Dünya klasikleri : 13



Yüklə 9.99 Mb.
səhifə144/150
tarix18.06.2018
ölçüsü9.99 Mb.
1   ...   140   141   142   143   144   145   146   147   ...   150
İppolit Kirilloviç sesini yükselterek:
— Kesin olarak şunu söyleyebiliriz ki, insanın kötülüğe sapmış bir varlık olduğunu kavraması ve içinde suçlu bir yürek taşıması, dünyada tüm mahkemelerin verebilecekleri396
KARAMAZOV  KARDEŞLER
cezalardan çok daha şiddetli bir cezadır! diye bağırdı. Yalnız bu kadar da değil: adalet cihazının verebileceği ceza, daha doğrusu bu dünyada verilebilecek tüm cezalar, insanın kendi kendine, kendi vicdanının verebileceği cezanın yanında hafif bile olur. Hatta adaletin ceza vermesi böyle zamanlarda suçlunun vicdanı için zorunlu bir şeydir. Onu umutsuzluktan kurtaracak bir şeydir. Öyle diyorum, çünkü kadının kendisini sevdiğini, kendisi uğruna «eski göz ağrısından ve «asıl hak sahibinden» vazgeçtiğini ve onu, «Mit-ya'yı» birlikte yeni bir hayat kurmaya çağırdığını, ona mutluluk vaadinde bulunduğunu, hem de bunu öyle bir anda yaptığını anladığı vakit, Karamazov'un düştüğü feci durum, çektiği o müthiş acı insan hayalini aşan bir şeydir; düşünün, sevgilisi bunu ne zaman yapmıştır? Artık Mitya için herşe-yin bittiği, artık hiç bir şeyin olmayacağı bir sırada! Söz gelmişken, sanığın o zamanki durumunu açıklamak için bizce önemli olan bir şeye üstün körü değineyim: O kadın, sanığın gözünde ulaşılmaz, müthiş tutku ile istenen, ama erişilmez bir varlıktı. İyi ama, neden daha o anda tabanca ile intihar etmedi? Neden aklına koyduğu niyetten vazgeçti, hatta tabancasının nerede olduğunu unuttu? İşte, bunu yapmaktan onu alıkoyan şey, aşkı yaşamak için hırs derecesine varan tutkusu ve bu tutkusunu orada tatmin etmek umuduydu. Görüyoruz ki eğlencenin insanı kendinden geçiren havası içinde sevgilisine, onunla birlikte eğlenen ve kendisine her zamandan daha güzel, daha çekici görünen sevgilisine âdeta .yapışmıştı. Ondan bir an olsun ayrılmıyor, onu hayran hayran seyrediyor, onun karsısında eriyor.
Bu yaşama hırsı, bir an için olsun tevkif edilmenin korkusunu da, hatta vicdan üzüntüsünü de bastırabilirdi! Bir an için, evet yalnız bir an için, sanığın o sırada nasıl bir ruh hali içinde bulunduğunu düşünüyorum. O anda üç şeyin etkisi altında, tam anlamıyla tutsak haline gelmişti: bunlardan biri sarhoşluktu! İçerisi duman içindeydi, patırdı gürültü, oynayanların ayaklarını vuruşları; şarkı söyleyenlerin tiz sesleri, sonra da o, evet şaraptan yüzü kızarmış şarkı söyleyen, oynayan, sarhoş ve kendisine gülen kadın! İkinci olarak ona cesaret veren bir umut vardı; işin meydana çıkmasına daha epey vakit olduğunu sanıyordu; hiç değilse hemen yakında bir şey olmayacaktı, belki de ertesi günü, ancaK
KARAMAZOV   KARDEŞLER
397
sabahleyin gelip onu alacaklardı. Demek ki birkaç saati vardı. Bu az bir zaman değildir, çok uzun bir zamandır! Birkaç saat içinde insan birçok şeyler düşünebilir. Bana öyle geliyor ki, o sırada tıpkı idama, dar ağacına götürülen bir suçlu gibiydi. Daha uzun çok uzun bir yoldan geçirilecekti. Hem de adım adım yürünecekti, binlerce insanın önünden geçirilecekti, sonra köşeden başka bir sokağa sapılacaktı. O korkunç meydan işte orada, o öbür sokağın sonundaydı! Bana öyle geliyor ki, böyle bir yolculuğun başında idama mahkûm olan, o utanç verici arabanın içinde otururken, muhakkak kendisini daha uzun, hatta sonsuz bir hayatın beklediğini sanır. İşte; evler birer birer kayıp gidiyor, mahkûmu götüren araba ilerliyor... ama yine ziyanı yok. daha öbür sokağa sapan dönemece kadar epey vakit var. Bu yüzden mahkûm, daha cesaretini yitirmeden, sağa sola; gözlerini ona merakla dikmiş olan binlerce kayıtsız insana bakar. Ona öyle gelir ki, kendisi de onlar gibi bir insandır. İşte artık öbür sokağa sapan dönemeç de geliyor. Ama ziyam yok, ziyanı yok, daha geçilecek uzun bir yol var. Yanlarından ne kadar ev kayıp geçse, mahkûm hep aynı şeyi düşünecek, kendi kendine «daha oraya kadar epey ev var» diyecektir. Sonuna kadar, ta meydana varıncaya kadar öyle olacaktır.
Bana öyle geliyor ki, o sırada Karamazov'un duygulan da böyleydi işte. «Daha orada bir şey yapmaya fırsat bulamamışlardır» diye düşünmüştür. «Daha bir şeyler aranıp bulunabilir. Daha savunmak için bir plan tasarlamaya, karşı koymak için çareler bulmaya vakit var. Şimdi ise, şimdi ise, şimdi ise, sevgilim o kadar güzel ki» O anda Karamazov'un ruhunda bir bulanıklık ve müthiş bir korku var. Öyleyken, paraların yarısını ayırabiliyor ve onları bir yere saklıyabili-yor! Başka türlü babasının yastığı altından aldığı o üç bin rublenin yarısı kadar büyük bir paranın nereye kaybolduğunu açıklayabilecek durumda değilim. Kendisi Mokroye'ye ilk kez olarak gelmemiştir. Orada daha önce iki gün, iki gece âlem yapmıştı. Bu kocaman ahşap evin yerini, tüm bodrumlarını koridorlarım biliyordu. Bana öyle geliyor ki, bu paralar daha o zaman, o evde, tevkiften biraz önce, herhangi bir aralığa, bir oyuk içine, bir tahtanın altına ya da çatının altında bir yere konulmuştur. Neden mi? Nasıl neden? Felâket her an gelip çatabilirdi. Tabiî daha onu nasıl kar-398
KARAMAZOV  KARDEŞLER
şılayabileceğimizi tasarlamış değildik. Zaten buna vaktimiz yoktu. Hem başımızın her noktası zonklayıp duruyordu. Sonra o kadın gönlümüzü çeliyordu. Paraya gelince; insanın hangi durumda olursa olsun paraya ihtiyacı vardır. Paralı insan, her yerde insandır.
Belki de böyle bir anda. böylesine bir hesabîlik size anormal görünüyor, öyle mi? Ama daha bir ay önce, yine en tehlikeli, en korkunç bir anda üç bin rublenin yarısını ayırıp, bir bez parçasının içine koyduğunu, sonra da bezi diktiğini bize kendisi söyledi. Eğer tabiî bu sözü doğru değilse (ki bunun böyle olduğunu şimdi ispat edeceğiz) demek oluyor ki böyle bir düşünce Karamazov'a yabancı değildir. Bunu aklından geçirmiştir. Yalnız bu kadar da değil, belki de bunu sonradan sorgu yargıcını bin beş yüz rubleyi bir beş parçasına sarıp, diktiğini inandırmaya çalışırken (ki öyle bir bez ortada yoktur ve hiç bir zaman olmamıştır) bir anda aklına geldiği gibi söylemiş, yani 'uydurmuştur. Çünkü paraların yarısını ayırıp, iki saat önce daha gün doğmadan Mokroye'de bir yere «herhangi bir şey olursa onlara ihtiyacım olur- diye saklamıştı. Tek o paralar üzerinde bulunmasın diye. Bunu da birden içinden gelen bir ilhamla yapmıştır. Unutmayın ki sayın jüri üyeleri içinde iki kutup vardır. Karamazov birbirine karşıt iki kutbu aynı anda ruhunda birleştirebilecek bir insandır. O evde paraları aradık, ama bulamadık. Belki hâlâ oradadırlar, ya da belki ertesi günü oradan yok olmuşlardır ve şu anda sanığın elinde bulunmaktadırlar. Her ne olursa olsun, sanığı o kadının yanında., önünde diz çöktüğü bir sırada tevkif ettiler. Kadın yatağının üzerinde yatıyordu. Kendisi de kollarını ona doğru uzatmıştı. O kadar kendinden geçmişti ki, o anda kendisini tevkif etmeye gelenlerin yaklaştığını bile duymamıştır! Hatta nasıl bir karşılık vereceğini bile tasarlayamamıştır. Kendisi de. zekâsı da gafil avlanmıştır.
İşte şimdi, yargıçların, kaderini tayin edecek insanların karşısında bulunuyor. Sayın jüri üyeleri, bizim meslekte olan insanların yaşantısında öyle anlar olur ki, bir insanın karşısında ve o insanın akıbeti için müthiş bir korku duyarız-Bu anlar suçlunun artık herşeyin mahvolduğunu gördüğü, ama hâlâ çırpındığı, hâlâ bizimle savaşmaya niyetli olduğu ve o kapana kıstırılmış bir hayvanın korkusuna benzeyen
KARAMAZOV   KARDEŞLER
399
Korku içinde olduğunu hissettiğimiz dakikalardır. Böyle anlarda, suçlunun içinde kendisini korumak için ne kadar yaratılıştan doğan içgüdü varsa, hepsi birden ayağa kalkmıştır! Suçlu kendisini kurtarmak için çırpınırken, size içinizi okumak istiyormuş gibi keskin bir bakışla, yalvaran, acı çeken bir bakışla bakar. Her hareketinizi izler, yüzünüzü, düşüncenizi anlamaya çalışır, hangi yönden kendisine bir darbe indireceğinizi araştırır. Sarsılan zihninde bir an içinde binlerce plan kurar, ama gene de konuşmaktan korkar, ağzından bir şey kaçırmaktan çekinir! İnsan ruhunun bu küçük düşürücü çırpınışları, bir insanın çektiği çilelerin üzerinden yapılan bu geçiş, bu hayvanca kendini koruma tutkusu müthiş bir şeydir ve bazen suçluya karşı, savcıda bile içten gelen bir titreme, bir acıma uyandırır!
İşte biz tüm bunlara tanık olduk. Önce şaşırmıştı ve korku içinde dudaklarından kendisini feci bir şekilde ele veren birkaç söz döküldü: «Kan! Bunu hak ettim!» ama çabucak kendini toparladı. Ne söylemesi gerekirdi, nasıl bir karşılık vermeliydi? Bunlar daha henüz zihninde hazır değildi. Yalnız, pek bir şey ifade etmeyen basit bir inkâr vardı:
— Babamı  öldürmedim,  suçlu  değilim!
İşte, geçici olarak meydana getirebildiği tek sığınacak şey, tek siper buydu. Bu siperden sonra belki de bir fırsatını bulup bir barikat kurabilirdi. Kendisini ele veren ve bağırarak söylediği o ilk sözleri daha bu konuda kardeşine soru sormamıza fırsat vermeden, sadece uşak Grigoriy'i öldürmüş olmaktan ötürü suçlu olduğunu belirterek düzeltiyor:
— Bu kanın dökülmesinden suçluyum. Ama babamı kim öldürdü, baylar? Kim öldürdü?  Onu benden başka kim öldürebilirdi?
İşitiyor musunuz? Kendisine bu soruyu sormak için gel-miş olan bizlere bunu soruyor! Daha ortada bir şey yokken söylenen bu: «Eğer ben öldürmediysem!» sözünü işitiyor musunuz, yasamaya devam edebilmek için başvurulan bu kur-ûazlığı, bu saflığı, bu Karamazov'lara özgü sabırsızlığı gö-rüyor musunuz? Demek istiyor ki: «Ben öldürmedim, benim Sürdüğümü aklınıza bile getirmeyin!» Sonradan da hemen, acele ederek, evet, müthiş bir aceleyle:
— Öldürmek istiyordum  baylar,  öldürmek  istedim!  diye400
KARAMAZOV  KARDEŞLER
açıklamada bulunuyor,  ama  gene  de suçlu değilim ben öldürmedim! diyor.
Lütfen öldürmek istemiş olduğunu kabul ediyor. Bize: «Siz ne kadar içtenlikle konuştuğumu görüyorsunuz! Bunu ne kadar çabuk görürseniz, katilin ben olmadığıma o kadar çabuk inanırsınız demek istiyor: Evet, bu gibi durumlarda suçlu, bazen inanılmayacak kadar düşüncesiz ve herşeye çabucak inanan biri oluveriyor. İşte bu sırada, sorgu makamı, birden, kendine sorulabilecek en basit suali soruyor:
— Sakın Smerdyakov öldürmüş olmasın?
O zaman tam beklediğimiz gibi oldu: kendisine önceden haber verdiğimiz için, onu hazırlıksız ve daha Smerdyakov'u ne zaman ortaya çıkarmanın kendisi için daha uygun olduğunu düşünemediği, o anı seçemediği bir sırada yakaladığımız için kızdı. Yaratılışı bakımından inkarcı olduğu için, hemen aşırılığa düşerek vargücü ile cinayeti Smerdyakov'un işlemiş olamayacağını ileri sürdü, bizi Smerdyakov'un elinden cinayet çıkabilecek bir insan olmadığına inandırmaya çalıştı. Ama bu sözlerine inanmayın. Bu sadece bir kurnazlıktır: kendisi daha Smerdyakov'u ortaya çıkarmaktan vazgeçmemiştir. Hiç vazgeçmemiştir. Aksine, onu sonradan ortaya çıkarmaya kararlıdır. Çünkü ondan başka kimi ortaya sürecektir. Ama bu işi başka bir zamanda yapacaktır. Çünkü şimdilik işi bozulmuştur. Smerdyakov'u belki ancak ertesi günü ya da birkaç gün sonra, münasip anını bulunca ileri sürecek ve bize: «görüyorsunuz, Smerdyakov'un cinayeti işleyebileceğine, ben, sizden daha büyük bir şiddetle itiraz etmişimdir. Bunu siz kendiniz de hatırlıyorsunuz. Ama şimdi ş" kanıya vardîm ki, «Evet cinayeti o işlemiştir. Katil ondan başkası olamaz» diyecekti. Ama o an gelmeden önce, bizimle konuşurken somurtkan ve sinirli bir inkarcılığa başvuruyor. Bununla birlikte sabırsızlığı, öfkesi, onu en beceriksizce, en gerçeğe aykırı bir açıklamayı yapmaya sürüklüyor-babasının pencereden içeriye baktığını, sonra da oradan saygıyla uzaklaştığını ileri sürüyor. İşin asıl önemlisi, bunu ileri sürerken, daha içinde bulunduğu koşullan, kendine gelmiş olan Grigoriy'in ifade verirken ne derece açıklamalarda bu lunduğunu bilmiyor. Sonra etraf gözden geçiriliyor ve arama yapılıyor. Bu aramalar sanığı öfkelendiriyor, ama aynı za manda ona cesaret de veriyor: çünkü üç bin rublenin heps
KARAMAZOV   KARDEŞLER
401
Bulamadık. Ancak yarısı bulunmuş oldu. İşte, öfke ile sustuğu ve herşeyi reddettiği o sırada, tabiî birden aklına o bez parçası hikâyesini uydurmak geliyor. Muhakkak ki, uydurduğu bu hikâyenin inanılacak bir şey olmadığını kendisi de hissetmiştir. Hatta onu daha inanılabilir bir şey haline getirmek, artık gerçeğe benzeyen, tam anlamıyla bir roman uydurabilmek için, daha ne söyleyebileceğini müthiş bir üzüntü içinde düşünüp durmuştur. Bu gibi olaylarda, soruşturma makamının ilk görevi, sanığa hazırlanmak imkânını vermemektir. Onu beklenmedik bir anda gafil avlamaktır. Öyle ki, suçlu en gizli düşüncelerini, onları ele veren tam bir içtenlikle, tüm o gerçeğe aykırılıkları ile ve birbirlerine olan karşıtlığı içinde açığa vursun.
Suçluyu konuşturmak ise önce ona sanki rastgeleymîş gibi, herhangi bir yeni olayı, dava ile ilgili herhangi bir durumu, önemi bakımından çok büyük bir rol oynayan, ama kendisinin o ana kadar hiç bir şekilde düşünmediği, aklına bile getirmediği bir şeyi dinletmekle olur. Böyle bir olay, elimizin altında bulunuyordu. Evet, çoktandır hazırlamıştık bunu: Bu kendisine gelmiş olan uşak Grigoriy'in kapının açık olduğuna dair verdiği ifadeydi: sanık işte o kapıdan çıkıp gitmişti. Ama onu büsbütün aklından çıkarmıştı. Grigoriy'in bunu görmüş olabileceği ise aklından bile geçmemişti. Olay müthiş bir etki yaptı. Sanık, yerinden fırladı ve birden bize:
— Smerdyakov öldürdü. Smerdyakov! diye bağırdı. Böylece asıl tasarladığı gizli düşünceyi, en gerçeğe aykırı Şekilde açıklamış oldu. Çünkü Smerdyakov cinayeti ancak Dı-mitriy, Grigoriy'i yere yakıp kaçtıktan sonra işleyebilirdi. Kendisine Grigoriy'in daha yere düşmeden önce kapıyı açık gördüğünü, yatak odasından çıkarken de bölmenin arkasında Eleyen Smerdyakov'un sesini işittiğini haber verdiğimiz vakit, Karamazov bu sözlerin ağırlığı altında gerçekten ezildi. Meslektaşım saygıdeğer ve nükte meraklısı Nikolay Par-fenoviç'imiz, sonradan bana, o anda sanığa gözleri dolacak kadar acıdığını söyledi. İşte, bu sıradadır ki, sanık durumu-mu düzeltmek için, acele ile o sözü edilen dikili bez parça-açıklıyor: «Eh ne yapalım, bari bu masala inanın» der ir. Sayın jüri üyeleri, olaydan bir ay önce paraların bez parçasına içine sarılıp dikildiği konusunda söylenen-405,                                         KARAMAZOV  KARDEŞLER
lerin, neden akla gelebilecek en saçma, aynı zamanda fn gerçeğe aykırı şey saydığımı, size bu husustaki düşüncelerimi açıklayarak bildirmiştim. Bir bahse tutuşsak ve: «Daha inanılmayacak ne bulunabilir?» diye sorsak, inanın bundan daha kötü bir şey uydurulamaz. Bu noktada bazı ayrıntıları, gerçek hayatta daima bol bol bulunan, ama ellerinde olmayarak, kendi uydurdukları düşünceleri ileri süren bu mutsuz kişilerin, hiç bir şey ifade etmeyen gereksiz küçük şeyler olarak küçümsedikleri, hatta akıllarına bile getirmedikleri ayrıntıları ileri sürerek, düşüncelerini çürütmek, sıfıra indirmek mümkündür. Evet, o anda böyle ayrıntıları düşünecek durumda değildirler. Akıllan sadece bir bütün meydana getirmeye uğraşır. Zihinleri böyle önemli şeylerle uğraşırken, kendilerine karşı böyle küçük şeyler ileri sürmek cesaretini gösteriyorlar! Ama işte, böyle önemsiz şeylerle tuzağa düşürürler!
Sanığa:
— Peki, o sizin sözünü ettiğiniz bez parçası için kumaşı nerden aldınız? Kim dikti size o bez parçasını? diye 'soruyorlar.
— Kendim diktim, diyor.
— Peki,  bezini  nereden  aldınız?
O zaman sanık, güceniyor, bunu kendisi için nerdeyse hakaret anlamı taşıyan önemsiz bir şey sayıyor. Hem de bunu söylerken gerçekten içtenlikle konuşuyor! Evet hepsi öyledir.
— Gömleğimden yırttım, diyor.
— Çok güzel. Öyleyse yarın çamaşırınız arasında içinden bir parça  koparılmış  gömleğinizi  buluruz,  diyorlar.
Şunu unutmayın ki sayın jüri üyeleri, gerçekten bu gömleği bulmuş olsaydık (gerçekten bu gömlek varsa, onu muhakkak bavulunda ya da dolabında bulacaktık.. Başka türlü olmasına imkân yoktu) bu bile artık bir delil, ifadelerin doğruluğunu gösteren elle tutulur bir delil olacaktı! Ama kendisi bunu kavrayamıyordu.
— Hatırlamıyorum,  belki  de  gömleğimden kopardım, ev sahibinin başlığının içine dikmiştim onu, diyor.
— Hangi başlığın içine?                                                
— Eski basma, berbat bir başlığı vardı, yerlerde sürü» yordu, onu aldım.
KARAMAZOV  KARDEŞLER
403
— Bunu kesin olarak hatırlıyor musunuz?
— Hayır,  kesin  olarak  hatırlamıyorum.
Hem de bunu söylerken kızıyor, öfkeleniyor. Ama düşünün: Böyle bir şeyi hatırlamamaya imkân var mı? Hayatın en korkunç, anlarında, idama götürülürken bile insanın aklında asıl bu önemsiz şeyler kalır. Böyle bir insan herşeyi unutur da, yolda giderken gözünün takıldığı yeşil bir damı ya da örneğin haça konmuş bir kargayı unutmaz. Paraları o bez parçasına dikerken evdekilerden saklanıyordu, değil mi? Herhalde elinde iğne ile onu dikerken odasına girip de onu suç üstü yakalamasınlar diye, nasıl gurur yaralayıcı bir korku içinde kaldığını hatırlaması gerekirdi. Herhangi bir ses duyunca nasıl yerinden fırlayıp, bölmenin öbür tarafına kaçtığını (çünkü evinde bir bölme vardı) unutmuş olamaz ya!
îppolit Kirillovic birden sesini yükseltti:
— Bütün bunları size ne diye bildiriyorum sayın jüri üyeleri? Neden size bütün bu küçük ayrıntılardan söz ediyorum? Çünkü sanık şu ana kadar o saçma sözlerinin üzerinde inatla duruyor! Tüm bu iki ay içinde, ta kendisi için uğursuz olan o geceden bu yana, hiç  bir şey açıklamamış,  eskiden  ileri sürdüğü hayali aşan sözlerine hiç bir şey eklememiş, durumu açıklayacak gerçek bir olay gösterememiştir. «Hep bunlar küçük şeyler, siz namusuma inanın!» der gibidir. Doğrusu seve  seve  inanmak isteriz:  Buna  inanmak için  herşeye razıyız. Sadece  namusuna inanmaya hazırız!  Biz,  insan kanına susamış çakallar mıyız sanki? Bize sanığın lehine bir tek olay  gösterin, buna  hemen  seviniriz.  Ama  bize  gerçek  bir olay gösterin. Öz kardeşinin sanığın yüzüne bakarak çıkardığı bir sonucu ya da onun göğsünü yumruklarken, üstelik karanlıkta  muhakkak  boynunda asılı bir  bezi işaret  ettiği-ni belirten sözleri değil, bir tek olay gösterirseniz, bizi sevindirmiş  olursunuz!  Hemen  suçlamamızdan  vazgeçeriz.  Sözlerimizi derhal geri alırız. Şimdilik  ise  adalet, hakkın  aran-^asını  istiyor, biz  de  sözlerimizde ısrar  ediyor  ve hiç  bir sözümüzden vazgeçmiyoruz.
İppolit Kirillovic sözün burasında konuşmasının son bö-'ümüne geçti. Sıtmaya tutulmuş gibiydi, dökülen kan için, hırsızlık etmek gibi adi bir amaçla» oğlu tarafından öldürü-len babanın kam için bağırdı durdu. Kesin bir tavırla olay-404
KARAMAZOV  KARDEŞLER
ların  trajik ve  birbirlerini  tamamlayan  gerçekliliğine  işaret
etti.
— Burada sanığın ustalığı ile ün salmış savunucusundan (İppolit Kirilloviç  ondan söz  etmekten  kendini alamamıştı) neler  işitirseniz  işitin,     burada  duygululuğunuzu  uyandırmak için ne kadar güzel ve dokunaklı sözler söylenirse söylensin, şunu unutmayın ki, şu anda sizler adaletimizin ışığını temsil  ediyorsunuz.  Unutmayın  ki, siz, bizim  olan  gerçeği, kutsal Rusya'mızı, evlâtlarını, ailelerini, kutsal olan nesi varsa hepsini savunan kişilersiniz!  Evet, sizler şu anda burada Rusya'yı temsil ediyorsunuz, kararınız yalnız bu salonda değil, tüm Rusya'da duyulacaktır!  Tüm Rusya, sizi kendi savunucuları  ve  yargıçları  olarak dinleyecek, vereceğiniz  karardan cesaret bulacak, ya da karamsarlığa düşecektir. Rusya'ya acı çektirmeyiniz,  bekleyişlerini  boşuna     çıkarmayınız.  Kadere doğru giden troykamız belki de yıldırım hızıyla felâkete doğru gidiyor. Belki de çoktandır tüm Rusya'da, kollarını yukarı doğru kaldırarak, onun bu karşı durulmaz, dört nala çılgınca  gidişini durdurmak  için yalvaran vardır  ve  eğer  başka milletler rüzgâr gibi dört nala giden bu troykanın önünden iki yana çekiliyorsa, belki de bunu hiç de şairin dilediği gibi saygılarından ötürü değil, doğrudan doğruya korkudan yapıyorlardır. Buna  parmak  basın!  Korkudan,  hatta  belki  de ona  karsı  bir  tiksinti  duydukları  için çekiliyorlar. Hem iyi ki öyle yapıyorlar. Yoksa bir de bakarsınız çekilmekten vazgeçerler ve dört  nala  gelen hayalet  karşısında sağlam bir duvar halinde dikilerek kendilerini, kültürü ve uygarlığı kurtarmak için, bizim bu doludizgin gidişimizi durdururlar! Avrupa'dan gelen  bu endişeli sesleri daha önceden  de  işittik. Şimdi artık iyiden iyiye duyulmaya başlandı bu sesler! Onları kışkırtmayın,  özbeöz  babasını  öldüren bir  adamı beraat ettirerek, suçsuz gösterecek bir karar vererek, içlerinde her gün biraz daha artan nefreti kızıştırmayın!
Sözün kısası, İppoîit Kirilloviç, ölçüyü çok kaçırmasına rağmen, gene de sözlerini içten gelen bir seslenişle sona erdirdi ve sözleri gerçekten olağanüstü bir etki yaptı. Konuşmasını bitirdikten sonra acele ile dışarı çıktı ve tekrar ediyorum, öbür odada neredeyse baygın düştü. Salondakiler al~ kışlamıyorlardı. Ama ciddi insanların hepsi memnundu. Yal" nız bayanlar pek o kadar hoşnut olmamışlardı. Öyleyken bu
KARAMAZOV  KARDEŞLER
405
konuşmayı onlar da güzel bulmuşlardı. Zaten bu sözlerin sonucundan hiç korkmuyor ve Fetyukoviç'lerinin söze başlamasını bekliyorlardı: «En sonunda o konuşmaya başlayacak ve tabiî herkesin sözünü sıfıra indirecek!» diyorlardı.
Herkes Mitya'ya bakıyordu; Mitya, savcının tüm konuşması boyunca ellerini yumruk yapmış, dişlerini sıkmış, .gözlerini yere indirmiş olarak hiç konuşmadan oturdu. Ancak arada bir başını kaldırıp konuşulanları dinliyordu. Özellikle Gruşenka'dan söz açılınca, öyle yapıyordu. Savcı, Raki-tin'in Gruşenka hakkında düşüncesini bildirdiği vakit dudaklarında öfkeli bir gülümseyiş belirdi ve oldukça gür bir sesle:
— Bernard'lar; diye söylendi.
İppolit Kirilloviç, onu Mokroye'de nasıl sorguya çektiğini, ona nasıl eziyet ettiğini anlatırken, Mitya, başını kaldırmış, sözlerini merakla dinlemişti. Hatta bir ara yerinden fırlayarak birşeyler bağırmak istemiş, ama kendisini tutmuş, ancak nefretle omuzlarını silkmekle yetinmişti. Sonraları, savcının konuşmasının son bölümünde,- suçlunun Mokroye'de sorguya çekilmesi sırasında kendisinin gösterdiği marifetler-lerden söz ettiğini söylerken sosyetede onunla alay ede ede «sabredemedi, marifetleri ile övünmeden duramadı» diyorlardı. Celseye ara verildi. Ama bu çok kısa süren bir ara idi. Ancak bir çeyrek saat kadar ya da en çok yirmi dakika sürdü. Dinleyiciler arasında çeşitli konuşmalar, yüksek sesle bağırmalar duyuluyordu. Bazı konuşmaları hatırlıyorum. Gruplardan birinde bir bay kaşlarım çatarak:
— Ciddî bir konuşma! diyordu. Bir başka  ses  duyuluyordu:
— Pek fazla psikoloji karıştırdı canım!
— Ama  söyledikleri  hep  gerçek!   Saklanması  imkânsız gerçekler.
—  Ha bakın, bu konuda ustadır.
— İşin özetini yaptı. Üçüncü bir ses  araya karıştı:
— Bize de veriştirdi, bize de. Konuşmasının başlangıcında  herkesin     Fiyodor  Pavloviç  gibi  olduğunu  söylememiş miydi?
— Sonunda da öyle oldu. Ama burasını uydurdu.
— Evet,  belirsiz kalan noktalar vardı.
J406
KARAMAZOV  KARDEŞLER
— Azıcık fazla kaçırdı.
—  Haksızlık  etti!  Haksızlık  etti, doğrusu.
— Yok canım, ne de olsa ustaca lâf etti. Adamcağız konuşacağı günü uzun bir süre bekledi. Sonunda da söyledi işte. He, ne, ne!
— Bakalım savunma avukatı ne diyecek? Başka bir grupta da şöyle  konuşuluyordu:
— Petersburglu'yu demin boşuna gücendirdi. Hani «duyguları  etkilemeye  çalışanlar»  demişti  ya,  hatırlıyor  musunuz?
— Evet,  o  noktada  beceriksizlik  etti.
— Acele etti.
— Sinirli adam canım.
— Biz  şimdi  gülüyoruz,  ama  bakalım  sanığın  durumu nasıl?
— Orası öyle. Mityenka'nın durumu nasıl?
Üçüncü grupta ise şöyle demliyordu:
— O tek saplı gözlüğü olan ve kenarda oturan şişman kadın kim?
— Bir  general  karışıdır.  Kocasından  ayrıldı,  kendisini iyi tanırım...
— Demek general karısı olduğu için tek saplı gözlük kullanıyor.
— Beş para etmez.
— Yok canım, hoş kadın.
— Yanında, iki koltuk ilerde bir sarışın oturuyor, o daha güzel.
— O vakit, Mitya'yı Mokroye'de nasıl da ustaca kıskıvrak yakalamışlar, değil mi?
— Ustaca olmasına belki öyledir. Savcı bunları önceden de  anlatmıştı.  Burada  her  gittiği  evde  neler  neler  anlatmadı!
— Şimdi de sabredemedi. Gururunu yenemedi.
— Ne yaparsın, gururu kırılmış adamın. He, he, he!
— Öyle de alıngan ki. Hem çok lâf etti. Nedir o uzun uzun cümleler?
— Hep de korkutup duruyordu. Dikkat edin bakın, hep bizi korkutmak  istiyor. Troykadan söz ettiği yeri  hatırlıyor musunuz? «Onlarda  Hamlet'ler  var, bizde  ise  henüz yalnız Karamazov'lar  Burasını çok güzel söyledi doğrusu.


Dostları ilə paylaş:
1   ...   140   141   142   143   144   145   146   147   ...   150


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə