Dünya klasikleri : 13



Yüklə 9.99 Mb.
səhifə45/150
tarix18.06.2018
ölçüsü9.99 Mb.
1   ...   41   42   43   44   45   46   47   48   ...   150
Bunu söyledikten sonra hemen hemen kırgın bir tavırla çok sıkıldığını söyledi, divana oturdu, oturur oturmaz da uykuya daldı. O güzel küçük yüzü hafifçe solmuş, başı biraz arkaya doğru kaymış, divanın yastığına yaslanmıştı. Gruşenka Mitya'yı ona doğru götürerek :
— Bak ne kadar güzel çocuk! diyordu. Demin saçlarını taradım. İpek gibi saçları var! Hem de öyle gür ki...
Sonra heyecanla Kalganov'a doğru eğildi, onu alnından öptü. Kalganov hemen göz-lerini açtı, Gruşenka' ya baktı, yerinden kalktı, çok düşünceli bir tavırla :
— Maksimov nerede? diye sordu. Gruşenka gülerek :
KARAMAZOV KARDEŞLER
415
!
— Bak kimi arıyor! dedi. Canım bir dakika yanımda otursana! Mitya! Koş Maksimov'u getir!
Maksimov'un artık kızların yanından bir adım bile uzaklaşmadığı, ancak arada bir kadehine likör doldurmak için ayrıldığı, sonra gene koşup yanlarına geldiği, iki fincan da şokola içtiği anlaşıldı. Küçük yüzü kıpkırmızı olmuş, burnu morarmıştı. Gözleri nemli nemliydi; tatlı tatlı bakıyordu. Bir koşu geldi, şimdi «bir havaya ayak uydurup» sabotiere dansını oynamak istediğini söyledi.
— Sizin   anlıyacağınız, bana, daha   küçük yaşta sosyetenin en kibar insanlarına öğretilen tüm dansları öğretmişlerdi.
— Peki, sen onunla git,  Mitya! Ben d_e buradan seyrederim, bakalım, nasıl yapacak bu dansı.
Kalganov Gruşenka'nın yanında oturmak teklifini saf saf reddederek :
— Hayır ben de, ben de gidip seyredeceğim! diye bağırdı.
Bunun üzerine, herkes dansı seyretmeye gitti. Maksimov, gerçekten o söylediği dansı yaptı. Ama bu oyun Mitya'dan başka hiç kimsede pek öyle büyük bir hayranlık uyandırmadı. Bütün dans zıplamalardan, ayakları tabanlarını yukarı doğru çevirerek yanlara doğru kıvırmaktan başka Bir şey değildi. Maksimov her zıplayışta, avucuyla tabanlarına vuruyordu. Kalganov, bu dansı hiç beğenmemişti. Mitya ise dans edeni kucaklayıp öptü :
— Eh, çok çok teşekkür ederim. Belki  yoruldun. Ne bakıyorsun buraya? Şeker ister misin? Ha? Yoksa sigara mı istersin?
— Sigara rica ederim, efendim.
— Bir şey içer misin?
— Ben zaten  kendime bir likörcük  koymuştum,, efendim... Fondan var mı?— Masanın üzerinde, bir yığın londan var. Hangi-.sini istersen al, canım kardeşim!
— Ama ben şeylisini, vanilyalısım istiyorum... ihtiyarlar için olanlar var ya, onlardan... Hi! Hi! Hi...
— Hayır öyle özel olanlardan yok, kardeşim, ihtiyar adam, birden Mitya'nın tâ kulağına eğildi.
— Beni dinleyin, dedi. Şu kız var ya! Hani Mar-Ijuşka diyorlar ya! Hi! Hi! Hi! Acaba, onunla tanışabilir miyim? Bu iyiliği bana yapar mısınız?...
— Bak hele! Gözü kimdeymiş? Hayır kardeşim, olmaz öyle şey!
Maksimov üzüntüyle :
— Ama benim kimseye  kötülüğüm yok ki, efen-«dim! diye fısıldadı.
— Peki, olur, olur. Ama burada yalnız şarkı söylenir, dans edilir, o kadar. Bununla birlikte... Hay Allah kahretsin! Bekle   bakalım... Şimdilik karnını doyur, iç, eğlen. Paraya ihtiyacın var mı?
Maksimov gülümsedi:
— Belki sonradan olur!
— Peki peki...
Mitya'nın başı ateş gibi yanıyordu... Sofaya, oradan da avluya girip, binanın bir kısmını içerden çepe çevre saran ahşap sundurmaya çıktı. Taze hava ona zindelik verdi. Karanlıkta bir köşede durdu. Birden iki eliyle başını tuttu. Biraz önce zihninde karmakarışık olan düşünceler birden bir araya toplanmış, tüm izlenimler bir bütün olmuş, zihninde herşey aydınlanmıştı. Bu korkunç, müthiş bir aydınlıktı!
Zihninden: «Kendimi öldüreceksem, bundan daha uygun bir an bulabilir miyim?» diye bir düşünce geçti. «Gidip tabancamı alayım, onu buraya getirip, işte şurada, bu pis, karanlık köşede işimi bitirivereyim!»
Bir dakika kadar kararsızlıklar içinde durdu. Biraz önce, buraya rüzgâr gibi gelirken, arkasında utanç
KARAMAZOV  KARDEŞLER
417
verici şeyler bırakmıştı. Yaptığı o hırsızlık, kendi eliyle yaptığı o hırsızlık yok muydu? Sonra o kan, o kan!.. Ama o sırada gene de daha rahattı. Evet daha rahattı! Çünkü o zaman artık herşey sona ermişti. Gruşenka'yı yitirmiş, onu başkasına bırakmıştı. Genç kadın onun için artık yok olmuş, ortadan kalkmış bir varlıktı. Ah! o vakit kendini mahkûm etmek ona çok daha rahat görünüyordu. Hiç değilse, bunu kaçınılmaz, zorunlu bir şey olarak görüyordu o zaman. Dünyada onun için artık başka ne kalmıştı ki? Şimdi ise öyle miydi? Durum o zamanki gibi miydi?
Bir kez, simdi hiç olmazsa o hayaletle, o korkunç varlıkla artık bir alıp veremediği kalmamıştı. Grusen-ka'nın »o eski göz ağrısı» genç kadının üzerinde asıl söz sahibi olan ve kaderini değiştiren adam iz bırakmadan ortadan çekilivermişti. O korkunç hayalet, birden o kadar küçük, o kadar gülünç bir şey haline gelmişti ki! Yatak odasına kucakta götürülmüş, kapı da üzerine kilitlenmişti. O korkunç hayalet artık hiçbir zaman geri dönmiyecekti. Grusenka, utanç duyuyordu ve Mitya onun gözlerinden, bakışından apaçık olarak kimi sevdiğini artık anlıyordu. Evet, işte simdi, ancak şimdi yaşamanın tadına varabilirdi, öyleyken, yaşamak artık imkânsız bir şeydi. Artık yaşıyamazdı! Ah! bu ne feci şeydi!...
Tanrım! duvarın dibinde yatanı canlandır! Ö korkunç şeylerle dolu kâse geçip gitsin yanımdan! Mucizeler yarattın Tanrım, o mucizeleri benim gibi günah işlemiş insanlar için yaratmadın mı? Ah, ne olur ihtiyar sağ olsa! Ah, o zaman geri kalan, o utanç veri-ci şeylerin hepsini silerim ortadan? Çalınmış paralan geri veririm! Geri veririm onları! Gerekirse toprağın altından çıkarıp veririm onları... Böylece o rezaletten ömrümün sonuna dek yüreğimden başka hiçbir yerde
Karamazov Kardeşler — F.: 27418
KARAMAZOV  KARDEŞLER
iz kalmıyacak! Ama hayır! Hayır! Bunlar gerçekleşmesi imkânsız, korkakça hayallerden başka bir şey değil! Allah kahretsin!» diye düşünüyordu.
öyleyken, karanlıkta herşeye rağmen aydınlık bir ümit ışığı yanmış gibiydi. Birden yerinden fırladı, içeriye, ona, gene ona, ömrünün sonuna kadar yüreğinin sultanı kalacak olan kadına doğru koştu. «Canım Gru-şenka'mın bir saatlik, bir dakikalık aşkı, tüm o geri kalan yaşantıya, hattâ bana acı çektiren o rezilce olaylara değmez mi?» Bu acayip soru birden tüm varlığını sarmıştı. »Ona gitmeliyim, yalnız ona gitmeli, onu görmeli, onu dinlemeli, hiçbir şey düşünmemeli ve herşeyi unutmalıyım! Hiç değilse bu gece için! Hiç değilse bir saat, bir an için!»
Sofaya tam girişte, daha sundurmadayken hancı Trifon Borisoviç'le karşılaştı. Hancı ona somurtkan ve endişeli göründü. Mitya'yı aramağa çıkmış gibiydi.
— Ne var Borisoviç? Beni mi arıyordun yoksa? Hancı birden şaşırmış gibi:
— Hayır efendim, sizi değil, dedi. Neden sizi ariyayım? Siz... neredeydiniz ki?
— Neden öyle somurtuyorsun? Yoksa kızıyor musun? Biraz bekle, biraz sabret, biraz sonra yatmaya gidersin... Saat kaç?
— Üç olacak. Hattâ belki de dörde geliyordur. Ve hemen ekledi:
— Rica ederim, ziyanı yok efendim. Hattâ daha istediğiniz kadar kalabilirsiniz efendim...
Mitya'nın zihninden yanıp sönen bir kıvılcım gibi: Nesi var acaba?» diye bir düşünce geçti ve koşarak kızların oyun oynadıkları odaya girdi. Ama Gruşenka orada yoktu. Mavi odada da değildi; orada tek başına Kalganov divanda uyuyordu. Mitya perdenin arkasına baktı. Gruşenka oradaydı. Bir köşeye, sandığın üzerine oturmuş, yandaki karyolaya doğru eğilmiş, başını ve kollarım önden üzerine bırakmış, acı acı ağlıyor, sesini
KARAMAZOV KARDEŞLER
419
işitmesinler diye var gücüyle kendini tutmaya çalışıyordu. Mitya'yi görünce onu işaretle yanına çağırdı. Genç adam koşarak yanına gelince elini de sımsıkı tuttu. Fısıldıyarak :
— Mitya! Mitya! Onu sevmiştim ben! diye sızlanmağa başladı. Beş yıl boyunca, bütün bu süre içinde, onu o kadar sevdim ki! Ama onu mu sevdim, yoksa o içimdeki öfkeyi mi? Hayır! Sevdiğim oydu benim! Ah, onu ne kadar seviyordum. Onu değil de, yalnız içimdeki öfkeyi sevdiğimi ileri sürdüğüm vakit, yalan söylemiştim. Mitya ben o zaman daha on yed: yaşında bir çocuktum. Ama o bana karsı o kadar yumuşak davran-nıyordu, o kadar neşelliydi ki, hep bana şa-kılar söylerdi... Yoksa bana mı öyle göründü. O zaman aptal bir küçük kız olduğum için mi bana öyle gidi?.. Şimdi ise, aman Tanrım, bu adam o değil ki! Bu adamın • onunla hiç ilgisi yok! Zaten yüzü de onur yüzüne hiç benzemiyor! Daha yüzüne baktığım vakit, onu tanıyamamıştım, zaten. Oysa Timofey'le birlikte hıraya gelirken, yol boyunca hep «onunla nasıl karşılaşacağım? Ona neler söyliyeceğim, birbirimize nasıl bakacağız?» diye düşünüp duruyordum.'
«Heyecandan neredeyse ölecektim! ama buraya geldiğim vakit, sanki o> benim üstüme bir leğen dolusu bulaşık suyu boşaltmış gibi oldum! Beninle tıpkı bir öğretmen gibi konuşuyordu: Hep öyle bilgi, öyle ciddî sözler söylüyordu. Beni öyle resmî, öyle ciddî karşıladı ki, birden bir çıkmaza, girdiğimi hissettim Söyliyacek söz bulamıyordum, önce sanıyordum ki, o uzun boylu Polonyalısından utanıyordu! Hep oturuyor onlara bakıyor: «Peki şimdi neden onunla bir türlü konuşamıyorum» diye düşünüyordum. Biliyor musun? Onu kan-sj bu hale getirmiştir. :Hani beni bıraktıkta! sonra evlendiği kadın var ya, işte o... O kadın onu orada bambaşka bir adam haline getirmiş! Ah bu ne utanç verici420
KARAMAZOV  KARDEŞLER
birşey Mitya! Ah, o kadar utanıyorum, öyle utanıyorum ki. Ah! Tüm yaşantım için utanıyorum şimdi! Lanet olsun, lanet olsun bu beş yılıma! Lanet olsun!
Sonra gene sel gibi gözyaşları dökmeğe başladı. Ama gene de Mitya'nın elini bırakmıyor, onu sımsıkı tutuyordu. Birden :
— Mitya. yavrucuğum! Dur gitme. Sana bir küçücük söz söylemek istiyorum, diye fısıldıyarak yüzünü ona doğru kaldırdı. Dinle, söyle bana, kimi seviyorum ben? Ben burada birini seviyorum. Ama kim o sevdiğim adam? Söyle bakayım bana?
Gözyaşlarından şişmiş olan yüzünde bir gülümseyiş titredi. Yarı karanlıkta gözleri ışıl ışıl olmuştu.
— Demin Kartal gibi içeri daldığın vakit yüreğime bir ateş düştü. İçimden bir ses hemen: «Aptal kız! işte sevdiğin adam bu!» diye fısıldadı. Sen içeri girer girmez herşeyi aydınlattın. «Ne diye korkuyor sanki?» diye düşünüyordum. Gerçekten korkmuştun, korkudan dilini yutmuştun, ne söyliyeceğini bile   bilemiyordun. «Onlardan korkmuyor ya?» diye düşündüm. Ama sen kimseden korkar mısın hiç?   «Benden  korkuyor, yalnız benden!» diye düşündüm. Ama budala çocuk! Fen-ya, giderken Alyoşa'ya pencereden «Mitenka'yı bir saat-çik sevdim, şimdi de bir başkasını sevmeğe gidiyorum» diye bağırdığımı sana anlatmadı mı? Ah Mitya, Mitya! Ben ne apt almışım! Nasıl olup da senden   sonra, bir başkasını sevebileceğimi düşünebildim?   Bağışlar mısın beni Mitya? Söyle bağışlıyor musun? Yoksa bağışlamıyor musun? Seviyor musun beni? Ha, seviyor musun?
Birden fırladı, iki eliyle onu omuzlarından yakaladı. Mitya heyecandan sanki dili tutulmuş gibi genç kadının gözlerine, yüzüne, gülümseyişine bakıyordu. Birden ona var gücü ile sarıldı, genç kadını öpmeğe başladı...
KARAMAZOV  KARDEŞLER
421
— Söyle, sana eziyet çektirdiğim için beni bağışlıya-cak mısın? Şimdi doğrusunu söyliyeceğim, hepinize hırsımdan eziyet ediyordum. İhtiyarcığı da mahsus hırsımdan baştan çıkardım, doğrusu bu... Hatırlıyor musun? Bir gün evimde nasıl içki içmiş, nasıl kadeh kırmıştın? O davranışın öylece aklımda kaldı. Bugün ben de kadehimi kırdım. «O âdi yüreğimin» şerefine içtim. Mitya! Şahinim benim! Neden öpmüyorsun beni? Beni bir kez öptü, kendini benden kopardı, şimdi de bakıp duruyor, dinleyip duruyor... Beni dinliyecek ne var? öp beni! Daha kuvvetli öp! İşte böyle! İnsan sevince tam sevmeli! Şimdi artık kölen olacağım, ömrümün sonuna kadar kölen olacağım senin! Kölen olmak ne tatlı şey! Öp! Döv beni, acı çektir bana! Bana istediğini yapabilirsin!... Ah, şimdi gerçekten bana acı çektirmeli. Dur! Bekle, sonra, öyle istemiyorum...
Mitya'yı birden iterek kendinden uzaklaştırdı:
— Çekil buradan Mitya! Şimdi gidip şarap içeceğim! Sarhoş olmak istiyorum. Şimdi, sarhoş olup oynamaya başlıyacağım. Oynamak istiyorum! Oynamak istiyorum !...
Gruşenka, Mitya'nın kollarından sıyrılarak perdenin arkasından çıktı. Mitya da kendini kaybetmiş gibi peşinden koştu. Zihninden: «Artık ne olursa olsun! Artık ne olursa olsun! Şu anda tüm dünya bir anıma feda olsun!» diye bir düşünce geçti. Gruşenka gerçekten bir kadeh şampanyayı hemen bir solukta içti ve hemen sarhoş oldu. Dudaklarında aşın derecede mutlu bir gülümseyişle eski yerine, koltuğa oturdu. Yanakları al al olmuştu. Dudakları ateş gibiydi. Prıl pırıl parlayan gözleri nemlenmişti. Bakışı sanki insanı çağırıyordu. Kal-ganov bile, yüreğine bir şey batmış gibi oldu ve ona yaklaştı. Gruşenka ona :
— Demin uyurken seni öptüğümü   hissettin mi? diye mırıldandı. Sana bir şey söyliyeyim mi? Ben sar-422
KARAMAZOV  KARDEŞLER
hoş oldum... Sen sarhoş değil misin? Mitya neden içmiyor? Neden içmiyorsun Mitya? Ben içtim, ama sen içmiyorsun...
— Ben sarhoşum zaten! Zaten sarhoşum... Beni sen sarhoş ediyorsun, Ama şimdi bir de şaraptan sarhoş olmak istiyorum!
Mitya bunu söyledikten sonra bir kadeh içti. Ama yalnız içtiği bu son kadehten  birdenbire sarhoş oldu. Oysa o zamana kadar ayıktı. Bunu iyice hatırlıyordu. Böyle birden sarhoş olması kendisine de garip göründü. O andan sonra çevresinde bulunan herşey fırıl fırıl dönmeye başladı. Ateş içinde sayıklıyor gibiydi. Yürüyor, gülüyor, herkesle konuşuyordu, ama tüm bunları sanki kendinde değilmiş gibi yapıyordu.   Yalnız içinde bir tek şey, hiç kımıldamıyan bir ağırlık olarak duruyordu. Bir tek duygu her an içini ateş gibi yakıyordu. Sonradan bunu «tıpkı ruhumda yanan bir kor varmış gibi» diye hatırlayacaktı. Guruşenka'ya yaklaşıyor, yanında oturuyor, ona bakıyor, onu dinliyordu... Gruşenka ise, şaşılacak kadar konuşkan olmuştu. Herkesi yanma çağırıyor, birden korodaki kızlardan birine işaret ediyor, kız yaklaşıyor, Gruşenka da onu ya öpüp tekrar bırakıyor, ya da eliyle haç işareti yaparak onu kutsuyordu.
Bazen ağlıyacak gibiydi. Ama «ihtiyarcık» onu hemen neşelendiriyordu, kendisi Maksimov'a öyle diyordu. Maksimov, her an koşarak gelip Gruşenka'nın ellerini »teker teker her bir parmacığını» öpüyordu. Sonunda da gene kendisinin söylediği, eski bir şarkıya uyarak oynamağa başladı, özellikle ara nağmede coşarak oynuyordu :
«Domuzcuk hır hır hır Danacık mu mu mu Ördekçik vak vak vak Kazcık gak gak gak...
KARAMAZOV  KARDEŞLER
423
Tavukçuk sofada geziniyordu
git git git diyordu. Ay ay ay, diyordu.»
Gruşenka :
— Ona bir şey versene Mitya! diyordu. Ona bir -bağışta bulun. Fakirdir o. Ah, fakirler zavallı insanlardır! Biliyor musun Mitya? Ben manastıra gireceğim! Hayır, gerçekten söylüyorum! Bir gün gideceğim. Bugün bana Alyoşa ömrümün sonuna kadar unutamayacağım sözler söyledi... Evet... Bugün artık öyle olsun, eğlenelim. Yarın manastıra! Ama bugün dans edelim. Ben, yaramazlık etmek istiyorum, dostlarım Ne çıkar bundan sanki? Tanrı bağışlar beni! Ben Tanrı olsaydım, tüm insanları bağışlardım: «Zavallı günah işlemiş sevgili insancıklarım, bugünden sonra hepinizi bağışlıyorum!» derdim. Bana gelince, ben de gidip herkese beni bağışlamaları için yalvaracağım: «Bağışlayın beni sevgili insanlar! Benim gibi budala bir kadını bağışlayın!» diyeceğim, îşte bu kadar. Ben canavarın biriyim. Dua etmek istiyorum. Ama birine soğan sapı uzattım ya! Benim gibi kötü bir kadın, işte şimdi dua etmek istiyor! Mitya bırak oynasınlar, sen engel olma! Dünyadaki tüm insanlar, ama tüm insanlar, hepsi iyidirler! Dünyada yaşamak güzel şey! Gerçi bizler kötü insanız ama, dünyada yaşamak güzel şey. Biz hem kötüyüz, hem iyi. Hem kötü, hem iyi!... Hayır söyleyin, size sormak istiyorum, hepiniz yaklaşın bana! Size şunu sormak istiyorum, bana şunu söyleyin: Ben neden bu kadar iyiyim? Gerçekten iyiyim! Çok iyiyim... Söyleyin bakalım şimdi neden böyle iyiyim ben?...
Gruşenka sarhoşluğu gittikçe artarak, işte böyle konuşuyordu. Sonunda da herkese ortaya çıkıp hemen oynamak istediğini bildirdi. Koltuğundan kalktı, ama olduğu yerde sallandı...424
KARAMAZOV  KARDEŞLER
— Mitya! Bana artık şarap verme, istesem de ver-rne! Şarap insanı sâkinleştirmiyor! Herşey dönüyor, soba da, her şey de fırıl fırıl dönüyor! Ben oynamak istiyorum. Herkes görsün nasıl oynadığımı... Ne kadar güzel, nasıl herkesten güzel oynadığımı görsün...
Niyeti ciddiydi: Cebinden beyaz, patiska küçük bir mendil çıkardı, oyunda sallamak için sağ eliyle ucundan tuttu. Mitya ellerini çırpmaya başladı, kızlar oyun şarkısını, koro halinde söylemeğe hazırlanarak susmuşlardı. Gruşenka'nın ilk hareketini bekliyorlardı. Mak-simov, Grusenka'nın oynamak istediğini öğrenince, sevincinden tiz bir çığlık attı. Neredeyse genç kadının önünden zıplaya zıpla ya ve şarkı söyleye söyleye geçecekti.
 incecik ayakları, yuvarlak kalçaları... Kuyruğu da kıvrık mı kıvrık...»
Ama Gruşenka mendille onu uzaklaştırmak istiyormuş gibi bir işaret yaparak Maksimov'u kovdu :
— Şşşşt! Mitya!  Neden gelmiyorlar? Herkes gelsin bakmaya... Onları da çağır! İçeride kilitli olanları da... Neden kilitledin   onları?   Onlara da oynadığımı söyle. Gelip onlar da baksınlar, nasıl oynadığımı görsünler...
Mitya sarhoş olduğu için, hızla ileri doğru atıldı, kilitli kapıya yaklaştı. İçeride bulunan Pan'lara seslenerek kapıyı yumrukladı:
— Hey baksanıza... Podvısotskiy'ler!... Çıkın bakalım! Gruşenka oynamak istiyor, sizi de çağırıyor...
Pan'lardan biri içeriden :
— Laydak!... diye bağırdı.
— Sen de Laydak'tan daha âdisin! Âdinin âdisisin» sen! Bu kadar söylüyorum sana!
Kalganov ciddî bir tavırla :
— Polonya ile alay etmekten vaz geçseniz, iyi olur-dedi.
KARAMAZOV  KARDEŞLER
425
O da artık dayanamıyacak kadar sarhoş olmuştu.
— Sus delikanlı! Eğer ben ona âdi dediysem, bu bütün Polonya'ya âdi dedim demek   değildir. Bir tek laydak tüm Polonya demek değildir. Sen sus, cici çocuk! Git şeker ye!...
Gruşenka :
— Ah, ne biçim insanlar! Sanki bizim, gibi insanlar değillermiş gibi... Neden barışmak istemiyorlar sanki? dedikten sonra oynamak için ortaya çıktı.
Koro: «Ah vi seni, moi seni» şarkısını söylemeğe başladı. Genç kadın başını dimdik tutarak, dudaklarını araladı, gülümsedi, mendilini sallıyacak oldu, ama hemen sonra olduğu yerde şiddetle sallanarak odanın ortasında şaşkınlık içinde durdu. Tuhaf, acınacak bir sesle :
— Gücüm kalmamış... dedi. özür dilerim, gücüm yok, oynayamıyacağım... Kabahat bende..
Koro'ya doğru eğilerek selâm verdi, sonra sırayla dört bir yöne doğru yerlere kadar eğilerek selâm vermeğe başladı.
— Kabahatliyim, bağışlayın...
— İçkiyi fazla kaçırdı  hanımcık, içkiyi fazla kaçırdı güzel hanımcık... diye sesler duyuluyordu.
Maksimov, genç kızlara: «Hi! Hi! Hi...» diye kesik kesik gülerek :
— Hanımefendi fazla içtiler efendim, diye açıklıyordu.
Gruşenka :
— Mitya, beni götür... Al beni Mitya... diye söylendi.
Mitya ona doğru atıldı, Gruşenka'yı kucağına aldı ve o büyük hazinesiyle birlikte perdenin arkasına doğru gitti. Kalganov: «Eh. şimdi artık giderim!» diye düşünerek mavi odadan çıktı, arkasından kapının her iki kanadını kapadı. Ama salonda ziyafet, patırtı, gürül-426
KARAMAZOV  KARDEŞLER
tü devam etti. Hattâ gürültü daha da artmıştı. Mitya Gruşenka'yı karyolanın üzerine yatırmıştı, dudaklarını dudaklarına bastırarak onu öpmeğe başlamıştı. Gruşen-ka yalvaran bir sesle :
— Bana dokunma... dedi. Bana dokunma!  Daha senin değilim... Senin olduğumu  söyledim,  ama sen, daha dokunma... Bana acı... Onlar buradayken, onların yanında olmaz! O burada...   Burada âdice birşey olur...
Mitya:
— Emrin baş üstüne! Sen emredersen  aklımdan bile geçirmem... Sana tapıyorum!... diye  mırıldandı. Evet, burada âdice birşey olur... Ah,  alçakça bir şey olur...
Sonra onu kollarından bırakmadan karyolanın yanına, yere diz çöktü. Gruşenka güçlükle konuşuyordu:
— Biliyorum, gerçi canavarın birisin ama, soylusun... diye  söyleniyordu.   Bu...   namusluca olmalı.'.. Bundan böyle herşey dürüstçe olacak... Biz de dürüst olmalıyız, biz de iyi kalpli olmalıyız, canavar olmayacağız... Beni buradan götür, uzaklara götür,   işitiyor musun? Burada kalmak istemiyorum. Uzaklara, uzaklara...
Mitya onu kollarının arasında sıkarak :
— Ah!... Evet, evet ne olursa olsun gideceğiz!, diyordu. Seni buradan götüreceğim, uçup gideriz buradan... Ah şimdi bir yıl için tüm ömrümü feda etmek isterdim, yeter ki, o kanı aklımdan çıkarabileyim!...
Gruşenka şaşkınlıkla :
— Hangi kanı? diye sordu. Mitya dişlerinin arasından :
— Hiç!... dedi. Gruşa! Sen herşeyin dürüst olmasını istiyorsun, halbuki, ben hırsızın biriyim. Ben Kat-ya'dan para çaldım... Rezalet, rezalet!...
— Katya'dan mı? Yani küçük hanımdan mı? Yok canım, sen çalmamışsındır. Geri ver ona, benden al...
KARAMAZOV  KARDEŞLER
427
Ne bağırıyorsun? Bundan böyle benim olan herşey senindir! Para da neymiş? Biz seninle zaten o paralan har vurup harman savururuz... Bizim gibi insanlar olsun da parayı har vurup harman savurmasınlar... İyi si mi, biz seninle gidip toprağı sürelim. Toprağı işte bu ellerimle sürmek istiyorum. Çaba harcamak gerekiyor, işitiyor musun? Alyoşa öyle emretti! Ben sevgilin ol-mıyacağım! Sana sadık olacağım! Kölen olacağım, senin için çalışacağım. İkimiz küçük hanıma gider, ikimiz de yerlere kadar eğilip bağışlamasını isteriz, sonra da buradan gideriz. Bağışlamazsa gene de gideriz. Ama sen paraları ona götür, hem beni sev... onu sevme. Artık onu sevme. Onu seversen boğarım seni... İğne ile gözlerini oyarım onun!...
— Ben yalnız seni seviyorum, yalnız seni... Sibir-; ya'da da seni seveceğim!
— Neden Sibirya olsun? Eh ne yapalım, eğer istiyorsan Sibirya'da da olur, benim için hepsi bir... İki miz çalışacağız... Sibirya'da kar var... Ben karda arabayla gezmeğe bayılırım... Arabanın bir de çıngırağı olsun... Bak, işitiyor musun bir çıngırak çınlıyor... Nereden geliyor bu çıngırak sesi? Birileri geliyor... Hah işte çıngırağın sesi kesildi...
Gruşenka gücü tükenerek gözlerini yumdu ve bir an için uyur gibi oldu. Gerçekten uzaklardan bir çıngırak sesi duyulmuş, sonra birden kesilmişti. Mitya başını Gruşenka'nın göğsüne doğru eğmişti. Çıngırağın nasıl birden sustuğunu farketmedi bile. Birden şarkıların da kesildiğini ve şarkı ile sarhoşların gürültüsü yerine, bütün eve birden beklenmedik bir ölüm sessizliğinin yayıldığını da farketmedi. Gruşenka gözlerini açtı :
— Ne oldu? Uyudum mu ben?... Ha, evet... çıngırak... uyumuşum, uykumda rüya gördüm:   Karların üzerinde arabayla gidiyormuşum.   Çıngırak   çınlıyor,KAKAMAZOV  KARDEŞLER
429
428
KARAMAZOV  KARDEŞLER
ben de uyuyormuşum. Sanki yanımda da sevdiğim biri, sen varmışsın... Hem de uzaklara, uzaklara gidiyormu-şum... Sana sarılıyor, seni öpüyor, sana sokuluyormu-şum. Üşüyormuşum gibi... Etrafta da karlar pırıl pırıl parlıyordu ...Biliyor musun? Gece karlar parladığı, göklerde de ay yere doğru baktığı vakit olduğu gibi... Sanki dünyada değilmişim de başka bir yerdeymişim... Uyanınca bir de baktım sevgilim yanımdaymış, ne güzel!...
Mitya elbisesini, göğsünü, ellerini öperek :
— Yanında ya! diye mırıldanıyordu.
Birden çok garip birşey oldu, Gruşenka, sanki önüne bakıyormuş, ama ona değil de, onun yüzüne değil de, başının üzerinde bir yere dikkatle, garip denecek kadar hareketsiz bir bakışla bakıyormuş gibi geldi ona. Genç kadının yüzünde birden bir hayret ve hemen hemen korkuya benzeyen bir duygu belirdi. Birden :
— Mitya, ordan bize bakan kimdir öyle? diye fısıldadı...
Mitya arkasına baktı ve gerçekten birinin perdeyi çekip onları seyrettiğini gördü. Hem de o bakan kişi tek başına değildi. Mitya birden fırladı, içeriye bakana doğru atıldı. Biri:
— Lütfen yanımıza, buraya gelir misiniz? dedi. Bunu pek yüksek sesle değil, ama kesin ve ısrarlı
bir tavırla söylemişti.
Mitya perdenin arkasından çıktı ve olduğu yerde hareketsiz kaldı. Bütün oda insanlarla doluydu, ama bunlar biraz önceki insanlar değildi, yabancı insanlardı. Mitya'nın sırtında bir ürperme gezindi; birden irkil-di. Bir anda tüm bu insanları birden tanımıştı, iste su uzun boylu, saçları ağarmış, sırtında palto, başında da kokartlı bir kasket bulunan adam zabıta memuru Mi-hayıl Makaric'ti. Şu "veremli.» şu iki dirhem bir çekirdek ve "Her zaman böyle tertemiz çizmeler ile dolasan
l
.adam, savcının arkadaşıydı. Mitya 'Onun dört yüz rublelik bir kronometresi var, göstermişti,» diye düşündü. Şu genç, kısa boylu, gözlüklü olana gelince... Mitya soyadını unutmuştu, ama onu tanıyordu. Daha önce görmüştü: O da keşif memuruydu, mahkemenin keşif için gönderdiği adamdı, kısa bir süre önce «Adalet bakanlığından»! gönderilmişti. Şu iri yarı olan Mav-rikiy Mavrikiç'e gelince Mitya onu gayet iyi tanıyordu. Bu adam da ona hiç yabancı değildi. Peki, ya o palas-kalı adamların burada ne isi vardı? Sonra iki kişi daha vardı, bunlar köylüydü... Daha ileride ise, kapıda Kalganov ile Trifon Borisoviç duruyorlardı... Mitya :


Dostları ilə paylaş:
1   ...   41   42   43   44   45   46   47   48   ...   150


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə