Dostumuz Lazaruz uyuyor, ama ben gidip onu uykusundan uyandırabilirim



Yüklə 1,33 Mb.
səhifə15/26
tarix18.08.2018
ölçüsü1,33 Mb.
#72313
1   ...   11   12   13   14   15   16   17   18   ...   26

EUie'nin üzerinde blucin ve san bluz vardı. Kahvaltı sofrasına bir fotoğraf getirmişti. Eachel, kocasıyla çocuklarının son doğum gününde armağan verdikleri polaroidle çekmişti bu resmi. Ellie kızağın üstünde oturan Gage'i çekiyordu. Gage kocaman başlığı içinden sırıtmaktaydı. Ellie de omzu üstünden küçü< kardeşine bakıp gülüyordu.

Ellie resmi yanında taşıyor ve pek konuşmuyordu.

Louis ne karısının, ne kızının durumunu görecek halde değildi. Kahvaltısını yerken hayalinde kazayı birbiri ardından sürekli olarak yeniden canlandırıyordu. Aklındaki filmde kendisi daha hızlı davranıyordu ve Gage. dur dedikleri zaman durmadığı için yalnızca iyi bir dayak yiyordu.

Rachel'in durumunu, EUie'nin ne halde olduğunu farkeden Steve olmuştu. Rachel'in sabah ziyaretine gitmesini yasaklamışta, (aslında tabut kapalı olacaktı-, açık olsaydı, ben dahil, herkes kaçardı oradan, diye düşündü Louis). Ellie ise hiç gitme* yecekti. Rachel itiraz etmişti. Ellie elinde Gage'in resmi olduğu '

— 194 —

halde, hiçbir şey söylemeden durmuştu öylece.



Rachel'e ihtiyacı olan yatıştırıcı iğneyi yapan ve Ellie'ye bir kaşık renksiz bir sıvı içiren de Steve olmuştu. Ellie genellikle her ne olursa olsun ilaç içerken aksilik çıkarır, itiraz ederdi, oysa bu kez sesini çıkarmadan, yüzünü bile buruşturmadan içmişti. Saat onda da (Gage'in resmini elinden hâla bırakmamış olarak) yatağında mışıl mışıl uyuyordu. Rachel ise televizyon seyretmekteydi. Steve'in sorularına çok ağır yanıtlar veriyordu. İyice kendinden geçmişti, yüzündeki o çılgın ifade de kaybolmuştu.

Bütün gerekeni Jud yapmışa. Üç ay önce kansı için yapti&ı gibi sessizce, sakince. Ancak Louis cenaze evine gidecekken kendisini bir kenara çeken de Steve Masterton oldu.

Louis'e, "Rachel'i öğleden sonra oraya getireceğim, eğer dayanabilecek durumdaysa tabii,- dedi.

"Peki."


"İlacın etkisi geçer o saate kadar. Arkadaşın Bay Crandall öğleden sonraki ziyaret saatlerinde burada Ellie'yle kalacağını .."

"Tamam."


"Ve onunla bir oyun falan oynayacağım söylüyor..."

•Tamam."


Steve sustu. Garajdaydılar, Church'un olu fare ve ölü kıçları getirdiği yerde. Louis'in sahip oldukları yani. Dışarda mayıs güneşi vardı, bir kuş yoldan karar h adımlarla geçiyordu, sanki önemli bir işi varmış gibi. Belki de vardı.

"Kendini toparlaman gerek.- dedi Steve.

Louis soru do!u bakışlarını çevirdi arkadaşının yüzüne Steve'in sözlerinin çoğunu duymamıştı bile. Biraz daha atik dav-ranabilseydi oğlunu kurtaracağını düşünüyordu.

"Tamam!" dedi Louis. Cevabını daha üstüne basarak vermeliydi. Nedenini bilemiyordu.

Steve elini Louis'in omzuna koydu. -Lou, onlann sana bugün geçmişte olduğundan daha çok ihtiyaçtan var. Belki bir daha bu kadar ihtiyaç duymayacaklar sana. Kendini lopla artık, be

— 195 —

adam... karına bir iğne daha yapabilirim... ama Louis, anlanu-jor musun... Hay Tanrı cezasını versin... ne boktan iş bu böyle!"



Louis, Steve'in ağlamaya başladığını görünce birden korkuya kapıldı. "Tabii," dedi. Gage'in bahçeden yola doğru koştuğunu görüyordu. Gen dönmesi için sesleniyorlardı, ama dönmüyordu oğlan -son günlerdeki en sevdiği oyun anne babadan kaçma oyunuydu- bunun üzerine ardından koşmaya başlamışlardı. Louis hemen Racnel'in önüne geçmişti ama Gage de çok ilerdeydi, oğlan gülüyor, babasından kaçıyordu -oynadıkları oyundu bu- Louis ise arayı pek yavaş kapıyordu. Gage şimdi yumuşak eğimli yamaçtan aşağı, yola doğru koşuyordu. Louis oğlanın düşmesi için dua etti; küçük çocuklar pek sık düşerlerdi, bir insan yedi sekiz yaşına gelmeden önce bacakları üstünde tam bir kontrol elde edemezdi çünkü. Louis oğlanın düşmesi için dua ediyordu, düşsün de burnu kanasın, hatta kafasını yarsın, ne olursa olsun ama düşsün, çünkü uzaktan gelen tankerin sesi duyuluyordu artık, o on tekerleklilerden biri. Bangor'la Bucksport'taki Orinco fabrikası arasında sürekli gidip gelenlerden biri. Louis o anda çığlık gibi bir sesle Gage'i çağırdı. Gage' in kendisini duyduğunu, durmaya çalıştığını sandı. Gage oyunun bittiğini anlamış olmalıydı, insanın babası oyun oynarken böyle çığlık atmazdı, durmaya çalışmıştı bunun üzerine, ama o sırada tankerin gürültüsü artmıştı, dünyayı dolduruyordu. Gökgürültüsü gibiydi. Louis kendini öne atmıştı, mart ayındaki o günde kartalın gölgesinin Bayan Vinton'un arsası üzerine yayılması gibi kendi gölgesini de yerde görmüştü. Parmakuç-lanyla Gage'in ceketine dokunduğuna yemin edebilirdi. Ancak Gage'in kendini ileri atışı yola çıkmasına neden olmuştu. Gök-gürütlüsüydü tanker, krom üzerindeki güneş panltısıydı, havalı kornanın kulakları yırtan sesiydi. Cumartesi olmuştu bu, üç gün önce.

"iyiyim,- dedi Steve'e. "Artık gideyim."

"Kendini toparlayıp onlara yardım edebilirsen kendine de yardım etmiş olacaksın." Steve koluna sildi gözlerini. "Şimdi üçünüz birlikte aşmalısınız bu günleri, Louis. Başka yolu yok bunun."

"Tamam." Louis'in kafasının içinde olay yeniden başlamıştı. Bu kez en sonunda iki adım daha sağa sıçrıyor ve Gage'i ceRe-

•196 —

tinden yakabyor. bunlardan hiçbiri de olmuyordu o zaman.



Cenaze evinin salonundaki olay sırasında Ellie, Jud Cran-dall'la sessizce Monopoly oynuyordu. Bir eliyle zarlan sallıyor, diğer elinde de Gage'le kendisinin resmini sımsıkı tutuyordu.

Steve Masterton, Rachel'in öğleden sonraki ziyarete katılmasının . zararsız olacağım düşünmüştü. Daha sonraki gelişmeler karşısında bu karanndan çok pişman olacaktı.

Goldman'lar Bangor'a o sabah uçakla gelmişler, Holiday Inn'de kalıyorlardı. Rachel'in babası öğlene kadar dört kere telefon etmişti. Steve giderek sert davranmıştı adama, hatta dör düncü seferinde tehditkâr bile. İrwin Goldman eve gelmek istiyordu ve cehennemin bütün ifritleri karşısına çıksa bile kimse kendisine kızına bu ihtiyaç anında yardıma koşmasına engel olamazdı. Steve, Rachel'in cenazeyi ziyarete gitmeden önce dinlenmeye ihtiyacı olduğunu, içinde bulunduğu şoktan biraz da olsa kurtulması gerektiğini anlatmaya çalışmıştı. "Cehennem ifritlerinden falan anlamam ben," demişti, doktorun yardımcısı olan isveç asıllı Amerikalı. "Rachel kendi isteğiyle insan içine çıkmaya hazır olmadıkça, Creed'lerin evine kimse ayak basmayacak." O öğleden sonraki ziyaretin ardından ailenin desteğine seve seve bırakacaktı kadını. O zamana kadar da rahatsız edilmesini istemiyordu.

Yaşlı adam Yidiş diliyle kendisine küfürler etmiş, telefonu küt diye yüzüne kapatmıştı. Steve, Goldman'ın gelip gelmeyeceğini merak ediyordu, ama adam sonunda beklemeyi yeğlemiş olmalıydı. Rachel öğlene doğru biraz düzelmişti. Hiç olmazsa hangi zaman çerçevesi içinde olduğunu biliyordu. Mutfağa gidip daha sonrası için yiyecek bir şeyler var mı diye bile bakmıştı. Ste-ve'e, "Daha sonra millet buraya gelecek herhalde, değil mi?" diye sormuştu.

Steve başını salladı. '

Salam ya da soğuk et yoksa da. buzdolabında bir hindi vardı. Rachel hindiyi çıkarıp buzunun çözülmesi için tezgahın üstüne koydu. Steve birkaç dakika sonra mutfağa göz attığında, Rachel kıpırdamadan duruyor, hindiye bakıp ağlıyordu.

•Rachel?"

Kadın Steve'e döndü. "Gage bayılırdı buna. Hele beyaz etine. Bir daha hiç hindi yiyemeyeceğini düşündüm de."

— 197 —

Steve, Rachel'i yukarı giyinmeye gönderdi. İçinde bulunduğu durumla başa çıkabileceğini gösteren son deneme olacaktı bu. Az sonra Rachel beli" kemerli sade bir siyah elbise ve küçük bir siyah çantayla indiğinde. Steve kadının kendini toparladığına inandı. Jud da aynı düşüncedeydi.



Rachel'i Steve götürdü. Salonun girişinde Surrendra Hardu' yla durup Rachel'in tabuta doğru yürüyüşüne baktı.

"Nasıl gidiyor?" diye sordu Surrendra.

"Berbat,- diye mırıldandı Steve. "Ne sanmıştın ki?"

•Berbat gittiğini sanmıştım," diye içini çekti Surrendra.

Sıkıntılar sabahki ziyaret saatinde Irwin Goldman damadıyla el sıkışmayı reddedince başladı.

Çevresinin dost ve akrabalarıyla dolu olması Louis'i içinde bulunduğu şoktan az da olsa çekip almıştı, artık neler olup bittiğine dikkat edebiliyordu.- Doğu Salonunun dışında oturulup sı-gara icüebilecek küçük bir antre vardı. Tören odasına açılan kapının yanındaki altın çerçeveli siyah bir madeni plakanın üzerinde GAGE, WILLIAM CREED yazıyordu. Eski, konforlu bir evi andıran bu geniş beyaz binanın öteki yanma doğru yürüyecek olursanız, orada da bunun eşi bir antreye girerdiniz. Bu da Batı Salonunun dışmdaydı ve buradaki levhanın üzerinde de ALBEK-TA BURNHAM NEDEAU yazıyordu. Evin arka tarafındaysa Nehir Salonu vardı. Bu salonla antre arasındaki levha boştu. Bu salı sabahı salon kullanılmıyordu. Alt katta tabut sergileme salonu yer almaktaydı. Çeşitli modeller tavana asılı küçük ışıldaklarla aydınlatılmıştı. Başınızı kaldırıp yukarı bakarsanız -ki, Lo-uis bakmış ve cenaze evi müdürü de kaşlarım çatmıştı- tavanda garip hayvanlar varmış gibi geliyordu insana.

Gage'in ölümünün ertesi günü, pazar sabahı gelmişti Louis. Alt kata inmişlerdi. Şaşkın bir halde olan Louis koridor boyunca yürüyüp lokantaların salonlarıyla mutfaktan arasındaki kilere benzeyen iki yana açılan beyaz kapıya doğru yürümüştü. Ama Jud da, müdürde aynı anda, "O yana değil." demişlerdi. Louis de hiçbir şey söylemeden onlan izlemişti. O kapının ardın- ; da ne olduğunu bilirdi. Amcası da bu işteydi.

Doğu Salonu sıra sıra açılır kapanır iskemleyle doldurul-

— 198 —

muştu, kadife sırtlı pahalı iskemlelerdi bunlar. En önde Gage" in tabutu duruyordu mihrap gibi bir yerde. Louis Amerikan Tabut Şirketinin gülağacından olan Ebedi Dinlenme tipini seçmişti, tçi pembe ipek kaplıydı .Müdür iyi bir seçim yaptığını söylemiş ve mavi ipekli bir tane olmadığı, için özür dilemişti. Louis karısıyla kendisinin bu tür aynmlar yapmadıklarım söylemişti. Müdür başını sallamıştı. Louis'e cenaze masraflarını nasıl ödeyeceğini sormuştu sonra. Eğer pahalı gelecekse daha ucuz olan diğer üç seçeneği gözden geçirebilirlerdi...



Louis kendisini rüyadaymış gibi hissederek, "Hepsini Mas-ter kredi kartımla ödeyeceğim," diye yanıtladı. "Çok güzel," dedi Müdür.

Tabut bir metre kadardı, cüce bir tabut. Yine de altı yüz dolar fiyatı vardı. Herhalde oymalı süsler olmalıydı, ama çiçeklerden görmek pek kolay değildi, daha yakına gitmek de istememişti. O kadar çiçeğin kokusundan midesi bulanıyor öğüre-cek gibi oluyordu.

Kapının hemen içinde bir masa üzerinde bir defter vardı. Bir tükenmez kalem zincirle bağlıydı masaya. Müdür Louis'in "dostlarım ve akrabalarını karşılamak için" burada durmasını istemişti.

Dostlar ve akrabalar defteri imzalayıp adlannı ve adreslerini yazacaklardı. Louis bu deli saçması âdetin amacının ne olduğunu bilmiyordu, sormadı da. Tören sona erince defteri Rac-hel'le kendisine vereceklerdi herhalde, saklamaları için. En çılgınca olan şey de buydu. Bir yerlerde lise yıllığı, üniversite yıllığı, tıp fakültesi yıllığı vardı, birde üzerinde yaldızla DÜĞÜN . GÜNÜM yazan ve Rachel'in o sabah ayna önündeki fotoğrafıyla başlayıp kapalı bir otel odasının kapısı önündeki bir çift ayakkabıyla sona eren bir düğün kitabı... Ellie'nin çocukluk albümü vardı bir de. ama ondan pek çabuk sıkılmışlardı, İLK SAÇ TRA-ŞIM (bebemin saçından bir tutam yapıştırın) ve EYVAH (bebeğin kıçüstu düşüşünün bir fotoğrafını yapıştırın)...

Şimdi bir de bu çıkmıştı. Ne diyeceğiz buna, diye düşündü Louis ziyaretin başlamasını beklerken. ÖLÜM ALBÜMÜM? CENAZEME GELENLER? GAGE't GÖMDÜĞÜMÜZ GÜN? Ya da daha ciddi bir şey: AİLEDE BİR ÖLÜM.

Albümün kabım çevirip baktı. DÜĞÜN GÜNÜM albümü gi-

— 109 —

bi bu da deri taklidi plastikle kaplıydı.



Üzerinde de hiçbir şey yazmıyordu.

O sabah ilk gelen iyi yürekli Bayan Dandridge oldu. Ellie ve Gage'le o kadar oturan, çocuklara bakan kadıncağız. Louis, i Victor Pascovv'un öldüğü akşam çocukları alanın Bayan Dand- ı ridge olduğunu hatırladı. O çocuklara bakmış, Rachel de kendi- j siyle önce banyoda, sonra yatakta sevişmişti.

Bayan Dandridge ağlamış görünüyordu, Louis'in, sakin, taş l gibi yüzünü görünce kadın yeni bir ağlama nöbetine tutuldu. El-i lerüü adama doğru uzattı. Louis kadını kucakladı. Bu işin an-1 çak böyle düzeleceğini düşünüyordu-, iki kişi arasında bir çeşit] insani elektrik akımı gider gelir, kayıp duygusunun katılığını yumuşatırdı.

"Çok üzüldüm," diyordu kadın koyu san saçlarını solguı yüzünden geri iterek. "Öylesine tatlı bir oğlandı ki... Onu çoi severdim, Louis. Çok üzgünüm. Berbat bir yol orası. Umanr o sürücüyü ömrünün sonuna kadar içeri tıkarlar, çok hızlı gi-j diyordu. Öylesine tatlı bir oğlandı ki... Tann neden onu yanın* istedi, ama biz bunu anlayamayız, değil mi, çok çok üzüidür bilemezsin ne kadar üzüldüm."

Louis kadını sakinleştirmeye çalıştı. Gözyaşlarını yakasın* da, göğüslerini göğsünün üstünde hissediyordu. Kadın Rachel'in nerede olduğunu sordu, Louis dinlenmekte olduğunu söyledi. Kadın onu gidip göreceğini, istedikleri zaman Ellie'ye bakabileceğini söyledi. Louis kadına teşekkür etti.

Kadın hâlâ burnunu çekerek, gözleri eskisinden daha kırmızı tabuta doğru yürürken Louis arkasından seslendi. Adını anımsayamadığı müdür kendisinden gelenlerin defteri imzalamalarını istemişti.

Esrarlı konuk, lütfen defteri imzalayın, diye düşünürken az daha kahkahalarla gülecekti.

Misry'nin acı dolu bakışları gülmesini silip attı.

•Missy, defteri imzalar miydin?" Başka bir şey daha söyleme ihtiyacını duyduğu için de, "Rachel için," diye ekledi.

•Elbette. Zavallı Louis, zavallı Rachel." Louis birden kadının bunun ardından ne söyleyeceğini kestirdi, her nedense bunu duymak istemiyordu, ama yine de bir katilin tabancasından çıkan kara bir kurşun gibi geliyordu işte, bu kurşunun bir buçuk

— 200 —

saat boyunca sayısız kez vücuduna gireceğini hissediyordu ve ondan sonra da, daha sabahın yaralan kanarken, bir de öğleden sonra...



"Tanrıya şükürler olsun ki, acı çekmedi, Louis. Hiç olmazsa çabuk oldu."

Evet, çabuk oldu. diye düşündü Louis. Aklının, gerisindeki sözcükleri kadının yüzüne fırlatmak isterdi. Çabuk oldu, hiç kuşkun olmasın. O yüzden tabut kapalı zaten. Mağazalardaki mankenler gibi giydirilmesini ve makyaj yapılmasını isteseydik bile Gage için yapılacak bir şey yoktu. Çok çabuk oldu, Missy, bir dakika önce yoldaydı, bir dakika sonra da yatıyordu. Ama tâ Ringer'lerin evinin orada. Tanker oğlana çarptı, öldürdü, sonrada sürükledi, inan ki, çok çabuk oldu. Yüz metre kadar, bir futbol alanı yani. Ardından koştum, Missy. Durmadan adını tekrarlıyordum. Sanki hâlâ sağ kalabileceğini umuyormuşum gibi, üstelik doktordum ben. On metre kadar ilerde beyzbolcu şapkası vardı, yirmi metre daha koştum, ayakkabılarından birini gördüm, kırk metre ilerdeydi tanker, Ringer'lerin samanlığının ötesine devrilmişti. Millet evinden çıkıyordu, bense durmadan oğlana sesleniyordum, Missy. Elli metre çizgisinde kazağı vardı, tersyüz olmuştu, yetmiş metre çizgisinde öteki ayakkabısı, az ötede de Gage'in kendisi vardı.

Dünya birden grileşmişti. Hiçbir şey göremiyordu. Kitabıa durduğu masanın avucuna battığını hissediyordu, ama hepsi o kadar. '

"Louis?- Missy'nin sesi. Uzak. Kulağında kumruların esrarlı sesleri.

-Louis?- Daha yakın şimdi. Korkulu.

Dünya yeniden görünür oldu.

"İyi misin?"

Gülümsedi Louis. "İyiyim. Missy."

Kadın kendisi ve kocası için imzaladı- Bay ve Bayan Dand-ridge, Rural Box, 67, Old Bucksport Caddesi. Sonra gözlerini kaldırıp baktı Louis'e, hemen indirdi başını, sanki Gage'in öldüğü yolda oturmak bir suçmuş gibi.

"Kendine iyi bak, Louis," diye mırıldandı. David Dandridge elini sıkıp belli belirsiz bir şeyler mırıldandı. Sonra karısının ardından Gage'in hiç görmediği ve kendisi-

— 201 —

ninde orada hiç bilinmediği Ohio, Storyville'de yapılmış olan tabuta bakmak için yürüdü.



Dandridge'lerin ardından hepsi sökün ettiler. Louis hepsini tek tek karşıladı, ellerini sıktı, kucakladı, gözyaşlarını kabul etti. Koyu gn ceketinin kolu ve yakası az sonra iyice ıslanmıştı. Çiçeklerin kokusu oraya kadar geliyor, ortalığı cenaze kokusuyla dolduruyordu. Çocukluğundan hatırladığı bir kokuydu bu. Louis'e Gage'in çok acı çekmediği otuz iki kere. Tanrının islerine akıl ermez yirmi beş kere, şimdi meleklerin yanında artık da on iki kere söylendi.

Bu durum artık iyice sinirine dokunmaya başlamıştı. Tıpkı bir insanın adının defalarca tekrarlanması adın anlamını ve ki siliğini kaybettireceği gibi, bu sözcükler de her seferinde biraz daha içine işliyordu. Kayınpederiyle kaynanası kaçınılmaz bir şekilde karşısında belirdikleri sırada artık kendini çok yumrun almış bir boksör gibi hissediyordu.

Aklına ilk gelen şey Rachel'in haklı olduğuydu. Invin Goldman gerçekten yaşlanmıştı. Kaç yaşındaydı? Elli sekiz mı. elli dokuz mu? Şimdiyse yetmiş yaşında gösteriyordu. Çıplak kafası ve çerçevesiz gözlükleriyle İsrail Başbakanı Menahem Begin'ı andırıyordu. Rachel Şükran Günü tatilinden döndüğünde babasının yaşlandığını söylemişti ama Louis bu kadarını beklemiyordu. Belki de o zaman bu kadar kötü değildi, diye düşündü. Yaşlı adam o zaman torunlarından birini kaybetmiş değildi.

Yüzü iki üç kat kara tul altında belli belirsiz olan Dory kocasının yanındaydı. Saçları modaya uygun olarak maviye boyanmıştı. Amerikalı üst sınıf yaşlı kadınların pek tuttukları renge. Kadın kocasının koluna girmişti. Louis peçenin ardında yalnızca kadının parıltılı gözlerini seçebiliyordu.

Birden geçmişi artık geçmişte bırakmanın doğru olacağına karar verdi. O eski kini güdemezdi artık. Birdenbire çok ağır bir yük gibi geliyordu bu. Belki de bütün o soğuklukların toplam ağırlığıydı bu.

•Invin. Dory," diye mırıldandı. "Geldiğiniz için teşekkür ederim."

Rachel'in bftbasıpm elini sıkmak ve annesini kucaklamak, hatta belki de ikisini de kucaklamak istermiş gibi kollarını iki

— 202 —


yana açtı. Her ne olursa olsun ilk kez olarak gözleri sulanmıştı, bir an için eski kırgınhkİan unutabileceklerini, Gage'in ölümüyle hiç olmazsa bunu başarabildiğini düşündü. Sanki romantik bir roman kahramanıymışlar gibi ölümün bedeli barışma oluyor, ölüm bu saçmasapan ve amaçsız acının yerine daha yapıcı bir şey getiriyordu.

Dory de belki kendi kollarını açıp damadına doğru yürümek için bir hareket yaptı. "Ah Louis..." falan gibi bir şey söylemeye başladı. Ama Goldman karısını geri çekti. Bir an kendilerinden başka kimsenin farketmediği bir tablo gibi durdular (Doğu Salonunun bir köşesinde duran cenazeevi müdürü görmüş olabilirdi, Cari Amca olsa görürdü): Louis'in kollan yan uzanmış, Irwin'le Dory bir düğün pastasındaki figürler gibi dimdik ve hareketsiz...

Louis kayınpederinin gözlerinin yaşlı olmadığını gördü, adamın gözleri parlak ve nefret doluydu. (Kendisini kızdırmak için Gage'i öldürdüğümü mü düşünüyor?) • Adamın gözleri kendisini ölçüyor gibiydi, sanki Louis adamın kızını kaçırmış, sonra kıza bu derdi getirmiş olan önemsiz biriydi... Adamın bakışları Louis'in soluna, Gage'in tabutuna kayınca yumuşadı ancak.

Lcuis son bir çaba daha gösterdi. "Irvvin. Dory. Lütfen. Bir olmalıyız şu anda."

"Louis," dedi Dory ve yanından geçip yürüdüler. Belki de Irwın Goldman ne sağına, ne soluna bakmadan sürüklemişti karısını. Louis Creed'e bakmadığı ise kesindi. Tabutun yanına geldiler, Goldman ceketinin cebinden küçük kara bir takke çıkardı.

Defteri imzalamadın, diye düşündü Louis. O anda midesinden öylesine asit dolu bir gaz yükseldi ki, ıstırapla yüzünü buruşturdu.

Sabah ziyareti sona ermişti. Louis eve telefon etti. Karşıcısına çıkan Jud durumun nasıl olduğunu sordu. "İyi." dedi Louis. Steve'le konuşmak istedi.

"Kendi başına giyinebilü-se bu öğledensonra oraya gitmesine izin veririm." dedi Steve. "Sence bir sakıncası var mı?"

-Yok," dedi Louis.

•Nasılsın Lou? Doğruyu söyle, sen nasılsın?"

— 203 —

•İyiyim. İdare ediyorum işte." Hepsine imzalattım defteri. Doryle tnvin dışında. Onlar imzalamadılar.



"Pekâlâ. Öğle yemeğinde buluşalım mı?"

Yemek. Yemekte buluşmak. Bu öylesine garip bir düşünceydi ki, Louis çocukluğunda okuduğu bilimkurgu romanlarını düşündü. Quark gezegeni yerlilerinin garip bir gelenekleri var. Teğmen Abelson; "öğle yemeğinde buluşuyorlar." Bunun ne kadar çirkin ve vahşi göründüğünü biliyorum, ama bu gezegenin henüz gelişmemiş olduğunu unutmayın.

•Olur," dedi Louis. "Tabutu iki ziyaret arasında yemek yenecek iyi bir yer neresidir, Steve?"

"Sakin ol, Lou." Steve aslında pek huzursuzluk duymamıştı bu soru karşısında. Bu çılgın sakinlik anında Louis insanlann içini eskisinden çok daha iyi görebiliyordu. Belki de yalnızca kendi hayaliydi, ama Steve'in şu anda bir safra gibi ağızdan çıkarılan böylesine ani bir olayı daha önceki ilgisiz haline yeğleyeceğini düşünüyordu.

"Merak etme," dedi Steve'e. "Benjamin'e ne dersin?"

"İyi olur."

Louis cenazeevi müdürünün odasından telefon etmişti. Şimdi Doğu Salonunun önünden geçerken odanın bomboş olduğunu gördü. Yalnızca İrvvin ve Dory Goldmann en ön sırada başlan eğik olarak oturuyorlardı. Louis onlann sonsuza dek orada oturacaklarını düşündü.

Benjamin lokantası iyi bir seçimdi. Bangor erken yemek yenilen bir kasaba olduğundan saat birde bomboş sayılırdı. Steve ve Rachel'le birlikte Jud da gelmişti, dördü de tavuk kızartması yediler. Rachel bir ara tuvalete gitti, ancak orada o kadar uzun kaldı ki, sonunda Steve meraklandı. Garson kadına gidip bakmasını söyleyecekti ki, Rachel gözleri ağlamaktan kızarmış olarak döndü yanlarına.

Louis tavuğuna pek el sürmeden biraz fazlaca bira içti. Jud da pek konuşmadan içti onun kadar.

Dördünün de tabakları dolu olarak kaldırıldı. Louis güzel yüzlü şişmanca garson kızın yemeklerini beğenip beğenmediklerini sormayı düşünür gibi kendilerine baktığını farketti, ama kız Rachel'in kızarmış gözlerini görünce bunu sormanın doğru olmayacağını anlamış gibiydi. Kuhvelerini içerlerken Rachel öy-

— 204 —

leşine birdenbire ve dobra dobra konuştu ki. hepsi, en çok da biradan gözleri kapanan Louis, birden şoka uğramış gibi oldular. "Bütün giyeceklerini Selamet Ordusuna vereceğim."



"Öyle mi?" dedi Steve bir süre sonra.

"Evet. Çoğu daha uzun .zaman işe yarar. Tulumları... pantolonları... gömlekleri. Biri onları aldığına sevinir. Hepsi de işe yarar. Giydikleri dışında tabii. Üstündekiler... berbattı."

Son sözcüğü boğulur gibi 'söylemişti. Kahvesini içmeye çalıştı ama bir işe yaramadı bu da. Az sonra ellerini yüzüne kapatmış hüngür hüngür ağlıyordu.

Garip bir an içindeydiler. Gerilim hatları örülüyor gibiydi. Hepsi de Louis'de son buluyordu. Louis bütün gün hissettiği o içseziyle hissediyordu bunu. Garson kız bile bu bilinçlilik çizgilerinin bir noktada toplandığını hissediyordu. Tabaklan yerleştirdiği yan masada işini bırakıp kendisine baktığını farketti. Louis bir an şaşırdı, ama sonra anladı: Kansını sakinleştirmesini avutmasını bekliyorlardı.

Yapamıyordu bunu. Yapmak istiyordu. Bunun kendi görevi olduğunu biliyordu. Yine de yapamıyordu işte. Kendisine engel olan şey, kediydi. Hiçbir nedeni olmadan. Kedi. Lanet olasıca kedi. Parçalanmış fareleri ve sonsuza dek yerde kalmaya mahkûm ettiği kuşlanyla Church. Louis öldürülmüş hayvanları bulduğunda hiç yakınmadan, itiraz etmeden hatta, temizlemişti pisliği. Ne de olsa onlar kendisinin sayılırdı. Ama bunu da mı kendisi almıştı?

Parmaklarına baktı. Louis parmaklanın gördü. Gage'in ceketine hafifçe dokunan parmakları. Sonra da Gage'in ceketi gitmişti. Gage de gitmişti.

Kahve fincanının içine baktı ve yanı başında kansınm avutulmadan ağlamaya devam etmesine aldırmadı.

Bir an sonra -süre olarak çok azdı kuşkusuz, ama geçmişi hatırlamak bakımından çok uzun gelmişti- Steve kolunu kadının omzuna dolayıp hafifçe sıktı. Louis'e bakan gözlerinde öfke ve serzeniş okunuyordu. Louis bakışlarını Jud'a kaydırdı. Ama adam da sanki utanmış gibi önüne bakmaktaydı. Ondan da bir yardım geleceği yoktu.

— 205 —

37

< Böyle bir şey olacağını biliyordum," dedi îrvın Goldman Butun kıyamet de bundan sonra kopmuştu. "Seninle evlendiğinde biliyordum bunu. Başına büyük işler açacaksın, dayanamayacağın kadar büyük işler, dedim ona Bak şimdi işte. Bu. . bu pisliğe... bak.-


Yüklə 1,33 Mb.

Dostları ilə paylaş:
1   ...   11   12   13   14   15   16   17   18   ...   26




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2024
rəhbərliyinə müraciət

gir | qeydiyyatdan keç
    Ana səhifə


yükləyin