Bilgin Tez


I. BÖLÜM DİVAN-I HÜMÂYUN DEFTERLERİNİN ORTAYA ÇIKIŞI VE AHKÂM DEFTERLERİ



Yüklə 1,52 Mb.
səhifə3/15
tarix15.01.2019
ölçüsü1,52 Mb.
#96733
1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   15

I. BÖLÜM
DİVAN-I HÜMÂYUN DEFTERLERİNİN ORTAYA ÇIKIŞI VE AHKÂM DEFTERLERİ


  1. Divan-ı Hümâyun Defterlerinin Ortaya Çıkışı

Altı asırlık bir dönem boyunca dünya coğrafyasının önemli bir kısmını hakimiyeti altında tutmuş olan olan Osmanlı İmparatorluğu, idarî ve siyasî faaliyetlerinin sonucu olarak günümüze büyük bir devlet arşivini miras bırakmıştır. Bugün Başbakanlık Osmanlı Arşivi’nde sayıları yüz milyonlarla ifade edilen evrakın yanısıra 300 bin civarında da defterin mevcut olduğu tahmin edilmektedir.77 Bu defterlerden önemli bir bölümü Divan-ı Hümâyun’a aittir.

Osmanlı Devleti’nin merkezi yönetim ve karar alma organı olan Divan-ı Hümâyun’dan geriye, XVI. yüzyılın başlarından itibaren tutulmuş ve her birisi birkaç yüz ciltten oluşan defter serileri kalmıştır. Bunların en eskileri Beylikçi veya Divan kalemi tarafından tutulan ahkâm defterleri78 ile tahvil kalemi tarafından tutulan tahvil ahkâm ve ruus kalemi tarafından tutulan ruus defterleridir. Bu defter türlerinden hiçbirinin tutulmaya başlandığı tarih tam olarak bilinmemektedir. Fakat bu defter türlerinin ilk örnekleri XVI. yüzyılın ilk yarısına aittir. Tesbit edebildiğimiz kadarıyla günümüze ulaşmış ilk ahkâm defteri 906/1501, ilk tahvil ahkâm defteri 910/1505 ve ilk ruus defteri 954/1547 tarihinden başlamaktadır.

Divan-ı Hümâyun’a ait defterler, Divan’ın çalışmalarını Topkapı sarayında sürdürdüğü dönemde hazine dairelerinde muha­faza edilirken Bâb-ı Âsafi’nin kurulması üzerine defterler buraya nakledilmiştir. Osmanlı Devleti’nin ilk arşiv müessesesi olan Hazine-i Evrak’ın kurulmasından sonra ise Divan defterleri Hazine-i Evrak’ta toplanmıştır.79 Defterlerin arşive intikali bir kaç yüzyıl süren bir dönemde gerçekleştiği için defter serileri tamamen dağılmıştır.

Divan defterleri, Hazine-i Evrak’ın kurulmasından sonra arşiv uzmanları tarafından tasnif edilmeye çalışılmıştır.80 Bu tasnif çalışmalarının ilki XIX. yüzyılın sonlarına doğru yapılmış ve Mahzen Defteri ismi verilen bir katalog hazırlanmıştır.81 Bu gün 1 Numaralı Mahzen Defteri olarak tanınan ve araştırmacılara açık olmayan bu defter halen arşiv çalışmalarında kullanılmaktadır. Bu defterin başında yer alan kayıt, Divan-ı Hümâyun defterlerinin ilk tasniflerinin defter ciltleri­nin tamiri dolayısıyla gerçekleştirilmiş olduğunu göstermektedir. Mahzen defterin­deki kayıt şu şekildedir:

“Aded ve mikdârı işbu fihristde muharrer defâtir fi Muharrem sene 1286 târihinde fehâmetlü devletlü es-Seyyid Mehmed Emin Ali Paşa hazretlerinin hâriciye nezâreti hizmet-i sadârete ilâve buyurulduğu za­mân sadâretlerinde ve atûfetlü Mehmed Said Efendi ve sa‘âdetlü Ah­med Arif Beğ hazretlerinin beğlikcilik memûriyetlerinde beğlik kîse­dârı Hüseyin Zîver Efendi ma‘rifetiyle mükemmelen ta‘mîr olunmuşdur. Fî gurre-i Muharrem sene 1287”

Defterlerin türlerine göre sınıflandırılarak kaydedildiği bir çalışma olması do­layısıyla bu katalog arşiv tarihimizde defter tasniflerine ait ilk katalog olarak nitelen­dirilebilir. Fakat bu katalog bir envanter çalışması olarak kalmış ve doğrudan araştırmacıların kullanımına açılmamıştır.

Mahzen defterleri kataloğu sonraki tasniflerin ve Başbakanlık Osmanlı Arşivi için Mithat Sertoğlu ve Atilla Çetin tarafından hazırlanan katalogların esasını teşkil etmiştir. Mahzen defterleri Osmanlı Arşivi’ndeki defter tasniflerinin ilk kataloğu ol­ması dolayısıyla tasnif çalışmalarındaki yanlış uygulamaların da kaynağı olmuştur. Mesela mühimme defterleri arasında yer alan tahvil ve ruus defterleri mahzen defter­lerinden günümüz kataloglarına kadar intikal eden yanlış kataloglamanın başlangıcını teşkil etmiştir.

Mahzen defteri isimli bu katalog çalışmasından sonra, defterlerin tasnifi için ikinci önemli bir adım Kamil Kepeci’nin çalışması ile atılmış ve halen “Kepeci tas­nifi” ismiyle bilinen defter kataloğu, bu çalışmanın sonunda ortaya çıkmıştır. Bu katalogda 7500 kadar defter tasnif edilmiştir. Kamil Kepeci tasnifinde ruus ve tahvil ahkâm defterleri de yer almaktadır. Kamil Kepeci’nin “ahkâm defterleri” başlığı altında tasnif ettiği 13 adet defter tahvil ahkâm defterleri ile maliye ahkâm defterlerinden oluşmaktadır. “Divan-ı Hümâyun Divan Defterleri” başlığı altında tasnif edilen defterlerin tamamı tahvil ahkâm defteridir.

Kamil Kepeci’den sonra provenans esasına dayanan yeni bir tasnif yöntemi kabul edilmiş ve arşivde mevcut defterlerin tasnifi çalışmaları bu yeni sisteme göre sürdürülmüştür. Bu çalışmalar sonucunda çoğu dağılmış formalar halinde bu­lunduğu veya ciltsiz olduğu için Kepeci Tasnifine dahil edilmemiş olan diğer defter­ler Bâb-ı Âsafi Defterleri başlığı altında kaydedilmiştir. 82

Başbakanlık Osmanlı Arşivi’nde Divan-ı Hümâyun’da tutulan defterlerden ahkâm, mühimme, tahvil ahkâm ve ruus defterleri, yukarıda bahsedilen tasnif çalışmaları sonucunda şu an üç ayrı katalogda toplanmıştır. Bu ka­taloglar; 980 numaralı Bâb-ı Âsafi Defterleri Kataloğu, 986 numaralı Kepeci Ka­taloğu ve 989 numaralı Divan-ı Hümâyun Defterleri Kataloğudur. 989 nolu Divan-ı Hümâyun Defterleri Kataloğunun esasını, Osmanlı döneminde hazırlanan 1 Numa­ralı Mahzen Defteri isimli katalog oluşturmaktadır. Tez çalışmamız esnasında öncelikle 980, 986 ve 989 numaralı kataloglar taranmıştır. Bu taramalar sonucunda tahvil Ahkâm ve ruus defterlerinden bazılarının yanlış başlıklar altında tasnif edildiği görülerek XVI. yüzyıla ait tahvil Ahkâm ve ruus defterleri için yeni kronolojik listeler hazırlanmıştır. Aşağıda bu tesbitlere bağlı olarak divan defterleri bölümler halinde incelenmiştir.



B. Ahkâm Defterleri

Resmi yazışmaların sûretlerinin saklanması idarî ve hukuki mecburiyetlerin tabii bir neticesidir ve tarihte resmi devlet arşivlerinin vücut bulması da bu sayede mümkün olmuştur. Osmanlılarda resmi yazışma sûretlerinin hangi tarihten itibaren defterlere kaydedilmeye başlandığı ve kayıt usulünün hangi tesirler altında ortaya çıktığı hususunda kesin bir şey söylemek için elimizde yeterli belge ve bilgi bulun­mamaktadır. Burada önemle üzerinde durulması gereken husus, resmi yazışma sûret­lerinin (biti, hüküm, ferman, berat, name-i hümâyun vs.) saklanmasının, tarihi seyir içerisinde, evrak müsveddelerinin muhafazası veya deftere kayıt usulünden hangi­siyle gerçekleştirildiğinin tespit edilmesi olmalıdır. Çünkü hiçbir resmi yazı, yazışmaya esas teşkil etmiş olan müsvedde saklanmadan veya sûreti çıkarılmadan muhatabına gönderilemez. Bu esas çerçevesinde, daha Osman Gazi’den itibaren resmi yazışma sûretlerinin ya müsvedde evrak olarak veya deftere kaydedilmek sûretiyle muhafaza edildiği ileri sürülebilir.

Nitekim XV ve XVI. yüzyıla ait bazı tahrir defterlerinde Osman ve Orhan Gazi dönemlerinde verilen beratlara istinaden bir kısım arazinin tasarruf edilmekte olduğuna dair kayıtlar ve eski defterlere atıflar vardır. Bu uygulamanın maslahatın tabii sevki ve idarî ve hukuki mecburiyetlerin neticesinde ortaya çıktığını ifade edebiliriz. Ancak Osmanlı bürokrasisinde, ferman, berat, tezkire ve name-i Hümâyun türü belgelerin XV. yüzyılda sistemli bir şekilde deftere kaydedildiğini gösterecek belge ve bilgilerden mahrumuz. Fakat bununla belgelerin XV. yüzyılda defterlere hiç kayde­dilmediği sonucuna da varmak imkansızdır.

Ahkâm defterlerinin ortaya çıkışıyla ilgili olarak değerlendirmede bulunabi­le­ce­ğimiz ilk belge Fatih Kanunnamesi’dir. Kanunnamenin bir maddesi, padişahın tuğrası ile hüküm yazma yetkisini Divan-ı Hümâyun’un üç asli üyesi olan sadrazam, defterdar ve kazaskere vermektedir. 83 Kununnameye göre; idarî ve siyasî işlere ait hükümler sadrazam buyuruldusu, malî işlere ait hükümler defterdar buyuruldusu ve hukuki işlere ait hükümler kazasker buyuruldusu ile yazılacaktır. Kanunnâmeden anlaşıldığına göre, Fatih döneminde hükümlerin yazıldığı üç ayrı daire mevcuttur. Fakat bu dairelerden verilen hükümlerin deftere kaydedilip edilmediği; eğer ediliyorsa tek bir ahkâm defterine mi yoksa ayrı ayrı ahkâm defter­lerine mi kaydedildiği bilinmemektedir.

En eski tarihli ahkâm defterlerinin XVI. yüzyıl başlarına ait olması bu defterle­rin XV. yüzyılda mevcut olmamasından ziyade savaş, yangın ve tabii afetler do­layısıyla bu tür defterlerin yok olmasıyla açıklanabilir. Nitekim Darphane mukata­alarına ait bir defterde yer alan 15 Şevval 887/27 Kasım 1482 tarihli bir kayıtta “hüküm verildi ki teftîş oluna, ahkâmda mezkûrdur” şeklindeki ibâre, ahkâm defter­lerinin II. Bayezid’in saltanatının ilk yılına tesadüf eden bir tarihte mevcut olduğuna önemli bir delil teşkil etmektedir.84 892/1487 tarihli Hüdavendigar sancağı kanun­namesinde yer alan bir ibare ise, “kavânîn-i şer‘iyye-i müte‘âmile ve kavâ‘id-i rüsûm-ı örfiyye-i müte‘ârife” ’nin sultan hükümlerine ve Osmanlı defterlerine esas teşkil ettiğini ifade eder.85

XV. yüzyıl ahkâm defterleri hakkında söylenebilecek şeyler, bu döneme ait defterlerden bir örneğin bulunmaması dolayısıyla bir tahminden öteye geçmeyecektir. XVI. yüzyılın ilk yarısından günümüze intikal etmiş bulunan ahkâm defterleri ise çok az sayıdadır. Başbakanlık Osmanlı Arşivi’nde XVI. yüzyılın başlarına ait 906/1501, 910-911/1505-1507 ve 927/1521 tarihli üç ahkâm defteri, ahkâm defterleri türünün en eski örnekleri ol­ması dolayısıyla önemlidir.86 Bu defterlerin hepsi ahkâm defteri şeklinde tanınmakla beraber şekil ve muhteva özellikleri arasındaki benzerlikler ve ayrılıklar dolayısıyla XVI. yüzyılın ilk yarısına ait ahkâm defterlerinin birbirinin devamı olup olmadığı hakkında kesin bir görüş belirtilmemiştir.87

Eserinde divan defterlerine bir bölüm tahsis eden İ. H. Uzunçarşılı ahkâm defterleri hakkında şunları söylemektedir:

“Ahkâm defterlerinden bugün elde bulunan en eski defter 927 h./1521m. tarihli olanıdır. Ahkâm defterleri sonradan karışmış veya zâyi olmuş ve ancak 1152 h./1793 m. tarihinden itibaren, 1295 h./1878 m. senesine kadar muntazaman devam etmiştir. Sonra bay Kamil Ke­peci’nin himmeti ile XVI. yüzyıl ve sonraki senelere ait defterlerden bulunabilenleri ayrı bir tasnif olarak tertip edilmiştir.” 88

İ. H. Uzunçarşılı bu pasajda ahkâm defterlerini tek bir defter türünden oluşan bir seri olarak değerlendirmekte ve “Bunların içlerinde muhtelif meseleler hakkında eyaletlere gönderilmiş hükümler vardır.” diyerek defterlerin hangi tür ahkâm kayıtlarını ihtiva ettiği üzerinde durmamaktadır.

Halil Sahillioğlu ise XVI. yüzyıl ahkâm defterlerinin muhtevası hakkında bir değerlendirme yapmamış sadece Kamil Kepeci 61 numarada kayıtlı ve 927 tarihli ahkâm defterini, maliye ahkâm defter türlerinin en eskisi olarak nitelendirmiştir.89

Divan-ı Hümâyun ahkâm defterlerinin en eski örneğini neşreden Feridun Emecen ve İlhan Şahin, XV. yüzyılda, Divanda görüşülen meselelerle ilgili alınan ka­rarların ve çıkan hükümlerin herhangi bir ayrıma tâbi tutulmadan tek bir defterde toplanmış ve bunların ahkâm defteri şeklinde isimlendirilmiş olabileceğini söylemektedirler.90

Bu üç ayrı değerlendirmede de XVI. yüzyılın başlarına ait olan defterlerin ma­hiyeti hakkında kesin bir sonuca varılmamıştır. Kendi türü içerisinde Osmanlı bürokrasisindeki en erken tarihli defterler olarak nitelendirebileceğimiz üç ahkâm defteri bu bölümde tarih sırasıyla ele alınıp incelenecek ve aralarındaki benzer ve farklı yönler ortaya konmaya çalışılacaktır.

906 tarihli ahkâm defteri gerek muhteva ve gerekse şekil özellikleri dolayısıyla çok ayrıntılı bir şekilde incelenmiş olduğundan burada bu hususlara tekrar temas edilmeyecek ve bazı özetlemeler yapılarak aşağıda ilgili kısımlarda buna atıfta bulunulacaktır. 906 tarihli defter ahkâm defteri ismiyle neşredilmiş bulunduğundan bundan sonraki bölümlerde de sadece bu defter için ahkâm defteri ismi kullanılacak ve 910-911 tarihli defter ise ileride görüleceği üzere bu defterden farklı bir mahiyette olması dolayısıyla tahvil Ahkâm defteri şeklinde isimlendirilecektir. 927 tarihli defter ise tipik bir maliye ahkâmı olduğu için maliye ahkâm defteri ismiyle anılacaktır. Bu defteri ilk iki defter­den ayıran hususlar da maliye ahkâm defterinin incelendiği kısımda anlatılacaktır.

XVI. yüzyılın başına ait üç ahkâm defterinin konuları ve diplomatik özellikleri bakımından birbirinden ayrıldığı görülmektedir. 906 tarihli ahkâm defterini diğer iki ahkâm defterinden ayıran en önemli özellik bu defterde Osmanlı Devleti’nin diğer devletlerle ilişkilerine ait meseleler ile siyasî ve idarî konulara dair hükümlerin ağırlıkta olmasıdır.

906 tarihli ahkâm defteri ile 927 tarihli maliye ahkâm defterinin muhtevaları bunları kesinlikle birbirinden ayırmamıza imkan verecek kadar farklıdır. 927 tarihli maliye ahkâm defteri Bâb-ı Defteri tarafından yazılan mali hükümleri ihtiva etmekte olup bu defterin Divan-ı Hümâyun ahkâm defterleri ile ilgisi yoktur. Bu def­ter timar sisteminin dışında kalan ve emanet ve iltizam usulüyle işletilen muhtelif gelir kaynaklarına ait meselelerle ilgili hüküm ve kayıtları ihtiva etmektedir. Bu defterdeki hükümler, Osmanlı kanunnameleri ile işletme şekilleri tesbit olunan mukataalar ve madenler ile beytü’l-mal terekeleri, kaçgun köleler, yava, haraç, cizye ve sair malî hususlarla ilgilidir.91 Maliye Ahkâm defterleri Osmanlı tebası gayri müslimlerin dini teşekkülleri, din adamları ve bunlara ait müesseselerin muhtelif malî meseleleri bakımından da çok önemli bir kaynak teşkil eder. Malî büroların uzmanlaştığı dönemlerde gayri müslimlerin malî ve idarî işlerine bakan ve tayin beratlarını hazırlayan piskopos ka­lemi ileriki tarihlerde bağımsız bir daire teşkil etmiştir.

Maliye ahkâm defterlerindeki tayin kayıtları tahvil ahkâm ve ahkâm defterle­rinden farklı görevlilere ait bulunmaktadır. Bu defterlerde emin ve amillerin yanısıra memleha katibi, selhhane kantarcısı, bağ korucusu, haslar katibi, at pazarı emini, gemi reisi ve buna benzer tayinlerin kayıtları yer almaktadır. Bu tayinler Osmanlı malî işletmelerinin teşkilat yapısı ve kadrosu hakkında da bilgi vermektedir. Bu kayıtlardan anlaşıldığına göre mukataalar, emin ve amil ismi verilen yöneticiler ta­rafından işletilmekte ve bunların nezaretinde de işletmenin türüne göre muhtelif hiz­metliler ve kâtipler bulunmaktaydı.

Timar sisteminin dışında kalan gelir grupları çok geniş bir alanda muhtelif işletmeleri kapsadığı için bunlara mahsus muameleler, anlaşmazlıklar ve tayin hükümleri ayrı defterlere kaydedilmiş ve maliye ahkâm defterleri Osmanlı bürokrasisinin en önemli defter gruplarından birini teşkil etmiştir. Maliye ahkâm defterlerinde ferman ve beratların yanısıra sebeb-i tahrir ve tezkire türü belgeler de kaydedilmiştir. Ahkâm ve tahvil ahkâm defterlerinde sebeb-i tahrir hükümleri mevcut olmayıp tezkirelere de çok az tesadüf edilmektedir. 906 tarihli ahkâm defterinde ise 927 tarihli defterin ihtiva ettiği malî hükümler yer almamaktadır. Buradan hareketle 906 tarihinde malî hükümler için ayrı bir defter tutulduğu ileri sürülebilir.

906 tarihli ahkâm defteri, muhtevası bakımından 910-911 tarihli deftere son de­rece benzemektedir. Özellikle Rumeli ve Anadolu beylerbeyine yazılan ve timar tev­cihlerine dair olan hükümler her iki defterde de bulunmaktadır. Ayrıca toprak ve vergi meselelerine ait kayıtlar ile muaf ve müsellemlik kayıtları da gerek hükümlerin diplomatik özellikleri gerekse muhteva özellikleri dolayısıyla birbirine benzemekte­dir. Fakat bu iki defteri birbirinden ayıran bazı özellikler de bulunmaktadır. 906 ta­rihli ahkâm defterindeki kayıtlar bir hicri yılın sonunda biterken, 910-911 tarihli def­terdeki kayıtlar iki hicri yıla ait bulunmaktadır. İki defteri birbirinden ayırmaya yara­yan bir diğer özellik defterlerin her bir sayfasına kaydedilen belgelerin sayısı ile ilgi­lidir. 906 tarihli defterde her sayfada 3 ile 7 arasında hüküm kaydedilirken 910-911 tarihli defterde 1 ile 3 hüküm kaydedilmiştir.

910-911 tarihli ahkâm defteri, ihtiva etmiş olduğu timar tevcihlerine ait kayıtların 906 tarihli ahkâm defterine nisbetle çok daha fazla olması dolayısıyla dik­kat çekmektedir. Bu açıdan defterin XVI. yüzyılın ikinci yarısındaki tahvil ahkâm defterlerinin ilk örneği olarak nitelendirilmesi mümkündür. Ayrıca defterde, bu def­teri geç tarihli tahvil ahkâm defterleriyle92, irtibatlandırmaya yarayacak bazı hükümler de mevcuttur.93 Defterin iki farklı yerinde sancak tevcihine dair notlar halinde kaydedilmiş bilgiler defterin isimlendirilmesi bakımından önem taşımaktadır. Bunlardan 10. sayfadaki not: “Karesi sancağı, Ali Beğ’e virilüp tahvîliçün hüküm virildi” şeklindedir. 13. sayfadaki not: “Livâ-i falan, be-nâm-ı falan” şeklinde olup sancak tevcihleri ile ilgili bir kayıt şekline işaret etmektedir. Geç tarihli tahvil ahkâm defterlerinde sancak tevcihlerine ait hüküm ve nişanlar metin halinde kaydedilirken, burada bir sancağa ait tevcih bilgi notu halinde kaydedilmiştir. Defterin tamamı mev­cut olmadığı için, sancak tevcihine ait kayıtların defterde bu şekilde yer aldığını söylemek güçtür. Ne yazık ki defterin mevcut iki formasında sancak tevcihlerine ait kayıtlar bu iki nottan ibarettir. Defterin 13. sayfasında ise bir asesbaşının tayinine ait beratın verildiğine dair şu not bulunmaktadır:

“ Malkara’nın asesbaşılığı İlya’ya vi­rildüği sebebden nişân-ı şerîf virildi. Fî evâhir-i Ramazânü’l-mübârek sene aşara ve tis’a mi’e”. Sancakbeyi ve asesbaşına ait bu tayin kayıtları, defterin 906 tarihli ahkâm defterinden ayrıldığı noktalar arasındadır.

910-911 tarihli defterin 2 ve 61. sayfalarında bu defterin maliye ahkâm defter­leriyle ahkâm defterlerinden farklı bir niteliğe sahip bulunduğunu gösteren iki ayrı başlık kaydı bulunmaktadır. Bunlar hükümlerin, ait olduğu ayın onar günlük bölümlerine işaret eden Arapça başlıklardır. Defterin 2. sayfasındaki başlık kaydı: “Şuri‘a ilâ tahrîri hâzihi’l-ahkâmi’s-sultâniye fi evâsıtı Ramazânü’l-mübârek sene aşara ve tis‘a mi’e” şeklinde olup 910 senesinin Ramazan ayının 2. on gününe ait hükümlerin yazılmasına 2. sayfadan itibaren başlandığını göstermektedir. İkinci başlık ise: “Vukı‘at suveru hâzihi’l-ahkâm fî evâhir-i Zilhicce min şuhûri sene aşara ve tis‘a mi’e” şeklindedir. Bu başlıktan da 910 senesi Zilhicce ayının son 10 gününe ait hüküm sûretlerinin 61. sayfadan itibaren kaydedildiği anlaşılmaktadır. 906 tarihli ahkâm defterinde ise 910-911 tarihli defterdekine benzer bir başlık kaydı bulunma­maktadır. 927 tarihli maliye ahkâm defterinde ise her cüzün başında diğer ahkâm defterlerinden farklı olarak cüzün ait olduğu ayı gösteren başlıklar ve cüzün sırasını gösteren “el-cüzü’l-evvel”, “el-cüzü’s-sâni” Arapça sıra sayıları bulunmaktadır.

906 tarihli ahkâm defterinin yanısıra 910-911 tarihli tahvil ahkâm defterinde de bazı idarî ve siyasî hususlara ait hükümler yer almaktadır. Bu hükümler genellikle istisnai hükümler durumundadır ve XVI. yüzyıl boyunca mühimme defterlerinin dışında maliye ahkâm, tahvil ve ruus defterlerinin hepsinde bu tür hükümlere rastla­nabilmektedir. 906 tarihli ahkâm defteri ile 910-911 tarihli tahvil ahkâm defteri arasında konu­ları bakımından kesin bir ayırım yapmak güç olsa da diğer diplomatik hususiyetler bakımından defterlerin birbirinden ayırt edilmesi mümkündür. Bunların en başında da hitap şekilleri ile yazı karakterleri gelmektedir. Ahkâm defterleri ile maliye ahkâm defterlerinde hitap şekli aynı olup bunlardaki hükümler;

“........ kadısına hüküm yazıla ki”

“......... beyine hüküm yazıla ki”

şeklinde başlamaktadır. 910-911 tarihli tahvil ahkâm defterindeki bütün hükümlerde ise hitapta hüküm kelimesinden önce “bir” kelimesi yazılmaktadır:

“....... beyine/kadısına bir hüküm yazıla ki”

Birbirine yakın tarihlere ait üç ahkâm defterinde de yazıların farklı bir karakterde olduğu görülmektedir. 906 tarihli ahkâm defterinde daha sonra mühimme defterlerinde gördüğümüz tarzda bir divani yazı kullanılmıştır.

906/1501 tarihli ahkâm defterinde divani ile yazılmış bir hüküm (A DVN nr. 790, s. 92).

927 tarihli maliye ahkâm defterinde siyakata benzer bir divani yazı kullanılmıştır. Bu yazı şekli XVI. yüzyıla ait diğer maliye ahkâm defterlerinde de hemen hiç değişmeden kullanılmaya devam etmiştir.

927 tarihli maliye ahkâm defterinde bir hüküm (KK Ahkâm Def. nr. 61, s. 386).

910-911 tarihli tahvil ahkâm defterinde ise divani yazının bozuk bir şekli kullanılmıştır. Bu defterde satır araları oldukça açık bırakılmış ve bir sayfada iki veya üç hüküm kaydedilmiştir.

910-911 tarihli tahvil ahkâm defterinde başlık ve hitap (A.DVN ŞKT nr. 978, s. 61).

XVI. yüzyılın başına ait olan üç farklı türdeki ahkâm defterinde de tarihler hükmün sonunda yazılmıştır. XVI yüzyılın ikinci yarısında tahvil ahkâm ve mühimme defterlerinde uygulanmaya başlanılan gün başlıklı tarih sistemi henüz bu defterlerde görülmemektedir. Ahkâm ve tahvil ahkâm defterlerinde günler açık olarak yazılmamış ve tarihlemede evail, evasıt ve evahir terimleri kullanılmıştır. Maliye ahkâm defterlerinde ise hükmün gün, ay ve senesi tam olarak yazılmıştır. Ahkâm ve tahvil ahkâm defterlerinde sene yazı ile kaydedilirken maliye ahkâm defterlerinde rakamla kaydedilmiştir.

XVI. yüzyılın ilk yarısına ait bu üç ahkâm defterinin mukayesesi, XVI. yüzyılda üç farklı ahkâm defteri türünün mevcut olduğunu ortaya koymaktadır. Ni­tekim XVI. yüzyılın ikinci yarısında mevcut ahkâm defterleri incelendiğinde, sonra­dan mühimme şeklinde isimlendirilen ahkâm defterlerinin yanısıra tahvil ahkâm def­terleri ile maliye ahkâm defterlerinin de ayrı seriler oluşturduğu görülmektedir. Bu değerlendirmeler dahilinde, 906 tarihli ahkâm defterini mühimme defterlerinin; 910-911 tarihli ahkâm defterini tahvil ahkâm defterlerinin ve 927 tarihli ahkâm defterini de maliye ahkâm defterlerinin ilk örnekleri olarak kabul etmek mümkündür. Burada birbiriyle karşılaştırılan üç ahkâm defterinin devamı niteliğinde olan mühimme defter­leri ile tahvil ahkâm defterleri ileride incelenecek, fakat Divan-ı Hümâyun defterleri arasında değerlendirmediğimiz maliye ahkâm defterleri Bâb-ı Defteri’ye ait olduğu için incelemenin dışında tutula­caktır.



C. Ahkâmdan Mühimmeye

XVI. yüzyıl Osmanlı bürokrasisinde muhtelif kalemler tarafından hazırlanan ferman ve berat sûretlerinin kaydedildiği defterler, ahkâm ortak ismini taşıyor ve mühimme, maliye ahkâm ve tahvil ahkâm serilerini birbirinden ayırmaya yarayacak özel başlıklara sahip bulunmuyordu.94 Padişah adına düzenlenmiş belgeler için ge­nel bir isim olarak kullanılan hüküm kelimesi, muhtemelen bu belgelerin kayde­dildiği defterlerin de hüküm kelimesine bağlı olarak ahkâm ismiyle anılmasına sebep olmuştur.

Mühimme defterlerinin hangi yüzyılda mühimme ismini aldığı henüz tespit edilebilmiş değildir. Günümüz Osmanlı tarih literatüründe mühimme ismiyle bilinen defterlere XVI. yüzyıl Osmanlı bürokrasisinde ahkâm defteri ismi verildiği görülmektedir. Bu döneme ait mühimme defterlerinin başında az da olsa “mîrî ahkâm kaydıdır”, “mîrî ahkâm”, “sefer ahkâmı”, “mahfî ahkâm” şeklinde başlık kayıtları bulunmaktadır.95 XVII. yüzyılın ilk yarısından itibaren Divan-ı Hümâyun defterlerinin pek çoğunda olduğu gibi mühimme defterlerinde de başlıklar kullanılmaya başlanmış olup bu başlıklardan hareketle mühimme tabirinin ortaya çıkışıyla ilgili yorumlar yapmak mümkündür. 90 numaralı mühimme defterinden itibaren def­terlerin ilk sayfalarında hükümlerin hangi sadrazam zamanında çıktığı ve hangi reisülküttabın başkanlığında kaleme alındığını belirten başlıklar düzenli bir şekilde defterlere kaydedilmeye başlanmıştır.96 Mühimme kelimesi ilk kez XVII. yüzyılın başında 75 nolu defterde çoğul şekliyle kullanılmıştır:

“Ba‘zı mahfî mühimmât vâki‘ olan mevâd nakl olunmak içün tu­tulmuştur. Fî gurre-i Zilhicce sene ihdâ aşara ve elf. (12 Mayıs 1603)” 97

Mühimme serisindeki 94 nolu defterin başlık kaydında ise, mühimme kelimesinin ahkâm kayıtlarını nitelemek üzere kullanılması önemlidir.

“Ahkâm-ı kuyûd-ı mühimme der zamân-ı kaymakâm-ı hazret-i vezîr-i muhterem İsmail Paşa yesserallâhu mâ-yeşâ ve kaymakâm-ı reîsülküttâb Mehmed Efendizâde tâle bekâhu ve nâle mâ-yetemennâ­hu’l-vâkı‘a fî 17 Ş[aban] sene [10]73 (27 Mart 1663)”

Mühimme 75’deki başlıkta “mühimmât” ve 94 numaralı mühimmede “ahkâm-ı kuyûd-ı mühimme” tabirinin kullanılmış olması ve ilk defterin 1011 ikin­cisinin ise 1073 tarihlerine ait olması dolayısıyla mühimme tabirinin bu tarihler arasında kullanılmaya başlanmış olabileceği ileri sürülebilir.98

Defterlerin isimlendirilmesi bakımından değerlendirilmesi gereken diğer bir husus da mühimme defterlerinin üzerindeki “mühimme defteri” yazılı etiketlerdir. Bu etiketler günümüze kadar tekrarlanan bazı yanlış kataloglama ve isimlendirmelerin de başlangıcını teşkil etmiştir. Mühimme defterleri ilk kez 1 numaralı mahzen defteri isimli kataloğun hazırlanması esnasında tasnif edilmiş ve bu esnada bazı ruus ve tahvil defterleri de mühimme defterleri tasnifi içerisine dahil edilerek bunlara da mühimme defteri ismini taşıyan etiketler yapıştırılmıştır.99 Mühimme serisindeki ilk defter bir tahvil ahkâm defteridir. İkinci defter ise ruustur. Mühimme defterlerinin üzerindeki etiketlerin, defterleri tanımlamak için kullanılması yanlış kataloglamalara sebebiyet vermiş ve bu yanlış bir daha da düzeltilmemiştir.



Mühimme Defterleri

Mühimme defterleri Başbakanlık Osmanlı Arşivi’nin muhtelif fonlarına dağılmış bulunmaktadır. “989 Numaralı Divan-ı Hümâyun Defterleri Ka­taloğu”’nda 966-1323/1558-1905 tarihleri arasında tutulmuş 255 mühimme defteri mevcuttur. Bu katalogta, 980-1195 tarihleri arasına ait 17 adet defter ise “Mühimme zeyli” başlığı altında toplanmıştır. “980 numaralı Bâb-ı Âsafi Defterleri Kataloğu”’nda 977-1252/1570-1836 tarihleri arasında tutulmuş 43 adet mühimme defteri daha çok parça defterlerden oluşan bir seridir.100

Başbakanlık Osmanlı Arşivi’nin dışında bazı kütüphane101 ve arşivlerde de mühimme defterlerine rastlamak mümkündür. Kanuni döneminden günümüze dört mühimme defteri ulaşabilmiş olup bun­ların en eski tarihlilerinden ikisi Topkapı Sarayı Arşivi’nde bulunmaktadır. Bunlardan E-12321 numarada kayıtlı ve 951-952/1544-1546 tarihli olan defter Halil Sahillioğlu tarafından neşredilmiş-tir.102 Defterin ilk sayfasında “Rumeli mahfî” şeklinde bir başlık kaydı bulunmaktadır. Silistre beyi Mehmed Bey’e yazılan ilk hükümde “bu husûsun senden gayrı bir yerde ifşâ olunduğuna emrim yokdur”denilmesi, “Rumeli mahfî” kaydının sadece bu hükümle ilgili olduğunu ve defterin tamamına ait bir başlık niteliği taşımadığını göstermektedir. Defterdeki hükümlerin yüzde kırkı üzerinde düzeltme yapılmış ol­ması ise defterin müsvedde olabileceğini göstermektedir.103 Topkapı Sarayı Arşivi’ndeki 888 nolu diğer mühimme defteri seferli koğuşuna vakfedilmiş olup 14 Muharrem 959-5 Muharrem 960/11 Ocak 1552-22 Aralık 1552 tarihleri arasındaki hükümleri ihtiva etmektedir.104

Mühimme defterlerinde Divan-ı Hümâyun’dan muhtelif devlet görevlilerine ve eyaletlere gönderilen ferman ve berat sûretleriyle ya­bancı devlet adamlarına yazılan name-i Hümâyunlar kaydedilmiştir.105 Name-i Hümâyunlar genellikle Türkçe yazılmış olup nadiren Arapça yazılmış olanlar da bu­lunmaktadır.

Mühimme defterlerine kaydedilen ferman ve beratların hazırlanışında belli bir usul takip edilirdi. Divan-ı Hümâyun’a gelen evrak herhangi bir kayıt işlemine tabi tutulmadan doğrudan mu­ameleye konulup işlemleri genellikle ya gelen evrakın üzerinde yapılmakta ya da tel­hisi çıkarılmış olduğu halde telhisi üzerinde icra edilmekteydi. Divan’a gelen resmî arzlar ve şahsî arzuhaller Divan’da görüşüldükten sonra, konu hakkında alınan karar Divan kâtipleri tarafından ferman şeklinde tanzim edilirdi. Ferman, berat, hüküm veya emir şeklinde isimlendirilen bütün belgeler padişah adına tanzim edilir ve belge­lere padişahın tuğrası çekilirdi. Padişah kendisine arz edilen belgeler hakkındaki görüşünü sözlü veya yazılı olarak arzda bulunan makam veya kişiye bildirirdi. Hüküm bizzat padişah tarafından ısdar edilmez; padişahın hüküm verme yetkisi tanıdığı sadrazam, kazasker ve defterdar nezaretinde tanzim edilirdi.106

Divan kâtipleri tarafından kaleme alınan ferman, berat ve nameler daha sonra mühimme defterlerine kay­dedilirdi. Muamelesi biten evrak battal torbalarına konulur, buna müsteniden hazırlanan hükümler ise ilgili olduğu mahalle kapu çuhadarları veya yetkili merci'i temsilen Divan'da bulunan kişiler vasıtasıyla gönderilirdi. Divan’da bir evrak aranıldığı zaman, evrakın muhafazasından sorumlu kâtipler, ya defterlerden evrakın sûretini hazırlamakta ya da üzerinde ayları yazılı bulunan torbalardan evrakı çıkartıp makbuz karşılığında ilgili daireye vermekteydiler.107

Mühimme defterlerinde kayıtlı hükümlerin, fermanların sûreti mi yoksa fer­manların yazılmasına esas teşkil eden müsveddeler mi olduğu tartışılan bir husus olmuştur. Halil İnalcık, mühimme defterlerindeki hükümlerin fermanların yazılmasına esas teşkil eden müsveddeler olabileceği kanaatindedir.108 Hükümler mühimme defterlerine kaydedilirken fermanı götürecek şahsın isminin boş bırakılıp ferman hazırlandıktan sonra deftere, fermanı götüren şahısla ilgili notların düşülmesi, mühimme defterlerinde kayıtlı hükümlerin fermanlara esas teşkil eden müsveddeler olabileceği kanaatini pekiştirmektedir.

Osmanlı diplomatika çalışmalarında belgelerin asılları bulunmadığı durumlarda mühimme defterlerine kaydedilmiş sûretlerinden de istifade edilebilir. Çünkü defterler ferman ve berat sûretlerinin düzenli olarak kaydedilmesiyle teşekkül etmiştir. Fakat bu sûretler, elkab ve duaları ihtiva etmediği için hiçbir zaman orijinal belgelerin yerini tutamazlar ve belge üzerindeki kalem işaretlerine ait notları da göstermezler. Ayrıca orijinal fermanlar defterlere kaydedi­lirken, bazı kelimelerin atlanmış olması veya değiştirilmesi de mümkündür.109

Mühimme defterlerinde kaydedilen hükümlerin dili, name-i Hümâyun ve fetih­name türü belgelerin aksine sanatsız ve sadedir. Hükümlerde öncelikle Divana veri­len arz ve arzuhallerin çok kısa ve anlaşılır bir özeti yapılmış (narratio/iblağ kısmı) ve sonra da “buyurdum ki” ibaresiyle başlayan emir ve tekid kısımlarına yer ve­rilmiştir.110

XVII. yüzyılda mühimme defterlerinin düzenleniş biçimlerinde bazı gelişmeler görülmektedir. Yüzyılın ilk yarısında Divanın müzakere gününü veya ferman sûretlerinin deftere geçirildiği günü gösteren tarih başlığı ortadan kalkmış ve yerini hükümlerin sonunda ayın ilk, orta ve son on gününü ifade eden evail, evasıt ve evahir kelimeleri almıştır.111 Tarihlerin hükmün sonunda yazılması, mühimme defterlerinin ortadan kalkmasına kadar devam etmiştir.112 XVII. yüzyılın ikinci yarısına ait mühimme defterlerinde yazı daha sanatkarane ve tertip şekli daha düzgündür.113

XVII. yüzyıl mühimmeleri şeklin yanısıra muhteva özellikleri bakımından da farklılıklar gösterirler. 93 numaralı defter “Defter-i ahkâm-ı beğlik” başlığını taşımakta olup beylik hükümleri ihtiva etmektedir. Bu defterde ferman sûretleri ay­nen kaydedilmemiştir. Hükümler “şurutıyla yazılmışdır”, “şurutıyla emr-i şerîf yazılmışdır”, “hükm-ı şerîf yazılmışdır”, “emr-i şerîf yazılmışdır” türü ibarelerle son bulmaktadır.114 Bu defterde hitaplar aynı kalmış ve tarih belgenin sonunda yazılmıştır. Bu defterdeki beylik hükümlerin çoğu aşağıdaki örnekte de görüleceği üzere, mahallinde görülemeyen davaların Divana havale edilmesine dairdir:

“Edirne kadısına ve bostancıbaşısına hüküm ki

Süleyman kapucı arz-ı hâl idüp mütekâ‘id sipâhi Ali nâm kimesne üveği babam olup vâlidem fevt olup cümle emvâl ve erzâkımı kabz idüp vir­mede te‘allül üzere olmağla hükm-i şerîf ricâ itmeğin mahallinde icrâ-yı hak olunmaz ise Asitâne-i sa‘âdetime havâle oluna deyu şurûtıyla yazılmışdır.”115

Mühimme defterleri tutuldukları Divanlara göre de birbirinden ayrılır. Seferde sadrazam tarafından verilen hükümler ordu mühimmesine, İstanbul’daki rikab kay­makamı tarafından verilen hükümler ise rikab mühimmesine kaydedilirdi.116

XVII. yüzyıla kadar mühimme defterleri tek bir defter serisi halinde tu­tulmuşken 1059/1649 tarihinden itibaren şahsi ihtilaflar ve devlet görevlileri hakkındaki şikâyetler için şikâyet ahkâmları tutulmaya başlanmıştır.117 Mühimme def­terlerine kaydedilen hükümlerin bölgelerine göre ayrı defterlere kaydedilmeye başlanması sonucunda da vilayet ahkâm defterleri ortaya çıkmıştır. Vilayet ahkâm defterleri ahkâm defterlerinden ayrılmamıştır.

D. Divan veya Beylikçi Kalemi

Ruus ve tahvil ahkâm defterlerini tutan kalemlere nazaran, mühimme defterlerini tutan Beylikçi kalemi çok daha önce kurulmuş olmalıdır. Osmanlı Devleti’nde gerek Divan-ı Hümâyun’un ve gerekse Bâb-ı Defteri ve Defterhane’nin birbirinden bağımsız kalem teşkilatları bulunmakla beraber bunlar belli bir döneme kadar özel isimler taşımıyordu. Divan-ı Hümâyun’da nişancı ve reisülküttabın nezaretinde kendine has ismi olan bir kalem teşkilatı ilk defa Divan veya beylikçi kaleminin kurulmasıyla ortaya çıktı. Osmanlı teşkilatına ait düzenlemelerin yer aldığı Fatih Kanunnamesinde ve XVII. yüzyılın ikinci yarısına ait Tevkii Abdurrahman Paşa Kanunnamesi’nde Divan kaleminin veya kalem amiri olan beylikçinin ismi geçmemesine rağmen müessesenin XVI. yüzyılda mevcut olduğu bu döneme ait arşiv belgelerinde beylikçi ünvanının geçmesinden anlaşılmaktadır. Divan-ı Hümâyun kaleminin kuruluşu beylikçilik görevinin ortaya çıkışı ile ilgili ol­malıdır.

Beylikçi ünvanı ile ilgili bilinen en erken tarihli kayıt, 19 C 1001/4 Aralık 1602 tarihli bir hükmün kenarında yer alan “yazıldı, teslim olundı beğlikçiye” şeklindeki kayıttır.118 Mühimme defterindeki bu kayıt Ahmed Resmi Efendi’nin Sefînetü’r-Rüesâ isimli eserinde, beylikçilik görevinin doğuşu ile ilgili olarak verdiği 1060 ta­rihinin yanlış olduğunu göstermektedir.119 Sefînetü’r-Rüesâdaki kayıt, beylikçinin görevinin XVII. yüzyılın ikinci yarısında daha belirgin hale gelişiyle alakalı olmalıdır. Divan-ı Hümâyun kalemi tabiri ise beylikçiye göre çok daha geç bir tarihte, XVII. yüzyılın başlarına doğru kullanılmaya başlanmış olmalıdır. Rikâb-ı hümâyun kaymakamına, Mısır hazinesinden para ve karye tevcih edilmesinin yasaklandığını bildiren 16 Şevval 1128/5 Ağustos 1716 tarihli bir hükümde bu konuda yazılan hatt-ı hümâyûnun “Divan kalemi”ne kaydettirilmesi emredilmiştir.120 Reisülküttaba hitaben yazılan 19 R 1174/28 Kasım 1760 tarihli bir fermanda yine Divan-ı Hümâyun kalemi ifadesi kullanılmış ve bu kalemden verilen ferman ve beratlarda “makâm-ı ısdârı” beyan için Kostantiniyye yerine İslambol yazılması emredilmiştir.121

Reisülküttabın muavini olan beylikçi, ruus ve tahvil kalemleri de dahil olmak üzere Divan kalemlerinde hazırlanan bütün yazıları tetkik eder ve reisülküttab adına bunlara sah işaretini koyardı. Beylikçi Divan-ı Hümâyun kaleminin en üst amiri ola­rak ruus ve tahvil kalemlerine de nezaret ederdi.122

Beylikçi kaleminde devletin bütün siyasî ve idarî işlerine ait yazılar muhafaza edilir ve burada hazırlanan hükümler kanun ve ahidnamelere göre tetkik edilirdi.123 Beylikçiler gizli yazıların hazırlanmasında da görev alırlardı. Şikâyetlere dair olan şikâyet hükümleri beylikçi kaleminde hazırlanır, reisülküttab resid işaretini koyduk­tan sonra hükümler kalem kisedarı tarafından torbaya konularak tuğrası çekilmek üzere nişancıya götürülürdü.

Osmanlı bürokrasisinde beylikçi evrakların muamelelerini takip etmekle görevli idi. Beylikçinin nezaretindeki mümeyyiz kâtiplerin yazdıkları yazıları gözden geçirir ve gerekli düzeltmeleri yapardı. Kanuncu hükümlerin mevcut kanunlara uy­gunluğunu tedkik eder ilamcı ise muhtelif konular hakkında rapor tanzim ederdi. 124

Bürokrasi alanındaki etkinlikleri artan beylikçiler reisülküttablık ve nişancılığa terfide avantajlı bir konum elde etmişlerdi. Hatta bey­likçilikten sadrazamlığa yükselmiş olan bürokratlar da mevcuttu. Rami Mehmed Efendi 1100/1688-89 senesinde beylikçi nasb edilmiş ve bu görevde altı yıl kadar hizmet ettikten sonra 1106/1694-95 yılında reisülküttab olmuştur.125 Beylikçiler nişancıların teşrifat konusundaki yetkilerini de zamanla kendileri üstlenmişlerdir. Abdullah Naili Paşaya beylikçilik görevinin yanısıra 1743 yılında teşrifatçılık görevi de verilmiştir.126


Yüklə 1,52 Mb.

Dostları ilə paylaş:
1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   15




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2024
rəhbərliyinə müraciət

gir | qeydiyyatdan keç
    Ana səhifə


yükləyin