Bölünme Serbest-Taksim Yasak



Yüklə 119.27 Kb.
səhifə1/5
tarix31.10.2017
ölçüsü119.27 Kb.
  1   2   3   4   5

Bölünme Serbest-Taksim Yasak

Lütfü Kırayoğlu

Ülkemizde yıllarca en tehlikeli suçlardan ve suçlamalardan biri bölücülük idi. Şimdilerde ise bölücülük en geçerli işlerden biri. Ülkenin birlik ve beraberliğini savunmak ise en tehlikeli suç.

Denemesi bedava. Dilerseniz elinize bir Türk bayrağı ya da Atatürk resmi alıp Taksim Meydanına çıkın. Bakın başınıza ne işler geliyor. Eline PKK bayrağı ve Apo resmi alıp meydanlara çıkmak ise en büyük özgürlük.

21 Mart 2013 günü Diyarbakır meydanı PKK bayrağından ve Apo resminden geçilmiyordu. O akşamki TV haberlerinde ve ertesi günkü gazetelerde en önemli haber Diyarbakır’da olay çıkmadığı idi. (Yıllar önce ADD Diyarbakır Şube Başkanı rahmetli Rıza Gül, Türk Bayrağı salladığı için zamanın Diyarbakır Valisi tarafından mahkemeye verilmiş, Vali Bey daha sonra terfi ederek Başbakanlık Müsteşarı olmuştu)

Oysa TBMM’ye Türk bayrakları ile girmek, “Akil” adamları Türk Bayrağı ile karşılamak, 19 Mayıs, 30 Ağustos, 9 Eylül, 29 Ekim gibi ulusal bayramlarda Türk Bayrağı ile Atatürk anıtlarına gelmek de yasak ve en büyük suç.

Bir başka yasak daha var…

Ulusal bayramlarda Taksim Meydanına çıkmak ve Taksim Atatürk Anıtına çelenk koymak, Taksim alanında 1 Mayıs İşçi Bayramını kutlamak da yasak.

Taksim adı bölünme anlamına geliyor. İstanbul’un Beyoğlu yakasında suların dağıtımı yani taksimi buradaki sular idaresinde yapıldığı için bu ad verilmiş. Ancak yasağın sebebi Taksim adının bölünmeyi, bölücülüğü anımsatması değil. Taksime kimin çıktığı ile ilgili.

Örneğin Taksim Atatürk Anıtına Türk Bayrağı ile Atatürk resmi ile gelmek yasak ama, PKK bayrağı alıp anıta tırmandıktan sonra bu bayrağı anıtın çıkılabilecek en yüksek yerine asmak yasak ya da suç değil. (Geçen yıl bu manzaraları gördük)

Spor kulüplerinin taraftarlarının Taksim Meydanına çıkması da Taksim Atatürk Anıtına tırmanıp taraftarı olduğu takımın bayrağını oraya asması da yasak değil.

Bu yıl Taksim Meydanındaki kutlamaları meydandaki çukurun yarattığı tehlike nedeni ile yasaklayanlar Galatasaray’ın şampiyonluğunu ilan ettiği 5 Mayıs gecesi hiçbir önlem alınmadığı halde binlerce kişinin gecenin karanlığında Taksim Meydanında herhangi bir tehlike görmemişler. Atatürk Anıtına tırmanılıp anıta sarı-kırmızı bayrağın asılmasını da yasaklamamışlar.

Taksimdeki çukur nedeniyle törenleri tehlikeli görenler 9 Mayıs Perşembe günü Trafik Haftası kutlamaları nedeniyle Taksimde tören düzenlemişler. Taksim’deki çukur, vatandaşlar için tehlike yarattığına göre bu kutlamaları İstanbullular izleyememiştir. O halde kimsenin izleyemeyeceği törenler niçin Taksim’de yapılır?

Bir başka soruyu ise şöyle sorabiliriz?

Taksimdeki çukur DİSK, Türk-İş, KESK gibi sendikalar ile İşçi Bayramını kutlayan siyasi partiler ve dernekler için tehlike saçıyor da Hak-İş için neden tehlike saçmıyor?

Öyle anlaşılıyor ki çukur Taksim meydanında değil, İstanbul’u yönettiğini sananların düşünce sisteminde.



Bölünmenin serbest olduğu bir ülkede, Taksim yasak olur mu?

Nükleer

Yılmaz Özdil

Daha önce “ha evine tüp bağlatmışsın, ha memlekete nükleer santral kurmuşsun, aynı” demeye getiren Başbakanımız… Bu sefer “düşebilir diye uçağa binmeyecek miyiz?” diye sordu.

*

Mesaj yağıyor haliyle…


Ha nükleer, ha uçak mı?

*

Adamın biri uçağa binmiş, koltuğuna oturmuş, havalanmasını bekliyorlar, bekle bekle sıkılmış, pencere kenarındaki yolcuya dönmüş, biliyor musunuz demiş, bilimsel araştırmalara göre seyahat esnasında yanınızda oturanla sohbet ederseniz, vaktin nasıl geçtiği anlaşılmıyormuş, seyahat süresi sanki daha kısaymış gibi geliyormuş… O sırada kitap okuyan pencere kenarındaki yolcu, kitabı kapatmış, kucağına koymuş, hangi mevzuda sohbet etmek istersiniz diye sormuş… Hangisi desem bilmem ki demiş bizimki, mesela nükleer enerji üzerine konuşmak ister misiniz? Olabilir manasında başını öne sallamış pencere kenarındaki, ancak, nükleer enerjiye girmeden önce aklıma takılan bir başka mevzuyu sormak isterim size demiş; at, inek, keçi, üçü de aynı otu yiyerek besleniyor ama, biri kurutulmuş ot şeklinde, biri sıvı şeklinde, biri misket şeklinde dışkılıyor, sizce neden? Sohbet etmek isteyen bizimki bu soruya hakikaten şaşırıp, kırk yıl düşünsem aklıma gelmezdi, inanın bilmiyorum cevabını verince… İyi de birader demiş pencere kenarındaki, daha bi moktan anlamıyorsun, ne demeye nükleer üzerine konuşmak istiyorsun?



*

Dolayısıyla…


Ben bu mevzudan hiç anlamam.
Başbakanımız diyorsa, öyledir.


Atatürk'ü Silmenin Rekor Bedeli


Ahmet Tan

Sultanahmet Camisi dolmadan, Ayasofya’ya sıra gelmez!” diyerek şaşırttı.


Ama aynı akil tutumu Atatürk Havaalanı için nedense göstermedi.
Her ülkede yeni havaalanları açılıyor.
Ama eskisi hizmete devam ediyor.
Paris’te Charles de Gaulle açıldı.
Ama Orly kapatılmadı. Londra’da Heathrow’dan sonra iki havaalanı daha açıldı.
Heathrow genişletilerek hizmete devam ediyor.  
Atatürk Havaalanı çevresi kapasitesi bakımından, yeni alana gerek bırakmayacak kadar hem fiziksel hem de daha ekonomik bir kapasiteye sahip.
Yeni pistler Florya’ya, Güneşli’ye kadar istimlakler yapılarak çok çok ucuza hizmete sokulabilirdi.
Çünkü, 1980’de havaalanının çevresine konulan 400 metre imar yasağı kaçak inşaatlarla delinmişti.
Bugün alanın çevresini saran lüks yapıların büyük bir bölümünün iskân izni yok. Çok düşük bedel ile istimlak edilebilir ve kuzey-güney pistlerine paralel yeni pistler açılabilirdi.
Yakındaki askeri havaalanı da geçenlerde devralındığına göre, ülkenin 25 yılı ipotek altına sokulmazdı.
(Hem bu konuda Apo’nun da nezaketen onayının alınması gerekmez miydi? Gelecek 25 yıldan söz ediyoruz!)
Muhalefet ise “Dev yatırımlara ve hizmetlere karşı çıkıyor!” suçlamasına maruz kalmaktan korkuyor...
Bu akıl almaz savurganlığa nedense sesini çıkarmıyor.
Tayyip Bey ise bu arada “İşi yerli işadamlarımıza verdik!” diye kendine “ulusal paye” çıkartmak istiyor.
Keşke yabancı işadamlarına verseydi!
Hiçbirisi “Atatürk Havaalanı’nı kapatma şartı” koymayı akıl edemezlerdi.
Çünkü ne Paris’te, ne Londra’da, ne de New York’ta yeni alan açılınca eskisi kapansın diye bir şart öne süren çıkmadı!
Ancak bizim yerliler iktidarın ciğerini bildikleri için “Atatürk Havaalanı”nı kapatma şartı ile iktidarın ağzına hemen bir parmak balı çalıverdiler.
Belki biraz masraflı oldu.
Atatürk’ü uluslararası arenadan silmeye ve 26 milyar Avro’ya...
Demek değiyor!
(NOT: Atatürk Havaalanı kapatılacağına göre adının, yeni havaalanına verilmesinde bir sakınca yok. Bu husus şimdiden ilan edilmez ise maksadın planlanan “mega-rant”tan daha karanlık olduğu ortaya çıkacaktır! )

Kahvenin Hatırı Varsa!..

Hürriyet’te köşe de yazan Dr. Mehmet Öz, Amerikan televizyonunda, bizim kahveye “Yunan Kahvesi” diyerek herkesi üzdü.

Doktor olan babası ise oğlunu savundu:
- “Oğlumun TV’de söylediği her sözcük hesaplı kitaplıdır. O programın arkasında en az 150 kişilik kadro var!
Belli ki, o kadroda sponsorlar da var...
Yani, bir iki Türk işadamı olsaydı, kahveyi kaptırmayacaktık!
- “Pekiyi, kahvemizi Yunan’a peşkeş çeken’ Dr. Öz cezasız mı kalacak?
Bunu da “Türkiye Türklerindir” sözünü bayrak edinmiş Hürriyet düşünsün.
Dr. Öz’ün köşesinin adını “Kahve Türklerindir!” diye değiştirtebilir.
En az 40 reçeteyi “Yaşasın Türk Kahvesi” diye imzalama şartı koyabilir.
Laf dinlemezse, Dr. Öz’ü kapıya da koyabilir...
Top Hürriyet’te!

Zenginin Malı Maliyecinin Çenesi..

Nankörlüğün gereği yok.


Türkiye zenginleşiyor.
Son on yılda “dolar milyoneri” sayımız Japonya’yı da İngiltere’yi de geride bıraktı.
Ama bizim zenginlerimiz bununla iftihar edeceklerine utanıyorlar.
Ki bu yılın vergi rekortmenlerinden birçoğu isminin açıklanmasını istemiyor.
Yine de umalım ki, milletteki “Çok mal haramsız, çok laf yalansız olmaz!” inancından olmasın!

***


Deneyimli (ve emekli) kamu maliyesi ve vergi uzmanlarına göre, bu “mahcubiyetin” nedeni daha da derinlerde.
Mahcup” zenginlerimizin birçoğu Kürt asıllı işadamlarımız.
Servetlerin cesameti ortaya çıkarsa “Kürtler her alanda ayrımcılık ve sömürüye uğruyor” yolundaki PKK tezleri kendiliğinden çürüyebilir.
Pişirilen “süreç aşı”na soğuk su katılmış olur.
Yani...
Şimdilik ve belki de daha uzun bir süre pazarlık gibi, paranın ve dinle imanın da gizli tutulmasında yarar var.

Harika Çocuk Yasası

Artık yasa ile desteklenecek harika çocuk çıkmadığı için Harika Çocuk Yasası askıdaymış.


Bir çırpıda 63 akil insan birden çıkartan ülkemiz,
50 yıldır üç beş harika çocuk çıkartamıyormuş!
PKK “aktivistleri” gittiğine, “süreç” de yakında biteceğine göre akillerin görevi sona erecek.
Tayyip Bey bu kez de Dolmabahçe’de, akil insanların çocukları ve torunlarını toplayıp Harika Çocuklar Yasası’na işlerlik kazandırabilir.
Amerikalı bilim insanlarına göre, “DNA ve genetik miras, insan hayatının en belirleyici unsuru” imiş.
Kültürel ve toplumsal hayatın da belirleyici unsuru neden olmasın?
Bu konuya da Tayyip Bey’in bir el atması yetecek.




Dostları ilə paylaş:
  1   2   3   4   5


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə