Çubuk yöresi alevi KÖyleri Doç. Dr. İbrahim Arslanoğlu G.Ü. Gazi Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi



Yüklə 239.21 Kb.
səhifə1/4
tarix18.01.2018
ölçüsü239.21 Kb.
  1   2   3   4

ÇUBUK YÖRESİ ALEVİ KÖYLERİ

Doç. Dr. İbrahim Arslanoğlu G.Ü. Gazi Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi

Bu yazıda, Çubuk Yöresi Alevi köylerinin sosyal ve ekonomik durumları ile Alevi tarikat toplantılarının yapıldığı dergahların (halkın deyimiyle cemevlerinin) yapısı, bazı köylerin 12 hizmet mensupları ve Alevi ulularının yatırları ile bunların menkıbeleri üzerinde durulacaktır.

Türkiye'de Evliya menkıbelerinin kültür tarihi, sosyolojik, psikolojik, folklorik açıdan tahlil ve incelenmeye tabi tutulduğu söylenemez. Evliya menkıbeleri, tarihsel olaylardan daha gerçek olup değerli birer belgedirler ve onlar halkın hayatını incelerler. Bu yönüyle menakıbnameler sosyal değerleri yansıttıkları için sosyolojik incelemeler için mükemmel bir kaynak teşkil ederler. Bu alandaki sosyolojik incelemeye örnek olarak Stephan Czarnowski'nin Le Culte des Heros et ses Conditions Sociales(Paris,1919) adlı eseri gösterilebilir. Yazar bu eserinde İrlanda'yı Hıristiyanlaştıran Saint Patrick'in menkıbelerini ele almış ve çok ilgi çekici sonuçlara ulaşmıştır(Ocak,1992).

Fügen Berkay(1966)'a göre her dinde ortak olan noktalar şunlardır: 1 .Her dinin bir inanç sistemi vardır. 2.Her dinde seremoni(ibadetler) vardır. 3.Her dinin tapınağı vardır. 4.Her dinin mutlaka bir ümmeti vardır. 5.Her dinde irrasyonel taraf vardır. İslam dininde yalnız bunlardan birisi eksiktir. O da İslam dininin irrasyonellikten uzak rasyonel bir din olmasıdır.

Özellikle Hıristiyanlık'taki akıldışılığa verilebilecek en tipik örnek trinite(teslis)yani üçleme inancıdır. Buna göre Tanrı hem birdir hem üçtür. Oysa mantıktaki aynilik prensibine göre, bir şey ya birdir ya üçtür. Hem bir hem üç olamaz. Öyleyse İslam dininin rasyonel oluşu, onun bir eksikliği değil, diğer evrensel dinlere üstünlüğü olarak değerlendirilebilir.

Prof. Cahit Tanyol'a göre halk, ümidini kendisi yaratmak istedikçe, kerametler, mucizeler için çırpınmış, mezhep kurucularının yapamadığı dinde reformu, tarikatlar kurarak yapmıştır. Anadolu'daki yatır ve evliyalar boşuna türetilmemiştir. Halk, Şaman kalıntılarını işin içine katarak İslamiyet'e irrasyonel bir form vermeye çalışmıştır(a.g.y.).

Bu görüşlere saygı duyulabilir, ancak İslam Dinine göre bu dinin, Tanrı tarafından gönderiliş sebebi; daha önceki dinlerin kutsal kitaplarının insanlar tarafından değiştirilmesi ve böylece eski dinlerin orijinalliklerini kaybetmeleri ve yeni bir dine ihtiyaç duyulmasıdır. Ayrıca dinlerde mutlaka irrasyonel tarafın bulunması gerektiği savı, Yahudi ve Hıristiyan kültür çevrelerinde ve bu dinlerin etkisi altında yetişen bilim adamlarına aittir, dolayısıyla bu görüşün mutlak, değişmez evrensel doğru olduğu savunulamaz. Kaldı ki, bilimde zaten mutlaklık yoktur, yapılacak yeni araştırmalarla bilimsel gerçekler her zaman değişebilir. Bu sebeple yukarıdaki teze karşı, İslam dini dışındaki evrensel dinlerin akıldışılıklarının, ilk ve

ortaçağlardaki irrasyonel insan düşüncelerinin kutsal kitaplara girmesinden kaynaklanmış olabileceği öne sürülebilir.

Olmazlık duygusu uyandıran yanlarıyla da çarpıcı olan efsaneler(bunlara menkıbeler de diyebiliriz), inanmayı zorladığı ve güçleştirdiği için en zayıf tarafları değil, aksine en güçlü yanlarıdır. Burada kişinin bir noktada duran hayalgücü işlemeye başlar. Bunlar inanmanın verdiği rahatlıkla pay alma ve ders çıkarmaları içerir, fakat bütün bunların üstünde bir eğitim ve nefis terbiyesi olarak sıradan adamın ruh hayatını olgunlaştırıp zenginleştirirler(Sepetçioğlu,1975).

Halk, aydınların kitaplı felsefesini değil, ümmilerin canlı, kolektif felsefesini kullandı ve bu hayat anlayışı ile kurtuluş savaşında zafere ulaştı. Mitolojimiz, masallarımız, hikmet ve nükte kahramanlarımız milli felsefemizi verecek kadar canlı, hayatı, oluşu, evrimi açıklayıcıdır(Baltacıoğlu,1972). Yunan felsefesi, Yunan efsanesinden doğmuştur, fakat bugüne kadar Türk efsaneleri Türk felsefesini yaratamamıştır. Aslında Türk efsanelerinin bu felsefeyi ortaya çıkaracak güçte olduklarını düşünüyoruz.

Halkın ruh zenginliği olan türküler, masallar, destanlar ve efsanelerin hepsi bir bütün olarak ele alınıp incelendiğinde bir milletin nasıl geliştiği, varlığını nasıl koruduğu anlaşılabilir(Sepetçioğlu, 1975).

Çubuk Yöresi Alevi ocakları dedeleri talibi olan Ankara'nın Kale ilçesine bağlı Elmapınar, Yüzbeğen, Hancılı, Karatepe ve Avşar köyleri, bu çalışmanın dışında tutulmuştur. Şimdi alfabetik sıraya göre Çubuk yöresi Alevi köylerini ele alıp inceleyim.



1.Aşağı Emirler Köyü

Aşağı Emirler Köyü, Çubuk İlçesi'nin doğusunda ve ilçeye 25 km uzaklıktadır. Köy üç tepe, iki dere(Yayla Çayı ve Çöte çayı) arasında ve engebeli bir arazi üzerinde kurulmuştur. Arazinin 1'3'ü ekime elverişli olup gerisi taşlık ve verimsizdir( Koçak., 1997).

Köyün doğusunda Tavşancık, güneydoğusunda Hasayaz ve Yılanlı Köyü, Kuzeyinde Oymide, kuzeydoğusunda Eşme Deresi, güneyde Yeniçöte ve Topal İmam köyleri bulunmaktadır. (a. g.y.)

Köyün arazisi içinden Çöte Çayı, Yayla Çayı ve Handeresi Çayı olmak üzere üç dere geçmektedir. Ayrıca Koca Göl, Çatal Göl ve Arifağa Gölleri bulunmaktadır(a.g.y.).

İklim, kışları sert ve kar yağışlı, yazları ise kurak ve sıcak olması dolayısıyla İç Anadolu iklim özellikleri gösterir. Buna bağlı olarak bitki örtüsü; kekik, yavşan, buzağılık, akçalı, alıç, dağlarda ahlat ve meşe, dere kenarlarında ise söğüt, kavak, iğde ve akasya ağaçlar vardır(a.g.y.).

Aşağı Emirler, Ortaasya'dan gelen 24 Oğuz boyundan birisi olan Eymür boyundandır. Bu boy 440'da Anadolu'ya gelerek Gaziantep ve Maraş'a yerleşmişlerdir. Bunlardan bir grup daha sonra Antalya'nın Serik İlçesine yerleşmiş ve halen orada hayatlarını sürdürmektedirler. Yine bunlardan bir grup 1446'da Konya Meram bölgesine yerleşmişler ve daha sonra Bursa, Bilecek ve İstanbul'a göç etmişlerdir. Konya'dan bir grup Eskişehir'in Koşmat Köyü'ne yerleşmiştir. Bundan yaklaşık 300 yıl önce Kalecikli Şahsuvar isimli bir zenginden köyün olduğu yeri satın almışlardır. Daha sonra Aşağı Emirler, Susuz, yukarı Emirler, Kuyumcu

köylerine bölünüp 4 emirler adını almışlardır. Köye ilk gelenlerden Emir Dedenin türbesi vardır(a.g.y).

Köy arazisinin %40'ı tarıma elverişli olup kalan kısmı meyilli ve taşlıktır. Köyde arpa, buğday ve nohut ekilmektedir. Bunun dışında sulak alanlarda sebze yetiştirilir. Ahlat ağaçlarına Ankara Armudu aşılanmıştır. Arazinin bir bölümüne bağ dikilmiştir. (a.g.y,).

Köy, şu anda 85 hane olup 158 nüfus yaşamaktadır.(Şenel,1998). Köyde ağırlıklı olarak fotoğrafçılık yapılmaktadır. Mesleğin piri Şevket Yıldızdır ve halen köyde 24 kişi fotoğrafçılıkla uğraşmaktadır(Koçak, 97).

Köyde gelenek ve görenekler: Eskiden düğünler 1 hafta kadar sürer, davul-zurna çalınır ve başlık alınırdı. Kına gecesi geleneği hala sürmektedir. Mani ve ağıtlarla baş bağlama yapılır ve gelin Emir Dedenin Türbesi'ne ziyarete götürülür. Teke yüzü geleneği vardır. Tırtıl duası yapılır. Yağmur duası için yalnız Gazi Türbesi'ne çıkılır(a.g.y.).

Köydeki cemevi 1963 yılında yapılmıştır. Bu tarihten önce cem törenleri evi büyük olan kişilerden birinin evinde yapılırdı. Cemevinin oda sayısı üçtür. 1. Erkan Odası: Aleviler, burada hem ibadetlerini yapar, hem de lokma yerler. Bu odanın ortasında 12 hizmet sahibinin oturduğu kırklar meydanı veya halka adı verilen bir bölüm bulunmaktadır. 2. Kurban Odası: Cem törenlerine ait her türlü kurban bu odada kesilir. 3. Mutfak: Burada lokma pişirilmekte ve aynı zamanda burası kiler ve çay ocağı olarak da kullanılmaktadır(Şenel,1998).

Cemevindeki eşyalar: Hz. Ali ve 12 imamın resimleri, şamdan, karakazan, halıflex, kilim, yastık, kauçuk minderler, 100 kadar kemerbest, sofralar, sofra bezleri, kap- kacak ve kaşıklar. Cemevinde saz bulunmamakta, aşık törene gelirken sazı yanında getirmektedir(a.g.g).

Hizmet Sahipleri(a.g.g)


  1. Dede: Susuzdan(Yeni Köy) Zülfikar Elden

  2. Gözcü: Bu görevi, genellikle aynı sülaleden kişiler yaparlar, isimleri; Süleyman
    Topçu, Ali Topçu, Zarif Topçu ve Halil Bartan

  3. Kapıcılar: Kenan Çamlıbel, Gazi Kılıç, Hasan Başdemir

  4. Carıcı( süpürgeci): Halil Bal

  5. Çaycı: İlyas Kılıç, Halil Akbaba

  6. Lokmacı: Halil Bal

  7. Yürekçi: Hüseyin Savaş

  8. Tığcı(Kurbancı): İbrahim Doğan

  9. Kilerci: Habip Koç, Musa Doğan

  10. Sofracı: Cevat Dönmez

  11. Sakkacı: Hasan Topçu

  12. Aşık: Köyde aşık yoktur. Genellikle Yukarı Emirler Köyünden Şükrü Çavuş,
    Bulgurlu Köyünden Hasan adlı şahıs gelir.

Köyde rehber yoktur, vekaleten de bu görevi yapan birisi bulunmamaktadır.

Köydeki caminin yapılış tarihi 1880'dir. 1964-65 yıllarında köy halkı tarafından tamir edilmiş ve caminin üstündeki ağaçlar alınarak çatı yapılmıştır. 1996 yılında tabanın yarısı tahta döşenmiş tavan suntayla kaplanmış ve elektrik tesisatı yeniden döşenmiştir. Caminin altı

halıfleks kaplanmış boya ve badanası yeniden yapılmıştır. Caminin giriş kısmına demir kapı ve korkuluklar yapıldı, anfi ve ses düzeni yeniden kuruldu, cami avlusunu betonu atıldı ve cenaze yıkama yeri yapıldı(Şenel ,1998).

Köyde, Horasan erenlerinden olduğu söylenen Emir Dede adında bir yatır vardır. Hayatı ve nereden geldiği kesin olarak bilinmiyor,kimine göre soyu Cibali Sultana kadar dayandırılıyor. Kerametlerinden birisi şöyle: Emir Dedenin çevresinde ağaçlar var. Halk inancına göre bu ağaçları olduğu yerde yakarsan bir şey olmuyor, fakat evine getirip yakarsan başına bir felaket geliyor. Bir kış günü odunsuz kalan göçmen, Emir Dedenin yanındaki ağaçları kesmeye başlıyor. Bunu gören bir köylü o şahsı uyarıyor. Fakat bu uyarıyı dikkate almayan göçmen odunları keserek evine götürüp yakıyor. Bunun üzerine üç oğlu ardarda ölüyor. Emir Dedenin bu kerameti halk tarafından anlatılmaktadır(a.g.g).

Burada anlatılan menkıbe, ağaçları ve yeşili koruma işlevini yerine getirmektedir. Çünkü yeşillikte piknik yapmak amacıyla kuru dallardan bir miktar ağaç yakılabilir, ancak her önüne gelen oradaki ağaçları keser ve evine götürürse yeşil örtü yok olur ve orası çöle döner ve bütün canlılar yok olur, insanlar için de hayat bitebilir.

2. Aşağı Karaköy

Bu köyün ataları, Horasan erenlerinden Mehmet Abdal ile Anadolu'ya gelip yerleşen Türkmenlerdir. Mehmet Abdal, Caber Türk aşiretinin imamı olarak musahibi Cabbar Baba ile birlikte Anadolu'ya gelmiş ve Hacı Bektaş Veli, Mehmet Abdal'ı Çankırı ili Orta ilçesinin bugünkü adıyla Doğanlar (eski adıyla Evrateli) Köyü'ne yerleşmesi için göndermiştir. Mehmet Abdal'ın bu köyde türbesi bulunmaktadır.(Teberoğlu, 1997).

Evrateli Köyü sakinleri 1933 yılında Atatürk'ün paşalarından birisine ait olan 10 bin dönümlük bir araziyi satın alarak Karaköy'e yerleşmişlerdir. Karaköy ahalisinin bir kısmı, Çubuk Barajına yakın bir alana göç ederek Aşağı Karaköy'ü kurmuşlardır, burası Altındağ Belediyesi hudutları içindedir (Avcı, 1987).

Köy, Çubuk Ovası'nın güney bölümünde ve Ankara'ya uzanan boğazda yer alır. Köyün komşuları; Saray, Saracalar ve Karacaören köyleridir. Köyün Ankara-Dışkapıya uzaklığı 18 km.dir(Karaman,1997).

Köyün yerleşim yeri ve arazisi ovalık olup, yüksek olmayan hafif engebeli tepeler vardır. Çubuk Çayı köy arazisinin ortasından geçer. Arazide kekik, yavşan, buzağılık, çayırotları yetişmektedir. Sulak dere boyunda söğüt, kavak ve bir miktar meyve ağaçlar yetişmiştir(a.g.y.).

Köyün geçim kaynakları; köyde oturanlar sınırlı arazi içinde tarla tarımı ve ağaç dikimi ile uğraşmaktadırlar. Ayrıca az sayıda da olsa koyun ve keçi beslenmektedir. Köyde az sayıda insan tarafından fenni şekilde büyük baş hayvan beslenerek sütçülük yapılmaktadır. Yabani hayvanlardan tilki, tavşan ve keklik yetişmektedir( a.g.y.).

Ankara'da çeşitli meslek dallarında çalışan köylüler olduğu gibi, öğretim üyesi, öğretmen, avukat, muhasebesi gibi okumuş aydınlar da yetişmiştir(a.g.y.).

Aşağıkaraköy cemevine bir sundurmadan girilmektedir. Kapıdan girişte uzun bir koridor vardır. Burası ayakkabılık olarak kullanılmaktadır. Girişe göre soldaki ilk oda erkan

odasıdır. Yine koridorun en solunda ilk oda kurban evi ve onun yanında mutfak bulunmaktadır(Güvenç, 1999).

Bütün cemevlerinde olduğu gibi burada da solda kadınlar sofası, sağda erkekler sofası ve ortada kırklar meydanı yer almaktadır. Bütün zemin halılarla kaplıdır. Onun üzerinde minderler ve yaslanmak için yastıklar bulunmaktadır. Bu cemevinde de başta Hz. Ali olmak üzere Hacı Bektaş Veli, 12 İmamlar ve Atatürk'ün resimleri vardır. Bunun dışında eşyalar şunlardır. Karakazan, siniler ve sofra altları ile 300 kişiye yetecek kadar tabak, çatal, ve kaşıklar(a.g.g).



3. Çit Köyü

Bu köy Çubuk ilçesinin kuzeybatısına düşer. Aydost Dağının eteklerine yakın Çit deresi denilen bir vadide kurulmuştur. Kuzeyinde Okçular, Hacılar, Balcılar, Kuzeydoğusunda Yukarı Çavındır Köyü, güneyinde Sele ve Manastır köyleri, batısında Tahta Yazı, Sarıkoz ve Mahmutoğlan köyleri bulunmaktadır. Ayrıca köye bağlı olan Avdullah Mahallesi köyün kuzeyinde yer alır(Avcı,1987).

Köy genellikle küçük tepelerden oluşan dağlık, kayalık ve engebeli bir yapıya sahiptir. Çubuk iki barajını dolduran, bir ırmağın oluşturduğu vadinin yamaçlarında kurulmuştur. Ekilebilir geniş arazilere sahip değildir. Küçük meşe korulukları çoğunluktadır(a.g.e.).

Köyde yetişen karameşe ve akmeşe ağaçları yakacak olarak kullanıldığı gibi, köyde beslenen keçi sürülerinin de yiyeceği olur. Bunun dışında karaçalı, kuşburnu ve söğüt ağaçlarına rastlanır(a.g.e.).

Arpa, buğday, korunga, yonca üretimi ve fiğ üretimi köyün baylıca gelir kaynaklar arasındadır. Köyde yetişen sebzeler, taze sırık fasulye başta olmak üzere patates, soğan, domatestir. (a.g.e.).

Köyde şu anda ikamet eden yaklaşık 25 hane kadardır. Bu yaz aylarında 50 veya 60 haneye kadar çıkabilmektedir. Köyün ahalisinin çoğu Ankara'ya göç etmiş olup bunlardan çoğunun köyde evi yoktur(Dövüşkaya,1998).



Cemevi, üç odadan meydana gelmektedir. Sağ tarafta kurban odası, solda mutfak, ortada erkan odası yer almmaktadır.(Levent, 1999). Hz. Ali'nin varlığını bilmek için Hz. Ali resimleri, delil için şamdan, aşıkların sözlerine eşlik etmesi için saz, kesilen kurbanların pişirilmesi için karakazan, cem evine gelenlerin küs olanların barıştırılması ve diğer erkanın yürütülmesi için seccade olarak kullanılması için halı veya kilim bulunmaktadır. Köyde şu anda rehber bulunmuyor, dede rehberliği kendisi yapıyor. Köy Şah Kalender Veli Ocağı'na bağlıdır(Dövüşkaya 1998).

Köyde herkes kendi emsaliyle musahip olmaktadır. Şu anda 50 kadar aile birbiriyle musahip olmuş durumdadır. Musahip olanlar dedenin nezaretinde bir kişiyi delil(şahit) göstererek musahip olurlar. Musahip olan iki kişi birbiriyle her zaman anlaşmak durumundadır, hiçbir yere ve kuruma musahibini şikayet edemez(a.g.g.).

Abdal Musa, Aleviliğin kapısıdır. Abdal Musa yapılmayınca cem yapılamaz. Abdal Musa milleti birliğe çağırır, küsleri barıştırır. Oraya girerken hiçbir kimseyle bir sorun olamaz, aksi takdirde Abdal Musa'ya girilmez(a.g.g.).

Köy camisi 1955 yılında köylüler tarafından yaptırılmıştır. 1970 yılında caminin çatısı yine köylüler tarafından tamir ettirilmiş ve caminin önüne bir Atatürk büstü dikilmiştir(Dövüşkaya, 1998).

Köyde üç tane yatır bulunmaktadır. Bunlar Ümmühan Dede, Çamlı Dede, Damlalı

Dede. Köylülerin inancına göre, bundan 5 sene önce yatırın olduğu yere greydar çalışmış ve Ümmühan Yatırı kerametini göstererek graydar'ın dişlerini kırdı ve İsmail Vural'ın torunu kabri yeniden yaptırmak zorunda kaldı ve yanına çeşme yaptırdı(Levent,1999).

Bu zatlardan Damlalı Dede'nin kerameti şöyle anlatılmaktadır: Düşmanlar Damlalı Dedenin ırzına-namusuna zarar vermek için gelmişler, Damlalı Dede: "Açıl ya kaya açıl" deyince kaya açılmış içine girmişler, "Kapan ya kaya, kapan" deyince kaya kapanmış ve Damlalı Dede ağlayınca göz yaşları kayanın çeşitli yerlerinden dışarıya fışkırmıştır. Halen o kayalardan sular damlamaktadır. Damlalı Dedenin kendisi sır olmuştur. Şu anda bile kayadaki sular az damlamasına rağmen, yatırın yanına varıldığı zaman birkaç dakika sonra sular çoğalmaktadır. Bu halk tarafından Damlalı Dedenin ağlaması şeklinde yorumlanmaktadır(Levent,1999). Diğer iki yatırın menkıbeleri bilinmemektedir, fakat mezarları yapılmıştır(Dövüşkaya,1998).

Birinci menkıbe, tarihe ve kültüre saygıya ve bunların korunmasına dikkat çekmektedir. İkincisinde ise toplumsal hayatta başkasının ırzına ve namusuna göz dikmenin kötü sonuçlar belirtilmekte ve bunları yapanların mutlaka karşılığını bulacakları mesajı verilmektedir.

4. Dağkalfat Köyü

Köyün kuzeyinde Aydos Dağı, batısında Yukarı Çavundur Köyü, güneyinde Demirlitepe, doğusunda ise Dalyasan Köyü vardır(Avcı,1987).

Köyün kuruluş tarihi kesin olarak bilinmemekle beraber 1700-1800 tarihleri arasında 5 veya 7 hane kurulduğu sanılmaktadır. Önceleri hayvancılık ve Söbeçimeni çiftliğinde yarıcı olarak çalışan köylüler daha sonra bu çiftliği satın almışlar ve çiftçiliğe başlamışlardır(Çağlayan, 1997).

Dağlık bir kesimde kurulduğu için Dağkalfat adını alan köy, ilçeye 18 km uzaklıktadır. Heyelan nedeniyle köy eski yerinden 1,5 uzaklıktaki şimdiki yerine, 1978-1983 yılları arasında taşınmıştır. Köy Toprak İskan Genel Müdürlüğü'nün kredi ve proje desteğiyle modern bir yerleşim ünitesi haline gelmiştir. Köye otomatik telefon, kanalizasyon, elektrik ve su şebekesi gibi her türlü alt yapı hizmetleri getirilmiştir(a.g.y.).

Köyün iklimi İç Anadolu ikliminin bir çok özelliklerini taşır. Kışlar soğuk ve karlı geçer. Yüksek yayla konumunda olduğu için yaz aylarında çok sıcak olmaz. Bu iklime bağlı olarak buğday, arpa ve fiğ üretimi yapılır, fakat verim son derece düşüktür. Bu yüzden mevcut tarlaların büyük bir kısmı ekilmemektedir. Son yıllarda tarlalar vişne bahçeleri haline getirilmiştir. Ağustos sonu ve eylül ortalarına kadar dallarında bırakılan vişne Türkiye genelinde son turfanda durumunda oldukça karlı bir yatırım haline gelmiştir. Ayrıca otlak durumundaki meraların hayli geniş olması nedeniyle ilk bahar ve yaz aylarında küçük çapta hayvancılık yapılmaktadır.(a.g.y.)

Köyde cami, sağlık ocağı ve çocuk parkı yapılmıştır. Köydeki sülaleler, Kara Mehmetler, Kara Hasanlar, Mehmet ve Ahmetgiller'dir(Avcı,1987).

Köyün yerleşik nüfusu 75 kişi kadardır. Ankara'da oturup ticaretle uğraşan kesim köyle olan ilişkisini sürdürmekte ve köye yatırım sürekli olarak devam etmektedir. Köyde yaşlılar oturduğundan okul çağında çocuk bulunmadığı için köydeki ilkokul kapanmıştır(Çağlayan,1997).

Köyde eski gelenekler büyük ölçüde unutulmakla birlikte bunlardan bazıları devam ettirilmektedir. Şöyle ki, köyde düğünler 3 gün sürmekte, teke yüzü devam ettirilmektedir, Bunlardan başka Hıdrellez, Kale Şenliği ve ağaç dikme etkinlikleri gençlerin bilinçli ve özverili gayretleriyle sürdürülmektedir. Köyde çok güzel doğal piknik alanları ve dinlenme yerleri vardır. Son yıllarda ilkbahar ve yaz aylarında piknik ve dinlenme amacıyla köye gelenlerde büyük artış gözlenmektedir(a.g.y).

Eskiden kimin evi müsaitse cem törenleri onun evinde yapılırdı. Çubuk yöresinde ilk örnek cemevi 1940 yılında Dağkalfat köyünde yapılmıştır. Bu cem evinde girişte bir ayakkabılık vardı ve burada aynı zamanda yasavurlar da görevlerini yapıyorlardı. Erkan odasının sağ tarafında kadınlar musfası solunda ise erkekler musfası yer almaktadır. Karşı duvarın ortasında bir ocak vardı. Mutfakta erkan odasının içinde idi(Erbasan, 1999).

Köy yeni yerleşim bölgesine taşındıktan sonra bu defa yine Çubuk yöresinin modern anlamdaki örnek cemevi burada 1982 yılında yapılmıştır. Bina betonarma olup girişe göre sağda mutfak ve alt katta kurban odası veya kesimhane bulunmaktadır. Bunun dışında erkan odası üç bölümlü olup sağ tarafta kadınlar, sol tarafta ise erkekler musfaları bulunmaktadır. Ortada halka veya kırklar meydanı yer almaktadır. Zemin tamamen halıfleksle kaplanış olup onun üzerinde kauçuk döşekler bulunmaktadır(a.g.g.).

Cemevinde başta Hz. Ali olmak üzere 12 iimamlar, Hacı Bektaş Veli ve Atatürk'ün resimleri ile Türk bayrağı vardır. Bunun dışında karakazan, mutfak eşyaları, kemerbestler bulunmaktadır(a.g.g.).



5. Dalyasan Köyü

İlçeye uzaklığı 28 km. olan Dalyasan'ın dağ eteğine yakın bir bölgeye yerleşmiş olmasından bu adı aldığı söylenmektedir. Köyün doğusunda Ayı Kayası ve Küçük Kayalar bulunmaktadır. Köy bu tepeler arasındadır(Avcı,1987).

Köyün kuzey doğusunda Meşeli, batısında Susuz, kuzeybatısında Dağkalfat köyleri bulunmaktadır. Köyün yaklaşık 4/3'ü ormanlıktır. İklim, kışın çok soğuk olmamakla birlikte yazları da serin sayılabilir(Gümüşlüoğlu,1999).

Köye gelen ilk sülalenin Mercan Oğulları olduğu sonradan bunların Ankara'ya göç ettikleri ifade edilmektedir. Köydeki sülaleler: Kahya Oğulları, Çolak Oğulları, Aktaşlardır(Avcı,1987). Köyün şu andaki nüfusu, kışın yaklaşık 70, yazın 150 kişiyi bulmaktadır(a.g.g.).

Okuma-yazma oranı yüksek olan bu köyden öğretmen, iktisatçı, mühendis gibi meslek mensupları yetişmiştir. Ankara'da memuriyetten emekli olup köye dönen kişiler bulunmaktadır(Avcı,1987).

Köy su sıkıntısı çekmektedir. Bu yüzden tahıl ekilmediği gibi sebze ve meyve de yetiştirilmemektedir. Buna karşılık 20 aile kendi ihtiyacını karşılamak maksadıyla bir iki süt ineği beslemektedir(Gümüşlüoğlu, 1999).

Köyde ilk cem evi 1947 yılında yapıldı. Bu bina ahşap olup üzeri toprak idi. Cem evi, üç bölümlü olup sağda mutfak, solda kurban odası ortada erkan odası bulunmaktadır. Burada Hz. Ali, 12 imamlar ve Hacı Bektaş Veli ve Atatürk'ün resimleri vardır. Zeminin %70'i halı kaplı olup üzerinde sünger minderler serilmiştir. Bunun dışında kilimler, karakazan ve mutfak eşyaları vardır. Cemevi 1968-1970'lerde İstiklal Savaşı Gazisi olan Sadık Ağa diye anılan Sadık Serçe tarafından tamir ettirilmiştir. Sadık Ağa malül gazi maaşı aldıktan sonra biriken parası ile cemevinin üstüne çatı yaptırmış ve üzerine kiremit kaplatmıştır. Bu adam aslında çok fakir olmasına rağmen biriken bütün gazilik maaşını buraya harcamıştır(a.g.g).

Köyde Bayram Dede ve Silcan Evliya olmak üzere iki yatır bulunmaktadır. Buralara adak kurbanı, yağmur duaları için çıkılır ve zaman zaman da halk tarafından ziyaretler yapılır. Bayram Dede, köyün Kaplan Evliya semtindedir. Bu dede, Çorum Şah İbrahim Ocağından olup köye cem töreni için geldiğinde 1940 yılında vefat etmiş ve burada gömülmüştür(a.g.g.)

Cemal Gümüşlüoğlu(1999), bir dedenin kerametini şöyle anlattı: "1954 yılında Demirli Türbesi'ne yağmur duasına çıkmıştık. Burada Kargın Köyü Şah Kalender Veli Ocağı dedelerinden Muharrem Dede de vardı. Kurban kesildi, lokma pişerken birisi, dede, "hala yağmur yağmayacak mı?" dedi. Bir ara Muharrem Dede kazanın başına geldi, bir iki oflama ve puflamadan sonra elini dirseklerine kadar kollarıyla birlikte kaynayan kazanın içine soktu ve kazanın altındaki yiyecekleri üstüne çevirdi. Sonra gökyüzüne baktı ve bir müddet sonra öyle şiddetli bir yağmur yağdı ki, selden köye inmekte zorlandık.

Ahmet Cevdet Paşa, Kısas-ı Enbiya adlı eserinde şunları yazmaktadır: "Hz. Muhammet, 7 yaşında iken dedesinin ölümü üzerine amcası Ebu Talib'in evine gider, o sene Mekke'de kuraklık olması üzerine Kureyşliler, Ebu Talip'ten yağmur duasına çıkmasını isterler. Bunun üzerine Ebu Talip, Hz. Muhammed'in elinden tutarak Kabe'ye götürür ve dua yapmasını ister. Bunun üzerine Hz. Muhammed, Kabe'nin duvarına dayanıp yağmur duası yapar ve sonunda yağmur yağmaya başlar." Bilindiği gibi Alevi dedeleri soylarının Hz. Muhammed'e ulaştığını söylerler. Alevi halkı da soyu Hz. Muhammed'e dayanan dedelerin, buna benzer kerametler gösterebileceklerine inanmaktadır.

Cemal Gümüşlümüoğlu Alevilik, dede ve talipler hakkındaki düşüncelerini şöyle dile getirdi: "Günümüzde ne gerçek sıdk-ı bütün dede ne gerçek talip ve ne de gelenek ve görenek kaldı. Eski dedeler gününde adalete ihtiyaç kalmazdı. Çünkü mahkemenin 5 senede bitiremediği davaları eski dedeler 5-10 dakikada hallederlerdi."

6. Demirci Köyü

Dağlık bir kesimde kurulmuş olan bu köyün ilçeye uzaklığı 32 km.dir. Köyün doğusunda Kösrelik Çayı, batısında Kalpakkaya, Üç Baş Tepesi, güneyinde Oymide Köyü ve Yamaç Köyü, kuzeyinde ise Kavaklık ve Asvap dereleri vardır(Avcı,1987).

Köye ilk gelen aileler: Naili Oğulları, Gök Oğulları, Ulusoy Oğulları. Bu sülalelerin nereden ve zaman geldiklerini bilen yoktur. Bundan başka Karasüleyman oğulları, Çağlar Oğulları, Cüce Oğulları, Danışmaz Oğulları, Dişçi Oğulları, Vezvez Oğulları, Ateş Oğulları,

Gök Veli Oğulları adlı sülaleler bulunmaktadır. Ayrıca Şabanözü Göldağ Köyünden Ak Oğulları köye gelip yerleşmişlerdir. Atmaca ve Cin Ali Oğulları da başka yerlerden gelip burada değirmencilik yapmışlardır. Son yıllarda köyden şehre göç durmuştur(a.g.e.).

Köyde şu anda 45 hane ve 250 kişi kadar bir nüfus yaşamaktadır(Gökoğlu, 1999). Köy den yetişenlerden Çalışma Bakanlığında iş Müfettişliği yapan, mimar ve mühendis olanlar vardır(Avcı, 1987).

Köyde arpa, buğday, fiy, nohut, mercimek, domates, patates, elma, armut yetişmekte ve vişne tarımı da yapılmaya başlanmıştır. Köyde hayvancılık da yapılmaktadır. Sadece Ali Gökoğlu, küçük baş hayvan beslemekte ve 60 koyuna sahip bulunmaktadır. Bunun dışında 7-8 aile büyük baş hayvan beslemektedir(Gökoğlu,1999).

Ali Gökoğlu(1999)'nun verdiği bilgiye göre köyde cemevi 1951 yılında yapılmış olup üç odadan müteşekkildir. Solda mutfak, sağda kurban odası ortada kırklar meydanı bulunmaktadır. Cem evindeki eşyalara gelince; halı ve kilimler, karakazan, Hz. Ali, 12 imamların ve Atatürk'ün resmi ve Türk Bayrağı bulunmaktadır. Yine Ali Gökoğlu'nun iddiasına göre cemevi ile ilgilenen yok bu sebeple bakımsızdır. Tapulu yeri bulunmasına rağmen yeni cemevi bir türlü yapılamamaktadır.

Köyün içinde iki türbe vardır. Bunlardan birisi Ağa Tekkesi, diğeri ise Türabi Ocağından Martlı Arif Dede Yatırıdır. Arif Dede, 1960 yılında bir cem törenini yönetirken postta vefat etmiş ve bunun üzerine bu köye gömülmüştür. Halen Adak kurbanları bu yatırlarda kesilmektedir(Gökoğlu, 1999).

7. Karaağaç Köyü

İlçe merkezine en yakın köylerden birisi olup ilçe merkezine 5 km uzaklıktadır. Bu köyün çevresini Yukarı Obruk, Eğri Ekin, Aşağı Çavundur, Karaman ve Ovacık köyleri vardır. (Avcı, 1987).

Köyde şu anda kışın 13-14 hane yazın ise yaklaşık 25 hane yaşamaktadır. Köyde arpa, buğday, nohut, Ankara armudu, az miktarda erik ve özellikle satmak için elma ve vişne yetiştirilmektedir. Köyde ayrıca Mustafa Şimşek 8-10 büyük baş hayvan beslemektedir(Şimşek,1999).

Köylülerin verdiği bilgilere göre cemevi veya dergah, 1979 yılında inşa edilmiş ve buranın yeri köyden ve 12 hizmet sahiplerinden Yaşar Erener tarafından bağışlanmış. Binanın yapısı taş, zemin beton ve üstü kiremitle örtülmüş.

Karaağaç köyü cem evi 2 odadan müteşekkil, kapıdan girince ayakkabıların konulduğu bir holle karşılaşıyoruz. Burada sağdaki bir kapıdan küçük bir odaya giriliyor. Bu oda, hem kiler hem lokma odası ve hem de kurban odası olarak kullanılıyor. Onun solundaki kapıdan törenlerin yapıldığı ve üç bölümlü geniş bir mekana(erkan odası) giriliyor. Girişte ortada kırklar meydanı veya falaka olarak adlandırılan bölüm yer alıyor. Falakanın sağında kadınlar musfası, solunda ise erkekler musfası bulunmaktadır.

Kırklar meydanının etrafı çevrilmiş olduğu için buraya kapı boşluğu gibi bir yerden giriliyor. İşte bu boşluğun solundaki direkte Ehl-i Beytin tarihçesini gösteren bir tablo asılıdır.

Kırklar meydanının karşı duvarının ortasında ocak yer alıyor. Ocağın yukarısında ortada Hz. Ali'nin belden yapılmış temsili bir resmi asılmış. Onun yanında bir tablo bulunuyor, bunun içinde elinde kılıcı olan bir Hz. Ali resmi ve onun önünde yerde yatan bir aslan bulunmaktadır.

Bu resmin sağında Hacı Bektaşi Veli'nin temsili resmi, onun altında Kızıldeli'nin (Seyyit Ali Sultan) resmi, onun sağında Hz. Hüseyin onun sağında Hz. Hasan'ın resimleri bulunmaktadır. Bunların altında Türk Bayrağı, ve belden yapılmış Atatürk resmi yan yana asılmış bulunuyor.

Halkada ocağın sağında dede postu bulunuyor. Burası yerden biraz yükseltilmiş, adeta camideki kürsüyü andırmaktadır. Dede postunun sağında ve ocağa yakın dede postuna göre biraz daha yüksekte boş tutulan bir post yer alıyor. Bu Hz. Muhammed'e ait olan mürşit postudur. Burası, sahibinin hatırasına binaen tören boyunca boş tutulmaktadır.

Dede postunun üzerindeki bir direkte sırmalı, yeşil bir dede cübbesi ile yeşil bir kemerbest asılı, onun üzerinde püsküllü bir fes asıllı durmaktadır. Bu cübbenin yanında, örtüsü içinde duvara asıllı bir Kur'anı Kerim bulunmaktadır. Bunlardan başka falakayı kadınlar bölümünden ayıran direklerden falakaya giriş kısmına en yakın olanında bir tablo asılıdır. Bu tablonun başlığı şu: Tarikı Müstakıymda Hizmetler ve Görevleri.

Kadınlar kısmını halkadan ayıran direklerde; süpürge ve sofra bezleri, erkan çubuğu ve kemerbestler asılı. Buna karşılık erkekler bölümünü kırklar meydanından ayıran direkler arasında gözcü çubuğu, pervane ve bekçilerin kullandığı yasavur değnekleri asılmış.

Hem kadınlar ve hem de erkekler bölümlerinde Hz. Ali'nin resimleri var. Ayrıca kadınlar kısmında 12 imamın temsili resimleri yer almış. Kadınlar kısmının duvarlarında 4 halı var. Bunlardan ikisinde kadın resimleri desenli, işlenmiş. Kadınlar kısmının kapıya bitişik duvarlarında üç ayaklı 7 tane sofra altları ve yanlarında sofra bezleri ulunuyor.

Kırklar meydanını kadınlar kısmından ayıran direklerde; süpürge, sofra bezleri, erkan çubuğu ve kemerbestler bulunuyor. Buna karşılık halkadan erkekler bölümünü ayıran direkler arasında gözcü çubuğu, pervane ve bekçilerin kullandığı yasavur değnekleri asılı.

Erkekler sofasında birinde kadın deseni bulunan 2 halı, onun üzerinde saat bulunmaktadır. Erkekler musfasının kapıya bitişik duvarlarında bir çay ocağı ve içme suyu bidonları yer almaktadır. Ocaktan köz almakta kullanılan kürek, kapının yanında duvara asılı duruyor.

Lokma evi veya kurban odasında 4 karakazan ve kurban asmakta kullanılan 1 çengel bulunmaktadır. Sağ taraftaki duvarda bulunan tezgahta yaklaşık 100 tane çanak ve tabaklar, 5 bıçak, 1 satır vardır. Kurban odasında duvarın ortasında bir ocak var. Ocağın sağ ve solundaki boşluklarda birer yürek tavası bulunuyor. Ayrıca burada çomça adı verilen ucu bir ağaç kaşığın ağzını andıran bilek kalınlığındaki bir odun parçası bulunuyor. Bu, karakazanda pişen lokmayı karıştırmada kullanılan bir araçtır. Ayrıca lokma piştikten sonra karakazan bunu eline alarak halkaya gidiyor ve dedeye gösteriyor.

Bunun anlamı; lokmanın piştiğini ve yemeğin hazır olduğunu göstermektir. Ocağın sağındaki boşlukta 4 kepçe bulunuyor.

Karaağaç Köyünde Dergahta Yapılan Törenlerde Görev Alan Hizmet Sahiplerinin İsimleri


  1. Dede: Ahmet Kuzukıran

  2. Rehber(Vekaleten): Yaşar Erenel

  3. Zakir: Ziya Sevgilican

  4. Gözcü yaşar Erenel

  5. Saki: Süleyman Yücel

  6. Carıcı: Mustafa Şimşek

  7. Sakka Suyu : MustafaŞimşek

  8. Seccadeci : Mustafa Yücel

  9. Tığcı(karakazan): Hasan Güler

  10. Mehdi (kapıcı): Satılmış Erkol

  11. El Suyu: Satılmış Sevgilican

  12. Yürekçi: İbrahim Çelikyılmaz

  13. Delilci: Ziya Sevgilican

  14. Ocakçı(GürgürBaba): Orhan Güler

  15. Sofracı: Yaşar Erenel

  16. Çaycı: Hüsein Taş

  17. Kadıncık Ana: Güzide Erkol

Köyde bulunan yatırlar. Köyün içinde Sarı Dede, doğusunda Zırah Dedesi, güneyde Ulupınar Dedesi, batıda Hamamkaya Dedesidir. Hamamkaya Dede ile ilgili bir keramet anlatılmaktadır. Şöyle ki, Çubuk II. Barajı'nın yapıldığı yıllarda, kepçenin operatörü, yatır da ne oluyormuş, diyor ve kepçe ile yatırın olduğu yeri kazıyor, fakat gece sabaha kadar korkusundan uyuyamıyor ve sabah kalktığında ağzının ve burnunun eğrildiğini görüyor. Bunun üzerine kepçe operatörü kabri eski haline getiriyor. Ali Şimşek aynı kabri balyozla kırıp demirle çevirmek istiyor ve kabri parçalayamadığını söylüyor(Şimşek,1999).

Yine aynı köyden halen yaşayan 85 yaşındaki Arif Gülbeş'in anlattığına göre, şantiyeyi bekleyen Sünni gece bekçisi bu yatır hakkında gündüz aleyhte bir takım sözler söylüyor. Fakat geceleyin yatırda yatan şahsın kendisine gelip bir kötülük yapacağından korkarak eline tabancasını alıp beklemeye başlıyor. Gecenin bir saatinde yeşil cübbeli ve beyaz sakallı bir şahıs, bu bekçinin yanına gelerek ağzını açtırıyor ve iki parmağıyla dilini bastırarak, " Şimdi gündüz söylediklerini söyle bakalım" diyor ve bekçi bundan çok korkuyor(Şimşek,1999).

Burada verilmek istenen mesaj, erenlerin yatırlarına saygı gösterilmesi gerektiğidir. Eğer yatırlara saldırılıp yok edilmek istenirse veya saygısız sözler sarfedilirse, o şahsın ölü iken de kendisini savunabileceği ve koruyabileceğine inanılmaktadır.



Dostları ilə paylaş:
  1   2   3   4


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə