Dünya klasikleri : 13



Yüklə 9.99 Mb.
səhifə62/150
tarix18.06.2018
ölçüsü9.99 Mb.
1   ...   58   59   60   61   62   63   64   65   ...   150
Bu haberi, ona kerkesten önce, herhalde kendisini o akşam ziyaret etmiş olan ve yanından derin bir korku içinde ayrılmış bulunan Obdorskiy'li rahip vermişti. Daha önce de belirttiğim gibi, kararlı bir tavırla ve hiç şaşırmadan tabutun başında İncil okuyan peder Paisiy, gerçi hücrenin dışında olup bitenleri göremez, işitemezdi, ama dışarda olanlar arasında en önemli olayları içinden gelen bir duygu ile seziyordu; çünkü çevresini çok iyi tanıyordu, öyleyken hiç şaşırmıyor, daha neler olacağını korkusuzca bekliyor, zihnindeki «göz» le artık iyice farkettiği bu heyecanın nasıl sonuçlanacağını anlamak için, herşeyi dikkatle izliyordu.
Birden, taşlıkta, huzuru artık açıktan açığa bozan ve beklenmedik bir gürültü kulağına geldi. Kapı ardına kadar açıldı, eşikte peder Ferapont göründü. Onun arkasında, artık hücreden bakıldığı vakit bile farkedi-len bir topluluk vardı; birçok rahipler bir araya toplanarak pederle birlikte yürüyor, aralarında rahip olmayan bazı kişilerin de bulunduğu belirli olarak görülüyordu.
Ama onunla birlikte yürüyenler içeri girmediler, eşikteki basamaklardan yukarı çıkmadılar, geride durup, peder Ferapont acaba bundan sonra 'ne söyliye-cek, ne yapacak, diye beklediler. Çünkü küstah olmalarına rağmen, içlerinde garip bir korku ile onun oraya boşuna gelmediğini hissediyorlardı. Peder Ferapont, eşikte durarak kollarım uzattı. Sağ kolunun altından obdorskiy manastırından gelen konuğun merakla ba-232
KARAMAZOV  KARDEŞLER
kan keskin küçük gözleri göründü. Dayanamayıp peder Ferapont'un peşinden merdivenden yukan bir o çıkmıştı. Müthiş bir merak içindeydi. Ötekiler ise, aksine,, kapı ardına kadar açılır açılmaz, birden duydukları korkunun etkisi ile biraz daha geriye çekilip birbirlerine sokulmuşlardı. Peder Ferapont derin bir acı duyuyor-muş gibi kollarını göğe kaldırarak birden avazı çıktığı kadar:
— Temizlensin şeytanlardan  burası! diye bağırdı ve hemen dört bir tarafa sıra ile dönerek hücrenin dört duvarını ve köselerini haçla kutsamağa başladı.
Peder Ferapont'un bu davranışının ne anlama geldiğini peşinden gelenler hemen anlamışlardı; çünkü pederin nereye gitse, daima öyle yaptığı, bulunduğu, yerden şeytanı böyle kovuncaya kadar bir yere oturmayacağı, hattâ bir tek söz bile söylemiyeceği biliniyordu. Peder Ferapont her haç çıkarışta :
— Defol İblis! Defol İblis! diye tekrarlıyordu. Sonra gene :
— Temizlensin şeytanlardan burası! diye bağırdı. Sırtında kaba bir rahip gömleği vardı.  Beline ip
bağlamıştı. Elde dokunmuş gömleğin altından ağarmış kıllarla kaplı çıplak göğsü görünüyordu. Yalınayaktı. Ama kollarını sallamaya başladığı vakit, rahip örtüsünün altından vücuduna bağlı olan ağır zincirlerin şangırtıları duyuldu. Peder Paisiy, okumayı bıraktı, öne doğru bir adım attı ve peder Ferapont'un karşısına dikilip ne yapacağını beklemeğe koyuldu. Sonunda yüzüne sert bir tavırla bakarak:
— Neden geldin buraya, saygı değer  pederimiz? Neden huzurumuzu bozuyorsun? Neden söz dinleyen, uysal sürümüzü heyecana kaptırıyorsun? diye sordu.
Peder Ferapont «ermişi' lere özgü sözler söyliye-rek:
— Neden mi geldim buraya? Neden soruyorsun bunu? Senin inancın nedir? diye bağırdı. Gelmişsem, ko-
l
KARAMAZOV  KARDEŞLER
paklarınızı kovmaya, kör olası pis şeytanları kovmaya, gelmişimdir. Bakalım ben yokken çok mu şeytan biriktirdiniz burada? Süpürge ile defedeceğim onları! Peder Paisiy korkusuzca :
— Şeytanı kovuyorsun ama, belki kendin de ona hizmet ediyorsun! diye devam etti. Hem, kim kendisi için: «Ben kutsalım, ben veliyim» diyebilir? Yoksa sen, mi söyliyebilirsin bunu,  peder?
Peder Ferapont:
— Ben kutsal değilim, ben lekelenmiş bir varlığım! diye gürledi. Ama ben koltuklara kurulmam, bana bir puta tapar gibi tapmalarını istemem! Bugün, insanlar kutsal dinimizi mahvediyorlar!
Kalabalığa doğru döndü, işaret parmağıyla tabutu göstererek, halka :
— İşte sizin bu kutsal ölünüz şeytanları reddediyordu! Şeytanlardan kurtulmak istiyenlere ilâçlar veriyordu. Bu yüzden, şeytanlar da  burada her köşede örümcek gibi üremişler. Onun için kendisi de kokmuş işte, bakın! Bizce bunda Tanrı'nın   büyük bir işareti gizlidir.
Gerçekten de Zosima dedenin sağlığında bir gün öyle bir şey olmuştu. Rahiplerden biri rüyasında da, uyanıkken de şeytanı görmeğe başlamıştı. Bu rahip, müthiş bir korku içinde, başına geleni dedeye açtığı vakit, dede ona hiç durmadan dua etmesini, büyük bir perhiz tutmasını öğütlemişti. Ama bunun hiçbir yardımı olmayınca, bu sefer rahibe perhizi de, duayı da bırakmadan bir ilâç almasını söylemişti. O zamanlar birçokları bunu fırsat bilerek başlarını sallıya sallıya kendi aralarında dedikodu etmişlerdi. En çok da, dedenin bu özel durumda o rahibe verdiği «olağanüstü» öğüdü kötüleyerek; onu hemen yetiştirdikleri peder Ferapont söylenmişti.
Peder Paisiy:                                                      ,
Lütfen buradan git, peder! diye emreder gibi230                    KARAMAZOV  KARDEŞLER
büyük bir perhiz tutan ve daha dede sağken, «konuşmaktan vazgeçmiş» kendilerini sessizliğe mahkûm etmiş olup da, şimdi, birden konuşmağa başlamış olan en yaşlı rahipler arasında da söyliyenler vardı. Bu artık korkunç bir şeydi! Çünkü onların sözleri, genç ve daha kararları kesinleşmemiş olan rahipler üzerinde büyük
bir etki yapıyordu.
Bütün bu sözleri, aziz Silvester manastırından gelmiş olan o Obdorskiy'li konuk rahip de dinliyor, derin derin içini çekerek başını sallıyordu: «Evet... demek peder Ferapont dün söylediklerinde haklıydı.» diye düşünüyordu.
Bu sırada da, tam üstüne gelmiş gibi peder Ferapont göründü. Meydana gelen şaşkınlığı  daha da şiddetlendirmek istiyormuş gibi hücresinden çıka gelmişti. Daha önce de söylediğim gibi, peder Ferapont yalnızlığa çekilen rahiplerin bölümündeki ahşap   hücresinden nadir olarak çıkardı. Hattâ kiliseye bile uzun bir süre gitmediği oluyordu. Gelmeyisin! de hoş görüyor, onun bir «ermiş»   olarak, herkesin boyun eğmek  zorunda olduğu kurallarla bağlı   olmaması gerektiğini kabul ediyorlardı. Yalnız, doğru söylemek gerekirse, bütün bunların hoş görülmesi biraz da zorunluydu. Çünkü böyle geceli gündüzlü dua ederek (peder Ferapont'-un diz çöktüğü yerde  uyuduğu bile oluyordu) büyük bir perhize, boyun eğmiş ve kendisini hiç konuşmamağa mahkûm etmiş bir din adamının, böyle bir şey istese bile, herkesin bağlı kaldığı bir kurala boyun eğmesini beklemek, ona ayrıca bir yük yüklemekti. Böyle bir şey yapılacak olsa bile, rahipler: — O hepimizden daha kutsaldır ve bizim bağlı olduğumuz kuralların emrettiklerinden çok daha zor olanı yerine getiriyor. Kiliseye gitmemesine gelince, madem ki gitmiyor, demek ne zaman gitmesi gerektiğini biliyor, demek onun bağlı olduğu ayrı bir kural vardır! diyeceklerdi.
KARAMAZOV  KARDEŞLER
231
îşte, peder Ferapont'u bu söylentilerin çıkacağını ve bunların bazı kişileri yanlış düşüncelere yönelteceğini bildikleri için bu konuda rahat bırakmışlardı. Herkes peder Ferapont'un Zosima dedeyi hiç sevmediğini artık biliyordu. İşte «demek Tanrı'nın yargısı, insanların yargısından bambaşka oluyor» ve «tabiî olan bir olay bile, onun ölmesi ile asıl süresinden önce meydana geldi» söylentileri onun da hücresine ulaşmıştı.
Bu haberi, ona kerkesten önce, herhalde kendisini o akşam ziyaret etmiş olan ve yanından derin bir korku içinde ayrılmış bulunan Obdorskiy'li rahip vermişti. Daha önce de belirttiğim gibi, kararlı bir tavırla ve hiç şaşırmadan tabutun başında İncil okuyan peder Paisiy, gerçi hücrenin dışında olup bitenleri göremez, işitemezdi, ama dışarda olanlar arasında en önemli olayları içinden gelen bir duygu ile seziyordu; çünkü çevresini çok iyi tanıyordu, öyleyken hiç şaşırmıyor, daha neler olacağını korkusuzca bekliyor, zihnindeki «göz» le artık iyice farkettiği bu heyecanın nasıl sonuçlanacağını anlamak için, herşeyi dikkatle izliyordu.
Birden, taşlıkta, huzuru artık açıktan açığa bozan ve beklenmedik bir gürültü kulağına geldi. Kapı ardına kadar açıldı, eşikte peder Ferapont göründü. Onun arkasında, artık hücreden bakıldığı vakit bile farkedi-len bir topluluk vardı; birçok rahipler bir araya toplanarak pederle birlikte yürüyor, aralarında rahip olmayan bazı kişilerin de bulunduğu belirli olarak görülüyordu.
Ama onunla birlikte yürüyenler içeri girmediler, eşikteki basamaklardan yukarı çıkmadılar, geride durup, peder Ferapont acaba bundan sonra 'ne söyliye-cek, ne yapacak, diye beklediler. Çünkü küstah olmalarına rağmen, içlerinde garip bir korku ile onun oraya boşuna gelmediğini hissediyorlardı. Peder Ferapont, eşikte durarak kollarım uzattı. Sağ kolunun altından Obdorskiy manastınndan gelen konuğun merakla ba-232
KARAMAZOV KARDEŞLER
kan keskin küçük gözleri göründü. Dayanamayıp peder Ferapont'un peşinden merdivenden yukan bir o çıkmıştı. Müthiş bir merak içindeydi. Ötekiler ise, aksine, kapı ardına kadar açılır açılmaz, birden duydukları korkunun etkisi ile biraz daha geriye çekilip birbirlerine sokulmuşlardı. Peder Ferapont derin bir acı duyuyor-muş gibi kollarım göğe kaldırarak birden avazı çıktığı kadar:
— Temizlensin şeytanlardan  burası! diye bağırdı ve hemen dört bir tarafa sıra ile dönerek hücrenin dört duvarını ve köselerini haçla kutsamağa başladı.
Peder Ferapont'un bu davranışının ne anlama geldiğini peşinden gelenler hemen anlamışlardı; çünkü pederin nereye gitse, daima öyle yaptığı, bulunduğu. yerden şeytanı böyle kovuncaya kadar bir yere oturmayacağı, hattâ bir tek söz bile söylemiyeceği biliniyordu. Peder Ferapont her haç çıkarışta :
— Defol İblis! Defol İblis! diye tekrarlıyordu. Sonra gene :
— Temizlensin şeytanlardan burası! diye bağırdı. Sırtında kaba bir rahip gömleği vardı.  Beline ip
bağlamıştı. Elde dokunmuş gömleğin altından ağarmış kıllarla kaplı çıplak göğsü görünüyordu. Yalınayaktı. Ama kollarını sallamaya başladığı vakit, rahip örtüsünün altından vücuduna bağlı olan ağır zincirlerin şangırtıları duyuldu. Peder Paisiy, okumayı bıraktı, öne doğru bir adım attı ve peder Ferapont'un karşısına dikilip ne yapacağını beklemeğe koyuldu. Sonunda yüzüne sert bir tavırla bakarak:
— Neden geldin buraya, saygı değer   pederimiz? Neden huzurumuzu bozuyorsun? Neden söz dinleyen, uysal sürümüzü heyecana kaptırıyorsun? diye sordu.
Peder Ferapont «ermiş» lere özgü sözler söyliye-rek:
— Neden mi geldim buraya? Neden soruyorsun bunu? Senin inancın nedir? diye bağırdı. Gelmişsem, ko-
KARAMAZOV KARDEŞLER
nuklarımzı kovmaya, kör olası pis şeytanları kovmaya, gelmişimdir. Bakalım ben yokken çok mu şeytan biriktirdiniz burada? Süpürge ile defedeceğim onları! Peder Paisiy korkusuzca :
— Şeytanı kovuyorsun ama, belki kendin de ona hizmet ediyorsun! diye devam etti. Hem, kim kendisi için: «Ben kutsalım, ben veliyim» diyebilir? Yoksa sen mi söyliyebilirsin bunu, peder?
Peder Ferapont:
— Ben kutsal değilim, ben lekelenmiş bir varlığım! diye gürledi. Ama ben koltuklara kurulmam, bana bir puta tapar gibi tapmalarım istemem! Bugün, insanlar kutsal dinimizi mahvediyorlar!
Kalabalığa doğru döndü, işaret parmağıyla tabutu göstererek, halka :
— İşte sizin bu kutsal ölünüz şeytanları reddediyordu! Şeytanlardan kurtulmak istiyenlere ilâçlar veriyordu. Bu yüzden, şeytanlar da  burada her köşede örümcek gibi üremişler. Onun için kendisi de kokmuş işte, bakın! Bizce bunda Tanrı'nın   büyük bir işareti gizlidir.
Gerçekten de Zosima dedenin sağlığında bir gün öyle bir şey olmuştu. Rahiplerden biri rüyasında da, uyanıkken de şeytanı görmeğe başlamıştı. Bu rahip, müthiş bir korku içinde, başına geleni dedeye açtığı vakit, dede ona hiç durmadan dua etmesini, büyük bir perhiz tutmasını öğütlemisti. Ama bunun hiçbir yardımı olmayınca, bu sefer rahibe perhizi de, duayı da bırakmadan bir ilâç almasını söylemişti. O zamanlar birçokları bunu fırsat bilerek başlarını sallıya sallıya kendi aralarında dedikodu etmişlerdi. En çok da, dedenin bu özel durumda o rahibe verdiği «olağanüstü» öğüdü kötüleyerek; onu hemen yetiştirdikleri peder Ferapont söylenmişti.
Peder Paisiy:                                                      
— Lütfen buradan git, peder! diye  emreder gibi234
KARAMAZOV  KARDEŞLER
konuştu. İnsanları, insanlar değil, Tanrı yargılar! Belki de bu olayda ne senin, ne benim, ne de herhangi bir başka insanın anlıyabileceği bir «işaret» vardır, kırabilir?
Bunu söyledikten sonra ısrarla tekrar etti:
— Lütfen git buradan peder! Sürüyü  baştan çıkarma!
Akılsızca bir inatla hâlâ ısrar eden ve bir türlü sa-kinleşemiyen yobaz hâlâ:
— Kendisine yakışacak şekilde perhiz  yapmıyordu! Onun için işte Tanrı ona öyle bir ders  vermiştir! Bu apaçık bir şey, bunu saklamak günahtır! diye devam ediyordu. Şekerler yiyordu! Hanımlar ona ceple-Tinde  şekerler taşıyorlardı,   çaylar içiyordu,   keyfine boyun eğiyordu, midesini tatlılarla dolduruyordu, zihnine doldurduğu şey ise kibirli düşüncelerden  başka bir şey değildi, bu yüzden de rezil oldu işte...
Peder Paisiy, sesini yükselterek :
— Bunlar ciddî olmıyan sözler, peder! dedi. Senin tuttuğun perhize, dindarlığına hayranım, ama bu sözlerin ciddî değil. Sanki rahip değilmişsin de, dışarıdaki, dengesiz, aklı başında olmayan bir delikanlıymışsın gibi konuşuyorsun.
Peder Paisiy, bunları söyledikten sonra tekrar:
— Lütfen git diyorum, Peder! Sana emrediyorum, git buradan! diye gürledi.
Peder Ferapont:
— Peki gideyim! diye karşılık verdi.
Biraz şaşırmış gibiydi ama gene de öfkesi geçmemişti.
— Siz okumuş insanlarsınız! Çok akıllı olduğunuz için, benim şu düşkün durumumda tabiî kendinizi benden çok üstün görüyorsunuz. Buraya geldiğim  vakit, çok az okuyup yazma biliyordum. Burada ise bildiklerimi de unuttum. Ama beni, benim gibi küçük bir in-
KARAMAZOV  KARDEŞLER
235
sanı sizin o derin bilginizden Tanrı'nın kendisi korumuştur.
Peder Paisiy, başında duruyor, kesin bir tavırla bekliyordu. Peder Ferapont bir süre sustu, sonra birden üzüntüyle sağ avucunu yanağına yapıştırdı, ölen dedenin tabutuna baka baka şarkı söyler gibi:
— Onun başında yarın «Yardımcımız ve Koruyucumuz» ilâhisini, güzel bir ilâhiyi okuyacaklar. Bense öldüğüm vakit, tabutumun başında sadece: «Dünyanın verdiği zevkler gibi» ilâhisini, kısacık, basit bir ilâhiyi okuyacaklar, diye söylendi.
Gözleri dolu dolu olmuştu, sesinden kendi kendine acıdığı belli oluyordu. Birden çıldırmış gibi kolunu sal-
lıyarak :
— Gururlandınız!   Kendinizi göklere   çıkardınız! Burası anlamsız bir yer! diye bağırdı, sonra hızla arkasını döndü, aceleyle kapının önündeki basamaklardan
aşağıya indi.
Aşağıda bekliyen kalabalık da heyecana gelmişti. Bazıları hemen peder Ferapont'un peşinden gittiler, bazıları ise durakladılar. Çünkü hücrenin kapısı hâlâ açıktı, peder Ferapont'un arkasından çıkmış olan peder Paisiy ise hâlâ eşikte duruyor, olup bitenlere bakıyordu. Ama artık kendini kapıp koy vermiş olan ihtiyar, daha yapacağı herşeyi bitirmemişti, yirmi adım kadar uzaklaştıktan sonra, birden batan güneşe doğru döndü, her iki elini göklere doğru kaldırdı, sonra sanki birisi ayağını yerden kesmiş gibi müthiş bir çığlıkla kendini yere attı.
Ellerini güneşe doğru uzatarak ve toprağın üzerinde yüzü koyun yatmış bir halde, avazı çıktığı kadar:
— Zaferi Tanrım kazandı! Isa batan güneşi yendi! diye bağırıyordu.
Birden tıpkı bir çocuk gibi avaz avaz ağlamaya başladı. Hıçkırıklardan bütün vücudu sarsılıyordu. Kollarını da iki yana açmış, yere yapıştırmıştı. O zaman236
KARAMAZOV  KARDEŞLER
KARAMAZOV  KARDEŞLER
237
herkes ona doğru atıldı, çığlıklar, ve onun hıçkırıklarına karşılık veren hıçkırıklar duyuldu... Herkes sanki bir çılgınlığa kapılmıştı. Artık korkusuzca :
-  — işte, asıl kutsal olan odur! İşte   doğru  yolda olan odur! diye bağıranlar oldu.
Bazıları da artık öfkelerini gizlemeden :
— İşte dede diye ona demeli! diyorlardı. Hemen sonra birkaç ses daha duyuldu :
— O «dede» olmaz... Öyle bir şeyi  reddeder... O bu Allanın belâsı yeni modaya uymaz... Onların budalaca davranışlarına uymaz...
tş, o dereceyi buldu ki, bunun nereye varacağını tahmin etmeye bile imkân yoktu. Ama tam bu sırada herkesi ayine çağıran çan sesi duyuldu. Herkes birden haç çıkarmaya başladı. Peder Ferapont da yattığı yerden kalktı ve kendini dış etkilerden korumak için haç çıkara çıkara, arkasına bakmadan, hücresine doğru yürüdü. Hâlâ birşeyler bağırıyordu. Ama, artık söyledikleri arasında hiçbir bağlantı yoktu. Bazıları onun arkasından gidecek oldular, ama sayıları azdı. Asıl çoğunluk bir an önce âyine gitmek için dağılmaya başlamıştı. Peder Paisiy İncil'i okumayı peder İyosif'e bırakarak aşağıya indi.
Yobazların kendilerinden geçmiş gibi bağırıp çağırmaları, Peder Paisiy'in içindeki inancı sarsamazdı, ama yüreğinde birden nedense büyük bir hüzün, bir özlem uyanmıştı. Bunu iyice hissediyordu. Durakladı ve birden kendi kendine: «Neden böyle bir hüzün duyuyorum, neden ruhumda böyle çöküntü yaratan bir üzüntü içindeyim?» diye sordu. Sonra hayretle anladı ki. içinde uyanan bu hüzün, aslında küçük önemsiz bir olaydan ileri geliyordu. Onu üzen şey, biraz önce hücrenin eşiğinde dururken aşağıda, heyecan içinde itişip kakışan kalabalığın içinde. Alyoşa'yı da görmüş .olmasıydı. Onu görür görmez, hemen yüreğinin nasıl sızladı-
ğını hatırladı. Derin bir hayretle: »Yoksa o delikanlı simdi artık, yürekten bağlı olduğum bir varlık mı oldu?-» diye kendi kendine sordu. Tam o sırada, Alyoşa yanımdan geçiyordu. Bir yere gitmek için acele ediyor gibijydi. Ama kiliseye doğru gitmiyordu. Peder Paisiy'le göze: göze geldiler. Alyoşa hemen gözlerini başka yöne çevirdi, sonra da yere indirdi. Peder Paisiy, delikanlının dış (görünüşünden bile o sırada duygularında meydana büyük değişiklği farketmişti. Birden:
— Sen de mi yanlış düşüncelere kapıldın  yoksa? bağırdı.
Sonra üzüntüyle:
— Yoksa sen demi, inancı sağlam olmayanlardan yandasın? diye tekrar sordu.
Alyoşa duraladı, garip, anlamı belirsiz bir bakışla peder Paisiy'e baltı. Sonra, gözlerini hemen gene başka tarafa çevirdi, arkasından da tekrar yere baktı. Delikanlı yan duruyardu, kendisine soru sorana doğru dönmemişti. Peder Paisiy, ona dikkatle bakıyordu:
— Böyle aceleyi; nereye gidiyorsun? Ayine çağırıyorlar, duymuyor musun? diye sordu.
Ama Alyoşa gere karşılık vermedi.
— Yoksa kendili dünyadan uzaklaştırmış olanların' yurdundan gitmek mi istiyorsun? Nasıl olur? Hiç izin almadan mı? Seni kutsalamalarını bile dilemeden mi  gideceksin?
Alyoşa'nın dudağında birden eğri bir gülümseyiş belerdi. Sonra garip, çok garip bir tavırla, kendisine soru sorana, eski öğretmeninin, eskiden hem yüreğine, hem de aklına söz geçiren sevgili dedesinin, ölürken omu emanet ettiği alama baktı. Birden biraz önceki gibi, , hiç karşılık verneden, sanki saygı göstermeyi bile arttık gerekli bulmuyormuş gibi elini salladı ve hızlı hızlı adımlarla «dediler» in yaşadıkları bölümün dış ka-pıssına kadar yürüdü238
KARAMAZOV KARDEŞLER
Peder Paisiy, üzüntüyle karışık derin bir hayretle Arkasından bakarak:
— Ne olursa olsun günün birinde buraya döneceksin, diye fısıldadı.
II
ÖYLE BİR AN
Peder Paisiy o «sevgili evlâdının» manastıra tekrar döneceğini söylerken tabiî yanılmaımıştı. Hattâ belki de (gerçi tam anlamıyla değil, ama gene de oldukça büyük bir doğrulukla) Alyoşa'nın o an nasıl bir ruh hali içinde bulunduğunu, bu ruhî dudumun ne anlama geldiğini anlamıştı, öyleyken, açıkça şunu söylemeliyim ki, şimdi bu kadar sevdiğim ve hikayenin henüz bu kadar genç olan kahramanının yaşantısındaki bu garip, bu belirsiz anın gerçek anlamımı belirtmem gerekseydi, ben bile çok güçlük çekecektim.
Peder Paisiy'in Alyoşa'ya üzüntüyle sorduğu o «Yoksa sen de inancı az olanlardan yana mısın?» sorusuna tabiî Alyoşa'nın yerine kesin olarak karşılık verebilirim. «Hayır o inancı az olanlardan yana değildir» diyebilirim. Hattâ, bu durumda, tam aksi söz konusu olabilirdi: Çünkü Alyoşa'nın bütün şaşkınlığı, aslında çok inanmış olmasından ileri geliyordu. Gerçi inancı gene de sarsılmamıştı. Ama buna rağmen, bir şaşkınlık içindeydi. Bu da ona öyle üzüntü veriyordu ki, Al-yoşa sonradan aradan çok zaman geçtikten sonra bile, o günü, ömrünün en acı ve en uğursuz güllerinden biri saymıştır.
Ama bana doğrudan doğruya: «Yoksa bu üzüntüsü, daha doğrusu böyle bir endişe duyması, dedesinin öldükten hemen sonra, hastaları iyi eden bir etki yapacak yerde, aksine vücudunun vaktinden önce çürü-
KARAMAZOV  KARDEŞLER
239
meye başlamasından mı ileri geliyordu?» diye soracak olsalar, bu soruya «evet, gerçekten öyle oldu» diye karşılık verirdim. Bunda da yanılmamış olurdum. Yalnız okuyucumdan delikanlı kahramanımızın o temiz yüreğiyle alay etmekte acele etmemesini rica ederdim.
Bana gelince, ben, öyle bir duygu içindedir diye Alyoşa'nın yerine özür dilemek, onun saf yüreğinden doğan bu inancı yaşça küçük olması ya da daha önce edindiği bilgilerde pek büyük başarı göstermemiş olması gibi bahaneler ileri sürerek hoş göstermek niyetinde değilim. Aksine, kesinlikle şunu belirtmek isterim ki, Alyoşa böyle temiz yürekli yaratılmış olduğu için, gerçekten ona karşı içten gelen bir saygı duyuyorum.
Şüphesiz insanın yüreğinde yankı uyandırması gereken hayat denemelerini ihtiyatlı karşılayan ve artık ateşli değil de, sadece ılımlı bir sevgi gösterebilen, hattâ belki de artık iyilikle kötülüğü doğru olarak ayırabilen, ama yaşına göre fazlaca ölçülü olan (bu yüzden moral değeri azalan) akıllı uslu bir delikanlı, bizim delikanlının başına gelenlerden kendisini koruyabilirdi. Ama doğru söylemek gerekirse, bazı olaylarda asıl insanın ilk anda içinden gelen duyguya değer vermek gerekir; bence kendini büyük bir sevgiye kaptırmak akıllıca bir şey olarak görünmese bile ona hiç kapılmamaktan daha iyidir.
Hele ilk gençlik yıllannda, bunun daha da çok öyle olması gerekir! Çünkü devamlı olarak aşırı derecede hesaplı davranan bir delikanlı, güvenilir bir varlık olmaz, moral değeri de düşük olur. Benim düşüncem budur! Belki de aklı başında insanlar, benim ileri sürdüğüm bu düşünceye karşılık :
— Ama her delikanlının böyle bir peşin yargıya kendini kaptırması doğru olmaz ki! Sonra sizin o delikanlı başkaları için bir örnek olarak kabul edilemez ki! diye itiraz edebilirler.
O zaman ben gene de onlara şöyle derim:   «Evetr240
KARAMAZOV  KARDEŞLER
benim delikanlı, inancı olan bir delikanlıdır, onun inan. cı kutsal, sarsılmayan bir inançtır, öyleyken, onun namına özür dileyecek değilim!»
Anlıyor musunuz? Gerçi ben daha önce (belki de aşırı derecede acele ederek) açıklamalarda bulunmıya-<:ağımı, özür dilemiyeceğimi ve kahramanımın davra-nışlarını hoş göstermeğe çalışmayacağımı söylemiştim, ama görüyorum ki, hikâyemin bundan sonraki bölümünün anlaşılması için, gene de bazı şeyleri belirtmem gerekiyor. Onun için, şunu söyliyeyim ki, burada asıl üzerinde durulması gereken şey mucize değildir. Alyoşa'nın sabırsızca bekleyişinde bir mucize özleminin ciddilikten yoklun heyecanı yoktu. Bir mucize olmasını inançlarının doğru olduğunu ispatlamak için istemiyordu, (öyle bir şey aklına bile gelmiyordu.) Bunu daha önce kabul ettiği ve bir an önce, başkalarına üstün gelmesini istediği bir idealin gerçekleşmesi için de istemiyordu: hele böyle bir şey hiç söz konusu olamazdı. Burada, herşeyden önce, en ön plânda Alyoşa'nın karşısında yalnız bir yüz, çok sevdiği dedenin yüzü, o güne kadar böyle taparcasına sevip saygı duyduğu o «doğru yolu seçmiş» insanın yüzü vardı.
Daha doğrusu onun o körpe ve tertemiz yüreğinde «herşeye ve herkese karşı» duyduğu tüm sevgi bütün o süre ve özellikle o son yıl içinde sanki zaman zaman tüm olarak, belki de yanlış bir şekilde, yalnız bir tek varlığın, herkesten üstün olan bir tek varlığın üzerinde toplanmıştı; daha doğrusu yüreğinden taşan en şid' •detli duygular o çok sevdiği ve şimdi ölmüş olan dede-sinin kişiliğinde toplanıyordu.
Doğru söylemek gerekirse, o varlık Alyoşa'nın kar şısında o kadar uzun bir süre tartışma kabul etmez bir ideal olarak durmuştu ki, varlığındaki tüm körpe güç lerinin ona doğru yönelmemelerine ve bazı anlarda likanlıya «herkesi ve herşeyi» unutturacak kadar yal nız onun üzerinde toplanmamasına imkân yoktu. Son-
KARAMAZOV  KARDEŞLER                     241
radan kendisi de o acılı gününde bir akşam önce, bu kadar meşgul olduğu ve bu kadar üzüldüğü  ağabeyi Dimitriy'i büsbütün unuttuğunu hatırladı. İlyuşeçka'-nin babasına iki yüz ruble götürmeyi bile aklından çıkarmıştı. Oysa bunu da bir akşam önce yerine getirmek için o kadar büyük bir istek göstermişti ki. Ama gene de, onun muhtaç olduğu şey mucize değildi. O yalnız «üstün bir adaletin» yerine  gelmesini   istiyordu. İnancına göre, o olayla düşündüğü üstün adalet, o kadar acı duyuracak bir şekilde bozulmuş oluyordu ki! •Bu yüzden yüreğinde beklenmedik bir yara açmıştı.


Dostları ilə paylaş:
1   ...   58   59   60   61   62   63   64   65   ...   150


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə