Çanakkale Savaşı’nda Yaşanmış Bir Hikaye Koca dere köyünde büyük bi sargı yeri kuruluyor

Sizin üçün oyun:

Google Play'də əldə edin


Yüklə 382.23 Kb.
səhifə4/7
tarix03.01.2019
ölçüsü382.23 Kb.
1   2   3   4   5   6   7

kalpgozu-subscribe@googlegroups.com
"BU EVLİLİK YÜRÜMEZ ,BOŞANIN SİZ"

Hacı İhsan,kunduracılar sitesinin sevilen,hatırı sayılır eşrafından bir esnaftı.Baba mesleği kunduracılığı çıraklıktan öğrenmiş,zamanla bulunduğu sektörün el emeğinden,fabrikasyon üretime geçmesiyle, o'da çağa ayak uydurmuştu.

 

Seri olarak imalat yapıp, yurt içinde hemen her şehre toptan mal gönderiyorlardı.

 

İki oğlundan büyüğü meslek lisesinden sonra, üniversite okumak istememiş,yanında çalışmaya başlamıştı.

 

Küçük oğlu İbrahim İmam Hatip Lisesinin akabinde,Makine Mühendisliğini bitirmiş babasının ısrarıyla ağabeysiyle birlikte dede mesleğini devam ettirme hususunda ikna olmuştu.

 

Hacı İhsan Efendi bir yıl kadar önce İbrahim'i evlendirmişti.Aynı apartmanda altlı-üstlü dairelerde oturuyorlardı.Hanımından son günlerde, gelinle, oğlunun arasının hiçte iyi olmadığını öğrenmesi bir hayli üzmüştü İhsan Efendi'yi. İbrahim'inde gün boyu yüzü hiç gülmüyordu.

 

Aklından bunlar geçerken,

 

-Selamun Aleykum Hacı Abi.

 

-Oooo , Aleykum Selam Kadir Hocam.

 

-Ne o pek dalgınsın, piyasa koşullarımı seni böyle bunaltan?

 

- Yok be Hoca, beni bilirsin.Uğraşır,didinirim.Sebeplere sarılır,sonrasında Allah Kerim derim.Nasipten öte yol gitmez.Elhamdulillah sıkıntımız yok o konuda.

 

-Ne bileyim, hangi esnafa selam versem,hatır sorsam, bin ah işittim.

 

-Yok hocam,benim derdim daha büyük.

 

-Hayır olsun İnşallah! Ahretten büyük dert mi olur Hacı?

 

-Hocam, İbrahim senin talebendi.Oğlum diye söylemiyorum,bilirsin efendidir,ağırdır,usludur.Allah'ını da bilen biri.Malumun bir yıl kadar oluyor evlendirdik. Gelinde imam hatipli.Zorla evlendirmedik.Gördüler,onayladılar,Allah'ta yazmış, bir yuva kurdular.Yolda, beş aya kadar gelecek birde parçaları var elhamdulillah. Anası da, bende, diğer aile fertleri de gelini seviyoruz, bir şikayetimiz yok. O'nun da bizimle bir sıkıntısı yok.

 

Lakin ikisi son günlerde hep didişiyorlarmış.Ortada mesele olacak önemli bir sorunda yok. Şaştık kaldık vallahi.

Oğlana sordum,önce konuşmak istemedi.Zorlayınca, şunu yaptı,bunu söyledi, incir çekirdeğini doldurmayacak sözler. Anası da gelinle konuşmuş.İki gözü iki çeşme aynı sözler bu kez ondan sadır olmuş.

 

Hocam; Allah aşkına birde sen konuşsan. İbrahim seni sever,sayar.Okuldan da öğrencin huyunu suyunu tanırsın.

 

-Tamam hacım.Allah sonlarını hayır etsin.İbrahim'e söyle yarın size uğrayacağım. İkisiyle birde ben konuşayım inşallah.

 



-Gel bakalım Merve hanım kızım.Kayınvalidene de söyle o'da gelsin,bir kenarda otursun.Kapıyı da kapatma açık kalsın.Nedir derdin anlat.İbrahim'le sorununuz ne?

 

-Hocam son üç- dört aydır artık dayanamıyorum…….dedi,…….söyledi,……etti,……gitti ….

 

-Anladım kızım.Sen yine iyi dayanmışsın bir senedir.Bir başkası olsa çoktan terk ederdi bu çocuğu.En iyisi sen bundan boşan.

 

Merve şaşkınlıktan ne söyleyeceğini kestiremez vaziyette ,döndü kayınvalidesine baktı. O'da kendisinden beter,oturduğu yerde bir öne bir arkaya sallanıp duruyordu.Ellerini birbirine kenetlemiş,sanki dilini yutmuşçasına,endişeyle bekliyordu.

 

-Yenge, gelin hanımla siz çıkında ,İbrahim gelsin hele bir.

 

-Hocam hoş geldiniz.

 

İbrahim hocasının elini öpmek için eğildi.

 

-Estağfirullah oğlum. Kapıyı ört de gel otur .Nasılsın bakalım?Cennete taşınması gereken evliliği siz bir senede bitirmişsiniz.Nedir aranızdaki sorun?

 

-Hocam aslında ben …….dedim, ……..yaptı, ……olmamalıydı, ……….İşte böyle daha ne anlatayım ki?

 

-Evladım sen hanımına gene iyi dayanmışsın.Bu evlilik bu şartlarda yürümez.En iyisi sen bu hanımı boşa.Her ikinizde yol yakınken,gençken bitirin.Böyle hır gür bir ömür geçer,biter,tükenir mi?

 

-Ama Hocam!

 

-Şimdi hanımını da çağır ikinize birlikte bir önerim var.

 

-Gel kızım otur bakalım.Benim sözümü dinlerseniz,ikinize de öğüdüm şu.Bir sene biri birinize tahammül etmişsiniz.3 ay daha beraber olun.Sizden bir ricam olacak.Haftada iki gün ziyaretinize geleceğim inşallah. Her gelişimde benim belirlediğim ayet ve hadisleri okuyup ders gibi birlikte tartışacağız.Kavganızı,küskünlüğünüzü de bir yana bırakıp,3 ay içinde tartışmamaya gayret göstereceksiniz.Bana söz verirmisiniz bu konuda? 3 ay bittiğinde de boşanırsınız,herkes kendi yoluna gider.Anlaştık mı?

 

İbrahim ve Hanımından ayrı ayrı söz alarak ayrıldı.

 

Kadir Hoca her gelişinde İbrahim ve Eşiyle yaklaşık bir saat kadar ders yapıp ayrılıyordu. Arada İhsan Efendi'nin iş yerine uğrayıp,gidişat hakkında bilgi alıyordu.Üç ayın sonunda yine İbrahim ve Merve karşısında oturuyorlardı.

 

-Gençler,bu gün sizi bu konuyla ilgili son ziyaretim.Evet artık istiyorsanız boşanabilirsiniz. İbrahim , hanımlar baş tacımız.Öncelikli söz hakkını, izninle , eşine tanımak istiyorum,

 

Kızım üç ay daha sabrettin,sen ne diyorsun? Kararın ne?

 

Merve'nin gözleri yerde,mahcup ,kısık bir sesle;

 

-Hocam biz İbrahim'le oturduk konuştuk.Cahillik etmişiz.Aslında aramızda çokta sorun yokmuş,biz büyütmüşüz.Çok şükür bir haftadır,her şeyi en azından kavga etmeden konuşup,tartışabiliyoruz.

 

-İbrahim sen ne dersin?

 

-Evet Hocam,Merve'nin dediği gibi pek sorunumuz kalmadı sayılır.Allah sizden razı olsun.Çok şey öğrettiniz bize.Hatırlarmısınız lisedeyken de,bir sorunum olunca hep sizi rahatsız ederdim.Kalbimi rahatlatan açılımlar ,çözümler getirirdiniz.

 

-Hayır çocuklar ben bir şey yapmadım.İkinizde Müslüman kimlik taşımanıza rağmen Allah'a kulak vermiyordunuz.Yaratılanı en iyi Yaratıcı'sı bilir,tanır.Allah'ın ve yarattığı insanın fıtratına ilişkin gönderdiği yaşam biçiminin uygulayıcısı,ileticisi Peygamberinin sizin evinize girmeleri için sadece yol gösterdim sizlere.

 

Ne zaman ki "Buyur Allah'ım! Eş olarak bana emrin nedir?" dediniz,işte o zaman aranıza muhabbeti koydu.Yüreklerinize Allah'a karşı sorumluluk bilinci nüfuz edince, ben haklıyım,sen haksızsın inatlaşmasına son verdiniz.Allah'ın hakem olduğu ve adaletle emrettiği hükümlerin bilincine erdiniz.Boyun eğdiğiniz anda da,sorun üretmekten vaz geçtiniz.Hadi bana müsaade.Birbirinizi Allah için sevin.

 

(duaekseni)



--
"Hasbunallah ve ni'me'l-vekil"


BİR DERVİŞTEN NASİHATLER
Emanete ihanet etmeyin..
Büyüğünüze emretmeyin..
Boş şeylerde ısrar etmeyin..
Cahillerle sohbet etmeyin..

Nefesinizi boşa tüketmeyin..


İnsanları bekletmeyin..
Etrafınızı kirletmeyin.
Hayatınızı mahvetmeyin..

Kimseye minnet etmeyin.


İnsanları yüzüne karşı methetmeyin..
Kimseye küfretmeyin..
Kötülüğe meyil etmeyin..

Malınızı boşa sarf etmeyin..


Sırrınızı açık etmeyin..
Suçunuzu inkar etmeyin..
Şerefinizi kaybetmeyin..

İyiliğe niyet edin..


Büyüklere hürmet edin..
Sıkıntıya sabredin..
Aza kanaat edin..

Sözünüzde sebat edin..


Bildiğinizle amel edin..
Hatanızı kabul edin..
Yaramaz ise def edin..

Alimlerle sohbet edin..


Nefsinizle inat edin..
Sofranıza davet edin..
Zararlıysa men edin..

Seviyorsanız ifade edin..


Kalpleri fethedin..
Misafire ikram edin..
Muhtaca yardım edin..

Bilseniz de istişare edin..


Tehlikeye dikkat edin..
Hakkı teslim edin..
Unutacaksanız kaydedin..

Esirgemeyin lütfedin..


Gariplere merhamet edin..
Kazanmaya gayret edin..
Çalışanı takdir edin..

Başarıyı tebrik edin..


Mazereti kabul edin..
Her an tevekkül edin..
Çocuğunuzu terbiye edin..

Herkese tebessüm edin..


Güvenseniz de kontrol edin..
İnanmayana ispat edin..

Fakirleri gözetin..


Hayır için sarf edin..
herzaman dua edin

dostlukvadisi [alıntı]





Bir vefa Hikayesi

( SİLAHTAR YUSUF PAŞA: 1944 de Kaptan-ı Derya rütbesini alan bir Osmanlı Beyefendisinin hayatından alınmadır )
KUNDURADAKİ ALTINLAR
Rumeli’de, Dalmaçya’da Ermeni bir beyin yanında yamaklık eden 10-12 yaşlarında JOSEPH MASKOVİÇ isminde bir çocuk, zemherinin en fırtınalı günlerinde, buzlar üzerinde yalınayak

Düşe kalka eve su taşımakta iken, komşulardan fakir ve dul bir kadıncağız bu hale üzülüp, kocasından yadigar bir çift partal kundurayı çocuğun ayaklarına giydirmişti.

Aradan çok uzun yıllar geçti.

Bu arada Osmanlılar o yerleri fethetmiş; kadın da İslamiyet’le hidayet bulmuştu.
Günlerden bir gün, iyiden iyiye yaşlanmış olan kadıncağız kapısı çalınıp, önüne bir torba bırakıldı. Torbayı açan ihtiyar eller, vaktiyle kocasının olan o bir çift partal kunduraya dokununca, birdenbire takattan kesildi, kıpırdamaz oldu. Kadıncık, neden sonra baktı ki ayakkabıların üzerine dökülen altınları toplayayım derken keskin gözleri küçük bir kağıt parçasına ilişti. Bir çeyrek saat kadar sonra kasaba imamı tek bir cümlelik pusulada ne yazdığını, kadıncağıza okuyordu:

Anacağım ! Buzda donmuş çıplak ayaklarına bu kunduraları giydirdiğin çocuk, sana borcunu ödemeye çalışıyor.”



Bu yazının, Koca Osmanlı Devleti’nin Kaptan-ı deryası Hanya Fatihi Silahtar Yusuf Paşa’nın (ö.1646) dividinden (kaleminden) döküldüğü gün hiç kimseler anlayamayacaktı.

Ta ki, Osmanlı arşivlerinde söz konusu altınların muhasebesini tutan belge ortaya çıkana kadar…

Sulahtar Yusuf Paşa : 16 Haziran 1644 te Kaptan-ı Derya’lığa getirilmiştir. 22 Ocak 1646 tarihine”yani vefatına” kadar bu vezifede kalmıştır.
Bu hikaye : Tarih Öyküleri . Selim Gündüzalp. Zafer yayınları’ndan alınmıştır.
Ermeni Mezalimi...

Elleri bir ağaca arkadan bağlanan hamile bir kadının başına dikilmiş olan iki Ermeni yazı tura atıyordu.
Bu kanlı kumarı yaklaşık 100 yıl önce Anadolu toprağında Kars'ta Ağrı'da Van'da Erzurum'da da ataları oynamıştı.Onlardan duymuşlardı. Karnı burnunda çaresiz bir Azeri kadının doğumu oldukça yakın görünüyordu. Çaresiz kadın bir hazan yaprağı gibi titriyordu. Elbiseleri yırtık, ayakları çıplaktı...Ermenilerin uzun boylu olanı elindeki AK-47 model Rus yapımı otomatik tüfeğinin namlusuna monte edilen seyyar kasaturayı çıkartırken, diğeri elindeki demir parayı havaya attı

:-Akçik, manç?..


(Kızmı, oğlan mı?)

-Akçik...


(Kız)

Bu cevap üzerine 'oğlan' diyerek bahse giren Ermeni, elindeki kasatura ile hamile kadının karnını bir hamlede yarıp çocuğu çıkarttı.Kan b! ürülügözleri bebeğin kasıklarına kilitlendi.

-Tun şahetsar,ınger...
(Sen kazandın, yoldaş)

-Yes şahetsapayts ays bubrikı inç bes bidigişdana...


(Ben kazandım ama bu bebek nasıl beslenecek?)

-Mayrigı bedge gişdatsine.


(Annesi besleyecek elbette)

Bunun üzerine daha kısa boylu olan Ermeni, bir hamlede kasaturaya geçirdiği bebeği annesinin göğsüne yapıştırdı:

-Mayrig yerahayin zizdur.
(Çocuğa meme ver)

Aynı dakikalarda Hocalı'nın başka bir semtinde tek kale futbol maçı hazırlığı vardı. İki kesik Azeri kadın başını kale direği yapmışlar, top arayışına girmişlerdi.Başı tıraşlı bir çocuk bulup getirdiklerinde ise Ermeni çeteci sevinçle bağırdı:

-Asixn ma/,çimi yev bızdıge, aveg gındırnadabidi. Gıdıresek...
(Bu hem saçsız hem de küçük, iyi yuvarlanır. Kopartın...)

Aynı anda çocuğun gövdesi bir tarafa,başı da orta yere düşmüştü...

Ermeniler zafer naraları! atarak, kanlı postalları ile kesik çocuk başına vurarak kanlı bir kaleye gol atmaya çalışıyordu.

Bu iki olay Hocalı'da bundan çok değil yalnızca 14 yıl önce yaşandı. Her iki olay da ermeni çetecilerin katliamlarına bizzat şahit olan görgü tanıklarının anlatımlarıdır.

Ne yazık ki 26 Şubat 1992 günü binlerce Azeri türlü yöntemlerle vahşice katledilmiştir. Ajanslar,katliam haberini bütün dünyaya hızla geçerken, arşı titreten ağır bir vahşet yaşanan Hocalı halkından geri kalanlar ise çaresizlik içinde kıvranıyordu.

Türkiye'de büyük bir dehşet uyandıran katliama ilişkin ilk görüntüler ise TRT aracılığı ile duyurulmuştu. Bütün olanları batılı gazeteciler, özellikle de New York Times belgeledi.

26 Şubat'ta güçlü silahlarla donatılmış Ermenistan silahlı kuvvetleri ile Hankendi'nde konuşlanmış bulunan Albay Zarvigarov komutasındaki 366'ncı Rus Motorize Alayı, Hocalı'ya saldırarak tarihin en vahşî katliamlarından birini yaptılar.

26 Şubat! gecesi Rus motorize alayının tanklarından açılan top ve roket saldırıları ile Hocalı Havaalanı kullanılamaz hâle getirilerek kentin dış dünya ile ilişkisi de tamamen kesildi.

Savunmasız kalan kente giren Rus destekli Ermeni askerleri, çocuk, yaşlı, kadın, bebek demeden birçok insanımızı vahşîce katlettiler. ermenilerin işgal ettikleri Hocalı'da dehşet verici olaylar yaşandı.

Canlı canlı insanların kafa derilerini yüzdüler,

Sağ olarak ele geçirdiklerini ise sistematik bir işkenceye ve tıbbî deneylere tâbi tutarak, insanlık dışı muamelelere maruz bıraktılar.

Hızar ve testereler ile diri diri insanların kol ve bacaklarını kestiler.

Genç kızların önce saçlarını,sonra da kafa derilerini yüzdüler.

Babanın gözü önünde evladını, evladın gözü önünde babayı kurşunlara dizdiler.

Kesik kafaları sepetlere doldurdular.

Peki neydi bu düşmanlık?

Ermenistan'daki okul duvarlarında asılan haritalarda Türkiye'nin 12 ili yer almaktayken, Ermenistan'ın bayrağında Türkiye hudutları içindeki Ağrı Dağı'nın resmi varken, Ermenistan Millî Marşı'nda 'Topraklarımız işgal altında, bu toprakları azat etmek için ölün,öldürün' denmekteyken, başkaca bir neden aramaya zaten gerek yok sanırım.

Dağlık Karabağ Bölgesi'nde bulunan Hocalı'ya, eski Sovyet İttifakı Silahlı kuvvetleri'ne ait 366.Alay'ın desteği ile Ermeni Sılahlı Kuvvetleri tarafından düzenlenen saldırılar sonucu 613 Azerbaycan Türk'ünün hayatını kaybettiği resmî olarak açıklandı. Ancak kayıp sayısının bu rakamların çok çok üstünde olduğu bilinmektedir.

56 hamile kadın karnı yarılmış durumda bulunmuştur.

Bu alçak saldırıda 487 kişi ağır yaralanırken, 1275 kişi ise rehin alınmış,geri kalan nüfus da bin bir zorlukla canını kurtarmış ancak bu olayın tahribatından ruhları ve hafızaları asla bir daha kurtulamamıştır.

Şahitlerin anlattıklarını dinleyenler önce kulaklarına inanamadı.!

Fakat katliam sonrası Hocalı'ya girdiklerinde ise, görgü tanıklarının abartmadığını kısa sürede anladılar. Hocalı'da katliam bölgesini gezen Fransız gazeteci Jean-Yves Junet'nin gördükleri karşısında söyledikleri, katliamın boyutunu da anlatıyordu:

'Pek çok savaş hikâyesi dinledim. Faşistlerin zulmünü işittim,ama Hocalı'daki gibi bir vahşete umarım kimse tanık olmaz' Peki 26 Şubat 1992 günü yaşanan bu katliamın emrini kim vermişti; Ermenistan Devlet Başkanı sıfatını taşıyan Robert Koçaryan denilen kirli katilden başkası değildi. Yaptığı terör faaliyetlerinin oranı nispetinde terfi eden Taşnaksutyun örgütü liderlerinden Robert Koçaryan, 20 Mart 1996'da Ermenistan Başbakanı oldu.

Karabağ'da barış istediği için aşırı milliyetçilerin tepkisine daha fazla direnemeyen Levon Ter Petrosyan istifa edince de 30 Mart 1998 yılında ondan boşalan Devlet Başkanlığı koltuğuna,'Hocalı Katlia! mı' baş sorumlusu olan azılı terörist Robert Koçaryan oturdu.

Ermeniler Türk hamile kadınlarına tecavüz edip karnını hamile olduğu halde taş ile doldurup öldürmüşler ve küçük Türk kızlarına tecavüz edip öldürmüşlerdi.
KÜÇÜK BİR ÇOCUK ve DUA

Deniz kenarına oturmuş, gözlerinide ilerdeki bir noktaya dikmişti. Belki de bir saattir öylece duruyordu. Onun bu hâli, alışveriş için balıkçı sandallarının kıyıya dönmesini bekleyen bir ihtiyarın dikkatini çekti. Yaşlı adam, seke seke onun yanına gidip:


- Merhaba delikanlı!. dedi. Bu gün deniz çok harika değil mi?
Küçük çocuk, başını çevirmeden;
- Ama rüzgârlı, dedi. Topum denize düşünce sürükleyip götürdü.
 Adam, çocuğun yanına oturup:
- Eğer biraz genç olsaydım, yüzüp onu alırdım!. dedi. Ama şimdi adım bile atamıyorum.
Küçük çocuk, ona cevap vermedi. Ve kıyıdan uzaklaşan topunu daha iyi görebilmek için, hemen yanındaki tümseğe çıktı.
Yaşlı adam, sakin bir ses tonuyla:
- Ümidini hiçbir zaman kaybetme!. dedi. Bence dua etsen çok iyi olur.
Çocuk, büyük bir sevinçle:
- Dua etsem topum geri gelir mi? diye sordu. Denize düştüğü yeri bilir mi?
- Allah isterse eğer, ona öğretir!. dedi ihtiyar. Topun geri gelmese de, duaların sevabı sana yeter.
Küçük çocuk, yaşlı adamın sözlerini biraz düşündükten sonra, her okuduğunda dedesinden bahşiş kopardığı duaları ard arda sıraladı. Daha sonra da, topun dönmesi için Allah'tan yardım istedi. Ama üzüntüsü azalmamıştı. O topa bir sürü para harcamış, bayram parasını bile ona katmıştı. Şimdi artık tek şansı, bazen olduğu gibi, rüzgârın âniden yön değiştirmesiydi. Ama deniz çok büyüktü, topu ise küçücük. Akşam üstü hava biraz daha sertleşti. Ve güneş batmak üzereyken sandallar döndü. Çocuk, eve gitmek istemiyordu. Bu yüzden de ihtiyarla birlikte oyalandı.
Yaşlı adam, hep aynı balıkçıdan alışveriş yapardı. Sonunda onu bulup:
- Avınız inşallah iyi geçmiştir!. dedi Eğer varsa, birkaç kilo alabilirim.
Sandaldaki adam, bir kova içindeki balıkları gösterip:
- Zaten ancak o kadarcık tutmuştum, dedi. Denizde "av" diye bir şey kalmadı.
- Dua etmeyi denediniz mi? diye atıldı çocuk. Ümidinizi sakın kaybetmeyin!.
Balıkçı için her şey tesadüftü. Bunun için de "rasgele" derlerdi. Ama şimdi bir şey hatırlamıştı. Yıllar yılı unuttuğu bir şeyi. Çocuğun yanaklarını okşarken:
 - Dua ha!. diye mırıldandı. O zaman tutar mıyım?
- Tutamasanız bile, duaların sevabı size yeter, dedi çocuk. Bunu yeni öğrendim.
Balıkçı, böyle bir sözü ilk defa duyuyordu. Başını ağır ağır sallayarak:
- Ben de yeni öğrendim!. diye gülümsedi. Üstelik de küçük bir öğretmenden.
Çocuk, bu sözlerden çok hoşlanmıştı. Artık topun gitmesine üzülmüyordu. Yanındaki yaşlı adam ona bir göz kırparken, balıkçı tekrar sandala yöneldi ve ağların üzerindeki eski örtüyü açtı. Bir top vardı orada. Henüz ıslak olduğundan, ışıl ışıl parıldayan bir futbol topu. Balıkçı, onu çocuğa uzatıp:
- Öğretmenlerin hakkı hiç ödenmez!. dedi. Bunu biraz önce denizde buldum!. Küçük çocuk, rüyada olmalıydı. Hiç beklenmedik şeylerin yaşandığı bir rüya. Aceleyle sağa sola bakındı. Ama her şey gerçekti. Balıkçı da, sandal da, ihtiyar da... Topu ise, işte ellerindeydi. Ona sıkıca sarılıp:
- Bir daha benden izinsiz gezmek yok!. dedi. Ya dua etmeseydim ne olurdun o zaman?

SİZLERDE DUA ETMEYİ DENEDİNİZMİ SIKINTILI ANLARINIZDA?... BELKİ DUALARINIZ HEMEN GERÇEKLEŞMEYEBİLİR AMA O DUALARIN SEVABI YETER SİZLERE... YENİ ÖĞRENDİM BENDE.... DUA EN KIYMETLİ BİR HAZİNE BİZİM İÇİN.. BİTER DİYE KORKMAYIN İSTEDİĞİNİZ KADAR KULLANIN... ÖYLE BİR HAZİNE Kİ SINIRSIZ VE KARŞILIKSIZ VERİLMİŞ HEMDE...



Etme Bulma    Dünyası


Bir adam, karısı ve yaşlı babası. Kadın kayınpederini istememekte, huysuzluk etmekte, evin huzurunu bozmaktadır.
Bir gün kocasına:

- Bey... bey.. Bezdim bezdim. Bir gün göremedim. Gençliğim gidiyor. Ya ayrılalım, babanla kal., ya da al babanı al da nereye getirirsen getir beraber kalalım. Yoksa ben gidiyorum.


 
Adamcağız  şaşkınbiraz da sitemli   bir vaziyette:

-Ne diyorsun hanım, o babam babam; öldüreyim mi, atayım mı? Kimi var bizden başka bakacak, dese de karısı ısrarda ısdrar  ediyordu.

Adam baktı olacak gibi değil babasını  dağa bırakmaya karar verdi. Yanına oğlunu da alarak yola koyulurlar. Babasına da:

- Baba, torununla beraber dağa oduna gidiyoruz, istersen sen de gel" der.

Baba gelinin dırdırını dinlemektense onlarla beraber dağın yolunu tutar. Ormanın içlerine girip bir müddet gittikten sonra, oğlan babasına:

- Baba sen burada biraz dinlen. Bizde odun toplayalım, der ve oradan ayrılırlar


 
Odun toplamadan, babasını orada bırakarak dönerler.

Yolda torun:

- Dedemi almadık baba.

- Dedeni oraya bıraktık. Artık ihtiyarladı orada kalacak.

Torun ısrar eder:

- Dedemi isterim... . En sonunda babasına ne dese desin fayda etmeyceğini anlayan çocuk:

- Baba, sen ihtiyarladığında ben de senin gibi  seni getirip dağa mı bırakacağım? der demez adamın aklı başına gelir.
Babasını almaya karar verir İhtiyar, kendisini almak için yoldan geri dönen oğluna:

- Evlâdım, sen beni  bırakıp gidemezsin. Çünkü ben babamı bırakmadım. Ölünceye kadar hizmet ettim.



Adam babasını alıp eve getirir.


«Bu dünya etme-bulma dünyası» diye... Sen ne yaparsan sana da onun aynısının yapılacak.
Ergun Babahan'ın yazısı

Pazar akşamüzeri cep telefonuma bir mail düştü. Sizinle paylaşmak istiyorum:
"Ergun Abi merhaba. Ben Tarık Karakuş. Seninle başımdan geçen ilginç bir olayı paylaşmak istiyorum. Kısa bir süreliğine Ankara'ya gittim. İstanbul'a dönüş yolunda, Düzce civarında yolda kan ter içinde otostop çeken birini gördüm. Bayağı uzağında durmama rağmen koştu geldi, bindi arabaya.
Üstünde fabrika giysileri (güvenlik görevlisi).
Adı Murat. 33 yaşında. Sağdan soldan muhabbet başladı. Fabrikadan zar zor izin almış eve gitmek için. Normalde evi uzak olduğundan 15 günde bir gidiyormuş.
Ev sahibi annesi ve karısıyla tartışıyormuş. Evden çıkarmak istiyormuş. Annesi sık sık telefonla arıyor, Murat da annesini sakinleştiriyormuş.
Sonra bir sitem başladı anlatmaya. Düzce depreminde babasını ve kız kardeşini kaybetmiş. Annesine o günden beri bakıyor, bir de karısı ve yeni doğmuş bir çocuğu var.
Çocuk doğuştan böbrek hastasıymış. Murat fabrikada çalıştığından sigortalı. Çocuğun tüm diyaliz masrafları karşılanıyor ancak hortum parasını Murat ödüyor (75 YTL). Ayda eline geçen para 412 YTL. Bunun 200'ü kira. Dolayısıyla hortum paralarına yüklenince son 2 aylık kirayı ödeyememiş. 'Nerelere baş vurmadım ki' diyor. Kaymakam, bakanlık, vali...
Hatta vali odasından kovmuş bir münakaşa sonucu. Bu arada,
Murat, İlahiyat mezunu. Fakat yemekhane ve yatak borcu ve bir de diploma parasını veremediği için diplomasını alamıyor.
Bunlar toplam 750 YTL tutuyormuş. Diploması olsa devlet ev veriyormuş imamlara ve 1000 YTL maaş. Yani Murat'ın hayat standardı için yeterli.
Ayrıca çocuğuna böbrek bulmuş, fakat yeterli parayı veremeyince nakil gerçekleşmemiş.
Abi kısacası ben 22 yaşımdayım, bugün 10 yaş olgunlaştım. Koca adam yanımda hüngür hüngür ağladı. 'Böyle yaşamlar da var' dedim, kendi kendime. Adamın doğru söylediğinden yüzde yüz eminim.
Elinde bir dosya vardı. İçinde çocuğun sağlıkla ilgili kayıtları, evine gelen haciz. Ben bu adama balık vermeyelim, balık tutmasını öğretelim diyorum abi.
Ben öğrenciyim, gücüm yetmez ama bu ülkede 750 YTL kimseyi fakirleştirmez.
Ama bu adam diplomasını alır, hayatı kurtulur.
Şunu da biliyorum ki, bir yerde bulaşıcı bir hastalık varsa eninde sonunda gelir bizi de bulur. Yarın aynı duruma bende düşebilirim!! Bu benim insanlık görevim. Samimiyetine güvendiğim için sana yazdım."
Mail'de Murat'ın
cep telefonu da vardı.
Hemen arkadaşım
Aydın Şentürk'ü buldum, bölge muhabirlerini seferber etti.
Murat'a ulaştık ama çok geç kalmıştık.
Murat doğru söylüyordu ve 9 yaşındaki yavrusunu o gün kaybetmişti.
Kızgın ve kırgındı, konuşmak bile istemiyordu.
Ve ben pazartesi gecemi hiç görmediğim, tanımadığım bir yavrunun ölümüne gözyaşı dökerek geçirdim.

 



Dostları ilə paylaş:
1   2   3   4   5   6   7
Orklarla döyüş:

Google Play'də əldə edin


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə