Dünya klasikleri : 13



Yüklə 9.99 Mb.
səhifə46/150
tarix18.06.2018
ölçüsü9.99 Mb.
1   ...   42   43   44   45   46   47   48   49   ...   150
— Baylar! Ne istiyorsunuz, baylar?... diyecek oldu, ama birden aklı basından gitmiş delirmiş gibi, ava-zı çıktığı kadar :
— Anlıyorum... diye bağırdı.
Gözlüklü genç adam, birden öne doğru ilerledi, Mitya'ya yaklaştı. Gerçi ciddî bir tavırla ama biraz acele ederek söze başladı:
— Sizinle görüşülecek... Yani sizden rica   ediyorum, buraya, divana buyrun... Sizlerle muhakkak görüşmemiz gerekiyor!
Mitya deli gibi :
— ihtiyar! diye bağırdı, ihtiyar... İhtiyarın kanı!. Anlıyorum!...
Sonra sanki yıldırımla vurulmuş gibi, yanında duran iskemlenin üzerine yığıldı. İhtiyar keşif memuru birden Mitya'nın yanına yaklaştı:
— Anlıyor musun? Anladın demek!... Baba katili seni! Canavar seni!... İhtiyar babanın kam şimdi intikam alıyor senden! diye kükredi.
Kendini kaybetmişti, kıpkırmızı olmuş, tepeden tırnağa titriyordu. Kısa boylu genç :
— Ama bu olmaz! diye bağırdı. Mihayıl Makariç, Mihayıl Makariç bu böyle olmaz, böyle olmaz! Rica ede-430
KARAMAZOV KARDEŞLER
rim bırakın, yalnız ben konuşayım... Böyle birşey yapacağınız aklıma gelmezdi. Keşif memuru :
— Ama bu korkunç bir şey, beyler!   Korkunç bir şey! diye bağırıyordu.  Şuna bakın: gece vakti sarhoş bir halde, yanında bir sokak kızı, oysa ellerinin üzerinde daha babasının kanı kurumamış... Korkunç birşey! Korkunç bir şey!
Savcı yardımcısı aceleyle ihtiyara :
— Sizden çok rica ediyorum, ağabey Mihayıl Ma-kariç, bu seferlik duygularınızı açığa vurmayın, diye fısıldadı. Aksi halde tedbir almak zorunda... Ama kısa boylu savcı sözünü bitirmesine imkân vermedi. Mitya'-ya doğru döndü, yüksek sesle ve ciddî, kesin bir tavırla :
— Müstafi Teğmen bay Karamazov! size sunu bildirmek zorundayım ki. bu gece öldürülmüş   bulunan babanız Fiyodor Pavloviç Karamazov'u öldürmekle suçlandırılıyorsunuz. ..
Bir şey daha söyledi, savcı yardımcısı da araya bir söz sıkıştırır gibi oldu ama Mitya onları dinlediği halde, artık ne söylediklerini anlamıyordu. Herkese çılgın gözlerle bakıp duruyordu...
ikinci Cildin SonuDÜNYA KLASİKLERİ : 13
DOSTOYEVSKI
Karamazov  Kardeşler
Rusçadan çeviren :
Leyla Soykut
KARAMAZOV KARDEŞLER
DOSTOYEVSKI
Çeviri: Leyla Soykut
Dizgi: Cem Yayınevi - Aralık 1997
Baskı: Umut Matbaacılık
(0212)6370934
CEM YAYINEVİ                                
Küçükparmakkapı ipek Sok. No: 11                
80060 Beyoğlu - İSTANBUL • (0212) 243 05 50 - 243 20 23 Fak: (0212) 244 15 33
cem
Yayınevi
BEYAZİT DEVLET KÜTÜPHANESİ           
Tasnif No..      Demirbaş No
891.733           361527
2988-98-891.7Besinci Kitap
SAVUNMA VE KARŞI GELME
 
TERTiP
Alyoşa'yı gene önce Bayan Hohlakova karşıladı Kadın acele ediyordu; önemli bir şey olmuştu: Kateri-na îvanovna'nm isteri krizi bayılma ile sonuçlanmış, sonra da genç kadına '«korkunç» bir bitkinlik gelmişti, yatağa düşmüş, gözlerini kaydırmış, sayıklamağa baş-iamıstı Şimdi de ateşi yükselmişti Hemen Hertzens-:ube'ye ve teyzelerine haber vermişlerdi; teyzeleri gelmişti bile. Hertzenstube ise hâlâ gelmemişti. Hepsi Ka-terina İvanovna'nın odasında oturuyor, bekliyorlardı Bir şeyler olacaktı. Katerina İvanovna hâlâ kendinde değildi. Ya bir de nöbet başlarsa?
Bayan Hohlakova bunları bağırarak söylerken yüzünde ciddî, korkulu bir anlam vardı. Daha önce olanlar ciddî değilmiş gibi, her sözün arkasından "Bu artık ciddî, bu ciddî!» deyip duruyordu. Alyoşa bu anlattıklarını üzüntü ile dinledi; sonra ona kendi başından geçenleri anlatmaya koyuldu. Ama bayan Hohlakova daha Alyoşa konuşmaya başlar başlamaz sözünü kesti; Vakti yoktu. Ondan Lise'in odasında oturmasını ve kendisini orada beklemesini rica ediyordu.
6                        KARAMAZOV  KARDEŞLER
Aleksey'in hemen hemen kulağına fısıldıyarak: — Ah sevgili Aleksey Fiyodoroviç, o Lise yok mu? dedi. Demin tuhafıma giden bir söz söyledi, beni şaşırttı, ayni zamanda duygulandırdı da. Bu yüzden ne yapsa, onu yürekten bağışlıyorum. Düşünün bir kez; siz gider gitmez, birden dün de, bugün de sizinle alay et-mişmiş gibi içten gelen bir pişmanlık duymağa başladı. Ama o sizinle alay etmemişti, yalnız şaka etmişti. Hem o kadar ciddî bir pişmanlık duyuyordu ki, neredeyse ağlıyacaktı; o kadar üzüldü ki, şaştım kaldım! Oysa şimdiye kadar benimle alay ettiği vakit, hiç öyle ciddî bir pişmanlık duymamıştır. Hoş, bunu hep şaka--dan yapardı ya.
«Biliyor musunuz, Lise benimle her an şaka eder. Ama şimdi ne yapsa ciddî. Her davranışı ciddî oluyor şimdi. Sizin düşüncenize de çok önem veriyor, Aleksey Fiyodoroviç. Onun için eğer imkân varsa, ona darılmayın, onu suçlamayın. Ben bile ne yapsa, onu hoş görüyorum, hep öyle yapıyorum. Çünkü öylesine zeki bir çocuktur ki o! İnanır mısınız? Demin sizden söz ederken çocukluk arkadaşı olduğunuzu söyledi: «Düşünün, bir kez! En ciddî arkadaşı sizmişsiniz. Peki, ya ben ne oluyorum? Onun bu konuda aşırı denecek kadar derin duyguları, hattâ anıları var. Asıl önemli olan da söylediği o cümleler, o sözlerdir, öyle beklenmedik sözler ki. İnsanın hiç beklemediği bir anda, birden bir şey söyleyiveriyor.
«örneğin, geçenlerde bir çamdan söz etti: Bahçemizde, Lise daha küçücükken bir çam vardı. Belki de hâlâ orada duruyordun Onun için şimdi geçmiş zamanı kullanmak doğru olmaz belki. Çamlar insanlar gibi değildir; onlar uzun bir süre değişmez, Aleksey Fiyodoroviç. Lise bana : «Anne, o çamı rüyadaki gibi hatırlıyorum,» dedi. Daha doğrusu «Çamı rüyadaymışım gibi hatırlıyorum,» dedi. Bunu biraz başka türlü söy-
KARAMAZOV  KARDEŞLER                       7
lemisti. Çünkü bu işin içinde bir karışıklık var. Zaten «Cam aslında anlamsız bir söz. Ama bana bu konuda
j o kadar orijinal bir şeyler söyledi ki, şimdi kesin olarak söylediklerini imkânı yok anlatamam. Zaten hepsini unuttum. Her neyse! Güle güle, çok sarsıldım ben. Galiba aklımı kaçırıyorum. Ah, Aleksey Fiyodoroviç,
I ömrümde iki kez aklımı kaçırdım; beni tedavi ettiler. Siz Lise'in yanma gidin. Ona cesaret verin. Ona her
j zaman nasıl güzel güzel cesaret verirdiniz?» Kapıya yaklaştı:
— Lise! diye bağırdı, îşte o kadar  gücendirdiğin f Aleksey Fiyodoroviç'i getirdim. Hem de sana artık hiç j kızmıyor. İnan bana! Şimdi tersine, senin öyle şeyleri 'nasıl olup da düşündüğüne hayret ediyor.
— Merci, maman! Giriniz Aleksey Fiyodoroviç! Alyoşa girdi. Lise bir garip utançla ona bakıyordu;
birden kıpkırmızı oldu. Nedense utanıyordu. Böyle durumlarda her zaman olduğu gibi, asıl konuyla hiç ilgisi olmayan bir şeyden söz ederek hızlı hızlı konuşmaya başladı. Sanki o anda kendisini yalnız o konu ilgilendiriyordu.
— Annem demin durup dururken, bana o iki bin rubleyi ve onlarla ilgili olarak size verilen görevi anlattı Aleksey Fiyodoroviç... O zavallı subaya  giderek yerine getireceğiniz görevi... Aynı zamanda bana o subaya yapılan hakaretin feci hikâyesini anlattı ve biliyor musunuz? Gerçi annem bir şeyi her zaman doğru dürüst anlatamaz... hep bir konudan bir başka konuya atlar... Ama ben onu dinlerken ağladım. Peki ne oldu, nasıl oldu? Paraları verdiniz tabiî. Şimdi o zavallı adam ne yapıyor?
Alyoşa sanki gerçekten zihnini asıl uğraştıran şey parayı vermemesiymiş gibi :
— İS'n kötüsü   parayı hâlâ  veremedim.  Bunun uzun bir hikâyesi var, diye karşılık verdi.
Ama Lise bu arada Alyoşa'nın gözlerini öbür tara-Karamazov Kardeşler
2. CiltDÜNYA KLASİKLERİ : 13
DOSTOYEVSKI
Karamazov  Kardeşler
Rusçadan çeviren :
Leyla Soykut
KARAMAZOV KARDEŞLER
DOSTOYEVSKI
Çeviri: Leyla Soykut
Dizgi: Cem Yayınevi - Aralık 1997
Baskı: Umut Matbaacılık
(0212)6370934
CEM YAYINEVİ                                
Küçükparmakkapı ipek Sok. No: 11                
80060 Beyoğlu - İSTANBUL • (0212) 243 05 50 - 243 20 23 Fak: (0212) 244 15 33
cem
Yayınevi
BEYAZİT DEVLET KÜTÜPHANESİ           
Tasnif No..      Demirbaş No
891.733           361527
2988-98-891.7Besinci Kitap
SAVUNMA VE KARŞI GELME
 
TERTiP
Alyoşa'yı gene önce Bayan Hohlakova karşıladı Kadın acele ediyordu; önemli bir şey olmuştu: Kateri-na îvanovna'nm isteri krizi bayılma ile sonuçlanmış, sonra da genç kadına '«korkunç» bir bitkinlik gelmişti, yatağa düşmüş, gözlerini kaydırmış, sayıklamağa baş-iamıstı Şimdi de ateşi yükselmişti Hemen Hertzens-:ube'ye ve teyzelerine haber vermişlerdi; teyzeleri gelmişti bile. Hertzenstube ise hâlâ gelmemişti. Hepsi Ka-terina İvanovna'nın odasında oturuyor, bekliyorlardı Bir şeyler olacaktı. Katerina İvanovna hâlâ kendinde değildi. Ya bir de nöbet başlarsa?
Bayan Hohlakova bunları bağırarak söylerken yüzünde ciddî, korkulu bir anlam vardı. Daha önce olanlar ciddî değilmiş gibi, her sözün arkasından "Bu artık ciddî, bu ciddî!» deyip duruyordu. Alyoşa bu anlattıklarını üzüntü ile dinledi; sonra ona kendi başından geçenleri anlatmaya koyuldu. Ama bayan Hohlakova daha Alyoşa konuşmaya başlar başlamaz sözünü kesti; Vakti yoktu. Ondan Lise'in odasında oturmasını ve kendisini orada beklemesini rica ediyordu.
6                        KARAMAZOV  KARDEŞLER
Aleksey'in hemen hemen kulağına fısıldıyarak: — Ah sevgili Aleksey Fiyodoroviç, o Lise yok mu? dedi. Demin tuhafıma giden bir söz söyledi, beni şaşırttı, ayni zamanda duygulandırdı da. Bu yüzden ne yapsa, onu yürekten bağışlıyorum. Düşünün bir kez; siz gider gitmez, birden dün de, bugün de sizinle alay et-mişmiş gibi içten gelen bir pişmanlık duymağa başladı. Ama o sizinle alay etmemişti, yalnız şaka etmişti. Hem o kadar ciddî bir pişmanlık duyuyordu ki, neredeyse ağlıyacaktı; o kadar üzüldü ki, şaştım kaldım! Oysa şimdiye kadar benimle alay ettiği vakit, hiç öyle ciddî bir pişmanlık duymamıştır. Hoş, bunu hep şaka--dan yapardı ya.
«Biliyor musunuz, Lise benimle her an şaka eder. Ama şimdi ne yapsa ciddî. Her davranışı ciddî oluyor şimdi. Sizin düşüncenize de çok önem veriyor, Aleksey Fiyodoroviç. Onun için eğer imkân varsa, ona darılmayın, onu suçlamayın. Ben bile ne yapsa, onu hoş görüyorum, hep öyle yapıyorum. Çünkü öylesine zeki bir çocuktur ki o! İnanır mısınız? Demin sizden söz ederken çocukluk arkadaşı olduğunuzu söyledi: «Düşünün, bir kez! En ciddî arkadaşı sizmişsiniz. Peki, ya ben ne oluyorum? Onun bu konuda aşırı denecek kadar derin duyguları, hattâ anıları var. Asıl önemli olan da söylediği o cümleler, o sözlerdir, öyle beklenmedik sözler ki. İnsanın hiç beklemediği bir anda, birden bir şey söyleyiveriyor.
«örneğin, geçenlerde bir çamdan söz etti: Bahçemizde, Lise daha küçücükken bir çam vardı. Belki de hâlâ orada duruyordun Onun için şimdi geçmiş zamanı kullanmak doğru olmaz belki. Çamlar insanlar gibi değildir; onlar uzun bir süre değişmez, Aleksey Fiyodoroviç. Lise bana : «Anne, o çamı rüyadaki gibi hatırlıyorum,» dedi. Daha doğrusu «Çamı rüyadaymışım gibi hatırlıyorum,» dedi. Bunu biraz başka türlü söy-
KARAMAZOV  KARDEŞLER                       7
lemisti. Çünkü bu işin içinde bir karışıklık var. Zaten «Cam aslında anlamsız bir söz. Ama bana bu konuda
j o kadar orijinal bir şeyler söyledi ki, şimdi kesin olarak söylediklerini imkânı yok anlatamam. Zaten hepsini unuttum. Her neyse! Güle güle, çok sarsıldım ben. Galiba aklımı kaçırıyorum. Ah, Aleksey Fiyodoroviç,
I ömrümde iki kez aklımı kaçırdım; beni tedavi ettiler. Siz Lise'in yanma gidin. Ona cesaret verin. Ona her
j zaman nasıl güzel güzel cesaret verirdiniz?» Kapıya yaklaştı:
— Lise! diye bağırdı, îşte o kadar  gücendirdiğin f Aleksey Fiyodoroviç'i getirdim. Hem de sana artık hiç j kızmıyor. İnan bana! Şimdi tersine, senin öyle şeyleri 'nasıl olup da düşündüğüne hayret ediyor.
— Merci, maman! Giriniz Aleksey Fiyodoroviç! Alyoşa girdi. Lise bir garip utançla ona bakıyordu;
birden kıpkırmızı oldu. Nedense utanıyordu. Böyle durumlarda her zaman olduğu gibi, asıl konuyla hiç ilgisi olmayan bir şeyden söz ederek hızlı hızlı konuşmaya başladı. Sanki o anda kendisini yalnız o konu ilgilendiriyordu.
— Annem demin durup dururken, bana o iki bin rubleyi ve onlarla ilgili olarak size verilen görevi anlattı Aleksey Fiyodoroviç... O zavallı subaya  giderek yerine getireceğiniz görevi... Aynı zamanda bana o subaya yapılan hakaretin feci hikâyesini anlattı ve biliyor musunuz? Gerçi annem bir şeyi her zaman doğru dürüst anlatamaz... hep bir konudan bir başka konuya atlar... Ama ben onu dinlerken ağladım. Peki ne oldu, nasıl oldu? Paraları verdiniz tabiî. Şimdi o zavallı adam ne yapıyor?
Alyoşa sanki gerçekten zihnini asıl uğraştıran şey parayı vermemesiymiş gibi :
— İS'n kötüsü   parayı hâlâ  veremedim.  Bunun uzun bir hikâyesi var, diye karşılık verdi.
Ama Lise bu arada Alyoşa'nın gözlerini öbür tara-8                         KARAMAZOV  KARDEŞLER
fa çevirdiğini farketmişti; belliydi ki, o da asıl konuyla ilgisi olmayan şeylerden söz etmeye çalışıyordu. Alyoşa, masanın önüne oturarak anlatmaya koyuldu. Ama daha ilk sözleri söylediği sırada, duyduğu utanç geçti. Anlattıklarının heyecanına Lise'i de kaptırmıştı. Şiddetli bir duygunun ve biraz önceki olağanüstü izlenimlerinin etkisi altında konuşuyordu: Bu yüzden her şeyi ayrıntılarıyla birlikte çok güzel anlattı. Eskiden de, daha Moskova'da ve Lise daha çocukken, Alyoşa ona gidip ya biraz önce başından geçenleri, ya bir kitapta okuduğunu ya da çocukluğunda yaşayıp da hatırladığı herhangi bir şeyi anlatmaktan hoşlanırdı Hatta bazen ikisi hayal kurar, birlikte başından sonuna kadar hikâye uydururlardı. Ama onlar çoğu zaman neşeli, gülünç hikâyelerdi.
O sırada ikisi de o iki yıl önce Mokova'da geçirdikleri günlere dönmüş gibiydiler. Alyoşa'nın anlattığı olay Lise'i aşın derecede duygulandırmıştı. Genç adam heyecanla konuşurken, Lise hayalinde «Ilyuşeçka» tipini canlandırabilmişti. O zavallı adamın paraları nasıl ayaklarının altında çiğnediğini belirten sahneyi, bütün ayrıntılarıyla anlattığı sırada, Lise birden kollan-nı şiddetle iki yanma indirdi, bastıramadığı bir öfkeyle:
— Demek paraları vermediniz,  demek kaçıp gitmesine fırsat verdiniz! diye bağırdı.   Aman Allahım! Hiç olmazsa siz de arkasından  koşup ona yetişseydi-niz...
Alyoşa iskemleden kalkarak odanın içinde dolastı
— Hayır Lise, koşmadığım daha iyi oldu, dedi.
— Nasıl daha iyi? Ne bakımdan daha iyi? Şimdi ekmek parası bile bulamazlar, mahvolurlar!
— Mahvolmazlar. Çünkü bu iki yüz ruble nasıl olsa ellerine geçecektir.  Kendisi nasıl olsa yarın onları alır. Yarın muhakkak alacaktır onları!
KARAMAZOV KARDEŞLER                         »
Alyoşa oradan oraya dolaşarak düşünceli düşünceli konuşuyordu. Birden genç kızın karşısında durdu:
— Size bir şey söyliyeyim mi Lise? Ben bu işte bir yanlış yaptım ama, bu yanlışım durumu daha iyiye çevirdi.
— Nedir o yanlış Hem neden durumu iyiye çevirdi?...
— Nedenini söyliyeyim: Bu adam korkak ve zayıf karakterlidir.  Çek  acı  çekmiş ve o kadar iyi yürekli bir insan ki. Şimdi iste hep şunu düşünüyorum: Acaba neye gücendi de öyle birden paralan  ayaklarının altında çiğnemeye başladı? Çünkü bana inanın, kendisi son dakikaya kadar onları ayaklarının altında ciğni-yeceğini bilmiyordu.
Şimdi bana öyle geliyor ki, onu bu işte gücendiren birçok şeyler var... Zaten onun durumunda olan bir insan için başka türlü olamazdı... önce benim yanımda paraya aşırı derecede sevindiği ve bu sevincini benden gizlemediği için gururu incinmiştir. Eğer o kadar fazla sevinmeseydi, bunu belli etmeseydi, nazlanmaya kal-kışsaydı, başkalarının yaptığı gibi parayı alırken mı-nn kırın etseydi, eh o zaman belki buna dayanabilir, parayı da alabilirdi. Oysa buna pek içten sevindi, işte gururunu yaralıyan şey bu! Ah Lise! O,dürüst ve iyi yürekli bir insandır. Ama bu gibi olaylarda asıl felâket de budur!
«Hep gücünü yitirmiş, zayıf bir sesle konuşuyordu; hızlı hızlı söylüyordu sözlerini. Hem de hep incecik bir. sesle «hi hi hi» diye gülüyor, belki de ağlıyordu... Evet, doğrusu, ağlıyordu, bu işe o kadar memnun olmuştu ki... kızlarından da söz etti... başka bir kentte kendisine verecekleri işi anlattı... sonra içindekileri döker dökmez, bana ruhunu olduğu gibi gösterdiği için utanç duydu. O zaman benden hemen nefret etmeğe başladı. Çünkü o çok utanç duyan fakirlerdendir. Asıl gururunu kıran şey, beni çabucak bir dost olarak kabul etme-10                     KARAMAZOV  KARDEŞLER
si, çabucak bana kendini teslim etmesiydi; daha önce üzerime atılacak gibi oluyor, beni korkutuyordu. Ama parayı görünce, birden beni kucaklamaya başladı. Hatırlıyorum, beni hep kucaklıyor, hep bana sarılıyordu. Herhalde bu şekilde davranırken, ne kadar küçük düştüğünü hissetmiştir, ben de tam o sırada bir yanlış, çok önemli bir yanlış yaptım: Durup dururken ona, başka bir kente gitmesi için para yetmezse kendisine daha da para vereceklerini, hattâ kendi paramdan bile ne kadar isterse vereceğimi söyledim. İşte bu onu birden şaşırttı: Kendi kendine: «Durup dururken neden yardımıma koşuyor?» diye soruyor gibiydi.
«Biliyor musunuz Lise? Başkalarının gururu yaralanmış bir adama, kendileri velinimetleriymiş gibi bakmaları, ona öyle ağır gelir ki! Bunu daha önce de işittim. Dede söylemişti. Ne demek istediğimi, nasıl anlatacağımı bilemiyorum; ama bunu sık sık kendim de gördüm. Ben de zaten aynı hisleri duyuyorum. Asıl önemlisi de şu: Gerçi kendisi son dakikaya kadar parayı ayaklarının altında ezeceğini bilmiyordu, ama ne olursa olsun, öyle yapacağını önceden sezmiştir: Bunu kesin olarak biliyorum. Çünkü öyle coşkun bir sevinç içindeydi ki! İçinde muhakkak bir seziş vardı.. İşte böyle. Bütün bunlar gerçi kötü şeyler, ama, ne olursa olsun sonunda daha iyi oldu. Hattâ öyle düşünüyorum ki, en iyi sonuç buydu, bundan iyisi olamazdı...
Lise iri gözlerinde derin bir şaşkınlıkla, Alyoşa'ya Iraktı:
— Neden, neden daha iyisi olamazdı?
— Çünkü parayı ayaklarının altında çiğnemesey-di, bu paralan alsaydı, evine döndükten bir saat sonra, bu kadar küçük düştüğü için ağlardı. Muhakkak öyle olurdu. Ağlardı, belki de yarın sabah karanlığı  bana gelir, paraları fırlatarak demin yaptığı gibi ayaklarının altında çiğnerdi Oysa şimdi gururu yaralanmamış olarak, üstelik «kendisini felâkete attığını bildiği halde-içinde bir zafer duygusuyla yanımdan ayrıldı. Bunun
KARAMAZOV  KARDEŞLER
11
için ona aynı iki yüz rubleyi yarından tezi yok kabul ettirmekten daha kolay bir şey olamaz. Çünkü kendisi şerefini ispat etmiş oldu, paraları fırlattı, ayaklarının altında çiğnedi... Onları çiğnerken benim bunları kendisine yarın tekrar götüreceğimi bilemezdi ya. Söz aramızda, bu paralara o kadar müthiş ihtiyacı var ki. Şimdi gurur duyuyor ama, ne olursa olsun, hemen sonra nasıl yardımdan yoksun kaldığını düşünmeye başlıya-caktır. Gece bunu daha da çek düşünecektir, rüyasında bile görecektir. Yarın sabah ise, herhalde bana koşup özür dileyecek hale gelecektir. İşte o sırada ben ona gidip : «Alın buyurun! Siz gururlu bir insansınız, bunu ispat ettiniz, artık bunları kabul ediniz, bizi bağışlayınız,» diyeceğim. O zaman parayı alacaktır!
Alyoşa garip bir heyecanla : «İşte o zaman alacaktır!" diye tekrarladı. Lise ellerini çırptı:
— Ah çok doğru! Ah. şimdi bunu birden iyice anladım. Müthiş bir şey! Ah Alyoşa. nasıl oluyor da bütün bunları o kadar iyi biliyorsunuz? O kadar genç olduğunuz halde insanın içinden geçenleri biliyorsunuz... Ben olsam bunları dünyada bilemezdim...
Alyoşa kendini kaptırdığı o heyecanla devam etti:
— Şimdi asıl önemli olan şey, bizden para aldığı halde, onu bizimle eşit durumda   olduğuna   inandırmaktır. Hattâ bize eşit değil, bizden daha üstün bir durumda olduğuna inanmalı...
— Evet «üstün durumda,»   olduğunu düşünmeli! Çok güzel Aleksey Fiyodoroviç! Daha söyleyin,  söyleyin...
— Gerektiği gibi söyliyemedim... «Üstün durumda», dedim ama... Her neyse zararı yok. çünkü...
— Ah, zararı yok. zararı yok, zararı yok!... özür dilerim Alyoşa! Sevgili Alyoşa... biliyor musunuz; şimdiye kadar size karşı hemen hemen hiç saygı duymadım... Daha doğrusu size saygı duyuyordum ama, kendime eşit bir düzeyde görüyordum. Bunlan böyle ise12
14
KARAMAZOV  KARDEŞLER
Ama bunu sağlamak için ne yapmak gerektiğini bilmiyorum! diye mırıldandı.
— Alyoşacığım!  Siz  bana  karşı hem soğuk davranıyor, hem de küstahlık ediyorsunuz! Şuna bakın hele: Beni lütfen kendisine bir eş olarak seçmiş, ondan sonra da içi rahat etmiş! Daha ben söylemeden yazdığım mektubun ciddî olduğuna eminmiş! Şaşılacak şey! Bu bana karşı düpedüz küstahlıktır! Başka hiç birşey değil!
Alyoşa birden güldü:
— Ama buna  kesin  olarak inanmam,  kötü  birşey mi yani?
Lise, ona mutlu bir anlamla tatlı tatlı baktı:
— Ah. Alyoşa! Aksine, bu müthiş bir şey! Çok güzel bir şey! dedi.
Alyoşa halâ elini Lise'in elinden çekmemişti. Birden eğildi, genç kızı dudaklarından öptü. Lise:
— A.a.a... Ne oluyorsunuz? diye bağırdı. Alyoşa büsbütün şaşırdı:
— Şey... Olmayacak bir şey yaptıysam, özür dilerim... Ben... biliyorum, belki de çok aptalca bir şey oldu.. Siz., siz bana soğuk olduğumu söylediniz, ben de sizi öptüm işte... Ama şimdi anlıyorum ki, bu aptalca bir şey oldu...
Lise gülerek elleriyle yüzünü kapadı. Kahkahalar arasında:
— Hem de sırtınızda cüppe varken! dedi.
Ama sonra birden kahkahaları kesildi ve Lise çok ciddileşti. Neredeyse sert bir tavır takınmıştı. Birden:
— Bakın Alyoşa. öpüşmelere daha vakit var, bekleyelim. Çünkü askı daha ikimiz de bilmiyoruz. Oysa daha uzun bir süre beklememiz gerekiyor, diye kararını bildirdi. İyisi mi, bana şunu söyleyin şimdi, siz ne diye benim gibi bir kızı, hasta bir küçük budalayı kendinize eş olarak alıyorsunuz? Siz ki, o kadar akıllı, herşeyin.
KARAMAZOV  KARDEŞLER
o kadar derinini düşünen, hiçbir şeyi gözünden kaçırmayan bir insansınız, bunu neden yapıyorsunuz? Ah, Alyoşa, korkunç bir mutluluk içindeyim! Çünkü ben faize eş olmağa değer bir kız değilim!
— Değersiniz Lise. Ben bugünlerde   manastırdan büsbütün çıkacağım. Dışarıdaki insanlara   karışınca, evlenmem gerekir; bunu çok iyi biliyorum. Zaten «o» da bana bunu emretti. Öyle olunca kendime eş olarak sizden daha iyi birini bulabilir miyim? Hem beni sizden başka kim eş olarak alır? Ben bunları daha önce düşündüm. Birincisi siz beni daha çocukluğumdan tanıyorsunuz, ikincisi, sizde bende hiç bulunmayan birçok yetenekler var. Siz benden daha neşeli bir insansınız; asıl önemlisi, benden daha günahsız bir varlıksınız. Oysa ben şimdiye kadar birçok, birçok şeylere bu-laşmışımdır... Ah, siz bunun ne olduğunu bilemezsiniz! Ben bir Karamazov'um! Herşeye gülseniz, herşeyi şakaya  boğsanız,   hattâ   benimle  alay   etseniz   bile, bundan ne çıkar? Aksine benimle alay edin,  bundan öyle memnunluk duyarım ki! Siz gülerken bir küçük kız gibi gülüyorsunuz, ama «Ben çile çeken bir insan gibi gülüyorum» diye düşünüyorsunuz...
— Nasıl çile çeken bir insan gibi? Nasıl yani?
— Evet Lise, bakın demin bir soru sormuştunuz, «Ruhunu sanki anatomi incelemesi yapar gibi incelediğimiz o zavallıya karşı  içimizde bir küçümseme  yok mu?» demiştiniz. Bu çile çeken bîr insanın sorabileceği bir sorudur... Anlıyor musunuz? Bunu bir türlü anlatamıyorum, ama böyle sorular aklına gelen bir insanın kendisi acı çekebilen, acı duyan bir insandır. O tekerlekli iskemlede otururken, şimdi bile herhalde birçok şeyleri düşünmüşsünüzdür...
Lise, mutluluktan zayıflamış, garip bir şekilde al-çalmış incecik bir sesle:
— Alyoşa, elinizi verin bana! Neden onu ikide bir elimden çekiyorsunuz? diye söylendi. Size bir şey sora-16
KARAMAZOV  KARDEŞLER
cağım Alyoşa: Manastırdan çıkınca hangi kostümünüzü giyeceksiniz? Gülmeyin, kızmayın, bu benim için önemli, çok önemli bir şeydir.
— Daha hangi kostümü giyeceğimi düşünmedim. Lise. Ama hangisini isterseniz, onu giyerim.
— Koyu mavi, kadife bir ceketiniz, beyaz pike bir yeleğiniz, başınızda da kül rengi yumuşak fötr bir şapka olsun istiyorum... Söyleyin, dün benim sizi sevmediğime inandınız mı? Hani dünkü mektubu yazdığımı inkâr ettiğim zaman?
— Hayır, inanmadım
— Ah, siz dayanılmaz bir insansınız! Sizi  kimse yola getiremez!
— Bakın, size söyliyeyim: beni şey... galiba beni sevdiğinizi biliyordum, ama mahsus beni sevmediğinize inanmış göründüm. Bunları söylemeniz size daha kolay gelsin diye...
. — Daha kötü ya! Hem daha kötü, hem de hepsinden daha iyi bir şey. Alyoşa, sizi öyle seviyorum ki. Müthiş bir şey bu! Demin, siz gelmeden önce, kendi kendime tahminler yürüttüm: «Ondan dünkü mektubu isterim, bana onu sakin sakin çıkarıp verirse (ki böyle bir davranış ondan her zaman beklenebilir) o zaman beni hiç sevmiyor, hiçbir şey duymuyor, yalnız budala ve sevgime değmeyen bir çocuktur. Eğer böyleyse ben de mahvoldum demektir.» Ama siz mektubu hücrede bırakmıştınız. Bu bana cesaret verdi işte: Onu sizden geri isteyeceğimi sezdiğiniz için hücrede bıraktınız, doğru değil mi? Onu geri vermemek için değil mi? Bildim değil mi? öyle oldu değil mi?


Dostları ilə paylaş:
1   ...   42   43   44   45   46   47   48   49   ...   150


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə