Dördüncü Bölüm Ergonomi İnsan Çalışması ve Özellikleri



Yüklə 116.82 Kb.
tarix31.12.2017
ölçüsü116.82 Kb.


Dördüncü Bölüm

Ergonomi

İnsan Çalışması ve Özellikleri

Abdurrahman BENLİ




Hedefler
Bu üniteyi çalıştıktan sonra;

İnsan çalışmasının çeşitli yönleri incelenecek
Çalışma biçimleri ve bunların insanda yol açtığı çeşitli yüklenme şekilleri incelenecek,
İnsanın enerji harcamasının ne gibi faktörlerden kaynaklandığı ve nasıl ölçülebileceği ele alınacaktır..




Anahtar Kavramlar



Çalışma

Enerji

Performans
İçindekiler

A. ÇALIŞMA TÜRLERİ

B. ÇALIŞMA VE ENERJİ HARCAMA

C. ENERJİ TÜKETİMİNE ETKİ EDEN FAKTÖRLER



D. ÇALIŞMA VE PERFORMANS

I. Ergonomik açıdan İnsan
Hedef: İnsan çalışması ve özellikleri incelenecektir.


  1. ÇALIŞMA TÜRLERİ

Çalışma ortamlarında kişiye verilen görevlerin oluşturduğu bütün "iş" olarak adlandırılır. Sanayi ve hizmet sektörünün çeşitli alanlarında çok sayıda iş bulunmaktadır. Sayısız denebilecek bu işleri sınıflayabilmek için öncelikle bedensel (enerji) ve zihinsel (bilgi) ağırlıklı çalışma biçimleri şeklinde bir gruplama yapılabilir. Ancak bu gruplamada bir işin hiçbir zaman salt bedensel ya da salt zihinsel çalışma olarak alınamayacağının bilinmesi gerekir. Enerji ağırlıklı bir işin zihinsel boyutu olabileceği gibi zihinsel çalışmada da enerji boyutu olacaktır (Özkul, 2006: 52).

Bedensel ve zihinsel çalışma biçimlerinin özellikleri ve örnekleri Tablo 4. 1'de verilmektedir. Şekil 4.1'de ise çeşitli işlerin kassal ve zihinsel bileşenleri gösterilmektedir. Görüldüğü gibi tasarım işi büyük ölçüde zihinsel ağırlıklı nitelendirilebilirken, taşıma işinin de aynı oranda fiziksel ağırlıklı olduğu söylenebilir.

Tablo 1. Bedensel ve Zihinsel Ağırlıklı Çalışma.



Burada da görüldüğü gibi bedensel ağırlıklı çalışma daha çok kassal çalışmayı gerektirir. Günümüz her ne kadar bilgisayar çağı olarak adlandırılıyor ve işletmelerde otomasyona geçişle birlikte bedensel ağırlıklı işler yerlerini zihinsel ağırlıklı işlere bırakılıyorsa da, hala iş faaliyetlerinin büyük bir kısmı fiziksel çaba gerektirmektedir ve bedensel ağırlıklıdır. Özellikle madencilik, yapı ve imalat sektörlerinde çalışanlar işlerini yaparken önemli ölçüde fiziksel enerji harcamak zorundadırlar (Özkul, 2006: 53).

Şekil 1. İşler ve Bedensel / Zihinsel Bileşenleri.



Bedensel ağırlıklı çalışmada, kalp ve kan dolaşım sisteminin desteğinde özellikle kasların çalışması söz konusudur. Bu çalışmada hem kaslar hem de duyu organları zorlanıyorsa, sensomotorik bir çalışmadan söz edilir.

Zihinsel ağırlıklı çalışma insanın bilgi (enformasyon) almasını, bunları işlemesine ve ürettiği bilgileri insan-makina sisteminin diğer öğelerine aktarmasını içerir. Zihinsel ağırlıklı çalışmada duyu organlarının, zihinsel yeteneklerin ve az ölçüde kasların veya tamamen zihinsel yeteneklerin kullanılması söz konusudur (Özkul, 2006: 53).

  1. Bedensel Ağırlıklı Çalışma

Bilgisayarlaşma, otomasyon gibi gelişmeler sonucunda işlerin zihinsel boyutu önem kazanmakla birlikte hala birçok faaliyet bedensel çalışmaya dayanmaktadır. Malzemelerin, aletlerin, donanımların taşınmasını da içerisine alan bu tür faaliyetler fiziksel ya da kas gücüne dayalı çalışma olarak ta adlandırılmaktadır. Madencilik, inşaat ve imalat sektörlerinde yoğun olarak bedensel ağırlıklı çalışma söz konusudur. Öte

yandan iş kazaları ve işe bağlı sakatlanmalarda bedensel ağırlıklı işlerin payı oldukça fazladır.

Bedensel ağırlıklı işler dört ayrı grupta ele alınmaktadır.

  • Statik durma işi

  • Statik tutma işi

  • Ağır dinamik iş

  • Tek yanlı dinamik iş

Statik durma ve statik tutma işlerine genellikle bir arada rastlanır ve bu tür çalışma sırasında kaslar, bir dış kuvvete karşı uzun süre kasılmış olarak kalırlar. Bu süre içerisinde insanın kol ve bacakları da hareketsiz olacağından, kaslar çabuk yorulur. Kasılma sırasında kası besleyen kan damarlar da kasılır ve kasın taze kanla beslenmesi azalır. Bunun sonucunda ise oluşan artıkların da atılma hızı yavaşlar veya durur. Buna karşılık dinamik çalışmada, kasın kasılma ve gevşemesi kısa aralıklarla değişir ve böylece kasın kanla beslenmesi kolaylaşır ve insan daha az yorulur.

Ağır dinamik işler büyük kas gruplarının kullanıldığı ve daha fazla enerji dönüşümüne yol açan işlerdir. Eğer çalışma sırasında toplam kas kütlesinin küçük bir kısmı harekete katılıyorsa, tek yanlı dinamik işten söz edilir.

Bedensel ya da kassal ağırlıklı yüklenmeler günümüzde mevcut ölçme teknikleri ile büyük ölçüde sayısallaştırılabilmektedir. Ancak enformasyon işlemeye dayalı zihinsel faaliyetlerin yol açtığı yüklenmeleri belirlemek oldukça zordur. Bu alandaki çalışmaların hala deneysel nitelikte olduğu söylenebilir (Özkul, 2006: 54).

  1. Çalışma Fizyolojisi

İnsanlardaki (ve diğer canlılardaki) hücre, doku ve organların işleyişini inceleyen bilim dalı "fizyoloji" dir. Çalışma esnasında da hücre, doku ve organlar dinamik bir etki altındadırlar ve çevrelerindeki değişikliklere uyum göstermek için fizyolojik tepkilerde bulunurlar. Çalışma esnasında da meydana gelen kaçınılmaz etkilere karşı insan organizmasının fiziksel ve kimyasal dengesini korumaya yönelik bu mekanizma homeostazi olarak adlandırılır. Bu iç denge insanın dış ortamdaki değişiklikleri algılayabilen duyu alıcılarıyla düzenlenir. Bu alıcıların uyarısıyla kas, böbrekler, karaciğer ve iç salgı bezleri gibi organlarda değişen koşullara uygun özel yanıtlar gelişir ve insan kendisini yeni duruma ayarlayabilir.

Çalışma esnasında insanda meydana gelen temel fizyolojik tepkimeler şunlardır:

Solunum Sistemi: Çalışma esnasında ek oksijene ihtiyaç duyulur. Dinlenme halinde gereksinim duyulan oksijen miktarı 0.5 litre/dakika ‘nın altında iken, çalışma esnasında bu değer 5 litre / dakika ya kadar çıkabilir. Bu durumda ki fizyolojik tepkime, soluma sıklığının ve her solumada alınan hava miktarının artması şeklinde ortaya çıkar (Özkul, 2006: 54).

http://www.nkfu.com/wp-content/uploads/2012/03/solunum-sistemi-2.gif

Kaynak: http://www.nkfu.com/solunum-sistemi-semalari/

Kalp Dolaşım Sistemi: Çalışma esnasında kasların ihtiyaç duyduğu oksijen kalp damar sistemi yoluyla ulaştırır. Normal dinlenme anlarında ciğerden pompalanan kan yaklaşık %97 oranında oksijen yüklü olarak gider. Dolayısı ile solumanın artışı kaslara daha fazla oksijen gitmesi için yeterli değildir. Kaslar için gereken ek oksijen ihtiyacının sağlanabilmesi için daha fazla kan gitmesi gerekir. Bu iki şekilde sağlanabilir. Kalbin pompalama hızının yani kalp atış hızının (nabız) artması ve her seferinde pompalanan kan hacminin artması. Dinlenme esnasında pompalanan kan miktarı 5 lt/dk. iken ağır çalışma sırasında 25 lt/dk kadar çıkabilmektedir.

http://2.bp.blogspot.com/-blfkk_ybgnw/tc2tblxb5yi/aaaaaaaaaba/2fczohcjjn0/s1600/kalp2.jpg

Kaynak: http://ayseirmak07.blogspot.com/2011/05/dolasim-sistemi-canllar-icinde.html

Kalp atışı hızı ve pompalanan kan miktarındaki artış fiziksel çalışmanın başlangıcında artmaya başlar. Çalışan kişi, fiziksel kapasitenin yaklaşık %40'ına ulaştığında pompalanan kan miktarında daha fazla artış olmazken kalp atış hızı artmaya devam eder.

Fiziksel çalışma esnasında kalp ve dolaşım sistemine gelen yükler nedeniyle kan basıncında da artış görülür. Kalp atışları sırasında kalbe yeterli kan gelmesinin sağlanması için bu artış gereklidir. Gereksinimler ve bunların kalp dolaşım sistemi üzerine yaptığı baskılar sonucunda kanın vücudun çeşitli organlarına dağılımı da farklılaşır. Dinlenme halinde iken kanın %15 ila %20'si kaslara giderken çalışma esnasında bu oran %75 ila %79'a ulaşır. Beyine, böbreklere ve sindirim sistemine giden kan miktarı ise önemli ölçüde azalır (Özkul, 2006: 54).

https://encrypted-tbn2.gstatic.com/images?q=tbn:and9gcrnqj3fio3w6pin-matrgb5qehwnazvyhnfrtipjq-yg163qkgdzw

Kaynak: http://www.saglikta.net/kalp-ve-dolasim-sistemi.html

  1. Çalışmanın İnsan Etkileri: Yüklenme ve Zorlanma

İş ortamı bir insan-makina sistemi olarak insan ve üretim arasında karşılıklı uyarıların (sinyallerin) veya bilgi alışverişinin yapıldığı düzenli bir döngü olarak görülebilir.

Çalışmanın insan üzerindeki etkilerinin değerlendirilmesinde yüklenme ve zorlanma kavramlarının önemi büyüktür. Yüklenme, iş sisteminin insan üzerinde yarattığı etkiler bütünü olarak tanımlanmaktadır. Çalışma süresi içerisinde insanın farklı faaliyetleri gerçekleştiriyor olduğu düşünülürse bu yüklenmenin kısmi yüklenmelerden oluştuğu söylenebilir. Öte yandan farklı faaliyetlerin zihinsel ve/veya bedensel ağırlıkları da farklı olacağından kısmi yüklenmelerin de yüklenme düzeyi ve yüklenme süresi bileşenlerinden oluştuğu görülür. Çalışma süresi boyunca ortaya çıkan kısmi yüklenmenin bir arada değerlendirilmesiyle toplam yüklenme ortaya çıkar. Toplam yüklenmenin oluşumunda kısmi yüklenmelerin sıra ve zamanının da etkili olacağı unutulmamalıdır (Özkul, 2006: 55).

İş zorlanması ise iş yüklenmesinin kişi üzerindeki etkilerini ifade etmek için kullanılan bir kavramdır. Bu etkiler, bireyin özelliklerine ve performans yeteneklerine bağlı olduğundan, aynı iş yüklenmesi altındaki iş zorlanması, insandan insana farklılıklar gösterecektir. Buna göre aynı nesnel yüklenmeye maruz kalan düşük performans yeteneğine sahip bir kişi, yüksek performans yeteneğine sahip diğer kişiden daha fazla zorlanacaktır (Özkul, 2006: 55).

  1. ÇALIŞMA VE ENERJİ HARCAMA

İnsanlar yaşamak ve iş yapabilmek için gerekli enerjiyi besinler yoluyla alırlar. Yiyeceklerden alınan ve günlük yaşamda tüketilen enerji hesaplanabilir. Bu enerjinin ölçüm birimi kilokaloridir (Kcal).

İnsan gün boyunca yaşama payı, serbest zaman payı ve iş payı olmak üzere üç farklı türde enerji harcamaktadır. Bazal metabolizma olarak da adlandırılan yaşama payı, yaşantının hareketsiz bir şekilde devamını sağlamak amacıyla harcanan enerjidir. Gerekli olan yaşama payı enerjisinin miktarı, kişinin ağırlığına, yaşına, boyuna ve cinsiyetine göre değişkenlik göstermektedir. Örneğin; 170 cm boy, 70 kg ağırlık ve 30 yaş olarak tanımlanan normal erkek ve 160 cm boy, 60 kg ağırlık ve 30 yaş olarak tanımlanan normal kadın için yaşama payı enerji miktarı ortalama olarak her kg başına 1Kcal/ saat enerji harcandığı varsayımıyla,

Erkekler için: 70* 24 = 1680 Kcal/ gün

Kadın için: 60* 24 = 1400 Kcal/ gün

Olarak hesaplanabilmektedir (Özkul, 2006: 56).

İnsanlar uyanık kaldıkları süre içerisinde, çalışma dışında hareket etmeden duramayacakları için bir miktar enerji harcayacaklardır. Bu enerjiye serbest zaman payı denilmektedir. Serbest zaman payı mutlak istirahat ve çalışma zamanı dışında vakit geçirme şekline bağlı olarak farklılık göstermekle birlikte uygulamada insanların uyanık oldukları müddetçe ağırlıklarının her kilogram için saatte 0.6 Kcal enerji harcadıkları kabul edilir. Buna göre 16 saat uyanık olan 70 kg ağırlığındaki bir erkek için serbest zaman payı için 70kg. * 0.6 kcal/saat * 16 saat = 672 kcal olacaktır (Özkul, 2006: 57).

İş payı ise, iş için harcanan enerji olarak tanımlanmaktadır. İş payı enerjisi yapılan işin özelliklerine, her bir hareketin tekrar sayısına bağlı olarak değişkenlik göstermekte ve işin yapıldığı süre içinde alınan vücut pozisyonları, duruş ve oturuş şekilleri nedeniyle bir ek enerjiye gereksinim duyulmaktadır. Çeşitli işlerde enerji gereksinim değerleri Şekil 2'de gösterilmektedir:







Bir kişinin kesintisiz olarak 8 saat çalışabileceği düzey










 

Kcal/dk

























 













 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10

Tam ofis işl. Araç Araç gereç Normal Toprak Çekiçle Rende Çelik

istirahat kullan. İle çalışma yürüme atma çalışma işleri işleri

Çalışan insan işin güçlük derecesine bağlı olarak enerji harcar, oksijen tüketimi artar ve bu nedenle de yorulur. Yorulma, iş görme yeteneğinin azalması olarak tanımlanır. Yeterli bir dinlenme süresi sonunda yorgunluk giderilir ve çalışma yeteneği yeniden kazanılır. Yorulma dinlenme yoluyla giderilebildiği sürece zararlı olmamakla birlikte, yorulmanın genel bir güç kaybına, uzun süre dinlenmeyi gerektirecek aşırı bir bitkinliğe dönüşmemesine dikkat edilmelidir. Çalışma sırasında ortaya çıkan yorgunluğun ortadan kaldırılması için çalışan insanın dinlenmesi gerekmektedir. Eğer dinlenme verilmez ise(Özkul, 2006: 58);

  • Solunum derinleşmesi diye tanımlanan, gereken oksijeni alamama olayı ortaya çıkmakta ve dolayısıyla beyin hücrelerinde, yeterli oksijenin alınamaması nedeniyle, dönüşü olmayan zedelenmeler olabilmektedir.

  • Sürekli çalışan insan beslenemeyeceği için vücudunda depo edilen son enerjiyi de kullanacağından çok kısa sürede bedenen bir çökme olacaktır.



  • Kan dolaşım sistemi hızlanacak ve kalp gerekli fonksiyonunu yerine getirebilmek için daha fazla yorulacaktır.

  • Kaslar gereken enerjiyi ve besini alamadığı için çalışamaz hale gelecektir.

Bütün bu olumsuz koşullar, çalışan insana işin güçlük derecesine ya da zorlanma düzeyine göre dinlenme verilmesinin gerekli olduğunu ortaya

koymaktadır. Dinlenme ile insana iş yapabilme yeteneği yeniden kazandırılmaktadır. Gerekli dinlenme süresi, çalışma süresi ve işin gerektirdiği enerji dikkate alınarak çalışılan sürenin yüzdesi olarak,

Dinlenme Süresi % = (İşin gerektirdiği Kcal/ dak enerji /4-1)*0,100

şeklinde belirlenmektedir. Buna göre Şekil 4.5'de verilen faaliyetlerden normal yürüme için dinlenme süresi yüzdesi (DSY),

DSY= (5/4-1)*0,100= 0,025

Gün boyunca 8 saat (480 dakika) yürütülmesi durumunda, 480*0.025 = 12 dakika dinlenme süresi verilmesi gerekmektedir.

Çalışma süresince toplam dinlenme süresi belirlendikten sonra bu sürenin, insanın performans düzeyini korumak amacıyla uygun sıklık ve uzunlukta çalışma süresi içine pay edilmesi gerekmektedir. Bu amaçla dinlenme değeri ile dinlenme süresi arasındaki ilişki kullanılmaktadır. Öte yandan, dinlenme süresi sonunda, çalışanın işe uyumunun sağlanmasında aksamaların olabileceği düşüncesiyle, bir kez ve çalışma süresinin tam ortasında dinlenme verilmesi gibi yaklaşımlar da söz konusu olabilmektedir (Özkul, 2006: 59).

Yukarıda söz edilen yöntemler dışında, dinlenme süresinin hesabı için literatürde farklı yaklaşımlar da yer almaktadır. Ancak bu yaklaşımlar genellikle fiziksel yük gerektiren işlerle ilgilidir. Zihinsel iş yükünün yol açtığı yorgunluklar ve bunlara ilişkin dinlenme süreleri konusunda literatürde kesin ve somut veriler yoktur.

Şüphesiz tüm insanların fiziksel kapasiteleri olduğu gibi bir de zihinsel kapasiteleri vardır. Bu kapasitenin üzerinde bir bilgi ve zihinsel faaliyet söz konusu olduğunda zihinsel yorgunluk başlayacaktır. Zihinsel yorgunluğu açıklamak için zihinsel iş yükü terimi kullanılmaktadır. Zihinsel iş yükünün nasıl ölçüleceği konusunda yaygın olarak kullanılan ve benimsenmiş bir metot yoktur. Daktilo yazmaktan bilgisayar destekli teknik resim çizmeye kadar zihinsel ağırlıklı işler vardır ve bunlar farklı zihinsel zorlanmalar gerektirir. Bu farklı zorlanma düzeyleri yine insanların farklı kapasiteleri ile birlikte düşünüldüğünde bu konuda en geçerli yaklaşımın öznel (sübjektif) değerlendirmeler olduğu görülecektir (Özkul, 2006: 59).

  1. ENERJİ TÜKETİMİNE ETKİ EDEN FAKTÖRLER

Bedensel ağırlıklı çalışma sırasında, insanın enerji harcama düzeyini etkileyen temel faktörler aşağıda gösterilmekte ve örneklenmektedir. Belirtilen hususlara dikkat edilmesi fiziksel çalışmanın insan üzerindeki kalıcı, zararlı etkilerin önlenmesi bakımından önemlidir (Özkul, 2006: 60).

Çalışma yöntemi: İşin yapılış biçimi enerji tüketimini etkileyen faktörlerin başında gelir. En uygun yöntem ağırlık merkezini enaz etkileyecek dengeli bir vücut konumuyla yapılacak çalışmadır.

Çalışma pozisyonu: Faaliyetlerin gerçekleştirilmesi sırasındaki vücut pozisyonu enerji tüketimini etkileyen diğer bir faktördür.

Çalışma Temposu: İşin yapılış hızı ya da temposu enerji tüketimini etkileyen bir başka faktördür. İşin belli bir tempoda önemli bir fizyolojik zorlanma olmaksızın uzun süre yapılabildiği bilinmektedir. Bu tempolarda kalp atış hızı belli bir artış gösterdikten sonra sabit kalmakta ve bu düzeyi uzun süre devam ettirebilmektedir. Ancak çalışma temposu önemli oranda artırılırsa bu kalp atış hızının da artmasına neden olacak bunun sonucunda enerji tüketimi de artacaktır.

Alet Tasarımı: Çalışma sırasında kullanılan aletin özellikleri de enerji tüketimi ve aynı zamanda yapılan iş miktarını etkileyen bir husustur (Özkul, 2006: 60).

  1. Zihinsel ağırlıklı Çalışma

Teknolojinin gelişmesiyle birlikte çalışma ortamlarında fiziksel ağırlıklı işlerin yerini zihinsel ağırlıklı işler almaya başlamıştır. Görünüşte çalışanlar daha az iş yapmaktadırlar ancak fiziksel çabanın azalması her zaman genel iş yükünün azalması anlamına gelmemektedir. İnsanlar bu işler sonucunda belki de fiziksel işlere oranla çok daha fazla yorulmakta veya etkilenmektedirler. Fiziksel çalışma biçimine daha çok fabrika ortamlarında ve tarım sektöründe rastlanırken, bilgiye dayanan çalışma biçimlerine daha çok hizmet sektöründe ve bürolarda rastlanmaktadır.

Bilgiye dayalı çalışma, insanın bilgiyi alması, işlemesi ve ürettiği bilgileri ve çıktıları insan makina sisteminin diğer elemanlarına aktarması faaliyetlerine verilen addır. Bilgi insanın dış çevresinden veya kendi bünyesinden gelen uyarı ve sinyallerin işlenmesi ile elde edilir. Bu faaliyetlerin oluşturduğu süreç Şekil 4.3'de gösterilmiştir. Bu süreçte yer alan temel fonksiyonlar algılama (kavrama, tanıma) karar verme ve eylem (faaliyet) dir. Bellek ise veri ve bilgilerin kayıt edildiği birimdir (Özkul, 2006: 61).

  1. Çevresel Uyarılar ve Algılama

İnsanlar günlük yaşamlarının her kesitinde olduğu gibi çalışma ortamında da çevrelerinden gelen dışsal ve kendi bünyelerinden gelen içsel uyarı ve sinyalleri duyu organları vasıtasıyla alırlar.

Veri olarak adlandıracağımız bu uyarı ve sinyaller çok çeşitli olabilmekle birlikte temelde dinamik ve statik olmak üzere iki grupta toplanabilirler. Dinamik veriler zaman içerisinde değişen sinyal ve uyarılardır. Kırmızı- sarı-yeşil şeklinde değişen trafik ışıkları, araçların hız göstergeleri, radar ekranları, sıcaklık gösteren termometreler bu tür verileri türeten göstergelerdir. Statik veriler ise zaman içerisinde (en azından belirli zaman süresince) değişmeyen verilerdir. Yazılı ya da basılı alfa sayısal (harf ve sayılardan oluşan) bilgiler, trafik levhaları, şemalar, grafikler, haritalar, araç plakaları bu tür göstergelerdir (Özkul, 2006: 61).

Algılama sözcüğü genellikle görme ile eşanlamlı tutulmakla birlikte, agılama görme yanında duyma, tatma, koku alma ve hissetmeyi kapsayan bir eylemdir. Kişilerin algılamaları doğrudan ölçülebilen bir olgu değildir, ancak kişinin algılamaya bağlı tepkisi veya performansıyla gözlemlenebilir.

  1. Bellek

Hafıza olarak ta bilinen bellek insanın geçmiş deneyim ve bilgilerini zihinde tutma yeteneğidir. İnsan belleği olağanüstü miktarlarda bilgiyi depolayabilmekle birlikte kimi kez bunların hatırlanmasında güçlük çekilebilmektedir.

Bellekte tutmanın ölçülmesinde kullanılabilecek üç gösterge (Özkul, 2006: 61);

  • Eski bilgileri anımsama,

  • Daha önce karşılaşılmış bir şeyi hatırlama,

  • Bir kez yapılmış bir işi sonradan daha çabuk yapabilme,

olarak verilebilir. Ancak insan belleğinin oldukça karmaşık bir mekanizması olduğu bilinmektedir. Yapılan araştırmalar insan belleğinin kısa süreli ve uzun süreli olmak üzere iki düzeyde ele alınabileceğini göstermektedir. Bunlar, bilgiyi yalnızca birkaç saniye tutabilen, kapasitesi çok sınırlı kısa süreli bellek ile kapasitesi ve bilgi saklama yeteneği göreceli olarak sınırsız olan uzun süreli bellektir.

Muhtemelen birçok kişinin yukarıdaki soruya yanıtı evet olacaktır. Kısa süreli bellek bilgiyi geçici olarak, çoğunlukla birkaç saniye tutmak için kullanılır. Her gün yapılan yüzlerce hatta binlerce ve faaliyet bu tür bellekten geçer. Görülen trafik levhaları, telefonların sesi, televizyondan gelen görüntüler bu tür örneklerdir.

Normal koşullarda insanlarda kısa süreli bellek işlevi yaklaşık yedi ayrı birimle (örneğin rasgele seçilmiş yedi harf yada yedi olağan sözcük) sınırlanmıştır. İnsan telefon rehberinden bir telefon numarasını öğrenip, daha çevirirken unutabilir.

Duyulan ya da görülen bir şeyin (ismin, telefon numarasının ya da görüntünün) bir kaç saniye sonra unutulmaması için bunun uzun süreli belleğe kaydedilmesi gerekir. Kısa süreli bellekten uzun süreli belleğe aktarmak için öncelikle yinelemek gerekir. Bu yolla bilginin bellekte kalış süresi uzatılabilecektir Ancak kalıcılığın kuvvetlendirilmesi için bilginin anlamlandırılması önerilmektedir. Kodlama olarak ta adlandırılan bu işlemde bilgiye bir anlam verilerek uzun süreli bellekte daha önceden var olan diğer bilgilerle

ilişkilendirilmesi yapılır. Uzun süreli bellek ile öğrenme arasında önemli bir ilişki vardır. Öğrenilenler daha sonra kullanılmak ve bilgi birikimi sağlamak üzere hatırlanırlar. Bilgiye ulaşma uzun süreli belleğin en zayıf noktasıdır (Özkul, 2006: 62).

  1. Karar verme

Karar verme bilgi işleme sürecinin en önemli aşamasıdır ve seçenekler arasından seçim yapma olarak tanımlanabilir. Seçeneklerin değerlendirilmesi ve bunlardan eyleme esas olacak olanın belirlenmesi oldukça karmaşık bir süreçtir. Bu süreç temel olarak (Özkul, 2006: 62);

  • Problemin tanımlanması,

  • Amaç ve ölçütler doğrultusunda seçeneklerin geliştirilmesi,

  • Bir seçeneğin benimsenmesi ve uygulanması şeklinde özetlenebilir.

Karar verme genellikle problem çözmeyle birlikte kullanılan bir kavramdır. Genel olarak istenilen durumla bulunulan durum arasında fark varsa problem söz konusudur. Yukarıda ele alınan yaklaşım çerçevesinde gelen uyarı ve sinyallere eğer insanın o an için hazır bir tepkisi veya yanıtı yoksa problem ortaya çıkar. Deneyimli bir kişi problem ortamında daha hızlı tepkime türetebilir. Deneyimsiz bir kişinin bu konudaki hızı ise daha yavaş olacaktır (Özkul, 2006: 63).

Problem çözme süreci sonunda seçenekler geliştirilir ve seçenekler arasından karar verme aşamasına gelinir. Problem çözme aşamasında karşılaşılan problemin çözümü araştırılmıştır. Karar verme ise bulunan çözümün uygulanması şeklinde olabileceği gibi karar verici amaçları doğrultusunda çözümden farklı bir seçeneği de uygulamaya koyabilir.

Karar verme süreci, doğuracağı sonuçların bilinebilirliği açısından üç grupta ele alınmaktadır (Özkul, 2006: 63);

  • Belirlilik ortamında karar

  • Risk ortamında karar

  • Belirsizlik ortamında karar

Uygulanabilir eylem seçeneklerinin sonuçları önceden biliniyorsa belirlilik ortamında karar durumu söz konusudur. Bu durumda her eylem seçeneğinin bir tek sonucu olması söz konusudur ve sonuç önceden bilinmektedir.

Risk ortamında karar, eylem seçeneklerinin farklı sonuçları olması ve bu sonuçlara ilişkin olasılık değerleri bilinmesi durumunda ortaya çıkar.

Belirsizlik ortamında karar, eylem seçeneklerinin farklı sonuçları olması ancak bu sonuçların gerçekleşmesine ilişkin herhangi bir kesinlik ya da olasılık bilgisi olmaması durumunda ortaya çıkar (Özkul, 2006: 63).

  1. Zihinsel İş Yükü

Günlük yaşantıda çeşitli düzeylerde zihinsel faaliyetler gerçekleştirilir. Bunlardan bazıları önemli ölçüde zihinsel çaba gerektirirken bazıları için bu çaba önemsiz kalmaktadır. Örneğin aylık vergi iade formlarının doldurulup toplamının alınması basit bir iş (en azından bazıları için), bir yatırımın iç verim oranının hesaplanması karmaşık bir iş olarak görülmektedir. Dolayısıyla çalışmanın gerektirdiği bilgi işlem miktarı ve yoğunluğunun, zihinsel iş yükünün niceliksel olarak ölçülmesinde esas alınabileceği söylenebilir (Özkul, 2006: 64).

1970'li yıllardan itibaren zihinsel iş yükünü ölçmeye yönelik çalışmalar önemli ölçüde artmıştır. Öncelikle A.B.D.de havayolları uçuş personelinin karşılaştığı zihinsel iş yükünün değerlendirilmesine yönelik araştırmalarla başlayan çalışmalar devam etmektedir. Ancak bütün bu konudaki çalışmalar sonunda zihinsel iş yükünü niceliksel olarak ortaya koyabilecek genel bir yaklaşım üzerinde fikir birliğine varılmış değildir.

Zihinsel iş yükünün hesaplanmasına yönelik pratik ve geçerli bir yöntemin sağlayacağı yararlar aşağıda gösterilmektedir (Özkul, 2006: 64).

  • Tahmin edilen iş yüküne bağlı olarak insanların ve makinelerin fonksiyon ve görevleri belirlenebilecektir.

  • Gerekli zihinsel iş yüküne bağlı olarak donanım ve iş tasarım seçenekleri değerlendirilebilecektir.

  • Karmaşık donanımları kullanan ve idare eden personel iş zorluğuna uyum sağlamaları yönünde izlenebilecektir.

  • Yüksek zihinsel iş yükü gerektiren işleri yapmak üzere bu kapasite ve yeteneğe sahip bireyler seçilebilecektir.

Yapılan araştırmalarda zihinsel iş yükünün ölçülebilmesi için birçok ölçütün birlikte kullanılması gerektiği belirlenmiştir. Dolayısıyla zihinsel iş yükünün ölçülmesi çok boyutlu bir problemdir. İnsanların bilgi işleme süreçlerine ilişkin kuramların daha kesinlik kazanması, zihinsel iş yükünün ölçümü için standart bir yaklaşım geliştirilmesi konusundaki gelişmelere yön verecektir (Özkul, 2006: 64).

  1. ÇALIŞMA VE PERFORMANS

Bir amacı belirli standartlara uygun olarak gerçekleştirmeye yönelik faaliyetlerin sonucu performans olarak tanımlanmaktadır. Standartlara ne kadar uyum sağlanırsa performansın da o ölçüde yüksek olduğu söylenebilir. Performansa konu olan faaliyetler gözlemlenebilir davranışlar (yapılan işler, hareketler) olabildiği gibi gözlemlenemeyen zihinsel süreçleri de kapsayabilir(problem çözme, karar verme, planlama, yorumlama vb.) (Özkul, 2006: 64).

  1. Performans Standartları

Performansa yönelik amaçlar bir standartla ilişkilendirilmelidir. En çok bilinen temel iki standart ölçüsü nicelik (miktar) ve niteliktir (kalite). Güvenilir standartlar olduğunda bunlar faaliyeti gerçekleştirenin çıktılarıyla karşılaştırılarak farklılıklar yorumlanır.

Örneğin klavye kullanarak bilgi girişi yapmanın amacı bilgilerin bilgisayar tarafından anlaşılabilecek bir biçime dönüştürülmesidir. Bu işlemin hangi hızda yapılacağı ve yapılmasındaki kabul edilebilecek hata oranının ne olduğu bu işleme ilişkin standardı oluşturur. Böyle bir standart olmaksızın veri giriş işleminin performansının da ortaya konması mümkün değildir.

İnsan makine sistemlerinde sistem performansının ortaya konulabilmesi için en az dört standart ölçüsünün olması gerektiği belirtilmektedir. Doğruluk, hız (ya da işlem süresi), geliştirme süresi ve kullanıcı tatmini olarak verilen bu standartlardan ilk ikisi en sık karşılaşılanlardır (Özkul, 2006: 65).

Hemen her insan makine sisteminde doğrulukla ilgili göstergeler oluşturulabilir. Örneğini verdiğimiz bilgisayar klavyesinden veri giriş işinde yanlış karaktere basılması bir hata olarak tanımlanabilir. Bu işlem için doğruluk oranı %1 olarak belirlenmiş ise, yazılan 100 karakterden 1'inin hatalı olması beklenir veya kabul edilebilir.

Belirli bir süre içerisinde yapılan hataların oranının ölçülmesi, göreli olarak kullanıcının ya da faaliyeti gerçekleştirenin öngörülen standarda ne ölçüde ulaştığının bir göstergesidir. Ayrıca yapılan hataların analizi neden istenilen performansa ulaşılamadığı konusunda da bilgi verebilir (Özkul, 2006: 65).

Bu konuda literatürde en sık karşılaşılan bir örnek, hedef tahtasına silahla yapılan 10 atışın sonucunun değerlendirilmesidir. Atılan mermilerin nereye isabet ettiği ve atışı yapan kişinin hangi hızla atışları yaptığı yanında bu atışlar sonunda ne gibi bir sonucun hedeflenmiş olduğunun da bilinmesi gerekir.

Niceliksel bir diğer performans göstergesi de çalışma hızıdır. Genellikle tempo olarak ta adlandırılan bu hız işin yapılma süresini belirler. Belirli bir tempo ya da süre standardı olmaksızın işin ne zaman bitmesi gerektiği belirlenemez.

Beceri geliştirme süresi, yeni bir faaliyeti eksiksiz gerçekleştirebilmek için geçen çalışma süresidir. Bu süre basit işler için birkaç dakika olabileceği gibi, otomobil kullanmasını öğrenmede olduğu gibi birkaç hafta ya da küçük bir uçağın pilotluğunu yapabilmek için bir kaç ay olabilir. Bazı işler ya da meslekler için ise, cerrahlık örneğinde olduğu gibi yıllar alabilir. Eğer bir standart konmaz ise, herhangi bir becerinin geliştirilme süresi makul sınırlar üzerine çıkabilir (Özkul, 2006: 66).

Performans standartlarıyla ilgili son temel gösterge ise iş gören tatminidir. Her tasarımın amacı yapmaktan tatmin olunan bir iş ortaya koymaktır. Her ne kadar iş görenlere yaptıkları iş karşılığı ücret ödenmekteyse de "iş"in kendisi de tatmin edici bir nitelikte olmalıdır.

  1. Performans ve İnsan Özellikleriyle İlişkisi

İnsanın varlığını sürdürmesi için zihinsel ve bedensel olarak çalışması zorunludur. Çalışma ortamlarında da bir üretim faaliyeti içerisinde olan insandan üretim sisteminin toplam performansına katkı yapması beklenir. Bu katkı üretim sisteminin kişiye yönelttiği performans istemlerine göre şekillenecektir. Kişi, kendisine yöneltilen performans istemlerini, performans yeteneği ve performansa hazır olma öğelerinden oluşan kişisel performans sunumu ile karşılar. İş yapma yeteneği olarak ta adlandırılabilecek performans yeteneği, bir insanın yararlanabilecek teorik azami kişisel kapasitesini gösterir. Ancak bu tanım insanın performans sunumunu belirlemeye yetmez. İnsanın performans sunumu mevcut koşullar altında performans yeteneğini kısmen veya tamamen ortaya koymaya hazır olabilmesine bağlıdır. Yani performansa hazır olma kavramı, sözü edilen bu azami kapasiteden ne ölçüde yararlanılacağıyla ilgilidir. Performans yeteneği bir taraftan insan özelliklerine ve temel yeteneklerine, diğer taraftan da edinilen bilgi ve beceriye bağlıdır. İş yapma yeteneğine sahip her kişinin yeterli performansı göstermesi beklenmemelidir. İnsanın performans yeteneğini kullanması yani performansa hazır olma ise fizyolojik ve psikolojik durumuna bağlıdır. Fizyolojik ve psikolojik yönden hazır olmayan bir bireyin performansının düşük olma olasılığı yüksektir. İnsanın performans sunumunu etkileyen bazı hususlar aşağıda açıklanmaktadır (Özkul, 2006: 67).

  • Cinsiyet: Bedeni çalışma yönünden kadınların iş yapabilme yeteneği, kadınlardaki kas hacminin kalp, dolaşım ve solunum kapasitesinin erkeklere göre yaklaşık % 20 kadar az olmasından dolayı, erkeklere göre daha az olmaktadır. Ortalama olarak bir erkek günde 2500 Kcal kadar enerjiyi işe dönüştürebildiği halde, kadınlarda bu değer 1800 Kcal civarında kalmaktadır. Çalışan kadın ve erkekler arasındaki fark özellikle endüstriyel ve zanaat faaliyetlerinde büro işlerinden daha önemlidir. Çalışan kadınlar, erkeklere oranla ortalama 10 cm. kadar daha kısadırlar ve yine 10 kg. kadar daha hafiftirler ve vücut yapıları itibariyle kazaya uğrama riskleri daha fazladır. Yine kadın bedeninin kalçadan itibaren hafifçe öne eğik olması erkekler kadar uzun süre ayakta kalamamalarına neden olur.

Öte yandan kadınların sürekli performans yeteneğine erkeklerden daha kısa sürede ulaştıkları ve buna bağlı olarak parmak becerilerinin daha yüksek olduğu belirtilmektedir. Genel bir kanı olarak kadınların tek düzeliğe dayanıklı oldukları düşünülmekle birlikte bu husus bilimsel araştırmalarla belgelendirilememiştir. Ancak, yine de kadınların daha sık olarak kısa süreli ve tekrarlı işlerde çalıştırıldıkları sık rastlanan bir durumdur (Özkul, 2006: 67).

  • Yaş: İnsanın iş yapabilme yeteneği yaşa bağlı olarak sürekli değişkenlik göstermektedir. Erkekler ve kadınlar iş yapabilme açısından 22-25 yaşlarında tam olgunluğa erişmekte, 30 yaşından sonra ise iş yapabilme yeteneğinde bir düşüş görülmektedir. Yaşa, cinsiyete göre insanın iş yapabilme yeteneği kas kuvveti temelinde değerlendirilebilmektedir (Özkul, 2006: 67).

  • İnsanın vücut ölçüleri (Antropometri): Çalışırken kullanılan araç ve gerecin insanın anatomik, fizyolojik ve psikolojik özelliklerine ve kapasitesine uygun olarak tasarlanmış olması insanın performansını arttırmakta ve işin daha az zorlanmayla yapılmasını sağlamaktadır. İnsanın vücut ölçülerine uygun araç-gereç kullanması insana rahatlık sağladığı gibi, sağlıklı vücut duruşu nedeniyle yorgunluğunu azaltmaktadır.

  • Yetenekler: Çalışan insanın performansı kısmen kalıtım yoluyla geçen kısmen de eğitim ve yaşam boyunca edinilen deneyimler sonucu gelişen yeteneklerine bağlı olmaktadır. Kişinin işinde başarılı olabilmesi için, her şeyden önce yetenekleri ile iş için kendisinden beklenenler arasında bir uyum olmalıdır. Başka bir ifadeyle, bir işin bir kişi tarafından yapılması istenildiğinde, o kişinin yeteneklerinin söz konusu iş için yeterli olup olmadığı araştırılmalıdır. Çünkü kişiden yeteneklerini aşan düzeyde bir iş yapılmasının istenilmesi durumunda başarısızlık ve en genel anlamda verimsizlik söz konusu olacaktır (Özkul, 2006: 68).

Öte yandan, insanın yetenekleri herhangi bir işi yapmaya elverişli olsa dahi, insanın o işi kesinlikle başarabileceği düşünülmemelidir. Çünkü insanda var

olan yeteneklerin eyleme geçirilmesi için, insanın güdülenmesi gerekmektedir. Bu ise özendirme yoluyla olabilmektedir.

  • İşe alışma (Öğrenme): Bir işin ilk kez yapılmasında, düzensiz hareketlerde bulunulması ve aşırı dikkat gösterilmesi nedeniyle normalin üstünde bir enerji harcaması ve beraberinde aşırı bir zorlanma söz konusu olmaktadır. Artan uygulama ile yapılan işte tecrübe kazanılmakta ve hareketler daha düzenli hale gelmektedir. Hareketlerdeki bu düzen çalışanın işi daha kısa sürede yapmasını, daha az yorulmasını, işin daha kaliteli ve zevkle yapılmasını sağlamaktadır (Özkul, 2006: 68).

  • Günün saatleri 8Biyolojik Ritim): İş şartları ya da işin yapılmasında bir değişiklik olmamasına rağmen, günlük çalışma hızı zamana ve insanların alışkanlıklarına bağlı olarak değişkenlik göstermektedir. Bu nedenle, günlük çalışma sürelerinin programlanmasında ve özellikle dinlenme sürelerinin saptanmasında günlük çalışma hızı ve dolayısıyla çalışma verimi göz önüne alınmaktadır.

  • Hareketler: İşin en kısa sürede, en iyi biçimde ve en az yorgunlukla gerçekleştirilmesi, çalışırken yapılan hareketlerin insanın doğal hareketlerine uygun olmasına bağlıdır. Bu uygunluk sağlanırsa, yapılan hareketlerde çabukluk, duyarlılık ve rahatlık söz konusu olacağından insanın performansında bir artış görülecektir (Özkul, 2006: 69).

  • Çevresel Faktörler: İnsanın performansını gürültü, aydınlatma, sıcaklık, nem ve hava akımı gibi çevresel faktörler olumsuz yönde etkilemektedir. Bu faktörler ileriki ünitelerde detaylı bir şekilde incelenecektir.

  • Algılama: Genellikle göz ve kulak yoluyla gerçekleşen algılama sonrasında insanın yapılması gereken faaliyet(ler)i belirlemesi ve uygulamaya geçmesi söz konusu olmaktadır. Bu nedenle, insan-makina sisteminin işleyişinin düzenlenmesi ve beraberinde insanın işini kolaylıkla yapabilmesi için, algılama kolaylığının sağlanması gerekir (Özkul, 2006: 70).

  • Güdülenme: Motivasyon olarak ta bilinen güdülenim insanlarda amaca yönelik davranışı uyaran ya da yönlendiren etkenlerdir. Güdü, bireyi bilinçli bir davranışa iten güç olarak tanımlanır. Bu yönüyle performansın oluşmasında temel unsur olmaktadır. Güdülenim olmayan bir kişinin performans ortaya koyması çok zordur (Özkul, 2006: 70).

ÖZET



İnsanlar varlıklarını sürdürmek için çeşitli biçim ve niteliklerdeki faaliyetleri gerçekleştirirler. İş olarak adlandırılan bu faaliyetler genel olarak bedensel ve zihinsel olmak üzere iki grupta ele alınır. Ancak her işin bedensel olduğu kadar zihinsel boyutunun olduğu da unutulmamalıdır. Çalışma sırasında bir enerji harcanır ve bedensel ağırlıklı işler için bu enerji kalori cinsinden ortaya konulabilmektedir. Bir insanın toplam enerji gereksinmesi, bünyesinin gerektirdiği temel enerji ile gerçekleştirdiği faaliyete ilişkin enerji gereksinmesinin toplamıdır. Çalışma boyunca uygun süre ve sayıda ara verilme, dinlenmenin verilen araların ilk anlarında çok daha fazla olduğu bilinmelidir. Zihinsel ağırlıklı çalışma bilgiye dayalı çalışma olarak da adlandırılır. Bu tür çalışma da çevresel uyarılar ve bunların algılanması yanında bellek ve karar verme önem taşır. Zihinsel iş yükünün sayısal olarak ortaya konmasında henüz üzerinde fikir birliğine varılmış bir yaklaşım bulunmamaktadır. Çalışan bireylerin çalışma sonucunda bir performans ortaya koymaları beklenir. Performansa yönelik standartlar doğruluk, çalışma temposu, beceri geliştirme süresi ve tatmindir. Performansın insan özellikleriyle yakından ilgisi vardır.

DEĞERLENDİRME SORULARI

  1. Sayısız denebilecek işleri sınıflayabilmek için öncelikle bedensel (enerji) ve zihinsel (bilgi) ağırlıklı çalışma biçimleri şeklinde bir gruplama yapılabilir.

  1. Doğru

  2. Yanlış

  1. Aşağıdakilerden hangisi bedensel ağırlık iş gruplarından birisi değildir?

  1. Statik durma işi

  2. Statik tutma işi

  3. Çift yanlı dinamik iş

  4. Ağır dinamik iş

  5. Tek yanlı dinamik iş

  1. Eğer çalışma esnasında dinlenme verilmezse sindirim sistemine glikoz yüklemesi olacak ve bu durum uykusuzluğa yol açacaktır.

  1. Doğru

  2. Yanlış

  1. Performansa yönelik amaçlar bir standartla ilişkilendirilmelidir. En çok bilinen temel iki standart ölçüsü nicelik (miktar) ve niteliktir (kalite).

  1. Doğru

  2. Yanlış

  1. Karar verme süreci, doğuracağı sonuçların bilinebilirliği açısından üç grupta ele alınmaktadır; “Amaçlılık ortamında karar”, “Hedeflilik ortamında karar”, “Risksizlik ortamında karar”

  1. Doğru

  2. Yanlış



  1. A” Doğru cevap. Cevabınız yanlışsa ilgili konuyu gözden geçiriniz.

  2. C” Doğru cevap. Cevabınız yanlışsa ilgili konuyu gözden geçiriniz.

  3. B” Doğru cevap. Cevabınız yanlışsa ilgili konuyu gözden geçiriniz.

  4. A” Doğru cevap. Cevabınız yanlışsa ilgili konuyu gözden geçiriniz.

  5. B” Doğru cevap. Cevabınız yanlışsa ilgili konuyu gözden geçiriniz.

KAYNAKLAR

Özkul, Ekrem, “Ergonomi”, Anadolu Üniversitesi Yayınları, Eskişehir, 2006.

http://www.nkfu.com/solunum-sistemi-semalari/



http://ayseirmak07.blogspot.com/2011/05/dolasim-sistemi-canllar-icinde.html

http://www.saglikta.net/kalp-ve-dolasim-sistemi.html

Dostları ilə paylaş:


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə