Din Ticareti Yapanlar


Bir Kimse Kuran-ı Bilmedi Sanki Bu Dünyaya Hiç Gelmedi



Yüklə 0,51 Mb.
səhifə6/11
tarix07.01.2019
ölçüsü0,51 Mb.
#91761
1   2   3   4   5   6   7   8   9   10   11

Bir Kimse Kuran-ı Bilmedi Sanki Bu Dünyaya Hiç Gelmedi

  Yukarıdaki söz yani yazımım başlığı sevdiğim, saydığım ve konferanslarından Türkiye ve dünyanın etkilendiği gibi, şahsımın da bizzat kendisini tanıyıp ve dinleyerek etkilendiği muhterem Şevki Yılmaz’a aittir.       

   Hani bir zamanlar, konferanslarıyla ülke genelinde hınca hınç salonları dolduran, milletin uyanmasına ve kalplerindeki pasın silinmesine vesile olan Rize Belediye Başkanıyken Refah partisinden milletvekili olan 28 Şubatın, münafıkların, yerli işbirlikçilerin, cuntacıların bir cümle İslam düşmanlarının hedef tahtasındaki isim idi kendisi.

 Konferanslarının birçoğunda aynen derdi ve haykırırdı. Bir Kimse Kuran-ı Bilmedi Sanki Bu Dünyaya Hiç Gelmedi.  Yani Kuranı Kerimin okumasını bilmiyorsanız, öğrenmemişseniz, öğrenme gereği duymamışsanız,  manasını okumuyorsanız, hayatınızda Kuranın hiçbir yeri yoksa o zaman kendinizi bu dünyaya hiç germemiş ve bu dünyada hiç yaşamamış sayabilirsiniz. Ne kötü ve garip bir şey değil mi. Bu dünyada olacaksın ama hiç yaşamamış, gelmemiş hükmünde sayılacaksın. Hani okula derse girersiniz de öğretmen sizi yok yazar, hemen itiraz edersiniz, vardım, işte ispatı, şahitlerim bunlar der kendinizi savunursunuz. Öyleyse dünyaya gelmemiş sayılmamak, yok yazılmamak için ne yapmamız gerektiği sizce açık değil mi. Eğer akleden bir topluluk, Allahın akıl sahibi yaptığı bir kişi isek.

Düşünebiliyor musunuz, Müslümansınız, lafı gelince mangalda kül bırakmıyorsunuz, herkese akıl veriyorsunuz ama daha Kuranı okumasını bilmiyorsunuz, öğrenmemişsiniz. Hatta ve hatta evinizde Kuranı Kerim Kitabı bile yok, varsa da çantasına koyup tarihi eser gibi duvara asmışsınız.

Çevremde inanın birçok insan tanıyorum, değil Kuranı okumasını bilmek evinde Kuranı kerim bile yok.  Evinde Kuranı Kerimi olanları gördüm, kitap yepyeni daha çantasından hiç çıkarılmamış. Çiçek gibi evin bir köşesinde saklanmış muhafaza edilmiş. Düğünlerde gösteriş olsun diye, borç altın takacağız diye birbirleriyle yarışanlardan hiçbirinin inanın akıl edip de düğün evine hediye olarak yüce kitabımız Kuranı Kerimi götüreni görmedim. Görsem  şaşardım zaten. Hediyeleşmekmiş, nasıl hediyeleşmekse. Tek tek yazıyorlar, kameraya kaydediyorlar sonra geri götürüp teslim ediyorlar. Adı da düğün hediyesi oluyor. her şeyimiz sahte olmuş. Peygamberimiz hediyeleşin diyor. Götürdüğünüz hediyeyi geri isteyin, geri alın demiyor. Bunun hadı hediyeleşmek olmamalı.

Sebepsiz ve sonuçsuz olarak hiçbir şey yaratılmamıştır. İnsanların olduğu gibi eşyanın ve mahlûkatında bir yaratılış sebebi vardır.

İşte İnsanların yaratılış gayesini anlatan ayeti kerime.

            Zariyat  56: “Ben insanları ve cinleri, ancak bana ibadet etsinler diye yarattım”.

            Zariyat 57: “Ben onlardan bir rızk istemiyorum (ben onları kendilerine yahut başka bir kimseye rızk versinler diye yaratmadım) bana (kullarıma) yemek yedirmelerini de istemiyorum”

Hayvanların yaratılış gayesi ni ise Kuranı Kerim şu şekilde açıklıyor..

            En’am 142: “Hayvanları da yük ve kesim için yaratan Allah’ tır..”

Kitabı Kuran olan bir insana onu okumak emredilmiştir. Kuran insanlara bir öğüttür ve kolaylaştırılmıştır. Bakınız ilgili ayeti kerime ne buyuruyor.

            Neml 92: ”Müslümanlardan olmakla ve Kuran okumakla emrolundum. Tebliğ etmekle kim doğru yolu bulmuşsa yalnız kendisi için bulmuş olur. Kim sapıtmışsa kendine etmiş olur. Dalâlete düşene de ki; ben sadece uyaranlardan biriyim...

            Kamer 17:” Ant olsun ki Kuran’ı öğüt olsun diye kolaylaştırdık, öğüt alan yok mudur?”

Kuran-ı Kerimi istediğiniz yerden ve konudan okuyabilirsiniz, bu konuyla ilgili ayeti kerimede şudur.

            Müzemmil 20:”...Kuran-ı Kerim’den kolayınıza geleni okuyun; namazı kılın, zekatı verin, Allah’a güzel ödünç takdiminde bulunun.”

 Yani bu yüce kitabı okumamanın, bilmemenin, öğrenmemenin hiçbir mazereti, kaçışı yoktur.

 

Kuran’ın  sorumluluğunu yer, gök ve dağlar korkudan alamayıp, insan bu sorumluluğu üstlenmiştir



            Ahzâp 72: “Doğrusu biz bu emaneti           (Kuran’ı Allah’a itaati ve ibadetleri) göklere, yere, dağlara, teklif ettik de, onlar bunu yüklenmekken (emaneti, sorumluluğu almaktan) çekindiler. Korkup titremişlerdir. Pek zalim, (bu emanetin hakkını gözetmediğinden) çok cahil olan insan ise onu yüklenmiştir.”

            Haşr 21:”Eğer biz bu Kur’an -ı bir dağın üzerine indirseydik, muhakkak o dağı; Allah korkusundan baş eğmiş, parçalanmış görürdün. Bu temsiller yok mu, işte biz onları insanlar için yapıyoruz; olur ki düşünürler...”

 

Düşünmek - tefekkür etmek - ibret almak - öğüt kabul etmek - hayırlı sonuçlar çıkarmak aklı olan insan içindir.



               En’âm 126: ”Bu İslam dini, Rabbinin doğru yoludur. Gerçekten biz, ayetlerimizi, düşünen bir topluluk için beyan ettik.”

Tabiî ki, dünyaya hiç gelmemiş olmak  yani Kuranı hiç bilmemiş, öğrenmemiş, okumamış  olmak özgürlüğünüz de vardır.

Yunûs 100:”Allah’ın  izni olmadıkça, hiç bir kimsenin iman etmesi mümkün değildir. Bir de Allah, akıllarını iyi kullanmayanlara azap eder.”

   Nisâ 165:”(İman edenleri Cennetle) müjdeleyici, (küfredenleri cehennemle) korkutucu olarak peygamberler gönderdik ki; bu peygamberlerin gelişinden sonra insanların (yarın) Kıyamette; bizi imana çağıran olmadı diye, Allah’a bir hüccet ve özürleri olmasın. Allah azizdir, hükmünde hikmet sahibidir.”

 

          Fussilet 26: “İnkar edenler: ”Bu Kur’an-ı dinlemeyin, okunurken gürültü yapın, belki bastırırsınız dediler.”



          Bakara 231:”...sakın Allah’ın ayetlerini şaka yerine tutmayın. Allah’ın üzerinizdeki nimetini ve size öğüt vermek için indirdiği Kur’an-ı ve ondaki hikmeti düşünün.”

          A’raf 204: ”Kuran okunduğu zaman, O’nu hemen dinleyin ve susun. Olur ki merhamet edilirsiniz.”

          Kâfirler Kur’an ayetleriyle alay ederler, Kur’an-ı Kerim okunmaya başlandığında gürültü yaparak onu bastırmaya çalışırlar, başka söze dalarlar, Kur’an okunan yeri terk ederler, bundan hoşlanmazlar, kulak vermezler. Yazık ki toplumumuz içerisinde de aynı özellikleri Müslüman olarak bilinen kimselerde de görebilmekteyiz.

Dünya meşguliyeti müminleri Allah’a kulluktan alıkoymaz.

          Nûr: 37:”Nice adamlar vardır ki, ne bir ticaret, ne de bir alışveriş (onları, gerçek müminleri) Allah'ı anmaktan, namazı gereği üzere kılmaktan ve zekatı vermekten kendilerini alıkoyamaz. Onlar bir günden korkarlar ki, o günde kalpler ve gözler korkudan halden hale döner kıvranır.”

             Kuran’ın ayetleri birbirinin benzeri ve tekrarı şeklindedir; Allah’tan korkanlar (Allah’ı sevenler) Kur’an okunduğunda tüyleri ürperir, kalbi titrer, yumuşar, düşünmeye ve derhal emirlerine uymaya başlar.

            Zümer 23:”Allah; ayetleri birbirine benzeyen ve yer yer tekrar eden kitabı, sözlerin en güzeli olarak indirmiştir. Rablerinden korkanların, bu kitaptan tüyleri ürperir ve hem de kalpleri Allah’ın zikrine yumuşar ve yatışır. İşte bu kitap Allah’ın doğruluk rehberidir, onunla istediğini doğru yola eriştirir. Allah kimi de saptırırsa artık ona doğru yolu gösteren bulunmaz.” Buyrulmaktadır.

         Ben âcizane tabiî ki önce kendim için bu hususları kendime hatırlatmaya çalıştım. Çünkü en güzel tebliğ yaşamaktır. Kendin yaşamıyorsan, yaşayın, yapın, edin, iyi olur diyemezsin, desen dahi itibar görmez, etkili olamazsın. Onun için bütün bunları kendim için yazdım ve yine kendim okuyacağım ve kendime çeki düzen vereceğim.

  Haftaya aynı gün ve aynı köşede buluşmak üzere hoşça ve sağlıcakla kalınız.

Dostlarımızla da Düşmanlarımızla da Gurur Duymalıyız

Bu çok sevdiğim bir sözdür ve sık sık tekrar ederek ne anlama geldiğini herkese anlatmaya çalışırım.

Gerçekten de öyle. Dostlarımızla nasıl gurur duyuyorsak, düşmanlarımızla da gurur duymalıyız. Çünkü bir kimse diyorsa ki, benim hiçbir kimseyle alıp veremediğim yoktur, düşmanım hiç yok, herkesle dostum. O zaman ben o kişiden şüphe ederim arkadaş. Çünkü o kişide münafıklık alameti var olabilir. Herkese yaranmaya çalışan kişi, doğru adam olamaz.  Eğer gerçekten ben doğruysam, iyi ve düzgün bir insan isem, benim mutlaka dostlarım olmalı ve yine ben iyi ve doğru bir insan isem benim mutlaka düşmanlarım da olmalıdır ve olacaktır. Hani bir düşünelim ve İslam tarihine bakalım, gidelim. Peygamber efendimiz Hz Muhammed (S.A.V ) i örnek alıyor ve önder kabul ediyorsak, müşriklerin, kâfirlerin, cahillerin ona yaptıkları zulüm ve kötülükleri hatırlayalım.  Kendisine ne entrikalar çevirmişler ve ne tuzaklar kurmuşlardı da o bunların hiç birinden yorulmamıştı ve onlar için dualar etmişti. Ben diyorum ki doğru ve iyi yolda olanların yaşasın düşmanları ve yaşasın dostları.

 Müslüman öyle bir kimsedir ki, elinden ve dilinden emin olunan kişi demektir. Müslüman’ın ne Müslümana ve ne de kâfire ve münafığa hiçbir kimseye zerre kadar bir kötülüğü ve zararı olamaz, dokunamaz. Müslüman hep iyiliği tavsiye etmek, kötülüklerden uzak tutmak için çalışır. Şerrinden emin olunmayan, şüphe duyulan kişilere Müslüman bile denemez. Müslüman düşmanlarına bile iyilik eden kimse demektir.  Hani bir atasözü vardır “ İyiliğe karşı iyilik her kişinin işidir, kötülüğe karşı iyilik de er kişinin işidir” der.

Ben yazılarımda hep hissettiğimi, yaşadığımı, gerçekleri yazarım. Yazarken de fikir ve düşüncelerimin ana kaynağı Kuran ve sünnet olur. Çünkü Kuran’a ve sünnete dayanan yaya kalmaz, yolda kalmaz,  sözleri havada, boşlukta kalmaz, tartışma götürmez. Onun için de bu güne kadar kimse arayıp ta şurada yanlış yazmışsın demedi, diyemez de.  Kuran’a ve sünnete dayanan, referansı İslam olan kişi en sağlam yere dayanmış demektir.

Şöyle bir etrafımıza bakalım; kimler bize düşman, kimler hep devamlı, dur durak bilmeden, her yerde, her ortamda aleyhimizde konuşuyor, çalışıyor, o kıymetli zaman sermayesini ve enerjisini bizim için harcıyor. Ağır taşı uzağa fırlatamazsınız, yine ağır taş hiç bir zaman uzaklardan gelmez. Ağır taşlar her zaman en yakınımızdan, bizi en iyi tanıyanlardan, yani iyilik yaptıklarımızdan, tabir yerinde ise beslediğimiz… lerden gelir.  Sizi bilemem ama ben de bu hep böyle olmuştur. Düşmanlarım, bana gizli ve aşikâr kötülük ve fenalık tuzakları kuranların, her ortamda yaptığım işleri küçümseyip, birer kulp bulup hafife alanların, karalayanların, kusur ve eksik araştırıp bunları yaymaya çalışanların, hep bir zamanlar birlikte olduğumuz, çalıştığımız, hatta benden iyilik gören kişilerden geldiğini görüyorum. Düşünün bir kere, siz de aynısını görürsünüz.  Düşmanlarınızı asla uzaklarda aramayın derim. Bir yerlerden bilmediğiniz kötülükler, engeller geliyorsa, işleriniz ters ve aksine gidiyorsa, o işe şeytanın karışması yerine bir yakınınız karışmış olabilir, önce en yakınınıza, iyilik yaptıklarınıza bakın, onlar arasında araştırın.  Bu öz kardeşiniz bile olabilir.  Düşmanı uzaklarda aramamalıyız.

Çok sevdiğim ve yıllarca birlikte olduğumuz ve aynı zamanda GönTAM yönetim kurlunda olan bir abim bir sohbetimizde dedi ki; ”yahu seni yıllarca tanıyorum, içini, dışını her şeyini biliyorum, yaptıklarını takdir ediyor ve onun için her türlü desteği vermeye çalışıyorum, yaptığın işler hep cemiyet, toplum işi, hizmeti ve bütün bunlar için senin yanında oluyorum.. Ama birisi geçen gün bir ortamda, senin için öyle kötü ve karalayıcı şeyler konuştu ki adeta şoke oldum, inanamadım ve adamı bozdum, ağzının cevabını verdim. Adamı da tanıyorum, herkes için hemen hemen aynı şeyleri konuşur durur, yani işi gücü hep insanları eleştirmek, karalamak, dedikodusunu yapmak, fitne fesat işleri. Dedim ki, abi o adam zamanında iyilik yaptığım .....dan birisidir, şimdi bile önüne bir kemik atsam kuyruğunu sallar, kemiği güzelce yer ve sonra yine havlamaya başlar. ”  Bu tipler dünyalık menfaatçisidirler, çıkarları olunca anında yüz seksen derece u dönüşü yapabilirler, her yerleri yalamadır, karakter falan yoktur. Esfele sefilin lerden dir, aşağılardan da aşağı seviyesinde yani.  Hakkımda konuşmaları, benim bir hatamı, eksiğimi düzeltmeleri için, Allah hakkı için değil, şeytani heva ve heveslerini tatmin içindir. Kalpleri kararmıştır, topluma sundukları bir projeleri, işleri, eserleri, başarıları, heyecanları, hedefleri, gayeleri, amaçları yoktur.  Yapacak işleri yoktur ve yegâne işleri odur.  Ben onlarla gurur duyuyorum. Mümin müminin aynasıdır ya hani, ben de onlara bakarak kendime çeki düzen veriyorum. Ben de böyle miyim acaba, işim gücüm insanları karalamak, kötülemek, kusur araştırmak mı diye düşünerek kendimi fena şeylerden ayıklıyorum, kendi kendimi hesaba çekiyorum yani. Hani mümin müminin kusurlarına gece gibidir, iyiliklerine de gündüz gibidir ya.  Hani bir müminin haksız yere aleyhinde konuşan ve dedikodusunu yapan, mümin kardeşinin ölü etini yemiş gibidir ya. İşte ben bu durumlara düşmekten korkuyorum ve tabiî ki Allah’a sığınıyorum.

 Ben şahsen ne dostum olan, ne de düşmanım olan kişi için onlara gelecek hiçbir kötülük beni mutlu etmez, üzer.  Bu dostum için de, düşmanım içinde böyledir. Benim inanç sistemim bu şekilde tanzim edilmiş.

Düşmanlarımızın düşmanlıkları, entrika ve tuzakları, bizim için kötülük dilemeleri hiçbir şey ifade etmez. Allahın dilemesi ve izni dışında yeryüzünde bir yaprak dahi kıpırdamaz.

Al-i İmrân 120:” Size ( Müslümanlara) bir iyilik dokunursa (bu) onları üzer ve kederlendirir. Başınıza bir felaket gelirse, onunla ferahlanır ve sevinç duyarlar. Eğer siz sabırlı olur da korunursanız, onların hileleri size hiçbir zarar vermez.

Yukarıdaki ayeti kerime ne güzel ifade etmiş.  Ayeti kerimede Müslümanların başına gelen bir iyiliğin kâfirleri üzdüğünü, kahrettiğini, kötülük ise onları sevindirdiğini, ferahlattığını anlatıyor. İyi düşünelim ve biz de de böyle bir hal var mı yok mu diye.

Eğer bir kardeşimizin başına gelen olumsuzluklar sizi mutlu ediyor, ferahlatıyorsa o zaman münafık ve kâfirlerin safında bulunduğunuzu hatırlayın.

Prensibimiz şu olmalı, benim mutlaka ve mutlaka dostlarım ve düşmanlarım olmalı ve onlarla gurur duymalıyım. Ya düşmanlarım olmasaydı benim, halim nice olurdu. Hiçbir şey yapmaz isem, kitap yazmaz, yazı yazmaz, proje üretmez, hiçbir iş yapmaz, etliye sütlüye karışmaz,  doğruya doğru demez, yanlışa yanlış demez, gelene ağam, gidene paşam deseydim halim nice olurdu.  İnsan bu dünyada ya var olmalı, ya da olmamalı.  Olmakla olmamak arasında birisi asla olmamalı. Kadir Demircan diye birisi bu dünyaya ha gelmiş, ha gelmemiş olmamalıyım ben. Gelmiş ile gelmemiş arasında asla olmamalıyım ben. Sıradan değil sıra dışı olmak yegâne hedefimiz ve amacımız olmalı. Sıradanlık, ne kadar kötü bir şey. Milyonlarca on milyonlarca, yüz milyonlarca kişi den biri, aynısı olmak ne kötü şey. Her insan bu dünyada tekdir, eşi ve benzeri yaratılmamıştır. Yani bu dünyada bana benzeyen,  benim aynım olan birisi yoktur. Ama iş, hayat, hizmet ve aktivasyon olarak da başkalarına benzemeyen biri olmalıyım ben.

Varsınlar bana düşman olsunlar. Toplum için bir hizmet üretmeyenler, kendi çıkar ve menfaatlerinden başka bir düşünceleri bulunmayanlar, varlığı kendisine, ailesine, çevresine ve bu topluma yük olanlar, fitne ve fesatçılar, günahkârlar, münafıklar, kâfirler, İslam düşmanları, hırsızlar, huysuzlar, fırsatçılar, fesatçılar bana düşman olsunlar istiyorum. Onların düşmanlığının bana zerre kadar bir zararı olmadığı gibi, aksine mükâfatı olacaktır ve buda benim için avantajdır.

Hiçbir zaman için, herkesle dost olayım diye bir düşüncem olmadı.  Herkesle dost olmak için çalışayım, dost olayım, ancak dost olamadıklarıma da asla düşman olmayayım ve düşmanlık etmeyeyim isterim.

Ben hiçbir zaman için kâfirlerin halleriyle hallenmek istemem. Bakınız Kuran ne buyuruyor.. He konuda sık sık Kuran’a başvururum. Çünkü Kuran’ın değinmediği bir tek konu yoktur.

Enâm 38:”...kitapta biz hiç bir şeyi eksik bırakmadık”. Buyuruyor.  İşte konumuzla ilgili çarpıcı bir ayeti kerime daha.

               Al-i İmrân 111:”(Ey Müslümanlar) Yahudiler size eziyet vermekten başka bir zarar veremezler. Sizinle savaşırlarsa arkalarını dönüp kaçarlar. Sonra kendilerine yardım da yapılmaz”.

               Nisâ 52:”Onlar, Allah’ın  kendilerine lanet ettiği kimselerdir. Kime de Allah lanet ederse, artık ona asla bir yardımcı bulamazsın”.



Râ’d 11:”Her insan için, önünden ve arkasından takip eden melekler vardır. Onu  (insanı) Allah’ın emriyle korurlar.”

         Enfâl 36: ”Allah yolunda alıkoymak için mallarını harcayan kâfirler,  yakında yine onu harcayacaklardır. Sonra da (gayelerine eremeyeceklerinden) bu onlara pişmanlık ve yürek acısı olacak,  sonunda mağlup olacaklardır. Küfürlerinde sebat edenler toplanıp cehenneme götürüleceklerdir”.

   Al-i İmrân 186: ”Ant olsun ki; sizden evvel kendilerine kitap verilenlerden ve Allah’a eş koşanlardan da gerçekten birçok incitici şeyler işiteceksiniz. Eğer bunlara katlanır ve sabrederseniz (sakınırsanız) işte bu, din işlerine bağlılık (ihlas – şuur – samimiyet) ve metanettir.”   

     Müslümanlar dinlerinde ihtilafa ve ayrı yorumlara düşerek, hükümlerin bir kısmına inanıp bir kısmına inanmayan, kendilerini doğru yolda görüp öğünerek diğerlerini tanımayan, aşağılayan, küçümseyen müşrikler gibi olmamalıdırlar.  Böyle bir davranış İslam’da yoktur. Allah böyle haller içerisine girenlerin gazaba ve cehennemde çok şiddetli bir azaba çarptırılacağını beyan buyurmaktadır.

Bu haftalık da bu kadar. Sürçü lisan eylediysek affola. Haftaya aynı köşede buluşmak üzere Allaha emanet olun. Dostlarınızın da, düşmanlarınızın da kıymetini iyi bilin.

            



Denizkenti Denizikent Yapmak İçin Yola Çıkıyoruz

      Bundan 6 ay önce bu köşede bir raporum yani makalem yayınlanmıştı. Hatırlanacağı üzere Demiştim ki;” Sinek, Saz, Toz ve  İhmal Kenti …. Denizkent

    Köy Değil,  Şehir Değil, Mahalle Değil, Belde Değil Ne Burası?

Adı olan fakat hükmü ve statüsü olmayan yerleşim yeri… Denizkent veya Pınarkent

    Havası, suyu, doğası güzel ama hizmeti güzel değil. Yıkılmış ama yenisi yapılamamış. Gideceksiniz ama kalamayacaksınız. Soracaksınız ama bulamayacaksınız. Akdeniz’in incisi derler ya, işte buraya da Marmara’nın incisi diyebilirsiniz.

       Anlatırlar hep 40-50 yıl önceden beri Denizkent varmış, zamanın zenginleri tatillerini burada geçirirlermiş. Antalya Bodrum, Kuşadası yokken Denizkent varmış.

    Şimdi Kuşadası var, ama Denizkent ne var ne yok. İhmaller çok. Denizkent ile ilgili bir site, bir tanıtım filmi, slaytı bile yok. Kimse yapmamış, düşünmemiş, gerek görmemiş.  İhmaller birbirini kovalamış durmuş. Düşünsenize, Denizkent sahi sizce ne? Mahalle mi acaba? köy mü? yoksa. Veya şehir mi?, yoksa belde mi?. Nüfusu kaç? kaç kişi yaşıyor? Sorunları neler? Mahalle ise muhtarı kim? muhtarlığı nerede?  Şehir veya beldeyse belediye başkanı kim? Şayet siteyse site başkanı kim ne iş yaparlar? Velhasıl kelam karmakarışık bir yer. Kafam karıştı.” Diye makalem tam iki sayfa olarak yayınlanmıştı.

    Herkes Gönen’i, Denizkenti sever ama biz nedense bir başka seviyoruz. Kimisi Gönen’de iyi para kazanıyordur sever, kimisi iyi rant bulmuştur sever, kimisi belediye arsasından arsa alıp denize nazır villa yaptırmıştır villasında oturmayı sever, kimisi de gidip kafa çekmeyi sever. Yani severlerde severler, herkesin ayrı bir sevgisi vardır. Denizkentte ne bir evim, ne bir arsam, ne de bir hazine arazisi üzerine kondurduğum ve içinde bira içtiğim kaçak bir kulübem veya karavanım var. Hiçbir şeyim yok. Tek zevk aldığım şey, yılda bir kez eşimin ‘’illa gidelim, bak herkes gitti, bir biz kaldık gitmeyen’’ demesi ve ısrarıyla Denizkent’e gidip, birazcık utana sıkıla suya girip -çıkıp, denizin üzerinden, Çanakkale üzerine doğru batan akşam güneşini doyasıya seyri temaşa eylemem. Güneş batarken o kadar güzel ki defalarca fotoğrafını çekip sonra herkesle paylaşıyorum.  Güneşin batışını izlerken tefekküre dalıyorum, Allahın gücünü ve kudretini görüyorum, onun bize sunduğu o doyumsuz nimetleri ve güzellikleri düşünerek şükür ve dua ediyorum. Ve sonra batan güneşle birlikte Gönen’in yolunu tutuyorum.

        Sonra diyorum ki şu güzel yerden ne olur Türkiye’deki insanlar da yararlansa, herkes istifade etse, devre mülkler, pansiyonlar, oteller, kamplar, alışverişler olsa da Gönen insanı da bunlardan yararlansa. Gönen’de üç bin beş bin kişiye ve aileye de buradan ekmek çıksa ne olur.

       Erdeğe gittik, Ocaklarda değil boş pansiyon - oda, bir tek ağaç kuytusu bile bulamadık. Her yer tıklım tıklım. Denizkent’te ise bir tek pansiyon, oda, çadır bile yok. Her yer boş, insansız, atıl vaziyette. Yaz günleri inanın insanlara olumsuz cevap vermekten bıktım. Her yerden arıyorlar, Denizkent’e gelmek istiyoruz kalacak yer varmı diye. Ama nafile, yok çekiyorum, nasıl yok, her yer insanla dolmuş da boş oda, pansiyon yok değil. Pansiyonculuk, otelcik, devre mülkçülük, kiralık ev yeri, organizasyon yok. Düşünsenize emlakçı bile yok.   İstanbul’dan adamın birisi arsa alacak oldu, rica etti gidip fotoğrafını, filmini çekip adama gönderdik, sonra geldiler emlakçıdan iki tane arsa aldılar, şimdi de ev yaptırıyorlar. Belediye altı sene önce insanların günlük olarak barınabildikleri pansiyon türü yıktığı odaları hala daha yapmadı, yapacağı da yok.

        Gittim oraya, gece gündüz dolaştım, herkesle konuştum, rapor hazırladım ve bu köşeden de yayınladım. Yayınladım da ne oldu, ilgililerden ses mi geldi, tık mı geldi…  Sanki sahipsiz bir şehirde yaşıyoruz vesselam.

Ama karar verdik arkadaşlarla GönTAM olarak Denizkente el atıyoruz. Sivil inisiyatif başlatıyoruz.

Kış bitti, baharın başındayız, tatil sezonuna 3 ay var. Bari bu sezon boş geçmesin, zararın neresinden dönersek kar olur, ne yapabilirsek onu yapalım.  Gönen için kar olur düşüncesiyle yola çıktık. Gücümüz tabiî ki enerjimiz, Gönen sevdamız, bu toprakları karşılıksız seviyor olmamız. Halka hizmet Hakka hizmettir sloganımız, insanların “hayırlısı insanlara faydalı olanıdır” düşüncesi parolamız. Bir kimse Allah razı olsun der ise bu yegâna karımız, demez ise “iyilik yap at denize, malik bilmezse halik bilir”  sözü de düsturumuz.

         Buradan açıkça çağrı yapıyorum, Ey Gönenliler, Gönen halkı, Denizkent halkı, Denizkent’te yaşayanlar, Denizket’te evi, villası, köşkü, arsası, tarlası olanlar lütfen bu çağrımıza cevap verin.  Bize katılacakları bekliyorum. Önce bir platform ve grup oluşturmamız, sonra projeye son şeklini vermemiz, hedeflerimizi koymamız lazım. Eğer biz yapılması gerekenleri, devletten, belediyelerden, kendimizden başkalarından beklesek bir 40 yıl daha bekleyeceğinizden kimsenin şüphesi olmasın. Suç sizin, bizim. Taşın altına elini koymayanların, nemelazımcı olanların, kendinden başka kimseyi düşünmeyenlerin.

      Denizkent ve Pınarkentte evi, arsası ve işi olanlar başta olmak üzere bir şeyler yapmalıyız diyenleri açıkça GönTAM’a davet ediyorum. Bineceğiz arabalara, tutacağız Denizkent’in yolunu, gezeceğiz, göreceğiz, dinleyeceğiz, bilgileneceğiz, düşüneceğiz, konuşacağız ve sonra başımızı önümüze koyup neler yapacağımızı kararlaştıracağız.  Sonra da aldığımız kararları birer birer uygulamaya koyacağız. Bakalım ne olacak, hep birlikte göreceğiz.

      Bilen bilir, bilmeyen bilmez. Gönendekilerin çoğu bilemezler,  daha doğrusu bilmek ve görmek istemezler, ama  dışarıdakilere sorabilirler. Onlar yani dışarıdaki Gönenliler çok iyi biliyorlar ve açıkça da söylüyorlar ki, GönTAM son 7 yıl içerisinde tanıtım, değişim, bilgi, iletişim, koordinasyon ve proje uygulama anlamında Gönen’de büyük işler başardı. Dile kolay, sadece ve sadece bir - iki tane örnek vermek gerekirse, son 3 yıl içerisinde tam 3.000 tane Gönen ile ilgili film çekimi yapılıp internete yüklendi. 70. bin fotoğraf çekildi ve paylaşıma sunuldu.  Ve bu filmler ülke ve dünya genelinde 19 milyon kişi tarafından paylaşılıp izlendi. Şimdi düşünün, Denizkente de Gönen gibi bir kere el atarsak neler olabilir.  İnternete girin ve Gönen Denizkent yazın bakalım ne çıkacak. Denizkentin ilk ve tek sitesini dahi biz yaptık. (www.denizkentemlak.tr.gg- www.gonendenizkent.tr.gg ) Peki, buranın muhtarlığı, belediyesi yok mu dersiniz yok işte. Olsa bunları yapmak bize mi düşerdi. Tabiî ki, hiçbir şey yapılmamıştır demek istemem, çok iyi şeyler yapılmıştır ama yeterli olmamıştır, insanlar memnun edilememiş, bu kentler hak ettiği yerlere getirilememiştir. Burada asıl suçlular, kendi sorunlarına sahip çıkmayan sakinlerdir, halktır.

    “Denizkente sahip Çıkalım ve bir şeyler yapalım” platformunu oluşturmaya başladık. Bekliyoruz katılacakları, destek olacakları, köstek olacakları, entrika çevirecekleri, paşa paşa evlerinde, villalarında oturarak  bizi seyredecekleri, akıl verecekleri.. Rolleri görelim diyoruz.

        Biz çıktık yola, şimdilik 5 kişiyiz, bakalım bu sayı kaç olacak. Çoğalırsak, güçleneceğiz, güçlenirsek iyi şeyler yapabileceğiz, iyi şeyler yapabilirsek, daha iyi şeyler ortaya çıkacak ve hepimiz mutlu olacağız.

Yukarıda girişini verdiğim altı ay önceki raporumdan sonra sonuç bölümünde de  yapılması gerekenleri de 7 ana başlık halinde şu şekilde sıralamıştım;

1.İlk öncelik olarak Denizkent önce bir statüye kavuşturulmalı.

2.Mekân sahipleri sorunlarına sahip çıkmalı ve yönetime aktif olarak katılmalı, taşın altına elini koymalı.

3.Sosyal Mekânlar Çoğaltılmalı

4.Yatırımcılar Teşvik Edilmeli

5. Tanıtım ve reklâm

6.Çevre Düzenlemesi

7.Sağlık açısından tanıtım ve teşvikler yapılmalı 

       Demiştim. Yeni oluşturacağımız platform ve çalışma gurubuyla inşallah daha pratik bir rapor ortaya çıkar. En basit olarak eldeki imkânlarla, yapılabileceklerle, yapılması gerekenlerden başlanırsa sonuç alındıkça ilerlemeler sağlanır. Biz işi ilk olarak tanıtım ve reklâm ile başlamak istiyoruz. Bir dergi, bülten, gazete veya broşür çıkarmak, TV programları, devre mülkçülük ve konut kiralama işlemleriyle bir çıkış başlatabileceğimizi düşünüyoruz. Orada bir ofis ve irtibat bürosu açmayı, emlak alımı ve satışlarını da canlandırmayı planlıyoruz. İyi bir hareket başlatılırsa, emlak fiyatları da artar, değer kazanır.

    Ben her zaman şunu söylerim, niyet hayırsa amel de hayır olur. Tabiî ki, bize destek olan olursa, varsa Gönen ve hizmet sevdalıları,  bir de ortaya çıkarlarsa olur bu iş. Yok ortaya kimse çıkmaz da sadece seyirci olmak isterlerse, bir 40 yıl daha seyretsinler derim, başka ne diyeyim. Bekliyoruz, Denizkente sahip çıkalım platformuna katılacakları. Fikirleri, düşünceleri olanları, istek ve şikâyetleri olanları, ben şunu yapabilirim, edebilirim, verebilirim diyenleri bekliyoruz. İşte irtibat numaralarımız:05366062730.0266.7626793 gonen_gontam@hotmail.com Adresimi: Altay Mah. Park Cad. 11Sk:No:34 Gönen

Güzel Bir Denizkent ve Güzel Bir Gönen olması dileğiyle…



Yüklə 0,51 Mb.

Dostları ilə paylaş:
1   2   3   4   5   6   7   8   9   10   11




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2024
rəhbərliyinə müraciət

gir | qeydiyyatdan keç
    Ana səhifə


yükləyin