok öğrenmek istiyorsan,” dedim. “Biz burada dedim Çerkezköy’de ilk defa Pir Sultan Abdal Kültür Derneği kurduk ve biz orada kendi kültürümüzü yaşatmaya çalışıyoruz,” dedim. “Kendi kültürümüzü inançlarımızı Çerkezköy’de yaşayan insanlara yansıtmak istiyoruz,” dedim. “Aleviliği yanlış tanıyan insanlar var,” dedim. İşte konuştuktan sonra kızın fikirleri bana karşı değişti yani. “Ya,” dedi “Gürsel ben bilmiyordum,” dedi. “Gerçekten özür dilerim,” dedi. “Ben böyle bir şeye zaten inanmadım,” dedi. “Ama o anlatınca ben şok oldum,” dedi. Ben dedim: “her şeye inanma.”
Mum söndü iftirası çocuklukta öğreniliyor.
Kırıkkale’den bir örnek:

K - Öğretmenlik hayatımda da bir şey geçti. Kırıkkale’de öğretmenim, öğrencilerden biri, bayan öğretmene demiş ki, bayan öğretmenin aleyhinde, “ah şu öğretmen elime geçse, işte öperdim, severdim...” bilmem ne. Bunu da bana geldiler, söylediler. Sınıfta bu öğrencileri topladım, dedim ki: “Çocuklar, öğretmenler sizlerin neyiniz oluyor?” “Bayan öğretmenler annelerimiz, diğerleri babalarımız.” “Peki, annelerle babaların olduğuna göre, hayatta annesiyle ilişki kuran bir mahluk tanıyor musunuz?” Öğrencinin bir tanesi kalktı, dedi ki: “Ben tanıyorum efendim.” “Kimlerdir?” dedim. “Kızılbaşlardır efendim,” dedi. Ben de güldüm, dedim ki: “Oğlum, yav bu olur mu, mümkün mü, böyle şeyler olur mu? Babalarınız size çok yanlış öğretiyor, dedeleriniz çok yanlış şeyler öğretiyor.” Yine ben, o zamanlar da dövmeyi falan da şey yapmıştım. Onu böyle sözle yola getirmeye çalıştım, böyle bir anım da var.
Alevi yurttaşlar “mum söndü” iftiralarıyla defalarca karşılaşıyorlar; ama bir çoğunda tepkisiz ve yanıtsız da kalmıyorlar.
İzmir’den bir örnek:

K - Evet buraya geldim İzmir Karabağ’da Ana Çocuk Sağlığı’na tayin oldum. Oturmuşlar Ramazan ayı niye Ramazan’da havlıyorsunuz Müslümansanız her zaman havlayın o zaman. Niye Ramazan’da sizin aklınız başınıza geliyor. Her zaman konuşun bunu o zaman yani yılın bir ayında mı konuşuyorsunuz. Vay başlıyorlar “Aleviler şöyle, Aleviler böyle.” Ben de yeni tayin oldum. Hiç kimse sesini çıkarmıyor orada Alevi arkadaşlarımız var. Başladılar bunlar mum söndüden girdiler, arabacı bilmem ne konuşuyorlar. En sonunda “hop,” dedim, “orada dur,” dedim. “Senin gibi bir sağlıkçıya ben bunu yakıştıramadım.” “Ama neden?” “Herhangi bir insan bunu konuşsa kulaktan dolma şeylerle siz benim karşıma geçip bunu konuşamazsınız,” dedim. “Önce okuyup bilinçlenin anadan, neneden kalma böyle şeylerle benim karşıma çıkmayın bir, ikincisi sen,” dedim. “Normal sağlıkçı olsaydın eğer gerçekten öyle bir şey olsaydı Aleviler ana, bacı tanımıyor olsaydı Alevilerin nesli sakat doğardı. İnci sen bunu benden daha iyi biliyorsun ama benim sana diyecek bir şeyim kalmadı. İnci sen konuşuyorsun, sen sağlık kolejini bitirmişsin, eğer bunu böyle konuşuyorsan benim sana sözüm kalmadı. Yazıklar olsun size,” dedim. “Ben sizinle konuşmuyorum tartışmıyorum da bitti, tamam,” dedim ve kapattım mevzuyu. Çıktım odayı terk ettim yani. Ondan sonra tabi bana cephe alındı.
Milas’ta yaşayan katılımcılar anlatıyor:

K1 - Bak o olay şöyle. Üç arkadaş kalıyorduk biz, birisi Manisalıydı, birisi Ankaralı bir de ben. Bir tek ben vardım gerçi Alevi aralarında. Ama demokrat bir yapımız var. O insanlar da yani iyi insanlar, bu konuda görüşleri de mükemmel insanlar. Bir arkadaş geldi bize. Biraz şey, aile baskısından dolayı dini inançları biraz kabartılmış biriydi ama bizim için fark etmiyordu. Sadece onu insan olarak gördüğümüzden bizim evimize gelmişti. Bir sohbet sırasında işte “Aleviler şöyle yapıyor mum söndü yapıyorlarmış. Keşke bir Alevi aile bulsak da yapsak,” falan gibi hikayeler anlatıyor. Biz o gün bir şey demedik. Akşam bir daha eve çağırdık, akşam yemek yiyeceğiz falan diye. Bunu çağırdık işte. Yemekler konuldu falan. Biz mumları yaktık mahsustan. “Ne oluyor?” falan dedi. “Ya mum söndü yapacağız,” dedik biz. Söndürdük mumları falan, bu biraz korktu. Kapıyı açtık, “defol git şimdi.” İyice dövdük onu bir güzelce.
K2 - Bir gün arkadaşımın biri geldi, tost istedi. “Tost yapıyoruz,” dedi. “Dükkan senin mi?” “Benim değil,” dedim: “Şu arkadaşlarımın.” “Bakalım ne olacak belli de değil ama yılbaşında belki çıkacağız herhalde dükkandan,” dedim. “Ya zaten pis tahtacı değil mi onlar?” dedi. Ben şimdi olayı bozuntuya vermedim ilk etapta. “Pis tahtacı değil mi, ya onlardan, şey olmaz, adam olmaz,” falan. “Neden?” dedim ben. “Ya onlar mum söndü olayı yapıyorlarmış,” dedi. Dedim: “Ya mum söndü olayında ne varmış yani şimdi.” “Ya, insanlar toplanıyormuş bir yere mumu söndürüyorlarmış, kim kime dum duma,” dedi. “İlişkiler falan başlıyormuş,” dedi. Ben dedim ki: “Birader kardeşim,” dedim, “yani şu an sen benim müşterimsin, o da ayrı bir konu,” dedim. “O benim dayımın oğlu,” dedim. “Senin konuştuğun şahıs,” dedim, “benim dayımın oğlu. Ben de Aleviyim o da Alevi.” “Ya kusura bakma öyle demek istemedim de, yanlış anlama beni,” falan. “Yanlış anlayacak bir olay yok,” dedim. “Sen açıkça söyledin zaten kafandan, gönlünden geçenleri,” dedim. “Kaç defa ananla ilişkiye girdin?” dedim. Kıpkırmızı kesildi, kızardı bozardı yani. “Kaç defa,” dedim, “kız kardeşinle ilişkiye girdin?” dedim. Ses yok. “O zaman benim nasıl anamla, babamla yani kız kardeşimle nasıl ilişkiye girmemi düşünüyorsun sen? Ne mantık?” dedim. “Neye hangi mantığa göre bunu konuşuyorsun?” “Ee böyle diyorlar ya,” dedi. “Diyenleri ne yapacaksın sen, senin mantığın alıyor mu?” diye ben buna böyle izah ettim. Ve odur yani, ondan sonra dedim: “Böyle düşünüyorsan bizim için, hani benim mekanıma da gelme, muhatap da olmayalım,” dedim yani.


Yüklə 1,37 Mb.

Dostları ilə paylaş:
1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   26




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2024
rəhbərliyinə müraciət

gir | qeydiyyatdan keç
    Ana səhifə


yükləyin