Dünya klasikleri : 13



Yüklə 9.99 Mb.
səhifə92/150
tarix18.06.2018
ölçüsü9.99 Mb.
1   ...   88   89   90   91   92   93   94   95   ...   150
Çılgın bir korku içinde Smerdyakov'a bakıyordu. Öbürü ise, İvan'ın korkusundan hiç de çekinmeyerek hâlâ çorabının içini karıştırıyor, parmakları ile bir şey yakalayıp çekmek istiyormuş gibi davranıyordu. Sonunda, bir şey yakaladı ve çek-başladı. İvan Fiyodoroviç bunun birtakım kâğıtlar ya da deste kâğıt olduğunu farketti. Smerdyakov onu çekip çıka-masanın üzerine koydu. Alçak sesle:
— Buyurun, efendin! dedi. İvan titreyerek:
— Nedir o? diye sordu.
Smerdyakov, yine aynı şekilde alçak sesle:
— Buyurun, bir göz atın efendim, dedi.
İvan, masaya doğru bir adım attı. Kâğıt destesini tutup a-çacakmış gibi bir hareket yaptı, sonra birden sanki parmakları iğrenç, korkunç bir yaratığa değmiş gibi elini çekti...
Smerdyakov:
— Parmaklarınız hep titriyor efendim,  ıspazmoza  tutulmuş gibi titriyorsunuz, dedi ve acele etmeden kendisi paketin dışındaki kâğıdı açtı. Kağıdın altında hepsi yüzlük olan, renk renk üç deste para vardı.
Smerdyakov paralan başı ile işaret etti: — Hepsi burada efandim, tam üç bin, isterseniz saymayabilirsiniz. Buyrun alın ;fendim.
İvan iskemlenin üzerine çöktü. Mum gibi sapsarı olmuştu. Garip bir tavırla gülümseyerek:
— Beni  korkuttun...  çorabınla!  diye  mırıldandı. Smerdyakov  tekrar sordu:
— Gerçekten, gerçekten  şimdiyedek bilmiyor  muydunuz?
— Hayır biliniyordun. Ben hep Dimitriy'dir diye düşünüyordum. Ağabeyim!  Ağıbeyim! Ah!...
Birden basını iki el araşma almıştı:
— Dinle, cnu tek başına mı öldürdün? Ağabeyimin yardımı olmadan mı? Yoksa ağabeyim ile birlikte mi?
— Ben bu işi yalnız sizinle yaptım efendim. Sizinle birlikte  öldürdüm. Dimitri Fiyodoroviç'in ise  bu işte hiç suçu yok efendim.
— Peki, peki... Benlen sonra söz ederiz. Ne diye hep titriyorum sanki. Bir tek söz söyleyemiyorum.
Smerdyakov, şaşkınlık içinde:
— O zaman korkusuzdunuz efendim. «Her şey hoş görülebilir» diyordunuz, Şimd ise bakın ne kadar korktunuz! diye mırıldandı. Limonata işemez misiniz? Şimdi emrederim getirirler efendim. İnsana ok serinlik verir. Yalnız, şunları önce örtelim efendim.
Desteleri tekrar baş ile işaret etti. Limonata yapıp getir sin diye, Mariya KodraVevna'ya seslenmek için yerinden kalkıp, kapıya doğru yürüyecek oldu, ama daha önce kadın Pa
KARAMAZOV  KARDEŞLER
261
raları görmesin diye, onları birşeyle örtmek için önce mendilini çıkardı. Mendilin çok kirli olduğunu görünce, o zaman masanın üzerinden İvan'ın oraya girerken gözüne çarpan kalın san kitabı aldı, onunla paralan bastırdı. Kitabın adı, «Kutsal pederimiz İshak Sirin'in Sözleri» idi. İvan Fiyodoroviç, farkında olmadan adını okumaya fırsat bulmuştu.
__ limonata istemem, dedi. Benimle sonra ilgilenirsin. Otur, şeyle bakalım: Bu işi nasıl yaptın? Her şeyi söyle...
__giç değilse paltonuzu çıkarsaydınız efendim, yoksa ter
içinde Kalacaksınız...
İvan Fiyodoroviç sanki ancak şimdi farkına varmış gibi paltosunu üstünden sıyınrcasına çıkarıp, onu iskemleden kalkmadan bankın üzerine fırlattı.
__Söyle rica ederim söyle!
Birden artık konuşamayacakmış gibi oldu. Smercyakov'un şimdi herşeyi anlatacağına güvenerek bekliyordu. Smerdyakov içini çekti:
— T ani, bu iş nasıl oldu, onu mu öğrenmek istiyorsunuz efendim? Çok tabii bir şekilde olup bitti efendim. Sizin o zaman söylediğiniz sözler...
İvan yine sözünü kesti:
— Benîm söylediklerimi sonra anlatırsın! dedi.
Ama eskisi gibi bağırmıyordu, sözleri artık büsbütün kendini toplamış gibi kesin olarak söylüyordu.
— gen yalnız bu işi nasıl yaptığını ayrıntılı olarak anlat, yeter... Herşeyi sırasıyla anlatacaksın. Hiçbir şeyi unutmayacaksın. Asıl önemlisi ayrıntıları ihmal etmeyeceksin, evet ayrıntıları. Haydi bekliyorum.
— giz gitmiştiniz. Ben de o zaman bodruma düşmüştüm efendim...
— Gerçekten sara krizi mi geçirdin? Yoksa numara mı yaptın?
— Tabiî numara yaptım efendim. Her şeyi mahsus yap-toöi. Merdivenden yavaşça, sakin sakin indim efendim. Taa aşağıya kadar indim. Sakin sakin yere yattım. Yata- yatmaz da avazım çıktığı kadar bağırmaya başladım. Çırpınıp  durdum. Taaa beni oradan alıp dışarı çıkardıkları ana kadar...
__ Dur! Ondan  sonraki süre  içinde  hastanede de  hep
rol mü yaptın?...
— Hayır efendim. Ertesi günü, sabahleyin, daha beni has-KARAMAZOV KARDEŞLER
taneye kaldırmamışlardı, işte o sırada, gerçekten bir kriz geçirdim, hem de öyle şiddetli bir krizdi ki, böylesini yıllardır geçirmemiştim. Tam iki gün, hiç kendimi bilemedim.
— Peki, peki. Devam et!...
— İşte beni o yatağın üzerine koymuşlardı. Ben zaten bölmenin öbür tarafındaki karyolaya yatıracaklarını biliyordum. Çünkü, Marfa İgnatyevna, hastalandığım vakit, her seferinde geceyi geçirmem için beni kendi evlerinde, o bölmenin öbür tarafına yatırırdı, efendim. Zaten, bana karşı öteden beri daima büyük bir şefkat göstermişlerdir efendim. Gece hep inledim,  ama  yavaşça. Hep Dimitriy Fiyodoroviç'i  bekliyordum.
— Nasıl bekliyordun? Sana gelsin diye mi?
— Bana ne diye gelsin? Eve girmesini bekliyordum. Çünkü, tam o gece geleceklerinden hiç şüphe etmiyordum. Benim yardımımdan yoksun kalınca ve hiçbir haber alamayınca, muhakkak duvarın üzerinden tırmanarak eve girmek zorunda kalacaklardı efendim. Bunu yapabiliyorlardı. İçeri girmelerini ve ne yapacaklarsa onu yapmalarını bekliyordum.
— Peki ya gelmeseydi?
— O zaman hiç  bir şey olmayacaktı efendim.  Dimitriy Fiyodoroviç olmadan, bu işe cesaret edemezdim.
— Peki, peki... Daha açık söyle, acele etme. En önemlisi... hiç bir şeyi ihmal etme!
— Dimitriy Fiyodoroviç'in Fiyodor Pavloviç'i öldürmelerini bekliyordum efendim... Muhakkak bunu yapacaklarını düşünüyordum. Çünkü, artık kendilerini bu işe hazırlamıştım... Son günlerde efendim...  En önemlisi de o işaretler...  onları artık öğrenmişlerdi. Kendilerinde o evham, o son günlerde içlerinde biriken kin varken, muhakkak bu işaretlerden yararlanarak evin içine gireceklerdi efendim. Burası muhakkaktı. Ben de böyle olmasını bekliyordum.
İvan sözünü kesti:
— Dur! Eğer Mitya babamı öldürseydi, paraları da alıp götürecekti. Öyle düşünmen gerekirdi, değil mi? O zaman sana ne kalırdı? Pek anlayamıyorum.
— İyi ama, paraları hiç bir zaman bulamayacaklardı ki, efendim. Onların yatağın  altında  olduğunu ben  kendilerine haber vermiştim. Ama bu doğru değildi efendim. Paralar daha önce bir kutuda idi. Sonra ben dünyada benden başka kimseye güvenmeyen Fiyodor Pavloviç'e içinde paralar olan
 
263
ti köşeye, tasvirlerin arkasına götürüp saklamasını söyledim; çünkü paraların orada olduğunu hiç kimse tahmin edemezdi. Hele acele ile içeri giren onları hiç bulamazdı. İşte bu paket, beyefendinin odasında, köşede, tasvirlerin arkasında öylece duruyordu efendim. Onları yatağın altında bulundurmak ise, büsbütün gülünç bir şey olacaktı. Kutuda iken hiç değilse kilit altında idiler. Burada ise herkes paraların yatağın altında olduğuna inandı. Aptalca bir düşünce efendim. İste, eğer Dimitriy Fiyodoroviç, bu cinayeti işleselerdi, bir şey bulamayınca ya bütün katillerin yaptıkları gibi, her hışırtıdan korkarak acele ile oradan kaçacaklardı ya da tevkif edileceklerdi efendim. O zaman ben istediğim vakit, ister ertesi günü, ister hemen o gece gidip tasvirlerin arkasından paralan alıp götürebilirdim. Nasıl olsa herşey Dimitriy Fiyodoroviç'in sırtına yüklenecekti. Buna her zaman güvenim vardı.
— Peki, ya babamı öldürmeyip sadece dövecek olsaydı?
— Öldürmeyecek olursa  o zaman tabiî paralan  almaya cesaret edemezdim. Herşey de olduğu gibi kalacaktı. Ama, bir başka hesap daha vardı işin içinde: Eğer Dimitriy Fiyodoroviç, babanızı bayıltacak kadar döverse, ben de o parayı almak fırsatını bulabilirsem, sonradan Fiyodor Pavloviç'e bu paraları, kendilerini dövdükten sonra Dimitriy Fiyodoroviç'den başkasının almış olamayacağını bildirebilirdim...
— Dur!... Şaşırıyorum. Demek yine de Dimitriy öldürdü. Sen ise yalnız paraları aldın, öyle mi?
— Hayır, Dimitriy Fiyodoroviç öldürmediler efendim. Ne olacak yani? Şu anda da katilin beyefendi olduğunu söyleyebilirdim... Ama şimdi karşınızda yalan söylemek istemiyorum, çünkü... çünkü eğer gerçekten şimdi gördüğüm gibi şu ana kadar hiçbir şey anlamadınızsa ve göz göre göre suçlu olduğunuz halde, kendi suçunuzu gözümün içine baka baka, benim sırtıma yüklemek için karşımda rol yapmadınızsa, yine de her-Şeyden siz suçlusunuz!  Çünkü, cinayet işleneceğini biliyordunuz ve öldürme işini bana bıraktınız efendim. Kendiniz ise, her şeyi bile bile gittiniz. İşte bu yüzden, bu akşam gözlerinizin içine baka baka size ispat etmek istiyorum ki, bütün bunlardan suçlu olan bir kişi, bir katil varsa, o da sizsiniz!... Ba-fia gelince, gerçi cinayeti ben işledim, ama en önemli suçlu ben değilim. Siz ise, kanun bakımından tam anlamıyla katil Sayılırsınız!...
266
KARAMAZOV KARDEŞLER
— Şurada, köşede.
— Bir dakika bekleyin, dedim.
Etrafı araştırmak için köşeye doğru gittim. Duvarın dibinde ayağım, yerde kanlar içinde, kendinden geçmiş bir halde yatan grigoriy Vasilyeviç'e takıldı. Hemen aklımdan: «Demek ki, Dimitriy Fiyodoroviç, gerçekten gelmişler» diye bir düşünce geçti. İşi hemen orada biran içinde bitirmeye karar verdim. Çünkü, gerçi Grigoriy Vasilyeviç daha sağ olmakla birlikte, kendinden geçmiş bir durumdayken, hiçbir şey göremezlerdi. Yalnız bir tek tehlike vardı efendim, o da Marfa İgnatyevna'nın birden uyanmasıydı. Bunu o anda .hissettim, ama artık bu işin heyecanı, hırsı tüm varlığımı öyle bir sarmıştı ki, nerdeyse nefesim tıkanacaktı. Tekrar beyefendinin penceresi altına gittim ve ona:
— Hanımefendi burada! Gelmiş!... Agrafena Aleksandrov-na gelmiş! Kendisini içeri alalım diye rica ediyor, dedim.
Beyefendi, tepeden tırnağa titredi. Çocuk gibi olmuştu.
— Burada diyorsun, nerede? Nerede? diye sordu. İnleyip duruyor ama, hâlâ bana inanmıyordu.
— Şurada duruyorlar,  açın kapıyı!  dedim.
Bana pencereden bakıyordu. Hem inanıyor, hem inanmıyordu. Arna kapıyı açmaktan korkuyordu. «Bu sefer benden korkuyor» diye düşündüm. Öyle gülünç bir şey oldu ki: Birden aklıma geldi, pencerenin kenarına güya Gruşenka gelmiş gibi, o sözleştiğimiz şekilde vurmaya karar verdim. Hem de gözünün önünde yaptım bunu! Beyefendi, sözlerime inanmıyor gibiydi, ama ben pencerenin kenarına böyle vurunca, hemen kapıyı açmaya koştular. Açtılar kapıyı. Girecek oldum. Beyefendi karşımda dimdik duruyor, bütün vücudu ile içeri girmeme engel oluyordu. Bana bakarak titreye titreye:
— Nerde o, nerde o? diye sordu.
Kendi kendime: «Eh, madem benden bu kadar korkuyorlar, o halde iş kötü!» diye düşündüm. İşte o zaman korkudan kendi ayaklarımda kesiklik hissettim. Beni içeriye bırakmaz, bağırmaya başlar, Marfa İgnatyevna koşup gelir ya da başıma herhangi başka bir iş açılır diye, artık neler düşündüğümü hatırlamıyorum. O vakit korkuya kapıldım. Herhalde kendim de karşılarında sapsarı olmuş bir halde duruyordum. Kendilerine:
— Orada canım, pencerenin altında duruyorlar, nasıl gör' mediniz? diye fısıldadım.
KARAMAZOV KARDEŞLER
267
— Sen git, onu getir buraya! Git onu buraya getir!
— Canım,  korkuyor!  Çığlıktan  korktu.  Fundalığın  içine saklandı, gidip çalışma odasının penceresinden kendiniz seslenin, dedim.
Koşa koşa gitti, pencereye yaklaştı, mumu kenara koyarak:
— Gruşenka, Gruşenka burada mısın? diye bağırdı.
Kendisi bağırıyor, ama korkudan pencereden aşağıya eğilmek, benden uzaklaşmak istemiyordu. Çünkü artık benden müthiş korkmuştu. Yanımdan uzaklaşmaya bile cesareti yoktu.
— İşte orada, dedim.
Pencereye yaklaştım ve iyice aşağı sarkarak:
— İşte bakın! Fundanın içinde, size gülüyor, görüyor musunuz? dedim.
Birden bana inandı. Tiril tiril titremeye başladı. O kadına müthiş tutulmuşlardı efendim. Bunu işitince olduğu gibi pencereden aşağıya sarktı. İşte o zaman dökme demir presse-pa-pier'si aldım, hani hatırlıyor musunuz masalarının üzerinde öyle bir presse-papier'si vardı. Herhalde ağırlığı üç funt kadardı. Kolumu kaldırdığım gibi onu arkadan tam kafasının üst tarafına indirdim.                                                         
Bir çığlık bile atmadı. Sadece aşağıya doğru • kaydı. Ben ise, bir kez daha sonra üçüncü bir kez daha vurdum. Ancak darbeyi üçüncü indirişimde kemiğin kırıldığını hissettim. Birden sırtüstü devriliverdi. Yüzü yukarı bakıyordu, kan içinde kalmıştı. Üstüme başıma baktım, benim üzerimde kan yoktu. Hiç fışkırmamıştı üstüme. Presse-papier'yi sildim, yerine koydum, gidip tasvirlerin arkasından paketi aldım, içinden paraları çıkardım, paketin kâğıdını da yere fırlattım, o pembe kurdeleyi de yanma attım. Bahçeye indim. Tepeden tırnağa titriyordum. Doğru o gövdesi oyuk elma ağacına gittim. Siz de o kovuğu biliyorsunuz. Onu çoktandır gözüme kestirmiştim. Kovukta, bir bez, bir 4e kâğıt vardı. Bunları çoktandır hazırlamıştım. Tüm parayı önce kâğıda, sonra da beze sardım ve kovuğun taaa dibine soktum. İşte bu paralar, o kovuğun içinde iki haftadan fazla bir süre kaldı. Onları ancak hastaneden çıkınca oradan aldım.
Yatağıma dönüp yattım. Korku içinde «Eğer, Grigoriy Vaç öldürüldüyse, çok kötü bir durum meydana gelebilir, eğer öldürülmediyse ve kendine gelirse, o zaman çok iyi olacak. Çünkü, o zaman Dimitriy Fiyodoroviç'in oraya gelmiş266
KARAMAZOV KARDEŞLER
— Şurada, köşede.
— Bir dakika bekleyin, dedim.
Etrafı araştırmak için köşeye doğru gittim. Duvarın dibinde ayağım, yerde kanlar içinde, kendinden geçmiş bir halde yatan grigoriy Vasilyeviç'e takıldı. Hemen aklımdan: «Demek ki, Dimitriy Fiyodoroviç, gerçekten gelmişler» diye bir düşünce geçti. İşi hemen orada biran içinde bitirmeye karar verdim. Çünkü, gerçi Grigoriy Vasilyeviç daha sağ olmakla birlikte, kendinden geçmiş bir durumdayken, hiçbir şey göremezlerdi. Yalnız bir tek tehlike vardı efendim, o da Marfa İgnatyevna'nın birden uyanmasıydı. Bunu o anda .hissettim, ama artık bu işin heyecanı, hırsı tüm varlığımı öyle bir sarmıştı ki, nerdeyse nefesim tıkanacaktı. Tekrar beyefendinin penceresi altına gittim ve ona:
— Hanımefendi burada! Gelmiş!... Agrafena Aleksandrov-na gelmiş! Kendisini içeri alalım diye rica ediyor, dedim.
Beyefendi, tepeden tırnağa titredi. Çocuk gibi olmuştu.
— Burada diyorsun, nerede? Nerede? diye sordu. İnleyip duruyor ama, hâlâ bana inanmıyordu.
— Şurada duruyorlar,  açın kapıyı!  dedim.
Bana pencereden bakıyordu. Hem inanıyor, hem inanmıyordu. Arna kapıyı açmaktan korkuyordu. «Bu sefer benden korkuyor» diye düşündüm. Öyle gülünç bir şey oldu ki: Birden aklıma geldi, pencerenin kenarına güya Gruşenka gelmiş gibi, o sözleştiğimiz şekilde vurmaya karar verdim. Hem de gözünün önünde yaptım bunu! Beyefendi, sözlerime inanmıyor gibiydi, ama ben pencerenin kenarına böyle vurunca, hemen kapıyı açmaya koştular. Açtılar kapıyı. Girecek oldum. Beyefendi karşımda dimdik duruyor, bütün vücudu ile içeri girmeme engel oluyordu. Bana bakarak titreye titreye:
— Nerde o, nerde o? diye sordu.
Kendi kendime: «Eh, madem benden bu kadar korkuyorlar, o halde iş kötü!» diye düşündüm. İşte o zaman korkudan kendi ayaklarımda kesiklik hissettim. Beni içeriye bırakmaz, bağırmaya başlar, Marfa İgnatyevna koşup gelir ya da başıma herhangi başka bir iş açılır diye, artık neler düşündüğümü hatırlamıyorum. O vakit korkuya kapıldım. Herhalde kendim de karşılarında sapsarı olmuş bir halde duruyordum. Kendilerine:
— Orada canım, pencerenin altında duruyorlar, nasıl gör' mediniz? diye fısıldadım.
KARAMAZOV KARDEŞLER
267
— Sen git, onu getir buraya! Git onu buraya getir!
— Canım,  korkuyor!  Çığlıktan  korktu.  Fundalığın  içine saklandı, gidip çalışma odasının penceresinden kendiniz seslenin, dedim.
Koşa koşa gitti, pencereye yaklaştı, mumu kenara koyarak:
— Gruşenka, Gruşenka burada mısın? diye bağırdı.
Kendisi bağırıyor, ama korkudan pencereden aşağıya eğilmek, benden uzaklaşmak istemiyordu. Çünkü artık benden müthiş korkmuştu. Yanımdan uzaklaşmaya bile cesareti yoktu.
— İşte orada, dedim.
Pencereye yaklaştım ve iyice aşağı sarkarak:
— İşte bakın! Fundanın içinde, size gülüyor, görüyor musunuz? dedim.
Birden bana inandı. Tiril tiril titremeye başladı. O kadına müthiş tutulmuşlardı efendim. Bunu işitince olduğu gibi pencereden aşağıya sarktı. İşte o zaman dökme demir presse-pa-pier'si aldım, hani hatırlıyor musunuz masalarının üzerinde öyle bir presse-papier'si vardı. Herhalde ağırlığı üç funt kadardı. Kolumu kaldırdığım gibi onu arkadan tam kafasının üst tarafına indirdim.                                                         
Bir çığlık bile atmadı. Sadece aşağıya doğru • kaydı. Ben ise, bir kez daha sonra üçüncü bir kez daha vurdum. Ancak darbeyi üçüncü indirişimde kemiğin kırıldığını hissettim. Birden sırtüstü devriliverdi. Yüzü yukarı bakıyordu, kan içinde kalmıştı. Üstüme başıma baktım, benim üzerimde kan yoktu. Hiç fışkırmamıştı üstüme. Presse-papier'yi sildim, yerine koydum, gidip tasvirlerin arkasından paketi aldım, içinden paraları çıkardım, paketin kâğıdını da yere fırlattım, o pembe kurdeleyi de yanma attım. Bahçeye indim. Tepeden tırnağa titriyordum. Doğru o gövdesi oyuk elma ağacına gittim. Siz de o kovuğu biliyorsunuz. Onu çoktandır gözüme kestirmiştim. Kovukta, bir bez, bir 4e kâğıt vardı. Bunları çoktandır hazırlamıştım. Tüm parayı önce kâğıda, sonra da beze sardım ve kovuğun taaa dibine soktum. İşte bu paralar, o kovuğun içinde iki haftadan fazla bir süre kaldı. Onları ancak hastaneden çıkınca oradan aldım.
Yatağıma dönüp yattım. Korku içinde «Eğer, Grigoriy Vaç öldürüldüyse, çok kötü bir durum meydana gelebilir, eğer öldürülmediyse ve kendine gelirse, o zaman çok iyi olacak. Çünkü, o zaman Dimitriy Fiyodoroviç'in oraya gelmiş268
KARAMAZOV  KARDEŞLER
KARAMAZOV KARDEŞLER
269
olduğuna, geldiğine göre de, cinayeti onun işlediğine, paralan da onun aldığına tanıklık edebilir» diye düşündüm.
O zaman hem endişeden, hem de sabırsızlıktan, Marîya İgnatyevna'yı bir an önce uyandırayım diye inlemeye başla-dım. Sonunda uyandı, kalktı, bana doğru koşacak oldu, ama birden Grigoriy Vasilyeviç'in yatağında olmadığını farketti Koştuğunu ve bahçede avazı çıktığı kadar bağırmaya başladığını işittim. Ondan sonra bütün gece olanlar oldu. Ama artık ben her bakımdan rahata kavuşmuştum.»
Olup bitenleri anlattıktan sonra sustu. İvan Fiyodoroviç bütün bu süre içinde onu bir ölü gibi hiç konuşmadan, hiç kımıldamadan ve gözlerini ondan hiç ayırmadan dinlemişti. Smerdyakov ise, bunları anlatırken, yalnız arada bir ona bakmış, daha çok gözlerini hep yana doğru kaydırarak konuşmuştu. Hikâyesini bitirdiği vakit, herhalde kendisi de heyecanlanmıştı. Güçlükle nefes alıyordu. Yüzü. ter içinde kalmıştı. Bununla birlikte, pişmanlık mı duyuyordu, yoksa bir başka duygu içinde miydi, bunu anlamaya imkân yoktu. İvan, söylediklerini düşünerek:
— Dur, dedi. Peki kapı ne oluyor? Eğer kapıyı yalnız sana açtıysa, o halde nasıl oluyor da Grigoriy sen gelmeden önce kapının açık olduğunu görüyor? Grigoriy kapıyı senden önce açık gördü ya!
Şaşılacak bir şeydi. İvan bunu çok sakin, bambaşka, hiç de öfkeli olmayan yumuşak bir sesle sormuştu. O kadar ki, o sırada biri gelip oturdukları odanın kapısını açsa ve eşikten onlara baksaydı, muhakkak sakin sakin oturduklarını, ilgi çe-kici olmakla birlikte, olağan bir şeyden söz ettiklerini sanırdı.
Smerdyakov  dudaklarını eğrilterek gülümsedi.
— O kapı meselesine ve Grigoriy Vasilyeviç'in onu güya açık olarak gördüğü meselesine gelince; kendisi öyle görmüştü, dedi. Bir kez size şunu söyleyeyim ki, o insan değil, inatçı katırın biridir. Bunu gözüyle görmedi sadece, ona öyle
Gel gelelim düşüncesinden caydıramazsınız. Böyle bir şeyi fasına koyması, artık sizinle benim için bir şans oldu; çünkü, o böyle dedikten sonra, artık Dimitriy Fiyodoroviç'i mahkûm ederler.
îvan Fiyodoroviç yine ne söyleyeceğini şaşırmıştı. Düşüncelerini toparlayıp bir şeyler anlamaya çalışarak:
— Dinle, dedi. Dinle... Sana daha bir çok şeyler sormak
istiyordum, ama unuttum... Hep de unutuyor, herşeyi karıştırıyorum... Haa, evet! Bana. hiç değilse şunu söyle: Paketi neden açıp kâğıdını hemen orada yere bıraktın? Düpedüz paketle neden götürmedin? Demin bunları anlatırken, bana öyle geldi ki, bu paket konusuna değinerek, öyle davranmak gerektiğini söyledin... Ama, neden öyle gerekiyordu, bunu anlayamıyorum.
— Bunu özel bir maksatla yapmıştım efendim. Çünkü diyelim ki. benim gibi buranın yabancısı olmayan, herşeyi bilen, bu paraları daha önce gören, hatta belki de onları kendi eliyle saran ve paketin nasıl kapatıldığını, üzerine nasıl bir yazı yazıldığını görmüş olan bir insan, katil olsa da, ne diye cinayetten sonra paketi açmaya kalkışsın? Hem de paketin içinde o paraların muhakkak bulunduğunu bile bile, o acele içinde ne diye bunu yapsın? Aksine, benini gibi biri olsaydı, paketi hiç açmadan doğrudan doğruya cebine koyar, onunla birlikte kaçıp giderdi efendim. Dimitriy Fiyodoroviç'in durumu ise bambaşka: Kendileri, paketin varlığını sadece kulaktan dolma işitmişlerdi. Bu bakımdan onu, diyelim ki yatağın altından aldı ve alır almaz da tabiî «acaba içinde gerçekten para var mı?» diye çabucak hemen oracıkta açardı, öyle değil mi? Paketin kâğıdını da oraya atarlardı. Bu kâğıdın arkalarında bir delil olarak kalacağını akıllarına bile getirmezlerdi. Çünkü, kendileri hırsızlık etmeye alışmamışlardır efendim. Daha önce de hiç bir zaman, hiçbir şey çalmamışlardır. Çünkü, doğuştan soylu bir insandırlar efendim. Şimdi hırsız-lık etmeye karar verdilerse, bunu hırsızlık olsun diye değil, sadece kendilerine ait olan bir şeyi geri almak için yapmaya karar vermişlerdir. Zaten daha önce de bütün kente öyle ya-Pacaklarmı haber vermiş, hatta yüksek sesle, herkesin içinde, gidip Fiyodor Pavloviç'den kendi mallarını geri alacaklarını söyleyerek böbürlenmislerdi. Aklıma gelen bu düşünceyi, sor-esnasında açıktan açığa değil de, aksine ima ederek, san-kendim de bunu anlayamıyormuşum gibi bir tavırla açık-ı. Böylece sanki bunu yargıçların kendileri bulmuşlar, ben bunu onlara fısıldamamışım gibi oldu efendim. Be-|nim bu ima edişim üzerine, savcının ağzı bile sulandı... İvan Fiyodoroviç, derin bir şaşkınlık içinde: —- Gerçekten tüm bunları daha o zaman olay yerinde mi sarladm? diye bağırdı.270
KARAMAZOV KARDEŞLER
Smerdyakov'a yine korku içinde bakıyordu.
— Rica ederim, insan öyle acele ederken hiç bütün bunları tasarlayabilir mi? Her şey daha önceden düşünülmüş, tasarlanmıştı.
İvan Fiyodoroviç:
— Desene sana şeytanın kendisi bile yardım etmiş! diye yine bağırdı. Evet, aptal değilsin, sandığımdan çok daha ze-kiymissin!
Odada dolaşmak niyeti ile ayağa kalkmıştı. İçinde müthiş bir üzüntü vardı. Ama masa yolu kapıyordu. Onunla duvar arasından geçebilmek için sürünerek ilerlemek gerekiyordu. Bundan ötürü sadece olduğu yerde döndü ve tekrar oturdu. Belki o sırada odada dolaşamaması onu sinirlendirdi. O kadar ki, daha önceden olduğu gibi, birden çılgın gibi bağırarak konuşmaya başladı.
— Beni dinle, namussuz! Alçak!  Şimdiyedek seni öldür-mediysem, bunu ancak yarın mahkemede hesap vermen için yapmadığımı anlamıyor musun? Allah bilir...
İvan bunu söylerken elini yukarı doğru kaldırmıştı.
— ... Belki ben de suçluydum. Belki gerçekten benim de içimde gizli bir istek vardı, belki de babamın ölmesini istemişimdir, ama yemin ederim sana ki sandığın kadar suçlu değilim ben! Hatta belki seni bu işe kışkırtmadım. Hayır, hayır kışkırtmadım! Ama ziyam yok, yarın kendi kendimi ele vereceğim! Yarından'tezi yok, bunu yapacağım. Mahkemede söyleyeceğim, artık karar verdim! Her şeyi açıklayacağım, her şeyi. Seninle birlikte çıkacağız mahkemeye!  Hem mahkemede benim hakkımda ne söylersen, nelere tanıklık edersen et! Hepsini kabul ediyorum ve senden korkmuyorum. Kendim, hepsini destekleyeceğim!... Ama sen, mahkemede suçunu açıklamalısın! Bunu yapmalısın, yapmalısın. İkimiz birlikte gideceğiz! Öyle olacak işte!
İvan, bunu zafer kazanmış bir tavırla, şiddetle söylemişti ve kıvılcımlar saçan gözlerinden belliydi ki, gerçekten öyle olacaktı.
Smerdyakov hiç alay etmeden, sanki durumuna üzülüyor-muş gibi bir tavırla:
— Görüyorum ki, hastasınız efendim, tam anlamıyla hastasınız. Gözlerinizin akı sapsarı olmuş, dedi.
İvan:
 
271
— İkimiz birlikte gideceğiz!  Sen gitmezsen, ziyanı yok. gen tek başıma gider açıklarım herşeyi.


Dostları ilə paylaş:
1   ...   88   89   90   91   92   93   94   95   ...   150


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə