Dünya klasikleri : 13



Yüklə 9.99 Mb.
səhifə97/150
tarix18.06.2018
ölçüsü9.99 Mb.
1   ...   93   94   95   96   97   98   99   100   ...   150
renk katılsın da avukatların alışılmış taktiklerinden hiç
biri
unutulmasın, diye yaptığını sanıyorlardı:  Çünkü herkes
onun bütün bu «çürüğe çıkarma» çabaları ile sonuca et-*' yapacak herhangi bir büyük yarar elde edemeyeceği, bu-nu da herkesten çok kendisinin bildiği kanısındaydı. Onlara Fetyukoviç'in daha açıklamadığı kendine göre bir dü-, henüz ortaya çıkarmadığı, zamanı gelince bir-
den
ortaya atacağı gizli bir savunma silâhı vardı. Buna rağ-320
 
men, kendi gücünü idrak ederek sanki oyun yapıyor, kendi kendine eğleniyordu.
Bu yüzden, örneğin «bahçeye bakan kapının açık olduğu» konusunda davanın en önemli ifadesini vermiş olan ve Fiyodor Pavloviç'in eski uşağı Grigoriy Vasilyeviç'i sorguya çektikleri vakit, savunma avukatı soru sormak sırası kendisine gelince, onu sanki kıskaç içine aldı. Şunu belirteyim ki, Grigoriy Vasilyeviç mahkemenin karşısına, yargıçların haşmetinden de kendisini dinleyen halkın kalabahklı-ğından da hiç şaşırmamış olarak, sakin, hatta nerdeyse çok gururlu bir tavırla çıkmıştı. İfadesini sanki, Marfa İgnet-yevna ile başbaşa sohbet ediyormuş gibi güvenli bir tavırla veriyordu; yalnız belki biraz daha saygılı bir tavrı vardı. Onu şaşırtmaya imkân yoktu. Savcı, önce Karamazov'ların ailesi konusunda uzun sorular sordu. Böylece aile panoraması açıkça ortaya çıktı. Tanığın açık yürekli ve tarafsız olduğu, sözlerinden anlaşılıyordu. Örneğin eski efendisini anarken ona karşı beslediği derin saygıya rağmen, gene de onun Mitya'ya karşı haksızlık ettiğini, «çocuklarını gerektiği gibi büyütmediğini açıkladı. Mitya'nın çocukluk yıllarını anlatırken de, «Eğer ben olmasaydım, onu, o mini mini çocuğu bitler yerdi.» diye devam ederek: «Hem zaten, bir babaya oğlunun, üstelik annesine ait ve oğluna, annesinin soyundan kalan bir çiftlikle, böyle hakkını yemesi yakışır şey değildi,» dedi
Savcı, Grigoriy'e Fiyodor Vasilyeviç'in hesaplarda oğlunun hakkını yediğini söylerken neye dayandığını sorunca, Grigoriy Vasilyeviç herkesi hayrette bırakarak, hiç bir esaslı delil ileri süremedi. Ama yine de onun oğlu ile hesaplaşırken: «Doğru davranmadığını» söyledi ve «Oğluna daha birkaç bin vermesi gerekirdi,» dedi. Bu arada şunu söyleyeyim ki Fiyodor Pavloviç'in gerçekten mi Mitya'ya hakkı olan parayı tam olarak ödemediği sorusunda savcı, sonradan özellikle ısrar ederek, Alyoşa ile İvan Fiyodoroviç de dahil olmak üzere, hangi tanıklara sorabilecekse hepsine sormuş, ama tanıkların hiç birinden bu konuda kesin bir bilgi edinememiş" ti. Herkes olayın doğru olduğunu kabul ediyor, ama hiç kimse herhangi kesin bir delil gösteremiyordu.
Grigoriy, sofrada olup bitenleri, Dimitriy Fiyodoroviç zorla eve girip de, babasını dövdüğünü ve tekrar geriye dönerek onu öldüreceği tehdidini savurduğu vakit olanları anla-
KARAMAZOV KARDEŞLER                                          321
yınca mahkeme salonunda kötü bir hava dalgalandı. kaldı ki içi, ihtiyar uşak bunları fazla dallandırıp budaklandırma dan kendine özgü bir dille anlatıyordu, öyleyken anlatıkları; müthiş bir etki yaratıyordu. Kendisisi tokatlayan ve yere düşüren Mitya'ya, ona karşı yapmış olduğu bu hakarette; ötürü, hiç kızmadığını, onu çoktandır bağışladığını söyledi Ölen Smerdyakov'dan söz ederken, haç çıkardı ve onun icin: «Yetenekleri olan bir delikanlıydı, ama aptaldı ve baskı al: tında olduğu için hastalık derecesine varan bir boyun egikliği; vardı, üstelik Tanrı'ya da inanmıyordu. Tanrı'ya ise Bunamayı isc ona Fiyodor Pavloviç ile en büyük oğlu öğretmişlerdi.» dedi. Ama Smerdyakov'un dürüstlüğü söz konusu olan, da Grjporiy neredeyse heyecanla namuslu bir adam olduğu-nu söyleyerek bir gün efendisinin yere düşürdüğü parayı: bulduğunu, uasıl kendisine saklamayıp, efendisine teslim ettiğini, onun da bu davranışı için kendisine «bir altın hediye ettiğini» ondan sonra da artık her bakımdan ona güvenmeye başladığını anlattı.
Bahçeye açılan kapıya gelince; bu konuda sözlerini büyük bir ısrarla tekrarlayıp duruyordu. Ama Grgoriy'e o kadar çok şey sordular ki, hepsini hatırlamama imkan, yok. Sonunda, soru sorma sırası savunma avukatına geldi-:. o .da herşeyden önce, Fiyodor Pavloviç'in güya «kimliği bilinen bir bayana verilmek üzere hazırladığı üç bin rublelik paket kolsunda sorulara başladı.
— Siz ki, efendinize bunca yıldır hizmet etmiş bir yakıcısınız, bu paketi kendi gözünüzle gördünüz mü?
Grigoriy karşılık vererek, paketi görmediğini, hatta böy-le bir paranın bulunduğunu hiç kimseden işitmediğini söy-
— Şimdiye dek, yani herkes bundan  söz etmeye  başla-yincaya dek, bunu hiç kimseden işitmedim dedi.
Savcı, çiftliğin paylaşılması konusunda nasıl herkese ıs-ısrarla soru sormuşsa, Fetyukoviç de bu paket konusunda tanıklardan hangisine soru sorabilecekse, hepsine bunu sordu
ve.herkesten hep  aynı karşılığı aldı-  Birçokları  bu paketin varlığını işittikleri halde, hiç kimse onu kendi gözü ile gör-memişti- Herkes savunma avukatının bu soru üzerinde ısrar edişini daha başlangıçta farketmişti. petyukoviç, birden hiç beklenmedik bir şekilde:322
 
— Şimdi izin verirseniz, size bir soru sormak istiyorum
dedi. Bundan önceki soruşturmada belirtiğiniz gibi, o gece uykuya yatmadan önce, ağrıyan belinize iyi geleceğini umut ederek sürdüğünüz merhem ya da karışım neydi, söyleyebilir misiniz?.
Grigoriy, donuk bir tavırla kendisine soru sorana baktı kısa bir süre sustu, sonra:
— Adaçayı sürdüler, diye mırıldandı.
— Yalnız adaçayı mı? Hatırlayın bakalım,    başka   bir şey yok muydu?
— Devedikeni de vardı. Petyukoviç, merakla:
— Belki biber de vardı, dedi.
— Biber de vardı ya.
— Başka şeyler de. Bunların hepsi de votkaya yatırılmıştı, öyle değil mi?
— İspirtoya.
Salonda hafif gülüşmeler dalgalandı.
— Demek öyle, ispirtoya bile yatırmışsınız onları Sırtınızı  bu karışımla  ovdurduktan  sonra,  şişedeki  kalanı da, yalnız eşinizin bildiği önemli bir dua ile içmişsiniz, öyle mi?
— İçtim ya.
— Ne kadar içtiğinizi söyleyebilir misiniz? Tahminen ne kadar? Bir kadeh, iki kadeh?
— Bir bardak kadar.
— Yaa, bir bardak kadar içtiniz demek. Ama belki de içtiğiniz bir buçuk bardak ederdi, ne dersiniz?
Grigoriy sustu. Bir şeyler anlamış gibiydi.
— Bir buçuk bardak saf ispirto içmek hiç de fena şey değil, ne dersiniz? Bu kadarını içtikten sonra artık bahçeye açılan kapıyı değil, insan «cennetin kapılarını bile açık» görebilir. Öyle değil mi?
Grigoriy hep susuyordu. Salonda gene gülüşmeler duyul" du. Başkan kımıldadı. Fetyukoviç gittikçe daha çok sıkıştı' rarak:
— Bahçeye bakan kapının açık olduğunu gördüğünüz sırada, uykuda olup olmadığınızı kesin olarak söyleyebilir mi siniz?
— O sırada ayaktaydım.
— Ama bu uykuda olmadığınızı ispat etmez ki.
 
323
Salonda tekrar tekrar gülüşmeler başladı.
__O anda, diyelim ki, biri size herhangi bir şeyi, örneğin hangi yılda olduğunuzu sorsaydı, karşılık verebilir miydiniz?
_ Bilmiyorum.
— Peki, şimdi milâdi hangi yıldayız. Bunu biliyor musunuz?
Grigoriy şaşkın bir tavırla kendisine işkence eden adama dik dik bakıyordu.
Ne gariptir, gerçekten hangi yılda olduklarını bilmiyordu.
— Ama herhalde elinizde kaç parmak var, onu biliyorsunuz değil mi?
Grigoriy, birden yüksek sesle ve sözlerinin üzerinde dura dura:
— Ben...  bizler  boyun  eğmeye  alışmış  insanlarız,  eğer büyüklerim benimle alay etmek istiyorlarsa, buna da bir diyeceğim yoktur, dedi.
Petyukoviç biraz bozulur gibi oldu. Bunun üzerine işe başkan da karıştı ve savunma avukatına öğüt verir bir tavırla daha uygun sorular sorması gerektiğini hatırlattı. Fetyukoviç başkanın sözlerini dinledikten sonra, ağırbaşlı bir tavırla eğilerek sorularını bitirdiğini söyledi. Tabiî, halkta da, jüri üyelerinde de belirtilen o tedavi şeklinden sonra, «Cen-net'in kapılarını bile açık> görebilecek hale gelen, bundan başka, o sırada hangi milâdi yılda olduklarını bile bilmeyen bir insanın verdiği ifadenin doğruluğu konusunda küçücük de olsa bir şüphe kırıntısı uyanabilirdi. Bu bakımdan savun-ma avukatı gene de amacına ulaşmış oldu. Ama Grigoriy çıkmadan önce bir olay daha meydana geldi. Başkan sanığa dönerek, biraz önce verilmiş olan ifade konusunda söy-sözü olup olmadığını sordu.
Mitya yüksek sesle:
— Kapı  konusu bir tarafa,  hepsini  doğru söyledi,  diye karşılık  verdi.  Bitlerimi  ayıkladığı  için  kendisine  teşekkür ederim Attığım dayağı bağışladığı için de teşekkür ederim.
ihtiyar adam., ömrü boyunca dürüst yaşamış ve babama kö-prk gibi sadık kalmıştır. Başkan sert bir tavırla:
— Sanık, lütfen kullandığınız sözlere dikkat edin! dedi.324
KARAMAZOV  KARDEŞLER
Grigoriy:
•— Ben köpek değilim, diye homurdandı. Mitya:
— Eh. madem öyle o halde köpek benim! diye bağırdı Madem alındı, bunu üzerime alıyor ve ondan özür diliyorum. Ona  karşı hayvanca davrandım. Ona hiç  acımadım!  Ezop'a bile acımadım.
Başkan gene sert bir tavırla:
— Hangi Ezop'a? diye sordu.
— Canım,  Piyero'ya işte!...  Yani  babama,  Fiyodor Pav-loviç'e.
Başkan, etkili bir tavırla, ve çok sert bir sesle Mitya'ya kullanacağı sözleri daha iyi seçmesini tekrar tekrar söyledi.
— Böyle  konuşarak  yargıçlarınızın  hakkınızdaki  düşüncelerini  etkiliyor, kendinize zarar veriyorsunuz!  dedi.
Savunma avukatı tanık Rakitin'in sorgusu esnasında da, aynı şekilde işi ustaca idare etti. Şunu da belirteyim ki, Rakitin en önemli tanıklardan biriydi. Belliydi ki, savcı ona çok değer veriyordu. Rakitin'in herşeyi bildiği, hayret edilecek kadar çok şeyler öğrendiği, herkese uğradığı, herşeyi gördüğü, herkesle konuştuğu ve Fiyodor Pavloviç ile tüm Karamazov'ların yaşantısını ayrıntılarına varıncaya dek bildiği anlaşıldı. Gerçi içinde üç bin ruble bulunan paketi o da sadece Mitya'dan öğrenmişti. Ama buna karşılık, Mitya'nın Başkent meyhanesindeki marifetlerini tüm ayrıntıları ile an-'attı, onu kötü duruma düşürecek tüm sözlerini davranışla-/mı bir bir açıkladı, sonra yüzbaşı Snegirev ile ilgili olan -hamam lifi» hikâyesini de anlattı. Fiyodor Pavloviç'in çift lik üzerinde hesaplaşırken Mitya'ya bir miktar borçlu kalıp kalmadığı gibi özel bir konuda ise, Rakitin bile hiç bir Sey söyleyebilecek durumda değildi. Ancak genel anlamda Mitya yi küçük düşürücü bazı sözlerle yetindi.
— Karamazov'ların saçma tutumları içinde kimin haklı kimin suçlu olduğunu, kimin kime borçlu olduğunu . maya imkân var mı?  Şeytan  olsa bu  arap saçına karışıklığın içinden çıkamaz! dedi.                                    
Dava konusu olan cinayetin meydana getirdiği tüm  tra jediyi, kölelik devrinden kalma miyadı  dolmuş ahlâk ama   yışları ile ihtiyaçlarına karşılık verecek kurumlardan yo olduğu için acı çeken ve karışıklık içine gömülmüş bir
KARAMAZOV KARDEŞLER                                          325
va'nın eseri olarak tanımladı. Sözün kısası, bir şeyler söyle-mesine fırsat verdiler. Bay Rakitin kendini ilk olarak bu davada herkese tanıttı ve dikkati çekti. Savcı, tanığın dava konusu olan cinayetle ilgili olarak bir dergiye yazı hasırladığını biliyordu. Sonradan da iddianamesinde,' (daha aşağıda göreceğimiz gibi) bu yazıdan alınmış birkaç söz kullanacaktı, demek ki, yazıyı biliyordu.
Tanığın çizdiği tablo kaderin karanlık ve korkunç yönlerini yansıtan bir hava içindeydi ve «savcılık makamı» için büyük bir destek oldu. Rakitin durumu özetleyen sözleri, tarafsız düşünceleri, olağanüstü denecek derecede kibar ve yüksek ifadesiyle, halkın gönlünü satın almıştı. Özellikle köylülerin köle olarak kullanıldığından ve acı çeken talihsiz Rusya'dan söz ettiği yerlerde birden iki üç kişinin, ellerinde olmayarak alkışladıkları bile işitildi. Ama Rakitin, ne de olsa genç bir adam olarak küçük bir hata işledi. Savunma avukatı da hemen bu hatadan güzelce yararlandı.
Rakitin Gruşenka ile ilgili olan bazı bilmen sorulara karşılık verirken, artık herkesçe beğenildiğini hissettiği sözlerinin heyecanına kapılarak, tırmandığı o yükseklerden Ag-rafena Aleksandrovna'dan, onu küçümsediğini belli eder bir Şekilde «tüccar Samsonov'un kapatması» olarak söz etmek cüretini göstermişti. Sonradan bu sözünü almak için neler vermezdi! çünkü Fetyukoviç onu işte bu söz üzerine kıstırdı. Bu da, Rakitin'in avukatın bu kadar kısa bir süre içinde davayı böylesine mahrem ayrıntılarına varıncaya dek in-celeyebileceğini hiç tahmin etmemesinden oldu.
Savunma avukatı, soru sormak sırası kendisine gelince nazik, hatta saygılı bir tavırla:
İzin  verirseniz  şunu  öğrenmek  istiyorum!  Piskopos-
luk
makamının yayınladığı,  «Tanrı'nın  Rahmetine Kavuşan
zosıma Dedenin Hayatı» isimli, derin düşüncelerle dolu, aynı zamanda piskopos hazretlerine harikulade güzel bir şekilde
saygı ile ithaf edilmiş bulunan, geçenlerde büyük bir zevkle okuduğum broşürü hazırlayan Bay Rakitin, sizsiniz değil mi? Rakitin birden nedense şaşkınlığa uğramıştı, neredeyse
 
Ben onu yayınlamak için yazmadım... Sonradan ya-
lar onu, dedi.
Yaa, çok güzel olmuş öyleyse! Sizin gibi bir düşünür,326
KARAMAZOV KARDEŞLER
toplumda meydana gelen her olayla geniş bir şekilde ilgilenebilir, hatta ilgilenmelidir. Çok saygıdeğer piskoposun himayeleri ile, o çok yararlı olan broşürünüz, her yere yayılmış ve belirli bir oranda etkili olmuştur... Ama ben asıl sizden şunu öğrenmek istiyordum: Demin, Bayan Svetlova ile oldukça yakından tanıştığınızı bildirdiniz.
(Not: Gruşenka'nın soyadının «Svetlova» olduğu o sırada meydana çıkmıştı. Bunu ilk kez olarak, bu dava görülürken, o gün öğrendim.)
Rakitin, kıpkırmızı oldu:
—  Ben, bütün  ilişkilerim konusunda  hesap  veremem... Ben, genç bir adamım... Hem, hayatına karışmış olan herkes için kim hesap verebilir?
Fetyukoviç sanki mahcup olmuş ve hemen özür dilemek için acele ediyormuş gibi:
— Anlıyorum,  çok  iyi  anlıyorum!  diye  bağırdı.  Siz  de herhangi bir başka genç gibi, evinde kentin en kibar gençlerini seve seve kabul eden, genç ve güzel bir kadınla tanışmayı ilginç  bulabilirsiniz. Ama... bir şey  öğrenmek istiyordum: Öğrendiğimize göre Svetlova, iki ay önce Karamazov'-ların  en küçüğü ile, Aleksey Piyodoroviç ile  tanışmayı çok istemiş ve onu özellikle o zamanki manastır giyimi içinde evine  getirirseniz, size yirmi beş ruble  vereceğini vaad etmiş: siz onu getirir getirmez, bu parayı verecekmiş. Öğrendiğimize göre, dava konusu olan feci olay işte o günün gecesinde meydana gelmiş. Siz gerçekten Aleksey Karamazov'u Bayan  Svetlova'ya getirdiniz mi? Onu getirdiğiniz  vakit de Svetlova'dan ödül olarak yirmi beş ruble aldınız mı?
— Ama bu şakaydı... Bununla neden ilgileniyorsunuz, anlayamadım, karayı şaka olsun diye  aldım...  sonradan  geri vermek için...
— Demek aldınız. Ama şu ana kadar geri vermediniz. •• yoksa verdiniz mi?
Raki tin:
— Saçma, diye mırıldandı. Böyle sorulara karşılık veremem... tabiî geri vereceğim bu parayı.
Başkan araya girdi, ama savunma avukatı Bay Rakitin'e soracağı soruları bitirmiş olduğunu bildirdi. Bay "Rakitin, tanıklık mevkiinden hafifçe lekelenmiş olarak ayrıldı. Ne de olsa o yüksekten atıp tutarak söylediği sözlerin yarattığı ha
KARAMAZOV KARDEŞlER
327
va bozulmuştu ve Fetyukoviç onu gözleri ile izlerken halka: Bizi suçlayan o soylu hasımlarımız, böyle insanlar işte!» diyor gibiydi. Hatırlıyorum, bu soruşturma da gene Mitya'-nın yol açtığı bir olaydan yoksun kalmadı Mitva, Rakitin'in. Gruşenka'dan söz ederken takındığı tavırdan ötürü çileden çıkarak, birden oturduğu yerden:
— Dalkavuk! diye bağırdı.
Sonra da başkan Bakitin'in sorgusu bitip de sanığa söylemek istediği bir şeyi olup olmadığını surunca, etrafı çınlatan bir sesle:
— Bu adam benden sanık durumuna düştüğüm vakit de borç olarak para sızdırıp duruyordu! Namussuz, kariyer düşkünü dalkavuğun biridir o!  Üstelik Tanrı'ya da  inanmıyor. Piskoposu da kandırdı işte!
Mitya'yı tabiî gene olmayacak sözler kullandığı için ikaz ettiler. Ama Bay Rakitin'in işi bitmişti. Yüzbaşı Snegirev'in tanıklığı da işe yaramadı; ama bu artık bambaşka bir nedenden oldu. Snegirev mahkemeye yırtık pırtık ve pis bir giysi, ayağında da kirli çizmelerle gelmişti. Alınan bütün tedbirlere ve yapılan «incelemeye» rağmen birden zilzurna sarhoş olduğu anlaşıldı. Mitya'nın ona yapmış olduğu hakaret konusunda kendisine soru sordukları vakit ise birden karşılık vermeyi reddetti:
— Tanrı görsün halini, dedi. İlyuşeçka bu konuda konuşmamamı emretti. Tanrı öbür dünyada bana karşılığını verecektir, efendim.
— Konuşmamanızı kim emretti? Siz kimden söz ediyorsunuz?
— Oğlum ilyuşeçka, «Babacığım, babacığım, seni ne kadar küçük düşürdü!»  demişti.  Taşın bulunduğu yerde söylemişti bunu. Şimdi ise kendisi ölüm döşeğinde efendim.
Yüzbaşı birden hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı, sonra kendini yere atarak başkanın ayaklarına kapandı. Ken~ i halkın gülüşmeleri arasında, hemen dışarı çıkardılar. Savcının hazırlamış olduğu hava, hiç de istediği gibi bir sonuç vermemişti.
Savunma avukatı ise, her fırsattan yararlanmaya de-vam ediyor ve davayı en küçük ayrıntılarına kadar incele-miş olduğunu gösteren bilgisi ile herkesi gittikçe daha çok şaşırtıyordu, örneğin, Trifon Borisoviç'In ifadesi oldukça bü-
328                                        
yük bir etki yapmıştı ve tabii Mitya'nın çok aleyhinde idi Çünkü Trifon Borisoviç, ısrarla, neredeyse parmak hesabı yaparak, Mitya'nın Mokroye'ye ilk gelişinde yani o felaket meydana gelmeden bir ay önce, üç bin rubleden daha az pa. ra sarfetmiş olmasına imkân olmadığını söylemişti.
Belki birazcık daha azdı. Ama yalnız çingene kızlarına bile ne kadar para verdi? Kimbilir hele bizimkilere, bizim o bitli köylülere «sokaklarda birer buçuk ruble yağdırmak» şöyle dursun, en az kâğıt para olarak yirmi beşer ruble vermişlerdi. Daha az olamaz! Hele o vakit, ceplerinden kimbilir ne kadar para çalındı efendim! Çalan adam, çaldığının üzerinde elini bırakmaz ki! Kendileri boşuna paraları avuç avuç savururken, hırsızı nasıl yakalarsın! Bizim insanlarımız hayduttur, hiç bir şeyden çekinmez! Hele, köy kızlarına, bizim köy kızlarına neler vermedi! O günden sonra hepsi, zenginlediler. Benim bildiğim bu. Oysa eskiden fakirdiler! diyordu.
Sözün kısası yapılan her masrafı hatırladı, herşeyi sanki hesap veriyormuş gibi ortaya döktü... Böylece yalnız bin beş yüz rublenin harcandığı, geriye kalan bin beş yüz rublenin ise, bir beze sarılıp ayrı bir yere konduğu düşüncesi akıl alacak bir şey gibi görünmüyordu. Trifon Borisoviç; «Büyüklerinin» gözüne girmek için, elinden geleni yapmak isteği ile:
— O üç bini, kuruşu kuruşuna kendi gözümle beyefendinin elinde gördüm. Artık biz hesap bilmezsek, kim bilecek? diye yüksek sesle söyleniyordu.
Ama soru sorma sırası kendisine gelince, savunma avukatı, verilen ifadeyi hiç çürütmeye çalışmadan, birden arabacı Timofey ile Akim isminde bir başka köylünün, Mckroye'-de yapılan o eğlence sırasında, daha tevkiften bir ay önce, Mitya'nın sarhoş bir halde yere düşürdüğü bir yüz rubleliği, sofada, yerde bulduklarını, bu parayı alıp Trifon Bo-risoviç'e götürdüklerini, onun da buna karşılık, onlara birer ruble verdiğini söyleyerek:
— Peki, o zaman bu yüz rubleyi, Bay Karamazov'a'» geri verdiniz mi, vermediniz mi?  diye sordu.
Trifon Borisoviç, ne kadar lâfı dolandırmaya çalıştıysa da köylüler sorguya çekildikten sonra, yüz rubleliğin bulun duğunu kabul etmek zorunda kaldı, yalnız bu parayı daha» °
KARAMAZOV KARDEşLER
329
zaman, kuruşuna bile dokunmadan Dimitriy Fiyodoroviç'e götürüp teslim ettiğini ileri sürdü.
— Namuslu bir adamım da onun için yaptım bunu! Yalnız kendileri o sırada iyice sarhoştular. Bu bakımdan bunu herhalde hatırlamıyorlardır, dedi. Ama tanık olarak köylüler sorguya çekilinceye dek, o yüz rubleliğin bulunmuş olduğunu inkâr ettiği için, sonradan parayı sarhoş olan Mitya'ya geri verdiğine dair söylediği sözler de tabiî büyük bir şüpheyle karşılandı. Böylece, savcının ortaya çıkardığı tanıklar arasında en tehlikeli olanlardan biri, gene şüphe altında ve adı oldukça lekelenmiş olarak çekilip gitti.
Polonyalılarla da aynı şey oldu: İkisi de mahkemeye hiçbir etki altında bulunmadıklarını belirten gururlu bir tavırla gelmişlerdi. Yüksek sesle, önce «Çar'a hizmet» ettiklerini, sonra da «Pan Mitya»nın, kendilerine, namuslarını satın almak için, üç bin ruble teklif ettiğini söylediler; üstelik kendi gözleri ile Mitya'nın elinde büyük bir para gördüklerine tanıklık ettiler.
Pan Mussyaloviç, cümlelerine pek çok Lehçe sözler katıyordu. Böyle yapmakla başkan ile savcının gözünde yükseldiğini farkederek gittikçe daha ağdalı konuşmaya başladı. Artık tam anlamıyla Lehçe konuşuyordu.
Ama Fetyukoviç, onları da ağlarının içine düşürdü. Tekrar çağırılan Trifon Borisoviç, ağzında ne kadar gevelediyse, Pan Vrublevski'nin oynanan iskambil destesinin yerine, gizlice kendi destesini koyduğunu, Pan Mussyaloviç'in de bankoyu tutarken, hileli bir kâğıt kullandığını açıklamak zorunda kaldı. Bunu ifade verme sırası gelince, Kalganov da belirtti. Böylece her iki Pan, oldukça utanç içinde, hatta dinleyicilerin gülüşmeleri arasında çekilip gittiler.
Ondan sonraki en tehlikeli tanıkların tümünün başına da aynı şey çeldi. Fetyukoviç her birini, ahlâk yönünden ustaca lekelemeyi ve biraz bozulmuş olarak uzaklaştırmayı başarmıştı. Meraklılar ve hukukçular yalnız olup bitenleri zevkle seyrediyor, ama gene de tüm bunların sonunda ne gibi bir büyük amaca yanyacağım bir türlü anlıyamıyorlardı. Çünkü, tekrar ediyorum, herkes gittikçe daha trajik bir şekilde tehlikesi artan suçlamanın sonuçlarından kaçınmanın imkânsız olduğunu hissediyordu. Ama gene ele «üstat Sihirbazsın ken-330
 
dine olan güvenine bakarak onun çok sakin olduğunu görüyor, sonucu bekliyorlardı. Petersburg'dan «böyle bir adam» boşuna gelmemişti ya! Hem zaten o adam eli boş olarak geriye dönecek kişilerden değildi.
III
DOKTORLARIN İNCELEMELERİ VE YARİM KiLO FİNDİK
Doktorların incelemeleri de saniğa pek vardıma olmadı. Zaten, galiba Fetyukoviç'in kendisi de bu incelemeden pek birşey beklemiyordu. Sonradan gerçekte- öyle olduğu anlaşıldı. Aslında bu inceleme, sadece Muskovadan mahsus bir doktor getirtmiş olan Katerina İvanovna'nın ısrarı üzerine yapıldı. Tabiî savunma makamı bu înlemeden bir şey yitirmiş olmıyacaktı, hatta şans yardım ederse, belki bundan kazançlı bile çıkabilirdi. Bundan başka, iş doktorlar arasında bir anlaşmazlık çıktığı için, oldukça komik bir havaya da büründü.
Uzman olarak mahkemeye, Moskova'dan gelmiş olan o ünlü doktor, bizim doktor Hertzenstube, bir de genç doktor Varvinski çıktılar. Son iki doktor ayrıca savcı tarafından basit birer tanık olarak da ifade verdiler. Önce eksper olarak doktor Hertzenstube sorguya çekildi. Kendisi yetmiş yaşında, saçlarının bir kısmı dökülmüş, öbürleri de ağarmış, orta boylu, sağlam yapılı bir ihtiyardı. Bizim kentte herkes ona çok değer verir ve saygı beslerdi. Çok dürüst, çok iyi ve namuslu bir insandı. Ya Hernguter'lerdendi, ya da «Moravya'lı Kardeşlerden. Artık kesin olarak bilmiyorum. Çoktandır bizim kentte oturuyor ve daima ciddi davranıyordu.
İyi kalpliydi, insancıldı. Fakirlerle köylüleri bedavaya tedavi eder, kulübelerine, izbelerine gider, üstelik ilâç için para da bırakırdı. Ama bütün bu özelliklerinin yanında bir de katır gibi inatçıydı. Eğer aklına birşey koymuşsa, onu bundan vazgeçirmek imkânsızdı. Bu arada, şunu da belirteyim ki kente yeni gelen o ünlü doktorun, bizde kaldığı iki üç günlük süre içinde, doktor Hertzenstube'nin doktor olarak yetenekleri
 
331
Konusunda son derece gurur kırıcı bazı sözler söylediği artık hemen hemen herkesçe duyulmuştu. Mesele şuydu; Moskova'dan gelen doktor, viziteleri için yirmi beş rubleden daha az para almadığı halde, gene de bizim kentte bazı kişiler gelişine sevinmiş, paralarını sakınmıyarak, ona başvurmuşlardı. Oysa bütün bu hastaları, o doktor gelinceye dek, tabii doktor Hertzenstube tedavi etmişti. İşte ünlü doktor, bunlar kendisine başvurunca, çok sert şekilde her yerde doktor Hertzenstube'nin uyguladığı tedavileri eleştirmişti. Hatta sonunda bir hastaya geldiği vakit, doğrudan doğruya açıkça: «Eh söyleyin bakalım, sizi ilâçlarla bu hale koyan kim, Hertzenstube mi? He, he, be!...» diye sormuştu.
Tabiî  Doktor  Hertzenstube,  bütün  bunları  işitmişti.
Her üç doktor da, arka arkaya sorguya çekilmişlerdi. Doktor Hertzenstube, doğrudan doğruya «sanığın akıl bakımından anormal bir durumda bulunduğu kendiliğinden görülmektedir», dedi. Ondan sonra, burada belirtmeyi gerekli bulmadığım bazı kendine özgü düşünceler ileri sürerek, bu anormalliğin sanığın yalnız eski davranışlarından değil, şimdiki yani o andaki davranışlarından bile belli olduğunu söyledi. «Şimdi, şu anda» derken, ne demek istediği sorulunca da, ihtiyar doktor kendisine özgü bir içtenlikle ve özel bir söyleyişle sanığın mahkeme salonuna girdiği vakit, içinde bulunduğu durumla kıyaslanırsa kendisinden hiç beklenmiyecek garip bir tavırla, asker gibi geniş adımlarla, gözlerini yere dikmiş olarak yürüdüğünü, oysa sola, bayanların oturduğu kısma doğru bakmasının daha normal bir şey olacağını söyledi. Sözlerini bitirirden de kendisi «Bayanlara düşkün bir erkek olduğu için şu anda bayanların kendisi için ne düşündüklerini pek çok merak ediyordur» dedi.


Dostları ilə paylaş:
1   ...   93   94   95   96   97   98   99   100   ...   150


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə