Bu dosya, Ethem Aydın isimli eserin web üzerinden izinli yayınlanan resimsiz hazırlanmış bölümüdür. Değiştirilemez. Serbestçe kopyalanıp dağıtılabilir. Bu dosyanın orjinali



Yüklə 2,29 Mb.
səhifə10/97
tarix29.10.2017
ölçüsü2,29 Mb.
#19746
1   ...   6   7   8   9   10   11   12   13   ...   97

ALICI KUŞ


Zamanımızdan üç bin beş yüz yıl önce, Mısır’da Terzi Hermess adında birisi yaşamış. Bu adam ilk kalem tutan ve papürüs üzerine yazı yazan kişi imiş. Kendinden öte bin yılın da bilincini taşırmış.

Ondan aktarma bir Suriye söylencesi var. İlk insan yaratıldıktan sonra Merkür gezegeninde yerleşmişler. Kendilerine cennet taamı diye bir de yiyecek gösterilmiş. Bu yiyecek insanı beslediği gibi, artıkları vücuttaki gözeneklerden tekrar havaya karışıyormuş. Günlerden bir günler, bizimkiler nereden buldularsa peksimet ellerine geçmiş, seve seve yemişler fakat olacağa bak ki çıkaramamışlar, ağrılara, sancılara kalmışlar, bir melaikeye sığınıp durumlarını anlatmışlar, çare istemişler. Melaike onları Merkür’ün kenarına kadar götürmüş, oradan parmağıyla uzakta küçücük mavi bir yuvarlağı göstermiş, oraya gideceksiniz, bize yirmi bin güneş yılı mesafededir, yeriniz de orası olacak, demiş. Ondan beri biz dünyalılar, hep fazla fazla, fazlanın da fazlasını, yiyerek, dönderip (*)okumuzu birkaç kere daha yiyerek yaşıyor veya ölüyormuşuz.

Yunus’ların, Karacaoğlan’ların mideleri birincil değildi, gözlerinden, gönüllerinden doyabiliyorlardı. Her ne kadar, at gözünden çayır almaz, dense de.. Bana göre, sanırım, mastürbasyonun özünde bu ide yatar. Yani at gözünden de çayır alıyormuş.

Özürlü inancıma göre, pazartesinden sonra hemen cumartesi geldiğine göre, kılasik zaman artık dar geliyor. Diyeceğim o ki, sen 65 yaşında değil, tam 650 yaşındasın. Ölümü ise düşünmeye değmez, nasıl olsa karşılaşmayacağız, birbirimizi görmeyeceğiz. Büyüklere illa da bir mezar aramak bağlayıcıdır, avuntudur, ayrıntıdır. Yine bana göre, insanlar büyüdükçe, yani insanlaştıkça, yani tanrıya yaklaştıkça, mazruf yırtılır, yok olur. Öyle olması da gerekli. Yunus’lar, Mevlana’lar, Karacaoğlan’lar, Muhammet’ler, Atatürk’ler, Edison’lar mezarı yıkmış, evrensel olmuşlardır. Münasibi de böyledir. Senden başladık, sende bitirelim. Ete, kemiğe büründün, Doğan diye göründün. Öperim.

E. Aydın

DOĞRULARDAKİ ÇEŞİTLİLİK.

Ansiklopediler doğruyu tarif etmezler, yorumlarlar.

Doğruyu dilimin ve bilincimin yettiği ölçüde sıralamaya çalışacağım.

I Teknolojik verelerin hesaplanabilir doğruları

2 Nedensel doğrular.

3 Tabulardan gelen doğrular.

4 Çıkar doğruları.

5 Yerindelikle istenen doğrular.

6 Evrensel doğrular.

Örneklemek istersek:

I Matematikseldir, iki kere iki dört eder gibi sonuçlar verirler. Yaşamın büyük bir bölümünde geçerlidirler. Bilimsel araştırmaların omurgasıdır.

2 Belli bir hedefe ulaşmak için kullandığımız, bireysel doğrular.

3 Tabu ve etiğin getirdiği din, ahlak ve inanç doğruları, olguyu münasibe ulaştırma amaçlıdırlar.

4 Çıkar doğruları ise kişi ve kişilerin kurmak istediği bütünlüğe hizmet eden doğrulardır. Savaşlar, ihtilaller, kavgalar bu türdendirler.

5 Evrensel doğrular ise, her durumda kullanılmadığı için muattal durumda olurlar.

İnsan evrensel doğrular amacına uygun şablone edilmiştir. Çeşitlilik içinde, doğaya paralel, koruyucu, besleyici, günler, aylar, yıllar, asırlar ötesine bakan doğrulardır. Uygarlık için vardırlar.

Dinler, keşifler, buluşlar, uygarlık için, geleceğin insanı için yaratılışın özüne giden doğrulardır. Aristo’lar, Sokrat’lar, Galilea’lar, Nevton’lar, peygamberler, Kolomp’lar, Mikelanj’lar, Leonardo’lar, Şekispir’ler, Mevlanalar, Yunus’lar, Pastör’ler, Edison’lar, daha binlerce saygın ve evrensel isimler bu tür doğruları hedefleyerek, belki de ızdırap çekerek, ölümsüzlük uğruna, evrensel insan uğruna ölmüşlerdir.

Tanrı fikri evrensele açılan bir penceredir. Ayetler, hadisler, bu pencerede ışık verirler. Gündemi öğretir ve anımsatırlar. İyilik derler, yardım derler, temizlik derler, bağışlayıcılık derler, özet olarak, insancıkların insan olmasının öğretisini olabildiğince somutlaştırarak örneklerle verirler.

Ancak insan beynini örümcek ağı gibi sarmalamazlar, düşünce ve duygular örgüsüne ve daha iyiye açıktırlar.

Bu sağlamda zaman zaman bizim kendi kendimize sormamız gerek, ben bu doğruların hangisini izliyorum? Zira yörünge düzeltmek sonsuza değin vardır. Yeter ki kişi öz beni sorgulamak cesaretini göstersin.

Akan zaman içinde insanlar, hızdan çılgına dönmüş (mahşer)i yaşarken; Dingin, ışıklı, yüksek, yörüngesinde ışıldayan, yansıyan, yansıtan yüzler de var. Gönül adamıdırlar.

Onlar ki, dünden bugünlere, solmayan incelikleri bağışlarlar. Ve insanlık ideosu bu pırıltılarla varolur.

E. Aydın, I ITemmuz1992

DÜŞÜNME BİÇİMLERİ DÜŞÜNCENİN

SINIRLARI NELERDİR?

Düşünmek, insanlara vergi bir yetidir. Veya biz insanlar öyle düşünüyoruz. Bir sarmaşık, tutunacak bir dal ararken, hayvan yiyeceğini, sevgilisini veya sevdiği nesneyi ararken, bulduğu dolaylı düşünce ve tasarım sezilir. Varlığını çevresine kabul ettirmek için, her canlının irs dışı davranışları inceleme konusu edilse, sanırım enteresan bulgulara varılır. İnsanlar düşündüklerini kanıtlamak için, çare, oranlanan sonuç, müteala, fikir, mülahaza, metotlarını kullanır. Düşünce, kişilere göre değişken olması, değişkenliğin de toplumca onaylanabilir olması, öze katılık ve görecelik getirmektedir.

Görecelik, bir düşünün bireysel olmasına sınır getiriyor. Öyleyse düşünmek, düşünce üretmek, toplumsal yapının istek ve ihtiyaçlarıyla sınırlıdır.

Örf ve adetler, dinsel inançlar, tinsellik, bireysellikle karşı karşıya geliyor. Düşünce üretmenin tekeli başlıyor. İnsan oygusu, çağlar boyu, bu tekelin, cenderesinde ezilmiş, ancak düşünmekten geri kalmamıştır.

Cinselliği ele alalım: Bireylerin cinslik gereği olarak gösterdikleri (iki cinsten her ikisinin, ötekini araması, kendine çekmesi, birleşimdeki özel rolleri, yavruları karşısında davranışları ve her birinin yaşamdaki ruh durumları gibi) cinsel özelliklerin tümü. Bu anlatım, diğer canlılar için geçerli ise de, insanda değişkenliğini korur. Başta, estetik ve sanat olmak üzere, evrensel kaygılar ve felsefe, istense de istenmese de kendini var saydırmıştır. Düşünmenin, itici gücü duygulardır.

Günümüzde sergilenen doğa olaylarını, duyularımızla onların değişkenliği ve sonsuzluğu ile süsler, insanlığımızı yüceltiriz. Cinsellik, tarifte görüldüğü gibi, üreme iç güdüsü gibi ele alındığında, insan sözcüğü özel kayıplara uğramaktadır. Sevmek ve sevilmek, sonsuza dek ulaşacak üretken mozayik motifleriyle yüklüdür. Nükleer enerjiye sahiptir. İlk sevgi ve ikincil sevgiler, yeni sevgi birimlerinin oluşmasına kaynaktır. Ben sevgisinden kurtulmağa çalışan insan, anne, baba, akrabalar, vatan, millet sevgileri, karşı cins sevgisiyle güçlenir, yeni boyutlar kazanır, cinsellik sentezinden süzülerek evrenselliğe yol alır. Cinsellik birimi, bireyler için, iyi bir eğitici faktördür. Ahu gözlü bireyin, 25 ile 30 yaşları bölümünün yadsınamaz uğraşı kişinin insanlık hinterlandını yapan duygusal ve fakat onsuz olunamaz malzemesidir. İnsanlık sevgisine bu yoldan geçilir.

E. Aydın

BAŞLIKSIZ

Ünlü ingiliz yazar Bernard Shaw, Oscar Wild için, o çiçek gibi güzelliğinizin, sizin için mutlaka büyük bir engel olmuş olmalı. Bu güzellik, tabiatın babanızın kötü karekterine duyduğu bir isyandan kaynaklanmış olmalı, der. Ayrıca, derki:

İyi Amerikalılar ölünce Paris'e gelirler.

Tutarlılık düşünceden yoksun olanların son sığınağıdır

Eğer insan bir kitabı birkaç kez okumayacaksa, o kitabı hiç okumasa da olur.

Günümüzde insanlar her şeyin fiyatını bilirler, hiçbir şeyin değerini bilmezler.

Yaşama bir skandalla başlamamalı, yaşlılığını ilginç yapmak için yaşlılığına saklamalı.

Düşünmek dünyanın en sağlıksız işidir, insanlar her hangi bir hastalıktan, öldükleri gibi düşünmekten de ölebilirler.

Gelecekleri olan erkeklerden ve geçmişleri olan kadınlardan hoşlanırım.

Benimle aynı düşündükleri zaman yanıldığım duygusuna kapılırım.

Inkılaplar halk için ve halka rağmen yapılır.

Inkılapçı, ınkılabın manivelasını gevşettiği gün, eğilen yay süratle gevşer. Halk kendini tekrar eski yerinde bulmak için, o güne kadar fethedilen siperleri hızla boşaltır.

Halk kalabalığı aslında ınkılabın aleyhindedir.

Halkın yapıp, yürüttüğü ınkılabın, tarihte bir misali yoktur.

Demokrasilerde ekseriyetler, halkın insiyatifini daima göz önünde bulundurmayı, partilerinin geleceğini garanti etmek için şart sayarlar. Böylece devlet makinasının bütün vidaları ile oynarlar. Sonuç, bugünkü durum ortaya çıkar. Bunu önlemek için köklü demokrasiler, üst düzey planlama ihtisas komisyonları oluştururlar. Bunlar partiler üstü çalışır ve ülkenin yıllar sonrası, hatta asırlar ötesini hesaplayarak programlar yaparlar, siyasiler uygulamada kesin, zamanlamada serbest olurlar. (Altın kitaplar.)

Kanımca bu bizde de gereklidir. Bizde de bu tür kuruluşlar konulmuştur, vardır. Yargıtay gibi, Sayıştay gibi, yüksek planlama gibi, talim terbiye gibi.

Ülke savunması hariç hiç biri siyasilerin etkisinden korunmuş değildir. Bundan böyle Atatürk yelkenlisi yönü bellisiz rüzgarlarla çalkalanır durur.

Yol alınıyor gibi gözükürsek te, yıldırım vurmuş çınar gibi büyüyoruz, yaralı bereli.

Eğitim politikası yaralı, tarım politikası yaralı, sanayi politikası yaralı, ticaret politikası yaralı, daha neler neler yaralı.

E. Aydın


Yüklə 2,29 Mb.

Dostları ilə paylaş:
1   ...   6   7   8   9   10   11   12   13   ...   97




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2024
rəhbərliyinə müraciət

gir | qeydiyyatdan keç
    Ana səhifə


yükləyin