Cmk 250 maddesi İle yetkiLİ duruşma tutanaği esas no : 2008/209 celse no : 208 celse tariHİ : 16. 12. 2011 başkan : hasan hüseyiN Özese 28298

Sizin üçün oyun:

Google Play'də əldə edin


Yüklə 0.5 Mb.
səhifə2/6
tarix25.01.2019
ölçüsü0.5 Mb.
1   2   3   4   5   6

Sanık Hayrettin Ertekin: “Toparlayayım Sayın Başkanım. Kaçma şüphesine gelince ben niye kaçayım, neden kaçayım? Bu ülkeden herhalde en son kaçacak ki kaçmam en son kaçacak adamlardan o ailenin çocuğu benim. Ben (1 kelime anlaşılamadı) Turan’ın torunuyum. Ben niye kaçacağım? Ben istiklal savaşı vermiş bir ailenin torunuyum. Mehmet Ertekin’in oğluyum ben. Eğer kaçarsam haram olsun bana yediğim bütün lokmalar. Ben hastaneye 37 kere gittim 3 kere 3 defasında İstanbul Kardiyoloji Üniversitesi kalp birine sindiyografi çekilmek için röntgen film için gittim. Birinde anjiyo olmak için gittim. Diğerinde de tetkikler için kan sayımı için gittim. Bir tanesinde de hasbelkader orada bir kaza 27, 28 kişi vardı, kalabalıktı, ben üzeri çıplak vaziyette otururken bir unutkanlık sonucu orada kaldım. Üzerimde parada yoktu. Düzceli bir taksi şoförüne çıktığımda Haseki bahçesinin, Haseki hastanesinin bahçesinde ring aracı baktım yok, bindim taksi şoförüyle nizamiyeye buraya kadar geldim. Hiçbir şekilde kaçmak sadece bir kez taksi şoförünün telefonundan avukatıma telefon açtım. Dedim ki böyle bir durum oldu. Dedi ki, derhal dedi şeye gidiyorsun o ringe yetişmeye çalış, yetişemezsen de gidiyorsun ve dedi hiçbir yeri aramıyorsun. Bu dedi şimdi dedi seni kaçtı diye eğer polisler falan yolda bir çevirmede şey kaçtı diye alırlar dedi bütün dedi hayatın mahvolur dedi. Dedim ki zaten öyle bir niyetim yok sadece size nasılsınız demek için aradım. Siz dedim öyle bir şey düşünsem sizi aramazdım dedim. Yani ve bindim geldim. Bunu da kendi lehime kullanmamak için hiçbir yerde zikretmedim. Ne Süheyl Batum’un o meclisteki konuşması ben tanımıyorum Süheyl Batum Beyi. Hiçbir kimseye söylemedim. Ne zaman bunu söyledim cezaevinde Adalet Bakanlığından gelen müfettiş sorduğunda bütün olayı nasıl olduğunu baştan sona izah ettim. Adalet Bakanlığına bilgi verdim. Yapmam gereken buydu. Ben kaçacak falan olsaydım Allah korusun hiçbir engel yoktu. Kaçmayacağımı kesinlikle Yüce mahkemenizin buna emin olması lazım. Ayrıca tahliye edilmem halinde Yüce mahkemenizin vereceği her türlü teminatı 100 kilo altın mı bir devlete emanete istediğiniz kadar, istediğiniz kadar ama tapu, istediğiniz kadar belirleyeceğiniz nakit para miktarına eğer bir gün duruşmalardan eksik gelirsem devlete irat kaydedileceğini şuan buradan beyan ediyorum. Benim böyle bir niyetim olamaz. Ben beraat ederek işime devam edeceğim. Benim işim var, ben çalışıyorum. Annesinden emanet kalan bir oğlum var üniversiteyi bitirdi askere gidecek ben buradayım diye gidemiyor. İşin gücün başında. Bedelliden faydalandırmıyorum. Oğlumu askere göndereceğim, komando olarak o şekilde ve şimdi.”

Mahkeme Başkanı: "Evet bağlayın, bağlayın sözlerinizi.”

Sanık Hayrettin Ertekin: “Bağlayayım Sayın Başkanım. Her zaman olduğu gibi hukukun, adaletin hepimize ama hepimize lazım olacağı için bu kürsüye ben dahil kendini mağrurlanan, gururlanan, kibirlenen herkesin gelip adaletin karşısında hesap vereceğini bildiğim için ben yargılama safhasındaki bütün varsa kusurlarım Yüce mahkemenizden özür diliyorum ki olduğunu sanmıyorum, yapmamaya gayret ediyorum. Ama psikolojik durumumuz bazen konuşmak istiyorsunuz, bazen şey oluyorsunuz bunu da bağışlamanızı rica ediyorum. Yüce mahkemenize saygılar sunuyorum.”

Mahkeme Başkanı: "Buyurun.”



Sanık Doğu Perinçek söz istedi verildi: “Efendim ben savunmamda da ve bu soruşturma, kovuşturmanın başından beri Türkiye’de bir Gladyo’nun NATO’ya bağlı olduğu için var olduğunu ve bütün NATO ülkelerinde olduğu gibi bu Gladyo’nun bir siyasi örgütlenme olduğunu, İtalyan Cumhurbaşkanı Kosiga’nın da ben Gladyo’nun merkezindeydim İtalyan Gladyosunun başıydım, bütün NATO ülkelerinde vardır, Türkiye’de de vardır ama bu yanlış bilinir, bu NATO’ya bağlı bir siyasi karargâhtır. Askeriyenin içinde değil siyasi merkezdedir şeklindeki ifadesini de kanıt olarak göstererek Türkiye’de bunun mevcut olduğunu uzun uzun sunmuştum. Şimdi gelinen noktada konu daha da aydınlanmıştır. Özellikle Ankara’daki bu faili meçhul cinayetler soruşturmasıyla ilgili olarak bunu arz ediyorum. Ben bu süreci Türkiye’nin önüne getiren partinin genel başkanıyım. 3 Ekim 1996 günü yani bundan 15 sene önce Türkiye Büyük Millet Meclisine bir klasör sundum. Klasör; Susurluk ve bu Gladyo ile ilgiliydi etraflı 5, 600 sayfalık bir klasördü. Arkasından 14 Ekim günü yani 11 gün sonra pardon 18 Ekim günü Cumhurbaşkanına bizzat Çankaya’da ziyaret ederek kabul edildim ve Sayın Cumhurbaşkanına o zaman Sayın Demirel’di 18 Ekim 96 günü aynı klasörü sundum. Bunun üzerine Sayın Cumhurbaşkanı bu dosyayı bakanlar kuruluna götürdü ve bir örneğini hatta aslını hükümete verdi ve meclise geldi konu benim dosyam ve meclis bir Susurluk Araştırma Komisyonu kurdu ve Susurluk Araştırma Komisyonu zabıtları incelendiği zaman oradaki ön yazılarda Cumhurbaşkanının Susurluk TBMM’ye yazdığı yazıda Doğu Perinçek’in bana gönderdiği klasör üzerine diye hükümete gönderdiği yazı vardır. Yine hükümetin meclise gönderdiği yazı vardır ve Susurluk araştırması bu resmi belgelerle de saptandığı gibi İşçi Partisi Genel Başkanının başvurusuyla olmuştur ve Susurluk Komisyonunda da ilk 1 nolu anlatımına başvurulan benim. Kamuoyu önünde Türkiye Büyük Millet Meclisi Susurluk Komisyonu tarafından meclise davet edildim ve mecliste ilk komisyonun dinlediği insanım. Bilgime başvurmuşlardı ve bu 5 saat sürmüştür. Aynı zamanda bununda tutanakları yine Türkiye Büyük Millet Meclisi Susurluk Komisyonunda mevcuttur. Benden sonrada bir önceki Başbakan Mesut Yılmaz dinlenmiştir. Yani önce İşçi Partisi Genel Başkanı dinlenmiştir 2.olarak da o zaman hükümette bulunan Erbakan’dan önceki hükümetin başkanı Mesut Yılmaz dinlenmiştir. Yani bu olayı başlatan benim. Şimdi hem tek tek yargıçlarımıza hem savcılık makamına bu Türkiye Büyük Millet Meclisinin Susurluk Komisyonuna sunduğum dosyanın basılı örneğini arz ediyorum. Şimdi bu neden önemli? 15 yıl geçmiş bakın ben bunu 15 yıl önce Cumhurbaşkanlığına, meclis başkanlığına, hükümete sunmuşum. Koskoca bir Türkiye bu klasör üzerinden bir araştırma başlatmış, TBMM’de bunun komisyonu kurulmuş ve Türkiye buraya gelmiş. Şimdi bu sunduğum dosyadaki bütün bilgiler bu şemada da görüldüğü gibi o zaman sunduğum şemadır ve şemanın altında okuyacağınız gibi şu ifade vardır. Bu şema kamuoyuna yansıyan resmi belgeler ve basında çıkan haberler temel alınarak hazırlanmıştır. Örgütün bütününü kapsamaktan uzaktır. Meclis bünyesinde yapılacak bir araştırmayla örgütün tüm uzantıları çıkarılabilir. Yani bizim şüpheli olarak gördüğümüz ve hangi kaynaklara dayanarak yaptığımızı da belirttiğimiz şemadır. Yani tabi ki bu şema bir yargı kararıyla sonuçlanmış değildir onu da belirtiyorum içinde yanlışlar araştırma ve kovuşturmalar sonunda ortaya çıkabilir. Fakat şimdi bakın; bu şema bugün Ankara'daki faali meçhul komisyonlar araştırmasındaki şemadır. Yani demek ki Türkiye’nin önüne Gladyo konusunu İşçi Partisi getirmiş ve İşçi Partisinin o zamanki şeması ve başvurusu 15 yıl sonra Türkiye’nin yargı gündemine girmiştir. Şemada kimler vardır? Tansu Çiller en baştadır. Eşi Özer Çiller, Mehmet Ağar, Korkut Eken, İbrahim Şahin, Mehmet Eymür vesaire gider. Aşağıda da bakınız çok ilginçtir Ayhan Akça, Ziya soyadını saptayamamışız ama bugün doğru çıkmıştır Ziya Bandırmalı, Semih soyadını saptayamamış çıkmıştır, Oğuz Yorulmaz hepsi isimlerini saptayabilmişiz ama soyadlarını bulamamışız. Yani doğru ipuçları elde etmişiz ve hayatta bulunan gerçeklerde bunu doğrulamış. Peki, bu durumda burası nedir? Bunu da size arz ettim. Burada bir Gladyo yok. Bu iddianame bir Gladyo iddianamesi değil. Burada birtakım muhalifler var. Tayyip Erdoğan yönetimiyle mücadele eden muhalifler var ve Tansu Çiller’in başında bulunduğu Çiller özel örgütünü o zaman ortaya çıkarmış olan İşçi Partisinin yöneticileri var, o da muhaliflerin başında. Buradaki bu dava tamamen Türkiye’nin esas Gladyo örgütlenmesini ki bu Tansu Çiller’lerle daha evveliyatı var şüphesiz Turgut Özal’ın kurduğu özel büro, ondan evvel NATO içindeki geçmişi vesaire bunların hepsi zaten bu klasörde de mevcuttur. Size arz ediyorum daha öncede arz etmiştim. Bugün bu Gladyo devam etmektedir onu da arz ettim defalarca, başında da Abdullah Gül ve Tayyip Erdoğan bulunmaktadır. Zaten bu Kosiga’nın açıklamasıyla da doğrulanır ve şurada görülen dava o Gladyo’nun kendi muhaliflerini tasfiye, bastırma, davasıdır ve nereye gelmiş bağlanmıştır olay tamamen birtakım dış misyonlara, görevlere Suriye’ye saldırmak, İran’la cephe cepheye gelmek, Türkiye’nin Rusya, Çin bütün Asya, Hindistan kendisi gibi mazlum ülkelerle savaşır hale getirilmesi İslam Dünyasıyla cephe cepheye getirilmesi gibi bir bugün dış misyonla da bu iş bağlanmış bulunmaktadır ve Dünyanın savaş tehlikeleri bölgemizin savaş tehlikeleri içine girdiği bir koşullarda daha da önem kazanmıştır. Bunu özellikle arz ediyorum ve bunların incelenmesini de arz ediyorum. Burada sanık olarak getirilen insanların tek tek geçmişlerinde bazı suçları vesaire var mıdır yok mudur onu ben bilemem. Ama buraya sizin önünüze getirilen bu iddianamenin kurgusu yanlıştır onu arz ediyorum. Kurgusu yanlıştır ve bu kurgunun yanlışlığı da şuanda yürütülen soruşturmalarla ortaya çıkmış bulunmaktadır. Şimdi bazı taleplerim var özellikle Mehmet Eymür’ün gazetelere yansıyan açıklamaları çok çok önemlidir. Mehmet Eymür diyor ki biz diyor o zaman Başbakan bulunan Tansu Çiller’le birlikte İsrail’e gittik ve İsrail’de MOSSAD ile gizli bir toplantı yaptılar ve Mehmet Ağar’la Çiller bu toplantıya katıldı, ben toplantıya alınmadım. Şimdi bakın bu dosyanın içinde size arz ediyorum bu toplantı var. Ama nasıl var? Çiller’in katıldığını bilmiyoruz Mehmet Ağarların İsrail’de MOSSAD’la toplandıkları ve Türkiye’deki operasyonlar için bazı ortak planlar kurdukları ve İsrail’den alınan meşhur daha sonra kayıp silahlar diye anılan silahlar. Bu kayıp silahlarla doğu bölgesinde, güneydoğu bölgemizde 1000 kişilik özel birliklerin oluşturulması ve bu 1000 kişilik özel birliklere cinayetler işletilmesi bunların hepsi var. Fakat şimdi ne çıkıyor? Bizzat Mehmet Eymür diyor ki; o toplantıya Çiller katıldı. Şimdi size sayın mahkeme arz ediyorum. Bir Başbakan yabancı bir istihbarat servisiyle hem de o ülkenin başkentinde gizli toplantı yapar mı? Dünyada bunun hiçbir örneği yoktur. Olamaz. Pandispanya Başbakanı bile başka ülkenin istihbaratıyla toplanmaz. Bu Türkiye’nin Başbakanlarının istihbaratçı düzeyine düştüğünü gösteren çok vahim bir vakıadır ve onlarla gizli birtakım tertiplere düştüğünü gösteren çok vahim bir vakıadır ve bu Gladyo’nun merkezi ipin ucu vesaire buralara kadar uzanır bu çok önemli bir olaydı ve bizzat bu olayın içindekiler birbirlerini ihbar etmeye başlamışlardır. Yani Mehmet Eymür bu suçları yaparlarken o toplantıya beni almadılar diyebilmektedir. Şimdi bir yazı yazılarak Başbakanlığa bu Tansu Çiller ve Mehmet Ağar’ın İsrail’de, Tel Aviv’de MOSSAD ile yaptığı gizli toplantının tutanaklarının yani eğer bu bir devlet görüşmesi ve devlet vazifesiyse bunun mutlaka özel bir görüşme dahi olsa tutanaklarının tanzim edilmesi gerekir. Hiçbir devlet büyüğü başka bir yabancı devletin temsilcisiyle gizli, kamudan gizli bir görüşme yapamaz. Bunun toplantı tutanaklarının Başbakanlığa bir yazı yazılarak getirtilmesini talep ediyorum. Bu 92 veya 93 yılında olacak. Tarih vermemiş Mehmet Eymür ama 92 veya 93 yılında olacak. 2. olarak yine bu sefer Kozinoğlu’nun savunmasından okuyoruz. Kozinoğlu diyor ki; Ergenekon davasında Ergenekon belgeleri diye anılan şirket ve köstebekler başlıklı belgeyi bizzat Mehmet Eymür tanzim etmiştir. Bakın şimdi bu dosyada iddiaya göre şirket ve köstebekler Afrodit, Afrodit s klasöründe bulunmaktadır. Şirket ve köstebekler ne denmiştir? Bu Ergenekon belgesidir. Şimdi Kozinoğlu’ndan öğreniyoruz ki Kozinoğlu; kontr-terör merkezinde Mehmet Eymür’ün yanındadır, Mehmet Eymür bunu açıkça söylemektedir. Mehmet Eymür tarafından MİT’e alınan ekibin içindedir. Kozinoğlu demektedir ki bu şirket ve köstebekler bir Mehmet Eymür imalatıdır. Bizde başında itibaren mahkemeye şunu söyledik; dedik ki bu Ergenekon belgeleri Mehmet Eymür’un kurduğu işte Tuncay Güney, Ümit Oğuztan falan ki bunlar ispatlandı yani bilgisayar verileriyle ispatlandı. Ümit Oğuztan’da kabul etti. Dedi ki ben bunu Hürriyet’e verdim. Hürriyet’te 2003 veya 4 yılında sitesinde yayınlandı. Mehmet Eymür’ün kurduğu bir merkezin bu belgeleri imal ettiği bilgisayar verileriyle de ispatlandı. Şimdi Kozinoğlu da savunmasında diyor ki; bunları Mehmet Eymür tanzim etmiştir, düzeltiyorum şirket ve köstebekleri. Zaten hepsi aynı imalattır, aynı bilgisayarlardan çıkmıştır ve aynı merkezde çıkmıştır. Bu nedenle İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesine bir yazı yazılarak, Kozinoğlu’nun hem yazılı savunmasının, hem de bugün gazeteden okuduğuma göre el yazılı savunmasının birer örneğinin dava dosyasına, bizim dava dosyamıza konmak üzere getirtilmesini talep ediyorum. Bunları ayrıca şimdi oturacağım elimle de yazıp size arz edeceğim onu söylüyorum.”

Mahkeme Başkanı: "Tamam iyi olur.”

Sanık Doğu Perinçek: “3. Olarak; Türkiye Büyük Millet Meclisine bir yazı yazılarak Doğu Perinçek’in, İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’in Susurluk Komisyonunun kurulmasına neden olan klasörünün bir örneğinin veya aslının getirtilmesini talep ediyorum. Yani ben size onu sunuyorum matbuu olarak ama resmi belge olması bakımından yani bu örneğidir bu, aslının olması bizim dosyada yararlıdır. Sonra gene Türkiye Büyük Millet Meclisine bir yazı yazılarak Doğu Perinçek’in 1. bilgisine başvurulan İşçi Partisi Genel Başkanı olarak komisyondaki anlatım tutanakları bunlarda Susurluk zabıtlarında var. Anlatım tutanaklarının getirtilmesini talep ediyorum. Ankara Ağır Ceza Mahkemesine yazı yazılarak faili meçhuller pardon savcılığa düzeltiyorum Ankara Başsavcılığına, Cumhuriyet Başsavcılığına yazı yazılarak faili meçhuller dosyasıyla ilgili soruşturmanın bulgularının birer örneğinin getirtilmesini talep ediyorum. MİT’e bir yazı yazılarak bu son derece önemli. Milli İstihbarat Teşkilatı Sabah Gazetesinde çıkan bir yazı üzerine yani Tuncay İpek’le ilgili Sabah bir yayın yapmıştı. Onun üzerine Kasım ayında MİT bir internetinden açıklama yaptı. Bu açıklamanın bir örneği bizim dava dosyamızda da bulunmaktadır. O açıklamada MİT dedi ki; kontr-terör merkezi Tuncay Güney’in kontr-terör merkeziyle Mehmet Eymür’le bağlantısını da ifade ederek kontr-terör merkezinin kuruluşu tartışmalıdır ve bu nedenle şemadan çıkartılmış ve sorumlularda şemanın dışına çıkartılmıştır. Yani diyor ki MİT; kontr-terör merkezinin kuruluşu yasadışıdır. Bir mahkeme hükmü olmadığı için yasadışı tabirini kullanamıyor ama tartışmalıdır diyor ve faaliyetlerini de yasadışı olduğunu ima ediyor. Bu faaliyetlerin sorumlularının da MİT’ten atıldığını bu açıklama belirtiyor. Yani Mehmet Eymür’ün suçlar işlediği, bazı karanlık faaliyetler içinde bulunduğu bu yazıda açıkça ifade edilmektedir. Şimdi MİT’e bir yazı yazılarak bu 2008 yılı Kasım ayında internetten yapılan bu konudaki açıklamanın, açıklamada kullanılan tartışmalı kavramının açılması yani kontr-terör merkezinin kuruluşu niçin tartışmalıdır, hangi yasalara aykırıdır ve bu merkez niçin MİT’ten çıkartılmıştır ve sorumluları niçin MİT’ten atılmıştır? Bununda çok önemli olduğu kanısındayım. Aynı soruda Kozinoğlu kontr-terör merkezinde çalışmış mıdır? Çünkü Mehmet Eymür Kozinoğlu’nu sorumlu tutuyor. Kozinoğlu ise savunmasında Mehmet Eymür’ü sorumlu tutuyor. Bunu MİT’ten sorulmasını talep ediyorum.”

Mahkeme Başkanı: "Toparlayın.”

Sanık Doğu Perinçek: “Bitti efendim.”

Mahkeme Başkanı: "Bitti peki.”

Sanık Doğu Perinçek: “Şimdi bir de zabıtlarda bir çözüm meselesi var onu yazılı olarak sunuyorum, sözlü olarak sunmaya lüzum yok. Bir sorgu sırasında benim konuşmamla sizin konuşmanız mahkeme başkanı olarak birbirine karıştırılmış. Bu dinleme kayıtlarının çekimlerin karşılaştırılarak.”

Mahkeme Başkanı: "Onları alalım, inceleyelim inceleyelim bakalım. Kitapları da veriyorsunuz herhalde.”

Sanık Doğu Perinçek: “Kitapların birini Sayın savcılığa, üçünü heyete birini de savcılığa tamam mı? Bu taleplerimi de yazılı olarak, şunu da sunayım.”

Mahkeme Başkanı: "Tamam inceleriz onları.”

Sanık Doğu Perinçek: “Gösterdiğim şemayı da…”

Beyanların alınması sırasında tutuksuz sanıklardan Gülay Kömürcü Öztürk ile bir kısım sanıklar müdafilerinden Av. Hikmet Fırat Arslan ve Av. Zeynep Küçük ile İstanbul Barosu Gözlemcisi olarak Av. Nihal Gündoğan ve Av. Tülay Odabaşı’nın geldikleri görüldü.

Huzurdaki yerlerine alındı.

Sanık Mehmet Demirtaş söz istedi verildi: “Sayın Başkan ve Sayın Heyet. 4 buçuk yıl artı 4 günü geride bıraktık bugün. Bugün benim esaretimin 1650. günü. Aynı barajdan su içmemiş insanları örgüt iftirasıyla buraya toplatanlar 4 buçuk yılda dişe dokunur, bir delil sunamamışlardır. Hayat siyah ve beyaz renklerden oluşmaz Sayın Heyet. Hayatta siyah beyaz bakanlar kutsanmış kitabı iddianame olan Ergenekon dinine inanabilirler. Dünya’ya çok renkte bakmayı kendine ilke edinmiş bir insan olarak yaratılmaya çalışılan Ergenekon dininin ne kitabına, ne tebliğcisine meleği yok, ama keleği çok hatta şeytanı bile var, hiçbir şeyine iman etmem. Varsın dinler arası diyalog elçisi olanlar istedikleri şeye inansınlar. Varsın iddia makamımız iftiralar yumağını iddianameye çevirip kutsanmış metin olduğuna inansın. Halk arasında dolaşan bir insana 40 gün deli deseniz deli olur diye bir deyimimiz var Sayın Başkan. Bize 1640 gündür tırnak içinde terörist diyen iddia makamı bizi terörist örgüt yapamadı. Yoktan var etmek insana ait bir özellik, bir yetenek değildir Sayın Başkan. Son dönemde sanık avukatlarının dosyaya çalışmadan duruşmaya katıldıkları vurgulanmakta burada. Son haliyle 4300 klasör 1 milyon sayfalık bir dosyaya çalışabilecek bir müvekkilin ve müvekkilini savunabilecek bir avukat tanıyor, biliyorsanız söyleyin vekaletimizi biz ona verelim Sayın Başkanım. Kaldı ki avukat dosyaya çalışmazsa ne olur? Söyleyeyim Sayın Başkanım en fazla eksik soru sorar hepsi bu. Çalışmadan gelirse konu hakkında bilgisi olmadığı için eksik soru sorar. Sayın Başkanım; bir hakim dosyaya vakıf olamadan karar vermek zorunda kalırsa ne olur hiç düşündünüz mü? Onu da söyleyeyim; yaşam hakkının bir parçası olan özgürlükten insanın alıkonmasına sebep olur Sayın Başkanım. Birazdan karar için odaya çekilecek ve gereğini düşüneceksiniz. Heyetinizde 1 haftadır görev yapan yeni üyemiz, 1 milyon sayfalık dosya üzerinden hakkımızda karar tahsis edecek ve kararınız oybirliğiyle çıkacak ben bir şey demiyorum Sayın Başkanım.”

Mahkeme Başkanı: “Mehmet Bey hatırlatmak istiyorum, bunlar.”

Sanık Mehmet Demirtaş: “Üyemiz mutlaka çok tecrübeli, çok yeteneklidir, ama 1 haftalık bir süreç.”

Mahkeme Başkanı: “Anlıyorum anlıyorum bunlar bunlar bizim içişimiz yani yargılamayı ilgilendiren yargılama hakimlerinin içişlerini ilgilendiren konular. Bunları yargılama yetkisine karışmaya hakkınız yok.”

Sanık Mehmet Demirtaş: “Ben hakkımı arıyorum Sayın Başkanım. Hayır, karışmıyorum ki Sayın Başkanım.”

Mahkeme Başkanı: “Yargılama yetkisine karışamazsınız.”

Sanık Mehmet Demirtaş: “Karışmıyorum, Sayın Başkanım hakkımı arıyorum sadece.”

Mahkeme Başkanı: “Bizim nasıl çalıştığımıza da karışamazsınız.”

Sanık Mehmet Demirtaş: “Başkanım, şunu şöyle yapın…”

Mahkeme Başkanı: “Bizim neyi bilip bilmediğimize de karışamazsınız. Bir burada bir yargılama yetkisini kullanıyoruz ve bunu da en iyi şekilde yürüteceğiz, yürütürüz. Dosya kapsamını da biliyoruz, her şeyden haberimiz var. Lütfen mahkeme heyetini hedef almadan mahkeme heyetini töhmet altında bırakacak şeyler söylemeyin.”

Sanık Mehmet Demirtaş: “Sayın Başkanım.”

Mahkeme Başkanı: “ Efendim ben bu konuyu size ısrarla söylüyorum yani hakimleri hedef alıcı şeyler söylemeyin.”

Sanık Mehmet Demirtaş: “Sayın Başkanım bize güveniniz diyor musunuz? Diyorsunuz.”

Mahkeme Başkanı: “Efendim, biz biliyoruz, biz senelerdir, senelerdir bu işin içindeyiz.”

Sanık Mehmet Demirtaş: “Bize güvenin diyor musunuz? Diyorsunuz.”

Mahkeme Başkanı: “Hukukçuyuz, belli bir tecrübemiz var.”

Sanık Mehmet Demirtaş: “İtiraz ettim mi, Sayın Başkanım? İtiraz ettim mi, Sayın Başkanım, bize güvenin diyorsunuz değil mi?”

Mahkeme Başkanı: “Ama bize bizim.”

Sanık Mehmet Demirtaş: “Sanıklar bize güvenin, biz adil heyetiz diyorsunuz değil mi? Diyorsunuz bizde size güvenmeye çalışıyoruz.”

Mahkeme Başkanı: “Ben size şunu hatırlatıyorum; mahkeme heyetini hedef alıcı şekilde konuşmayın.”

Sanık Mehmet Demirtaş: “Efendim bakın burada olan şeyleri anlatıyorum. Ben burada yaşanan şeyleri anlatıyorum Sayın Başkanım.”

Mahkeme Başkanı: “Efendim bizim yargılama yetkimize karışıyorsunuz, bizim içişlerimize karışıyorsunuz.”

Sanık Mehmet Demirtaş: “Ben bunun içerisindeyim. H hayır efendim yaşadığım şeyleri anlatıyorum, yani benim maruz kaldığım şeyleri.”

Mahkeme Başkanı: “Efendim bu sözleri kabul etmiyorum, bu sözleri kabul etmiyorum.”

Sanık Mehmet Demirtaş: “Tamam efendim, tamam efendim. Heyetimize güvenin adil olacağımızdan şüpheniz olmasın diyorsunuz Sayın Başkanım.”



Mahkeme Başkanı: “Zaten olması gereken budur.”

Sanık Mehmet Demirtaş: “Tamam. Biz buna inanmak istiyoruz, biz gerçekten buna inanmak istiyoruz. Ama 1650 günlük esaret bunu engelliyor maalesef Sayın Başkanım. 1650 gün; size güveniyoruz, size inanıyoruz, çok yeteneklisiniz, çok bilirsiniz, ama 1650 gün geçti Sayın Başkanım, 1650 gün benim başka derdim yok. Heyetiniz iyi olsun, mükemmel olsun, on numara olsun, yani benim bununla ilgili bir derdim yok Sayın Başkanım. Benim derdim esaretim 1650 gün. Ortada bizden kaynaklanmayan bir hesap yanlışlığı var Sayın Başkanım. Deniz Fenerinde 100 günlük tutukluluk uzun, burada 1650 günlük tutukluluk kısa. Bunu akılla, mantıkla, vicdanla, hukukla izahı olabilir mi Sayın Başkanım? Ben fener adaleti istemiyorum ha kesinlikle fener adaleti istemiyorum. Ben Türk milleti adına kararların alındığı Türk adaleti istiyorum. Ergenekon davasının bu salonda görüldüğünü, davanın siyasi olmadığını ve dışarıda konuşulan yazılan çizilen her şeyin sinek vızıltısından öteye geçemeyeceğini söylemektesiniz Sayın Başkanım. Sizlere yüzlerce örnek verebilirim ama vaktim kısa 15 dakikada derdimi anlatmaya çalışıyorum, bir örnekte süratle geçeceğim Sayın Başkanım. Şimdi şunu yakınlaştırabilirsek, yakınlaştıralım, şunu yakınlaştıralım. Bu fotoğrafa iyi bakın Sayın Başkanım, bu fotoğrafa iyi bakın. Şimdi tamam yeterli herhalde. Elimde bir paçavra var Sayın Başkanım tarih 18 Haziran 2007, 18 Haziran 2007. Fotoğrafta yazının önemi yok tamamı yalan zaten. Fotoğrafta Veli Küçük ben bir de namus fukarası Ali Yiğit var. Fotoğraf bu. Tarih 18 Haziran 2007. Şimdi bu soruşturma başlayalı o tarihte henüz 6 gün olmuş. Salona dönüyorum bakıyorum Sayın Veli Küçük burada. Benim sıkıntım Sayın Veli Küçük’le aynı karede olmak değil. Bilakis mutlu olurum, sevinirim ama böyle değil, böyle değil. Kendisini tanımıyorum, tanımıyordum savcılık sayesinde tanıştık, büyük onur duydum, büyük keyif aldım, buradan çıktıktan sonrada görüşmeye devam edeceğim. Buluşma yeri büfe, emekli Astsubay Oktay Yıldırım’ın bombaları sakladığı Ümraniye’deki evin önündeki büfe, evin önündeki büfe emekli Yüzbaşı Tekin, emekli Astsubay Öztürk ve emekli Tuğgeneral Veli Küçük’ün buluşma yeri olduğu belirlendi. Şimdi evet bununda bir vızıltı olduğuna inanacağım ben. Ama dönüp baktığımda vızıltı değil burada. Daha 6 gün olmuş soruşturma başlayalı 6 gün olmuş, ortada Ergenekon denen bir şey yok, var da yok var yok değil var, onu da ispatladık o da var. Ama gazete böyle haber yapıyor, biz böyle infaz ediliyoruz. Sonra bunlar sinek vızıltısıdır bunlara aldırmayın siz devam edin yatmaya devam edin 5 yıl olmuş devam edin, edelim. Sayın Başkanım bu gazetedeki bilgi, bilgi değil yalan hiçbir yerde yok, hiçbir yerde yok, soruşturma gizli. Ben hakkımda ne olup bittiğini 14 ay sonra öğrenebildim. 14 ay sonra aradan 6 gün geçmiş yazıyor. İnfaz var. E şimdi gizlilik kararı var, hiç kimse hiçbir şeye ulaşamıyor. Avukatım benim verdiğim ifadeyi alamıyor, böyle bir karar var bunlar sızıyor, bunlar yazılıyor, çiziliyor, o zaman birileri bunları sızdırıyor. Siz soruyorsunuz ifadenin işte basına yansımış, internete düşmüş. Ne kadarı doğru, ne kadarı yanlış şöyle bir bakın diyor ki işte; isim soyad doğru arkası yanlış yalan. Böyle yürüyor bu işler Sayın Başkan. Sanık haklarını mahkemeler korumayacaksa kim koruyacak Sayın Başkanım? Ben derdimi size 15 dakikada anlatmayacaksam kime anlatacağım? Benim derdim bu. Masumiyet karinem var ne oldu? Hükümdarımız diyor ki; Ergenekon’u görmek isteyen Danıştay 2. Dairesine baksın. Sayın Başkanım siz 2009’dan sonra burada Ergenekon davası görmüyorsunuz. Danıştay 2. Dairesine bakıyorsunuz. Ne gördünüz? 5 yıl geçmiş aradan, çocuğumu bıraktığımda ortaokuldaydı şuan üniversiteye hazırlanıyor ben oturup konu mankeni gibi bekleyeyim. Bekleyelim de Sayın Başkanım neyi bekleyelim, nasıl adalet? Bu kalemşörlerin yazım tarihini incelemenizi istiyorum Sayın Başkanım ben bir tane heyetinize sunuyorum. İddia makamının anlatımına göre o tarihte Ergenekon ismi yok. Artık biliyoruz sair şeyler size sinek vızıltısı geliyor. Ümit ediyorum ki bizim doğruları haykırışımız sizlere sinek vızıltısı gibi gelen sesler arasında değildir Sayın Başkanım. Toparlayacak olursam; benim hakkımda tırnak içinde çok çok önemli bilgiler veren tanığın tanığı gizli tanıklarda dinlendi Sayın Başkanım. Ben telefonla çağrılıp geldikten sonra 54 ayı geride bıraktım. Hatırlıyorsunuz Sayın Başkanım benim telefonla çağrılıp baz istasyonum ispatladı gelenler söyledi. Ben telefonla çağrıldıktan sonra 15 dakikada çağrıldığım yere gittim, böyle bir teröristim. Şimdi 54 aydan sonra artık iddia makamının da sanıyorum son gizli tanıkları dinledikten sonra fikirleri değişmiştir. 54 aydan sonra heyetinizin bundan sonraki sürecin benim için cezaya dönüşeceği kanaatine varacağı kanaatindeyim. Söz bu kadar Sayın Başkanım.”

Mahkeme Başkanı: “Buyurun.”

Sanık Bedirhan Şinal söz istedi verildi: “Sayın Başkanım, Değerli Üyeler sizi saygıyla selamlıyorum öncelikle. Kısa olarak beyanlarda bulunup daha sonra taleplerime geçeceğim. Son olarak da Sayın Başkanım dün ki oturumla alakalı kısaca bir şey söylemek istiyorum size, arz etmek istiyorum. Ben burada huzurda çıkıp gerçekleri anlattığımda olayımızla alakalı size elimden geldiğince huzurunuzda anlatmam gereken kendimce anlatmam gerektiğini hissettiğim ve daha anlatmadığım daha doğru, daha doğrusu huzurunuzda anlatmadığım bu yapıyla alakalı, bu polis içerisindeki yapıyla alakalı gerçekleri anlattığımda buradaki insanların mağduriyetini size gerçekliğiyle anlattığımda Sayın Üye Hakim Sedat Bey şahsıma yönelik demişti ki; bana burada dakikalarca hukuk dersi vermişti. Kendisi Değerli bir hakim, mesleğinde saygın bir hakim. Bana burada gerekli hukuk, bu konularla bilgiler…. bilgilendirmelerde bulunmuştu. Ancak ben şunu gördüm Sayın Başkanım; burada dün birkaç günden beri gizli tanıkları dinlerken bana uygulanan Sayın hakimimizin bana uygulamış olduğu uygulama hiçbir gizli tanığa uygulanmamış, uygulanmadı daha doğrusu. Çünkü burada gizli tanıklara sorular sorulurken Sayın Başkanım Aziz Başkanım. Bu insanların iftiracı, olduğu yalancı olduğu ortaya çıktı. O tabi sizin takdiriniz, siz değerlendireceksiniz onu ama. Bu insanların böyle insanlar olduğu ortaya çıktı. Yani hiçbir sorulara cevap vermeyip efendim veremiyorum şöyle böyle denip geçildi. Hiçbir soruya net olarak cevap vermedi. Ama ben ne kozmik bir tanığım, ne çok gizli bir tanığım ben çıkıp huzurunuzda her şeyi göze alarak dedim ki; böyle böyle böyle böyle bir yapılanma var. Ancak gizli tanığa uygulanan çok kozmik tanıklarımıza uygulanan adalet, onlara uygulanan hukuk, onlara uygulanan geniş imkanlar burada huzurda hiçbir şekilde bana sağlanmadı.”

Mahkeme Başkanı: “Bedirhan sanıklara da veriliyor, sanıklar rahat rahat savunmalarını yapıyorlar, avukatlar savunmalarını yapıyorlar.”

Sanık Bedirhan Şinal: “Size, Sayın Başkanım, size bir şey söylemiyorum, size karşı.”

Mahkeme Başkanı: “Burada savunma hakkına sonuna kadar riayet ediliyor.”

Sanık Bedirhan Şinal: “O konuda diyeceğim bir şey yok, sadece ben bir uygulamaya.”

Mahkeme Başkanı: “Bunu herhalde, bunu herhalde duruşmalardan görüyorsunuzdur.”

Sanık Bedirhan Şinal: “Yargılamanız hakkında hiç sizin heyetinize karşı söylediğim bir şey yok. Ben sadece Sayın hakimimin sizin veya hakimin sadece Sayın hakimimim şahsıma uygulamış olduğu bir konu…”

Mahkeme Başkanı: “Efendim anladım. Bu konuda, bu konuda beyanda bulunmaya hakkınız yok.”

Sanık Bedirhan Şinal: “Peki takdir öyle diyorsanız öyle olsun, ancak ben bir, ben bir konuyu izah etmek istedim.”

Mahkeme Başkanı: “Buyurun başka konuya geçin, başka konuya geçin.”



Sanık Bedirhan Şinal: “Yani ona uygulanan, gizli tanığa uygulanan adalet bize de uygula…. bana da uygulansa ben çünkü açıktan bir tanığım, bana da uygulansa iyi olurdu. 6 ay oldu hala bu kişiler hakkında hiçbir şekilde gereği de yapılmadı, bekliyoruz yapılmasını. Şimdi Sayın Başkanım, Değerli Başkanım, Aziz Başkanım şimdi ben taleplerime geçmeden önce kısa kısa beyanlarda bulunmak istiyorum. Şimdi benim Edirne F Tipinde imzalamadığım, bana ait olmayan bir ifade vardı malumunuz burada konuştuk, tartıştık. İşte gerekli ifadeler alındı. Ancak ben o ifadeyle alakalı o ifade içeriğindeki beyanlarla alakalı açıklamalarda bulunmuş bir konuyla detaylı bir konuyla ilgili detaylı bir açıklamada bulunmamıştım. Bu konuda o ifade de burada bulunan kendisini hiçbir hayatımın evresinde tanımadığım geçen Semih Tufan Gülaltay para konuları, bomba konusuydu. Şimdi Sayın Başkanım ben Semih Tufan Gülaltay’ı kesinlikle hayatımın hiçbir evresinde ama hiçbir evresinde görmemişim. Buraya geldim kendisini huzurunuzda tanıdım, tanıma fırsatı ya tanıdım derken gördüm Semih Tufan Gülaltay olduğunu öyle anladım. Şimdi burada bu insanın bana para işte verdiği işte şey yaptığı bu insanın bana para teklif ettiği vesaire vesaire orada detaylı. İşte bu Cerrahpaşa’da bir o bombalama olayıyla Semih Tufan Gülaltay’ın parmağı olduğu, ondan dolayı bana konuşmamam için para teklif ettiği falan. Yani efendim külliyen yalan. Ben bu ifadeyi zaten diyorum ki imza atmadım. Bu ifade benim değil, benim beyanatlarım yok. Ben bu süreçte sadece karakolda, emniyette, savcılıkta imza attım, cezaevinde atmadım bir imza. Yani ben Sayın Semih Tufan Gülaltay’ı tanımıyorum. Bu ifade yani şimdi ben bu insanı tanımıyorum düşünün Sayın Başkanım burada Semih Tufan Gülaltay’ın kardeşi Emre diye burada kendisi açıklamıştı. Emre diye bir insandan bahsediyor. Yani birileri bu bilgilere sahip ki şimdi ben bu kişiyi tanımıyorum, kardeşi olduğunu nasıl bilebilirim? Kendisini tanımayan insan kardeşini nasıl tanır değil mi Sayın Başkanım, Muhterem Başkanım? Yani bu insanlar bazı insanlar bu bilgilere sahip ki bakın burada ne oldu? Boğaç Kaan Murathan, Sedat Peker’in oğlu, manevi oğlu ben kesinlikle böyle bir şey söylemedim. Burada Sedat Peker’in Boğaç Kaan Murathan’a telefonlarda oğlum diye hitap ettiği ortaya çıktı değil mi Sayın Başkanım? Yani demek ki bu insanlar bir şeyleri bilip de oralara koymuşlar yani benim Sedat Peker’le, Boğaç Kaan Murathan’ın arasında geçen konuşmadan nasıl bir haberim olabilir? Benim dinleme şirketlerim veya dinleme bürolarım veya gayri resmi bir şey ben devlet değilim ki Sayın Başkanım. Yani o konuya açıklık getirmek istedim ben Semih Tufan Gülaltay’ı tanımıyorum, hiçbir hayatımın evresinde görmedim, o olaylarla bir alakası olduğunu da bilmiyorum. Çünkü tanımıyorum yani kendisine orada bir ithamlarda bulunulmuş bu iftiradan öteye gitmeyen bir olaydır, bir beyandır. Bunu huzurunuzda açıklık getirip yazılı olarak beyanlarıma geçmek istiyorum, geçirdikten sonra Sayın Başkanım. Sayın Başkan Saygıdeğer Üyeler; Aziz Başkanım ben huzurunuzda ifade verirken açıklamış olduğum doğrular, açıklamaya çalıştığım her türlü güce ve olanağa sahip bu terör örgütünün tırnak içinde polis yapılanmasını kastediyorum burada terör örgütü derken. Bu malum itiraflarımdan sonra şahsımın cezaevinde kendileri veya adamlarını kullanmak suretiyle şahsıma bir faaliyette bulunulabilir demiştim huzurunuzda ve Savcı Beylerin talebi doğrultusunda Sayın mahkeme can güvenliğim konusunda tedbir alınması için karar verip ilgili yerlere bu kararın uygulanması için tebliğ yapmıştı ve karar uygulanmaya geçmiştir. Bu konuda hassasiyetinizden dolayı Sayın mahkemeyle teşekkür ederim. Ancak sanırım benim burada korunma talebinde bulunduğum kişiler polisleri beyan etmiştim. Ancak sayın sanırım siz Sayın mahkeme ve savcılar tarafından bir yanlış algı söz konusu bu durum bu konuyla ilgili. Ben öldürülebilirim derken altını kalın çizerek söylüyorum bir dönem işbirliği yaptığım polis yapılanmasını kastederek söyledim. Benim buradaki sanık olarak yargılanan şahsiyetlerle aramda hiçbir husumet veya bir sorun yoktur. Ben sizden beni buradaki insanlardan koruyun diye bir talepte de bulunmadım. Bulunmadım, bulunmamda. Umarım bu konu anlaşılmıştır Muhterem Başkanım. Ben geldim geleli burada buradaki askerlerle hep birlikte geziyorum affedersiniz yani ihtiyaçlarım oluyor, ihtiyaçlarımı gidermek için bile tuvalete birlikte giriyoruz. Yani ben cezaevinde tek kalıyorum, her şartlarda tecrit altındayım şuan. Cezaevinde olabilir ama yani şimdi efendim ben burada çıktım gerçekleri anlattım dedim ki size durum bundan bundan ibaret. Her şeyi anlattığım, her şeyi de kanıtlarıyla dosyada mevcut. Ancak şimdi buradaki yani benim ziyaretim gelmiyor, görüşüm gelmiyor, burada kimse gelmiyor şey yakınlarımdan. Şimdi burada bu insanlar baskı altında yani şey bir nefes aldırmıyorlar yani Sayın Başkanım. Asker öyle bir şey duruma geldi ki nefes alamaz duruma geldim. Yani ben bu konuda sizden istirham ediyorum bırakın benim Seyhun Zayim’le, Bora Ballı’yla veya başka birisi kimseyle aramda bir problem yok. Bırakın ben dışarıda kardeşi olduğum insanların yanına gideyim bir kelam sohbet edeyim. Cezaevindeki tecrit durumumdan hiç olmazsa şuanda bulunduğum şuanda bulunduğumuz bu mahkemeye geldiğimiz süreçlerde kurtulmuş olayım. Yani ben genç bir insanım Sayın Başkanım. Burada benim kimseye karşı bir mukavemetim bir şeyimde olmaz. Geldim geleli hiç kimseye bir saygısızlığım olmadı her türlü tahrik yapıldı şey yapıldı kimseye karşı bir şeyim olmadı. Yani bu konuda duyarlı olmanızı rica ediyorum. Burada sadece bir sözünüze bakıyor insan. Yani burada bir rütbeli asker bir sözünüze bakıyor. Yani her türlü buradaki insanlara da sorabilirsiniz aranızda bir sorun var mı yok mu diye onlarda gerekli şeyi alıp ona göre bir uygulama yaparsınız bu konuda sizden çok istirham ve rica ediyorum.”

Mahkeme Başkanı: “Başka talebiniz var mı?”

Sanık Bedirhan Şinal: “Var bir dakika Sayın Başkanım bitmedi. Diğer bir husus Başkanım; burada huzurunuzda yeminli ifade verirken siz şahsıma Bedirhan maddi gerçeğe ulaşmamız için adaletin hakkıyla tecellisi için bildiğin her şeyi anlat demiştiniz Sayın Başkanım. Her şeyi olayla ilgili her şeyi anlat demiştiniz. Bende size güvenerek huzurunuzda anlatmam gerekeni, anlatmam gerekenleri yani soruşturma aşamasına sakladığım şeyleri anlatmamıştım. Burada anlatmam gerekeni aleni şeyleri anlatmıştım ifşa etmem gereken şeyleri. Daha sonraki süreçleri ben soruşturma açıldığı zaman her şeyi anlatacağımı beyan etmiştim. Gerekenleri anlatıp bildiğim başka hususları da anlattıklarım anlatacaklarımın teminatıdır deyip soruşturma açıldığında bu yapıyla ve kişilerle alakalı konuşacağımı beyan etmiştim. Şimdi huzurunuzda açıkladığım ve Silivri Cumhuriyet Savcılığınca konuyla ilgili tahkikatı süren Osman Yıldırım’ın öldürülmesiyle ilgili tutanaklara geçmesi açısından söylemekte yarar görüyorum bir konuyu. Şimdi ben sorgumda demiştim ki Sayın Başkanım; Osman’ı bazı nedenlerden, Osman Yıldırım’ı bazı nedenlerden dolayı öldüremedik. Bir talimat geldi, bir yapılanma girişiminde bulunduk bazı nedenlerden dolayı öldüremedik bununda teferruatına girmiştim, tutanaklara geçmişti. Birileri engel oldu demiştim ve iş o vakitte olmayınca tozlu raflara kaldırdılar diye beyanda bulunmuştum yani bu işten vazgeçildi dememiştim Sayın Başkanım. Şimdi benim Osman Yıldırım’la kesinlikle aramda bir husumet veya herhangi bir sorun yoktur. Osman Yıldırım farklı cezaevinde, ben farklı cezaevindeyim. Bu yapılanma yarın öbür gün bu şahsa yönelik tekrar bir faaliyette bulunmak için girişimlerde yani harekete geçer bir şeyler yaşanız da yaşanırsa huzurunuzda söylüyorum ben bu konuların artık dışındayım. Polislerle bir irtibatım kalmamıştır. Ben onların bir dönem adamıydım artık onların kabusuyum. Şimdi sayın.”

Mahkeme Başkanı: “Süreniz az kaldı, toparlayın.”

Sanık Bedirhan Şinal: “Tamam Başkanım toparlayacağım. Sayın Sedat Sami Haşıloğlu’nun Üye Hakim Sedat Sami Haşıloğlu’nun şahsıma bazı soruları olmuştu ve ben o an için sorgu aşamasında cevap verememiştim Aziz Başkanım ve kendisi bana demişti ki; Bedirhan bunları hatırladığın zaman mahkememize bildir. Bende bu konuda hatırladığım bazı hususlar olmuştu, bunları mahkemenize yarar gördüğümden dolayı arz etmek istiyorum, müsaadenizle. Ben o an için bu sorulan sorulan, sorulan sorulara hatırlayamadığım bir şey söyleyememiştim ve Sayın Hakimde bana hatırladığın zaman mahkemeye bildir demişti. Oğuzhan Aslan’ın ifadesinden bana seni kullanan polislerin arasında Rizeli var mı demişti. Bir soru sorarak Oğuzhan Aslan Rizeli birisinden yanıma gelen polislerden bahsedip, kişilerden daha doğrusu polis dememiş kendisi. Kişilerden bahsedip Sayın Hakiminde bu beyana dayanarak bana demişti ki, bu seni kullanan, işbirliği yaptığın polislerin arasında Rizeli bir bildiğin Rizeli birisi var mı, bir memur var mı demişti.

Üye Hakim Sedat Sami Haşıloğlu: “Kişi, kişi Bedirhan?”

Sanık Bedirhan Şinal: “Efendim?”

Üye Hakim Sedat Sami Haşıloğlu: “Orada kişi.”

Sanık Bedirhan Şinal: “Kişi neyse ben.”

Üye Hakim Sedat Sami Haşıloğlu: “Tamam sen o söyle (1 kelime anlaşılamadı).”

Sanık Bedirhan Şinal: “Tamam söyleyeceğim Sayın Hakim tamam.”

Üye Hakim Sedat Sami Haşıloğlu: “Söyle Bedirhan yanlış bak, yanlış aktarma. Bedirhan burada muhatap olduğun insanlar konularına hakim.”

Sanık Bedirhan Şinal: “Evet.”

Üye Hakim Sedat Sami Haşıloğlu: “Sana sorduklarını da unutmayacak.”

Sanık Bedirhan Şinal: “Evet efendim.”

Üye Hakim Sedat Sami Haşıloğlu: “Senin söylediklerini unutmayacak konumda.”

Sanık Bedirhan Şinal: “Yok. Ben.”

Üye Hakim Sedat Sami Haşıloğlu: “Rizeli bir kişi var mı?”

Sanık Bedirhan Şinal: “Evet ben onu polis, işbirliği yaptığım kişiler polis olduğundan. Özür dilerim.”

Üye Hakim Sedat Sami Haşıloğlu: “Evet kişi dedik, Rizeli kişi. Daha somut olarak sorayım. Yusuf Bektaş’ı tanıyor musun?”

Sanık Bedirhan Şinal: “Tanıyorum efendim.”

Üye Hakim Sedat Sami Haşıloğlu: “Rizeli midir bu kişi?”

Sanık Bedirhan Şinal: “Rizelidir. Mutlu Ekizoğ…”

Üye Hakim Sedat Sami Haşıloğlu: “Bu kişi polisin adamı mıdır?”

Sanık Bedirhan Şinal: “Aynen öyledir efendim.”

Üye Hakim Sedat Sami Haşıloğlu: “Bu kişi polisin adamıdır öyle mi?”

Sanık Bedirhan Şinal: “Evet, şimdi size şunu da söyleyeyim, o konuda ben devam edeyim.”

Üye Hakim Sedat Sami Haşıloğlu: “Niçin, niçin bu kişi sana özellikle sorulduğunda bilemem milemem diyordun?”

Sanık Bedirhan Şinal: “Çünkü yani o an beyanda bulunmadım.”

Üye Hakim Sedat Sami Haşıloğlu: “O an olur mu, şimdi sen bildiğin bir şeyi söylersin, 1 ay sonra gelip ben aklıma şimdi geldi diyemezsin ki.”

Sanık Bedirhan Şinal: “Hayır ben Yusuf’u söyle…..”

Üye Hakim Sedat Sami Haşıloğlu: “Eğer bu kişi şöyle ise.”

Sanık Bedirhan Şinal: “Ben Yusuf için demeyeceğim efendim ben Yusuf’un Rizeli olduğunu…”

Üye Hakim Sedat Sami Haşıloğlu: “Tamam işte bir soru soruldu sana. Sorulan soru o yani Yusuf Bektaş.”

Sanık Bedirhan Şinal: “Hayır Yu…”

Üye Hakim Sedat Sami Haşıloğlu: “Şimdi burada sen kalkıp.”

Sanık Bedirhan Şinal: “Sayın Hakimim.”

Üye Hakim Sedat Sami Haşıloğlu: “Hakimin şu lafı, bu lafı.”

Sanık Bedirhan Şinal: “Siz Oğuzhan’ın beyanından bana yanıma gelen 2 kişiden bahsetmişti Oğuzhan. Siz demiştiniz ki bu hani 700 lira para işte siz demiştiniz, ilişkiler normal ilişki değil Bedirhan demiştiniz bu tutanaklara geçmiş, ben bunları dün okudum kendim bizzat. Yani demiştiniz ki ya bu yanına gelen ismi belli olmayan kişilerin arasında Rizeli olan kişiler var mı demiştin bildiğin bende demiştim ki bilemiyorum, hatırlamıyorum.”

Mahkeme Başkanı: “Tamam Hakim Bey, kişilerin ismini sordu, hatırlarsanız söyle demiş, sizde…”

Sanık Bedirhan Şinal: “Tamam efendim ben beni kullanan bu yapının arasında Rizeli olan ben Yusuf’un Rizeli olduğunu beyan etmiştim. Rizeli olan bir başka kişinin sormuştu ben hatırlamıyorum demiştim. Benim şuan hatırlayabildiğim sadece Mutlu Ekizoğlu’nun Rizeli olduğu terörle şuan herhalde bildiğim kadarıyla kendisi terörle mücadele 3. sınıf emniyet müdürü bu işlerle alakasını açıklamıştım. Mutlu Ekizoğlu kendisinin Rizeli olduğunu biliyorum, o an hatırlayamamıştım, şuan hatırladım bu bilgi ben de mevcut, bunu Sayın Mahkemenize arz ediyorum.”

Mahkeme Başkanı: “Toparlayın süreniz doldu.”

Sanık Bedirhan Şinal: “Tamam efendim toparlıyorum kısa az kaldı. Diğer sorusunda Muzaffer Uslu’nun adına kayıtlı anneannemin kullanımında olduğu hatta Derviş Özyurt adına bir kişiyle 650 kere görüşülmesini ve bu kişinin kim olduğunu sormuştu Sayın Hakimim. Ben bu kişi hakkında da o an cevap hatırlamadığımı beyan etmiştim. Bu kişinin bildiğim kadarıyla soy ismini hatırlamıyorum. Soy ismini bilmediğim bir Derviş vardı dışarıda. Kendisiyle silah alışverişlerimiz olurdu. Yani bu Derviş Özyurt, o Derviş Özyurt mu bilmiyorum ancak Derviş diye bir arkadaşım vardı kendisiyle o ifade tutanaklarında o gün beyan etmiştim bir silah alışverişimiz olurdu, bu şahıs olabilir ama net olmamakla birlikte bu konuda net olmuyorum. Net olmamakla birlikte bu şahıs olabilir. Son olarak Sayın Başkanım beyanım bir beyan daha bulunup hemen taleplerime geçeceğim.”

Mahkeme Başkanı: “Efendim taleplerinize şimdi geçin süreniz doldu zaten.”

Sanık Bedirhan Şinal: “Tamam efendim hemen kısa bir beyan hemen talebime geçiyor…”

Mahkeme Başkanı: “Yani konuşmaya başlarken 15 dakika süreniz olduğunu biliyorsunuz.”

Sanık Bedirhan Şinal: “Tamam hemen bunu beyanda bulunup hemen geçiyorum.”

Mahkeme Başkanı: “Taleplerinize geçin, taleplerinize geçin.”

Sanık Bedirhan Şinal: “Tamam efendim talebime geçiyorum. Sayın Başkanım ben sorgum yapılırken bu Hakan Karakaş meselesine ifademde genişçe olayın aslını, gelişimini net olarak anlattım. Ancak ben bu not meselesiyle alakalı daha ortada ne ifade, ne başka bir şey varken 2011’in 1. ayında savcılık, Silivri Cumhuriyet Savcılığı ifademi almış, tam 1 sene beklemiş, ben huzurda burada Sayın Mahkemenin huzurunda ifademi vermiş, tüm gerçekleri itiraf etmişim. 1 senedir sesi çıkmayan soruşturma, ses çıkmayan soruşturmadan ifadelerimi itiraflarımı burada açıkladıktan sonra 15 günde tamamlanıp birileri hakkında asılsız, gerçekdışı suçlamalar yapılıyor. Yani merak edip dikkatinizi çektiğim husus şu; ben burada gerçekleri anlattım. Kaç aydır öyle tirajı komik şeyler yaşanıyor ki yani birileri beyanlarımdan o kadar rahatsız ki itiraflarımı çürütmek için her türlü taklayı atar hale geldiler. Muhterem Başkanım huzurunuzda kayıtlara geçmesi açısından altını kalın çizerek şunu söylemek istiyorum. Birileri ne yaparsa yapsın, gerçek birdir ve doğru asla yıkılmaz. Ben itiraflarımı yaptım artık geceleri vicdanım rahat uyuyabiliyorum. Ben bu beyanlarımı verirken hukuki bedel ödemeye ve dışarıyla ilgilide her türlü bedele hazır olarak bu itiraflarımı yaptım buna ölmek ve öldürmekte dahil. Yani buna rağmen burada 2 çocuğun babasız büyüdüğü onları tatmin etmemiş ki Sayın Başkanım hala evlatları babasız, babaları evlatsız bırakmanın çabası ve gayreti içerisindeler. Ben artık bazı şeyler için yeter diyorum, onlara isyan ediyorum. Bu çaba içerisinde olan zavallılara meydan okuyorum huzurunuzda. Onların bu çabaları gerçekleşemeyecek, buna asla izin vermeyeceğim. Son bitiriyorum Sayın Başkanım; gerçekler artık ortada, herkes yaptığının bedelini geçte olsa ödeyecektir. Her anlamda bu ucube teröristlerin karşısında gerçeklerin yanında hakkın yanında olduğumu artık, hakkın yanında olduğumu açıklamak istedim huzurunuzda. Son olarak taleplerimi de Sayın Heyete yazılı olarak beyan ediyorum, teşekkür ediyorum.”

Mahkeme Başkanı: “Tamam. Başka konuşmak isteyen sanık var mı? Buyurun.”

Salonda söz almadan konuşanlar oldu, anlaşılmadı.

Mahkeme Başkanı: “Efendim sıranız gelince konuşursunuz lütfen.”

Sanık Veli Küçük müdafii Av. Zeynep Küçük söz almadan konuştu, anlaşılmadı.

Mahkeme Başkanı: “Efendim sorgu yapmıyoruz şu anda, sorgu yapmıyoruz. Lütfen efendim oturur musunuz? Lütfen.”

Sanık Veli Küçük müdafii Av. Zeynep Küçük söz almadan konuştu: “Bedirhan huzurdayken bir hususun sorulmasını istiyorum bende.”

Mahkeme Başkanı: “Buyurun.”

Sanık Bedirhan Şinal: “ Cevap verebilirim Sayın Başkanım.”

Mahkeme Başkanı: “Seyhun Bey buyurun.”



Sanık Seyhun Zayim söz istedi verildi: “Sayın Başkanım Saygıdeğer Üyeler sizi ve Yüce Mahkemenizi saygıyla selamlıyorum. Sayın Başkanım bizler ifadelerimizi verdik, ifadelerimiz bitti, bize burada talep günlerinde 15’er dakikalık süreler veriyorsunuz, biz bu sürelerde anlatacağımız, talep edeceğimiz pek fazla bir şey yok. Ancak şunları söylemek istiyorum ki; tutuklanmış olduğumuz konulara bakarsanız efendim iddianame kapsamında yazılanlarla birlikte bizim suçsuz olduğumuzun artık sizinde inanmanızı düşünüyorum. Saygıdeğer Başkanım iddianamede bakarsanız bizim Ergenekon operasyonu başlamadan bunları cezaevinde konuştuğumuz söyleniyor. Yalnız Bedirhan Şinal Ergenekon operasyonundan 3 ay önce tahliye olmuştur. Ayrı bir husus ve çok dikkat çekici yani Sayın Boğaç Kaan Murathan ile aynı koğuşta yattığımız, eylem planladığımız daha doğrusu onla Bedirhan’la beraber dışarı çıktıkları, eylemin seyrini değiştirdikleri söyleniyor. Efendim Boğaç Kaan Murathan isimli bir şahısla biz aynı cezaevinde kalmadık, ben 37 aydır bunu söylüyorum. Yani böyle bir konunun gün yüzüne çıkması zaten bizim suçsuzluğumuzu çok açıkça belirtisi olduğunu düşünüyorum. Bir de efendim ben cezaevinde kullanmış olduğum telefonu kabul ettim. Çünkü ben suçsuzum yani yaptırmadığıma inanıyorum ve daha önceki taleplerimde de onurum, namusum, şerefim üstüne yemin ettim öyle bir konu yaptırmadığım için. Bir de şunu dile getirmek istiyorum efendim. Ben telefonu kabul ettim, HTS raporlarını incelediniz, iddianamede yazdığı gibi İlhan Selçuk gözaltına alındı, ben telefonla kendisini aramışım, e niye gidip yapmadım koluna bacağını kıracağım demişim bu bir ifadesi. Başka bir ifadesinde de Sayın Bora Ballı’nın yaptığını söylüyor. Şimdi bunların hangisi doğru efendim? Ondan sonra cezaevinden işte kendisine silah temin ederek hapçı Yusuf isimli birisini vurdurttum, Ondan sonra Eyüp’te birini ben 8 yerinden vurdurttum bunların hiçbir tanesi emniyetin ve istihbari birimlerimizin yapmış olduğu çalışmalar neticesinde hepsi hiçbir tane böyle bir olayın olmadığı ayan beyan ortadadır. Ayrıca değinmek istediğim başka bir husus daha var Saygıdeğer Başkanım. Bu Bedirhan’ı annesiz babasız oluşu, biz sanki onu eylemlerde kendisini suç işlettirdiğimiz gibi iddianameye böyle bir şeyler geçmiş. Sayın Başkanım bir tane Bedirhan Şinal’a yaptırılmış 1 tane eylem gösterin. Yani 1 tane gösterin çıksın kendiside söylesin, 1 tane gösterin. Ben bu insanı aldım annesinin babasının olmayışından ötürü evime getirdim, üstünü başını aldım, bunlar ayıptır söylenmez ama efendim 58 ay oldu, 58 aydır cezaevinde yatıyorum, derdimizi de anlatamıyoruz. Yapılan ne; Cumhuriyet Gazetesine molotofkokteyli atılmış. Yani efendim biz ne zaman tahliye olacağız, yani kendimizi nasıl anlatacağız biz kendimizi anladıkça, delilleri sundukça süreler uzuyor. Yani burada iddia edilen terör örgütündeki insanlardan da hiç kimseyi tanımayız. Yani olay tarihinde cezaevindeyiz. Cezaevinden kendisiyle irtibat kurmadığımız belli. E biz bu suçu nasıl yaptırdık efendim? Şimdi ben cezaevine girmeden eşim 4 aylık hamileydi, çocuğum şimdi geldi 5 yaşına. Aydan aya açık ziyaretlere getiriyorum bir geliyor abi diyor, bir gün geliyor amca diyor. Ben senin babanın diyorum yok değilsin sen benim babam değilsin diyor. Şimdi efendim bu durumu nasıl yani sizlerinde çocuğu var. Ben ilk çocuğumu 5 sene sonra göreceğim, yani görebilirsem belki 6 sene sonra göreceğim, belki 7 sene sonra göreceğim. Ama şunu çok rahatlıkla söylüyorum ki efendim biz böyle bir olayı yaptırmadık ve tekrardan söylüyorum böyle bir olayı yaptırmadık. Yani siz dosyayı daha öncelerde izlediniz Sayın Başkanım, takdir sizin. Bizim suçsuz olduğumuza inansaydınız, bizi zaten siz burayla birleştirirdiniz ama biz burada da derdimizi anlattık hala tutukluluğumuz devam ediyor yani çok uzun süreler oldu, 58 ay oldu efendim. Yani çocuğumuz büyüdü okul çağına geldi yani görmedik yani nasıl anlatacağız suçsuzluğumuzu bize söyleyin o şekilde anlatalım. Yani ben affınıza sığınaraktan Sayın Başkanım gerçeklerinde ortaya çıktığını düşünerekten tutuksuz yargılamamı talep ediyorum teşekkür ediyorum.”

Mahkeme Başkanı: “Buyurun.”



Sanık Bayram Demir söz istedi verildi: “Sayın Başkanım ben ilk önce bizim için düzenlenen iddianamenin bir özetini sunarak başlamak istiyorum. Bizim için hazırlanan iddianamede özetle Sayın İlhan Selçuk’la, Sayın Sedat Peker arasındaki bir husumetten dolayı Bayrampaşa C27 koğuşunda bir plan yapılarak Sayın İlhan Selçuk’a yönelik bir suikast eylem planı yapıldığı söyleniyor ve daha sonrada bu plan Ergenekon örgütünün eylem ve hedefleri doğrultusunda ve irtibatlı kişiler tarafından yapıldığına kanaat getiriliyor. Böyle yani iddianamenin özetini bu şekilde alabiliriz. Sayın Başkanım 2 yıl İstanbul 12 Ağır Ceza Mahkemesinde yargılandık. Orda ki mahkememizde gerekli, gerek gördüğü evrakları istedi, gerek gördüğü belgeler istedi, gerek gördüğü şahitleri dinledi ve 2 yıldan sonrada buradaki Mahkemeyle dosya bir şekilde birleşti ve geldik. 8. ayın 5’inden itibaren, yani 8. ayın 5’i 2011 yılından itibaren de Cumhuriyet Gazetesine atılan molotofla ilgili bu dosya görüşülüyor. Yüce Heyetiniz bu dosyayı çok iyi incelediğine ben adım gibi eminim, çünkü sorulan sorularda, istenilen belgelerden bu dosyanın çok iyi incelendiğini emin oldum ve mutlu oldum. Şimdi Sayın Başkanım incelediğiniz bu dosyalarda, bizlerin vermiş olduğu ifadelerde, sizlerin sormuş olduğu sorularda, sizlerin istemiş olduğu belgelerde, bilgilerde ve delillerde ortaya çıkan şey bugün itibariyle ortaya ne çıkmıştır Sayın Başkanım? Merhum Sayın İlhan Selçuk ifade vermedi, rahmetli oldu. Yalnız o dönemlerde kendi gazetesinde yazdığı yazıda Sayın Sedat Peker’le ilgili arasında hiçbir problem olmadığını, bu eylemin farklı bir eylem olduğunu, böyle bir husumetinin de olmadığını beyan etmişti yani ifadesi alınmadı. 3 yıl sonra geçen ki duruşmada Sayın Sedat Peker’de burada Yüce Mahkemenin huzurunda ifade verdi. Sayın İlhan Selçuk’la ilgili herhangi bir probleminin olmadığını, aralarında bir husumet olmadığını, böyle bir eylemden de haberinin olmadığını ve kesinlikle böyle bir eyleminde talimatıyla ve yapılmasıyla bir ilgisinin olmadığını söyledi. Sizin istediğiniz evraklarda, sizin istediğiniz belgelerde ve Yüce Mahkemeye gelen delillerde de şu çok net görüldü; bu sebepten dolayı yani Sayın İlhan Selçuk’la, Sayın Sedat Peker arasındaki problemden dolayı C27 koğuşunda Boğaç Kaan Murathan’la ben bir plan yaptığımız. E Sayın Başkanım istediğiniz bütün belgelerde, bütün bilgilerde, gelen evraklarda bizim Sayın Boğaç Kaan Murathan’la aynı koğuşta kalmadığımız her türlü belgeyle, bilgiyle, delille ispatlanmıştır. İkincisi yine iddianamede iddia edilen bu olayın merkezinde olan bir Sarı Serdar, bir Çaycı Cuma bir bilmem Tornacı bilmem ne yani bu molotofkokteylinin atılmasını organize edeni, haber vereni, Bedirhan Şinal’ın bulundurduğu silahı tornada yapanı, hayali kişiler olduğu ortaya çıktı. Yani 4 yıldır bir Sarı Serdar bulanamadı. 4 yıldır yer verilmesine rağmen Şişli Adliyesinde çaycılık yapan Çaycı Cuma denmesine rağmen Çaycı Cuma bulanamadı. Eyüp’te tornacı denildi tornacı bulanamadı ama Sayın Başkanım bunca evrakın gidiş gelişi bu delillerin araştırılması bizim 3 yılımıza mal oldu. Yani 3 yıldır bunların gelmesini bekliyoruz. Tabi ki adaletin tecelli etmesi için sizlerinde daha somut ve maddi gerçeklere ulaşabilmeniz için bunları istemeniz en doğal hakkınız ve bizi de mutlu etti. Ama Sayın Başkanım bu bizim 3 yılımıza mal oldu, 3 yıl özgürlüğümüze mal oldu. Ama bugün itibariyle baktığımız zaman Allah’a şükrediyoruz, başımız dik, anlımız ak diyoruz. Çünkü size gerek taleplerimizde, gerek ifadelerimizde söylemiş olduklarım, söylemiş olduğum şeylerin hiçbirinin yalan olmadığı, hiçbirinin sizi yanıltıcı şeyler olmadığı da ortaya çıkmıştır. Bundan dolayı ben mutlu oldum, sevindim. Ama geçen 3 yılıma da eyvah ediyorum yani 3 yılım niye gitti, ne sebeple gitti? Siz özellikle Sayın Başkanım burada dinliyorum siz tanıklara, sanıklara şunu soruyorsunuz. Maddi gerçeğe ulaşmamız lazım, somut bilgiler verin, somut deliller sunun diyorsunuz çok doğru şey bu. Ama Sayın Başkanım bizim iddianamemize baktığınız zaman yani Bedirhan Şinal’in imzalamadığı ama Bedirhan Şinal’ın ifadesi denilen o ifadeden başka Allah aşkına bu dosyada ne vardı Sayın Başkanım, bu iddianamede ne vardı? Somut bir delil mi vardı, bir şahit mi vardı? Ama bugün itibariyle baktığımız zaman yani 8. ayın 5’inde Bedirhan Şinal’ın artık yeter, vicdanım bu ızdırabı taşımıyor, artık yeter ben bu şeyleri itiraf edeceğim deyip Yüce Mahkemenize itirafta bulunduktan sonra bizim üzerimize bırakan bir somut delili, bırakın bir şeyi daha soyut bir ifade dahi kalmamıştır. Yani şuanda ben Yüce Huzurunuzda hangisi sebeple bulunuyorum? Soyut bir iddia mı var Sayın Başkanım? İddialardan dolayı gelen evraklarda somut bir delil mi var? Gelen her şeyin aleyhime olduğunu biliyorum, lehime olduğunu biliyorum. Aleyhimize hiçbir şey gelmedi çünkü biz yanlış bir şey söylemedik, yalan bir şey söylemedik. Ben özellikle bir şeye de dikkat ettim daha önceki ifadelerimde genelde ilk ifademi 17.12.2009 tarihinde verdim diye geçmiş bütün kayıtlara ben öyle söyledim ama o 2008 tarihinde 17.12.2008 tarihindeydi ilk ifadem cezaevinde alınırken. Sayın Başkanım 17.12.2008 tarihinden cezaevinde vermiş olduğum ifadeden bugüne kadar, bütün ifadelerimin arkasında olduğumu, bütün ifadelerimin doğru olduğunu ve bugün itibariyle de bu ifadelerimin aksini gösterecek herhangi bir delilin, herhangi bir belgenin, herhangi bir şahidin çıkmadığı da ortada. Ben halada söylüyorum Sayın Başkanım C27 koğuşunda 2007’in, 2007’in 7. ayının 17’sinde veya 20’sinde cezaevine girdim, 2008’in 7. ayının 7’sinde de ordan 3 nolu cezaevine geldim. O dönemde yani o tarihler arasında C27 koğuşunda kim kalmışsa bu Yüce Mahkemeniz istediği zaman bu evrak mutlaka Yüce Mahkemenize gelir ve bugüne kadarda geldi 3, 4 sefer geldi. Bakarsanız ve orda elinizi koyduğunuz kişiyi çağırıp sorarsanız o da bizi doğrulayacaktır Sayın Başkanım. Bu bir kişide değil, 2 kişide değil, 3 kişide değil, 4’te değil, 5’te değil. İstediğiniz kadar şahit çağırıp sorabilirsiniz Sayın Başkanım. Biz bunu çok net söylüyoruz, bunu bende söylüyorum, Boğaç Kaan Murathan’da söylüyor, Bora Ballı’da söylüyor, Seyhun Zayim’de söylüyor. Ama Sayın Başkanım yani biz hiç bir şeyden korkumuz yok yani aleyhimize gelecek hiçbir delil olacağını sanmıyorum. Ama bunlarda geldi Sayın Başkanım ifadelerimizde verildi artık daha bizim dosyamıza dönüleceğini de sanmıyorum. Cuma günleri çıkağız burada taleplerimizde, taleplerde bulanacağız, takdiri size bırakacağız. Ama Sayın Başkanım 3 yıl bu, 18 ayda öbür dosyadan yattım ve beraat etmiş olduğum bir dosyadan 18 ayda üstüne mahkemeye çıkıyorum 18 ayı, 35 ayın üzerine daha koyduğunuz zaman 52 ay yapar, 52, 53 ay yapar. Ben 52 ay, 52, 53 aydır niye yattığımı, neden yattığımı, amacın ne olduğunu hala olduğunu anlamış değilim. Yani ben çok rahat vicdanen rahat olduğum için söylüyorum ve hakkımda hangi delili, hangi bilgiyi, hangi belgeyi istiyorsanız da Sayın Başkanım isteyin hiçbir çekincem, hiçbir şeyim yok. Ama benim sorgumda Sayın Savcım bir soru sordu. Bayram dedi bu Bedirhan’ın itiraflarından dolayı polisler bunu sana yaptırdığına inanıyor musun dedi. Bende inandığımı söyledim. Niye inandığımı söyledim Sayın Başkanım; iddianame hazırlanırken polisin orda bir yazısı var diyor ki; Bayram Demir’in diyor çete üyeliğinden emniyetteki kaydı bulunmaktadır. Sayın Başkanım benim hiç böyle bir kaydım yoktur emniyette. Bunu ne amaçla yazmıştır bu polis bu iddianameye ya da savcı kim yazdıysa bilmiyorum yani bu Bayram Demir’in çete üyeliğinden emniyette kaydı vardır yazısını o şeyi oraya düşmesinin sebebi nedir? Bunu da sizin takdirlerinize bırakıyorum. Yine Yüce Mahkemenize gönderilen, Yüce Mahkemenize gönderilen polis üst yazısında Bayram Demir diyor Eyüp semtinde gayrimeşru işlerle uğra… gayrimeşru işlerle iştigal eden kişi olarak değerlendirilir. Bunu yazan polise de sormak lazım Sayın Başkanım; ben bugüne kadar hayatımı ben dernek yöneticiliği yaptım, spor kulübü yöneticiliği yaptım, siyasi bir partide yöneticilik yaptım, gençlik teşkilatında yöneticilik yaptım. Yani hep resmi kurumlarda ben yöneticilik yaptım. Yani benim gayrimeşru bir işle iştigal ettiğini yazan polis, benim gayrimeşru işle iştigal ettiğime dair de oraya bir belge kopmalıydı, bir bilgi koymalıydı. Yani gayrimeşru iş neye ediyor ben onu da anlamadım. Benim bildiğim yasalara uygun olmayan şeylere gayrimeşru iş diyor. Ama benim yasalara uygun olmayan bir tane işimin belgesini getirsin şu Yüce Mahkemeye sunsun bu yazıyı yazan şahıs. Bende o şahıslardan özür dileyim ve Bedirhan Şinal’ın itiraflarına da baktığımız zaman bunları alt alta topladığım zaman Sayın Başkanım yani benim asla ters gözle bakmadığım, bakmayacağım, bakamayacağım bir yapının tabi genel yapıyı komple bir polis teşkilatını zan altında bırakmak bunlar böyledir demekle doğru değil ama bu işi yapanlara ne demek lazım Sayın Başkanım? Yani bu benim hakkımda olmayan şeyleri yazıp bu dosyaya yazıp Yüce Mahkemenin kafasının karıştırmanın anlamı nedir, manası nedir? Hiçbir delil bulamıyorlar, hiçbir belge bulamamışlar yazalım böyle de çamur atalım izi kalsın. Ama Başkanım bende ne iz kalır, ne çamur kalır. Allah’a şükür ben kendimden eminim, ben kendimden eminim. Onun içinde bu çamurunda, bu çamurun izinin de üzerimde kalmayacağına sonuna kadar inanıyorum ve Yüce Mahkemenizin de bunu bu yönde takdir edeceğine sonsuz güvenim var. Sayın Üye Hakimimizin sürekli söylediği gibi ben Yüce Türk Adaletinin mazlumunda, zaliminde, sığındığı bu Yüce Adalet makamına sığınıyorum. Ama ben iftiraya uğramış, haksızlığa uğramış, özgürlüğü elinden alınmış bir vatandaş olarak bu Yüce Makama sığınıyorum. Sayın Başkanım yattığım süreyi göz önünde bulundurmanızı 3 yıl buradan, 18 ayda beraat ettiğim bir dosyadan toplam baktığımız zaman 52, 53 ay gibi bir süredir tutukluyum. Artık bu tutukluluğumun son bulmasını, Yüce Heyetinizden talep ediyorum, saygılarımı sunuyorum.”

Sanık Boğaç Kaan Murathan söz istedi verildi: “Saygıdeğer Başkanım, Saygıdeğer Üyeler, Saygıdeğer Savcım bende söyleyeceklerim Bayram Demir ve Seyhun Zayim’inkinden farklı olmayacak efendim. Söyleyeceklerim içerisinde daha net anlaşılması için gerçi kafanızı şişirdiğimize inanıyorum çünkü saatlerce sorgumuzda tüm konuya vakıf olduğunuzu düşünüyorum. Zaten delilleri de değerlendirdiğinizi düşünüyorum. Sonuç itibariyle hakkımızdaki suçlamaların ne kadar oturduğunu, ne kadar oturmadığını bizlerden daha iyi bilecek Yüce Mahkeme olduğunu düşünüyorum. Ama yinede savunma hakkımı ve bu 15 dakikalık süremi kullanmak adına bazı şeylere değinmek istiyorum. Efendim iddianame 2 ayrı ifadenin alınmasıyla oluşturulmuş. İlk bizim alındığımızda bana sorulan sualler; Emre isimli Boğaç lakaplı kişi üzerinden benim Sedat Peker’in şoförlüğünü yaptığım itibariyle verilmiş olan ifadede yer, zaman gibi şeyler düşünülürse hani Sedat Peker’e de yakın olduğumdan, şoförlüğünü de yapmamışsam bile tanıyor olmamdan bir sonuç çıkartılarak Emre isimli Boğaç lakaplı kişinin Sedat Peker’e yakın başka kimse olmayacağından dolayı ben huzurlarınıza getirildim efendim ve o ifade de bu konuşmaları Bayrampaşa Cezaevinde C27 nolu koğuşta yaptığımızı ve bunları biz yaparken de Bedirhan Şinal’ın benden değil, Bayram’dan değil, Bora Ballı’dan duyduğunu ve Bedirhan Şinal’ın tahliye olmasından sonra benim tahliye olmamla da dışarıda Sarı Serdar vasıtasıyla da görüştüğümüzü ilk ifade bunlardan ibaret. Yani Bedirhan Şinal’ın hakkımızdaki söyletilen yani vermediğini söylediği, polisler tarafından söylediği ifadesi budur. Şimdi efendim öncelikle ben isim olarak Boğaç Kaan Murathan’ım. Yani ismimin ibrazı bu. Sizin yazmış olduğunuz emniyete Boğaç Kaan Murathan’ın bir lakabı var mıdır Sayın Savcının istediğini düşünüyorum. İddianamede şöyle olmasına rağmen her taşın altına bakıldığından dolayı bu gayet normal. Yani her akla gelene sorulmadı ki biz suçlu muyuz, suçsuz muyuz, ortaya çıksın bakımından bu benimde işime gelmekte. O yüzden dolayı da teşekkür ediyorum Sayın Savcılara. Ama şöyle sorulmuş; Boğaç Kaan Murathan’ın bir lakabı var mıdır? Ama dosyada şöyle söyleniyor; Emre’nin lakabının Boğaç olduğu. Yani Emre isimli Boğaç lakaplı kişi olarak ben tutuklanıyorum. Yani Boğaç’ın bir lakabı var mıdır demiyor dosya. Emre isimli Boğaç lakaplı dediğinden dolayı ama sorduğunuz içinde ayriyeten teşekkür ediyorum. Emniyetten ve MİT’ten yazı geliyor diyor ki; Milli İstihbarat Teşkilatı sizlerde de vardır, Boğaç Kaan Murathan’ın kayıtlarımızda herhangi bir lakap kullandığı belirlenememiştir böyle yani bir kaydın olmadığını söylüyor. Emniyet İstihbaratta şöyle söylüyor; dayı dayı diye bir nasıl söylüyor Emniyet Müdürlüğüne gelen sanık müvekkilim yani Avukat Beyde size bunun talep olarak aynı zamanda bende istiyorum. Dayı lakabını kullandığı iddiası vardır deniliyor. Şimdi efendim o zaman dayı lakabını kullanan birinin Emre kullanamayacağına göre, Boğaç kullanamayacağına göre zaten emniyet neye göre o zaman Emre isimli Boğaç lakaplı kişi bende vücut buluyor. Yani emniyet o zaman benim bir lakabım varsa zaten bunu biliyor. Çünkü benim 2004’ten sonra 2007’in sonuna kadar Türkiye’de kalmadığım belli, emniyette biliyor bunu. Verdiğim ifadelerde var, araştırmalarda var. E şimdi 2003’te ve 2002’deki tüm telefon görüşmelerim hatta arkadaşlarımın telefonundan bile yapmış olduğum görüşmeler sizlerin elinizde efendim. E burada ben 23 yaşındayım o zaman. E 23 yaşında bir insan nasıl dayı lakabı olabilir ki yani bu bence televizyonlarda etkilenmiş bir insanın vermiş olduğu bir cevap. Ha birisi şunu söyleyebilir bizim kültürümüzde vardır dayı nasılsın iyi misin, hani kanka gibi veya dostum gibi veya arkadaşım gibi kullanılan bir tabirdir Anadolu topraklarında. Hani dayı derler veya amca diyeni bile var amcası olma…. Ha bunlardan dolayı bunu düşünüyorsalar eğer bunu biliyorlar demektir 2002, 2003 benim böyle bir lakabım olmamasına rağmen. Peki, Emre isimli, Boğaç lakaplı kişi bende nasıl vücut buluyor? E Sayın Savcımızın sorduğu sualde Sedat Peker’in şoförü Cengiz Cansız mıdır diye bana bir soru sordular. Bodrum’dan hani olan olaylarla alakalı bir mektup Serhat İnce tarafından zannedersem yazılan şeyde Sedat Peker’in şoförünün kim olduğu belli. Emniyet kayıtlarında da benim kimsenin şoförlüğünü yapmadığım belli. Ama tanzim edilen ifadelerde Sedat Peker’in şoförü ve Emre ismini kullanan Boğaç lakaplı kişi. E emniyette gelen dayı denilen bir tabir kullanıyorsam ben, lakabım belliyse zaten neden o zaman ben tutuklandım çünkü ben bir şoförlük falan yapmadım sadece Sedat Peker’i tanıyorum. Sadece tanıyorum geçmişten bir tanışıklığımız var, beraber yargılandığımız dosyalar var evet tanıyorum ben bunu da tanımıyorum demedim ki. Sayın Savcım bana bir soru daha sordu dedi ki siz dedi konferanslara adam yolluyor muşsunuz. Ama sorduğu sualde dinleme tutanaklarında zaten Sedat Beyin dinlenmiş olan tutanaklarında benden önce Mecnun Otyakmaz’ı da aradığını ona da hani bir grup yapıp Veli Paşanın şeyine katılın dediğini yalnızca bana demediğini herkese dediğini yani dosyada var Mecnun Otyakmaz’ın da görüşmesinde var, hemen benden önceki bir önceki görüşme. Aramızda hatta benden daha önce saniye olarak hani daha önce onunla konuşuyor ona söylüyor. E bizim Veli Beyle tanışmadığımız. Yani tanışsak zaten Veli Bey niye Sedat Beyden istesin bana derki Boğaç hani konferansa arkadaşlarınla katılırsan sevinirim der. Ama öyle bir samimiyetimiz olmadığımızdan dolayı da bana böyle bir şey söylememektedir. Ha söylemiş olsa da bunu yadırgamam, yanlışta anlamam yani kanun dahilinde bir yerse zaten ben giderim değilse o benim inisiyatifimde kanunlar vardır, hatam olmuşsa, yanlışım olmuşsa da onun bedelini çekerim. Ama böyle bir şey olmamasına rağmen, konferansa ben katılmamış olmama rağmen Sayın Savcımın sormuş olduğu sorulara da hani bu şekilde ifade tutanaklarından da cevap vermek istiyorum. Şimdi efendim tekrar iddianamemize dönersek ben alındıktan 8 gün sonra emniyet yetkilileri Edirne Cezaevine gidiyorlar. Biz o sırada dosyaya itiraz ediyoruz diyoruz ki, avukatım diyor ki benim müvekkilimin ismi Boğaç Kaan Murathan’dır, C27 nolu koğuşta hiçbir zaman kalmamıştır. B7, B14 ve B7 koğuşlarında kalmıştır 2 buçuk ay, ordanda Kandıra’ya sevk olmuştur diyor. Bunları biz Bedirhan Şinal’ı tanımadığımızı, yan yana kalmadığımızı ve hani bir savunma olarak yapıyoruz savcılığa. Ama 8 gün sonra veya 10 gün içerisinde emniyet yetkilileri Bedirhan Şinal’ın Edirne Cezaevine gidiyorlar ve burada Bedirhan Şinal’a Ergenekon’la alakalı isimler soruyorlar ve bu isimlerlerde de sonuç itibariyle Ergenekon’a yakın bir ifade verildiği söyleniyor ve burada benim işte ismim Boğaç Kaan Murathan’a döndürülüyor. Hani normalde böyle bir şey yok döndürülüyor. İşte teşhis tutanağım gösteriliyor o teşhis edilemiyorum yani bir teşhisim yok. Ben buradayım ama yani benim baştan beri bir teşhisim yok. Benim baştan beri Bedirhan Şinal’la, Seyhun Zayim’le, Bayram’la bir telefon görüşmem yok. Aynı cezaevinde yatmışlığım yok. Geçmişte müşterek birbirimizi tanımış olduğumuza dair bir delil yok. Benim cep telefonumun bile dökümlerini siz aldırdınız. Eşimin kredi kartlarına kadar cezaevinden çıktığım süreç içerisinde benim kredi kartlarıma kadar, banka şeylerime kadar hepsine baktırdınız, hepsine baktırdınız. Yani olmayan dosyada hiçbir şekilde bir şey kalmadı. Aynı zamanda emniyetten benim lakabım olup olmadığını da öğrendiniz ve bu 2 ifadenin de bana oturmadığını yani delillerle ispatlayabiliyorum ama iddianame bu 2 tane ifadenin toplamıyla yapılıyor. E şimdi Bedirhan Şinal’ın imzası olmadığı bir ifade var ortada. E şimdi Bedirhan Şinal’ın imza atmamış bir ifadeden benim iddianame tanzim edilmesi bildiğim kadarıyla kanunlara aykırı bir durum ve önceki ifade yani ben bu süreç içerisinde suçlu gösterilmeye çalışıldım, zaten benim terörle mücadelede Bedirhan Şinal’ın benim hakkımda vermiş olduğu bir beyan yok. Cezaevine giriyor, cezaevinden mektup yazıyor, Savcı Beye gidiyor, orda ifadeler veriyor ondan sonra işte polislerin gidip aldığı süreç var ama benimle alakalı hiçbir şey yok. Ne ismim doğru, ne teşhisim doğru, ne kilom doğru, ne boyum doğru, ne yaşım doğru, ne yanımda belirtilen insanlar doğru, bir Sarı Serdar var, bir Şişli Adliyesinde Cuma var, birisi olayı veriyor, birisi Emin Gürses’lerle bağ yapan bir insan. E Emin Gürses cezaevinde değil. Hüseyin Görüm hakkında ifadeler var. Bu şeyleri tehdit eden İlhan Selçuk’a tehdit edenler mektupları yazdırıldığı söyleniyordu, yani Bedirhan bunları bana polis tarafından dedi ama dosyada böyleydi. E bizim Hüseyin Görüm’le bir tanışıklığımız yok. Yani ne 2003, ne 2004 aramızda ne bir bağ var. E Emin Gürses’in telefonları huzurunuzda, Yüce Mahkemenin huzurunda benim Emin Gürses’i de tanımadığım belli. Ben burada tanıdıklarımı beyan ettim dedim ki Sedat Peker’i tanıyorum ve Öztürkler.com’un gecesinde Muzaffer Beyi ve Veli Beyi tanıdım. Ama onlarla kanunlar haricinde yani bir ne benden bir istemişlikleri vardır ne de başka bir şey. Ama ben Muzaffer Beyden arkadaşım askere gittiği zaman, askerleri tanıdığından dolayı yardımcı olabilir miyiz diye istedim yani böyle bir talepte bulundum. Ha başıma bir şey gelse o zamanlar böyle bir olaylar yok. Yani bu olaylarında suçlular mı (1, 2 kelime anlaşılmadı) onları da bilmiyorum, sizler biliyorsunuz. İşte İnşallah her şey açığa çıkacak. Ama ben o zamanda devlette görev yapmış, saygın, sevilen bir insandan, insanlar birbirlerinden bir şey isteyebilirler yani bunlarında bir suç olmadığı belli. E benim dostlarım olmadıkları da belli. Bunu bende beyan etti, Sedat Beyde beyan etti kimse hiçbir şeyi de gizlemiyor yani kimsede demiyor ki evet benim değil böyle. E Caner Yiğit konusu var Veli Beyin şoförü. Dedim ki bizim çevrede herkes birbirini tanır. Yani Sedat Beye beni değil benden başka birçok insan Caner’i tavsiye etmiş olabilir. Ha ben böyle bir şeyi bilseydim bende tavsiye etmiş olabilirdim. Ama bilmediğim için ama yanımdaki arkadaşlarımın da arkadaşı çevremizde olan bir insan ama benim kardeşiyle samimiyetim var abisiyle yok. Ama tabi ki tanıdığım insanlar tanışıyorlar. O da Caner’i şoförlük yapsın diye lanse etmiş olabilir ama Caner’de efendim cezaevinde değil, tutuklu değil, bir suça karışmamış demek ki yani sizler uygun öyle görmüşsünüz. E bu dosyada İlhan Selçuk’la Sedat Peker’in diyorlar aralarında bir husumet var. Onun olmadığı meydana çıktı, husumette benim husumetim değil. Hani bir husumet varsa o husumette benim husumetim değil. Yani benimle alakalı bir durum yok, verilen bir ifade yok. Yani ben İlhan Selçuk’u gazetelerden ve televizyonlardan tanıdığım kadarıyla bilen bir insanım. Ama husumet sahiplerinin bir arasında husumet yokken olan bir olaydan ben cezaevinde yatıyorum ismim uymuyor, yer, mekân, zaman uymuyor, ben başka bir cezaevindeyim, Bedirhan Şinal’a verdirmiş oldukları ifadeler uymuyor. Yani dosyadaki polislerin benim daha önceki dosyamdaki polisler olduğu ve beraat etmiş olduğum dosyadaki polisler olduğu belli. Serdar Akça’dan bahsediyorum. Yani ben onun haricinde bir emniyet yetkilisiyle aramda bir husumet olmadı, bununda nasıl olduğunu söyledim. Adil Serdar Saçan’la beraber Ahmet İhtiyaroğlu üçü bana işkence yaptılar dedim ve dedim ki o dönemde bu insanlar başka insanların lafıyla işkence yapıyordular. Bu dönemde de yine başka şeylerle beraber bir dava yaratıyorlar. Ben size bir şey söyleyeyim efendim. Bu dava bizim dava bu kadar sulandırılmış bir dava olabilir mi? Böyle bir ciddi bir mahkemenin huzuruna bu kadar sulandırılmış bir dava çıkartılabilir mi? İnanın hayret ediyorum. Yani ne delilleri var, ne bilmem bir şeyi var ama biz öyle bir ciddi da.... hani ki neden bunu söylüyorum. Sizlerde yıllardan beri hakim, hakimlik yapan insanlarsınız, dosyaya baktınız almadınız hani bizim bunla bir alakamız yok, Yargıtay eski mahkemesine yollasın 2 kere yani ne kadar sulandırılmış bir dosya. Yani bu dosya mantık dahilinde bir dosya değil, isimler yok, cezaevinde koğuşta yattırıldık deniyor, 300 tane şahit var, devlet evrakları var yani delil devlet, devlet evrakı var. Elimizde her türlü belge, bilgi var ve biz buraya getirildik. Ama ben buraya niye getirildiğimizi anlamış değilim ve diyorum ki, Adil Serdar Saçan’ın sağ kolu tarafından yapılan bu dosya lütfen bunu çözün diyorum yani çünkü Adil Serdar Saçan burada yargılanıyor onla beraber bana işkence yapan, onun lafıyla beni öldürmeyi bile göze alabilecek bir yetkili bu dosyayı yapıyor.”

Mahkeme Başkanı: “Toparlayın.”



Sanık Boğaç Kaan Murathan: “Söylemek istediğim şudur efendim; başınızı da daha fazla ağrıtmak istemiyorum. Ben Bayram Demir’i tanımıyorum efendim, Bayram Demir’le bir cezaevinde bulunmadım ve hiçbir şekilde Bayram Demir’le de yan yana gelmedim bu davadan tutuklana kadar. Seyhun Zayim ve Bora Ballı’yı tanımıyorum, hayatım boyunca tanımadım, onlarla bir koğuşta olmadım. Tanımadığım bir insanla benim suç işleyecek bile olsam nasıl yani güvenebilirim? Tanımıyorum çünkü hani o koğuşa gitmiş bile olsam, yatmış bile olsam ben 2 buçuk ay yatıyorum. 2 buçuk ayda ben bir insana nasıl güvenirim böyle ciddi bir olay var ,suikast var, Ergenekon var deniliyor. Hani güvenme ihtimalim yok ve diyorum ki ben aynı cezaevinde yatmadığım insanlarla bir eylemde eylemi hani Sedat Peker’den dolayı yaptırmış olabileceğim söyleniyor. Ama aynı cezaevinde yatmamışım ve dışarıda aynı cezaevinde yatmadığım Bedirhan Şinal’ı nasıl tanıyıp da tanışabilirim. Çünkü Bedirhan’ın benim cezaevinden çıktığım o ara 1 aylık bir süreç, 1 aylık bir süreç. Yani ben 3 Mart’ta çıkıyorum Bedirhan Şinal 29 veya 28’inde olayı yapıyor. Yani 1 aylık bir süreç ve o süreçte eşimin telefonlarına, eşimin kredi kartını kullanıyorum çünkü cezaevinden yeni çıkmışım. Yani ne bir kredi alabilirim 1 ay içerisinde, ne telefon alabilirim hep bunları, bunları da getirttiniz efendim yani tüm telefon şeyleri, tüm dökümler hepsi sizin huzurunuzda ve benim buradaki insanları tanımadığım, aynı cezaevinde yatmadığım, aynı koğuşta yatmadığım, Bedirhan’la 3 gün sonra cezaevinden çıkmadığım yani Bedirhan’ın ilk ifadesinde söylemiş olduğu bizim konuştuğumuz dediği yerde ben Kandıra Cezaevindeyim, Bayrampaşa Cezaevinde bile değilim. Yani Bayrampaşa Cezaevinde bile değilim, bırakın koğuşlar arasında geçmeyi koridorlardan irtibat kurmayı, mektup yollamayı veya telefon açmayı ben o cezaevinde bile değilim yani verilen beyana bakarsak iddianamede. E iddianamede Bedirhan Şinal’ın olmayan imzalı iddialarından dolayı tanzim ediliyor. Onları da ispatlıyorum hani onları da ispatlıyorum yani Bedirhan Şinal ifadelerin doğrusunu verdiğini söyledi. Atılan hani ona yaptırılan şeyleri söyledi ama ben bundan önceki vermiş olduğu ifadeleri ve hani verdirilmiş olan ifadelere de polislerin ver…hani yaptığı ifadeye de ben kendimi aklıyorum yani kendimi bir şekilde delillerimle sunuyorum benim ismimin olmadığı o koğuşta yatmadım. Ya benim hakkımda hiçbir delil, hiçbir şüphe olmadığına inanıyorum. Çünkü ve 38 aydan beri yatıyorum efendim. 38 ay ve 10 ayda daha önce Kelebek operasyonu dosyasında yattım ve o sonuca çıkmadı 10 ayda ordan yani 48 aydan beri yatıyorum. Ergenekon’dan daha eski yatıyoruz. Yani Bayram Demir 50 küsur aydan, Seyhun Zayim anlatıyor. Ya biz şuan yatarlarımız çok fazla ve bir tane molotof olayı var benim hiçbir şekilde bir alakam bir bağım bir koğuşta yatmışlığım, bir tanımışlığım hiç kimseyi yok, yok. Olanlarda zaten tanıdıklarımda sizin elinizde yani ben 2003 yılından sonra yokum ki. Yani olmuş olan 2003’ten sonra olmuş olan olaylardan haberim bile yok. Yani mesela bir Danıştay olayı var, bilmem ne olayı var bunları siz yargı…. ben yokum ki ama yani olmamış olaylardan dolayı da ifade veremediğimi söylüyorum.”

Mahkeme Başkanı: “Evet bağlayın bağlayın.”

Sanık Boğaç Kaan Murathan: “Ve sizden vicdanınıza sığınarak rica ediyorum efendim çok mağdur olduk, yani kendimizi toplayıp, ailemizi toplayıp, çoluğumuzu, çocuğumuzu toplamamız buradan çıktıktan sonra zaten 1 senede anca kendimize geliriz efendim. Psikolojimiz, sağlığımız hepsi bozuk. Teşekkür ediyorum, Saygılarımı sunuyorum.”

Saatin 12:08 olduğu görüldü.





Dostları ilə paylaş:
1   2   3   4   5   6
Orklarla döyüş:

Google Play'də əldə edin


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə