Bağlanma teoriSİ

Sizin üçün oyun:

Google Play'də əldə edin


Yüklə 67.4 Kb.
tarix04.11.2017
ölçüsü67.4 Kb.

BAĞLANMA TEORİSİ

VE

YETİŞTİRME YURTLARINDA SOSYAL HİZMET UYGULAMASI
1. Bağlanma Teorisinin Kapsamı

Kişiler arası çekim ve ilişkilerin dinamiği konusunda ortaya atılan teorilerden biri olan bağlanma teorisi (attachment theory), anneye veya rahatlatıcı bir başka figüre bağlanmanın, çocuğun yaşamını sürdürmesinde önemli bir işlevi olduğunu savunmaktadır. Bu yaklaşımdaki sosyal psikologlara göre (Bowlby, Ainsworth, vb.), bazı kişilerle sıcak-yakın ilişki ihtiyacı, insan doğasının temel bir boyutudur. Çünkü, hem insan, hem de primatlarda gözlenen bağlanma ihtiyacı, yeni doğmuş çocuğu çevresel tehlikelerden korumaya yönelik bio-sosyal bir süreçtir.

Anne-çocuk ilişkisinde yaygın inanç, annenin çocuğuna karşı özverili, dikkatli, her an yardıma koşmaya hazır olduğu şeklindedir. Ancak Ainsworth ve ark. (1978), çocuk-anne ilişkisinde arasında üç farklı bağlanma stili ve dolayısıyla üç farklı ilişki tipi ayırt etmişlerdir:

Birinci tip, yaygın inanca uygundur, çocuk, annesini çevreyle ilişkisinde güven verici bir dayanak olarak kullanmaktadır ve 'güvenli çocuk' tipini yansıtmaktadır. İkinci tipte, anne mesafeli durmakta, çocuğun kendine yaklaşma çabalarını reddetmekte ve bunun sonucunda 'kaçınan çocuk' tipi belirmektedir. Üçüncü tipte anne, çocuğun isteklerine cevap vermede geç kalmakta veya belirsiz/istikrarsız tepkiler göstermekte ve bunun sonucunda, 'kaygılı çocuk' tipi ortaya çıkmaktadır.

Bağlanma teorisi temel olarak psikanalitik gelenekten İngiliz John Bowlby’ın bağlanma ve nesne ilişkileri kuramına dayanmaktadır. Bağlanma teorisi anne-çocuk arasındaki bağlanma ilişkisine ve bununla ilişkili olarak genellikle çiftler arasındaki ilişkilerin doğasına eğilir. Örneğin, evrimsel adaptasyon açısından tartışılmaz bir önemi olan çocukluktaki bağlanma sisteminin temel özelliklerinin yetişkin ilişkilerinde de sürdüğünü gösteren çalışmalar bulunmaktadır (Hazan & Shaver, 1987). Bunun yanında “bağlanma stili” kavramı ile yürütülen araştırmalar insanların duygularını nasıl düzenlediklerine, stresle nasıl basa çıktıklarına, ilişki tatminine ve depresyona kadar bu çok konuda anlamlı mesajlar vermektedir (Lopez & Brennan, 2000). En önemlisi bu teori içerisinde kişi ya da birey diğer kişilerle beraber ilişki bağlamı içerisinde değerlendirilmektedir (Pietromonaco & Barett, 2000). Her ne kadar bu ilişki bağlamı içerisindeki kişi algısı dilsel bağlama oturmasa da, çok daha uygun bir özne algısı sunmaktadır. Bu konuda ayrıca Amerika bazlı sosyal psikolojinin Bolwby’nin teorisini iğdiş ettiğini yazan Avrupalı araştırmacılar da bulunmaktadır

(http://attachment.edu.ar/bio.html).

Bağlanma modellerinin doğası, yaygınlığı ve stabilitesine odaklanan literatür ve araştırmalar genellikle güvenli bağlanma modellerini (yapılarını) bir ideal veya amaç olarak ifade etmektedir. Böyle olunca teorisyenler güvenli bağlanmayı bir “prototip” olarak görmektedir (Fletcher, 2002). Ancak, güvenli olmayan bağlanma modelleri de ergen ve çocukların önemli bir kısmında görülmektedir (Fletcher, 2002). Örneğin Howe (1995), %25’i kaçınmacı, %10’u çelişkili ve %5’i karmaşık (disorganized) bağlanma biçimlerinden oluşan toplamda %40’ı oluşturan çocukların güvenli olmayan bağlanma modelleri gösterdiğini bulmuştur. Özellikle boylamsal araştırmalar, genellikle bağlanma biçimlerinin sürekliliğini, yaşam boyunca bireyin yaşamındaki önemini göstermiştir (Daniel ve Taylor, 2001). Yaygın olan güvensiz bağlanma biçimlerinin önemine ve sürekli doğasına bağlı olarak ergenlerin bağlanma biçimleri uygulamanın odağında olmuştur.
Tanım olarak bağlanma ilişkiseldir- bireyler arasındaki ilişkilerin doğasıyla ilgilenir. İhmal, istismar, kötü muamele her zaman ilişki bağlamında ortaya çıkar (George, 1996). Zorluk ve güçlüklerle dolu bir sosyal ve duygusal ortamda yetişen çocuklar, kişilerarası ilişkileri stresli, doyurucu olmayan ve çaresiz olarak deneyimlemektedir (Howe ve diğerleri, 1999). Grossman (1995), bebeklerin ve çocukların bağlanma ilişkileri içindeyken duygu ve davranışlarını ifade etmeyi organize etmeye ve düzenlemeye başladığını ifade etmektedir. Çocuklar büyüyüp ergenlik dönemine girdiğinde, duygu ve davranışın içsel organizasyonu, başkalarının ve sosyal-kültürel çevrenin tepkilerini önemsemeye doğru genişlemektedir (Grossman, 1995). Böylece ergenler, dünya hakkında düşünme ve bunu ifade etme yollarını geliştirmektedir (Howe ve diğerleri, 1999).
İçsel çalışma modelleri;


  1. Ben

  2. Diğerleri

  3. Ben ve diğerleri arasında gelişen ilişki

öğelerine ait beklentileri ve inançları içermektedir. Ergen sürekli olarak, kendi, diğerleri ve etkileşimsel ilişkiyi, ilişkilerini deneyimleme sürecinde öğrenir (Howe ve diğerleri, 1999). Kendi davranışı hakkında içsel bir çalışma modeli ve çocukluğundaki bağlanma modelini geliştirerek ergen alışkanlık haline getirerek bu modeli tüm ilişkilerindeki duygu ve davranışlarını organize etmek ve rehberlik etmek için kullanır. Bunlar akranlarla ilişkilerini, flört ilişkilerini, otoriteyle, öğretmenlerle, koçlarla olan ilişkilerini ve sosyal hizmet uzmanlarıyla, danışmanlarla ve grup liderleriyle olan ilişkilerini içerir.


Howe (1995), bağlanma ilişkilerini altı başlık altında toplamıştır. Bunlar:

  1. Ebeveynler ve aileyle ilişkiler

  2. Akranlarla ilişkiler

  3. “Ben”le ilişki

  4. Toplumla ilişkiler

  5. Eşlerle ilişkiler

  6. Çocuklarla ilişkiler


1.1. Ebeveynler ve aileyle ilişkiler: Bağlanma teorisi, ilişkiler ve psikolojik gelişimlerin genel teorisinin spesifik bir örneğinin olmasının yanı sıra duyguları anlamayı da içeren bir teoridir. Gelişimsel yönüyle teori, çocukların sosyal çevrelerini anlamak ve buna uyum sağlamak için kullandıkları psikolojik stratejilerle ilgilenir. Ebeveynler ve çocuklar arasındaki ilişki ve etkileşimlerin niteliği ve karakteri çocukların kişiliğinin, sosyal yetkinliğinin ve yaşamları boyunca gelişimsel süreçlerinin belirlenmesinde önemli bir role sahiptir. Bu bakımdan ebeveynleriyle hiç bağlanma ilişkisi şansı bulunmadığı sosyal çevre çocuklar için gelişimsel açıdan en karşıt çevredir. Örneğin çok küçük yaşta kurum bakımına alınan çocukların bağlanmama (nonattachment) bozukluklarına uğraması daha muhtemeldir. Bu durumdaki çocukların diğer insanlarla ilişkisi sadece ihtiyaçlarının doyurulmasıyla sınırlıdır. Bakım sağlayan kişi değiştiğinde bu çocuklar çok az üzüntü duyarlar. Saldırgan davranışları ya da hayal kırıklıklarını kontrol etmek bu çocuklar için zordur, okulda akranlarıyla ilişki kurmada isteksizdirler, bu nedenle arkadaşları arasında popüler değillerdir. Bir konuya konsantre olmakta zorlanırlar. Duyarlı ve duyarsız ebeveyn olma çocuğun güvenli ya da güvensiz bağlanma stili geliştirmesinde etki olmaktadır. Grosssman ve Grossman (1991) ebeveynin çocuğuyla olan etkileşiminin niteliğinin üç ideal faktörle ifade edilebileceğini belirtmiştir. Bunlar; 1) Güleryüzlü, destekleyici ebeveyn 2) Açıklayıcı, öğretici ebeveyn 3) Sabırlı, kabul edici ebeveyn. Bu faktörler birbirinden bağımsızdır. Yazarlara göre, bu üç faktörün herhangi birinden ciddi biçimde farklı davranan bir ebeveyn, çocuğunun bağlanma deneyiminin kalitesine gölge düşürüyor demektir. Bir grup çocuk da bağlanma yaşantısı olarak olumsuz ve düşmanca sosyal ilişkileri deneyimleyebilir. Bu tür çocuklar için donmuş deyimi kullanılmaktadır. Buradaki “soğuma” çocuğun istismar sürecinde içinde biriktirdiği öfkenin yansıtılmasıdır. Bunun yanı sıra ebeveynleri arasında çatışma olan ve ebeveynleri depresyon yaşayan çocuklar da bağlanma ilişkisi bakımından olumsuz bir konumda bulunmaktadır.

1.2.Akranlarla İlişkiler: Çocukların bakıcı kişilerle olan ilişkisinin niteliği, onların akranlarıyla olan ilişkisiyle yakından ilişkilidir. Ebeveyn-çocuk arasındaki ilişki ne kadar bozuksa çocuğun geneldeki sosyal ilişkilerde başarılı olma şansı da o derece düşüktür. Araştırmacılar, sosyal yetkinliğin gelişmesinde akranlarla olan ilişkilerin çok önemli ve değerli olduğunu vurgulamaktadır. Gelişimsel açıdan içe kapanık olan, sosyal açıdan entegre olamamış, izole olmuş ve reddedilen çocukların risk altında olduğu belirtilmektedir (Rubin ve Lollis, 1988:221). Akran ilişkileriyle ilgili yapılan araştırmalar, belirli çevrelerin, deneyimlerin ve davranışların sıklıkla bireyin çocukluğunda kazanıldığını vurgulamaktadır. Erken çocukluk dönemindeki ilişkilerdeki bozukluklar, ileri çocuklukta, ergenlikte ve yetişkinlikteki sosyal ilişkilerin sürdürülmesindeki zorluklarda da belirleyici olmaktadır.
1.3.“Ben”le İlişki: Sosyal gelişim sadece diğer insanlarla ilişki kurma yolunu değil aynı zamanda kendimiz hakkında hissettiklerimizi de etkilemektedir. Birçok bireysel özelliğimiz ve duygusal durumumuz ancak ilişki geçmişimize bakarak anlaşılabilir. Düşük benlik saygısı, düşük kendine güven ve depresyonun temeli genellikle erken çocukluk ilişkilerindeki bozukluklardan kaynaklanmaktadır. Bireysel özelliklerimiz ve dış dünyanın isteklerine karşı geliştirdiğimiz tepkilerin temeli çocukluk yıllarıdır. Kendimizi ve diğerlerini çocukluk yıllarında ifade etmedeki sağlamlık, gelecekteki psikolojik güçleri ve zayıflıkları belirlemekte, nasıl bir insan olduğumuzu tanımlamaya ve varolduğumuzu hissetmeye yardımcı olur. Kendine güven ve benlik saygısı düzeyimiz çok hassas biçimde çocukluk yıllarımızda ne kadar sevildiğimiz ve değer verildiğimizle bağlantılıdır. Güçlülük ve yetkinlik hissi, erken yaşlardaki desteklenme, hatırlanma ve cesaretlendirilmeye dayanmaktadır. Fiziksel ve cinsel istismarın olduğu bağlanma ilişkilerinde değersizlik ve çaresizlik duyguları hüküm sürmekte, kayıpların yaşandığı durumlarda da bireyin yaşantısındaki önemli şeyleri kontrol edemediği duygusu yaşanmaktadır. Destek sağlanmadığı takdirde bu tür duygular genellikle kişinin yaşamında depresyona neden olmaktadır.
1.4.Toplumla İlişkiler: Her ne kadar davranış bozukluğu gösteren çocukların hepsinin antisosyal ebeveynleri olduğunu söylemek yanlışsa da sık suç işleyen, alkol sorunu olan yetişkinlerin çoğunun çocukluklarında bozuk ilişkiler yaşadığı bir gerçektir. Şurası bir gerçektir ki mutsuz çocukluk, sosyal açıdan problematik davranışlara yol açmaktadır ancak bu sonuç kaçınılmaz değildir. Genel bir inanış olarak, aile yaşamındaki ilişkiler ne kadar bozuk ya da bozulmuş, düzensiz ya da tutarsız, saldırgan ya da duyarsız ise çocukların yetişkinliklerinde bazı davranış bozuklukları göstermesi de o kadar muhtemeldir.
1.5.Eşlerle İlişkiler: Uygulamada aile ve çocuk alanındaki sosyal hizmet genellikle çatışma yaşayan ebeveynlerle çalışma anlamına gelmektedir. Eşler yakınlık kurma ihtiyacı içindeyken aynı zamanda da bağımlılıktan korkmaktadırlar. Bu da ilişkilerde bir ikileme neden olmaktadır. Bu tür durumlarla çalışan sosyal hizmet uzmanları için psikolojik dinamikleri ve her üyenin duygusal geçmişini anlamak son derece önemlidir.
1.6.Çocuklarla İlişkiler: Bu noktada ilişki çemberi tamamlanmaktadır. Ebeveyniyle bağlanma ilişkisinde bulunan çocuk, yetişkin olmuştur ve kendi çocukları vardır. Geçmiş çocukluk yaşantısı ve bağlanma ilişkilerinin bireyin kendi çocuklarıyla olan ilişkisini olumlu veya olumsuz yönde etkilediği düşünülmektedir.

2. Yetiştirme Yurtlarında Kalan Ergenlerle Çalışmada Bağlanma Teorisi
Yetiştirme yurtlarında kalan ergenlerle çalışmada bağlanma teorisi, sosyal hizmet uzmanları ve diğer meslek elemanları için önemli bir araç olmaktadır. Çünkü burada kalan gençler genellikle olumsuz bağlanma ilişkilerinden gelmekte ve yetiştirme yurdunun yetersizlikleri de bu olumsuz bağlanmalara katkıda bulunmaktadır. Ergenlerin geçmiş bağlanma deneyimlerinden yola çıkan sosyal hizmet uzmanları, değerlendirme ve müdahale süreçlerinde şimdiki bağlanma süreçlerini yapılandırmada önemli bir ipucu elde etmiş olmaktadır.
Ebeveyn-çocuk ilişkilerini çocuğun davranışında tek belirleyici olmadığını belirten Howe ve arkadaşları (1999), ergenler ve aileleriyle çalışırken değerlendirme ve müdahale aşamalarında yakın ilişkilerin ya da bağlanma deneyimlerinin doğasını dikkate almak gerekliliğini savunmuştur. Bireyin geçmişteki ve şu anki sosyal ve duygusal deneyimlerini ele alan gelişimsel yaklaşımın önemine dikkat çeken yazarlar, bu yaklaşımın kişisel faktörlere, çocuk yetiştirme tarzlarına ve kişiler arası ilişkilerin doğasına ilişkin önemli kavrayışlar getirdiğini savunmaktadır. Ergenlerle bireysel olarak, aile bağlamında ve gruplarda çalışırken sosyal hizmet uzmanları davranışı değerlendirmeye, anlamaya ve düşünme sisteminin birbiriyle ilişkili yapılarını ve olumsuz etki yaratan karşılıklarını anlamaya çalışmaktadır. Bağlanmanın içsel modellerini ve bunların genç bireyin çevresine uyum sağlama kapasitesi üzerindeki etkisini anlamak, hem gençle hem de ailesiyle daha geniş anlamda daha etkili çalışma potansiyelini artırmaktadır. Örneğin, bağlanmanın içsel modellerini ve bunların bireyin davranışı üzerindeki etkilerini bilmek, sevgi ve ilgilerini reddeden bir genç karşısındaki yeni koruyucu aile olmuş bir ailenin şaşkınlık ve kafa karışıklığıyla çalışmasında sosyal hizmet uzmanına yardımcı olabilir. Sosyal hizmet uzmanı, aileye çelişkili bağlanmayla yaklaşan genç için, ailenin günlük işler, tutarlı stratejiler ve açık sınırlar geliştirmesinde yardımcı olabilir. Aynı şekilde, sosyal hizmet uzmanı, aile üyelerinin hayal kırıklığıyla bu çabaları geri çevirme isteğine ailenin bakım ve destek ihtiyacını anlamasını, kaçınmacı tutumdaki gencin yakın durmasını sağlayabilir.
Aynı şekilde grup-çalışması düzleminde de bu anlayış, kızgınlık içindeki uzmanın ergenin neden böyle davrandığını anlamasını sağlayabilir. Böylece, genç bireyin içsel bağlanma modelini anlayarak sosyal hizmet uzmanı, gencin uyum sağlayıcı ya da uyumsuz bağlanma davranışlarını anlayabilir ve üzerinde çalışabilir.
Bağlanma davranışı, ergen kişinin kaygı ya da stres yaşaması durumunda bağlanma figürleriyle kurduğu yakın, koruyucu ilişkileri çağrıştıran herhangi bir davranış biçimidir. Bağlanma davranışı sıklıkla temel ihtiyaçlarını (örneğin yemek, güvenlik, rahatlık, tehlikeden korunma) karşılamada bebekler için bir yol olarak tanımlanır. Sonraları, ergenlerin gelişimsel dönemleri içinde bağlanma davranışı güvensizlik ya da kaygı verici durumlara karşı ergenin alışılagelmiş ya da otomatik davranışları haline gelir. Bağlanma davranışı, içsel modelin doğasına bağlı olarak uyum sağlayıcı ya da uyumsuz olabilir. Güvenli bağlanma, bağlanma figürünün psikolojik ve fiziksel olarak onlara uygun olduğu algılamasını gerektirir (Howe ve diğerleri, 1999). Böylece ergen, güvenli bir temelde, dünyayı keşfedebilir ve yeni deneyimler sıklıkla bu gelişimsel dönem ya da yaşam dönemiyle ilişkilendirilir. Ayrıca, ergenlik döneminde akran ilişkilerinin ebeveynlere olan yakınlaşmanın yerini aldığı belirtilmektedir (Freeman ve Bradford Brown, 2001). Akran bağlanmalarının doğasını anlamak uygulama için bu nedenle önemli hale gelmektedir. Ergenlik dönemindeki akran ilişkilerinin bu kadar önemli olması nedeniyle aileyle bağlanma kadar akranla ilişkilerin de ele alınması bir zorunluluk olmaktadır.
Birden fazla bakım yerleştirme hikayesi olan ergenlerin bağlanma figürlerini fiziksel ve duygusal açıdan uygunsuz olarak deneyimlemesi muhtemeldir. Bu koşullar altındaki ergenlerle çalışan sosyal hizmet uzmanları, ergenlerin bakım veren yeni kişiyi ilk etapta bağlanma figürü olarak algılayamayacağının ve bunun da yerleştirme sürecinde değişemeyebileceğinin farkında olması gerekir. Howe (1995, s. 110)’a göre “ Evlat edindirilen ya da koruyucu aileye yerleştirilen çocuklardan yeni bakıcılarına güvenli bağlanma deneyimleri varmış gibi davranılması bekleniyor…çocukların önceki bağlanma deneyimleri yeni bakıcılarıyla olan ilişkilerini şüphesiz etkileyecektir”. Bu gibi durumlarda sosyal hizmet uzmanları, ergenle bakıcı kişi(ler) arasında ilişkiyi kurma ve beceri geliştirme süreçlerine yardım edecek parasal ve zamansal kaynakları harekete geçirmede açık bir role sahiptir.
Bağlanma-odaklı uygulama, sosyal hizmet uzmanının tüm bağlanma ilişkilerine odaklanmasını ve bu ilişkilerin doğasını değerlendirmesini gerektirir. Daniel ve Taylor (2001) babanın olmaması durumunda sosyal hizmet uzmanının bu ayrılmanın doğasını anlaması ve değerlendirmesinin önemliliğine dikkat çekmiştir. Bu gibi bir durumda babaya karşı çözümlenmemiş bir suçluluk duygusu olabilir ve bu da ergenin gelecekteki bağlılık ilişkilerini etkileyebilir. Bir değerlendirme sürecinde, Daniel ve Taylor ayrıca, başka baba figürlerinin olup olmadığını ve yoksa bunun nedenlerini değerlendirmenin kritik bir nokta olduğunu belirtmişlerdir. Bu gibi durumlarda sonuçta yaşanan kayıp ve yasın değerlendirilmesi ciddi bir öneme sahip olabilir. Bu değerlendirme, birçok kaynaktan alınan bilgilerin karşılaştırılmasını içerir ve sosyal hizmet uzmanının kayıp olan ailenin hala bağlanma figürü olarak devam edip etmediğini anlamasını sağlar (Daniel ve Taylor, 2001).
Her ne kadar çocuk ve yetişkinlerle bağlanma alanında araştırmalar yapılmışsa da ergenlerle ilgili bu tür çalışmaların sayısı nispeten azdır (Moretti ve Hollve, 2003). Bunun nedenlerinden biri, ergenler için bağlanmayı değerlendirecek araçların yetersizliğidir. Ergenler için bağlanmayı ölçmedeki güçlüklere rağmen, sosyal hizmet değerlendirmesinin, müdahaleler ve öneriler bağlamında ele alınan sosyal hizmet uygulamaları kadar bireyin bağlanma tarzlarını içermesi gerekmektedir.
Sosyal hizmet uzmanları, pek çok nedenden dolayı ergenlerin bakım ve koruma altına alınmasında rol oynarlar. Alternatif bakım yerleştirmeleri geniş aileye yerleştirme, koruyucu aile, grup evleri veya uzmanlaşmış bakım kurumlarını içerebilir ve yetersiz müdahale seçeneği sunmaktadır.
Yeni Zelanda’da Çocuk, Gençlik ve Aile Biriminin belirttiğine göre bakım altındaki çocukların sayısı önemli derecede artmıştır: 1999’da bu sayı 3.265 iken 2002’de 4.480 olmuştur (Department of Child, Youth ve Family pres release, 2003). Ülkemizde şu an itibariyle Yetiştirme Yurtları Daire Başkanlığına bağlı Halen 109 (39 kız, 62 erkek, 4 karma) yetiştirme yurdunda 3420 kız, 7089 erkek olmak üzere 10509 çocuk koruma altındadır (http://www.shcek.gov.tr/portal/dosyalar/hizmetler/cocuk/hizm_yy.asp).
Ergenlerin kuruluşlarda devlet bakımı altına alınması sürmektedir ve uygulamada birçok soruna neden olmaktadır. İngiltere’de de kurum bakımından daha çok koruyucu aileye yerleştirme eğilimi devam etmektedir. Ancak cinsel istismara uğramış ergenler gibi bazı özel gruplar için bu durum da pek çok soruna neden olmaktadır (Bankes, Daniels ve Quartly, 1999).
Korunmaya muhtaç gençler için bir bakım modeli olarak sunulan yetiştirme yurtlarının nitelik ve nicelik olarak yetersizliği, özellikle de duygusal ve psikolojik doyum açısından yetersizlikleri konuyla ilgili hemen herkesçe kabul edilen bir gerçektir. Bu konuda yapılan çeşitli araştırmalar da bu durumu doğrular nitelikte veriler sunmaktadır. Punar (1988)’e göre de ebeveyn yoksunu, reddedilmiş, ihmal ve istismar edilmiş parçalanmış ve geçimsiz aileden gelen çocuklarda; psikosomatik, psikomotor, duygusal bozukluklar ve bozuk sosyal ilişkiler bulunmaktadır. Ailesinden ayrılan bu gençlerin ailesiyle nadiren görüşmesi ya da bazılarının hiç görüşememesi de bir başka stres kaynağıdır. İçmeli (1995)’nin de belirttiğine göre kurum bakımındaki çocuklarda sevgi ve güven eksikliğinin çok görüldüğü, kuruma ziyaretçi veya gönüllü olarak gelen kişinin çocuğa sevgi ve ilgi göstermesi çocukta güçlü bir temas (elini tutma, ona sarılma, yüzüne bakma) gereksinimi olduğu saptanmıştır. Cılga, (1989) ve Kol ve diğerleri (1994)yurtta kalan gençlerin büyük bir bölümü kendilerini, barınmakta oldukları yurtla bütünleşmiş olarak görmediklerini ifade etmişlerdir. Bunun nedenleri arasında kent yaşamına alışamama, toplu yaşamaya alışamama, yurt kurallarına alışamama , geldiği yere özlem, ilgi görememe sayılabilir. Cılga (1989) gençlerin yurt yaşamında çok yönlü arkadaşlık ilişkileri içine girme eğilimlerinin düşük, arkadaşlık ilişkilerinin dar bir etkileşim ortamını içermekte olduğunu, yurtta oluşan etüt gruplarının kendi içinde kapalı gruplaşmalara yol açtığını belirtmektedir. Yetiştirme yurdunun fiziksel yapısı ve olanakları ise bir başka stres faktörüdür.
Yetiştirme yurtlarında kalan ergenlerin sosyal destekten büyük ölçüde yoksun olduklarını söylemek yanlış olmayacaktır. Bu gençlerin sorunlarını açıkça ifade edebilecekleri birinin olmaması, sorunlarını arkadaşları ile paylaştıkları için genellikle çözümsüz kaldıkları, kurumda sevgi gereksinimlerini karşılayamadıkları ve bu nedenle çevrelerine olumlu yaklaşamadıkları, kurumda kapalı yaşama uymaları ve alışmaları nedeniyle sağlıklı bir psiko-sosyal gelişime sahip olamadıkları da saptanmıştır ( Acarel, 1980 ).
Aile, arkadaş ilişkileri ya da en genel anlamda yakınlarla olan ilişkileri, sosyal destek anlamında da ele alabiliriz. Sosyal destek, insanın kendisiyle ilgilenildiğine, değer verildiğine ve o toplumun bir üyesi olarak kabul edildiğine inanmasını sağlayan bir süreçtir (Kozacıoğlu ve Gördürür, 1995). Caplan(1976)’a göre sosyal destek insanın stresli bir olaya hakim olmasını ve onunla başa çıkmasını kolaylaştıran sosyal çevreden gelen bir geri bildirimdir. Sosyal destek, çok farklı şekillerde tanımlanmıştır. Ancak, genellikle stres altındaki ya da güç durumdaki bireye yakından bağlı olduğu eş, aile, arkadaş gibi insanlar tarafından sağlanan maddi-manevi yardım olarak kabul edilmiştir (Sarason, 1982). Bu durumda bu yurtlarda kalan ergenlerin sosyal destekten büyük ölçüde yoksun olduklarını söylemek yanlış olmayacaktır. Bu gençlerin sorunlarını açıkça ifade edebilecekleri birinin olmaması, sorunlarını arkadaşları ile paylaştıkları için genellikle çözümsüz kaldıkları, kurumda sevgi gereksinimlerini karşılayamadıkları ve bu nedenle çevrelerine olumlu yaklaşamadıkları, kurumda kapalı yaşama uymaları ve alışmaları nedeniyle sağlıklı bir psiko-sosyal gelişime sahip olamadıkları da saptanmıştır ( Acarel, 1980 ).

Kaynakların yeterli olması bakım altındaki ergenler için iyi sonuçlar almada tek başına yeterli değildir. Politik, ekonomik ve mesleki sınırlamaların tümü uygun yerleştirme çıktılarını etkilemektedir (Bankes ve diğerleri, 1999).


Bu yapının, ergeni tedaviye dâhil etme, bakıcıların yoğun stresi ve eve dönüşte ya da aile birleşmesinde zorlukları içeren yetersizliklere neden olduğu belirtilmektedir. Bu nedenle, güvensiz bağlanmayı yansıtan faktörler, bu yapıların sistemli bir yoldan desteklenmesine yol açmaktadır. Bununla birlikte bağlanma-odaklı müdahalenin uygulanabilmesi bakım sağlayanın bağlanmayla ilgili düşünceleri öğrenme istekliliği kadar bakım sağlayanla meslek elemanı arasındaki ilişkiye de dayanmaktadır (Golding, 2003). Genellikle sosyal öğrenme ve gelişimsel yaklaşımlara dayalı olarak kurum bakımının geleneksel modelleri temel olarak, zor ya da problemli davranışların kontrol altına alınması gerektiği varsayımından hareket eder (Moore, Moretti ve Holland, 1998). Gren ve Mason (2002) disiplin ve sertliğin genellikle bireyselliğin ve spontanlığın azaldığı yerlerde ortaya çıktığının altını çizmektedir. Bağlanma perspektifinden bakıldığında bu tarz bir yerleşme ortamının personel sayısı, tutarsız yaklaşımlar, sıcak ilişkilerin ve yaşanılan yerdeki bağlantıların eksikliği yoluyla güvensiz bağlanma tarzlarının devam etmesine katkı verdiği görülmektedir. Kontrolcü ve baskıcı yaklaşım, daha sonra ergenin oluşturduğu kırılgan bağlanma bağlarına zarar verecektir (Moore ve diğerleri, 1998).

Bu bağlamda Sosyal Hizmetler Çocuk Esirgeme Kurumu’nun başlatmış olduğu Aileye Dönüş ve Aile Yanında Destek projesi ile amaçlanan Muhtaçlıkları nedeniyle korunma kararı alınarak Kurum hizmetlerinden yararlanmak isteyen çocukların korunması, bakımı ve yetiştirilmelerine yönelik hizmetlerin mümkün olduğu ölçüde kendi yaşam ortamlarında verilmesi, kurum bakımına alınan çocukların ise, öz ailelerinin sosyal yardım ve sosyal hizmetlerle güçlendirilerek çocuklarını kurum bakımından en kısa zamanda geri almalarına yönelik çalışmalara öncelik ve ağırlık verilmesidir. Kurumda korunma ve bakım altında bulunan yaklaşık 20.000 çocuktan, ekonomik nedenlerle korunma altına alındığı belirlenen  12.000’inin, 2005 yılında  2500’ü projeden yararlanmıştır. Ancak bu noktada, hali hazırdaki kurum bakımı sistemindeki bağlanma modellerinin yanında sağlıklı bir izleme-değerlendirme sürecinin önemi de gündeme gelmektedir.


Bozuk yetiştirilme hikâyesi olan ya da ebeveynle ya da bakım sağlayan kişi figürüyle mesafeli ilişkileri olan ergenlerin güvensiz bağlanma tarzları geliştirmesi daha muhtemeldir. Birçoğunun yaşamında ayrıca, bozuk okul geçmişleri ve değişken yetişkin figürleri (öğretmenler, sosyal hizmet uzmanları, sağlık çalışanları gibi) bulunmaktadır. Ergenin davranışı, bağlanma tarzını desteklemektedir. Bunun parçası olan sistemler de bağlanma tarzını sürdürmektedir. Sistem, ergenin, yetişkinlerin güvenilmez olduğuna ve ortalarda olmayacağına ilişkin inançlarını sürekli ortaya çıkarma yoluyla güçlendirebilmektedir.
Ergenin bağlanma tarzını ve içsel bağlanma modelini anlamak geçiş sorunları ve ayrılmanın periyodlarını izleyen ailenin yeniden birleşmesinin karmaşıklığı üzerinde çalışmaya yardımcı olabilir. Anahtar yetişkinlerle güvenli bağlanma, paylaşılan değerleri ve uygun sosyal normlarla tanımlamayı olduğu kadar yakınlığı ve birleşmeyi artırıcı olarak da görülebilir. Bağlanma figürlerini olumlu görmek, ergenin uyumdan daha fazla yarar sağlamasını ve anti-sosyal davranıştan kaçınmasını sağlayacaktır.
Bazen de eve geri dönen ergenler değişmemiş olan aile sistemiyle karşılaştığında çelişkiye düşebilmektedir ve kurum bakımında edinilen olumlu öğrenmeler ve yararların tehlikeye girmesi söz konusu olabilmektedir. Marshall ve diğerleri (1993) ebeveynlik becerisindeki yetersizliklerle (bunlar uygun olmayan süpervizyon ve reddetmedir) ergenin problem davranışı arasındaki ilişkiye dikkat çekmişlerdir. Bu yazarlar da tıpkı Bowlby gibi bağlanmanın ebeveyn-çocuk ilişkisinde yer alan davranışsal sistemlerin sadece biri olduğunu belirtmektedir. Ebeveynler, uygun olan ve olmayan davranışlar konusunda model olmaktadır ve bağlanma yapılarıyla birleştiğinde bu davranış bozukluğunu sürdürmede güçlü bir araç haline gelmektedir. Ergenlerle çalışırken aile terapisini de işin içine katmak, aile içi bağlanma ilişkilerinin doğasını araştıran bağlanma-odaklı terapötik çalışmaya olanak tanıyacaktır.
Aile “statik” olmaktan çok tam tersine değişken bir yapıya sahip olduğundan, aileden beklentiler kültürden kültüre değiştiğinden ve bağlanmanın kültürel çağrışımları da aynı şekilde göreceli olduğundan bağlanmanın kültürler-arası çalışmalarına da önem verilmesi gerekmektedir. Bağlanma teorisini sadece etnik farklılıklar bakımından değil aynı zamanda da aile farklılıkları açısından da test etmeye ihtiyaç vardır. Örneğin ey ve lezbiyen ebeveynlerin çocuklarının bağlanma yapıları ve aile ilişkileri keşfedilmemiş bir alandır (Josephson, 2003). Uygulamasında bağlanma teorisini kullanan sosyal hizmet uzmanlarının çalıştıkları ailelerin kültürel bağlamlarını da anlamaya ihtiyacı vardır. Böylece kültürel açıdan duyarlı bir çalışmaya olanak tanınmış olacaktır.
Bağlanma-odaklı uygulamanın sosyal hizmet uzmanları, programlar, kuruluşlar ve özellikle müracaatçılar için birçok tartışmalı yönü de bulunmaktadır. Öncelikle sosyal hizmet uzmanlarının, uygulamada diğer yaklaşımlarla bütünleştirebilmesi için bağlanma teorisiyle ilgili yeterli eğitim ve donanıma sahip olması gerekir. Sosyal hizmet uzmanlarının ailelerle daha derin çalışmalara girmek ve ilişkileri inşa etmek için zamana ihtiyacı vardır. Bu da kuruluş için sorun yaratabilmektedir. Kuruluşların çalışanları için bağlanma-odaklı çalışmalar yapabilecekleri ortamı sunması bu açıdan son derece önemlidir. Bu da meslek elemanlarının yeterli sayıda olmasını, iş yükünün makul düzeyde olmasını, sağlanan kaynakların ve verilen eğitimin yeterliliğini içermektedir.
Sonuçta, bağlanma odaklı çalışmayla ergenlerin karşılaştığı çok önemli sorunların bir kısmı üzerinde çalışılabilmektedir. Aslında, ergenlerle çalışırken bağlanmayla ilgili sorunlara değinmede yetersiz kalmak, ergenin ileriki yaşamında olumlu, sağlam bağlanma ilişkileri kurma becerisi üzerinde güçlü etki bırakabilecektir. Uzun vadede, bağlanma-odaklı çalışma için tahsis edilen kaynakların iyi yönde kullanılması sağlanmış olunacaktır. Son olarak yetiştirme yurtlarında bağlanma-odaklı çalışma yapan sosyal hizmet uzmanlarının akılda tutması gereken sorular aşağıda sıralanmaktadır:


  1. Bağlanma ilişkileri modelleri kişiler arası dinamikleri ve süreçleri açıklamakta mıdır?

  2. Ergenlikte bağlanmayı değerlendirmede sınırlılıklar nelerdir?

  3. Bağlanma teorisi ve bağlanma-odaklı değerlendirmede dikkate alınması gereken kültürel ve bağlamsal faktörler nelerdir?

  4. Kurum bakımı bağlamına özgü bağlanma sorunları nelerdir?

  5. Bağlanma yaklaşımıyla çalışmada kaynaklarla ilgili sıkıntılar neler olabilir?

  6. Bağlanma-odaklı bir çalışma yapmamanın getireceği sorunlar neler olabilir?

YARARLANILAN KAYNAKLAR
Acarel, S. (1990). “Gazi Kız Yetiştirme Yurdundaki Gençlerin Psiko-Sosyal Sorunları”. Yayınlanmamış Lisans Tezi. Hacettepe Üniversitesi, Ankara.

Ainsworth, M. D. S., Blehar, M., Walters, E. ve Walls, S. (1978) Patterns of Attachment. Hillsdale, NJ: Erlbaum.Araji, S. (1997) Sexually Aggressive Children: Coming to Understand Them. Thousand Oaks, CA:Sage.


Bankes, N., Daniels, K. ve Quartly, C. (1999) ‘Placement provisions and decisions.’ In M.

Erooga ve H. Masson (eds) Children ve Young People who Sexually Abuse Others: Challenges And Responses. London: Routledge.


Bretherton, I. (1992) ‘The origins of attachment theory: John Bowlby ve Mary Ainsworth.’ Developmental Psychology 28, 5, 729– 775. Child, Youth and Family Press Release, November, 2003. Wellington: New Zeland.
Caplan, G. (1976). Support Systems and Mutual Help, New York.

Cılga, İ. ( 1989 ). Korunmaya Muhtaç Gençlerin Sorunları ve Yetiştirme Yurtları. T.C. Başbakanlık Geçlik ve Spor Gn. Md. Gençlik Hizmetlerin Daire Bşk. Ankara.

Cılga, İ. (1994). “Demokrasi İçin Sürdürülebilir Kalkınma Gençlik ve Türkiye İçin Bir Model denemesi”. Seminer Ders Notları. Ankara.
Daniel, B. ve Taylor, J. (2001) Engaging with Fathers. Practice Issues for Health and Social Care. London: Jessica Kingsley Publishers.
Elliot, D. S., Huizinga, D. ve Menard, S. (1989) Multiple Problem Youth: Delinquency, Substance Use and Mental Health Problems. New York: Springer-Andrlag. Farmer, E. ve Pollock, S. (1998) Sexually Abused and Abusing Children in Substitute Care. Chichester: Wiley.
Evans, N. ve Connolly, M. (2005) Social Work Theories in Action. Edt. M. Nash. London: Jessica Kingsley Publishers.
Fletcher, G. (2002) The New Science Of Intimate Relationships. Oxford: Blackwell. Freemen, H. ve Bradford Brown, B. (2001) ‘Primary attachment to parents and peers during adolescence: Differences by attachment style.’ Journal of Youth and Adolescence 30, 6, 653– 674.
George, C. (1996) ‘A representational perspective of child abuse and prevention: Internal

workingmodels of attachment and caregiving.’ ChildAbuseveNeglect20, 5, 411– 24. Green, L. ve Masson, H. (2002) ‘Adolescents who sexually abuse and residential accommodation: Issues of risk and vulnerability.’ British Journal of Social Work 32, 149– 168.


Greenberg, M. T., DeKleyn, M., Speltz, M. L. ve Endrign, M. C. (1997) ‘The role of attachment processes in externalising psychopathology in young children.’ In L. Aitkinson ve K. J. Zucker (eds) Attachment and Psychopathology. New York: Guilford Press.
Golding, K. (2003) ‘Helping foster carers, helping children: Using attachment theory to

guide practice.’ Adoption and Fostering 27, 2, 64.


Grossmann, K. E. (1995) ‘Evolution and history of attachment research.’ In S. Goldberg, R. Muir ve J. Kerr (eds). Attachment Theory: Social Development And Clinical Perspectives. Hillsdale, NJ: Analytic Press.
Hazan, C. & Shaver, P. R. (1987) Romantic love conceptualized as a attachment process, Journal of Personality and Social Psychology, 52, 511-524

Heinz Brisch, K. (2002) Treating Attachment Disorders: From Theory to Therapy. New York:

Guilford Press.
Howe, D., Brveon, M., Hinings, D. ve Schofield, G. (1999) Attachment Theory, Child Maltreatment and Family Support. A Practice and Assessment Model. Houndmills: Palgrave. Johnson, S. M. ve Whiffen, V. E. (eds) (2003) Attachment Processes in Couple and Family Therapy. London: Guilford Press.
Howe, D. (1995) Attachment Theory for Social Work Practice. Houndmills: Palgrave.
Howe, D., Brveon, M., Hinings, D. ve Schofield, G. (1999) Attachment Theory, Child Maltreatment and Family Support. A Practice and Assessment Model. Houndmills: Palgrave.
İçmeli, C. (1985). “7-13 Yaş Çocuklarında Diğerinin Algılamasına İlişkin Deneysel Bir Araştırma”. Psikoloji Dergisi. Sf.82.
Josephson, G. J. (2003) ‘Using an attachment-based intervention with same-sex couples.’ In

S. M. Johnson ve V. E Whiffen (eds) Attachment Processes in Couple and Family Therapy.

London: Guilford Press.
Kol ve diğ. (1994). “Ankara’da Yetiştirme Yurtlarında Kalan ve Liseye Devam Eden Gençlerin Eğitimlerine Etki Eden Faktörler”. Yayınlanmamış Lisans Tezi, H.Ü. , Ankara.
Kozacıoğlu, G., H. Gördürür. (1995). Bireyden Topluma Ruh Sağlığı. Alfa Basım Yayın. İstanbul.
Levy, T. M., ve Orlans, M. (2003) In S. M. Johnson ve V. E Whiffen (eds) Attachment Processes in Couple and Family Therapy. London: Guilford Press.
Levy, T. M. ve Orlans, M. (1998) Attachment, Trauma and Healing: Understanding and Treating Attachment Disorder in Children and Families. Washington, DC: Child Welfare League of America.
Lopez, F. G., & Brennan, K. A. (2000). Dynamic processes underlying adult attachment organization: Toward an attachment theoretical perspective on the healthy and effective self. Journal of Counseling Psychology, 47, 283-300.
Marshall, W. L., Hudson, S. M. ve Hodkinson, S. (1993) ‘The importance of attachment bonds in the development of juvenile sexual offending.’ In H. E. Barbaree, W. L.
Marshall ve S. M. Hudson (eds) Assessment and Treatment of the Juvenile Sexual Offender.

Guilford Press.


Moore, K., Moretti, M. M. ve Hollve, R. (1998) ‘A new perspective on youth care programmes: Using attachment theory to guide interventions for troubled youth.’ Residential Treatment for Children and Youth 15, 3, 1– 24.
Moretti, M. M ve Hollve, R. (2003) ‘The journey of adolescence: Transitions in self within the context of attachment relationships.’ In S. M. Johnson ve V. E Whiffen (eds) Attachment Processes in Couple and Family Therapy. London: Guilford Press.
Pietromonaco, P. R., & Barrett, L. F. (2000). The internal working models concept what do we really know about the self in relation to others? Review of General Psychology, 4, 155-175.
Punar, H. (1987). “16-18 Yaş Grubu Korunmaya Muhtaç Çocukların Kaygı ve Uyum Düzeyleri”. Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi. A.Ü S.B.F. Ankara.

Rosenstein, D. S. ve Horowitz, H. A. (1996). ‘Adolescent attachment and psychopathology.’ Journal of Consulting and Clinical Psychology 64, 2, 244– 253.


Rutter, M. (1995) ‘Clinical implications of attachment concepts: Retrospect and prospect.’

Journal of Child Psychiatry and Allied Discpilines 36, 4, 549– 571.


Rutter, M., Giller, H. ve Hagell, A. (1998) Antisocial Behaviour by Young People. Cambridge:Cambridge University Press.
Sarason, I.G. (1982). “Concomitants of Social Support: Attitudes, Personality, Characteristics and Life Experiences”. Journal of Personality Social Psychology. 50, 3: 311-343.
Speltz, M. L., DeKleyn, M. ve Greenberg, M. T. (1999) ‘Attachment in boys with early

onset conduct problems.’ Development and Psychopathology 11, 269– 285.


http://attachment.edu.ar/bio.html

http://www.shcek.gov.tr/portal/dosyalar/hizmetler/cocuk/hizm_yy.asp



http://www.shcek.gov.tr/Projeler/Aileye_Donus_ve_Aile_Yaninda_Destek.asp






Dostları ilə paylaş:
Orklarla döyüş:

Google Play'də əldə edin


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə