Dünya klasikleri : 13



Yüklə 9.99 Mb.
səhifə113/150
tarix18.06.2018
ölçüsü9.99 Mb.
1   ...   109   110   111   112   113   114   115   116   ...   150
— Baylar! diye bağırdı. Şunu öğrenmek istiyorum. Hatta sizden bunu ısrarla söylemenizi istiyorum: Babamı nerede öldürmüşler?  Neyle,  nasıl öldürülmüş? Bunu  söyleyin  bana!
Bunu söylerken bir savcıya, bir sorgu yargıcına bakmıştı. Savcı:
— Kendisini çalışma  odasında, yerde başı yarılmış olarak yatmış bir durumda bulduk.
Mitya birden irkildi,  dirseklerini masaya dayayarak sağ eli ile yüzünü kapadı:
— Bu korkunç bir şey baylar! Nikolay Parfenoviç:
— Devam edelim, diye sözünü kesti. Şimdi şunu söyleyin. Bu duyduğunuz nefret sizde ne uyandırdı?  Galiba herkesin içinde ona karşı kıskançlık duyduğunuzu açıklamıştınız, öyle değil mi?
— Evet kıskançlık vardı, ama yalnız kıskançlık değil.
— Para yüzünden yaptığınız tartışmalar oldu mu?
— Evet, para yüzünden de tartışmalar yaptık ya.
— Galiba üç bin ruble için aranızda tartışma çıkmış, güya miras hakkınızdan size borçlu olduğu ve vermediği üç bin ruble için.
Mitya birden atıldı:
— Ne üçü? Daha fazla, daha fazla, dedi. Belki altı binden, on binden fazla. Ben bunu herkese söylemişimdir, herkese bağıra  bağıra açıklamışımdır. Ama  artık ne yapalım.  Üç  bin rubleye razı olmuştum. Bu üç bine müthiş ihtiyacım vardı. O kadar ki, o yastığının altında Gruşenka için hazırladığı üç binlik paketi benden çalınmış sayıyordum, baylar. Evet onu
. kendi param olarak sayıyordum. Sanki benim malımdı...
Savcı, sorgu yargıcı ile bakıştı ve bir fırsatını bulup belli etmeden ona göz kırptı. Sorgu yargıcı hemen:
— Bu  konuya  sonradan  tekrar  döneceğiz! dedi.  Yalnız izin verin, özellikle şu nokta üzerinde duralım: Bu paraları, o zarfın içindeki paralan  kendi malınız  olarak   Baydığınızı zapta geçirelim.
— Geçirin baylar, bunun bana karşı bir delil olacağını an-
lamıyor değilim, ama delillerden korkmuyorum ve kendi kendimi kötülüyorum. İşitiyor musunuz ne dediğimi? Kendi kendimi kötülüyorum. Bakın baylar, siz beni galiba olduğumdan bambaşka bir insan olarak görüyorsunuz...
Bunu birden üzüntülü ve somurtkan bir tavırla söylemişti.
— Sizinle şu anda konuşan soylu bir insandır. En soylu kişilerden biridir. Ve en önemlisi (bunu asla gözden kaçırmamanız gerekir) bir sürü alçaklıklar yapmış, ama her zaman şimdi olduğu gibi bir varlık olarak soylu kalmış, yani içten, yürekten soylu olan bir varlık olarak kalmış... Anlıyor musunuz, nasıl anlatacağımı bilemiyorum...  Zaten ömrüm boyunca susadığım şey,  uğrunda acı çektiğim şey bu soyluluktu. Bir bakıma yalnız bu soyluluk uğruna acı çekmiş, Diyojen gibi elde fenerle her yerde onu aramış, öyleyken bütün ömrünce yalnız alçakça davranışlarda bulunmuş, yani hepimiz gibi baylar, hepimiz gibi delilikler yapmış... Daha doğrusu yalnız ben öyle yapmışımdır baylar,  herkes  değil, yanlış söyledim. Bir ben böyle yapmışımdır. Bir tek ben! Başım ağrıyor baylar...
Acı çektiğini belli eden bir tavırla yüzünü buruşturdu.
— Bakın baylar,  görünüşü  hoşuma  gitmiyordu,  halinde bir şerefsizlik vardı, o küfürler, o kutsal olan her şeyi çiğneyiş, o alaylar, o inançsızlık hepsi  adi, adice  şeylerdi!  Ama şimdi o öldükten sonra başka türlü düşünüyorum.
— Nasıl başka türlü?
— Başka türlü değil, ama ona karşı böyle bir nefret duyduğum için üzülüyorum.
— Pişmanlık mı duyuyorsunuz?
— Hayır,  pişmanlık  demiyeceğim.  Bunu zapta  geçirmeyin. Zaten kendim iyi değilim ki baylar, kendim o kadar yakışıklı değilim ki! Bu bakımdan onu nefret edilecek bir varlık saymaya hakkım yoktu. Mesele bunda! İşte bunu zapta geçirebilirsiniz.
Mitya bunu söyledikten sonra birden olağanüstü bir hü-züne kapıldı. Zaten sorgu yargıcının sorularına karşılık vermeye başladığından bu yana gittikçe daha somurtkan, daha kederli görünmeye başlamıştı. Birden, tam o anda gene beklenmedik bir olay meydana geldi. Olup biten şuydu: Gerçi32
KARAMAZOV KARDEŞLER
KARAMAZOV  KARDEŞLER
33
Gruşenka'yı biraz önce uzaklaştırmışlardı ama, şimdi sorgunun yapıldığı o mavi odadan pek uzağa değil ancak ondan sonraki üçüncü odaya götürmüşlerdi. Bu, o gece büyük ziyafetin verildiği, herkesin dans ettiği büyük odanın yanındaki küçücük,  tek  pencereli  odaydı.  Gruşenka  orada oturuyordu, yanında  da şimdilik yalnız fena halde şaşırmış,  fena halde korkmuş ve sanki kurtuluşu ondan bekliyormuş gibi hep ona yapışan Maksimov vardı. Kapılarında göğsünde madenî plâka taşıyan bir köylü duruyordu. Gruşenka ağlıyordu. Birden, a-cısı artık dayanılmaz bir hâl alınca, ayağa fırlamış kollarını iki yanına vurarak tiz bir sesle: «Ah nedir bu başıma gelenler, nedir bu başıma gelenler!» diye bağırıp kendini odadan dışarı atarak Mitya'sına koşmuştu. Bu, o kadar beklenmedik bir şekilde olmuştu ki, hiç kimse onu durdurmaya vakit bulamadı. Mitya ise onun çığlığını işitince tiril tiril titredi. Sonra birden fırladı o da kendini kaybetmiş gibi bağırarak ona doğru atıldı. Ama bir araya  gelmelerine imkân vermediler. Öyleyken gene de birbirlerini görmüşlerdi. Mitya'yı sıkıca ellerinden yakalamışlardı, çırpınıp duruyor, atılıyordu. Onu tutmak için üç dört kişinin yardımı gerekti. Gruşenka'yı da yakalamışlardı ve  Mitya  onu  sürükleyerek  götürürlerken genç kadının bağıra bağıra, kollarını ona doğru uzattığını görüyordu. Bu olay sona erdikten sonra, Mitya gene eski yerinde, masanın başında, sorgu yargıcının karşısında kendini toparlamıştı. Onlara doğru dönerek:
— Ondan ne istiyorsunuz? Neden ona işkence ediyorsunuz? Onun suçu yok! diye bağırıyordu.
Savcı ile sorgu yargıcı onu sakinleştirmeye çalışıyorlardı. Böylece on dakika-kadar bir süre geçmişti. Sonunda odaya aceleyle oradan biraz önce ayrılmış olan Mihayıl Makaroviç girdi ve heyecan dolu yüksek bir sesle savcıya:
— Kadını uzaklaştırdık, şimdi aşağıda ama bu zavallı a-dama bir tek söz söylemek istiyorum baylar. İzin verir misiniz? Sizin yanınızda söyliyeceğim baylar, sizin yanınızda!
Sorgu yargıcı:
— Buyurun buyurun Mihayıl Makaroviç, diye karşılık verdi. Bu durumda hiç bir itirazımız yoktur.
Mihayıl Makaroviç, Mitya'ya doğru dönerek:
— Dimitriy Fiyodoroviç, beni dinle evlâdım, diye söze baş-
ladı ve yüzünde sıcak bir baba sevgisi, karşısındaki zavallı insanın nerdeyse derdini paylaşıyormuş gibi bir anlam belirdi. Senin Agrafena Aleksandrovna'yı kendi elimle aşağı götürdüm ve hancının kızma teslim ettim. Şimdi yanında o ih-yar Maksimov var, ondan hiç ayrılmıyor, onu sakinleştirdim, işittin mi? Yalvardım yakardım sakinleştirdim. Senin kendini savunmak ihtiyacında olduğunu, bu bakımdan sana engel olmamasını, içinde üzüntü uyandırmaması gerektiğini söyledim, yoksa şaşırabileceğini ve yanlış söyleyerek kendini kötü duruma sokabileceğini belirttim, anladın mı? Yani kısaca her şeyi anlattım, o da anladı. O kadın akıllı ve iyi yüreklidir evlâdım. Senin için yalvarırken benim gibi bir ihtiyarın ellerini öpmeye kalkıştı. Buraya da beni kendisi gönderdi. Onun için üzülmemeni söylememi istedi". Evet, şimdi de benim gidip senin sakinleştiğini ve onun için üzülmediğini ona söylemem gerekiyor. Onun için sen de sakinleş. Bunun böyle olması gerektiğini anla. Ben ona karşı suçluyum, o tam bir Hıristiyan yüreği taşıyor. Evet baylar o, iyi yürekli ve hiç bir şeyde suçu olmayan varlıktır. Şimdi söyle Dimitriy Fiyodoroviç, ona gidip sakin duracağını söyleyebilir miyim?
İyi yürekli Mihayıl Makaroviç gereksiz olan bir çok şeyler söylemişti. Ama Gruşenka'nın acısı, bir insan olarak onun ta yüreğine işlemişti. Hatta gözlerinde yaşlar vardı. Mitya ayağa fırlayarak ona doğru atıldı.
— Özür dilerim baylar! İzin verin, ne olur izin verin! diye bağırdı. Siz melek, melek ruhlu bir adamsınız Mihayıl Makaroviç, onun namına size teşekkür ederim. Sakin olacağım, neşeli duracağım, o sonsuz iyiliğinizden kendisine şunu bildirmenizi beklerim:  Artık neşeliyim, neşelendiğimi, hatta  onun yanında sizin gibi koruyucu bir melek bulunduğunu bildiğim için, şimdi  rahatça gülebileceğimi söyleyin  ona. İşimi şimdi bitiririm ve buradan kurtulur kurtulmaz ona koşacağım! Beni görecektir, söyleyin beklesin!
Birden savcı ile sorgu yargıcına doğru dönerek:
— Baylar, şimdi size yüreğimde ne varsa hepsini açıklayacağım, bütün ruhumu açacağım size! Bu işi hemencecik bitireceğiz,  neşe ile  bitireceğiz... Sonunda nasıl olsa  hepimiz güleceğiz, güleceğiz değil mi? Yalnız baylar, bu kadın benim gönlümün sultanıdır!  Ah, rica ederim bunu söylememe izin34
 
KARAMAZOV KARDEŞLER
35
verin, artık bunu size açıklıyayım... Karşımda olan sizlerin dünyanın en soylu insanları olduğunuzu görmüyor muyum? O benim hayatımın ışığı benim için kutsal bir varlıktır. Bir bilseniz! Çığlıklarını duydunuz ya. «Seninle birlikte ölüm cezasına çarptırılsam razıyım!» diyordu. Oysa ben ona ne verdim? Ben fıkaranın biriyim, elimde avucumda bir şey yok, böyle bir sevgiye değer miyim? Biçimsiz, utanç verici ve utanılacak yüzlü bir varlık olan ben, böyle bir aşka lâyık mıyım? Böyle bir kadının kürek cezasını çekmek için, benimle birlikte gitmesi olacak şey mi? Demin, benim için ayaklarınıza kapandı. Oysa gururlu bir kadındır ve hiç suçu yoktur. Nasıl olur da ona tapmam, nasıl olur da bağırıp çağırmam ve demin yaptığım gibi ona koşmam? Ah, özür dilerim baylar, her neyse... simdi teselli buldum!
Sonra iskemlenin üzerine yığıldı ve yüzünü iki eliyle kapayarak hıçkıra hıckıra ağlamaya başladı. Ama artık bunlar mutluluk gözyaşları idi. Bir an sonra kendine geldi. Sorgu yargıcı, çok memnundu. Hatta galiba öbür hukukçular da öyle. Hepsi şimdi sorgunun yeni bir safhaya gireceğini hissediyorlardı. Mitya, komiseri uğurladıktan sonra bayağı neşelenmiş ti.
— Eh şimdi tam anlamıyla emrinizdeyim, baylar. Hem,.. Bütün o ayrıntılara girilmese, hemen anlaşırdık. Gene o önemsiz şeylerden söz ediyorum... Baylar emrinizdeyim, ama karşılıklı olarak güven duymamız gerekir... Siz bana inanmalısınız, ben de size... Aksi halde hiç bir zaman bir sonuca varamayız. Bunu asıl sizin için söylüyorum, iş başına baylar, is başına! Asıl önemlisi de şu: Ruhumu böyle didik didik etmeyiniz, saçmalıklarla yüreğime işkence yapmayınız. Bana yal nız önemli şeyleri, olayları sorunuz. O zaman ben de sizi hemen tatmin ederim. Allah kahretsin o önemsiz ufak tefek şeyleri!
Mitya, işte yüksek sesle böyle söyleniyordu. Sorgu yeniden başladı.
IV
İKİNCİ ÇİLE
Nikolay Parfenoviç, çok miyop, patlak, acık kül rengi iri gözleri parıl parıl parlayarak belli bir memnunlukla ve heyecanlı bir tavırla konuşmaya başladı. Bir dakika kadar önce, gözlüğünü de çıkarmıştı:
— Böyle hazır olmakla bize ne kadar cesaret veriyorsunuz bilemezsiniz, dedi. Hem şimdi karşılıklı olarak güven duymamızdan söz ederek gerçekten önemli bir noktaya dokundunuz. Şüphe altında olan kişi, gerçekten kendini savunmak istiyorsa, bunu  umut ediyorsa ve suçsuz olduğunu  ispatlıyabi-lecek durumda ise karşılıklı bir güven olmadan böyle önemli işlerde sonuç  almak imkânsızdır. Biz elimizden  gelen  her şeyi yapacağız. Zaten siz de şimdi bu isi nasıl idare ettiğimizi görmüş olmalısınız... Bu sözlerimi doğru buluyorsunuz değil mi İppolit Kirilioviç?
Bunu savcıya doğru dönerek söylemişti. Savcı, Nikolay Parfenoviç'in heyecanlı sözleri ile kıyaslanırsa biraz soğuk bir tavırla ama gene de sözlerini destekliyerek:
— Evet, tabiî! dedi.
Şunu ilk ve son olarak söyliyelim ki, bizim kente yeni gelmiş olan Nikolay Parfenoviç, daha görevine başladığı sıralarda bizim savcı İppolit Kirillovic'e karşı olağanüstü bir saygı duymuş ve ona yürekten bağlanmıştı. Bizim «meslekte haksızlığa uğramış» İppolit Kirilloviç'in olağanüstü psikoloji ve hatip olarak konuşma yeteneklerine itiraz kabul etmeyecek şekilde inanan tek kişi oydu ve gerçekten haksızlığa uğradığına inanıyordu. Onun nasıl bir insan olduğunu daha Peters-burg'da iken işitmişti. Buna karşılık, o gencecik Nikolay Parfenoviç de bizim «haksızlığa uğramış» savcının dünyada iç-
. ten olarak sevdiği tek kişiydi. Oraya gelirken daha yolda kendilerini bekliyen işten söz ederek, bazı noktalarda anlaşmış bazı şeyleri kararlaştırmışlardı. Şimdi de masa başında Ni-
kolay Parfenoviç'in keskin zekâsı kendisinden daha yaşlı olan meslek arkadaşının her davranışını, yüzündeki her anlamı dahaKARAMAZOV KARDEŞLER
37
36
KARAMAZOV KARDEŞLER
o bir söz söylemeden, bir bakışından, bir göz kırpışından kendisine verilen tüm işaretleri hemen anlıyordu. Mitya sabırsızlık  içinde'.
— Baylar, izin verin kendim anlatayım, sözümü önemsiz şeylerle kesmeyin, ancak o zaman her şeyi size bir anda anlatacağım, diyordu.
— Mükemmel! Teşekkür ederim! Yalnız sizin bize söyliye-ceklerinizi  dinlemeden  önce izin verirseniz  bizini merakımızı çeken bir olay üzerinde daha duracağını. O da şu: dün aksam saat beşte rehin olarak bıraktığınız tabancalarınızın karşılığında  arkadaşınız Piyotr İlyiç  Perhotin'den  almış olduğunuz o on rubleden  söz etmek  istiyorum.
— Rehine verdim baylar! Verdim. On rubleye rehin ettim! Bundan ne çıkar? Başka söylenecek bir şey yok. Yoldan
kente  gelir gelmez,  gidip onları rehine verdimi.
— Yaa, demek yoldan döndünüz. Kentin dışına mı çıkmıştınız?
—  Gitmiştim efendim,  kırk verstlik bir  yere  gittim.  Siz bunu bilmiyor muydunuz?
Savcı ile Nikolay Parfenoviç bakıştılar.
— Zaten hikâyenize dün sabahtan bu yana neler yapmış olduğunuzu, sistemlice başından sonuna kadar anlatarak bas-lasanız nasıl olur? Örneğin izin verirseniz şunu öğrenmek istiyoruz: Kentten niçin çıktınız? Ne zaman yola koyuldunuz ve ne zaman  döndünüz... Bütün  bu  olayları.
Mitya, yüksek sesle güldü:
— Başlangıçta öyle söyleseydiniz ya! Hem bunu istiyorsanız işe  dünden değil, bundan  üç  gün  öncesinden başlamak gerekir, o zaman nereye nasıl ve niçin gittiğimi anlarsınız. Bundan üç gün önce sabahleyin buranın tüccarlarından Sam-sonov'dan  üç bin ruble  istemeye gittim,  karşılığında  sağlam bir teminat göstererek... O para birden çok lâzım olmuştu baylar, birden çok ihtiyacım olmuştu ona...
Savcı nazik bir tavırla sözünü kesti.
— Bir dakika, sözünüzü kesebilir miyim? dedi. Böyle bir paraya yani üç bin rublelik bir paraya neden böyle bir ihtiyaç duydunuz? diye sordu.
— Ah baylar! Ne olur, gene ayrıntılara girmeyelim: Neden, nasıl, ne zaman ve niçin bu kadar paraya ihtiyacım oldu
da, neden şu kadara ihtiyacım olmadı ve bütün bu gevezelikler... Bütün bunları üç kitapta bile anlatamam, üstelik bir de son söz yazmam gerekir.
Mitya, bunları, bütün gerçeği olduğu gibi anlatmak isteyen ve en iyi niyetleri besleyen bir insanın candan ama sabırsız lâubaliliği ile söylemişti. Birden kendisini topladı:
— Efendim, böyle ikide bir baş kaldırdığım için bana darılmayın. Tekrar rica ediyorum; tekrar şuna inanmanızı isterim ki, size karsı büyük bir saygı duyuyorum ve şu andaki durumu anlıyorum. Sarhoş olduğumu sanmayın. Şimdi artık ayıldım. Keşke sarhoş olsaydım, bu işe hiç de engel olmazdı. Benim sarhoşluğum şöyle olur:
Ayılınca akıllanır - budala olurum İçtim mi aptallaşır - akıllanırım.
Ha! ha! ha! Yalnız görüyorum ki, şimdilik karşınızda espri yapmam yakışık almıyor. Yani şimdilik birbirimizi anlayamayacağız. İzin verirseniz kendime karşı da daha saygılı olayım, saygı duyulacak bir insan olduğumu göstereyim. Şimdiki farkı anlamıyor muyum sanıyorsunuz? Ne olursa olsun karşınızda şimdi bir suçlu olarak oturuyorum. Yani sizin gibi yüksek în-sanlarla hiç bir zaman eşit olamam. Size de beni göz hapsine almak görevi verilmiş: Grigoriy'e bunları yaptım diye bana «aferin!» diyecek değilsiniz ya! İhtiyarların kafasını kıran cezasız kalmaz ya. Ona bunu yaptım diye tabiî beni mahkemeye vereceksiniz. Sonra da altı ay ya da belki bir yıl hapis verirsiniz. Sizin hukukçular bana ne ceza verirler bilmem. Gerçi medenî haklardan yoksun kalacağımı biliyorum, medenî haklar elimden alınacak değil mi, bay savcı? Bundan da anlaşıldığı gibi, aradaki farkı anlıyorum baylar... Ama şunu da kabul edin ki, bu sorduğunuz sorularla Tanrının kendisini de şaşırtabilirsiniz. Nereye bastın? Nasıl bastın? Ne zaman bastın? Neyin içine bastın? Böyle giderse, ne karşılık vereceğimi şaşıracağım, siz de hemencecik kalemi elinize aldığınız gibi zapta geçirirsiniz, o zaman ne olacak? Hiç bir şey olmayacak, çünkü eğer yalan söylemeye başladıysam, sonuna kadar yalan söylerim siz de yüksek tahsil görmüş ve en soylu kişilerden olan sizler de beni bağışlarsınız. Sözlerimi bir rica ile bitireceğim. Bu beylik sorgu şeklinden vazgeçin. Daha doğrusu38
KARAMAZOV KARDEŞLER
KARAMAZOV  KARDEŞLER
39
önce her hangi bir basit şeyden, önemsiz bir şeyden başlayın sorulara. Örneğin «yatağından nasıl kalktın, ne yedin, nasıl tükürdün, nereye tükürdün,» sonra da suçlunun dikkatini uyuşturunca birden onu beyninden vurulmuşa döndüren soruyu sorun: «Kimi öldürdün, kimi soydun?» Ha! Ha! Ha! işte sizin beylik sorularınız böyle. Bunlar sizde kanun olmuş. İşte sizin bütün kurnazlığınız bundan ibaret! Ama siz böyle kurnazlıklarla köylüleri uyutun, beni değil. Ben işin ne olduğunu anlıyorum. Kendim de görevde bulundum. Ha! Ha! Ha!
Onlara şaşılacak bir açık yüreklilikle bakarak:
— Bana darılmıyorsunuz ya baylar? Bu küstahlığımı bağışlıyorsunuz ya? diye bağırdı. Bunları Mitya Karamazov söylediğine göre bağışlamak mümkündür. Çünkü akıllı bir insan bunu  yaparsa  bağışlanmaz. Ama Mitya  bağışlanabilir!  Ha! Ha!  Ha!
Nikolay Parfenoviç, dinliyor ve o da gülüyordu. Savcı ise gerçi gülmüyordu, ama gözlerini hiç ayırmadan, sanki en küçük bir sözünü, en küçük bir davranışını, yüzündeki en küçük titreyişi bile gözden kaçırmak istemiyormuş gibi Mitya'ya bakıyordu.
Nikolay Parfenoviç, gülmeye devam ederek:
— Zaten biz de sizinle başlangıçta öyle konuşmaya başlamıştık, diye  karşılık  verdi.  Sizi  sorularla  şaşırtmıyorduk: Sabahleyin nasıl kalktığınızı,   neler yediğinizi sormadık ama artık en basit şeylerden başladık.
— Anladım, anlıyorum ve bana karşı gösterdiğiniz o eşsiz, o en soylu kişilere yakışır iyi yürekliliğe değer verdim. Şimdi daha da büyük bir değer veriyorum.  Biz burada  bir araya gelmiş üç soylu kişiyiz. Bu bakımdan aramızda herşey iyi tahsil görmüş, yüksek sosyeteye mensup, aralarında soyluluk ve şeref bağları olan insanlar gibi karşılıklı bir güven içinde olmalı. Ne olursa olsun hayatımın şu anında, şerefimin ayaklar altında çiğnendiği sırada, sizleri en iyi dostlarım olarak saymama izin veriniz. Bu sizin için gurur kırıcı bir şey olmaz değil mi? Baylar.
Nikolay Parfenoviç ciddi ve destekliyen bir tavırla bunu kabul ederek:
— Aksine bunu o kadar güzel söylediniz ki, Dimitriy Pi-
yodoroviç.
Mitya, zafer  kazanmış bir tavırla:
— Önemsiz ayrıntılara gelince, bütün o kargacık burgacık ayrıntılar bir tarafa! diye bağırdı. Yoksa bu iş Allah bilir neye varır, öyle değil mı?
Savcı Mitya'ya doğru dönerek birden söze karıştı:
— Bu akıllıca öğütlerinize tam anlamında uyacağım, dedi. Yalnız soracağım sorudan vazgeçemem. Sizin böyle bir paraya daha doğrusu o üç bin rubleye neden ihtiyaç  duyduğunuzu kesin olarak öğrenmemiz gerekiyor.
— Neden mi ihtiyacım vardı? Söyliyeyim, şey için... onun için... Yani borç ödemek için.
— Kime ödeyecektiniz bu borcu?
— Buna karşılık vermeyi kesin olarak reddediyorum baylar! Bakın, işte bunu söyliyemiyeceğim. Bunu söylemek cesaretini kendimde bulamıyacağımdan ya da bunu söylemekten korktuğumdan, bütün bunların bir tükürük kadar bile önemli şeyler olmadığından, saçma bir şey olduğundan ötürü  değil, şunun için söylemiyeceğim:  bu  işin içinde prensip  meselesi var. Bu  benim  özel  hayatımla  ilgilidir,  özel  hayatıma  ise kimsenin karışmasına izin vermiyeceğim. Benim prensibim bu. Bu sorunuz konu ile ilgili değil. Bu işle ilgili, olmayan her şey ise, benim özel hayatım ile ilgilidir! Birine borcumu ödemek istiyordum, birine şeref borcum vardı, ama kime? Bunu söyle-.miyeceğim.
Savcı:
— İzin verirseniz bunu zapta geçirelim, dedi.
—  Buyurun, zapta  geçirin. Öylece  yazın:  Söylemiyorum ve söylemiyeceğim! Hatta zapta şunu da geçirin baylar: Ben bunu açıklamayı şerefsizlik  sayıyorum. Yazın  bakalım,  yazmaktan başka vaktinizi ne ile geçirirsiniz ki.
Savcı, garip ve oldukça sert, ama etkiliyen bir tavırla:
— İzin verirseniz size bir kez daha şunu hatırlatayım ve önceden söyliyeyim ki, eğer bunu bilmiyorsanız... size  simdi sorduğumuz sorulara karşılık vermemekte serbestsiniz. Buna karşılık, şu ya da bu nedenden ötürü kendiliğinizden bize karşılık vermek istemiyorsanız,  sizi, baskı yaparak  bir  karşılık vermeye zorlamaya hiç hakkımız yok. Bu iş  tüm olarak sizin.40
KARAMAZOV KARDEŞLER
kavrayışınıza bağlıdır. Ama gene de görevimiz böyle bir durumda size şu ya da bu açıklamada bulunmaktan kaçınarak kendinize ne derece kötülük ettiğinizi belirtmektir. Şimdi lütfen devam edelim.
Mitya, kendisini etkileyen bu sözlerden biraz mahcup olmuş bir tavırla:
— Ben darılmıyorum ki baylar... Ben... diye mırıldandı. Jşte, bakın baylar. O zaman baş vurduğum Samsonov var ya...
Tabiî okuyucuya artık bildiği ve Mitya'nın o sırada anlattığı hikâyeyi ayrıntıları ile verecek değiliz. Mitya bunu anlatırken her şeyi en küçük noktasına kadar belirtmek ve mümkün olduğu kadar çabuk bitirmek için sabırsızlık gösteriyordu. Ama kendisi açıklamalarda bulundukça, bu açıklamalarını zapta geçiriyorlardı, bu yüzden de ikide bir onu dur-; durmak sorunda kalıyorlardı. Dimitriy Piyodoroviç bunu yanlış buluyor, ama boyun eğiyor, öfkeleniyordu. Bununla birlikte şimdilik öfkesi yumuşaktı. Gerçi arada bir «Baylar, bu Tanrıyı bile çileden çıkarır» ya da «Baylar, biliyor musunuz ki, beni boşuna öfkelendiriyorsunuz?» 'diye bağırıyordu. Ama bağırırken bile hâlâ o dostça heyecanlı tavrını henüz değiştirmiyordu.
Böylece üç gün önce Samsonov'un ona nasıl «kazık attığını» anlattı. (Şimdi artık tam anlamıyla o zaman kendisini aldatmış olduklarını anlamıştı). Yol parası bulmak için, saatin altı rubleye satılması gibi sorgu yargıcı ile savcının henüz" hiç bilmedikleri bir olay, hemen, hemen olağanüstü bir olaymış gibi dikkatlerini çekti. Sonra Mitya'nın artık sınırsız bir öfke göstermesine rağmen, bu olayı, bir gün önce elinde beş parası olmadığını ikinci kez ispatlayan bir delil olarak tüm ayrıntıları ile zapta geçirmeyi gerekli buldular.
Mitya yavaş yavaş somurtmaya başlamıştı. Lyagaviy'e gidişini, kömür dumanı ile dolu izbede geçirdiği geceyi ve ondan sonra olup bitenleri anlattıktan sonra, hikâyesini kente dönüşüne dek getirmiş, oraya gelince de artık ısrara gereklilik kalmadan, ayrıntılı olarak Gruşenka'yı kıskandığı için çektiği acıları anlatmaya koyulmuştu. Kendisini hiç konuşmadan dinliyorlardı. Özellikle büyük bir dikkatle Gruşenka'yı gözetlemek için Fiyodor Pavloviç'in «arkasında> Mariya Kondrat-
KARAMAZOV KARDEŞLER
41
yevna'nın evinde, bir gözetleme yerinin bulunması ve haberleri kendisine Smerdyakov'un getirmiş olması üzerinde durdular. Buna çok önem vererek anlattıklarını zapta, geçirdiler.
Mitya duyduğu kıskançlığı heyecanla, her şeyi olduğu gibi belirterek anlatıyor ve gerçi, doğru söylemek gerekirse, en gizli duygularını «böyle herkesin utanç veren bakışları» altına sermekten utanç duyuyordu, ama belliydi ki, doğrusunu söylemek için, duyduğu bu utancı bastırmaya çalınıyordu.
Kendisi bunları anlatırken, sorgu yargıcının ve özellikle cavcının, kayıtsız bir ciddilikle ona doğru çevrilmiş olan ba-Kişları, sonunda Mitya'yı çok etkilemeğe başladı. Zihninden hüzünle şöyle bir düşünce geçti: «Daha çocuk sayılacak bir yaşta olan ve daha bundan birkaç gün önce kadınlardan söz ederek kendisine saçma şeyler söylediğim o Nikolay Parfeno-viç ve bu hasta savcı bu anlattıklarımı dinlemeğe lâyık değiller diye düşündü. «Rezil oldum!» Düşüncelerine şiirden bir parça ile son verdi: «Yüreğim sabret, boyun eğ ve sus!» Ama anlatmaya devam etmek için gene de kendini toparladı.
Hohlakova ile olup bitenlere geçtiği vakit yeniden neşelenmeğe bile başladı. Hatta o hanımefendi için yeni çıkan ve konu ile hiç ilgisi bulunmayan öze! bir fıkra anlatmağa kalkıştı, ama sorgu yargıcı sözünü keserek nazik bir tavırla «sadede gelmesinin rica etti.
Sonunda umutsuzluğunu açıkladıktan, bayan Hohlakova' nın evinden çıkınca nasıl paniğe kapıldığını anlattıktan sonra
üç bin ruble»yi bulmak için gerekirse birini bıçaklamayı bile düşündüğünü söylediği sırada Mitya'yı yine durdurup «bıçaklamak istiyordu» diye zapta geçirdiler. Mitya, bunu zapta geçirmelerine sesini çıkarmadı.
Nihayet sıra birden Gruşenka'nın kendisini aldattığını ve Mitya onu Samsonov'a götürdükten sonra, genç kadının gece yarısına kadar ihtiyarın yanında kalacağını söylemesine rağmen, oradan hemen çıkıp gittiğini anlatmaya geldi. Hikâyenin bu noktasında elinde olmayarak dudaklarından şu cüm-döküldü: «Vallahi o Fenya'yı o sırada öldürmediysem, bunu


Dostları ilə paylaş:
1   ...   109   110   111   112   113   114   115   116   ...   150


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə