Bibliyografya: 3 Fİrza 3

Sizin üçün oyun:

Google Play'də əldə edin


Yüklə 0.96 Mb.
səhifə20/29
tarix12.01.2019
ölçüsü0.96 Mb.
1   ...   16   17   18   19   20   21   22   23   ...   29

FREETOWN

Sierra Leone Cumhuriyeti'nin başşehri407



FRENGİ MAHAL408




FRENK

Osmanlılar'ın Batı Avrupalılar hakkında kullandıkları bir terim.

Aslı Frank olan (bk. franklar) ve ge­nelde "Batı Avrupalı" anlamını taşıyan Frenk kelimesi, Osmanlılar'da önceleri daha fazla ilişki içerisinde bulunulan İtalyanlar'la Fransızlar1!, XV. yüzyıl sonların­dan itibaren Almanlar'ı, XVI. yüzyılın or­talarından itibaren de tanışma sırasıyla diğer Batı Avrupalı kavimleri içine almış ve Protestanlığın ortaya çıkması bu du­rumu etkilememiştir. Buradan, terimin Avrupalılar arasındaki mezhep ve milli­yet farkından değil coğrafî konum far­kından, daha doğrusu Batı Roma-Doğu Roma (Bizans) bölünmesinden kaynak­landığı anlaşılmaktadır. Roma İmpara­torluğu ikiye ayrılırken Franklar'ın tama­mı Bat Roma topraklarında kalmış, yıl­lar sonra en büyük hükümdarları olan Büyük Kari da (Charlemagne) papa tara­fından taç giydirilerek resmen "Batı im­paratoru" ilân edilmiştir. Buna karşılık Macarlar gibi Katolik olan bazı kavimler Doğu Roma topraklarında kalmış ve yi­ne yıllar sonra Osmanlılar tarafından Ka­tolik oldukları halde Ortodoks Rum ve Bulgarlar gibi (aynı şekilde Katolik Os­manlı tebaası da) Frenk kavramının dı­şında tutulmuştur. Bu durum, Frenk kav­ramının doğrudan Katolik mezhebiyle bağıntılı olmadığını ortaya koymakta­dır. Ancak yine de bütün Katolikler Bata kilisesine (Roma), bütün Ortodokslar Do­ğu kilisesine (istanbul) bağlı oldukları İçin genelde Batı Avrupalı denilince akla Katolikler (ve onlardan bölünen Protes­tanlar), Doğu Avrupalı denilince de Orto­dokslar gelmiştir.

XV. yüzyıla ait ilk Osmanlı kaynakla­rında çok sık geçen Frenk kelimesi Ma­carlar hariç diğer Katolik hıristiyanlan, özellikle Venedikliler'! belirtmek üzere kullanılmıştır. Dursun Bey, Engürüs (Ma­caristan) dışındaki Avrupa ülkelerini Frenk tabiriyle andığı gibi bu topraklara da Frengistan demektedir. Ayrıca Osmanlı ordularının karşısındaki müttefik hıris-tiyan güçlerinden bahsedilirken sık sık "Frenk askeri, Frenk beyleri" gibi adlan­dırmalar yapıldığı görülür. Özellikle Cem Sultan olayı sırasında Frenk ve Frengis­tan kelimeleri iyice yaygınlık kazanmış­tır. Bu olayla ilgili kaynaklara göre Cem Sultan saltanat mücadelesini kaybedip ülkeden ayrılınca yıllarca Frengistan'da yaşamış, "Frenk efendiler" bu şehzade­nin durumundan İstifade ederek devrin padişahından külliyetli miktarlarda pa­ra almışlar ve habertoplamak için "Frenk diyarları"™ dolaşan Osmanlı ajanlarına da yardımda bulunmuşlardı. İstanbul'un fethinden sonra, kendilerine özel bir sta­tü tanınan Galata'daki çoğu Latin asıllı olan tüccarlar ve diğer siviller "Efrenc taifesi" adıyla anıldılar. Karamânî Mehmed Paşa da Osmanlılarca on altı yıl sa­vaşan Venediklilerden Dursun Bey gibi Frenk veya "Efrenc kâfirleri" diye bah­seder. Bütün bunlar, XV. yüzyılda keli­menin, Katolik mezhebine mensup La­tin kökenli Fransız ve İtalyanlar başta olmak üzere Osmanlı sınırlan dışında kalan hıristiyanlan ifade ettiğini göster­mektedir. Osmanlı idaresi altındaki Mâ-rûnTler, Rum Melkitler. Katolik Süryânî­ler ise bu terimin kapsamı dışında tutul­muş ve doğrudan zimmî, gebrân. nasârâ diye adlandırılmışlardır. Kudüs'te bulu­nan ve hıristiyan alemince mukaddes sa­yılan kutsal makamların korunması için, XIII. yüzyıldan beri Fransisken tarikatı­na mensup ruhbanların bulunduğu San Salvatore Manastın'nda muhafaza edi­len belgelerde de yalnız dış ülkelerden gelen ziyaretçi ve papazlar için Efrenc tabirinin kullanıldığı görülmektedir.

Kelimenin anlamı, Osmanlılar'ın Avrupa siyasetinde etkili rol oynadıkları XVI. yüz­yılda biraz daha genişleyip farklılaştı. 1571 tarihli Trablus İskelesi Kanunnâme-si'nde, "Venedik canibinden ve France vi­lâyetinden ve Sakız'dan, velhâsıl külliyyen diyâr-ı Efrenc'den gelen tüccardan" söz edilmektedir. XVI. yüzyılın ikinci çeyreğine ait Mısır Kanunnâmesinde "Frenk vi­lâyeti" tabiri geçer ve "frengi" de denilen Frenk mallarının nasıl satılacağı belirtilir. Osmanlı piyasasında tutulan ince yünlü kumaş türleri genellikle Avrupa'dan gel­diği için bunlara "frengi kumaş, frengî akmişe", türüne göre de "frengi kemha, frengî kadife" adı veriliyordu. Bu adlandırmanın erken tarihlerden beri Osmanlı piyasasında var olduğu bilinmektedir. Yi­ne oldukça eski tarihlerden itibaren İslâ­miyet'i kabul ederek Osmanlı hizmeti­ne giren Batı Avrupa kökenli kişilere de Frenk klakabının takıldığı görülmektedir. Frenk Cafer Paşa, Frenk Mustafa Paşa, Frenk Abdurrahman Paşa, Frenk Mustafa Efendi ve Frenk Osman Ağa bunların baş-lıcalandır. XV. yüzyılın sonunda İstanbul'a gelen Arnold von Harff da burada, ken­disine Frenk Hasan denilen ve Almanca konuşan biriyle karşılaşmıştı.

İstanbul'un iskânı sırasında mahalle­ler tesbit edilirken "Frenk taifesi"nin de yeri ve sayısı belirtilmiş, Özellikle diğer cemaatlerle olan farklılığı göz önünde tutulmuştu. Galata bu yeni statüde âde­ta Batı âleminin Osmanlı sınırları içinde yer alan bir adası haline geldi. Bu duru­mu Dursun Bey, "Bir kişi, sekizi bir ak­çe mangırın birisiyle Rumeli'den Fren­gistan'ı, Frengistan'dan da Rumeli'yi seyreder" şeklinde bir cümle ile açıklar. Floransalı tüccarlar da Fâtih Sultan Meh-med dönemine ait Bursa sicillerinde "Ef­renc tüccarı" sıfatıyla anılmışlardı. Galata'da bulunan "kenîse-i Efrenciyân" bu­rada yaşayan Avrupa menşeli Katolik-ler'in kilisesiydi. İstanbul'un yanı sıra di­ğer bazı liman şehirlerinde de Avrupalı tüccarların ve bunlarla birlikte bulunan din adamlarının ikamet ettiği mahalle­ler mevcuttu ve buralara "Frenk mahal­lesi deniliyordu. XV. yüzyılda Samsun ve Trabzon şehirleri için yapılan tahrirlerde "Efrenciyân" adıyla kayıtlı, büyük bir kıs­mını Cenevizli tüccarların oluşturduğu birer topluluğa rastlanmaktadır. İzmir de XVII. yüzyılda bir liman şehri olarak gelişmeye başladığı zaman burada bir Frenk mahallesi teşekkül etmişti. Frenk tabiriyle zikredilen tüccarların "harbî" veya "müste'min" sayılmaları yanında ge­çici ikametlerinin ne kadar süreceği, ölenlere ait malların kime verileceği ve bir yere gitmek isteyenlerin nasıl vergi­lendirileceği hususları sürekli bir şekilde Venedik Cumhuriyeti ve Fransa Krallığı ile yapılan antlaşmalara konu olmuş; Halep, Beyrut, Şam, İskenderiye gibi gay­ri müslim yerlilerin çok olduğu zengin ve faal şehirlerdeki Katolik cemaatleri de yakından ilgilendiren bu tüccarların sta­tüsü İdareciler için çok defa başlı başı­na bir problem teşkil etmiştir.

Frenk topluluğunun işlerini, İstanbul'un fethinden sonra Fâtih Sultan Mehmed tarafından kurulmasına izin verilen Mag-nifica Comunitâ di Pera üstlendi ve varlı­ğını 1927 yılına kadar sürdürdü. Böylece maddî çıkarları ile birlikte hukukî imti­yazları da güvence altına alınan Frenk-ler'in bazıları Osmanlı topraklarındaki ikametlerini sürekli hale getirdiler; bun­lara son yüzyıllarda Levanten adı veril­di. İstanbul kadar İzmir ve Sakız'da da bulunan Katolik cemaatlerine ek olarak Kırım Harbi sonunda artan göçler sebe­biyle Mersin, İskenderun, Tarsus, Sam­sun gibi liman şehirlerinde yaşayan Le-vantenler'İn sayıları büyük ölçüde arttı. Başta tercümanlık olmak üzere önemli mevkilere geldikleri gibi büyük serma­ye sahibi de olan ve toplum içindeki ya­şayışları çok farklı şekilde gelişen Le­vantenler tiyatro, müzik, mimari ve gi­yim alanlarında Avrupa modasının ya­yılmasında önemli rol oynadılar. Batı ti­pi tiyatro gösterileri ilk defa Fransız el­çiliğinde yapıldı-, daha sonra XIX. yüzyıl­da, İstanbul ve İzmir'de oturan Frenk-ler'le Levantenler arasında revaç buldu. Tiyatroya paralel olarak opera sanatı da gelişti. İtalyan tenor ve sopranoları ülkenin özellikle Levanten bölgelerinde bu sanatın tanınmasını sağladılar. Bü­yük ölçüde İtalyan ve Fransız kolonisi mensupları tarafından yürütülen bu fa­aliyetler gayri müslim Osmanlı tebaası üzerinde çok etkili oldu-, ilk defa Batı müziği dinleyen ve opera seyreden III. Selim'den sonra ise asıl etkisini sarayda gösterdi409. Mimari üslûp, Frenk ve Levan-tenler'in zenginleşmesi sonucunda ge­leneksel tarz ile Avrupa tarzının birleş­mesini sağladı ve bu yeni mimari cami, çeşme, sebil gibi geleneksel İslâm sa­natının uygulandığı eserlerde etkili ol­maya başladı. Özellikle İstanbul ve İz­mir'deki sayfiye yerlerinde de Levanten veya alafranga mimari denilen zevkin yayılması, binaların dış görünüşüyle bir­likte iç görünüşünün de değişmesine ve buralarda Avrupaî bir hayatın yaşanma­sına sebep oldu. Yeniçeri Ocağı'nın kal­dırılmasından sonra onun yerine kuru­lan askerî teşkilâta "alafranga" olarak nitelendirilen Batı tipi elbiseler giydiril­di; Mısır'da da Kavalalı Mehmed Ali Pa­şa aynı yolu takip etti. Bu tutum bir sü­re sonra sivil giyime tesir etti ve XIX. yüz­yılda Frenk usulü- giyim kuşam yaygın­laştı. Levanten ve Frenkler tarafından Avrupa moda merkezlerinden getirtilen elbiseler önce erkek giyimini, bir süre sonra da kadın giyimini değiştirdi ve İs­tanbul'un merkezinde oturanlar muha­fazakâr kalırken özellikle Beyoğlu tara­fına geçenler alafranga davranış ve gi­yim tarzını benimsediler.

Cumhuriyet döneminde Frenk statü­sü ortadan kalkmış, ülkelerine dönme­yen Batılılar Lozan Antlaşması çerçevesinde Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı ola­rak kabul edilmiştir.



Türk halkı, Batılılar tarafından kulla­nılan yahut Türkiye'ye onlar aracılığıyla giren yeniliklere frenk kelimesiyle mey­dana getirilen isimler takmış, özellik­le Cumhuriyet döneminde gerçekleşen Batı'ya açılma sonucunda frenk kavra­mının ortadan kalkmasıyla birlikte bir kısmı aşağıda sıralanan bu tabirler unu­tulmaya başlamıştır; Frenk arpası, frenk astarı, frenk bağı, frenk biberi, frenk çileği, frenk elması, frenk eriği, frenk gömleği, frenk gülü, frenk inciri, frenk kimyonu, frenk ocağı, frenk patlıcanı, frenk pekmezi, frenk sakalı, frenk si­cimi, frenk turpu, frenk yakısı, frenk zahmeti. Bunlardan başka Frengistan, Frenkçe, Frenkhâne, Frenkleşme. Frenk-meşrep gibi tabirler de unutulanlar ara­sındadır. Frengi, frenk asması, frenk maydanozu, frenk menekşesi ve frenk üzümü gibi isimler ise halen Türkçe'de kullanılmaktadır. Bugün Urfa yöresin­de domatese sadece frenk denilmekte (frenk elmasından veya frenk patlıcanın­dan kısaltılmış olabilir), domatesli yiye­ceklere de "frenk dürmüğü (dürümü), frenk tavası, frenkli kebap" gibi isimler verilmektedir; frenk suyu ise (frenk pek­mezi) salçadır.

Bibliyografya:



Steingass, Dictionary, s. 922-923; Derleme Sözlüğü, Ankara 1972, V, 1868-1869; Gaza-uât-t Sultân Murâd b. Mehemmed Hân (nşr. Halil İnalcık - Mevlûd Oğuz), Ankara 1978, s. 27-34; Tursun Bey, Târîh-i Ebü'l-Feth (haz. Mer-tol Tulum), İstanbul 1977, s. 103, 130-131, 133, 139, 144, 170, 196; Celâlzâde, Tabakatul-me-mâlik, bk. İndeks; Selânikî. Târih (îpşirli), I, 111, 370, 398-399; II, 580, 619, 634, 705, 737; Mü-bahat S. Kütükoğlu. Osmanlılarda Narh Mü­essesesi ue 1640 Tarihli /Yar/ı Defteri, İstan­bul 1983, tür.yer.; Defterdar San Mehmed Pa­şa, Zübde-i Vekâyiât (haz. Abdülkadir Özcan). Ankara 1994, s. 39, 284, 391, 411, 526; En-verî, Düstûrnâme (Melikoff), bk. indeks; Bar­kan, Kanunlar.s. 151, 161, 176, 211, 214, 219, 221, 335, 369, 370; Vladİmir Mirmiroğlu. Fatih Sultan Mehmet II Deorine Ait tarihi Vesikalar, İstanbul 1945, s. 55; G. Matteuccİ, La Missione Francescana di Costantinopoli, Firenze 1971, MI, tür.yer.; Metin And, Tanzimat ve İstibdat Döneminde Türk Tiyatrosu, Ankara 1972, tür.yer.; a.mlf., Türkiye'de İtalyan Sahnesi. İtalyan Sahnesinde Türkiye, İstanbul 1989, s, 13-129; üvio Amadeo Missir, "Una fonte ig-norate della storia ottomana: la genealogia d elle famiglie levantine e in particolare dra-gomannali", Studi Preottomani e Ottomani, Napoli 1976, s. 199-211; J. Lefort, Documents grecs dans les archiues de Topkapı Sarayı. Contribution â l'historie de Cem Sultan: Top­kapı Sarayı Arşivlerinin Yunanca Belgeleri Cem Sultan'ın Tarihine Katkı, Ankara 1981, tür.yer.; H. W. Lowry, Trabzon Şehrinin İslam­laşma ve Türkleşmesi: 1461-1583 (trc. Demet Lowry), İstanbul 1981, s. 18, 30; Lewis. Mo­dern Tilrkiyenin Doğuşu, s. 48, 59, 70-71, 85-86, 100, 139, 260; a.mlf., The Müslim Discouery of Europe, New York 1982, tür.yer.; a.mlf., "If-randj", El2 (İng), III, 1044-1046; C. A. Frazee. Catholics and Suitans. The Church and the Ottoman Emplre 1453-1923, Cambridge 1983, tür.yer.; Rhoads Murphy. "The Ottoman At-titude Towards the Ad.opti.on of Western Technology: the Role of the Efrenci Techni-cians in Civil and Military Appications", Contrİbutions a l'histoire Ğconomique et so-ciale de i'Empire ottoman, Louvain 1983, s. 287-298; M. Amari, Tardi Studi di Storia Ara-bo-Mediterranea, Palermo 1985, s. 199-257; Emel Esin. "Le Mahbubiye un palais ottoman alla franca", L'Empire ottoman, la rĞpublique de Turquîe et la France, İstanbul-Paris 1986, s. 73-86; G. Scognamillo. Bir Leuantenin Anı­ları, İstanbul 1988; Osman Turan. Türkiye Sel­çukluları Hakkında Resmî Vesikalar, Anka­ra 1988, s. 5-93, 104, 105; Şerafettin Turan, Türkiye-İtalya İlişkileri, İstanbul 1990, s. 347; Çelik Gülersoy, Beyoğlunda Gezerken, İstanbul 1990; Bilal Eryılmaz. Osmanlı Deuletinde Gay­ri Müslim Tebaanın Yönetimi, İstanbul 1990; Halil İnalcık. "Ottoman Galata, 1453-1553", Premiere rencontre Internationale sur İ'Empi­re ottoman et la Turquie moderne, İstanbul-Paris 1991, s. 17-116; N. lorga, "Le privilege de Muhammet II pour la ville de Pera 1 er Juin 1453", Bulletin de la Section de l'Acca-demle Roumaine, I (1911), s. 11-32; E. Dallegüo d'AlessİO, "Traite entre les genois de Gala­ta et Mehmet II, 1 er Juin 1453. Versions et commentaires", Echos d'Orient, XXXIX (1940), s. 161-175; Semavi Eyice. "Arnold Von Harff", TY, sy. 254 (1956), s. 690-694; Necmi Ülker. "Batılı Gözlemcilere Göre XVII. Yüzyılın İkin­ci Yansında İzmir Şehri ve Ticari Sorunla­rı", TED, sy. 12 (1982), s. 317-354; Cevdet Kud­ret. "Alafranga Dedikleri", 7T, 1/4 (1984), s. 267-271; Fahir İz, "Dilde Moda", WZKM, LXXVI (1986), s. 143-149; İlber Ortaylı, "Levanten­ler", DBİst.A,V, 204-207.



Dostları ilə paylaş:
1   ...   16   17   18   19   20   21   22   23   ...   29
Orklarla döyüş:

Google Play'də əldə edin


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə