Dünya klasikleri : 13



Yüklə 9.99 Mb.
səhifə86/150
tarix18.06.2018
ölçüsü9.99 Mb.
1   ...   82   83   84   85   86   87   88   89   ...   150
 
189
O elimi sıkınca, birden ayağım ağrımaya başladı. Zaten Ra-kitin daha önce de evimde Piyotr İlyiç'e rastlamıştı. Hem inanır mısınız, hep onu iğneliyor, kızdırıp duruyor, nedense ona söylenip duruyordu. Bir araya geldiler mi, ikisine bakıyor, içimden gülüyordum. İşte birgün, tek başıma oturuyordum. Hayır, doğru söylemek gerekirse yatmak üzereydim! Evet! Birgün tek başıma yatıyordum, işte bu sırada Mihayıl İvanoviç geliyor ve düşünün bir kez, bana kendisinin yazmış olduğu bir şiiri getiriyor, hasta ayağım için yazılmış kısacık bir şiir... Daha doğrusu benim hasta ayağımı şiir halinde anlatmış. Durun, nasıldı?
O ayacık, o ayacık Hasta olmuştu  birazcık...
Öyleydi galiba... Nasıldı?... İşte bakın şiirleri hiç aklımda tutamam! Şurada saklıyorum onu. Herneyse, sonra size gösteririm. Yalnız şunu söyleyeyim ki, çok güzel, çok güzel bir şeydi, hem biliyor musunuz? Yalnız küçük bir ayacıktan söz etmiyordu. Aynı zamanda içinde bir ders vardı, çok güzel bir fikir taşıyordu. Sözün kısası, hâtıra defterim için yazmıştı onu, Eh ben, tabiî teşekkür ettim. Belliydi ki, o da bundan gururlanmıştı. Daha ona henüz teşekkür etmiştim ki, birden içeriye Pîyotr İlyiç girdi. O vakit, Mihayıl İvanoviç'in yüzü birden gece gibi karardı. Piyotr İlyiç'in ona nedense bir engel olarak göründüğünü artık anlıyordum. Çünkü, Mihayıl İvano-'iÇı şiirlerden hemen sonra bir şeyler söylemek istiyordu. Bunu seziyordum. İşte Piyotr İlyiç, tam o sırada içeri girmişti.
Birden Piyotr İlyiç'e şiirleri gösterdim. Yalnız kimin yazdı-Sini söylemedim. Ama kesin olarak inanıyorum ki, evet kesin olarak biliyorum ki, bunu kimin yazdığını hemen anlamıştı. Gerçi kendisi şimdiye kadar bunu açıklamıyor ve bunu o sırada hiç tahmin etmediğini ileri sürüyor ama... biliyorum ki bunu mahsus öyle diyor. Piyotr İlyiç, hemen kahkahalarla «ülmeye ve şiiri eleştirmeye başladı.
~- Berbat bir şiir! Bunu herhalde ilahiyat fakültesi öğ-rencilerinden biri yazmıştır, diyordu.İste
   Hem de  öyle ateşli, öyle ateşli  söylüyordu  ki  bunları! ° zaman dostunuz kahkahalarla gülecek yerde,  birden büsbütün çileden çıktı!... «Aman yarabbi!  Birbirlerini döve-diye düşündüm.190
KARAMAZOV KARDEŞLER
KARAMAZOV KARDEŞLER
191
— Bunu ben yazdım, dedi. Şaka olsun diye yazdım, çünkü şiir yazmayı adilik sayıyorum... Yalnız benim yazdığım şiirler güzel şiirlerdir. Sizin Puşkin'e kadın ayağını şiirde dile ge tirdi diye anıtlar dikmek istiyorlar! Oysa, benim şiirlerimin belirli bir yönü var. Siz ise serf çalıştıran bir adamsınız. Siz nerede, hümanist olmak nerede? Siz şimdiki aydınların sahip oldukları duygulardan hiçbirine  sahip  değilsiniz!   Toplumun gelişmesi sizi hiç etkilememiş! Siz bir memursunuz, üstelik rüşvet alıyorsunuz!  diyordu.
İşte o zaman artık bağırmağa ve kavga etmesinler diye yalvarmaya başladım. Piyotr îlyiç ise, biliyor musunuz? Hiç de korkak değilmiş! Birden en soylu kişilere yakışır bir tavır takındı. Rakitin'e alaylı alaylı bakıyor, dinliyor ve özür diliyordu.
— Bilmiyordum, diyordu. Eğer bilmiş olsaydım bu şiirleri överdim... Zaten şairlerin hepsi işte böyle sinirlidirler.
Yani, sizin anlayacağınız, en nazik tavırları takındığı halde, öyle bir alay ediyordu ki!... Sonradan kendisi de bana, tüm o sözlerinin alay olduğunu söyledi. Ben ise gerçekten ciddî olarak söylediğini sanıyordum. Yalnız, tıpkı sizin karşınızda olduğum gibi, yattığım yerden şöyle düşündüm: «Şimdi, Mi-hayıl İvanoviç'i evimde, misafirime bağırıp çağırdığı için kapı dışarı edersem, acaba nezakete aykırı mı, yoksa yerinde bir şey mi olur?» İşte, inanır mısınız, yattığım yerde gözlerimi kapamış hep bunu düşünüyordum: «Böyle bir şey soylu bir kadına yakışır mı, yakışmaz mı?» Bir türlü de karar veremi-yordum. Kendi kendimi üzüp duruyordum. Kalbim de çarpıyordu. «Bağırayım mı, bağırmayayım mı?» diye kendi kendime soruyordum. İçimdeki seslerden biri «bağır!», öbür» «hayır bağırma» diyordu. Yalnız, işte öbür ses bunu mez, birden bağırdım ve hemen oracıkta bayılıverdim. ardından gürültü patırtı koptu.
Birden kalkıp Mihayıl İvanoviç'e:
— Bunu size bildirmek benim için acı bir şey ama,
sizi evimde kabul etmek istemiyorum, dedim.                    
Öylece kovdum  işte! Ah, Aleksey Fiyodoroviç!  Kötü  bir şey yaptığımı kendim de biliyorum, hep yalan söyledim, as lında ona hiç de kızmamıştım, ama işin doğrusu, birden öyle bir sahne olursa, çok güzel bir şey olacak gibi geldi bana Yalnız inanır mısınız? Bu sahne gerçekten tabiî oldu.
Tabii
art*
mağa bile başlamıştım. Hatta ondan sonra birkaç gün daha hep allayıp durdum. Sonradan birgün, öğleden sonra, birden hepsini aklımdan çıkardım. İşte Rakitin, iki haftadır bize hiç «imiyor. Ben de, «Yoksa hiç mi gelmeyecek?» diye düşünüyorum- Daha dün öyle düşünüyordum. Sonra birgün akşama doğru bu «Dedikodu» gazetesi geldi. Onu okur okumaz bir çığlık attım. Bunu başka kim yazabilir? Muhakkak o yazmıştır! O gün eve dönünce oturmuş yazmıştır! Yazdıktan sonra göndermiş, onlar da yayınlamışlardır. Tüm bunlar olalı iki hafta oldu. Yalnız bu söylediklerim berbat şeyler Alyoşa. Hiç de asıl gerekli şeyleri söyleyemiyorum! Ah, ne yapayım! Sözler ağzımdan kendiliğinden dökülüyor. Alyoşa:
— Benim bugün ağabeyime muhakkak zamanında gitmem gerekiyor! diye mırıldanacak oldu.
— Tam üstüne bastınız, tam üstüne bastınız! Şimdi bana hepsini hatırlattınız. Beni dinleyin, «sabit fikir» nedir?
Alyoşa hayretle:
— Ne sabit fikri? diye sordu.
— Hukukî anlamda «sabit fikir». Bağışlanmanıza yol açan bir sabit fikir. Öyle bir sabit fikir ki, sizi hemen bağışlarlar.
— Ne demek istiyorsunuz efendim, anlayamadım?
— Anlatmak istediğim şey şu: O, Katya yok mu? Ah, o ne sevimli, o ne cici varlıktır! Yalnız, kime âşık olduğunu bir türlü bilemiyorum. Geçenlerde bende idi, ama ağzından hiç-bir lâf alamadım. Kaldı ki, şimdi kendisi benimle konuşurken, herseyi  hafiften  alıyor. Yani sağlığından  filân  söz ediyor. başka hiçbir şey söylemiyor. Üstelik öyle bir tavır da takını-**• Ben de kendi kendime, «eh varsın öyle olsun, ne hali varsa «örsün!» dedim... Ha, o sabit fikri söyleyecektim: İşte o doktor
da geldi, siz doktorun geldiğini biliyor muydunuz? Bilmez da musunuz? Hani deli doktoru var ya, o işte! Canım onu siz getirtiniz ya. Daha doğrusu, siz değil, Katya getirtti! Her-
şeyin altından da hep Katya çıkıyor!
İşte bakın, şöyle oluyor: Adamın biri var, hiç de deli de-liyorBirden aklıma bir sabit fikir takılıyor. Kendini bi-liyor
 ne yaptığının farkında. Öyleyken zihninde bir sabit fikir var Şimdi yeni kanunlar bu «sabit fikir» sorununu or-taya çıkardılar. Yeni kanunların bir iyiliği bu. Doktor bana akşam. hani o altın madenleri var ya, onu sordu. Yani:192
 
«Mitya'nın durumu o zaman nasıldı?» diye soruyordu! «o anda kafasında sabit bir fikir var mıydı, yok muydu?» Gelmiş, bağırıp çağırmaya başlamıştı. «Para, para, bana üç bin verin, üç bin verin!» diye bağırıyordu. Sonra gitti ve durup dururken cinayet işledi. Belki de hep: «Öldürmek istemiyorum, öldürmek istemiyorum!» diye düşünüyordu. Ama birden elinde olmayarak gidip öldürdü. İşte bu yüzden onu bağışlayacaklardır. Tek kendi kendisine karşı koyduğu, öyleyken öldürdüğü için.
Alyoşa biraz sertçe bir tavırla:
— Canım, o öldürmedi ki! diye kadının sözünü kesti. Gittikçe daha çok huzursuzluk ve sabırsızlık duymağa başlamıştı.
— Biliyorum, cinayeti işleyen o ihtiyardır. Grigoriy'dir. Alyoşa:
— Nasıl Grigoriy? diye bağırdı.
— Odur, odur! Grigoriy'dir. Dimitriy Fiyodoroviç ona bir darbe indirmişti ya, işte o zaman adam yattığı yerde bir süre kalmıştır. Sonra da kalkmış kapının açık  olduğunu görmüş, içeriye girmiş ve Piyodor Pavloviç'i öldürmüştür...
— İyi ama neden? Neden?...
— Kafasına bir «sabit fikir» geldiği için, Dimitriy Fiyodoroviç, kafasına bir darbe indirmiş. O da ayılınca bu «sabit fikirce kapılmış, gidip adamı öldürmüş. Kendisinin öldürmediğini söylemesine bakmayın, belki de hatırlamıyor bile. Yalnız bakın:  Katilin Dimitriy Fiyodoroviç olması çok daha iyi olur. Hem de herhalde öyledir. Siz bu işi Grigoriy'in yaptığını söylediğime bakmayın. Bunu herhalde   Dimitriy Fiyodoroviç yapmıştır. Böylesi çok daha iyi! Hay Allah! Yani «oğulun babayı öldürmesi iyidir» diye söylemedim bunu. Bu işi övüyor değilim! Aksine çocuklar ana babayı saymalıdırlar. Ama gene de katilin Dimitriy olması daha  iyi, çünkü o zaman ağlamanız gereksiz. Çünkü o kendini bilmeyerek,  daha doğrusu herşeyi bilerek, ama içinde olup bitenleri anlayamıyarak işlemiştir bu cinayeti!
Evet, bağışlasınlar onu! Onu bağışlamaları o kadar in" sanca bir şey qlur ki! Hem böylece herkes yeni kanunların iyiliklerini görür. Ben ise bunun öyle olduğunu bilmiyorduni-Oysa diyorlar ki, bu eskiden beri böyleymiş. Ben bunu dün öğrenince, o kadar şaşırdım ki. Bu yüzden sizi çağırmaları için
 
193
birini göndermek istedim. Hem eğer, onu bağışlarlarsa, mahkemeden sonra onu doğru buraya, yemek yemeğe getireceksiniz. Ahbaplarımı çağırırım. Yeni kanunların şerefine içeriz. Bunun tehlikeli birsey olacağını sanmıyorum. Hem zaten bir çok misafirler davet edeceğim. Bu bakımdan, eğer herhangi bir şey olursa, onu heran dışarı çıkarabilirler. Sonradan kendisi herhangi bir kentte bir sulh yargıcı ya da, bir başka şey olabilir. Çünkü, felâket geçirmiş insanlar herkesten daha iyi yargı verebilirler.
Hem zaten şimdi kimin bir sabit fikri yoktur ki? Herkesin bir sabit fikri vardır. Kaç örneği görülmüştür: Adara oturuyor, şarkı söylüyor, sonra birden hoşuna gitmeyen bir şey örüyor, tabancasını kaptığı gibi önüne geleni vuruyor. Sonra da onu bağışlıyorlar. Bunu kısa bir süre önce bir yerde okumuştum. Doktorlar da onaylamışlar bunu. Zaten doktorlar şimdi hep onaylıyorlar, hep bir şeyleri onaylıyorlar. Hem bun-da ne var ki? Benim Liza'nın zihninde bile bir sabit fikir var. Daha dün akşam onun yüzünden ağladım. Üç gün önce de gözyaşı döktüm, onun yüzünden. Ama bugün anladım, zihninde düpedüz bir sabit fikir var. Ah, Liza, beni o kadar üzüyor ki! Bence tam anlamıyla aklını kaçırmış. Neden durup dururken sizi çağırdı? O mu sizi çağırdı, yoksa siz kendiliğinizden mi ona geldiniz?
Alyoşa  kesin  bir  tavırla kalkacak oldu.
— Evet, beni çağırmıştı. Zaten şimdi onun yanına gideceğim, dedi.
Bayan Hohlakova birden ağlamaya başlayarak:
— Ah, sevgili, biricik Aleksey Fiyodoroviç! Bu .işte belki de en önemli olan başka bir nokta  daha var!  diye bağırdı. Tanrı bilir ya, gerçekten size güvenerek  Liza'nın sizinle kokuşmasına izin veriyorum!  Onun annesinden gizli olarak sizi Yırtmış olması hiç önemli değil. Ama ağabeyiniz, özür dile-rim İvan Fiyodoroviç'e  güvenemem!  Kızımın  onunla  arka-daşlık etmesine öyle rahatça göz yumamam. Gerçi onu hâlâ Şövalye ruhu  taşıyan  bir  genç  adam  olarak  kabul  ediyo-rum, ama... Düşünün bir  kez,  durup dururken  Liza'ya  da Aramış. Oysa benim bundan hiç haberim yoktu!
Alyoşa derin bir hayretle:
— Nasıl? Ne dediniz? Ne zaman? diye sordu.194
KARAMAZOV KARDEŞLER
KARAMAZOV KARDEŞLER
195
Artık oturmuyor ve Bayan Hohlakova'yı ayakta dinliyor du.
— Size anlatacağım. Galiba zaten sizi bunun için çağır. dım. Hoş, artık sizi niçin çağırdığımı bile kesin olarak bile-miyorum ya! Bakın şöyle oldu: İvan Fiyodoroviç, Moskova'dan dönüşünden bu yana iki kez beni ziyaret etti. Birincisinde sadece bir ahbap olarak görüşmek için gelmişti. İkinci kez ise, bundan kısa bir süre önce geldi. O gün Katya bendeydi, o da Katya'nın bizde olduğunu öğrenmiş, onun için gelmişti. Tabiî onun bizi böyle sık sık ziyaret etmesini beklemiyordum. Çünkü, vous comprenez, cette affaire et la mort terrible de votre para(*), bundan ötürü, zaten işinin başından aşkın olduğunu  biliyorum. Yalnız birden öğreniyorum  ki,  bize yine uğramış, hem de bana hiç uğramadan   doğrudan doğruya Li-za"yı ziyaret etmiş. Bu iş, beş altı gün önce olmuş. İvan Fiyodoroviç gelmiş, beş dakika oturmuş ve çıkıp gitmiş. Bunu tam üç  gün sonra Glafira'dan öğrendim.  Ziyaret bu yüzden birden dikkatimi çekti. Hemen Liza'yı çağırdım. Ama o bana güldü:  «İvan  Fiyodoroviç uyuduğunuzu  sanıyordu,  bana da sizin sağlık durumunuzu öğrenmek için uğramıştı.» dedi.
Gerçekten de öyle olmuş. Yalnız Liza, aman Allahım Liza, beni ne kadar üzüyor! Bakın bir gece, birden (bu, siz bize son olarak gelip gittikten dört gün sonra olmuştu) kriz geçirdi. Çığlıklar, tiz sesler, sizin anlayacağınız, tam bir isteri krizi! Bende neden hiçbir zaman öyle isteri krizi olmuyor? Ertesi günü bir kriz daha, sonra da üçüncü günü ve dün akşam, evet dün akşam kendini bir sabit fikre kaptırdı. Bana birden durup dururken:
— Ben İvan Fiyodoroviç'den nefret ediyorum ve bundan böyle onu evimize kabul etmemenizi istiyorum!  diye bağırdı.
Bu beklenmedik istek karşısında ne yapacağımı şaşırdım-Böyle değerli ve bu kadar bilgisi olan, ayrıca böyle bir fe lâket geçirmiş (çünkü tüm bu hikâyeler ne de olsa mutsuzluktur, mutluluk sayılmaz değil mi?) bir gence durup dururken evimin kapısını ne diye kapayayım?
Liza, birden bu sözlerime kahkahalarla gülmeğe başla, • hem de hakareti! bir tavırla! Eh ben de sevindim: «Onu güldurdum ya, artık krizleri geçer» diye düşündüm. Hem za
(*) Anlıyor musunuz, bu iş ve babanızın feci ölümü.
ben de iznim olmadan yaptığı o garip ziyaretler yüzünden, jvan Fiyodoroviç'ten bir açıklama yapmasını isteyerek, bize artık gelmemesini söylemek istiyordum.
Ama bugün birden işitiyorum ki, Liza uyandığı vakit Yul-ya'ya kızmış ve düşünün bir kez, kadının yüzüne bir tokat atmış. Bu vahşice bir şey! Ben kendi hizmetçi kızlarıma «siz» diyorum. Hem Liza, bir saat kadar sonra birden Yuiya'ya sarılıyor, ayaklarını öpüyor. Bana da birini gönderip bundan böyle bana artık hiç gelmiyeceğini, hiçbir zaman benimle görüşmek istemediğini bildiriyor. Ama ben, ayağımı sürüye sürüye ona gittiğim vakit üzerime atıldı, yüzümü gözümü öpmeye, ağlaya ağlaya öpmeye başladı. Sonra da aynı şekilde, hiçbir şey söylemeden beni odasından dışarı çıkardı. Böylece ben de hiçbir şey öğrenemedim. Şimdi sevgili Aleksey Fiyodoroviç, bütün umutlarım sizde. Tabiî, çünkü kaderim sizin elinizde! Sizden açıkça rica ediyorum, Liza'ya gidip herşeyi öğrenin. Ancak siz başarabilirsiniz bunu, sonra da gelip bir ana olarak bana herşeyi anlatın. Çünkü anlıyor musunuz? Eğer bu iş böyle sürüp giderse, Öleceğim! Ya düpedüz öleceğim, ya da evden kaçıp gideceğim. Artık dayanamam! Benim de bir sabrım var. Ama bu sabır tükenebilir. O zaman... İşte o zaman felâketler olacak!
Bayan Hohlakova, o sırada içeriye giren Pivotr İlyiç Per-hotin'i görünce tüm yüzü ışık saçarak:
— Ah, çok şükür sonunda geldiniz, Piyotr İıyiç! diye bağırdı. Geç kaldınız, geç kaldınız! Eh söyleyin ne oldu? Oturun, söyleyin  bakalım,  kaderi  bağlayacak son sözü  söyleyin!  Ne
'yor o avukat? Aleksey Fiyodoroviç, nereye gidiyorsunuz?
— Ben Liza'ya gidiyorum.
Ha, evet! Öyleyse unutmayın! Sizden rica ettiğim şeyi
unutmayın olmaz mı?  Bu   bir hayat  memat meselesi!  Bir kader sorunu!
Ama Alyoşa elinden geldiği kadar çabuk, oradan çıkmaya ça-
lışarak Tabiî unutmam, eğer elimden gelirse... Ama o kadar geçiktim ki.
Bayan Hohlakova peşinden:
«hayır, sonradan muhakkak, muhakkak uğrayın bana! elimden gelirse» demeyin, yoksa  ölürüm!  diye  bağırdı. Alyoşa artık odadan çıkmıştı.196                                         KARAMAZOV  KARDEŞLER
III
KÜÇÜK BİR ŞEYTAN
Alyoşa. Liza'nın odasına girince, genç kızı daha yürüye-mediği zamanlarda, onu gezdirdikleri tekerlekli koltuğun üzerinde, yan yatmış bir durumda gördü. Liza, onu karşılamak için yerinden bile kımıldamadı. Ama keskin, içini okumak isteyen bakışı Alyoşa'ya saplandı. Bu bakı; biraz hasta olan bir insanın bakışını andırıyordu. Genç kızın yüzü de solcun ve sarımtırak bir renkteydi. Alyoşa üç gün içinde ne kadar değişmiş olduğuna hatla ne kadar zayıfladığına şaştı kaldı. Genç kız elini ona uzatmamıstı. Alyoşa kendiliğinden onun elbisesi üzerinde hareketsiz duran incecik, uzun parmaklarını öptü. sonra hiç konuşmadan karsısına oturdu.
Liza sert bir tavırla:
—  Biliyorum,  cezaevine  gitmek  için  acele  ediyorsunuz, dedi. Öyleyken annem sizi iki saat yanında tuttu. Hemen de beni ve Yulya'yı anlatmıştır!
Alyoşa:
—  Nereden  bildiniz?  diye sordu.
— Kapıdan  dinledim!  Neden öyle  dik dik bakıyorsunuz? Kapıdan dinlemek istedim, dinledim işte. Bunda kötü bir şey yok ki. Bağışlanmam  için de yalvarmıyorum.
—  Bir şeye mi sıkıldınız?
—  Tersine, çok sevinçliyim.  Yalnız  simdi gene otuzuncu kezdir kendi kendime eşiniz olmayı reddetmekle ne kadar iyi ettiğimi düşünüyordum. Siz koca olacak adam değilsiniz!  Diyelim ki sizinle evlendim, sonra birden sizden  daha çok seveceğim birine götürmeniz için elinize bir mektup verdim, öyle bir şey olsa siz onu alır ve muhakkak o adama götürürsünüz, üstelik onun karşılığım da alıp bana getirirsiniz. Kırk yaşına da bassanız,  gene  böyle benim  mektuplarımı  getirip  götürmeye devam edersiniz...
Birden kahkahalarla gülmeye başladı. Alyoşa, gülümseyerek:
— Sizin içinizde, öfkeli ama, aynı zamanda içten gelen bir şey var, dedi.
— İçten olması sundan ileri geliyor: Sizden utanmıyorum da ondan. Sizden utanmak şöyle dursun, utanmak isteğini de
KARAMAZOV KARDEŞLER
197
duymuyorum. Asıl sizin karşınızda, asıl sizden utanmak istemiyorum. Alyoşa, size karşı neden saygı duymuyorum? Sizi çok seviyorum oysa! Eğer saygı duysaydım, hiç utanmadan öyle konuşmazdım değil mi?
— Evet.
—  Peki, sizden utanmadığıma inanıyor musunuz?
— Hayır,  inanmıyorum.
Liza, gene sinirli sinirli güldü. Acele ile hızlı hızlı konuşuyordu :
— Ağabeyiniz Dimitriy Fiyodorovic'e, cezaevine şeker gönderdim. Alyoçâ, ne kadar yakışıklı olduğunuzu biliyor musunuz?  Sizi çok seveceğim, çünkü,  sizi çabucak sevmeme  izin. verdiniz!
—  Siz beni bugün buraya neden çağırdınız, Liza?
— Size bir isteğimi bildirmek arzusunu duyuyordum. Birinin benimle evlenmesini, sonra işkence etmesini, aldatmasını, beni bırakıp buradan başka yere gitmesini    istiyorum. Mutlu olmak istemiyorum!
—  Demek karışıklığı sevmeğe başladınız öyle mi?
— Ah, karışıklık istemiyorum. İçimde hep bir evi ateşe vermek  isteğini  duyuyorum. Hayalimde canlandırıyorum  bunu: Eve nasıl yaklaşacağımı, onu yavaşça nasıl   yakacağımı düşünüyorum, ama muhakkak yavaşçacık, yavaşçacık, olmalı. İtfaiyeciler  söndürmeye çalışsınlar ama  ev  gene de inadına çatır  çatır yansın!... Ben ise kimin yaktığını bileyim, ama susayım. Ah, saçmalık! Ne kadar can sıkıcı şeyler bunlar!
Tiksinerek elini salladı. Alyoşa yavaşça:
— Desenize, zengin yaşıyorsunuz?
— Fakir olmak, daha mı iyi?
— Daha iyi ya.
— Bunu size ölen o rahip söylemiştir. Ama doğru bir şey degil ki! Ben zengin olayım, varsın ötekiler fakir olsun! Ben şeker, kaymak yiyeceğim, kimselere de bir şeycik vermeyece-ğim Ah, söylemeyin, hiçbir şey söylemeyin. (Bunu küçük elini sallayarak söylemişti, oysa Alyoşa ağzını bile açmamıştı.) Siz zaten daha önceden de tüm bunları söylediniz, artık herşeyi ezbere biliyorum. Hep  can  sıkıcı şeyler.  Eğer  fakir olursam, birini öldürürüm. Zengin olursam da gene belki birini öldü-receğim. Ne diye oturayım sanki? Oysa ben, biliyor musunuz,
harman dövmek  istiyorum!  Evet, harman  dövmek!193
KARAMAZOV KARDEŞLER
Sizinle evleneceğim, siz de köylü olacaksınız, evet gerçekten bir köylü. Bir tayımız olsun. İster misiniz? Siz Kalganov'u tanıyor musunuz?
— Tanıyorum.                   •
—  Kalganov hep dolaşıyor ve hayal kuruyor. Diyor ki: «.Gerçek hayatı yaşamak neye gerek? Hayal kurmak daha iyi İnsan hayalinden  en neşeli şeyleri geçirebilir. Oysa yaşamak can sıkıcı bir şey!» Ama kendisi yakında evlenecek. Öyleyken bana âşık olduğunu söyledi. Siz topaç çevirmesini biliyor musunuz?
— Biliyorum.
— İşte Kalganov tıpkı bir topaç gibi: İnsan onu döndürmek, sonra da kırbaçla  bir  temiz  dövmek  istiyor,  öyle  bir dövmeli  ki,  onu!  Kalganov'ia  evlenirsem,  ömrümün  sonuna dek fırıl tırıl döndüreceğim onu!  Benimle oturmaktan utanç duyuyor musunuz?
— Hayır.
—  Kutsal  şeylerden  söz etmiyorum diye  herhalde  bana müthiş  kızıyorsunuz.  Ben  kutsal  olmak  istemiyorum.  Öbür dünyada en büyük günah için ne yaparlar insana? Siz bunu kesin  olarak biliyorsunuz herhalde...
Alyoşa  ona  dik dik bakarak:
—  Vereceği  cezayı ancak Tanrı bilir,  dedi.
—  Ben de öyle olmasını istiyorum  iste!  Ortaya  çıkmak isterdim,  beni  yargılasınlar. Sonra  da  ben  birden  herkesin gözünün içine bakarak kahkahalarla güleyim. İçimden bir evi yakmak geliyor. Alyoşa!  Bizim evi  yakmak  istiyorum.   Bana inanmıyor  musunuz?
— Neden inanmayayım? On iki yaşında bile herhangi bir şeyi yakmak için büyük bir istek duyan çocuklar vardır. Yakarlar da. Bu hastalık gibi bir şeydir.
— Yalan, yalan, yalan! Çocuklar da olsa, beni ilgilendirmez. Ben bunu söylemek istemiyordum.
— Siz, kötülüğü iyilik olarak kabul ediyorsunuz; bu geçici bir krizdir. Belki de bu eskiden geçirdiğiniz hastalıktan ileri geliyor.
— Ama siz gene de benden nefret ediyorsunuz! Ben düpedüz iyilik yapmak istemiyorum. Kötülük etmek   istiyorum-Bu hastalık filân değil.
— Neden kötülük etmeli sanki?
KARAMAZOV KARDEŞLER
199
— Hiç bir yerde, hiç bir şey kalmasın diye! Ah, dünyada hiç bir şey kalmasaydı ne kadar iyi olurdu1 Biliyor musunuz? Bazen  içimde  müthiş kötülükler,  pek çok kötülükler  etmek isteğini duyuyorum. Gizli gizli uzun bir süre kötülük edeyim sonra  günün birinde herkes bunları öğreniversin! O zaman herkes  etrafımı saracak ve  beni parmağı ile  işaret edecek. Ben de herkese bakacağım. Çok hoş bir  şey olacak. Neden zevkli bir şey olacak, biliyor musunuz Alyoşa?
— Ne bileyim, öyle işte. Herhalde iyi bir şeyi yok etmek ya da demin söylediğiniz gibi bir şeyi ateşe vermek ihtiyacını duyuyorsunuz. Bu da olağan bir şeydir.
— Siz benim  söylediğime    bakmayın,  bunları gerçekten de yaparım.
— İnanıyorum.
— Ah,  «inanıyorum» dediğiniz  için sizi o  kadar seviyorum ki. Hem siz hiç bir zaman, hiç bir zaman yalan söylemezsiniz. Oysa belki de bütün bunları size mahsus, sizi kızdırmak için söylediğimi  düşünüyorsunuz,  öyle  değil mi?
— Hayır,  öyle  olduğunu  sanmıyorum...   Gerçi  belki bu ihtiyacı  da biraz duyuyorsunuz,  ama...
— Gerçekten duyuyorum. Size hiç bir zaman yalan söylemem.
Liza, bunu gözlerinde garip bir parıltıyla söylemişti. Al-yoşa'yı en çok şaşırtan şey, ciddîliğiydi. Şimdi yüzünde bir Parçacık olsun şaka ya da neşe sezilmiyordu. Bununla birlikte, eskiden en «ciddî» dakikalarında bile neşeli, şakacılığı yok olmuyordu. Alyoşa düşünceli bir tavırla:
— Öyle  anlar  olur  ki,  insanlar  cinayetten  hoşlanırlar dedi.
— Evet, evet! Tam zihninden geçen düşünceyi söylediniz. herkes, her zaman hoşlanır bundan. Yalnız «bazı dakikalarda» değil. Biliyor musunuz herşey, sanki herkes  günün birinde yalan söylemeğe sözleşmiş de, ondan sonra bugüne dek hep  yalan  söylemiş  gibi  oluyor.  Herkes  kötülükten  nefret ettiğini söylüyor.  Oysa  için  için kötülükten  hoşlanıyor.
— Peki, siz eskiden olduğu gibi kötü kitaplar okuyor musunuz?
—Okuyorum ya! Annem okuyor, okuduktan sonra da on-ları yastığının altına saklıyor. Ben de onları oradan çalı-
200
KARAMAZOV KARDEŞLER
— Kendi  kendinizi  mahvetmekten utanmıyor  musunuz?
— Kendimi  mahvetmek  istiyorum ben!  Burada  bir  ço, cuk var, demiryolunun ortasına yatmış, üzerinden de vagonlar geçmiş. Ne mutlu ona! Dinleyin, şimdi ağabeyinizi muhakeme ediyorlar, babanızı öldürdü diye. Oysa herkes babasını öldürdü diye zevk duyuyor.
Alyoşa yavaşça:
— Herkesden  söz  ederken  söylediğiniz o  sözlerde  biraz gerçek payı var.
Liza, sevinçle:
— Ah, bakın zihninizden ne düşünceler geçiyor!  diye bağırdı. Hem de sizin gibi rahip olan birinin aklından! Hiç bir zaman yalan söylemediğiniz için, size karşı ne kadarv saygı duyuyorum,  bilemezsiniz. Alyoşa. Ah, size bir rüyamı anlatacağım: Bazen rüyamda şeytanlar görürüm. Güya gece, odamda bir mum yanıyor, ben yatıyorum; etrafta birden şeytanlar beliriyor. Ama her  kösede,  masanın  altında  bile...  Hem de kapıyı açıp kalabalık olarak kapının arkasında da duruyorlar. Hep de içeri girip beni yakalamak istiyorlar. Artık yanıma yaklaşıyorlar,  neredeyse,  o  zaman hepsi  birden  geri  çekiliyorlar. Korku  içinde  kalıyorlar.  Ama  büsbütün  gitmiyorlar. Hep  kapıda  köşelerde kalıp  bekliyorlar. Birden  içimde yüksek sesle Tanrrya küfretmek için büyük bir istek uyanıyor. O zaman küfretmeye başlıyorum. Onlar da birden hep birlikte  üzerime  geliyorlar.  Öyle  seviniyorlar  ki.  Artık  neredeyse beni yakalayacaklar, o zaman birden haç çıkarıyorum. Bunun üzerine hepsi, birden, gene geriye gidiyorlar. Öyle eğlenceli bir şey ki! Heyecandan nefesim tıkanıyor.


Dostları ilə paylaş:
1   ...   82   83   84   85   86   87   88   89   ...   150


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə