Balkanlarda babailer ve bektaşİler



Yüklə 305.46 Kb.
səhifə1/6
tarix06.03.2018
ölçüsü305.46 Kb.
  1   2   3   4   5   6

BALKANLARDA BABAİLER VE BEKTAŞİLER




İbrahim Bahadır

Bu gün Anadolu’da süren Alevi1 geleneğinin niteliğinde 16. yüzyılda yaşananların büyük etkisi olduğu biliniyor. Günümüz Aleviliğine şeklini verenin de bu dönemde yaşamış şahıslar olduğunu söylemek mümkündür. Bu nedenle 13. yüzyıl Aleviliğinin dini pratiklerinde neler olduğu ve tarihi süreç içerisinde geçirdiği evrimi tesbitte, Anadolu’dan çok Balkanların zengin olduğu görülür. Bir anlamda Anadolu bir gelenek kopukluğu yaşarken, Balkanlarda bu konuda bir devamlılık söz konusudur. Her ne kadar Alevilik Anadolu üzerinden Balkanlara yayılmışsa da, geleneği yaşatmanın avantajı ile, buralarda yetişen Alevi Babaları ve şairleri Anadolu’daki gurupları etkilemiş, kimi yerde onlara yeni bir yön vermiştir.

Balkanlarda, özellikle Bulgaristan’da Aleviliğin iki önemli geleneği olan Babailer ve Bektaşiler bu yukarıda söylenen tartışmanın merkezinde bulunmakta, aralarındaki gerilim ve kabullenmeme bir anlamda gelenekle değişimin çatışması olarak kendini göstermektedir. Bu iki gurup arasındaki gerilim, kimi yerde diğerini kendi cemaatının dışında görmeyi birlikte getirmiştir. Her ne kadar mevcut araştırmalarda Bektaşilik Babai kökenli bir tarikat olarak kabul edilse bile, her iki inanç gurubunun daha sonra karşı karşıya gelerek bir çatışma içerisine girdikleri görülmektedir.

Son zamanlara kadar bir çok bilimsel çalışmada Balkanlardaki bütün Alevi gurupları Bektaşi genel tanımlamasının içinde düşünülmüş, bu durum genel kabul haline gelmiştir. Halbuki burada yaşananların bu anlatılanlardan farklı olduğunu, yöre halkı ve eski evliya menkıbelerinde görmek mümkündür. Özelikle XVI. yüzyıl öncesi Anadolu ve Balkanlarda Alevilik belirli bir merkeze bağlı, bütün sınırları ve kuralları çizilmiş homojen bir yapı değil, büyük ihtimal ile benzer inançları savunan otonom yapılardan bahsetmek mümkün olabilir. Balkanlar da Aleviliğin kurumlaşmasını izlerken bu durumun özellikle gözden kaçırılmaması gerekir.

Balkanlarda 16. yüzyıl öncesinde Aleviliğin yerleşmesinde emek veren guruplar şunlardı. “Babailer, Ahiler ve Bektaşiler”. Bu üç gurup içerisinden “Ahilerin” ilk başlarda Rumeli’de akınlara katılıp buralarda kendi adlarına tekke açmalarına rağmen, daha sonraları bu tekkelere genellikle Bektaşilerin yerleşmiş oldukları görülmektedir.2 Tekkelerdeki bu durum Faroqi’nin işaret ettiği gibi Ahilerin, Bektaşilerin içerisinde erimiş olduğunun göstergesiydi. İkinci gurup Hacı Bektaş Tekkesi’nde yetişmiş, ya da oraya manevi bağlılığı olan “Bektaşi” Şeyh ve dervişleri idi. Bunların en başında ise Abdal Musa ve Seyit Ali Sultan gelmektedir. Üçüncü gurubu ise; başta Sarı Saltuk olmak üzere3 Şüca Baba ve onunla manevi bağı olan Otman Baba’nın temsil ettiği “Babailer” oluşturuyordu. 16. yüzyıldan sonra buraya Safevilere manevi bağlılığı olan Kızılbaş gurupları geleceklerdir.

XVI. yüzyıl öncesinde Anadolu’da temel Alevi merkezlerinden Seyit Gazi Zaviyesi, Hacı Bektaş Tekkesi’ ve Abdal Musa Tekkesi’’nin oldukça önemli bir yere sahip olduğu görülmektedir. Balkanlarda, Seyit Ali Sultan’ın Dimetokodaki Kızıl Deli Tekkesi’ ve yine ona çok uzak olmayan Haskova’daki Otman Baba Tekkesi’ ile daha sonra Varna’daki Akyazılı Sultan Tekkesi’ temel merkezlerdir.4 Bektaşi geleneği, Anadolu’da Hacı Bektaş Tekkesi’ ve Abdal Musa Tekkesi’’nde temsil edilirken, Rumeli de ise Seyit Ali Sultan Tekkesi’’nin bir merkez haline geldiği görülür. Babai geleneği Anadolu’da Seyit Gazi Tekkesi’ni, Balkanlarda ise Haskova’daki Otman Baba, daha sonra Varna’daki Akyazılı Tekkesi’ni merkez olarak kullanmıştır.

Her iki gurubun 14–15 yüzyılda Anadolu’da ve Balkanlardaki hakimiyet sahası bir birinden ayrılmış gibidir. Babai geleneğinin Balkanlardaki etkinlik sahası Hasköy’deki Otman Baba Tekkesi merkez olmak üzere, Kuzey Doğu Bulgaristan sahasına yayılmış olduğu görülür. Bektaşi geleneğinin ise Balkanlarda Dimetoka’daki Seyit Ali Sultan Tekkesi merkez olmak üzere etkinlik sahasının, Bulgaristan’ın Batısından Yunanistan’ın Kuzeyine, daha sonraları Arnavutluk ve Macaristan’a kadar geniş bir alana yayıldığı görülür.

Bu gurupları daha iyi tanıyabilmek için bu iki geleneğin oluşmasını sağlayan bu inanç önderlerinin kimliği ve çevresine ilişkin genel bir çerçeve çizmek gerekmektedir. Bu konuda “Seyit Ali Sultan, Şüca Baba ve Otman Baba’nın adının diğerlerine göre daha ön planda olduğu görülür.


Seyit Ali Sultan


Seyit Ali Sultan hakkında bir Velayetname bulunduğu gibi, onun efsanevi yaşamı hakkında halkın sözlü söylencesinde oldukça zengin bir yerinin olduğu görülür. Tahrir Defterlerinde ise zaviyesi nedeniyle yazılanların bir kısmının Vilayetnamede anlatılanlarla çakıştığı görülmektedir. Belki de en çok bilgi sahibi olduğumuz bu şahıs hakkında bile bilimsel çalışmalarda onun yaşamı ve faaliyetleri hakkında genel yaklaşımlardan ileri gidilemediği görülmektedir. Ona inanan ve kutsayan Bektaşiler içerisinde Çelebiler ve Babalılar onun kimliği ve kişiliği konusunda bir birinden farklı bilgiler vermektedir. Bu guruplarca Seyit Ali Sultan’ın kimliğinden çok, hangi soy süreğinden geldiği ateşli bir tartışmaya neden olmaktadır. Ona manevi bağlılığı bulunan iki Bektaşi çevrenin iki farklı iddiayı gündeme getirdiği görülmektedir

1) Hacı Bektaş’ta Bulunan Alevi halkınca kutsanan Çelebiler (Ulusoylar) ve onlara bağlı gurupların iddialarına göre Seyit Ali Sultan, Hacı Bektaş’ın soyundan gelip onun evlatlarındandır. Çelebiler de kendi soy kütüklerini Seyit Ali Sultan yolu ile Hacı Bektaşi Veli’ye ulaştırmaktadırlar.

2)Bektaşiliğin Babagan kolu ise, Seyit Ali Sultan’ın, Hacı Bektaş’ın çocuğu olduğuna ilişkin iddiayı ret etmektedirler. Bu çevrenin yakın dönemde en önemli temsilcilerinden olan Bedri Noyan’a göre, Hacı Bektaş Veli mücerret olduğu için hiç evlenmemiş ve evlatları da olmamıştır. Bu nedenle Seyit Ali Sultan Hacı Bektaş’ın evlatlarından değildir. Bu gün kendilerinin Hacı Bektaş’ın soyundan geldiğini iddia eden Ulusoy’ların İdris Hoca ile Kadıncık Ana’nın çocukları olduğunu söylemektedir. Bedri Noyan bu akrabalık ilişkisini Cumhuriyetin ilk yıllarında ölen merhum Cemalettin Çelebi’nin uydurması olarak görür.

Bu iki çevre arasındaki tartışmalarda ortaya atılan iddiaların özünde, geçmişte aralarındaki rekabetin ve kendi bulundukları alanı meşrulaştırmak için kullanıldığı görülmektedir.

3) Bazı bağımsız çevrelerin de her iki tarafın tezlerinden çok tarihi belgeleri ön plana alarak değerlendirmelere gittikleri görülmektedir. Bu çevrelerin tezlerinde ise eski yazılı menkıbeler ve Osmanlı Arşiv kayıtları esas alınmaktadır. 5 Tartışmanın tarafları olan bütün bu çevrelerin üzerinde birleştiği nokta ise Seyit Ali Sultan’ın Hacı Bektaş geleneğine bağlılığı ve Dimetoka’nın alınmasında büyük çaba sarf edip müritleri ile birlikte savaşıp kılıç zoruyla aldıkları bir yeri tekke haline getirdiğidir.

Seyit Ali Sultan velayetnamesine göre Hz. Muhammet’den direktif alan 40 kişiden birisi olarak Hacı Bektaş Tekkesi’ne gelir. Hacı Bektaş onları Orhan Han’a yollar. Seyit Ali Sultan ve yanındakiler Rumeli’nin fethinde çok yararlılıklar göstermişlerdir. Bu kırk kahramandan birisi olan Seyit Ali Sultan komutan, Emir Sultan Bayraktar, Seyit Rüstem Gazi Kazasker ve Abdussamed İmamlık ederler. Bunları Sultan Orhan karşılar Seyit Rüstem Gazi’nin salık vermesiyle Orhan sol kanatta, Sarıca Paşa ortada, bu kırklarla Süleyman Paşa’da sağ kanatta yer almışlardır. Bu kırklarla birlikte Çanakkale Boğazı geçilip, Gelibolu alınıp esirler orduya katıldıktan sonra bir çoğu Müslüman olur. Bu arada Edirne, Silistre ve başka bir çok yer de alınmıştır.6 Velayetnamenin kahramanları arasında Evrenos Gazi de bulunmakta olup ilk alınan yerlerin Bulgaristan çevresi olduğu gözlenmektedir. Seyit Ali Sultan, Abdal Sultan Velayetnamesi’nde görülmektedir. O Hacı Bektaş’ın emanetlerini Abdal Sultan’a getirmiş olup onun en çok değer verdiği dervişler arasında olduğu söylenmektedir. 7

Seyit Ali Sultan hakkındaki mevcut değerlendirmeleri bir sıralamaya koyduğumuzda, şöyle bir tablo çıkmaktadır. Seyit Ali Sultan’ın Horasan erenlerinden Hasan Ata’nın oğlu olduğu kendi veleyetnamesinde söylenmektedir. Seyit Ali Sultan 1356 da Osmanlı kuvvetlerinin Çanakkale’ye geçişi sırasında Orhan Gazi’nin oğlu Süleyman Paşa’nın yanında bulunmuştur.8 Dede Baba Bedri Noyan’ a göre de Seyit Ali Sultan Horasan erenlerinden Hüseyin Ata’nın oğludur. Kaynak olarak verdiği Ahmet Hamdi Zeza Paşa’nın Mısırda basılmış eserinden şu kaydı aktarıp, “Hızır Lale Seyit Ali Sultan” yazılı olup resmin altında “Seyyid Hüseyin Ata oğlu Seyit Ali Sultandır” yazısının bulunduğunu lakabının ise Hızır Lala olduğunu belirtir.9 Seyit Ali Sultan’ın 1310-1402 tarihleri arasında yaşadığını Dimetoka’daki dergahı 1397 yılında açtığı düşüncesindedir.

S. N. Ergun, Kızıl Deli Bulgaristan’da Kırcaali’de kendi adıyla ünlü dergahta yatıyor der.

Aynı gelenekten olan şair Virani Seyit Ali Sultan’ın Tanrı Dağı’nı kendine mesken tutuğunu söyler.10 Nimetullah Hafız ise bir Bektaşi Misyoneri olarak ilk önce Bulgaristan’da ondan sonra Yunanistan’da Dimetoka yakınlarında Kırcaali köyünde tekke kurduğunu söyleyip buranın Bektaşiliğin büyük merkezlerinden birisi olduğunu söyler.11 Bedri Noyan Seyit Ali Sultan’ın bir süre Hacı Bektaş’daki merkez tekkede oturduğunu buradan batıya geçtiğini belirtir. Hurufiliğin Anadolu ve Balkanlardaki yayıcısı Ali el – A’la’nın Seyyid Ali Sultan olması kuvvetle muhtemeldir der. 12

Bu anlatımlardan söyle bir sonuç çıkarmak mümkün gözüküyor. Seyit Ali Sultan’ın Horasan erenlerinden Hasan Ata’nın oğlu olduğu kendi Velayetnamesi’nde söylenmektedir. Büyük ihtimal ile Seyit Ali Sultan’ın Hacı Bektaş ile Soy ilişkisi yoktur. Tekkeye Hacı Bektaş öldükten sonra gelmiş oradan Abdal Musa’nın da bulunduğu Osmanlı topraklarına geçmiştir. Abdal Musa Velayetnamesi’nde Hacı Bektaş emanetlerinin Abdal Musa’ya teslim ettiği söylenmektedir.13 Bu arada Tekkeşi’ nin ölüp en kıdemli Baba Abdal Musa kalınca tekkedeki Hacı Bektaş’ın emanetlerini yanında Abdal Musa’ya getirmiş teslim etmiş olmalıdır. Ya da bir başka ihtimal buraya talan için gelen grupların arasında iken Osmanlı topraklarında Abdal Musa’ya katılıp Hacı Bektaşı ve Bektaşiliği ondan öğrenmiş olmalıdır. Abdal Musa Velayetnamesi’nde Seyit Ali Sultan’ın çok önemli bir yeri olduğu söylenmektedir.

Velayetnameye göre Gazi Umur Bey Abdal Musa’ ya gelip “Bize bir yadigar verin sultanım” deyince, Abdal Musa Kızıl Deli’ye bir tahta kılıç verip onlarla birlikte gönderir”.14 Seyit Ali Sultan 1356 da Osmanlı kuvvetlerinin Çanakkale’ye geçişi sırasında Orhan Gazi’nin oğlu Süleyman Paşa’nın yanında bulunuyordu.15 Seyit Ali Sultan yanında diğer dervişler ve Seyit Rüstem Gazi ile birlikte, Orhan döneminde16 Süleyman Paşa’nın yanında o ölünce de I Beyazıt döneminde Evrenos Bey’in komutasında gazalara katılmış olduğu sanılmaktadır. Daha sonraki Bektaşi geleneğinin Evrenos Gazi’nin Seyit Ali Sultan’a manevi bağlılığı olduğunu söylemesi bu dönemdeki dervişlerin uçlarda oldukça yoğun şekilde bulunduğunun işareti olmalıdır. Evrenos Bey’in Seyit Ali Sultan’a bağlılığı bir birinden uzak olan iki Alevi şairi İbrahim Baba17 ile Edirneli Tevfik Baba’nın şiirlerinde görülmektedir.18

Seyit Ali Sultan Velayetnamesi’nde Dimetoka’nın alınmasına kendisinin de katıldığı söylenmektedir. Seyit Ali Sultan efsanelerde olduğu gibi Tahrir defterlerinde Rumeli’yi feth edenlerin ilk dalgası ile geldiği ve Gelibolu’ya Süleyman Paşa ile geçtiği anlatılmaktadır. Gelibolu ve Bolayırın alınması sırasında orada bulunduğu kesindir. 19 Buradaki sahada Gazi Evrenos Bey komutanlık etmektedir. Büyük ihtimal ile Seyit Ali Sultan’ın faaliyet sahası Evrenos Gazi’nin faaliyet sahasında 20 ve onun komuta ettiği guruplar içinde bulunmakta idi. 21 Daha sonra Dimetoka’nın alınmasının ardından Dimetoka’daki tekkesine yerleşmiş olmalıdır. Bu yeri dervişleri ile birlikte aldıkları söylenmektedir. Buraya daha sonra devlet tarafından çeşitli vergi kolaylığı sağlandığı görülmektedir. Daha sonra da Dimetoka’daki bu tekkede ölmüş olmalıdır.22 Ama daha Seyit Ali Sultan’ın kendi sağlığında Hacı Bektaş dervişlerinin Rumeli’deki merkezi haline geldiği, Balkanlardaki Bektaşiliğin en önemli Tekkesi olarak diğerlerinin üzerinde bir nüfuza sahip olduğu23 bu özelliğini de 17 yüzyıla kadar devam ettirdiği anlaşılıyor. Seyit Ali Sultan’dan sonra bu tekkede Balım Sultan, Vahdeti Dede, Seyit Mustafa Dede, Kara Ali Dede ve Sadık Abdullah Baba gibi Bektaşi büyükleri yetişmiştir.24


ŞEYH ŞÜCA

Balkanlarda Aleviliğin yerleşmesinde etkili olan bir başka yer de Eskişehir yakınlarındaki Seyit Gazi Tekkesi’dir. 14. yüzyılın son çeyreğinde Anadolu ve Balkanlardaki Aleviliğin yayılmasında oldukça önemli bir yere sahip olan Şeyh Şüca’nın bu tekkenin başında bulunduğu görülmektedir.25 Şeyh Şüca hem kendi döneminde hem kendinden sonraki dönemde Anadolu ve Balkanlar Aleviliğinde oldukça önemli ve saygın bir yere sahiptir. Bu gün bile Balkanlardaki Babai Aleviler Şeyh Şüca’ ya manevi bağlılıklarını sürdürmektedirler.

Şeyh Şüca’nın adının çeşitli kaynaklarda farklı şekilde anıldığı görülmektedir. Sultan Şüca’nın adı bu gün ona inan Babailere göre “Sücaettin Ebül-Beka Baba İlyas Horasani”diye anılırken, bazı yazılı kaynaklarda Şüca Baba, Sultan Varlığı ya da Otman Baba Velayetnamesi’nde yazıldığı gibi Şefüklü Bey olarak da tanıtılmaktadır.

Şeyh Şüca yanında Üryan Baba’nın da özellikle Kuzey Doğu Balkanlar Aleviliğinde çok önemli bir yere sahip olduğu görülmektedir. Daha sonra bu geleneği büyük ihtimal ile onun müridi olan Otman Baba devam ettirmiştir. Şeyh Şüca’nın kendi döneminde bu kadar etkili olmasındaki en önemli etkenlerden birisi kendi karizma tik kişiliği kadar başında bulunduğu tekkenin önemidir. Bu tekke Selçuklulardan beri Anadolu’daki en önemli Batıni merkezidir.26 Böyle bir önemli tekkenin başında bulunan kişinin nüfuzu da oldukça büyük olacaktır.

Şeyh Şüca’nın ona manevi bağlılığı bulunan Babailer ve kendi soyundan geldiğini söyleyen Demirtaş ailesi tarafından Menkıbevi yaşamı şöyle anlatılmaktadır. Şeyh Şüca Amasya Mesudiye’ de Babai tarikatı Şeyhi olarak halkı iyiliğe çağırmış, Babailiği yaymaya çalışmıştır. Babai isyanına katılmamıştır. Baba İsak Şücaddin Veli’yi çok sevmektedir. Çevresine topladığı kırk bin kişiyle Selçuklu sarayına karşı isyan çıkarmış bu esnada bir çok Babai ölmüştür.

Bu isyanın ardından Şeyh Şüca Kayseri’ye kadı tayin edilir. Bu isyan sonrasında Hacı Bektaş Veli Şüca Baba’nın yanına gelip, burada çok sohbet ederler. Bu dönemde Şüca Veli ihtiyarladığı için tarikatın ilerlemesi durmuştur. Hacı Bektaş’a her zaman yardım etmiştir. Sultan Şücaddin Veli’nin oğlu Muhlis Paşa Osman Gazi’ye yardım etmiştir. Çok uzun yaşadığı için onun cenazesinde dahi bulunmuştur. Sultan Şücaddin yüz altmış yaşına kadar yaşamış öldükten sonra türbesi müridi Demirtaş Paşa tarafından yaptırılmıştır. Şeyh Şüca Kayseri, Tokat, Sivas ve Çorum da bulunmuş, Antalya, Isparta, Bursa Kütahya ve Eskişehir’de yaşamıştır. Oradan Arslanbeyli köyüne gelip yerleşmiştir. 27

Bir inanca göre ise Karaman oğlunun kendisine kin beslemesi üzerine28 kalkıp bu günkü yerine gelmiş, Anadolu’daki merkez tekke konumundaki Seyit Gazi zaviyesine çok yakın bir zaviye açarak yerleşmiş, burada kurulan köye de adını vermiştir. Şimdiki adı Arslanbeyli olan bu köyde türbesi bulunmaktadır. Onun yanında Tumurtaş oğlu Ali Paşa ve Üryan Baba’nın mezarı bulunmaktadır.29 Sultan Sücattin’in Merkez Seyit Gazi olmak Üzere Bursa, Kütahya Manisa, Ankara arasındaki sahalar ilk dönem faaliyet alanıdır.30 Filiz Aydın ise Şeyh Şüca’nın Konya’da Eskişehir ve Antalya’da türbeleri olmasına rağmen Edirne’de gömülü olduğunu söylemektedir. 31

Her ne kadar kendine manevi bağlılığı olanlarca Baba İlyas’la aynı kişi olduğu söylemesine rağmen Sultan Şüca velayetnamesini inceleyen Orhan Köprülü ise onun yaşadığı döneme ilişkin daha geç bir tarih vermektedir. Köprülü Şeyh Şüca’nın Çelebi Mehmet ile II Murat devirlerini gördüğünü, Menkıbedeki kayıtların II Murat’ı halen yaşayan bir kişi olarak göstermesinden yola çıkarak onun 15 yüzyıl ilk yarısında yaşamış olduğunu bildiriyor.

Şeyh Şüca Menkıbesinde anlatılanlara göre Bursa, Kütahya, Manisa dolaylarındaki zaviyelerde yaşayan şeyhlerin onunla çok saygılı bir ilişkisi vardır. Buralar eski Germiyan Oğulları ve Saruhan Oğulları’nın bulunduğu yerler olup, Babai ayaklanmasının arkasından gizlenmek içen denetimin daha az olduğu bu bölgelere yerleşmişlerdi. Şeyh Şüca’nın Abdal Hakı, Abdal mecnun, Abdal Yakup ve Abdal Mehmet gibi32 muhtemelen Babailerin yaşayan Şeyhleri ile ilişkisi vardı. Şeyh Şüca’nın yörede yaşayanlar dışında daha sonra Balkanlardaki bir çok faaliyetleri bilinen Otman Baba gibi derviş ve şeyhlerle de ilişkisi vardı. Otman Baba’nın Balkanlara gitmeden buralarda dolaştığı ve Şeyh Şüca’yı pir olarak kabul ettiği menkıbesinde anlatılmaktadır.

Ö.L. Barkanın yayınladığı belgeler arasında Şeyh Şüca’nın adı Kanuni dönemi öncesi bir çok vergi kaydında bulunmaktadır. Şüca Baba’nın dervişleri Saruhan ilinin Balabud ilçesinde bir yeri vakıf olarak alıp buraya zaviye yapmışlardı. Burası daha sonra Hacı Piri’nin elinde idi. Yine Saruhan da Akkaya adlı yerde Fatih Sultan Mehmet zamanından bir belgede Şüca Abdal ve arkadaşlarının Derviş Sinan, Derviş İsmail, Derviş Mustafa, Ali Küçük ve Kaygusuz’la beraber dağ içinde bir yeri temizleyerek zaviye yapmış oldukları anlatılmaktadır.33 Bunların dışında Akyazı’da Zaim ve Sipahi tımarlarında Şücalu kariyesi görünmektedir, Göynükte34 ise Sucalar adlı bir yer bulunuyordu.35 Rumeli’de ise Rusçuk ilinin küçük Orhan Köyünde Şüca Dede Zaviyesi vardır.36 Barkanın yayımladığı belgelere göre Çirmen’deki Hızır Baba zaviyesinin Şeyhi Hızır Baba’nın Timurtaş oğullarından birisi olup zengin vakıfları bulunmaktadır. Zaviyenin bazı işlerine Şüca Baba ihtiyarlarının baktığı söylemektedir37 Şeyh Şüca adına II Murat zamanında Edirne’ye bir zaviye yaptırılmış olduğu da söylenmektedir. 38

Menkıbname de söylenenlerin bazı kısımların Tahrir defterlerinde karşılığını görmek mümkün gözükmektedir. Şeyh Şüca Batı Anadolu bölgesinde oldukça iyi bilinen ve önemsenen bir kişi olduğu kadar; yaşamını sürdürdüğü zaviyesinde yaşadığı dönemde Babailiğin dinsel merkezi olmalıdır. Şüca Baba Menakıbname’sine göre 200 derviş ile bütün yaz seyahat eden kışları zaviyesinde ya da bir mağarada geçiren tipik bir Babai dervişidir. 15 yüzyıl da onun müritleri bütün Anadolu’da ve Rumeli’de Üryan Şücailer adıyla ünlenmişlerdir. Bu dervişlerin ellerinde ilk defa Şüca’nın kullanması muhtemel olan “Şüca-i çomak” bulunuyordu.39 Baha Sait Bektaşi meydanında “suci şarap” olduğunu söylemektedir bunun asıl adı Şücai şarap olmalıdır.40

Sultan Şüca sadece Şeyh ya da yerel halkla ilişkili değil, yüksek Osmanlı komutanları ile de ilişki içerisinde olup bunların içerisinde Timurtaş Oğlu Ali Bey onun müridi olmuştur.41 Şüca Baba Müritleri ile birlikte Rumeli’de gazalara katılmaktadır. O aynı zamanda derviş bir gazidir.42 Balkanlardaki Aleviliğin kurumlaşmasında bu ikilinin iş birliği çok önemli bir etki göstermiştir. Faaliyet sahası Kuzey Bulgaristan yönünde bulunan Timurtaş Paşa’nın yanında Şeyh Şüca ile birlikte Üryan Baba da bulunmaktadır. Bu bölge Sarı Saltuk’un ilk Rumeliye geçişinden beri Babailerin çok yoğun olarak bulunduğu bölgelerdir. Şeyh Şüca döneminde de Batı Anadolu Seyit Gazi çevresindeki Babailerin buradaki faaliyetleri oraya yeni bir canlılık getirmiş, yörede Babailik oldukça güçlenmiştir. Daha sonra bu ilişki Otman Baba üzerinden yürümüştür. Günümüzde Çorlu Tekirdağ çevresinde yaşayan Babailer Balkan savaşı sırasında yine bu bölgelerden gelmişlerdi. Bütün bunlar buralarda bu ekibin ne kadar çok etkili olduğunu göstermesi bakımından oldukça dikkate değerdir. Rumeli’de Şücaddinin müritlerinin Üryan Şücailer olarak anıldığı bilinmektedir. Bunlar bu gazi komutanların yanında bu savaşlarda oldukça önemli işlevlere sahiplerdir.

Şeyh Şüca’nın kesinlikle bir Babai dervişi olduğu görülmektedir.43 Onun faaliyet sahası olarak gösterilen yerler de Germiyanoğulları ve Saruhanoğulları’ nın bulunduğu yerler olup her iki beylik de Babai isyanına katılıp yenilginin ardından bu yöreye yerleşen guruplardan oluşuyordu. 44 Seyit Gazi yöresinde bu isyana katılıp yenilince buralar yerleşen bir çok insan ve bu çevrelerdeki tekke ve zaviyelerde bunların hatıralarını taşıyordu.45 Şeyh Şüca’nın kendisi olmasa bile ailesi bu isyandan sonraki dönemlerde buraya yerleşmiş kişiler olmalıdır.

Şüca da görülen Karamanlılara karşı soğukluk ya da nefret 46 Cimri meselesinden sonra bütün Babai çevrelerde vardı. Bunu Cloud Cohen de kendi tespitleri ile doğrulamaktadır. Chen’e göre Babai dervişleri ile karamanlılar arasında bir soğukluk ya da bir sürtüşme vardı.47 Yunus’un da Karamanlı sınırları içinde Şeyh olup şehzade ve beylerin bir kaçının mürşidi olduğu söylenmektedir. Karaman beylerinden Aladdin’i iki defa iktidardan devirmelerine karşılık, onun tekrar beyliği ele geçirip ikinci defada Yunus’un da içinde bulunduğu bir gurubu suçlu bularak kafalarının uçurulduğu söylenmektedir.48 Bu soğukluğun da Cimri isyanın hemen arkasından başladığı düşünüle bilinir Baba İlyas’ ın oğlu Muhlis Paşa’nın Karamanlıların yanından ayrılıp Kırşehir’e oradan da Çorum’a gidişi bu nedenle olmalıdır. Şeyh Şüca’nın’da ya kendisinin ya da ailesinin böyle bir nedenle Karamanlıların hüküm sürdüğü topraklardan ya sürülmüş ya da kaçmış olmaları mümkündür. Karamanlıların Babailere karşı bu tavrından dolayı Şeyh Bedreddin’in de yöneticiler tarafından iyi karşılanmadığı görülmektedir. Bedreddin Konya’dan geçerken Karamanlılar tarafından iyi karşılanacağını beklerken tahtta bulunan kişinin onu küçük düşürmek için elinden geleni yaptığı anlatılmaktadır. Menakıpname’de Karamanoğlu inkarcılıkla suçlanmaktadır. 49

Halk inançlarında ve Menkıbelerde Sultan Şüca’nın Battal Gazi olup, öldükten sonra tekrar Dünyaya Şeyh Şüca olarak geldiği inancı hakimdir.50 Battal Gazi 51 ile Şeyh Şüca’nın kişilikleri özdeşleştirilir. Sultan Şüca bir gün Abdalları ile otururken onlara şöyle der. “ Pirler Seyyid Gazi donunda iken burada peltek dili kardaşlar ile kopuşur iken pirlerun şunda bir altın sikke künk dibi geçip durdu. Hem bir altın maşrapa ve bir altun özengimiz kalup dururdu. Gelun varalım açalım.” Bunun üzerine dervişler söylenen yerleri açıp Sultan’ın bahsettiği eşyayı bulurlar. Böylece Şeyh Şüca’nın çok zaman önce Eskişehir Dolaylarında Seyyid Battal Gazi olarak yaşadığını şimdi ise Sultan Şüca’nın bedeninde tekrar Dünyaya geldiğine kanaat getirirler.52 Daha sonra göreceğimiz gibi bazı Şeyhlerin Sultan Şüca’ yı pir tanımasında bir problem onlar açısından yoktur. Çünkü onlara göre ikisi de aynı kişidir.53

Şeyh Şüca’nın Balkanlardaki faaliyet sahasında daha sonra Otman Baba’nın etkili olduğu görülmektedir. Biraz aşağıda daha detaylı inceleneceği gibi Aleviliğe yaklaşımda Şeyh Şüca ve Otman Baba’da bir paralellik olduğu görülür. Bunların Anadolu ve Balkanlarda aynı sahalarda faaliyet yürütmesi bu iki kişi arasında Şeyh-mürit ilişkisi olması ihtimali yüksektir.


OTMAN BABA
Otman Baba’nın hayatı ve faaliyetleri dervişlerinden Küçük Abdal’ın yazdığı Velayetnamesi’nde detaylı olarak anlatılır. Bunun dışında Osmanlı devleti arşiv kayıtlarında da onunla ilgili şikayetnameler yargılamalardan oluşan belgelerin varlığı bilinmektedir.

Otman Baba’nın değişik yerlerde adı farklı olarak geçmektedir. Bunlar arasında Hüsam Şah, Hüsam Şah Gani ya da Gani Baba denilmektedir.54 Hacım Sultan Velayetnamesi’nde ise Osman Baba olarak geçmektedir. Demir Baba Velayetnamesi’nde Otman Baba’nın atası Seyit Ali olarak gösterilmektedir.55 Otman Baba Velayetnamesi’nde Timur’un Anadolu’yu işgali sırasında Germiyan ve Saruhan illerinde dolaşmış II Mehmet’in şehzadeliği sırasında Manisa’da bulunmuştur. Hacım Sultan Velayetnamesi’nde onun Hacım Sultan’ın nefes evladı olduğu ve onu irşat için Germiyan’ a gönderip zaviye açmasını istemiş olduğu yazılıdır. Ocak Otman Babanın Hacım Sultan’ı tanımış olmasının mümkün olduğunu söylemektedir.56 Otman Babanın Anadolu ve Rumeli’de dolaştığı yerlerde medrese çevresiyle anlaşamadığı ve çeşitli kereler soruşturmalara uğradığı görülmektedir.57 Bu durumun oluşmasında Otman Baba’nın inançları kadar onun sert ve agresif kişiliğinin de büyük etkisi olmalıdır. Bu kişiliği ve cesareti nedeniyle en yüksek devlet görevlilerini bile bir çok kez azarladığı görülmektedir.58 Otman Baba Velayetnamesi’nde Fatih Sultan Mehmet ile dostluğu olduğu ve medreselilerin baskılarına rağmen onu yargılatmayı engellemiş olduğu söylenmektedir. Otman Babanın dervişleri ile birlikte çeşitli savaşlara katıldığı bu savaşlar esnasında yanına yeni dervişler edindiği düşünülebilinir.59

Otman Baba’nın Rumeli’ye geçmeden eski Germiyan sahasında dolaştığı ve bu çevrede yaşadığı görülmektedir. Barkan’ın yayımladığı kayıtlarda Kütahya’da Beşparmak isminde bir dağın altında Hüsam Dede isminde bir dervişin kendi çabası ile bir zaviye yaptırmış olduğu, buraya daha sonra başka dervişlerin geldiği söylenmektedir. Ama burada Zaviyeden söz edildiği halde türbeden bahsedilmemektedir.60 Buranın Otman Baba’nın kendi kurduğu yer olması oldukça muhtemeldir.

Otman Baba’nın dolaştığı bu sahaların Şeyh Şüca’nın etki sahası olduğu görülmektedir. Otman Baba ile Şeyh Şüca’nın yaşadığı tarih birbirini tutmaktadır. Büyük ihtimal Otman Baba’nın ya direk Şeyh Şüca ile direk ilişkisi olmuş ondan el almış, ya da Şeyh Şüca’ya bağlı derviş veya şeyhler yoluyla Şeyh Şüca’ya bağlanmış olmalıdır. Otman Baba’nın Anadolu’da iken bulunduğu sahalar ve Balkanlara geçtikten sonra temel faaliyet sahası diyebileceğimiz Kuzey Doğu Bulgaristan çevresi aynı zamanda Şeyh Şüca’nın da faaliyet yerleri olduğu ve bu yörelerde son zamanlara kadar onun adının kutsandığı bilinmektedir.

Balkanlarda Otman Baba’nın İlk zaviyesinin bulunduğu yer Haskova olarak bilinmekte olup burası Filipe’ye oldukça yakındır. I. Beyazıt döneminde Saruhan Oğulları’ nın Menemen ovasından alınıp beyleri ile birlikte Filipe’ye sürüldüklerini Aşık Paşazade anlatmaktadır.61 Köprülü’den öğrendiğimize göre Şeyh Bedrettin taraftarı olan Börüklüce Mustafa ve Torlak Kemal ayaklanmasına katılanların Sarı Saltuk’tan kalan Babailer olduğunu söylemektedir.62 Bu bölgeler Saruhan Oğulları’nın egemenlik sahası olup, Filipe’ye sürülenlerin de Babai inancına sahip oldukları düşünülebilinir. Otman Baba’nın buraya zaviye açması ve bu kadar kısa sürede destek bulması da bu nedenle olabilir. Yine Bedreddin ayaklanmasının diğer merkezi olan Dobruca



Dostları ilə paylaş:
  1   2   3   4   5   6


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə