Az konuşMA

Sizin üçün oyun:

Google Play'də əldə edin


Yüklə 58.52 Kb.
tarix17.03.2018
ölçüsü58.52 Kb.




AZ KONUŞMA


Dünyada herkesi, ahirette sadece mü’minleri rahmetine alan Allah’ın adıyla.


Bu konu çok önemli bir konu, her zaman okunmalı ve hatırlatıl-malı. İnsanların malayani konuşmaları artık her yerde kulağımıza geliyor bizlerde kendimizi bazen koruyamıyoruz.

Efendimizin (Sallallahu Aleyhi ve Selem) ümmeti O’na yakışanı yapmalı sözü doğru ve güzel olmalı, ama Müslüman’ım diyen çok insanlar görüyoruz ki, çok konuşmaları ve kötü söz söyleyenleri var. Bu sözler yakışmıyor, yakıştıramıyorum Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Selem) Efendimizin ümmetine.

Bildiğiniz üzere, elimizden geldiğince, her Cuma sizlerle değişik değişik birçok konuları paylaştık. Bugün de; hepinizin bildiği “az konuşma” üzerinde ki, yazımı sizlerle paylaşma olacak inşallah.

Sabır ve sükût

Az konuşma hayatımızın en önemli hasletlerinden biridir. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Selem) Efendimiz, her şeyde olduğu gibi az konuşmayla ilgili de ümmetini, dolayısıyla da tüm insanlık âlemini uyarmıştır. Burada bu hâdis-i şeriflerden bir kaçını sizlere arz ederek yazıma başlamak istiyorum.

Allah’ü teâlâ boş konuşanları sevmez. Boş konuşmak böyle olunca, zararlı konuşmanın felaketini düşünmelidir! Hadis-i şerifte buyruluyor ki: “En zararlı şey, çok konuşmaktır.” (Deylemi)

Dile sahip olmak, az konuşmak dinimizin emridir. Kur’an-ı kerimde mealen buyruldu ki: “Onların fısüdaşmalarımn birçoğunda hayır yoktur. Ancak bir sadaka yahut bir iyilik ya da insanların arasını düzeltmek isteyenler müstesnadır. Kim Allah'ın rızâsmı elde etmek için bunu yaparsa biz ona ileride büyük bîr karşılık vereceğiz.” (Nisa: 4/114)

Az konuşmak hakkındaki Hâce-i Kâinat (Sallallahu Aleyhi Ve Selem) Efendi­miz hazretlerinin, ashab-ı kiram hazerâtının, ve gönül dostlarının sözlerinden bazılarını sizlere aktarmaya çalışacağım.

Eşref-i mahlûkat (Sallallahu Aleyhi Ve Selem) Efendi­miz buyuruyorlar ki:

Cenâb-ı Hakk’ın ziyade sevdiği amel, lisanı mâlâyanîden ve menâhîden (yasaklardan) muhafaza etmektir.”

Sadakanın efdali, haram olan sözlerden lisanı muhafaza etmektir.”

Sükût, güzel ahlâkın başıdır, seyyididir.”

Mâlâyanîden sükût eden, dünya ve ahiret tehlike­lerinden kurtuldu.”

Lüzumsuz şeylerden sükût, ibadetlerin başıdır.”

Sükûtu tefekkür, bakışı ibret ve defterinde çok istiğfar bulunan kimse iflah oldu.”

Bir kimseye dünyada, zühd ve az konuşma veril­diğini gördüğünüzde ona yakın olunuz. Zira o kimse hikmete ulaşmıştır.”

Sükût hikmettir ve yapanı da azdır. Mâiâyâni şey­lerde çok konuşanın hatası da çok olur.”

İnsanoğlunun hatalarının çoğu dilindendir.”

Kıyamet gününde günahı en çok olan kimse, manasız sözü çok olandır.”

Yine Kâinatın Efendisi (Sallallahu Aleyhi Ve Selem) buyuruyor ki:

Fuzûlî, lüzumsuz sözlerden kaçınmak kişinin ahlâkının güzel oluşandandır.”

Diline hâkim olan, evi kendisine geniş gelen ve kusurlarına gözyaşı döken kimseye ne mutlu.”

Akıllı insana yaraşan, geçim hususlarının, âhireti ilgilendiren hallerin ve ailevî meselelerin dışında konuş­mamaktır.”



Muaz ibni Cebel (Radıyallahu Anh)’den:

-Ya Rasûlallah; Bana nasihat et...

Rasûl-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi Ve Selem) Efendimiz dilini işaret ederek buyur­dular ki:

- “Diline sahip ol.” Muaz (radıyallahu anh) yine tekrar-

-Ya Rasûlallah; Bana nasihat et... Peygamber (Sallallahu Aleyhi Ve Selem) Efendimiz:



- “Anan seni kaybetsin ya Muaz. İnsanların yüzüs­tü cehenneme düşmelerine sebep, dillerinden başka­sı değildir.”

İsa (Aleyhisselâmın) şöyle dediği rivayet edilir:

Allah’ın zikri dışında çok konuşmayınız ki, kalbiniz kararmasın.”

Sahabeden birisi der ki:

- Kalbinde kasavet, bedeninde bir gevşeklik, rızkında bir kıtlık görürsen bil ki sen mutlaka lüzumsuz fuzuli şey­ler konuşmuşsundur.”

Fudayl bin İyad (kuddise sirruh) buyurur:

“Bizzat hâlinden bahsedenin sözü az olur. (Sözü ame­linden sayan az konuşur.) Zira böyle birisi sadece kendine faideli olan şeyleri söyler. Ulu ve Yüce Allah’tan korkanın dili lal olur.”



Hasan Basrî (kuddise sirruh)

“Gönül ehli olanlar, sürekli susmayı itiyat edenlerdir. Gönülleri dile gelip, söz lisana sirayet etmedikçe konuş­mazlar.”



Ebû Osman Nuri kuddise sirruh:

Bu yolda esas aldığımız şey, sükût edip Allah Teâlânın ilmi ile iktifa etmektir.


Ebû Hazim Mekkî (kuddise sirruh) der ki:

“İnsan, ayağının bastığı yerden çok, diline dikkat etmeli.”



Büyüklerden biri de demiş ki:

Söz gümüş ise sükût altındır. Hayırlı söz keramettir, sükût ise selâmettir. Konuşma insanın terazisidir. Fazla­sı ziyandır, azı vakardır. Az konuşan kınanmaz, üstelik iti­barı çok olur. Dilini tutan bütün kötülüklerden kurtulur.”

Süka oğlu Muhammed (kuddise sirruh)

Ey kardeşimin oğlu! “Sizden önceki müslümanlar, fuzulî sözlerden hoşlanmazlardı. Allah’ın kitabı Kur’an okumanın, iyiliği emredip; kötülüğü sakındırmanın, gün­lük, zarurî olan konuşmaların haricinde her sözü lüzum­suz ve fuzulî addederlerdi.”



Lokman Hekim şöyle der:

Sükût gerçekten bir hikmet imiş. Yazık ki onun yapa­nı azdır.

Ehl-i hikmetten biri şunları söyler:

Sükût, hiç kimseden özür dilemeye muh­taç olmamaktır.



Yunus Emre hazretlerinin şu sözleri de meşhurdur:

Az söz erin yüküdür, Çok söz hayvanın yüküdür Bilene bu söz yeter, Sende gevher var ise.”

Yine Peygamber (Sallallahu Aleyhi Ve Selem) Efendimizin Hadis-i şeriflerinde:

Dili korumak imânın esasıdır. Kişi dilini korumadıkça imânın hakikatini de bulamaz”

İnsanın selameti dilini tutmasındadır. Ya hayır söyle ya da sus”

Dil, belki diğer uzuvlardan daha küçüktür ama yaptığı suç hepsinden çok daha büyüktür”

Kim sükût ederse her türlü belâdan kurtulur”

Dilin sükûtu çok mümtaz bir hikmettir, fakat çok az kişiye bu hikmet nasip olur”

Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Selem) Efendimizden bu hâdisleri işiten Hz. Ebubekir (Radıyallahu Anh),  ağzının içinde her zaman bir taş saklayarak, böylece fazla ve boş konuşmaktan kendini korumaya çalışmıştır.

Mânevi büyüklerimiz; “İnsan dikenlikte çıplak ayakla yürürken ayağına nasıl dikkat ediyorsa, diline ondan daha çok dikkat etmeli” demişlerdir. Az konuşma veya konuşurken kullandığımız sözler niçin bu denli önemli, bunu da her zamanki gibi âyeti kerime, hâdis ve mesnevi beyitleriyle hep birlikte anlamaya çalışacağız.

Az konuşma deyince sadece suskunluk, bir köşede sessiz sakin oturma aklımıza gelmemeli. Nice kişiler vardır dilleri konuşmaz ama suskunluklarında öyle bir konuşma vardır ki;  kulağımızı nasıl tıkayacağı-mızı bilemeyiz.

Bazı kişiler de vardır ki; uzun uzun konuşur, fakat bu konuşma insana öyle bir huzur ve güven verir ki; âh keşke biraz daha konuşsa da dinlesek diye dûa ederiz.

Hz. Mevlâna bu durumu Mesnevi’de, cennet ile cehennemin kapısının açılmasına benzeterek şöyle der: “Sözü sırlar sarayının kapısı bil.  Güzel bir söz işitince düşün bakalım cennetin hangi kapısı açıldı.



Kötü bir ses mi geldi; bed bir söz mü işittin?  Dikkat et bakalım cehennemin hangi kapısı sana açıldı?”

Evet, efendim, görüldüğü üzere söz, daha bu âlemde cennet veya cehennemin kapısını açan büyülü bir titreşim.

Fakat susmaktan gaye her şeyde olduğu gibi kişinin yerini ve haddini bilmesidir.

Çünkü susmak, bilinçsiz bir şekilde susup, bir köşede sessiz kalmak değil;  Yaşadığımız çeşitli olaylara karşı Tevekkül içinde sessiz kalmak veya bir ölçü ve edep içerisinde az ve öz konuşmaktır.

Cenâb-ı Allah (Celle Celalüh); “Kullarıma söyle, sözün en güzelini söylesin-ler; sonra şeytan araları­nı bozar. Çünkü şeytan insanların apaçık düşmanıdır.” (İsrâ sûresi:17/53),

Rahmân’ın has kulları yeryüzünde mütevazı yürürler. Bilgisizler kendileri-ne takıldıkları zaman onlara güzel ve yumuşak sözler söylerler.”



Yine anılan o iyi kullar, asılsız şeylere şahitlik etmezler; boş ve mânâsız davranışlarla karşılaştıklarında onurluca çekip giderler. (Furkân: 25/63-72), 

Onlar, boş söz işittikleri vakit ondan yüz çevirirler. “Bizim işlediğimiz bize, sizin işlediğiniz sizedir. Size selâm olsun cahillerle ilgilenmeyiz” derler.” (Kasâs: 28/55), 

Ey iman edenler! Erkekler diğer erkeklerle alay etmesinler; onlar kendilerinden daha iyi olabilirler; kadınlar da diğer kadınlarla alay etmesin­ler; alay edilen kadınlar edenlerden daha iyi olabilirler. Biriniz diğerinizi ka­ralamayınız, birbirinize kötü ad takmayınız. İman ettikten sonra (âşıklıkla anılmak ne kötüdür)! Günahlarına tövbe etmeyenler yok mu, işte zalimler on­lardır.

Ey iman edenler! Zannın çoğundan sakınınız; çünkü bazı zanlar günahtır. Gizlilikleri araştırmayınız, birbirinizin gıybetini yapmayınız; her­hangi biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? Bak bundan tik­sindiniz! Allah'a itaatsizlikten de sakınınız. Allah tövbeleri çokça kabul et­mektedir, rahmeti sonsuzdur.” (Hucurât: 11-12),

Göklerde ve yerde ne varsa hep Allah'ındır. Sonunda O, kötülük yapanlara işlediklerinin cezasını verecek; iyilik yapanları, ufak tefek kusur­lar hariç, büyük günahlardan ve çirkin işlerden kaçınanları ise daha güzeliy-le ödüUendirecektîr. Şüphesiz rabbinin bağışlaması çok geniştir. Sizi toprak­tan yarattığı zamanki halinizi de, annelerinizin karınlarında cenin olarak bu­lunuşunuzu da en iyi bilen O'dur. Şu halde kendinizi temize çıkarmaya kal­kışmayın! Kimin günahtan sakındığını en iyi bilen O’dur.“ (Necm:53/31-32),

El açıp isteyeni de sakın azarlama!” (Duhâ: 93/10). Ayetlerdeki hitabıyla bizlere az ve öz konuşmanın adabını göstermiştir.

Bu âyetler yaşam içerisindeki çeşitli olaylar karşısında söz ve tavırlarımız hakkında bizlere yol gösteren, son derece önemli uyarcı âyetlerdir.

Bir Hâdis-i Kudsi’de şöyle buyrulurdu: “Ey âdemoğlu, kalbinde bir katılık, bedeninde bir hastalık ve rızkında bir eksiklik gördüğün zaman, bil ki boş şeyler konuştun.

Ey âdemoğlu, çok konuşmakla hikmet ve inceliği nasıl arzu edersin. Sen hikmeti dilinin ve kalbinin sükûtunda arabul.” 

Demek ki sadece dilin sükûtu yetmiyor, bir de kalbin sükûtu söz konusu.

Dile sahip olmakla ilgili hadis-i şeriflerde bazıları da şöyle: “Dilini tutan kurtulur.” (Tirmizi)

Sükût eden bir mümine yakın durun! O hikmetsiz değildir.” (İbni Mace)

Allah’a ve ahirete inanan, ya hayır konuşsun veya sükût etsin!” (Buhari)

En kolay ibadet, susmak ve güzel ahlaktır.” (İbni Ebiddünya)

Mümin önce düşünür, sonra konuşur. Münafık, düşünmeden konuşur.” (Haraiti)

Çok konuşan çok yanılır, çok yanılanın yalanı çoktur. Yalanı çok olan da Cehenneme layıktır.” (Taberani)

Çok konuşmak kalbi karartır. Kalbi kararan da Allah’u teâlâdan uzaklaşır.” (Beyheki)

Kalbi diline, dili kalbine, işi sözüne uymayan mümin olamaz.” (İsfehani)

Allah’ı görür gibi ibadet et, kendini ölmüş say, bunlardan daha iyisi ise dilini tutmaktır.” (Taberani)

Sükûtu tefekkür, bakışı ibret olup çok istiğfar eden kurtuldu.” (Deylemi)

Konuşanın sözünü kesmek nezaketsizliktir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: “Bir din kardeşi konuşurken susmak mürüvvettendir.” (Hatib)

İnsanın en değerli sermayesi vakitleridir. Vaktimizi boş yere harcar, ahiret için azık hazırlamazsak, sermayemiz tükenmiş demektir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: “Boş ve faydasız işleri terk etmek Müslüman’ın güzel ahlakındandır.”



Lüzumsuz konuşmak; Gıybet, münakaşa ve benzeri konuşmalardan uzaklaş-malı, ya hayır söylemeli veya sükût etmelidir!

Lüzumsuz sözlerle meşgul olursak, kıymetli zamanlarımızı öldürmüş oluruz. Hâlbuki Allah’u teâlânın azametini, yarattığı canlı, cansız şeyleri tefekkür etsek, büyük sevap kazanırız. Yahut kelime-i tevhid, salevat-ı şerife gibi tesbihleri söylesek hakkımızda daha hayırlı olur.

Bunları söylemekle Cennette kıymetli hazinelere kavuşmak mümkün iken, dilimizi faydasız şeylerle meşgul ederek bu nimetlerden mahrum kalmak ahmaklık değil midir?

Mubah ile meşgul olan kimse, günah kazanmazsa da, taat ile ibadet ile meşgul olup büyük hazineden mahrum kalmamalıdır. Çünkü müminin sükûtu tefekkür, bakışı ibret, konuşması taat olmalıdır.

İnsanın en değerli sermayesi vakitleridir. Vaktimizi boş yere harcar, ahiret için azık hazırlamazsak, sermayemiz tükenmiş demektir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

Boş ve faydasız işleri terk etmek Müslüman’ın güzel ahlakındandır.” (Tirmizi)

İnsan önemsiz sandığı bazı sözler yüzünden helake sürüklenir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: “İnsan, önemsiz sandığı bir söz söyler. Bu söz Allah’u teâlânın rızasına muvafık düştüğü için kıyamete kadar ondan razı olur. Bir başkası da hiç önem vermediği bir söz yüzünden kıyamete kadar Allah’u teâlânın gazabına uğrar.” (Tirmizi)

Allah’u teâlânın rızasının ve gazabının hangi işte, hangi sözde olduğunu bilmeyiz. Bu bakımdan hiçbir sözü, hiçbir iyiliği ve kötülüğü küçük görmemelidir. Cenab-ı Hakk (Celle Celalüh) rızasını iyilikler içinde, gazabını da günahlar içinde saklamıştır. Önem verilmeyen bir günah, Allah’u teâlânın gazabına sebep olabilir. Onun için sözümüze dikkat etmeliyiz.

Atalarımız, “Söz var, iş bitirir; söz var, baş yitirir” demişlerdir.

Az konuşmayı daha iyi anlayabilmek için, susmayı üçe ayırmakta fayda var.

1. Cenâb-ı Allah (Celle Celalüh)’ın ilâhi takdirine karşı susmak

2. Allah (Celle Celalüh) dostları, Peygamber varisi olan velilere, mürşitlerimize karşı suskun ve sessiz olmak

3. Avama; yâni cahil insanlara karşı susmak.

İlâhi takdire karşı susmak Hâdis-i Şerif’te arz edildiği gibi dil ile birlikte kalbin de susmasıdır ki, bu durumu Mesnevi’den kısaca arz etmek isterim.

Yeryüzü Eyyub (Aleyhisselam) gibi gökyüzüne teslim olmuştur. Cenâb-ı Allah’a; ben senin esirinim ne dilersen üzerime onu yağdır deyip susup beklemektedir.

Ey insanoğlu, sende yeryüzünün bir parçasısın. Onun üzerinde yaşıyorsun. Sende Allah’ın buyruğuna kaza ve kaderine karşı gelme toprak gibi ol ve sus.  Sizi topraktan yarattık (Taha: 55) âyetini duydun işittin. Bu âyeti biliyorsun. Demek ki Cenâb-ı Allah (Celle Celalüh), senin de toprak olmanı istiyor. O zaman ilâhi takdire karşı gelme, sende toprak gibi sus ve sessiz ol.”

Muhammedî ahlâka sahip olmak için de ilâhi takdire karşı susabilmek için de Sabır birinci şart. Çünkü sabırsız bir insanın susmayı ve hoş görmeyi başarması mümkün değil.

Peygamberin olan Hz. Mustafa (Sallallahu Aleyhi ve Selem)’e bak, sabır ona at oldu da onu göklerin en yücesine miraca çıkardı.”

Efendim sadece Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Selem) Efendimizin değil, diğer peygamberlerin de hayatına baktığınızda hepsinin yaşam merkezinde sabrı görürsünüz.

Bildiğiniz üzere bir Hadis-i Şerif’te sabır ile imân eş değerde tutularak “sabrı olmayanın imânı da yoktur” diye buyrulmuştur.

Elbette sabır başlı başına büyük bir yazı konusu fakat mademki konumuz susmak; İlâhi takdire karşı susup sesiz olmak ise ancak sabırla oluyorsa birkaç cümlede olsa sabırdan bahsetmek gerek.

Sabır sırat köprüsüdür cennet ise karşı tarafta. Susup sabretmeden acılara katlanmadan hiç kimse bu âlemde kurtulmadı, kurtulamaz.

Yine başka bir deyişle: “Cenâb-ı Allah (Celle Celalüh) dileseydi dünya’yı ‘kün’ emriyle bir anda yaratabilirdi  fakat öyle yapmadı yavaş yavaş   altı günde yarattı. Bunun hikmeti kullarına sabrı öğretmek içindi” Yâni bizâtihi Cenâb-ı Allah sabırda kendisini kullarına örnek gösterdi.

Sabır ve sükût ilâhi rahmete sebep olur.” Belirti ve şâhit arayışın aceleci davranışın sendeki hastalığın eseridir.

Ayetteki ‘susun’ emrini kabul et ki sevgiliden, susmanın karşılığında senin de canına ilâhi bir lütûf gelsin.”

Evet, efendim susmayı daha iyi anlayabilmek için üçe ayırmıştık.

1. İlâhi takdire karşı susma

2. Mânevi büyüklerimize, mürşitlerimize karşı susma

3. Avam’a yâni cahil halka karşı susma

İlâhi Takdire karşı susmayı yani sabrı kısaca da olsa arz ettik. Şimdi de Mânevi büyüklerimize karşı susmanın önemi üzerinde duracağız.

Kur’an-ı Kerim de; A’raf suresi, 201-204 de; “Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, yüreklerinde insan bilincini kör eden şeytani bir kışkırtı duyar duymaz, derhal Kur’an’daki emir ve tavsiyeleri hatırlarlar ve işte o an, duygularının esiri olmaktan kurtulur ve gerçeği görürler.”,

Kuran okunduğu vakit, tam bir saygı ve teslimiyetle ona kulak verin ve Kur’an bir konuda hüküm vermişse, ona alternatif görüş öne sürmeyin, susup onu dinleyin ki, bu sayede ilâhi lütuf ve merhamete layık olabilesiniz” buyrulmaktadır. Efendim bu âyetler elbette öncelikle umumidir. Kur’an okunurken zahiren takınaca-ğımız edeple alâkalı olup herkesi ilgilendirir.

İkici olarak da; Peygamber varisi olan kâmil insanların, mürşitlerin huzurunda veya söz ve sohbetlerinde bulunanlara bir işaret, bir uyarı var.

Hakk dostlarının yaptığı sohbet, Kur’an ayetlerinin dışında olmadığı gibi, bilâkis Kur’an’ı daha kolay anlamamıza yarayan bilgilerdir. O sohbetleri de Kur’an dinleme adabı içerisinde susarak sessizce dinlememiz gerekir. Cenab-ı Allah Araf suresinde Kur’an dinlemenin adabını bizlere öğretir. Hucurat ve Ahzab surelerinde ve Kur’an’ın muhtelif yerlerinde ise Peygamber Efendimize karşı konuşma adabımızı, hâl ve davranışlarımızın nasıl olması gerektiğini açıklamıştır.

Bu âyetler; Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Selem) Efendimizin âli şahsında Peygamber varisi olan tüm Hakk dostları mürşitler için de geçerlidir.

“Allah’ın nûrunu ister Allah’tan al, ister kamil insandan. Aşk şarabını da  ister küpten iç, istersen testiden. Hiç fark etmez.

Hz. Muhammed Mustafa (Sallallahu Aleyhi ve Selem) Efendimiz;

Benim yüzümü görenler, beni görmüş olanları görenler de, beni görmüş gibidirler. Ne mutlu kişilerdir onlar diye” buyurdular.

Bir mumdan yakılan mumu gören, gerçektende asıl mumu görmüş olur.

Böylece o mum’un  nûru yüz mum’a nakledilse, o mumdan yüzlerce mum yakılsa, sonuncu mum’un aydınlığını gören bile asıl ilk mumu görmüş gibi olur. İstersen aradığın hidayet nûrunu, aşk nûrunu son yanan mumdan al, istersen bizzat ondan, can mumundan al, aralarında hiçbir fark yoktur.”

Bu durumu açıklayan hepinizin bildiği Kudsi bir Hâdis-i şerif vardır.

“Allah Teâla hazretleri şöyle ferman buyurdu: “Kim benim veli kuluma düşmanlık ederse ben de ona harp ilan ederim. Ben bir kulumu sevdim mi, artık ben onun işittiği kulağı, gördüğü gözü, tuttuğu eli, yürüdüğü ayağı (aklettiği kalbi, konuştuğu dili) olurum.” Efendim kısaca şöyle demek lâzım; bir damla su ummanda yok olunca artık ona bir damla su diyemezsin. O da umman oldu gitti.

Konuyu birkaç güzel sözle toparlamak istiyorum.

Sevgililere, dostlara ulaşınca susarak otur. Haddini bil, hemen başköşeye geçip kurulma, alçak gönüllü ol!

Hayatta neyin varsa, hepsini al! Susmak tarafına çek götür, eğer sen de kâmil bir insan olmak istiyorsan sus konuşma, sessiz ol gösterişten sakın!

Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Selem) Efendimiz buyurdu ki; “Sen dostları sıkıntılar denizinde yol gösteren yıldızlar gibi bil.”

Yüzünü yıldızlara dik bakarak yol ara. Söz söylemek görüşü bulandırır. Sus, söz söyleme. Sen konuştuğun zaman belki bir iki tane doğru düzgün  söz söyleyebilirsin. Fakat onları karışık bulanık hoş olmayan sözler de takip eder.

Ağzını açtın mı  söylediğin sözleri yakalayamazsın. Temiz doğru sözlerin arkasından kötü biçimsiz hiç söylenmemesi gereken sözlerde arkasından dökülür. O nedenle Hakk dostlarının yanında sus ve  sessizce otur dilini de gönlünü de  koru.”

Efendim hepinizin bildiği gibi; ‘Âlimin yanında diline, Arifin yanında gönlüne sahip ol’ diye çok güzel bir söz vardır.

Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Selem) Efendimiz de: “Hakkı tanıyıp bilenin dili tutulur, konuşamaz, suskun olur” der.

Bizler Hakk dostlarını yeterince tanımadığımız, onların mânevi yüceliklerini bilmediğimiz için yanlarında edep ve erkâna dikkat etmeyiz.

Cahillere karşı susma konusunda da birkaç ibretli söz söyleyerek konumuzu noktalıyalım.

Bir Kudsi Hâdiste; “İnciyi köpeklerin ağzına atmayınız ve cevherleri domuzların boynuna asmayınız” buyrulur.



O nedenle: Mânevi büyüklerimiz; “Bilmiyorum demek ilmin yarısıdır. Herkesin her sorusunu cevaplama. Yalanlanacak olan sözü halka söyleme, herkes her şeyi anlayamaz. Her bildiğini söyleyen kadar cahil insan olamaz” demişlerdir.

Hz. Ali (Radıyallahu Anh),  Efendimiz: “Eğer ben Hz. Peygamber’ den duyduğum sırları size söylersem siz Ali yalancıdır böyle şey olmaz derdiniz” buyurmuştur.



Gönül dostlarından; “Cahil kimsenin yanında kitap gibi sessiz dur, sus, konuşma. Körlerin yanında göze ait sırlardan bahsetme”, “Cevap vermemek de cevaptır, ahmağa verilecek cevap sadece susmaktır, kızgın yağa su dökme sus sakin ol” gibi tavsiyelerle bize mesajlar vermişlerdir.

Rabb’im bizleri boş konuşmalardan ve öyle ortamlarda bulunmaktan muhafaza eylesin.. Hayrı söyleyip hayrı anlatanların yanında olmak dileğiyle..


Bu duygu ve düşüncelerle birlikte; Müşerref olduğumuz Mübarek Cuma’nızı en kalbî duygularımla tebrik eder, tüm Âlem-i İslam’ın kurtuluşuna, birlik ve beraberliğine vesile olması temennisiyle, Cenab-ı Allah’tan iki cihan saadetleri niyaz ediyorum.

26.04 & 24.05. 2013Arası

Hüseyin BULUT



Adres : Aziziye Mah. Mevlana Çarşısı Kat:2 No: 205 42020 Karatay/KONYA

Telefon : 0332-353 21 62 Faks: 0332-353 84 09 GSM: 0532-666 17 29

Web : www.cagdasaile.com, E-Mail : cagdasaile@mynet.com, hbulut42@hotmail.com






Dostları ilə paylaş:
Orklarla döyüş:

Google Play'də əldə edin


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə