Cmk 250 maddesi İle yetkiLİ duruşma tutanaği esas no : 2008/209 celse no : 208 celse tariHİ : 16. 12. 2011 başkan : hasan hüseyiN Özese 28298

Sizin üçün oyun:

Google Play'də əldə edin


Yüklə 0.5 Mb.
səhifə4/6
tarix25.01.2019
ölçüsü0.5 Mb.
1   2   3   4   5   6
Duruşmaya kısa bir ara verildi.

Duruşmaya kaldığı yerden devam olundu.

Sanık Muzaffer Tekin söz istedi verildi: “Sayın Başkanım, Değerli üyeler, sunum yapma niyetinde değildim fakat Sayın Üye Hakim Ercan Bey ve Sayın Savcım Murat Beyin bir teröristin anatomisini görmeleri bakımından kendimi ifade etmeyi uygun buldum. Şimdi nasıl sanık yapıldım, önce şüpheli sonra sanık yapıldım onu arz edeceğim. Zamandan tasarruf sağlamak için de süratle okumak istiyorum. Menfur Danıştay saldırısına ismimin karıştırılmasının ne ahlaki ne hukuki bir gerekçesi var mıydı? Yoktu. Onun içinde takipsizlik kararıyla aklandım. Gözetime alındığım o dönem soruşturma gizliliği olmasına rağmen hakkımda içeriği boş ahlaksızca yayınlar yapıldı. Amaç tutuklanmamdı. Fakat komplocular amaçlarına ulaşamadılar. Niçin? Türk yargısının adil, dürüst, baskılara boyun eğmeyen hakim özelliklerinin tümüne sahip bir yargıcı ne beni, ne kendisini en önemlisi de mesleğini siyasete malzeme yapmadı. Hele hele medyaya hiç pirim vermedi. O süreçte siyasiler özellikle hükümet tarafı niçin yargıyı etkilemek için müdahil oldular? Çünkü rahatsızlıkları vardı. O da sonraki yıllarda Anayasa Mahkemesinin 10 üyesinin imzasıyla tescil olan laiklik karşıtı eylemlerin odağı olmaktı. İşte bu kaygılarından dolayı yargı bağımsızlığını yok sayarak yandaş medyaları ile beni suçlu ilan etmek istediler. Hukuki davalarda soruşturma ve kovuşturma dönemlerinde bütün kurallara uyulduğuna tanık oldum. Ama suç ve suçlu yaratabilmek için masum insanların hedef alındığı siyasi davalarda bizzat görevliler tarafından kirletilmiş bilgiler basına sızdırılarak o insanların peşinen cezalandırıldığına bu süreçte şahit oldum. Murat Belge’nin 2 Temmuz 2010 günü medyada yer alan savcı tarafından polise aktarılan belgeler bize iletiliyor sözleri bunun sadece bir kanıtıdır. Diğer bir ifade ile iddianamelerdeki deliller sağlam ise o dava medyaya ve siyasete malzeme yapılamıyor. Zira savcılar buna izin vermiyorlar. Lakin hazırladığı iddianameye kendileri inanmayan savcılar kendileri dezenformasyon haberler ile kamuoyu oluşturup kendileri de cesur tabuları yıkan asrın davasına imza atan hukukçu portresi çizen medya kahramanı oluyorlar. 15 Haziran 2006 tarihinde gözetime alınıp müteakiben tutuklanmam menfur Danıştay saldırısına beni monte edemeyenlerin rövanşist duyguları ile gerçekleşmiştir. Gözetime alınmadan Ümraniye’de bombaların ele geçirildiği günlerde bombaların sahibi olduğu iddia edilen kişiden çok medyada benim gündeme getirilmem ve müteakip günlerde gelişen olaylar birleşen davalar bunun en büyük delilidir. İleride eylemsel faaliyetlerde bulunabilecek kişi ile irtibatlı olmak gerekçesi ile gözetime alınıp 4 gün sonrada terör örgütü yöneticisi olmak iddiasıyla tutuklandığımda hakkımdaki kuvvetli suç şüphesini gerektiren deliller neydi? Birincisi Ali Yiğit’in Ümraniye’de manavın önünde Muzaffer Tekin’e benzer bir kişiyi gördüm demesi gözetime alınıp bombaların sahibi olduğu iddia edilen kişi ile irtibatlandırılmamın en büyük şüphesi idi. İkincisi, rahmetli Kuddusi Okkır’ın Vatansever Kuvvetler Güç Birliği hareketi için hazırladım ileride partileşirlerse tüzük olarak kullanmalarını amaçladım diyerek kaleme aldığı devletin yeniden yapılanması adlı broşür, 3 gizli olduğu iddia edilen 16 nolu CD, 4; Ergenekon lobi belgesinin bende ele geçirildiği. İşte bu iddialar örgüt yöneticisi olarak tutuklanmama yetmişti. Ali Yiğit mahkeme huzurunda emniyet ve savcılık ifadelerinin aksine benim bombaların bulunduğu ev mahali, mahalline gitmediğimi net olarak söylemesine rağmen Mahmut Öztürk tahliye edildi. Fakat Muzaffer Tekin’in tahliye edilmemesi için gerekçeler vardı. Neydi onlar? Yukarıda 2, 3 ve 4. maddelerde arz ettiğim konular. Halbuki 1; gizli denen CD’nin bana ne amaçla getirildiğini savunmalarımda defalarca izah ettim. Ayrıca bahse konu CD’nin yetkili makamlar ile yapılan yazışmalar ile devletin güvenliği, iç ve dış siyasal yararları bakımından niteliği itibariyle gizli kalması gereken bilgiler kapsamında olmadığı netleşmiştir. Bulun içindir ki CD’yi bana getireni, CD’yi hazırlayanı tahliye ettiniz. 2; Ergenekon lobi dokümanının bende bir tek sayfa bulunmadığını defalarca huzurunuzda hukuki olarak açıkladım. Mahkemenize MİT’ten gelen raporda bunun internette yıllardır yer aldığı yıllarca belgeledi. 3; rahmetli Kuddusi Okkır’ın bana getirdiği broşürü okumadım. Herhangi birisi ile paylaşmadım. Çoğaltmadım, dağıtmadım. Okusaydım bunu da gizlemezdim. Savcıların bu kadar önem atfettiğini bilsem zaten onu muhafaza etmezdim. Üstelik menfur Danıştay saldırısından sonra bürom yine didik didik aranmış, her nedense o zaman bu broşür bir suç unsuru olarak görülmemişti. Ümraniye’de bir evde bombaların ele geçirildiği günlerde gözetime alınmadan gözetim altında iken tutukluluk süresinde yazılı basın ve görsel medyada yoğun bir linç kampanyasına tabi tutuldum. Hani asrın davasında soruşturma gizliliği vardı ya dosya ve klasörlerdeki evraklar bizler ve avukatlarımız dışında basında çarşaf çarşaf yer alıyor, hakkımızda iddianame formatında kitaplar yazdırılıyordu. Nitekim iddianame hazırlandığında gördük ki, aleyhimize yazdırılan kitaplar ile birebir örtüşüyor. Evinde gizli CD çıktığını evimde gizli CD çıktığını basından öğrendim. O CD benim olmadığım bir zamanda büroma getirilmişti. Bana da içinde bir şahsın kimlik bilgileri olduğu söylenmişti. Bana böyle bir bilgi getirilmesi talebim olmadığından bahse konu CD’yi izlemedim. Hatta CD’yi büroma bırakan şahıs elime geçip geçmediğini sorduğunda büromda bulamadığımı kendisine bizzat söyledim. Evimde örgüt manifestosu Ergenekon lobi belgesinin çıktığını da soruşturma gizliliği olduğu dönemde yine basın vasıtasıyla öğrendim. Ümraniye’de ele geçirilen el bombalarının Cumhuriyet gazetesine atılan el bombaları ile aynı seriden olduğu bunu da yanlı medyada 8 sütuna manşet bomba kardeşliği haberleriyle tutukluluk dönemimde basından öğrendim. Sayın Savcı Zekeriya Öz’ün hakkımda 500 sayfalık bir klasör hazırlayarak bununla beraber Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesindeki Danıştay dosyasını isteyerek incelediğini o menfur saldırı ile beni irtibatlandırma gayretlerine girdiğini yine basından öğrendim. Soruşturma gizliliğinin olduğu dönemde bir de ne öğrendim biliyor musunuz? Muzaffer Tekin Alman ajanı, Muzaffer Tekin nerede ise uyuşturucu baronu. Tabi örgüt lideri olmanın bir profili vardır. Ona uydurulacaksın. Bu tertibi kurgulayanlar yalan üretme merkezlerinde yoğun çalışıyorlar elemanları da gazeteci kılığında bunları pazarlıyordu. Yine basından öğreniyorum ki, Engin Bağbars isminde bir şahsa cephane, silah vererek birtakım insanlara suikast planladığım. Adı geçen şahıs bu ifadeleri ret etmekte ise de aynı konu bana Danıştay saldırısından sonra gözetime alındığımda da sorulmuştu. Soruşturma gizliliğini yok sayanlar bugüne kadar hiç sorgulanmadı. Sahte evrakların basına sızdırılması ve iddianame eklerinde yer alması hiç irdelenmedi. Çünkü Ergenekon savcılarının Danıştay dosyasına beni veya Danıştay davasının tüm sanıklara şamil bir davaya dönüştürülmesi tertibin büyüklüğünü anlamaya yetiyordu. Müteakip günlerde menfur Danıştay saldırısı ile bizlerin olmayan irtibatımız tesis edilemediğinden Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi nihai kararını verdi. Gerekçesinde ise Ergenekon soruşturması ile bir bağlantı kurulamadığı ifade edildi. Gerek basının bir bölümü gerekse iddianame savcıları Danıştay saldırısının ne amaçla işlendiği mahkeme kararı ile tescil edilmişken bunu ters yüz etmek için yoğun çaba sarf ediyorlardı. Adalet bakanı ise 11. Ağır Ceza Mahkemesinin nihai kararından duyduğu rahatsızlığı bunun bir de Yargıtay süreci var demek suretiyle açıklıyordu. Bütün bu gelişmeler ne kadar zor bir sürece girdiğimi bana öğretiyordu. Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi basında aleyhime çıkan onlarca haber ve savcıların 500 sayfalık klasörüne niçin itibar etmemişti? Çünkü o yargıç peygamber postunun üzerinde oturduğunun bilinciyle altürist davranarak, kılı kırk yararak o dosya muhteviyatı ve basında çıkan haberlerin gerçek olup olmadığını araştırmıştı. En önemlisi de Cumhuriyet gazetesine atılan el bombaları M204A2MKE173-9-85 Ümraniye’de ele geçirilen el bombaları M204A2MKE169-5-85 kafile nolarının yani rakamlarının birbirinden farklı olduğunu kavramıştı. Hakkımızda tanzim edilen iddianamenin şube müdürlüğünce hazırlanarak önünüze getirildiğinden haberiniz var mı Sayın Başkanım? Yok ise iddianame 89 ve 1046. sayfalara bakmanız yeterli olacaktır. Hatırlarsanız o şube kovuşturma döneminde mahkemenizden habersiz Ataşehir’de soruşturmalar yapıyor, aynen iddianame formatında tutanaklar hazırlıyor hiçbir maddi delil ileri süremeden olsa olsa metodu ile bizleri şaibe altına sokuyor hatta kesin hüküm içeren ifadeler ile de suçluyordu. İddianame kabul edilmeden iddia makamına şu sorular sorulabilseydi; Savcı Bey Muzaffer Tekin emniyet ifadesinde ben bu kadar miktarda el bombasının çöplükten bulunduğuna inanmıyorum, düşünmüyorum demesine rağmen siz iddianamenizde bunu tamamen ters yüz ederek çöplükten toplamış olabileceğini beyan etmesi üzerine olarak yazıyorsunuz. Bu çarpıtma maksatlı olarak yapılmış medya bu konuyu istismar ederek benim bombaların sahibi olduğu iddia edilen kişi ile irtibatlandırılmam için Muzaffer Tekin çöplükteki bombalardan haberdardı gibi mesnetsizce yayınlar yapılmıştır. Amaç yargılı… yargıyı etkilemekti. Anlaşılıyor ki bunda da başarılı olmuşlar.”

Mahkeme Başkanı: "Muzaffer Bey süreniz dolmak üzere toparlayın.”

Sanık Muzaffer Tekin: “Başkanım nasıl anlamıyorum ben okuyorum orada 17 dakika.”

Mahkeme Başkanı: "Biraz tolerans, tolerans.”

Sanık Muzaffer Tekin: “Koğuşta okuyorum, 17 dakika bir 5 dakika 10 dakika müsaade edin.”

Mahkeme Başkanı: "Buyurun, buyurun tolerans payı olacak zaten buyurun. Devam edin.”



Sanık Muzaffer Tekin: “Ya bitsin bugün şu. İddianamenizin birçok yerinde Muzaffer Tekin’de Ergenekon lobi belgesi bazen de sadece lobi dokümanının bulunduğunu ifade ediyorsunuz. Son kararınız lobi dokümanının bulunduğudur. Bunun hangisi doğru? Lütfen bulduğunuz, ele geçirdiğiniz dokümanları, belgeleri önümüze koyar mısınız o zaman önünüze kuvvetle muhtemel ya bilgisayarım veya hard diski konacaktı. Lakin her bilgisayar kullanıcısının bilgisayarında alo ihbar org adlı web sitesinde bu çok gizli örgüt manifestosu olduğu iddia edilen yazımın 12.7.2006 tarihinden itibaren var olduğunu da yeterince dava dosyasını tetkik ettiğinizde göreceksiniz. Çünkü MİT 9.5.2008 tarihinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığını bu konuda aydınlatmış, o bilgi yazısında da bu siteyi o dönemde 18.000 kişinin takip ettiği ortaya çıkmıştır. Bu bilgilere iddianame hazırlanmadan ulaşıldığı göz önüne alınır ise ve iddianamenin birçok yerinde benim örgüt lideri yapılmam konusunda bu belge aleyhime delil olarak kullanılmış ise hem o belgeleri aleyhime kullananlar bugünde bu gerçekleri görmezden gelenlerin ne kadar adil ve iyi niyetli olduklarını kendi vicdanlarına havale ediyorum. 16 nolu CD ile ilgili yetkili makamlarca yapılan yazışmalar sonucu bu CD’nin hiçbir önem arz etmediği gerçeğine ulaşacak bunun bu iddianamede ne işi var diyecektiniz. Savcılar iddianamelerinde Ümraniye’de ele geçirilen el bombaları ile Cumhuriyet gazetesine atılan el bombaları aynı kafile nodan diyerek hakkımızda kuvvetli suç şüphesi oluşturmuşlardır. Sizler her 2 bomba arasındaki rakamsal farkı tespit edip bunu da savcıların önüne koymuş olabilseydiniz o zaman benim hak ve hukukumda korunma altına alınmış olacaktı. Savcılarımıza şu soruyu sormanızı da beklerdim. Muzaffer Tekin ve Vatansever Kuvvetler Güç Birliği hareketinin kurucusu olduğunu iddia ediyorsunuz. İddianame sayfa 115. Halbuki yine iddianamenizin 177. sayfasında derneğin 15.11.2005 tarihinde kurulduğunu, kurucuların emekli General Hasan Kundakçı, Taner Ünal, Levent Gürkan ve diğer şahısların olduğu dernek başkanının da Taner Ünal olduğunu söylüyorsunuz. Bunu nasıl izah edeceksiniz dediğinizde şubenin hazırladığı bu saçma sapan metinlere onlarda bir açıklama getiremeyeceklerdi. Sizler bu gerçekleri hakim sorumluluğu ile ortaya çıkardığınızda kimse beni örgüt kurmak ve yönetmek iddiası ile suçlayamayacaktı. Çünkü hiçbir sivil toplum örgütüyle bırakınız yasadışı yasal bir bağım olmadığını da çözmüş olacaktınız. Şube müdürlüğünce hazırlanan iddianamede Muzaffer Tekin, Alparslan Arslan ile sıkı ilişkide ifadesini de sorgulamanızı isterdim. Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinin menfur saldırı ile ilgili şahsımı irtibatlandırabilecek en küçük bir delil, bir yana emare bile tespit edememiş iken hiçbir somut bilgi, belge, delil olmadan bu ifade ile mi hakkımda kuvvetli suç şüphesi tesis ediliyordu? Üstelik bir insan ile sıkı ilişkide olmak o insanın işlediği suça iştirak anlamına mı gelir? Telefon kayıtlarım Alparslan Arslan ile ne derecede ilişki içinde olduğumu açıklamaya yeter. Bu da gerçek failleri gizlemek için yüzlerce telefon irtibatı olan insanları aklamak adına şube kontrolündeki bir dezenformasyondur. Bunları engellemek de mahkemenizin görev ve sorumluluğu idi. Talip Doğan Karlıbel’in müfteri olduğu KOM daire başkanlığından gelen 12.9.2007 tarihli ayrıca Emniyet Genel Müdürlüğünün sayı B051EGM0090503İHB16909-164127-111510 tarih 24.6.2008 bilgi talebi konulu evrakı ile tescil edilmiş olup kendisinin de ajan olduğu belgelenmiştir. Belge diye iddianame eklerine konan sahte konuşma metinlerini kendisinin imal ettiğini de Alman kriminal direktör Will Numan’ın da imzalarını sahte olarak kendisinin attığını mahkemenize belgelendirdim. Hem yalancı hem sahteci hem de müfteri. Şube müdürlüğü ve savcılar daha iddianame hazırlanmadan resmi yazışmalar ile bu gerçeğe ulaşmalarına rağmen niçin bu uydurukları iddianame eklerine koydular? Sizler iddianame önünüze geldiğinizde bu gerçekleri görme imkanınız olsaydı herhalde bunun gereğini yapardınız. Çok az kaldı bitiriyorum Başkanım. Engin Bağbars adlı şahıs hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığında görevli CMK 250 madde ile yetkili Savcı Nazmi Okumuş 15.11.2006 tarihinde şahsın beyanlarının abartılı ve ciddi bulunmaması nedeniyle yapılan araştırmalar neticesinde olayların somut ve müşahhas bilgi ve belgelere dayanmadığı belirtildiğinden CMK 172/1 maddesi gereğince olayların takibine mahal olmadığı gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiş iken şubece hazırlanan bu iddianamede bu insanın deli saçması iddiaları, yalanları, hayalleri yer almıştır. Yukarıdaki kararın iddianame hazırlanmadan yaklaşık 2 yıl önce verildiği göz önüne alındığında bu iddianameyi hazırlayanların iyi niyetli olduklarını nasıl düşünebilirsiniz? Örgüt üyesi veya yöneticisi yapılabilmem için kod ad Zafer iddianamenin birçok yerinde sıkça tekrarlanmıştır. Savcıların bu çok ciddi suçlamasının maddi bir deliline dava dosyasında ulaştınız mı? Halbuki ben bunu onlarca belge ile çürüttüm. Siz hukukçular için insan hayatı ve özgürlüğünün hiçbir anlamı yok mudur? Ben Tekirdağ cezaevinde iken şube müdürlüğü savcılara yurtiçi ve yurtdışı seyahatler yaptığıma dair belgeler sunmuşlar. Savcılarda güven duygularından olsa gerek bunları araştırma gereği bile duymadan iddianame eklerine koymuşlar. Siz bu trajikomik belgeleri tetkik ederken herhalde fark edebilseydiniz yeter artık pes bu kadarda olmaz diyebilirdiniz. Bu da benim nasıl bir kurgu ve tuzak ile sanık yapılabilmem konusunda mahkemenize fikir verebilirdi. Bu kadar maddi hata ve kasıt ile mahkemenize sunulan bu iddianameyi okuyarak, inceleyerek kabul etti iseniz bugünde adil yargılanma konusunda lehimize hiçbir gelişme olmamasının mantığını zor da olsa anlayabiliyorum. Fakat bu iddianameyi yeterince incelemeden kabul edip de bugün yanlıştan, hatadan geriye dönmemek de ısrar etmenizin vicdani ve hukuki sorumluluğunun da çok ağır olduğunu sizlere hatırlatmak isterim. Unutmamak gerekir ki yargı, hukuk, mahkeme ve adalet insanlar içindir. Ayrıca yargıçların nasıl yargılıyorlarsa öylede yargılanacaklarını kutsal kitaplar bildirmektedir. Beni sabırla dinlediğiniz için saygılarımı sunarım.”

Mahkeme Başkanı: "Buyurun efendim.”

Beyanların alınması sırasında bir kısım sanıklar müdafilerinden Av. Kenan Aşık ve Av. Yunus Akçay’ın geldikleri görüldü.

Huzurdaki yerlerine alındı.



Sanık Fikret Emek söz istedi verildi: “Sayın Başkanım, Sayın Mahkeme Heyeti; mahkemenize verdiğim 04.08.2011 tarihli dilekçemdeki talebime istinaden ekte sunduğum size arz edeceğim İstanbul Emniyet Müdürlüğü tarafından 12.09.2011 tarihli yazı gönderilmiştir. Yazının ekinde kaçakçılık ve organize suçlarla mücadele daire başkanlığının 25.09.2008 tarihli yazısında güvenilir bir kaynaktan edinilen bilgiler olarak 2 sayfalık bilgi notu bulunmaktadır. Bilgi notunda Gürbüz Çapan’ın Ergenekon operasyonunda tutuklu bulunan Binbaşı Fikret Emek’e para yardımı yaptığı ve Fikret Emek ile irtibatı Barbaros isimli bir şahsın sağladığı belirtilmektedir. Öncelikle bu bilginin tamamen asılsız olduğundan dolayı kesinlikle kabul etmiyorum. 04.08.2011 tarihli dilekçemde de belirttiğim gibi Gürbüz Çapan ve Barbaros isimli şahısları kesinlikle tanımıyorum ve bu şahıslarla da hiçbir şekilde ve hiçbir konuda irtibatım olmamıştır. Bu şahısların isimleri, kartvizitleri ve telefon numaraları bende bulunmamaktadır. Ek klasörlerdeki telefon rehberimde de isim ve telefon numaraları kayıtlı olmadığı gibi TİB’den gönderilen kayıtlarda da hiçbir telefon irtibatımızın olmadığı açıkça görülmektedir. Bu husus Gürbüz Çapan’a da emniyet ifadesinde ve mahkemenizdeki çapraz sorgusu esnasında Sayın Üye Hakim Sedat Sami Haşıloğlu tarafından sorulmuştur. Gürbüz Çapan ifade ve beyanlarında iddianın asılsız olduğunu, şahsımı ve Barbaros isimli şahsı tanımadığını da beyan etmiştir. Ben 25 Haziran 2007 tarihinde gözaltına alındım ve akabinde tutuklandım. Haber kaynağı şahsımla ilgili Gürbüz Çapan Ergenekon operasyonunda tutuklu bulunan Binbaşı Fikret Emek’e para yardımı yaptığı şeklinde belirtilen ifadeden ve bilgi notunun 25.09.2008 tarihinde İstanbul Emniyet Müdürlüğüne gönderildiğinden dolayı şahsım tutuklu iken hakkımda bilgi verdiği anlaşılmaktadır. Haber kaynağı şahsımdan binbaşı olarak bahsetmesinden de anlaşılacağı üzere beni görevde olan bir subay olarak lanse etmektedir. Oysa ben 2004 yılında emekli olduktan sonra asker sıfatım sona vermiştir. O tarihten itibaren de normal bir vatandaş olarak yaşıyor ve ticaretle uğraşıyordum. Bu durum haber kaynağının şahsımı tanımadığını ve hakkımdaki beyanlarının doğru olmadığını açıkça göstermektedir. Ayrıca sözde Gürbüz Çapan ve Barbaros isimli şahıslar ile ne zaman, nerede, kimler vasıtasıyla tanıştığımız ve görüştüğümüz Gürbüz Çapan’ın şahsıma ne maksatla ve ne kadar para yardımı yaptığı Barbaros isimli şahsın soyadının ne olduğu, ne iş yaptığı ve Gürbüz Çapan ile irtibatımızı nasıl sağladığı hususlarında hiçbir bilgi verilmemiştir. Somut bilgilere dayanmayan şahsımın hangi ticari konularla uğraştığımı ve hatta emekli bir asker olduğumu dahi bilmeyen haber kaynağının beyanlarından da anlaşılacağı üzere bu şahsın asla güvenilir bir kaynak olmadığı kasıtlı olarak iftira attığı ortadadır. İddia edilen örgütün kesinlikle üyesi olmadığım halde çamur at izi kalsın mantığı ile iftiralarla dolu bilgilerle şahsımı görülmekte olan davaya monte etmeye çalışan davayı yönlendirmek karıştırmak gayeleriyle iftira atan kişi veya kişiler olduğu bir kez daha inkar edilemeyecek bir gerçek olarak ortaya çıkmıştır. Bu nedenle şahsıma iftira atan kişi veya kişilerle ilişki ve bağlarının ortaya çıkarılması gayesiyle bir ipucu niteliğinde olan bu haber kaynağı bulunmalıdır. Çeşitli kaynak ve araçlar vasıtasıyla temin edilen ve somut bilgilere dayanmayan istihbari nitelikli bilgiler hukuki bir delil olarak kullanılamaz. Ancak geçmiş dönemlerde yetkililerin güvenilirliğini kazandığı anlaşılan haber kaynağının artık güvenilmez olduğunun ve bu yalan bilgiyi ne maksatla, kim veya kimlerden elde ettiğinin ortaya çıkarılması gayesi ile mahkemenizden talebim Ankara Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Dairesi Başkanlığına bir yazı ile haber kaynağının bulunarak mahkemeniz huzurunda dinlenmesine karar verilmesini talep ediyorum, arz ederim.”

Mahkeme Başkanı: "Buyurun.”

Sanık Aykut Metin Şükre daha önce tespit edilen kimliği tahtında huzura alındı.

12.12.2011 tarihli oturumda kendisine verilen ek savunma uyarınca ek savunması soruldu.

Mahkeme Başkanı: "Buyurun.”

Sanık Aykut Metin Şükre: “Başkanım ben 26 Haziran 2006 tarihinde terörle mücadele şube müdürlüğünce görevli polisler tarafından gözaltına alındım. Bu tarihte Alparslan Arslan’ın benim ve Süleyman Esen hakkında ve Salih Kurter hakkında verdiği ifadeler doğrultusunda gözaltına alındım ve gözaltına alındığım andan itibaren kendimle alakalı bildiğim, ettiğim her şeyi en ince ayrıntısına kadar anlattım. Bununla alakalı benim ifadelerimden Kenan Özay tutuklandı ve Kenan Özay’da benim söylediklerimi doğrular nite… doğruladı. Onunla alakalı da Kenan Özay’da cezaevine alındı. Ben Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinde Alparslan Arslan terör örgütünün varlığını bilerek ve isteyerekten yargılandım ve 20 ay tutuklu kaldım. Karar duruşmasında beraat ettim ve dışarı çıktım, tahliye oldum. Silahlarla alakalı da Üsküdar 5 Asliyede yargılandım ve 2 yıl ceza aldım. Benim söylediklerimle 2006 yılından ve bugüne kadar sizin huzurunuzda da bana sorduğunuz sorularda da ve bugüne kadar hiçbir çelişki, hiçbir sapma, hiçbir şey yoktur. Ne sorduysanız bildiğim şekilde en ince ayrıntısına kadar anlattım. Bana Alparslan Arslan’ın terör örgütü veya böyle bir şey yapacağıyla alakalı sorular sorulduğu zamanda aynısını söylemiştim. Yine aynısını söylüyorum. Böyle bir şey yapacağını bilmiyordum. Bilseydim zaten böyle bir şeyin içinde olmazdım. Diğer arkadaşların ilk ifadelerinde söyledikleriyle, burada verdikleri arasında 180 derece farklar var. Ben dışarıda kaldığım 4 sene boyunca hiçbiriyle kesinlikle ne telefonla ne yan yana gelip hiçbir şey konuşmadım. Burada sizin huzurunuza çıktığımız zamanda böyle ifade yapalım, şöyle yapalım böyle bir kelimelerde konuşmadım. Bildiğim ettiğim her şeyin ince en ince ayrıntısına kadar anlattım. Benim söylediklerimin hiçbir şekilde sapma veya herhangi bir şey yoktur. En son verilen Pazartesi günkü ifadelerde de benim söylediklerimin doğru olduğu anlaşılmıştır. Benim bir daha haklı çıktığım gözükmüştür. Bu yüzden sebep tahliyemi talep ediyorum sizden efendim.”

Sanık Aykut Metin Şükre müdafiinden ek savunmaya ilişkin beyanı soruldu.

Mahkeme Başkanı: "Buyurun.”

Sanık Aykut Metin Şükre müdafi Av. Mehmet Taşdelen: “Şimdi Değerli mahkeme heyetine saygılar sunarak sözlerime başlamak istiyorum ama mümkün olduğu kadar kısa tutmaya çalışacağım yani bu arada tahliyesini de talep edeceğim.”

Mahkeme Başkanı: "Buyurun.”



Sanık Aykut Metin Şükre müdafi Av. Mehmet Taşdelen: “Şöyle bir şey var. Benim belirtmek istediğim şu ben Alparslan’ı 10 yıla yakın tanıyan bir adamım. Burada bildiğim her şeyi anlattım bende. Bende anlattım yani bir tanık gibi sizi size yardımcı olması anlamında Sayın savcılara yardımcı olması anlamında her şeyi anlattım. Her şeyi anlattık, bildiğimiz her şeyi anlattık. İlk Alparslan Arslan’ın 18 Mayıs Zaman gazetesine bakın Alparslan’ın yakın arkadaşı Avukat Mehmet Taşdelen bu işi başörtüsü için yapmamıştır arkasında başka bir şey vardır diyen adam benim Türkiye’de. Herkes Alparslan’ın arkadaşı olmaktan ya Alparslan’a selam veren insanlar korkarken, endişe ederken adımız geçmesin bu işlerde diye korkarken çıkıp söyleyen insanlardan birisi benim. Yani başka bir şey vardır. Burada da dedim ben buraya gelince de araştıralım dedim. Yine araştıralım. Kimi şüpheli görüyorsanız bende dahil, bende dahil kimi şüpheli görüyorsanız hiçbir önyargıya kapılmadan Sayın hakimler araştıralım. Bu işi bulalım. Bizde elimizden gelen yardımı yapalım. Ama buraya geldi bakın onlarca tanık geldi Alparslan’ı tanıyan. Ev arkadaşı geldi, iş arkadaşı geldi, okul arkadaşı geldi, bir tanesi demedi ki Alparslan bir faaliyetin içindeydi. Gittiği yerler belli Alparslan’ın son dönem. Ben Ankara’da 11. Ağır Ceza Mahkemesinde savunma yaparken o güne kadar gördüklerimi dedim ki bu Salih Kurter’in evine süsleme yapmak için gitmiş. Yani Alparslan Arslan, Salih Kurter’in evine planlı gitmiş, yaptığı eylemi böyle bir şeye yormak için gitmiş dedim ben. Ha bugün kanaatimi sorsanız belki başka bir yere başka bir şey başka bir kanaatte olabilirim. Ama Alparslan Arslan’ın terör örgütü üyesi olarak hele bu Ergenekon gizli terör örgütü diyoruz. Aykut’un bilmesine imkan yok. Aykut’un bilmesine imkan yok. Şimdi burada çelişki var diyoruz. Tabi yani tutuklanmadan sonra bende orada sordum işte şuradan geçerken niye hatırlamıyorsunuz. Şimdi Selçuk Özkan tedavi görmüş Sayın Başkanım. Ne tedavisi görmüş? Uyuşturucu kullanıyormuş kokain ailesi bunu (1 kelime anlaşılmadı) yatırmış ve şu beyne elektrik verilen ve geçmişini unutturan bir tedavi görmüş işte aileme söyleyeceğim raporlarımı götürece… öbür Erkan Ayyıldız 2005’in sonuna doğru kokainden 48 kiloya düşmüş işleri bozulmuş ailesi almış götürmüş. Hakeza Kenan’da uyuşturucu kullanıyor, hatırlayamıyor. Şimdi bana dedi ki ben hatırladığım kadarıyla gazetede silahı aldığım adamın haberi çıkmıştı ben mahkemeye sundum. Fotoğrafını görsem hatırladım diyor. Yani Kenan’ın silah aldığı adam 10 tane mi, 15 tane mi Glock ile yakalanmış işte 2007 yılı arada söylediği şey ve ben onu yazılı olarak dilekçe olarak size vermiş önünüzde bir dilekçe var. Ben fotoğrafından teşhis edebilirim ismini hatırlayamıyorum. Yani hatırlayamadıkları şeyler kasıtlı, bilinçli mahkemenin işini zorlaştırmaya yönelik değil. Ha bende hatırlayamıyorum. Sayın yargıcınız Sedat Bey sordular Aykut’a işte benimle bir gün 7 kere görüşmüş ben hatırlamıyorum hangi gün benimle 7 kere görüşmüş, ne görüşmüşüz. Bende hatırlayamıyorum. Olayın olduğu gün neler yaptığımı da tam olarak hatırlayamıyorum. Önemli bir olay. Sizde hatırlayamazsınız. 2. bir şey var Aykut’a şöyle bir suçlama yapabiliriz. Haklı da gözükebiliriz. Sen bu olay olduktan sonra bu kadar önemli bir olayda silahları verdiğini niye gidip emniyet mensuplarına söylemedin teslim olmadın diyebiliriz. Ama bir empati yapın. Gencecik bir çocuk evlenmek istiyor nitekim evlendi ben istedim kızı. Kayınpederi kayınvalidesi orada oturuyor. Ben istedim, nikah şahidi ben oldum. Aykut alındığı dakika hüngür hüngür ağlayarak ifade veriyor. Yani arabada veriyor böyle böyle oldu diyor. Ben Ankara emniyetinde Aykut’a nasıl davrandıklarını gördüm polislerin. Aykut samimi olarak ne yaptıysa anlatmış. Anlattıklarını daha sonra ifadelerini değiştiren Selçuk Özkan ve Kenan Özay tasdik etmişler değişikliği. Ha para rakamını hatırlamıyorlar. Şimdi Sayın Sedat Bey Hakimimiz, Alparslan’ın 1.500 liraya tanesi Alparslan, Danıştay’da yani olaydan kaç ay sonra yargılama olduysa mahkeme orada 3.000 liradan aldım dedi silahları üçer bin liradan aldım dedi. Yani velev ki bir şey daha söyleyeyim size ben şimdi elimizde şuanda hukuki bir realite var yani ceza yargılamasının sonunda çıkacak bir realite var. Diyelim ki; Kenan Özay 5.400 lira dedi, Aykut’ta gitti 7.000 lira dedi 6.800 lira para aldı ve işte aradaki parayı kazandı. Silah ticareti mi olur bu? Yani bunu çok defa yaparsanız bundan bir gelir elde edersiniz münferiden olmazsa silah ticareti olabilir velev ki silah ticaretinden kanaat getirdiniz Aykut’a ceza vereceksiniz. Aykut Üsküdar 5 Asliye Ceza Mahkemesinde 2 yıl ceza aldı. Neden aldı? 13/1’den aldı ve Sayın Savcı aleyhe temyiz yapmadı. Silah ticareti de deseniz örgüte silah sağlama da desiniz suç vasfı değişse de Aykut’a verilecek ceza 2 yıl en fazla Sayın yargıcım 20 yıl, 20 ay ceza yattı. Ha tutuklamanızdan buradaki tutuklamadan hayırlı bir sonuç doğdu. Nedir Kenan’ın aklı biraz daha başına geldi efendim ben aldığım adamı teşhis edebilirim diyor. Aldığım adamı teşhis edebilirim diyor. Demin söylediğim gibi Aykut bildiği her şeyi anlattı bir tek kabahati gidip teslim olmamak o da kendi siz kendi Aykut’un yerine koyun hiç kimsenin benim adım böyle bir olayda geçmesin dediği bir ortamda, Türkiye’nin ayağa kalktığı bir ortamda ben nasıl bir işe bulaştım dediği bir anda evlenmek isteyen, çoluk çocuk sahibi olmak isteyen Aykut gidip teslim olamadı. Ha ve o arada gördüğünde de 2 arkadaşını ben alındığımda her şeyi söylerim sizde söyleyin diye söylüyor. Ben alındığımda ben her şeyi anlatırım, sizde kimden aldığınızı anlatın arkadaşım diyor. Ama gözü, gözü yemiyor korkuyor. Herkes korktu. Üsküdar’da Alparslan’ın selam verdiği herkes korktu, endişe etti benim adım bu olayda geçmesin diye. Benim zaman muhabirine söylediklerimden sonra Sayın Başkanım, STV’den beni aradı muhabirler. Seninle haber yapmak istiyoruz dediler. Ya ben çıkmamak için elimden geleni yaptım. Niye böyle bir olayda adım geçsin? Ya Alparslan’ı tanıdığım güne lanet ediyorum ben. Alparslan Arslan’ı tanıdığım güne lanet ediyorum ben. Üsküdar’daki herkeste ediyor. Ha şu kadar adamlık varsa kendisinde çıkar anlatır keşke burada olsa da şimdi duysaydı söylediklerimi. Şu kadar adamlığı varsa şu kadar, çıksın ne için yaptığını anlatsın. Ben artık yüzde burada savunma yaparken dedim ki, yüzde 5, 10 bunu başörtüsü için yapmış olabilir ama artık buna da inanmıyorum. Başörtüsü için yaptıysa Allah rızası için yaptıysa arkasında durursun. Yani öyle diyor ya Allah rızası için yaptım ben diyor ya. Buraya gelirsin, bu hallere düşmezsin. Bu hallere düşmezsin. Sen bu hallere düşüyorsan, kafayı yedi numaraları çekiyorsan senin arkanda birileri var. Birileri var kim yaptırdıysa çık adam gibi söyle kim varsa söyle. Şu kadar adamlığı varsa söyler. Ben, ben adam gibi bir adam zannediyordum bu hadiseleri yapana kadar. Şimdi hukuki durumunu gözeterek daha önce biliyorsunuz Ankara’da tahliye oldu. Değişen bir şey yok, buraya gelen bütün tanıklar gibi Aykut’ta Alparslan’ın hangi işlerin içinde olduğu, hangi planların içinde olduğu, hangi eylemlerin içinde olduğunu bilmiyor. Bilmeyerek bir boşluk anı işte hasbelkader Selçuk ile karşılaşmasa Alparslan’a böyle bir silah almasında şeyi olmayacak, fonksiyonu olmayacak. Alan taraftayız biz, satan tarafta değiliz ki. Alan taraf. Alanı şimdi açıklıyor arkadaş. Diyor ki getirsinler ben teşhis ederim, dilekçeme yazdım diyor. Alan taraftayız Başkanım 13/1, cezası belli. Cezası 1 yıldan 3 yıla. Yani hiç mi iyi hali yok? Ne zaman arandıysa geldi, duruşmalara katıldı, bildiklerini söyledi, kendi aleyhine olabilecek şeyleri de söyledi. Bakın alp… eğer Aykut Ankara terörle mücadelede ben Alparslan’ın dediklerini reddediyorum, kabul etmiyorum deseydi hakkında takipsizlik kararı verilirdi. Süleyman Esen’in de hakkında takipsizlik kararı verilirdi. Şeyinde takipsizlik kararı. Çünkü hakim şey ya… gerekçe yazıyor orda diyor ki biz bu ifadeleri Alparslan’ın bu ifadelerini Aykut Metin Şükre kabul ettiği için inanarak ceza veriyoruz diyor. Kabul etmese üçü de takipsizliğe giderdi. Şimdi kabul ederek en azından silahları kimin sattığına doğru bir yol açılmış oldu. Bütün bunları, bunlar gözetilerek ben tahliyesine karar verilmesini talep ediyorum.”

Mahkeme Başkanı: "Buyurun. Sanıklardan beyanda bulunacak yok.”

Sanık Aykut Metin Şükre’den yeniden soruldu.

Mahkeme Başkanı: "Müdafiinin beyanına katılıyor musun bir diyeceğiniz var mı?”

Sanık Aykut Metin Şükre: “Avukatımın beyanlarına katılıyorum. Tahliyemi talep ediyorum.”

Mahkeme Başkanı: "Buyurun. Avukat Hanım. Avukat Hanım sizden başlayacak.”

Sanık Veli Küçük müdafii Av. Zeynep Küçük: “Onlarda süre istemişti. Beyefendinin acelesi var galiba efendim.”

Mahkeme Başkanı: "Peki, buyurun, buyurun Avukat Bey buyurun, buyurun. Verin mikrofonu, yerinize geçin Avukat Bey.”

Sanık Bedirhan Şinal müdafii Av. Nursafa Pandar söz istedi verildi: “Tamam efendim. Bedirhan Şinal’ın müdafiiyim efendim.”

Mahkeme Başkanı: "Baro, barodan değil değil mi, Avukat Bey. Barodan mı?”

Sanık Bedirhan Şinal müdafii Av. Nursafa Pandar: “Barodan efendim, evet Baro.”

Mahkeme Başkanı: "Tamam.”

Sanık Bedirhan Şinal müdafii Av. Nursafa Pandar : “Barodan.”

Mahkeme Başkanı: "Buyurun Avukat Bey.”

Sanık Bedirhan Şinal müdafii Av. Nursafa Pandar: “Efendim ben dosyayı dün aldım, geçen akşamda şöyle baktım. Şunu arz etmek istiyorum; ayrıntılı bir savunma yapamam ama bir şeyler arz edip bilhassa tahliye konusunda maruzatta bulunacağım. Şimdi efendim müvekkilim 3 yıl 8 ay 16 gündür tutukludur. Bir yanlış şey yapmadıysam. Ceza Muhakemesi Kanununun 102/2. maddesi ağır cezalarla ilgili 2 yıl diyor sonra 3 en son sınırı veriyor. Bizde 3 yıl neredeyse 4. yıl bitmek üzeredir efendim. Şimdi delillerde toplanmıştır, ayrıca kendisine, kendisiyle arkadaşlarımızdan savunma yapanlar Bedirhan için gayet lehine açıklamalarda bulunmuşlardır. Dolayısıyla 4 yıla yakın tutuklanmış kanun hükmü malum, deliller toplanmış ve arkadaşlarımızın kendisi hakkında söyledikleri beyanlar karşısında tahliye edilmesini istiyoruz. Ayrıca yurtdışı çıkma yasağı da konarak tahliyesinin uygun olacağını düşünüyorum. Daha sonraki şeylerde daha derin savunarak diğer şey için. Yani savunmayı doğru dürüst bir gecede olmadı hepsini okudum ama ancak yasal olarak 3 yıl 8 ay 16 günlük yasa gereğince tahliyesini talep ederim.”

Mahkeme Başkanı: "Buyurun.”

Sanık Veli Küçük müdafii Av. Zeynep Küçük söz istedi verildi: "Efendim geçen hafta yapılan duruşmalar sırasında size tarafıma iletilen bir mektubu bir üst yazıyla yollamıştım. Bu mektup Bedirhan Şinal tarafından tarafıma verildi bunu da zaten üst yazıda belirtmiştim. Ancak bu mektubun altında Bedirhan Şinal’a ait bir imza, isim yok ben iddia ediyorum bunu, bu bana Bedirhan Şinal tarafından verildi. İçinde de çok ciddi iddialar var. Şimdi bir yargılama sırasında eğer ben içinde birtakım avukatlardan bir tanesi içinde birtakım iddia ve ithamların bulunduğu bir mektubu birine ithafen bu bana onun tarafından verildi dendiğinde heyet tarafından ben şunu bekliyorum yapılmasını; kalk bakalım Bedirhan bu mektup sana mı ait, bunun içinde yazanları doğruluyor musun, sen mi yazdın, bu iddialarla ilgili bize söyleyeceğin bir şey var mı?”

Mahkeme Başkanı: “Efendim kendisi söyleyebilir konuşuyor sabahleyin beyanını aldık ben şu tarihte dilekçe vermiştim o beyanım doğrudur diyebilir. Yani mutlaka mahkeme heyeti sorması mı gerekiyor? Madem öyle bir dilekçe vermiş, o şekilde beyanda bulunabilir.”

Sanık Veli Küçük müdafii Av. Zeynep Küçük: “Efendim bu zamana kadar mahkemeniz tarafından yapıl...”

Mahkeme Başkanı: “Tamam. Efendim.”

Sanık Veli Küçük müdafii Av. Zeynep Küçük: “Efendim müsaade eder misiniz? Benim konuşmama müsaade eder misiniz?”

Mahkeme Başkanı: “Hayır hep mahkemeyi suçlayıcı, töhmet altında şeylerde buluyorsunuz efendim.”

Sanık Veli Küçük müdafii Av. Zeynep Küçük: “Efendim bu mektupta yazanları.”

Mahkeme Başkanı: “Talep edin, talep edin, soralım beyanını alalım.”

Sanık Veli Küçük müdafii Av. Zeynep Küçük: “Efendim, bu zamana kadar mahkememizin uygulaması ne yöndeydi?”

Mahkeme Başkanı: “Lütfen efendim, başka savunmalar alıyoruz, beyanlar alıyoruz, tanıkları dinliyoruz.”

Sanık Veli Küçük müdafii Av. Zeynep Küçük: “Efendim.”

Mahkeme Başkanı: “Buyurun devam edin.”

Sanık Veli Küçük müdafii Av. Zeynep Küçük: “Bedirhan Şinal. Sorabilir miyim?”

Mahkeme Başkanı: “Buyurun.”

Sanık Veli Küçük müdafii Av. Zeynep Küçük: “Bu mektup size mi ait?”

Mahkeme Başkanı: “Kalkın. Bedirhan Bey dilekçeniz şöyle başlıyor; Sayın Avukat Zeynep Hanım siz dün şahsımın Zekeriya Öz ile görüşmem hususunda müvekkilinizle ilgili yaşananları sormuştunuz, ben size cevap verdim. Ancak o anda toparlayamadığım atladığım bir hususu bilgilerinize arz etmek istedim. Böyle bilgilerin adaletin tecellisi ve gerçek olanların ortaya çıkması açısından önemli olduğu inancıyla alt tarafta Zekeriya Öz ve Edirne’de Sait Gök Başkomiserin dedikleri bir şey vardı. Zekeriya Bey şahsımla görüştüğü esnada müvekkil aleyhine bomba meselesi konusunda konuşurken şahsıma net olarak şahsıma oğlum İstanbul'da devlet benim, Veli Küçük bu Ergenekoncular vatan haini, terörist. Bunları geberene kadar (1 kelime anlaşılamadı) çıkmamak üzere içeri tıkalım diye beyanda bulunup, rahat ol hiçbir şey olmayacak deyip bana gücünü göstermek maksadıyla bu dosya sanıklarından Ali Kutlu’yu örnek göstererek bana o haini sırf bana diklendi diye tutuklattım demişti. Devam ediyor doğru mu bu dilekçeniz? Bu dilekçe size mi ait?”

Sanık Bedirhan Şinal: “Sayın Başkanım.”

Mahkeme Başkanı: "Sorduğum soruya cevap verin, bu dilekçe size mi ait?”

Sanık Bedirhan Şinal: “Evet dilekçenin kendi el yazımdır, dilekçenin tamamı bana aittir. Ben o gün şahsıma sorulan soruya cevap tam olarak o anda hatırlayamadım bu konuyla ilgili daha sonra sizden yani söz daha alamadığımdan hani azarlama tonunda bir karşılık verdiğinizden hep söz talep ettiğimde. Bende kendisine bu dilekçeyi sunarsam size sunar diye hani ben.”

Mahkeme Başkanı: "Ulaşacağını düşündünüz tamam.”

Sanık Bedirhan Şinal: “Ben bana aittir, ben kabul ediyorum, kendi el yazımladır.”

Mahkeme Başkanı: "Tamam, tamam buyurun oturun. Avukat hanım buyurun.”

Sanık Veli Küçük müdafii Av. Zeynep Küçük: “Efendim siz bu dilekçe hakkında bir işlem tesis etmeyi düşünüyor musunuz bilmiyorum. Ancak bu dilekçede soruşturma Savcısı Zekeriya Öz tarafından Bedirhan Şinal’a İstanbul’da devlet benim, Veli Küçük bu Ergenekoncular vatan haini, terörist, bunlar geberene kadar çıkmamak üzere içeri tıktım diye beyanda bulunduğu Bedirhan Şinal tarafından dile getirilmiştir. Yine aynı şekilde; bana gücünü göstermek maksadıyla bu dosya sanıklarından Ali Kutlu’yu örnek göstererek bana o haini sırf bana diklendi diye tutuklattım dediği Bedirhan Şinal tarafından ileri sürülmüştür. Aynı şekilde Sait isimli komiserin biz devletiz şöyle böyle deyip müvekkilinizi örnek vererek yani benim müvekkilimi geberene kadar çıkamayacaklar demiş. Yazıcı poliste kahkaha ve polis ilişkisinde babanıza ciddi anlam… Efendim şimdi ben size bu dilekçeyi sunuyorum, siz dosyanıza kaldırıyorsunuz. Bu bir dilekçenin gerçekten, hakikaten Bedirhan Şinal’dan gelip gelmediğini dahi araştırmıyorsunuz? Bu dilekçede yazılan beyanların Bedirhan Şinal’a ait olup olmadığını araştırmıyorsunuz efendim. Belki ben el yazımla yazdım bunu koydum, yazdım koydum. Burada birtakım iddialar var efendim. Bedirhan Şinal’ın hangi iddiasına itibar edileceği, hangi iddiasına itibar edilmeyeceği neye göre tespit ediliyor? Mahkemeniz Bedirhan Şinal’ın ya da burada beyanda bulunan diğer kişiler açısından söylüyorum. Hangi beyanına itibar edilir, hakkında işlem yapılır, hangi beyanına itibar edilmez klase edilir bu beyan sana ait mi dahi diye sorulmadan? Bu dilekçeyle ilgili işlem tesis edilmesini talep ediyorum efendim, bu dilekçenin dikkate alınmasını talep ediyorum efendim. Dün burada 17 nolu gizli tanık dinledik. Şimdi Ceza Muhakemesi Kanununda gizli tanığın güvenilirliğinin araştırılması diye bir şey var efendim. Heyet gizli.,.. tanıkların güvenilirliğini araştırıyor. Sorduğu sorularla bu gizli tanık doğru mu söylüyor, yanlış mı söylüyor diye bir testten geçirmesi gerekiyor. Yani ya gizli tanık olmuş bir sürü kişi hakkında bir sürü itham, iddia geldi gitti söyledi etti o onun o vatan haini, o Atatürk düşmanı, o bölücü, o Sivas katliamlarını yaptı parmağı var o bilmem ne dedi. Efendim ben Sayın mahkemeye Gizli Tanık 17’ye itibar etmesini ve burada 50, 60 kişinin resmini göstererek bu da geldi mi, bu da geldi mi, bu da geldi mi, bunu tanıyor musun, bunu gördün mü ve gizli tanığın beyanında gizli tanık olarak verdiği beyanda bulunmayan kişiler. Efendim sorduğunuz kişilerin çok büyük kısmı gizli tanığın tanık olarak verdiği beyanda ismi geçmeyen, bulunmayan kişiler. Ama o kadar muteber ki bu gizli tanık siz bundan önce bütün adı geçmiş kişileri tek tek, resim resim, tek tek, tek tek gösterdiniz.”

Mahkeme Başkanı: “Bakın, bakın Avukat Hanım mahkememizin.”

Sanık Veli Küçük müdafii Av. Zeynep Küçük: “Efendim.”

Mahkeme Başkanı: “Mahkememizin yargılama yetkisine karışıyorsunuz.”

Sanık Veli Küçük müdafii Av. Zeynep Küçük: “Efendim.”

Mahkeme Başkanı: “Bunlar bunlar mutat işlem sanıklara teşhis yaptırılır tanıklara sanıklar gösterilerek teşhis yaptırılır. Bunlar devamlı ceza mahkemelerinde yapılan mutat işlem ve olağanüstü bir durum değil. Dernekte 7 ay çalıştığını söylüyor, bu konuda bilgilerine başvurduk. Değerlendirmemiz daha sonra olacak, doğru söyleyip söylemediğini biz daha sonra değerlendireceğiz. Ama bu mutat işlemi çok büyük… büyüterek yani olağanüstü bir durummuş gibi izah etmeyin lütfen ve yargılama yetkimize karışmayın lütfen.”

Sanık Veli Küçük müdafii Av. Zeynep Küçük: “Benim süremi dikkate alıyorsunuz değil mi?”

Mahkeme Başkanı: “İlave ederiz efendim.”

Sanık Veli Küçük müdafii Av. Zeynep Küçük: “Tamam teşekkür ederim.”

Mahkeme Başkanı: “Adaletimizden emin olun. Buyurun.”

Sanık Veli Küçük müdafii Av. Zeynep Küçük: “Evet teşekkür ederim. Efendim gizli tanık orada gelen kişileri tanıyıp tanımadığını ya da anlattığı hususların doğru olup olmadığı hususunda eğer Sayın heyet veya Sayın savcılar tarafından test edici bir tek soru duymuş olsaydım bu söyledikleriniz benim için çok itibarlı olacaktı ben bunu söylemek istiyorum. Gerçekten bu adam doğru söylüyor mu, ben şu adamın tanıklığını bir test edeyim, bir sıkıştırayım bakalım ne… bir tane soru duymuş olsaydım gerçekten bu söylediklerinize çok büyük itibarım olacaktı. İsmet Reçber dosyası geldi bizim burada vakit efendim bizi, çok oyalanıyoruz. İsmet Reçber dosyasının Sayın mahkemenizle yani İstanbul 13 Ağır Ceza Mahkemesinin 2008/209 esas sayılı dosyasıyla birleştirilmesine ilişkin gerekçeli kararınızda bu dosya sanıklarından herhangi biriyle en ufak bir irtibat tesis edildi mi ya da İsmet Reçber’in bu şekildeki beyanları alınırken bu dosya sanıklarından herhangi birini herhangi bir şekilde tanıdığına ilişkin herhangi bir bulguya rastlanmadı. Adam ihbar mektubu diyor ki Gürbüz Çapan, siz birleştiriyorsunuz bize. Efendim ihbar mektubu diyor ki; İsmet Reçber, Gürbüz Çapan’ın adamı diyor. Bütün dosya Gürbüz Çapan irtibatı üzerine kurulu. Buradaki sanıklardan bir tanesinin bir irtibatı yok. Biz gelmişiz burada İsmet Reçber’in Gürbüz Çapan bağlantısıyla ilgili ihbar mektubuyla ilgili dosyayı yargılıyoruz. Efendim bu dosya bu Ergenekon silsilesinin çöplüğü mü?”

Mahkeme Başkanı: “Bakın Avukat Hanım bunlar yargılama yetkimizi ve takdir yetkimizi ilgilendiren konular.”

Sanık Veli Küçük müdafii Av. Zeynep Küçük: “Efendim, efendim benim.”

Mahkeme Başkanı: “Usulde CMK’da usul bellidir, birleştirme kararına karşı esas hükümle birlikte temyiz edebilirsiniz.”

Sanık Veli Küçük müdafii Av. Zeynep Küçük: “İşte mesele de bu maalesef.”

Mahkeme Başkanı: “Daha sonra Yargıtay bunları inceleyebilir.”

Sanık Veli Küçük müdafii Av. Zeynep Küçük: “Maalesef elimiz kolumuz o kadar bağlı ki. Esasa ilişkin kararla birlikte temyiz edebiliyoruz bunu. Bu itirazımızı 20 sene sonra yapabileceğiz.”

Mahkeme Başkanı: “Efendim usul böyle, CMK böyle.”

Sanık Veli Küçük müdafii Av. Zeynep Küçük: “Evet efendim. Biz ama burada günlerimizi hiç bağlantısı olmayan bir dosyadaki alakasız sanığı başka bir dosyayla bağlantı kurm… Bunu burada sorgularız, 20 sene sonra da bunu temyiz ederiz efendim. Efendim Danıştay dosyasını geldiğimiz aşama konusunda ben çok muallaktayım yani nasıl söyleyeyim size. Danıştay dosyasını 2 yıldır yargıladık, olduk olmadık apartman sakinlerini çağırdık, dinlenebilecek artık kalmadı herkesi dinledik sadece Gizli Tanık 9’u dinlemedik nedense onu dinlemedik, bir kararınız yok. Geçtik Ergenekon dosyasına döndük. Şimdi birden hop örgüt yargılamasına başladık. Efendim Danıştay dosyasının bizimle irtibatlı olup olmadığı hususunun araştırılması için Yargıtay’dan bozulmuş gelmiş. Danıştay dosyası sanıklarının bizimle herhangi bir irtibatı olmadığı hususu burada yaptığınız 2 senelik yargılamanın sonucunda çok açık ve asıl irtibatlarda çok açık bir şekilde ortaya çıktı. Benim sizden talebim; bu dosyaya bir şekil verin talep ediyorum bunu. Bakın sizin yetkinizde. Bu dosyanın biz Danıştay’ı mı yargılıyoruz, Danıştay dosyasını ne yapacağız, hükümle beraber mi temyiz edeceğiz Danıştay dosyası sanıkları burada bizimle otursun biz hükümle beraber. Yani biz önümüzü göremiyoruz efendim. Danıştay dosyasının bizimle irtibatsızlığı konusunda bu kadar delil ortaya koyulmuşken ve hala bu sanıklarla birlikte burada otururken bizim neyi yargıladığımız, nasıl devam edeceğimiz konusunda biz önümüzü göremiyoruz. Danıştay dosyasının burada yeri yok. Danıştay dosyasının burada yeri yok. Ayırın vakti geldi bizden ayırın, oyalamayın. Bu davayı bu sanıkları 2 yıl oyalandılar artık bu Danıştay dosyasıyla oyalamayın efendim. Artı; dün dinlenen gizli tanık beyanlarına ilişkin olarak ben yazı aldım ama mahkeme tarafından sorulmasını istiyorum. Strateji Güvenlik AŞ’ye müvekkilimin ortağı olduğu şirkete bir yazı yazılsın 2007 Mayıs ayı itibarıyla Ümraniye’de eski bir süpermarket binası olduğu iddia edilen Ümraniye’deki eski hipermarkette bir koruma işlevinin bulunup bulunmadığı hususu bu şirkete sorulsun efendim. Var mıymış böyle insanlar? Veli Küçük’ün ortağı olduğu şirket buranın korumasını yapıyor muymuş? Ayrıca Sayın mahkeme tarafından da sorulmasını talep ediyorum.”

Sanık Ergün Poyraz müdafii Av. Hasan Gürbüz söz istedi verildi: “Sayın Başkan Sayın Mahkemenin Değerli Üyeleri; Müvekkil Ergün Poyraz'ın huzurunuzdaki sorgu ve savunması 2008 yılı Kasım ayında yapıldı. 3 yıldan fazla bir zaman geçti şuan için ve tabi zaman geçince bazı şeyler unutuluyor. Müvekkilde sağlık sebepleriyle uzun bir süre duruşmalara katılamadı. Bizde biraz koptuk, takip edemedik. Tabi gözden ırak olan gönülden de ırak oluyor belki sizlerde unuttunuz. Müvekkilin iddianamede.”



Mahkeme Başkanı: “Efendim unutmayız. Unutulur mu?”

Sanık Ergün Poyraz müdafii Av. Hasan Gürbüz: “Şunun için devamı vardı Sayın Başkan müvekkilin iddianamede suçlandığı konular. Aradan zaman geçtiği için bunları kısaca hatırlatmak istiyorum. Şimdi şöyle diyor iddianamede müvekkilin hukuki durumunun değerlendirilmesi bölümünde; Ergenekon terör örgütünün talimatları doğrultusunda örgütün kendisine hedef olarak seçtiği Alman Vakıfları davası ve misyonerlik davalarına müdahil olarak katılıp, davaların Ergenekon terör örgütünün menfaatleri doğrultusunda sonuçlanması için girişimlerde bulunduğu. Şimdi Alman Vakıflarının Türkiye üzerinde birtakım zararları faaliyetlerde bulunduğuna ilişkin savcılık dava açmış, müvekkilde oraya müdahil olarak katılmış. İddianameyi hazırlayan Sayın savcılarımız bunun iddia edilen Ergenekon terör örgütünün talimatıyla olduğunu söylüyor. Hatırlarsanız çok yakın bir zamanda Sayın Başbakanda Alman Vakıflarının Türkiye üzerindeki zararlı faaliyetlerinden bahsetti. Şimdi iddianamedeki mantıkla bakınca Sayın Başbakanda mı iddia edilen örgütün talimatlarıyla hareket edip Alman Vakıflarına suçlamalarda bulunuyor? Ha bunu demagoji olsun diye söylemiyorum. Demek ki müvekkil Ergün Poyraz o dönemde Alman Vakıflarıyla ilgili davalara katılarak ülke yararına hayırlı bir iş yapmış, bunu hatırlatmak için söylüyorum. İddianameye de niye konulduğunu tabi anlamak mümkün değil. Şimdi devam ediyorum iddianameden; Ergün Poyraz'ın Ergenekon terör örgütünün üyesi olduğu, devletin güvenliği iç ve dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken bilgileri elde ettiği, Türk Silahlı Kuvvetlerine ait gizli bilgi ve belgeleri kitaplarında kullanmak suretiyle amacı dışında kullandığı. Yine iddia edilen örgütün talimatları doğrultusunda silahlı kuvvetlerine ait, silahlı kuvvetlere ait gizli bilgi ve belgeleri elde ettiği, kitaplarında kanunların açıklanmasını yasakladığı bu belgeleri yayınlamak suretiyle yasaklanan bilgileri açıklama suçunu da işlediği. Ergenekon terör örgütünün amaçları doğrultusunda kaos ortamı oluşturup darbeye zemin hazırlanması sürecine hazırladığı kitaplarla katıldığı. Çünkü kitaplarında devletin üst kademelerindeki seçilmiş yöneticileri Yahudi olmak veya Ermeni olmak gibi asılsız isnatlarla yıpratıp halkın gözünde hedef ve düşman haline getirmeye çalıştığı anlaşılmış olmakla şu şu maddelerden cezalandırılmasını istiyoruz diyor. Yani ana hatları itibarıyla diyor ki; Genelkurmaydan birtakım belgeler elde etmiş bunları da kitaplarında kullanmış diyor, iddianamede. Şimdi 2008 yılında 287. nolu bir klasörünüz var, eklerde. Bu 287 nolu klasör tamamıyla Ergün Poyraz'ın kitaplarının incelenmesine ait bir klasör. 2008 yılının Haziran ayında savcılık emniyete talimat vermiş Ergün Poyraz'ın 8 adet kitabını teslim etmiş emniyete. Bunlarla ilgili inceleme yapın demiş. Emniyette incelemiş bir rapor hazırlamış, savcılığa göndermiş 287 nolu klasörün tamamı buna ait. Şimdi iddianamede ne diyor; Genelkurmay Başkanlığından elde ettiği bilgileri kitaplarında kullanmış diyor ama rapor öyle demiyor. Bakın Cumhurbaşkanı ve Başbakanla ilgili kitaplar geçti okuyayım Musa’nın Çocukları isimli kitapta emniyetin raporundan okuyorum; Genelkurmay Başkanlığı, MİT, emniyet ve savcılık kanalıyla elde edilerek kullanılan herhangi bilgi ve belgeye rastlanılmamıştır. Musa’nın Gülü isimli kitapta; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, Dışişleri Bakanlığı İstihbarat ve Araştırma Genel Müdürlüğüne göndermiş olduğu Fethullah Gülen ve Milli Görüş Teşkilatı adlı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Ömer Faruk Eminağaoğlu imzalı resmi yazının bulunduğu. Yani gene MİT, Genelkurmay falan yok. Musa’nın Mücahidi isimli kitapta Genelkurmay Başkanlığı, MİT, emniyet ve savcılık kanalıyla elde edilerek kullanılan herhangi bir bilgi ve belgeye rastlanılmamıştır. Kitaplarda böyle bir şey yok. Emniyet söylüyor, savcılık araştırma yaptırtıyor ama aynı savcılık makamı iddianameye Ergün Poyraz'ın Genelkurmaydan elde ettiği bilgi ve belgeleri kullanarak bunları kitaplarında yazdığı ve ülkede kaos ortamı yaratmaya çalıştığını iddia ediyor. Yani iddianamedeki iddialar maddi delillerle uyuşmuyor Sayın Başkanım. Tabi aradan zaman geçtiği için bunlar unutuldu, ben bunları hatırlatmak istedim. Şimdi hal böyle olunca bu bilgilerin kullanıldığı suçlaması var. E o suçlama dayanaksız kalıyor. Yine bu halkı hükümete karşı kışkırtma iddiası bununda bir temeli yok. Kitaplarda bu rapora iyice inceledim, baktım hepsine tekrar. Ergün Poyraz'ın kitaplarında halkı hükümete karşı isyana teşvik edecek tek bir cümle bile yok Sayın Başkanım. Eğer olsaydı bu raporda onların hepsi ayrıntılı bir şekilde yer alırdı, buna hiç kuşku yok. Çünkü yani emniyetin bu konuda taraflı tarafsız davrandığını bir tarafa bırakıyorum olsa mutlaka bunu yazarlardı. E bu da olmadığına göre Sayın iddia makamı iddianamede böyle bir suçlamayı hangi maddi delile dayanarak yöneltiyor? Demek ki; müvekkilin bu suçlamadan da beraat edeceği görülüyor. Haa şimdi eğer müvekkilin kitap yazması, yazdığı kitaplarda iktidar sahiplerini, hükümet başkanını, hükümet üyelerini eleştirmesi suç ise, suç ise o ayrı bir mesele demokratik bir ülkede bir yazarın, bir gazetecinin, bir araştırmacı yazarın yazdığı kitapla gerek iktidar partisini gerek muhalefet partisini gerekse Türkiye’nin önde gelen siyasi şahsiyetlerini eleştirmesi demokrasinin bir gereğidir. Eğer o eleştiride eleştirinin dozu kaçmışsa, hakarete varmışsa ilgilisi zaten hem suç duyurusunda bulunuyor hem tazminat davası açıyor. Nitekim müvekkilin kitaplarıyla ilgili açılmış tazminat davaları var, hakaret yönünden yapılmış suç duyuruları var. Bunların bir kısmı kazanıldı bir kısmı kaybedilmiş bunlar belli sunduk mahkemeye de. Ama o iddianamede yüklenen isnat edilen hükümeti devirmeye, halkı isyan ettirmeye yönelik hiçbir cümle dahi yok kitaplarda, kitapların konusu da bunlar değil. Eleştiri var eleştiri ağırda olabilir e onun bedelini de tazminat olarak veya hakaret davasında öder. Ama bu şekilde dayanaksız, maddi delil olmayan, suçlamalarla huzurunuza getirip tam 4 buçuk aydır müvekkil tutukluluk hali devam ettiriliyor Sayın Başkanım. Şimdi gelelim örgüt üyeliği suçlamasına. Yaklaşık 5 yılı doldurdu bu soruşturma süreci doldurmak üzere, 5 yıldır soruşturma sürüyor. 3 yılı aşkın bir süredir de Sayın mahkemeniz tarafından kovuşturma sürdürülüyor. Pek çok delil toplandı şuana kadar. Ama iddia edilen örgütün varlığını ispatlamaya yeterli bana göre tabi Sayın mahkemenizin takdiri başka olabilir. İddia edilen örgütün varlığını ispatlayacak maddi bir delil ortaya çıkmadı hala iddia aşamasında. Şimdi bu şartlar altında gerek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kriteri gerekse iç hukukumuz açısından sorgusu yapılmış toplanabilecek ne kadar delil varsa toplanmış ve 4 buçuk yıldır tutuklu bulunan bir kişinin artık daha fazla tutukluluk halinin sürdürülmesinin bir faydası da kalmamıştır. Ha kitap yazmasından rahatsız olunuyorsa bu iddianamenin hazırlanmasından öyle anlıyorum. Cezaevinde de yazdı 3 tane kitap yazdı. Ona da engel değil tutukluluk hali. Sayın Başkan; yargılamanın geldiği aşama, toplanan deliller, müvekkil hakkında isnat edilen suçların maddi delilinin bulunmayışı hususları ve ilerde bu en ağır suç olan hükümete karşı halkı isyana teşvik suçundan beraat edeceği. Yine gizli belgeleri kullandığına ilişkin suçlamadan da beraat edeceği ve yine örgüt üyeliğine ilişkin suçlamanın yargı aşamalarından sonra belli olacağı böyle bir örgütün var olup olmadığı açısından söylüyorum ki müvekkilin tabi üyeliği gibi iddia edilen örgüte üyeliği gibi bir durumda söz konusu değil. Kaçacak bir tarafı da yok Sayın mahkemeniz kaçmayı önlemek için birtakım tedbirler almayı yurtdışına çıkış yasağı gibi bu tedbirleri de almaya muktedir. Tutuklu kaldığı süre ve yargılamanın geldiği aşama göz önüne alınarak müvekkilin bihakkın veya adli kontrol tedbirleri altında tahliye edilmesine karar verilmesini saygıyla arz ve talep ederim.”

Mahkeme Başkanı: “Buyurun.”



Sanık Sevgi Erenerol müdafii Av. Vural Ergül söz istedi verildi: "Sayın Başkan herhangi bir surette tahliye talebinde bulunmayacağım, süremin tamamını da kullanmayacağım kısaca bir talebim olacak onu ifade edeceğim. Burada bizler varlığını hiçbir surette bugüne değin hiçbir ilgilinin, yetkilinin ispatlayamadığı olmayan bir örgütü ispat noktasında daha fazla bir gayret sergilemeyi de çok anlamlı bulmuyoruz. Çünkü Ergenekon terör örgütünün olmadığını bizler burada kanıtladığımıza inanıyoruz ama savcılık makamı ya da bu soruşturmanın kolluğu ya da özel görevli medya bunu bir türlü delillendirip kanıtlayabilmiş değil. Benim buradaki esaslı gayretimin yegane sebebi emin olun ki şudur; ben Danıştay cinayetinde şehit verdiğimiz merhumun kanına bulaşan o tetikçilerin arkasındaki gücü ortaya koymak noktasında namus borcu bildiğim bu görev konusunda bir hukukçu olarak gayret gösteriyorum. Şimdi bakın o çerçevede anımsar mısınız? Ben 177. celsede burada bir sunum yapmıştım. Şimdi bir polemiğe girmek istemiyorum ama Üyeniz Sedat Sami Haşıloğlu hani avukatlar çalışmıyor diyor ya bakın; 1 Ekim 2009 tarihli oturumun 23 numaralı ara kararı gereği İstanbul Emniyet Müdürlüğüne bir müzekkere yazmışsınız, 10 klasör evrak gelmişti, o klasör üzerinde ne naip hakim marifetiyle ne de sizler herhangi bir çalışma yapmadınız, ne de savcılık makamı. Ama ben bir çalışma yaptım. O çalışmam sonrasında da gidip mahallinde bizzat keşif yaptım, Cumhuriyet’in güvenlik müdürüyle de görüştüm, civardaki kamera kayıtlarını da araştırdım. Anımsarsanız burada size 9 tane çok önemli bulduğum soruyu ifade etmiştim. Demiştim ki bu 9 soruya verilecek olan cevaplar Danıştay cinayetinin tıpkı Hrant Dink Cinayeti gibi kontrollü, bile isteye göz yumulan bir cinayet olduğunu ortaya koyacak demiştim. Anımsarsanız o günkü sunumumda da siz fevkalade ciddi surette notlar almıştınız ve nihayetinde hakikaten o talebim doğrultusunda bir müzekkere yazdınız emniyete. Yazdığınız müzekkereye emniyet cevap verdi. O 18 Mart 2011 tarihli 2011/157 değişik iş sayılı kararın 5-c maddesi gereğince benim sorularımı emniyete gönderdiniz, emniyetten yanıt istediniz. Emniyette 24 Mart 2011 tarihinde tebliğ aldı o yazıyı 2 ay sonra altında 10 gün ihtarı bulunmasına rağmen 2 ay sonra 22 Mayıs 2011 tarihinde cevap verdi. Emniyetin burada vereceği bir cevap yok, olamazda çünkü o sorular fevkalade somut, haklı, mantığın, aklın, vicdanın cevaplanılmasını emrettiği sorular. Emniyetin buna verebileceği bir cevap yok. Çünkü benim sorduğum sorular şunlar; niçin MOBESE kamera kayıtlarını eksik istediniz, 5 gün sonra istediniz, niçin robot resimlerini 5 gün sonra istediniz, niçin kamera kayıtlarını civar mahallinden toplamak için gayret gösterdiğiniz halde bunu belgeleyemiyorsunuz, niçin teknik istihbarat desteği almadınız da atılan 3 bombanın üçünde de civarda bir sel taraması yaptırmadınız bunları soruyordum. Ama emniyetin gönderdiği cevapta 3 sayfalık cevabın 1. sayfasında müzekkere tekrar olunmuş 2. sayfasında benim yazışma usulüne ilişkin sorduğum 2 soruya kısaca değinilmiş, 3. sayfasında da ben soruşturmanın seyrini etkilemeye, çarpıtmaya yönelik gayretlerle itham edilmişim ve bu cevabı sizler maalesef yeterli görmüşsünüz. Ben bu cevabı aldıktan sonra yasaklı olduğum dönemde mahkemece yasaklandığım o dönemde bunu büyük bir düş kırıklığıyla karşıladım. Çünkü cevap bekliyordum, makul cevaplar bekliyordum. Makul cevaplarda verilmiş hatta bakın öyle ki ben yanılmış 5 Mayıs tarihli bombalamanın tarihini dilekçemde 8 Mayıs yazmışım tarihte hata etmişim emniyette verdiği cevapta o yanlışımı düzeltmek ihtiyacı duymamış o da 8 Mayıs olarak gelmiş. Ölesine baştan savma, ciddiyetsiz (1 kelime anlaşılamadı). Sonra ben o yasaklı olduğum dönemde mahkemenize elektronik imzayla dilekçe gönderdim. O dilekçemi önce karşılık vermediniz bilahare dilekçemi yeniden gönderdim. Yine elektronik imzayla gönderdim nihayet ara kararda bunu reddettiniz. 18 Ağustos 2011 tarihli UYAP çıktısını almış incelemişsiniz. Mübaşir arkadaş gelebilir misin? Şimdi bakın Sayın Başkan bu elektronik imzalı gönderdiğim dilekçemin son sayfasını sizlere gönderiyorum 3 tane talebim var. Talebimin bir tanesi yazdığınız müzekkereye rağmen süresinde gereğince cevap vermeyen emniyet yetkilileri hakkında suç duyurusunda bulunulmasını istiyorum. Diğerinde durumdan Emniyet Tedhiş Kurulu Başkanlığının haberdar edilmesini istiyorum ama en esaslı talebimde diyorum ki; mahkemenizden 18 Mart 2011 tarihinde almış olduğu 5-c numaralı ara kararı gereğince 11 Mart 2011 tarihli 3 rakamı ile numaralandırdığı dilekçemdeki taleplerim doğrultusunda 24 Mart 2011 tarihinde İstanbul Emniyet Müdürlüğüne yazdığım müzekkeresine konu ettiği sorularımı bu kez derhal, açık, net ve anlaşılır bir biçimde yanıt vermesi talebiyle yeniden müzekkere yazılmasına diyorum. Bakın siz dilekçemi okumuşsunuz satır satır okumuşsunuz ve kenarına not almışsınız. Benim bu talebimin yanına kabul demişsiniz diğer 2 talebime duruşmada işlenen suç olmadığı için ret cevabı vermişsiniz. Şimdi mübaşir arkadaşla gönderiyorum bakın orada sizde lütfen yazınızı tanıyacaksınız. Talebimi kabul etmişsiniz kabul demişsiniz. Çünkü gerçekten benim sorduğum soruların haklılığını sizde biliyorsunuz nihayetinde müzekkerede yazdırdığınız gelen cevapta ortada. Orada yazışma usulleri dışında bir tek soruma yanıt verilmiş değil. Uzlaşıyorum sizinle vazgeçiyorum o yazışma usullerine verilen cevapların makul, mantıklı olduğunu varsayalım. Ama diğer MOBESE kameralarının istenmesi, civar kamera kayıtlarının niçin toplanmadığı, sel taramasının niye yapılmadığı, robot resimlerin niye geç çizdirildiği hususlarında yeniden müzekkere yazılsın istiyorum. Çünkü bakın tekraren iddia ediyorum diyorum ki; bu olayda Danıştay yargıcımızın şehit edilmesi olayında tetikçi Alparslan’ın cezalandırılması bir şey değil. Cumhuriyetimizin, devletimizin, milletimizin bekası için, emniyeti için her hususta hukuk güvenliği için bizim o katilin arkasındaki karanlık güçleri açığa çıkartmak noktasında sorumluluğumuz var yargı mensubu olarak. Ben üstüme düşeni yerine getiriyorum, gayret gösteriyorum, tespit ettiğim hususları sizden müzekkereye konu etmesini istiyorum. Sizlerse buna hiçbir makul, mantıklı bir gerekçe göstermeksiniz ret cevabı veriyorsunuz. Ama öncesinde de vermiş olduğunuz, almış olduğunuz bir kabul kararı var. Peki bu vazgeçme nedir? İyi niyetli sizlerin adil olduğundan emin olmamız gerektiğini söylüyorsunuz ya öyle olduğunuzu varsayarak diyorum ki; herhalde bu bir ara karar yazılırken maddi hata sehven yapılmış bir hata.”

Mahkeme Başkanı: “Efendim bu ara karar değil yani bu kabul yazısı ara karar değil.”

Sanık Sevgi Erenerol müdafii Av. Vural Ergül: “Anladım not almışsınız ama sonra ara kararınıza bunu dönüştürürken o talebimi reddetmişsiniz. O açıdan talep ediyorum diyorum ki, her ne kadar müzekkere yazılmasına ilişkin talebimi yargılamaya yenilik katmayacağından bahisle reddetseniz de bu sorulara gelecek olan cevaplar hakikaten; yargılamaya fevkalade esas suretle yenilik katacak. O yüzden bu taleplerimin yeniden kabulü için mahkemenizden müzekkere yazılması talebinin kabulünü istiyorum bir de şimdi bu yazılı olarak da talepte bulunmuştum. Hakkımda dosyanın kimi gizli tanıklarını teşhir ettiğim için yapılmış suç duyuruları var. Bunlardan ötürü de Silivri Ağır Ceza Mahkemesinde 2010/176 sayılı dosyada yargılanıyorum. İşte Niyazi Kıyak isimli Gizli 17’yi teşhir ettiğim için hakkımda açılmış bir dava var. Gizli Tanık Aydın-1’in hakkında yine kimliğini açıkladığım için devam eden bir özellikle soruşturma var. Ben burada Gizli Tanık Osman Yıldırım’ın da 9 olarak adını defaatle telaffuz ettim, sizden hakkımda suç duyusunda bulunmanızı istedim ve dedim ki bizlerin yargılamayı çabuklaştırmak ve yargılamanın seyrine avukat olarak katkıda bulunmak için bilmek hakkı biz Gizli Tanık 9’u dinleyecek miyiz, dinlemeyecek miyiz? Eğer kendisini dinleyeceksek gizli tanık olarak bu durumda kimliğini deşifre ettiğim için bu sebeple de hakkımda bir soruşturma başlatılmak üzere suç duyurusunda bulunulsun. Değilse bunu bilip ona göre hazırlık yapalım ve ikincisi daha önce tesis edilmiş bir ara kararımız var. Diyoruz ki, Gizli Tanık 9’un mülakat kasetinin sanık vekillerine verilmesi hususunun daha sonra değerlendirilmesini. Şimdi bu hususu da daha fazla ötelemeden, geciktirmeden bir an önce kabul edesiniz istiyorum. Eğer ki hala o noktada gizli tanığın kimliğinin deşifre olması gibi bir kaygınız var ise o mülakat kasetinin mazoiklenmesi suretiyle, tanığın kimliğinin gizlenmesi kuralına sadık kalınarak, bozulmak suretiyle tarafımıza verilmesini talep ediyorum ve bu mülakat kasetine ilişkinde bir karar tesis etmenizi talep ediyorum.”

Mahkeme Başkanı: “Buyurun.”



Sanıklar Doğu Perinçek ve Hikmet Çiçek müdafii Av. Osman Aydın Şahin söz istedi verildi: "Sayın Başkanım 2 ayrı talepte bulunacağım. İlk talebim; tefrikle ilgili Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesince verilen Danıştay kararı birleştirme ve buna ilişkin tefrik kararı talebim olacak. 6 Mayıs 2009 tarihinde bir talepte bulunmuştuk ve bu talebimizde tefrike yönelikti. Siz verdiğiniz ara kararınız ile usulü işlemlerin tamamlanmasından sonra değerlendirilmek üzere deyip talebimiz konusunda karar vermeyi ertelemiştiniz. Şimdi süreci bir anımsadığımızda bu Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi karar verip dosya Yargıtay’a gittiği aşamada birden bire bu davanın iddianamesi mahkemenize verildi ve Yargıtay’dan Ankara 11 Ağır Cezadan hiçbir talepte bulunulmadığı halde Beşiktaş Savcılığı bu yazdığı iddianameyi mahkemeye sunduğunuz iddianameyi de Yargıtay’a gönderdi. Şimdi Yargıtay 9. Ağır Ceza Mahkemesi gelen iddianameyle temyiz üzerine gelen iddianameyi karşılaştırdığında bir tespitte bulundu. Dilekçem ekinde sunuyorum; her 2 iddianamenin 1. sayfasında davacı, maktul ve mağdurlar aynı. Yani aynı olayın iddianamesi yazılı. Öylesine aynı ki içinde Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesine sunulan iddianamede 3. sırada yer alan mağdur yüksek yargıcımız Sayın Ayfer Özdemir’in doğum tarihi yazılması unutulmuş daha sonra yazılan bu Ergenekon iddianamesinde de yine 3. sırada Ayfer Özdemir’in doğum tarihi yok. Yani bir kes yapıştır yöntemi var. Şimdi buna niçin ihtiyaç duyulmuştu? Çünkü Ergenekon diye bir örgüt, terör örgütü yaratıyorsunuz ama bir eylemi yok. Eylem yaratabilme telaşıyla o hedefine uygun kaos ortamı için bu Danıştay saldırısını bağlamak ihtiyacından o dönemde aceleyle bu dosya buraya eklendi. Şimdi Mayıs 2009’dan bu yana tefrik talebimiz usulü işlemlerin tamamlanmasına ertelenmişti. 2 buçuk yıldır usulü işlemler tamamlandı artık, o noktaya geldik. Son verdiğiniz o dava sanıklarıyla ilgili tutuklama kararını da biz 11. Ağır Ceza Mahkemesinin kararı rotasına girdiğini sizin değerlendirmenizin de aynı doğrultuda olduğunu düşündürmeye başladı. Şimdi kamuoyunda kendi yargıçlarını katledenleri cezalandıramayan bir Türk yargısı imajı var 6 buçuk yılı aştı cezasız bırakıldı. Yüksek yargıcımız Sayın Özbilgin şehit edildi, 3 yüksek yargıcımız yaralandı ve bunun hesabını göremeyen bir Türk yargısı var. Bu kamu vicdanını, toplumsal vicdanı tüm hukukçuların vicdanını yaralamaktadır. Usulü işlemler tamamlanmıştır. Artık bu yükü bu hepimiz için yargının unsurları için gerçekten namus sorunudur. Bir an önce ayrı bir esasa kaydedilerek CMK 10. madde buna izin veriyor derhal hükme bağlanmasını, dosyamızdan tefrik edilmesini talep ediyorum. 2. talebimiz müvekkilim Sayın Hikmet Çiçek’le ilgili onun tahliyesine yönelik bir talep. Şimdi yine dilekçe ekinde sunacağım. Müvekkilimin tevkif müzekkeresinde soruşturma kapsamındaki 12. Ağır Ceza Mahkemesinin tevkif müzekkeresinde suç tarihi 13 Mart 2008 olarak saptanmış ve isnat edilen fiilde devlet güvenliğine ilişkin belgeleri hile ile almak olarak belirlenmiş. Hükme bağlanan maddede fiilin kanunda bağlan… hükme bağladığı madde olarak da TCK 326/1 maddesi gösterilmiş. Soruşturma sonucunda yazılan iddianame, kabul ettiğimiz iddianamede bu maddeyle ilgili bir ceza talebi yok. Ceza talebi sevk maddeleri tamamen farklı 314/2, 135/2, 134/1. 326’yla ilgili bir talep yok. Daha önceki talep dilekçelerimizde Yargıtay’ımızın bu konudaki içtihatlarını, genel kurul içtihatlarını da sunmuştuk. Şimdi 225 kapsamında düşündüğümüzde ki amir hükümdür. Hüküm ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve fail hakkında verilir demektedir. Şimdi müvekkille ilgili olarak tutuklama kararına esas olan fiil nedeniyle bir hüküm kurulmayacak, tevkif müzekkeresinde 326. Siz onunla ilgili bir hüküm kuramayacaksınız, ama 326 kapsamında verilmiş bir tutuklama kararı var, o nedenle tutuklu. Aslında iddianamenin kabulüyle birlikte tahliye edilmesi gereken müvekkil halen tutuklu. Bu duruma derhal bir son verilmesini ve müvekkilimin tahliye edilmesini talep ediyorum, arz olunur.”

Sanık Doğu Perinçek ve Hikmet Çiçek müdafii Av. Mehmet Cengiz söz istedi verildi:“Efendim savunmalarımız her geçen gün yenilenen olgularla tek tek doğrulanıyor. Her şeyi birden 15 dakika içinde anlatmak mümkün değil. Bunun son örneği üzerinde duracağım son örneği iddianamenin 20’ye yakın yerinde tekrarlar pahasına ileri sürülen Talat Paşa Komitesinin faaliyetleri. Arkadaşlar izah ettiler, aşağı yukarı 2 buçuk yıldır önümüze kazılan Danıştay çukurunda debelendiğimiz için bu iddianamede yer alan ve 20’ye yakın yerde tekrarlanan bu tür isnatları tartışamaz duruma geldik, yani davayı göremiyoruz. Şimdi başta Sayın Perinçek olmak üzere, müvekkillerde bu çalışmaları nedeniyle suçlanmakta ve 4 yıla yakın süredir tutuklu bulundurulmaktadırlar. Daha önce Türkiye Cumhuriyeti adına Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine verilen Doğu Perinçek safında müdahale dilekçesini Sayın Mahkemenize sunmuş idim. Ne diyordu bu başvuruda anımsayalım. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti şöyle diyordu; Diyordu ki Perinçek haklıdır, bu faaliyetleri nedeniyle İsviçre’de para cezasına çaptırılması insan haklarına ve temel özgürlüklerine aykırıdır. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti adına beyan edilen görüş bu. Dışta yaşanan bu gelişmeler içerdeki uygulamalarla çelişmektedir. Sayın Perinçek’in Talat Paşa Komitesi kapsamında bu çalışması nedeniyle İsviçre’de para cezasına çaptırılması insan hakları ve temel özgürlüklere aykırı olarak değerlendirilirken Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti tarafından. İçerde aynı faaliyetler nedeniyle suçlanarak 4 yıla yakın süredir tutuklu bulundurulması bu yargılamanın açıklanamaz bir handikabıdır. İşte dün Anadolu Ajansının geçtiği haberi Mahkemenize sunacağım. Deniyor ki bu haberde Fransa Meclisinde gelecek hafta oylanması beklenen 1915 olaylarına ilişkin Ermeni iddialarının sorgulanmasını suç sayan yasa teklifi Avrupa Konseyine üye ülkelerde ifade ve düşünce özgürlüğüyle ilgili davalara bakan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesini de yakından ilgilendiriyor ve haberin başlığı şöyle; Perinçek kararı içtihat olabilecek. Haberde; Fransa’da olası mahkumiyet kararının Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine taşınması halinde Doğu Perinçek’in İsviçre aleyhinde açtığı davanın sonucu büyük önem kazanacak, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İsviçre’de konuyla ilgili açıklamalarından dolayı mahkum olan Perinçek’i haklı bulursa aynı içtihat yine Avrupa Konseyi üyesi Fransa yargısı içinde geçerli olacak. Anadolu Ajansının haberinde konuyla ilgili Anadolu Ajansı muhabirine bilgi veren Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kaynaklarının Strazburg Mahkemelerinin Perinçek’i haklı kılması, bulması halinde söz konusu içtihadın Fransa’yı bağlayacak olmasına önemle dikkat çekiliyor. Bu gelişmeyi diğer haber ajansları da verdi, onları da takdim edeceğim size. Başlıklarını belirterek geçiyorum. Türkiye’nin umudu Perinçek’te. Bir başkası; Perinçek davasının düğümü Fransa’da. Bir başkası; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Perinçek’i haklı bulursa soykırım yalanı çöpe atılacak. Bunlar dünkü haber ajanslarının başlıkları. Şimdi Pazartesi günü Fransa Parlamentosunda görüşülecek olan sözde soykırım yasanının önlenmesi için milletvekillerinden oluşturulacak heyetler Fransa’ya gittiklerinde atılı bu suç nedeniyle bu davanın iddianamesinde müvekkil Perinçek’e atılı bu suç nedeniyle Türkiye’de tutuklu bulunması durumunu sorulduğunda nasıl cevap verecekler bunu merak ediyorum. Bu durumu nasıl izah edecekler bu gerçekten bir muammadır. Üstelik bu ve benzeri suçlamalar nedeniyle Sayın Perinçek’in halen tutuklu bulunması karşısında son 2 dalgada gözaltına alınan insanlar oldu, ben bunların sorgularında da hazır bulundum. Salt bu iddialar nedeniyle Sayın Perinçek’in burada yargılanıyor ve tutuklu bulunduruluyor olması nedeniyle iddia makamı ne yapmaktadır, her gelene Talat Paşa Komitesinin faaliyetlerini sormaktadır. Düşününüz hükümet Doğu Perinçek haklıdır diyor müdahale dilekçesi veriyor. AİHM yetkilileri bu dava çözecek Türkiye’nin sorununu diyorlar fakat Türkiye’de bu Talat Paşa Komitesi bünyesinde Ermeni soykırımı yalandır diye Batı merkezlerinde eylem yapanlar ve o eylemlere katılanlar bugün tek tek sorguya alınıyor. Bu bu davanın dışa yansımış şeklidir, içimizdeki uygulama şeklidir. Bende bu durumda bu çalışmalar sorulduğuna göre Mahkemenize haddim olmayarak sormak istiyorum; geçtiğimiz günlerde Mahkemenize sunduğum Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine bildirdiği gözlemler ve taleplerle bu dosyada atılı suç mu övülmektedir? Yani Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı bürokrasisi de müvekkil Doğu Perinçek gibi suç mu işlemektedir? Bu çelişkiye mutlaka son verilmelidir. Sayın Mahkemeden talebimiz budur müvekkiller Doğu Perinçek ve Hikmet Çiçek’in tutuklu ta… ee bihakkın tahliyelerine karar verilmesini talep ediyorum. Teşekkür ederim.”

Mahkeme Başkanı: “Buyurun.”

Sanık Doğu Perinçek ve Hikmet Çiçek müdafii Av. Mehmet Cengiz: “Bu haber ajanslarının metinlerini de takdim ediyorum.”

Mahkeme Başkanı: “Tamam alalım onları. Avukat arkadaşlardan başka beyanda bulunacak? Siz mi bulunuyorsunuz? Oturun açarız orayı.”



Sanık Muzaffer Şenocak müdafii Av. Kenan Aşık söz istedi verildi: “Bizde eski savunmalarımızı tekrar edeceğiz zorunlu olarak. Zira bu Muzaffer Şenocak’ın durumuyla ilgili dosyada söyleyecek fazla bir şey bulamıyoruz. Nedeni de şu; Muzaffer Şenocak iddianamede atılı devletin güvenliğine ilişkin bilgileri ele geçirme, bulundurma suç isnadıyla 21 Haziran 2007 tarihinde tutuklandı ve yargılaması bu dosyadan sürdürülmekte. Bunun delili olarak da iddianamede gösterilen 16 nolu CD. 16 nolu CD’yle ilgili denmeyen bir şey kalmadı ama ben kısaca sabırla, ısrarla Sayın Heyetinize bildirmek istiyorum. Bununla ilgili Genelkurmay Başkanlığı Kara Kuvvetleri Komutanı Adli Müşavirliği marifetiyle yapılan tespit ve raporlamalar var. Bu tespit ve raporlar dosyaya ibraz edilmiş, dosyanın içerisinde var. Bu CD’lerin hukuki nitelemesi ya da içindeki bilgi ve belgelerin gizliliğiyle ilgili kati, kesin şüpheye yer vermeyecek hukukça geçerli elde edilmiş Sayın Heyetinizin de hüküm kurarken dikkate alması gereken delil. 14.12.2007 tarihli alınan rapora göre müvekkille irtibatlandırılan fakat müvekkil tarafından oluşturulmayan bu dosyanın tutuklu sanıklarından olup 2 yıl önce tarafınızdan, Heyetiniz tarafından tahliye edilen Aydın Yüksek tarafından oluşturulan CD’deki bilgi ve belgelerin iddianamede müvekkile atfen belirtilen 5237 sayılı yasanın 326 ve 327. maddesi kapsamında bilgi ve belgeleri içermediği apaçık ortada. Bu dosyanın maddi, hukuki bir gerçeği sizinde malumunuz. Bunun dışında bu 16 nolu CD’yle ilgili yapılan bir araştırma, bir tahkikat, bir arayış Heyetiniz tarafından yok. Yani bu bir yargılama faaliyeti de yok, alınması istenen bir şeyde yok yani bir kanıt, bir delilde yok. Çünkü nihai bir hükme esas olacak bir delil elde edilmiş. İlgili kurumlar tarafından CD’nin içeriğindeki bilgi ve belgelerin niteliği tam olarak tespit edilmiş. Hal böyleyken 326 ve 327 kapsamında bilgi ve belgeleri içermeyen ve müvekkille bize göre irtibatı bulunmayan ve bu CD’yi oluşturulan, oluşturan Aydın Yüksek Mahkemeniz tarafından tahliye 2 sene önce tahliye edilmişken Muzaffer Şenocak’ın 54 ay, 4 buçuk yılı aşkın süredir tutuk bulunması hukuki bir gerekçesi, dayanağı, mantığı bulunmamaktadır. Bunun bulunduğu söylemek, iddia etmek mümkün değildir, savunabilir de değildir. Ama bu realite Danıştay saldırısı, Cumhuriyet Gazetesi saldırısı, olmayan gizli terör örgütü araştırılması kapsamında kaybolup gitmekte biz ara sıra geldiğimizde 15 dakika bu şekilde tahliye taleplerinde bulunmaktayız, Sayın Heyetinizde kuvvetli suç şüphesinin varlığı gibi 100. maddede sayılan kılışe gerekçelerle tutuk halini sürdürmektedir. Şimdi müvekkille ilgili sorarım merakta ediyorum yani teferruatlı bir şekilde de araştırıyorum, inceliyorum, gayret sarf ediyorum. Hangi kuvvetli suç şüphesi var? İddianamede ne denmişse araştırılmış, olmadığı çıkmış. Örneğin denmiş ki tehlikeli maddeleri izinsiz olarak bulundurma demiş ki bu suçtan tutuklu değil müvekkil. 13 gram bir kimyasaldan dolayı bu 174. madde kapsamında cezalandırılması istemiş. Oysa yine alınan bir bilirkişi raporu var 21.3.2011 tarihli. Bu maddenin 5237 sayılı yasanın 174. maddesi kapsamında bulunmadığını açık açık tespit etmiş ve Mahkemenize bildirmiş. Öyleyse müvekkil tehlikeli maddeleri izinsiz olarak bulundurma suçunda sorumlu tutulamayacaktır. Tıpkı 326 ve 327. madde kapsamında 16 nolu CD’nin değerlendirilemeyeceği gibi. O zaman müvekkil niye tutukludur? Terör örgütü üyeliği. E kimseyi tanımıyor, irtibatı yok, bulunamadı, konulamadı, yok çünkü o suçtan da tutuklu değil. Biz şimdi başka ne diyeceğiz, nasıl savunacağız müvekkili bunu biz izah edemiyoruz, bunun izahı da mümkün değil. Bugünkü geçerli hukuk kuralları, hukuk normları içerisinde baktığımızda neye bakarsak bakalım Anayasa’ya bakalım, Ceza Kanununa bakalım, CMK’ya bakalım, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kriterlerine bakalım, neye bakarsak bakalım müvekkilin tutuk halinin sürdürülmesini gerektirecek emare dahi yok. Şimdi terör suçu deniliyor iddianamedeki isnat bu, ceza ve güvenlik tedbirleri infaz hakkındaki kanun 107. maddesinin 4. fıkrasına göre 4’te 3 yatacak deniliyor eğer böyle bir hüküm kurulursa. E müvekkil 4 buçuk yıl yatmış, 6 yıllık bir ceza infaz edilmiş. Müvekkile ne cezası verilecek? Delili olmadan, ispatı olmadan, hiçbir hukukça geçerli esas ve usullerle elde edilen hiçbir delil olmadan müvekkile ne cezası verilecek, bu bir giz… bu bir muamma değil ki, bu bu dosyanın önünüzdeki dosyanın realitesi, bunu anlamak mümkün değil. Bunun hukuken, hukukça izahı da mümkün değil. Ben müvekkilimin daha fazla mağduriyetine sebebiyet verilmemesi için bihakkın tahliyesine karar verilmesini talep ediyorum.”

Mahkeme Başkanı: “Buyurun. Buyurun Avukat Bey.”

Sanık Boğaç Kaan Murathan müdafii Av. Burak Bekiroğlu söz istedi verildi: “Efendim ben öncelikle burada birazdan size bir şeyler izleteceğim. Şimdi tabi dosyamız hakkında derin araştırma içerisine girdikçe birazda Türkiye’de olan durumları incelediğimizde birtakım şeylerin istatistikleri üzerinden yola çıkarak en son birtakım araştırmalar yaptık. Bu istatistiklere belki kimisi diyecek ki bu bir hayal dünyası mı, olup olmadığını birazdan göreceğiz, kimisi eleştirecek ama maalesef çıkan sonucu sizde göreceksiniz. Şimdi günlerdir, yıllardır televizyonlarımızda yayınlanan bir dizi var. Bu Kurtlar Vadisi ismindeki bu dizide olan bazı şeylerin ilerleyen safhalarda gerçeğe döndüğünü veyahut ifadelerde bu dizide olan şeylerin verildiğini gördük. Bizde aynı şekilde en son özellikle Kaşif Kozinoğlu’nun ölümüyle alakalı dizide ölümden 3 gün önce bir ölüm talimatının verilmesinden de yola çıkarak acaba bu dosya içerisinde bir araştırma yaparsak hangi sonuca çıkarıza geldik ve efendim maalesef Bedirhan Şinal’ın eylemi gerçekleştirmiş olduğu 29 Mart 2008’den önce 27 Mart 2008’de dizide ve hemen diziden sonraki siyaset meydanında çok önemli noktaları yakaladık. Şimdi öncelikle bu dizide burada bulunan tutuklu veya tutuksuz sanıkların karakter olarak yansıması var. Önce ben size kimin hangi karakter olduğunu göstermek istiyorum internette yayınlanan şeyler bunlar. Ondan sonra önemli bölümü göstereceğim. Burada Kurtlar Vadisi gerçekleri diye bir bölüm var orayı açıp izletebilirsek.

Salonda görüntülü video kaydı izletilmeye başlandı.

Sanık Boğaç Kaan Murathan müdafii Av. Burak Bekiroğlu: “Onu yalnız ekranın tamamı bir zahmet.

Mahkeme Başkanı: “Avukat Bey bunları izletmenizdeki amaç nedir?”

Sanık Boğaç Kaan Murathan müdafii Av. Burak Bekiroğlu: “Şudur efendim buradaki sanıklardan bu dizide verilen bir karakter var.”

Salonda görüntülü video kaydı izletilmeye son verildi.

Sanık Boğaç Kaan Murathan müdafii Av. Burak Bekiroğlu: “Şöyle söyleyeyim o zaman tamamını izletmeyelim. Sayın Veli Küçük’e burada İskender Büyük karakteri verilmiş.”

Mahkeme Başkanı: “Evet.”

Sanık Boğaç Kaan Murathan müdafii Av. Burak Bekiroğlu: “Şimdi onu eğer siz biliyorsanız böyle bir karakter dizide olduğunu bu şekilde ileriki safhalarda onu gösteriyor ben diğer görüntüye geçeyim.”

Mahkeme Başkanı: “Sesini kısalım.”

Sanık Boğaç Kaan Murathan müdafii Av. Burak Bekiroğlu: “Evet 31. bölüm fragmanı. Bunu biraz ortalara doğru alırsak, biraz daha tamam. Yalnız ses yok efendim, burada ses önemli. Efendim ses önemli burada.”

Mahkeme Başkanı: “Açalım.”

Salonda görüntülü video kaydı izletilmeye başlandı.

Sanık Boğaç Kaan Murathan müdafii Av. Burak Bekiroğlu: “Bakın efendim izleyelim Sayın Veli Küçük’ü temsil eden şahıs talimat sonucu molotoflu eylemler gerçekleşiyor, olaydan 2 gün önce. Gençler molotoflu eylem yapıyorlar bu bölümü kapatalım.”

Salonda görüntülü video kaydı izletilmeye son verildi.

Sanık Boğaç Kaan Murathan müdafii Av. Burak Bekiroğlu: “Şimdi efendim dizi biter bitmez Siyaset Meydanı başlıyor ordaki konu çok önemli. Siyaset Meydanı’nı açabilir miyiz?”

Salonda görüntülü video kaydı izletilmeye başlandı.

Sanık Boğaç Kaan Murathan müdafii Av. Burak Bekiroğlu: “Burada 12. dakika getirebilirseniz, 12 ile 15 buçuk arası tamam. Soldaki kişi efendim Cumhuriyet Gazetesinin yazarı.”

Mahkeme Başkanı: “Avukat Bey bunu niçin izlediğimizi anlatır mısın?”

Sanık Boğaç Kaan Murathan müdafii Av. Burak Bekiroğlu: “Yo şimdi şu bölüm efendim bakın önemli ama. Şimdi efendim tamam buradaki bir cümle var Ergenekon da İlhan Selçuk’la Veli Küçük’ü bir araya getiriyorsunuz yani bu kabul edilemez bir şey olarak nitelendiriyorlar.”

Mahkeme Başkanı: “Evet.”

Salonda görüntülü video kaydı izletilmeye son verildi.



Sanık Boğaç Kaan Murathan müdafii Av. Burak Bekiroğlu: “Şimdi bu bahsetmiş olduğum dizi ve program molotof eyleminden 1 buçuk gün önce ve bundan da birkaç gün önce rahmetlik İlhan Selçuk gözaltına alınıyor. Gözaltına alınmasından sonra o hafta içerisinde bu dizi ve Siyaset Meydanı’nda dizide talimatı veren kişi Veli Küçük olarak molotof eyleminin ve hedef kurumu olarak da hemen akabinde devam eden Siyaset Meydanı’ndaki kurum kuruluş ve kişilere yönelik ve 2 gün sonrada eylem gerçekleşiyor. Şimdi buradan nereye çıkacağız? İşte bu bağlamdan devam eden süreçte Bedirhan Şinal’a imzalatılan ifadelerde maalesef dizi artı televizyon programı sentezi haline gelmiş bir şekilde imzalatılıyor. Bakın bunlar eylemden önce olmuş şeyler eylemden 2 gün önce ama 1 ay sonra imzalatılan ifadeler maalesef işin başındaki V dizideki gibi eylem, talimat; molotof, kurum; İlhan Selçuk burada efendim şuraya iş getirilmiş. Cumhuriyet Gazetesi avukatları maalesef bu dosya İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesindeyken bu dosya buraya birleşsin diye yapmadıkları şey kalmadı, demedikleri şey kalmadı ama kendileri burada yoklar. Dosya burayla birleştirildiğinden beri kendileri burada yoklar ve o dönemde de orda işi şuna getirdiler; eğer İlhan Selçuk Ergenekon iddia olunan, Ergenekon terör örgütünün lideriyse ya bu Ergenekon niye İlhan Selçuk’a suikast yapıyor? Birden bire İlhan Selçuk oldu efendim mağdur. O halde İlhan Selçuk’un iddia olunan Ergenekon terör örgütüyle bir bağı yoktura getirilmeye kalkıldı dışarıda bu işler. Ben bizim dosyamız açısından konuştuğum için efendim bunu söylüyorum. Yani bizim dosyamızın buralara kadar nasıl geldiğini, Cumhuriyet Gazetesinin avukatların nasıl çabaladığını ve buradaki söylemlerle sırf İlhan Selçuk’un Sayın Veli Küçük’le yan yana gelmesinden duydukları rahatsızlık sonunu aynı hafta içerisinde olan yayınlar ve eylem ve 1 ay sonra Bedirhan Şinal’a imzalatılan ifadedeki senaryonun nasıl birbiriyle örtüştüğünü burada size anlatıyorum. Diğer yandan efendim; biraz önce gelen evrakları inceledim. Şimdi benim müvekkilim Boğaç Kaan Murathan’la alakalı maalesef dosya içerisinde gözaltı tutanakları, ev ve işyeri arama tutanakları ve ifadelerden başka ve kendi aleyhinde olan bir ifade yok bu arada Bedirhan Şinal’ın 19.12.2008 tarihli imzasını kabul etmemiş olduğu bir ifade de geçiyor. Başka aleyhinde hiçbir ifade yok. Ancak baktığımız zaman siz müvekkilimin banka kredi kartı ekstrelerini getirttiniz ve bu ekstrelerde müvekkilimin şuanda bakıyorum önüme. Müvekkilimin olay tarihinde Antalya’da olduğu açık. Çünkü iddialarda müvekkilimin olay tarihinde İstanbul’da Taksim’de Şiva Kulüpte Bedirhan Şinal’la görüştüğü iddia ediliyordu, ancak gelen kredi kartı dökümlerinden ve daha öncede bizim sunmuş olduğumuz uçak biletlerinden ve aynı şekilde Antalya’da Denizbank’ta imzalanan sözleşmelerden müvekkilimin aslında İstanbul’da o dönemde hiç olmadığı açık. İddia edildiği gibi imzalatılan ifadelerdeki gibi bir görüşmenin olmadığı ayan beyan ortada. Diğer bir yandan efendim bir takma isimden bahsediliyor. Müvekkilimin tutuklanmasına neden olan ifadenin tarihi 30 Nisan 2008 ve müvekkilim adı Emre olan soy ismi bilinmeyen Boğaç lakaplı kişiye yorumlanarak tutuklanıyor. Ama şimdi bakıyoruz ki yeni gelen evraklarda müvekkilim için Milli İstihbarat Teşkilatında herhangi bir lakap ve takma adı olmadığı, ama emniyetten gelen yazıda ise lakap ya da takma adının dayı olarak geçtiği o dayıya nasıl varıldığını ben bilmiyorum ama dayı olarak geçtiği. E şimdi efendim eğer lakabı dayıysa benim müvekkilim niye burada? Bu ifadeye dayanarak ben. Ben bununla alakalı Sayın Mahkemenizden de dün talep dilekçemi de verdim. Müvekkilimin nasıl adı Emre olan kişiden Boğaç Kaan Murathan’a yorumlandığının emniyete sorulmasını talep ediyorum efendim ayrıca. Yine aynı şekilde efendim bu dosyada müvekkilimle beraber adı geçen Sarı Serdar isimdeki kişi hakkında gelen cevapta terörle mücadele şubesinde ilgi A sayılı yazınızda bahsi geçen konularla ilgili şube müdürlüğümüz arşiv kayıtlarında herhangi bir bilgi veya belgeye rastlanılmamaktadır demiş. Organize şubeden gelen yazıda ise Serdar Çabuk isimli şahsın açık kimliklerinin tespit edilerek hakkında işlem yapıldığı. Ancak Serdar Çakar isimli şahsın açık kimliği tespit edilemediğinden bu sebeple işlem yapılamadığı denilmiş. E şimdi efendim koskoca organize şube bu kadar insanı bulmuş, bir sürü isimden, lakaptan bir şeyler çıkarmış ama bir Serdar Çakar’ı bulamamış

Dostları ilə paylaş:
1   2   3   4   5   6
Orklarla döyüş:

Google Play'də əldə edin


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə