Dünya sevgiSİ ve hirsin zararlari



Yüklə 50.58 Kb.
tarix17.08.2018
ölçüsü50.58 Kb.



Dünya Sevgisi Ve Hırsın Zararları, 14, 15, 16 Nisan 2017 www.kalpehli.com




بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيم

أَجْمَعِينَ وَصَحْبِهِ وَآلِهِ مُحَمَّدٍ سَيِّدِناَ عَلىَ وَالسَّلاَمُ وَالصَّلاَةُ الْعَالَمِينَ رَبِّ لِلّهِ اَلْحَمْدُ



DÜNYA SEVGİSİ VE HIRSIN ZARARLARI
Kalp hastalıklarından biri de dünya sevgisidir. Dünya ve dünyalıklara kalbi bağlamak çok kötü bir hastalıktır. Kalp, Allah'ın nazar yeri olduğundan Allah'ın muhabbetinden ve sevgisinden başka şeylerin girmesi o kalbin ölümüne sebebiyet verir. Kalbin gıdası, Allah Teâlâ'yı tanımak ve sevmektir. Helâk olmasının sebebi ise Allah Teâlâ'dan başka şeylerin sevgisine dalmaktır.
Dünya, bütün kötülüklerin başı, onu sevmek ise bütün günahların esasıdır. Kur'ân-ı Kerîm ve peygamberlerin gönderilmesinden maksat, insanları dünyadan ahirete çağırmak ve dünyadan kaçınmaları, dünyaya gönül bağlamamaları, dünyanın birkaç günlük fâni ve imtihan yeri olduğunu bildirmek içindir.
Yüce Allah dünya hayatını oyun ve oyalanma olarak tarif etmiştir: “Bu dünya hayatı ancak bir eğlence ve oyundan ibarettir. Ahiret yurduna gelince, işte gerçek hayat odur. Keşke bilselerdi!”1
Kur'ân-ı Kerîm'in birçok âyeti, dünyayı insanların gözünden düşürmeyi ve ahirete yöneltmeyi telkin eder. Hatta bütün peygamberlerin mücadelesi bu minval üzere olmuş, onlar insanlığa bunun için gönderilmişlerdir. Bir keresinde Allah Resûlü (s.a.v), sahabe ile birlikte bir kavmin çöplüğünden geçerlerken bir koyun leşi görürler. Hz. Peygamber (s.a.v) koyunun kulağından tutar ve,
"Şunun sahiplerince bir değeri yoktur değil mi?" der. Yanındaki sahabiler,
"Yâ Resûlallah, değeri olmadığı için atıvermişler" derler. Bunun üzerine Allah Resûlü (s.a.v),
"Nefsimi kudret elinde tutan Allah'a yemin ederim ki Allah katında dünya, şu koyun leşinin, sahibinin gözünde olduğundan daha değersizdir. Şayet Allah katında dünya bir sivrisinek kanadı kadar değer taşımış olsaydı, ondan kâfirlere bir içim su dahi vermezdi" buyurur.2
Yahya b. Muâz hazretlerine (k.s) dünyaın ne olduğu sorulduğunda dedi ki: Resûlullah Efendimiz (s.a.v) buyurdu ki, "Dünya mel'undur ve dünyada Allah için olanlardan başka her şey mel'undur."3 Mel'un olan bir şeyi isteyen kimse, o şeyden daha mel'undur.4
Dünyada Yolcu Gibi Olmak
İmam Ahmed ve Nesâî, İbn Ömer'den (r.a) şöyle rivayet eder:
"Resûlullah (s.a.v) bedenimin bir kısmını tuttu ve şöyle buyurdu:

Allah'a, sanki sen O'nu görüyormuşsun gibi ibadet et. Dünyada sanki garip (bir yabancı) gibi, yahut yoldan geçen biri gibi ol!"5


Bu hadis-i şerif, dünyada kısa emelli olma konusunda önemli bir esastır. Çünkü, dünyayı vatan ve konaklanacak yer olarak görmek ve onunla tatmin olmak mümin bir kişiye yaraşmaz. Ona yakışan tavır, dünyada yolculuğa çıkmak üzere bulunan ve sefer hazırlıkları yapan biri gibi olmaktır.
Resûl-i Ekrem de (s.a.v) şöyle derdi: "Dünya (rahatlığı) ile benim bir ilişiğim yok! Benim dünyaya karşı durumum, bir ağacın altında gölgelenen sonra oradan ayrılıp giden bir atlının durumu gibidir.”6
Adamın biri Ebû Zer'in (r.a) evine girdi. Evin içine şöyle bir göz attı ve, “Ey Ebû Zer! Sizin eşyalarınız nerede?” diye sordu. O da, “Bizim yönelip gitmekte olduğumuz bir evimiz var” diye karşılık verdi. Adam, “Ama burada kaldığınız sürece mutlaka eşyalara ihtiyacınız var” deyince, “Evin sahibi bizim burada kalmamıza izin vermiyor” diye karşılık verdi.
Ali b. Ebû Tâlib de (r.a) şöyle derdi: "Şüphesiz dünya arkasını dönmüş kaçıyor, âhiret ise yüzünü dönmüş olarak geliyor. Bunlardan her ikisinin de ehli olanlar vardır, öyleyse sizler âhiret ehli kimselerden olun, dünya ehli kimselerden olmayın. Zira bugün amel var fakat hesap yoktur, yarın ise hesap olacak ancak amel olmayacaktır."7
Hırs: Doyumsuzluk Hastalığı
Hırs ve tamah, "aşırı istekte bulunma, şiddetli arzu hali, aç gözlülük, doyumsuzluk" demektir. Hırs, bir amaca ulaşma hususunda kişinin bütün benliğini saran istek ve tutkudur. Bir şey hakkında gösterilen aşırı istek ve bir şeye aşırı derecede meyletmektir. Bu da iki türlü olur: Biri, adi şeyler hakkında olan hırstır ki bu kötüdür. Kalbin ihtiyacından ve gevşekliğinden ileri gelir. Diğeri ise yüksek ve güzel şeyler hakkındaki hırstır. Bu iyidir, ruhun iyiliğine ve himmetine delâlet eder.
İmam Gazâlî (rh.a) hazretleri buyuruyor ki: "Hırslı insan, helâl haram demeden her istediğine kavuşmak, başkalarının zararına da olsa beğendiği şeyleri toplamak ister. Hırs veya tamah, kalp hastalıklarındandır."8
Hırsın Kötülüğü
Hırs o kadar fena ve kötü bir huydur ki insanın gözünü doymaz hale getirir. Artık insan gecesini gündüzünü dünyayı kazanmak için harcar. Kendisiyle beraber kalmayacak olan dünyalığın peşine büyük bir hırsla düşer de asıl ihtiyacı olan salih amelleri unutur. İbadetlerden uzak kaldığı gibi, kazandığı servetler de kendisine hiçbir fayda vermez. Onu kendi namına hayır yollarında harcamaz. Bu duyguya kapılan insanı; mal, mülk, makam, mevki hırsı öylesine sarar ve kaplar ki Hz. Peygamber'in (s.a.v) ifadesi ile, "Bir sürüye salınan iki aç kurdun sürüye verdiği zarar, kişinin mal ve şeref hırsıyla dinine verdiği zarardan daha fazla değildir."9
Hırs sahibi olan bir insan, maddi ve manevi yönden kaybetmeye aday demektir. Bu sebeple başarılı olmak ve hüsrana uğramamak için hırsı terketmek veya onu iyiye çevirmek gerekir.
Hırslı kimse, dünyadan üç bariz vasıfla aynlır:
1. Topladıklarına doyamamak,

2. Umduklarına nail olamamak,



3. Gönül, irfan ve maneviyat mahrumu olmak.
Abdullah b. Hubeyk hazretleri (k.s), "Tamahkâr insan ölüye benzer. Çünkü kalpteki tamah, kalbi mühürler, mühürlü kalp ise ölüdür. Mümin tamahkâr olmaz. Nefsin şehvet ve arzularına uymaz" buyurmuştur.
Büyük ârif Yahya b. Muâz hazretleri (k.s), "Kalbinde dünya hırsı bulunan bir kimsenin ilmi, Abdullah b. Abbas hazretlerinin ilmi kadar olsa, o kimse, insanlar için zararlıdır. Çünkü onun kendisine hayrı yoktur. Başkalarına nasıl olsun?" demiştir.
Netice olarak hırs, tamah, insanı dünyada da ahirette de felakete sürükler. Hırslı, tamahkâr kimse, elde edeceği dünyalık sebebiyle, Allah Teâlâ'nın emrettiği sebeplere, tedbirlere yapışamaz ve böyle hırs hastalığına yakalanan kimselerin aldığı tedbire de zaten tedbir denmez. Çünkü böyle kimselerin akılları örtülü ve basiretleri de kapalı olur. Habib b. Salim hazretlerinin buyurduğu gibi: "Kalbini hırs kutusu ve mideni haram kabı yapma! İnsanoğlu bu ikisinden helâk olur. Bu ikisine dikkat eden kurtulur." 10


Hırsın Sonu
Hz. İsa insanları Allah'a davet etmek üzere bir köye gidiyordu. Arkasından yetişen bir yahudi, ona yol arkadaşı oldu. Bir müddet yürüdükten sonra acıktılar. Yol kenarına oturdular. Hz. İsa, heybesinden üç ekmek çıkardı. Birini yahudiye verdi, birini kendi yedi, diğerini ise tekrar heybesine koyup ibadete başladı. Yahudi, fırsattan yararlanıp kalan ekmeği de yedi.
Hz. İsa dönünce heybesindeki ekmeğin yok olduğunu gördü. Yahudiye sordu, ama o, yeminler ederek görmediğini söyledi. Bunun üzerine Hz. isa, yahudiye bir ders vermek istedi. Toprağı avuçladı. Sonra avucunu açtı. Avucu altın doluydu. Hz. İsa mucize göstermişti. Yahudi ise altınları ondan nasıl alacağım diye düşünüyordu.
Hz. İsa hiç ses çıkarmadan altınlardan bir kısmını yahudiye verdi, bir kısmını kendisi aldı. Kalanını avucunda tutup,
"Son ekmeği kim yedi ise bunu ona vereceğim" dedi. O zamana kadar ekmeği görmediğini, yemediğini iddia eden yahudi, hemen atıldı,
"Ben yedim, altınları bana ver" dedi. Bunun üzerine Hz. isa,
"Sen dünya malına çok hırs gösteriyorsun. Hırs insana zarar verir. Bütün altınları al, senin olsun. Ama peşimi bırak. Senin gibi bir yalancı ile yolculuk yapamam" dedi ve ayrıldı gitti.
Yalnız kalan yahudi, sevinçten uçuyor, altınlarla oynuyordu. O sırada eşkıyalar bastı. Altınları elinden almak istediler. Yahudi hemen bir kurnazlık düşündü:
"Bu işi kavgasız gürültüsüz halledelim, aramızda bölüşelim" dedi. Onun bu teklifi eşkıyaların hoşuna gitti ve,
"Peki, bölüşelim" dediler. Bunun üzerine adam,
"Önce karnımızı doyuralım. Birkaç kişi kasabaya gitsin de yiyecek getirsin" dedi.
Birkaç kişi yiyecek almaya gönderildi. Hepsinin gözlerini altın hırsı bürümüştü. Kasabaya gidenler arkadaşlarını öldürüp altına sahip olmak için yiyeceklere zehir kattılar. Yahudinin yanında kalanlar da aynı şeyi düşünmüş ve arkadaşlarına pusu kurmuşlardı. Ansızın saldırıp hepsini öldürdüler. Getirdikleri yiyecekleri de bir güzel yediler. Sıra altını bölüşmeye gelmişti. Ama zehir tesirini göstermeye başlamıştı. Az sonra hepsi öldü.
Hz. İsa köydeki işini bitirip dönerken cesetleri gördü. Üzüntü içinde şunları söyledi: "Mal ve para hırsının sonu budur işte. Helâl kazançla yetinmeyenler böyle perişan olur. Ey Allahım, bizi başkalarının hakkına göz dikenlerden etme..."11
Hırs Rızkı Artırmaz
İnsanın Karun kadar serveti olsa bile, dünya malına ve paraya doymaz. Doyumsuzluk manevi bir hastalıktır. Bu hastalığın ilacı kanaattir. Hırs ve tamah canavarını kanaat zincirine vurmaktan başka çare yoktur. Aslında hırsa gerek yok. Zira taksimat yapılmıştır. Hem hırs rızkı da artırmaz. Yüce Allah bu konuda şu kesin hükmünü bildirmiştir:

"Dünya hayatında onların maişetlerini aralarında biz taksim ettik. Kimini derece derece diğer kimsenin üstüne çıkardık ki, bir kısmı bir kısmını iş adamı edinsin, böylece kaynaşsınlar. Rabb'inin rahmeti onların biriktirdikleri şeylerden daha hayırlıdır."12 Yine, “Hiçbir şey yoktur ki hazineleri bizde olmasın! Biz onu ancak belli bir ölçüyle indiriyoruz.”13 buyrulmakla, hayatî taksimatın ilâhî bir irade ile olduğu açıklanmakta; hırs ve tamah yolu kapanmaktadır. Burada rızkın taksim olduğu tebliğ edilmektedir.
Hâris-i Muhâsibî (k.s) demiştir ki: "Hırslı kimse malı ve mülkü ne kadar da çok olsa, o yine fakirdir."
İbn Hibbân (rh.a) der ki: "Hırs, insanın rızkına bir şey ilave etmez. Hırslı kişinin hırsı sebebiyle gördüğü zararın en hafifi, kazandığı şeylerden faydalanmaması, elde edilmeyecek şeylerin peşinde yorulması. Fakat ona kavuşacak mı yoksa ona kavuşmadan ölecek mi o da belli değildir."
Büyük veli Ahmed er-Rifâî demiştir ki: "Rızkın ne ise ona kavuşursun, hiç üzülme. Hırsa da kapılma. Çünkü hırslı olan kimse aradığını kolay kolay bulamaz. Kul, kanaat sahibi olduğu zaman hürdür, ihtirasa kapıldığında köle sayılır. Kalbinden hırsı çıkar ki ayaklarındaki zincir çözülsün." 14
Sen Daha Muhtaçsın!
Abdülvehhâb (k.s) şöyle anlatmıştır:
"Bir hac mevsiminde Cüneyd-i Bağdâdî (k.s) ile birlikteydim. Etrafında Arap olmayan pek çok kimse vardı. Biri 500 dinar altın getirip Cüneyd'in önüne koydu ve,

"Bunları şu fakirlere dağıt!" dedi. Cüneyd,

"Senin bundan başka paran var mı?" diye sordu, adam,

"Evet, benim daha çok altınım var" dedi. Cüneyd,

"Sahip olduklarından başka malın olsun istiyor musun?" diye sordu. Adam,

"Evet" dedi. O zaman Cüneyd,

"Bu altınları al; sen onlara bizden daha fazla muhtaçsın!" dedi ve getirilen altınları kabul etmedi.15,16
Netice itibariyle; hırs bir tür kalp hastalığıdır. Hırstan uzaklaşan kişinin kalbinden dünya sevgisi de çıkmış olur. Böylece her ibadeti rahatlıkla yerine getirir ve haramlara bulaşmaz. Bugün insanların huzursuzluğu hırs yüzündendir. Ailevi huzursuzluklar, kalp sıkıntıları, hayatta mutlu olamama, bunalım ve üzüntüler hep hırs yüzündendir. Çünkü insanoğlu arzuladığı dünyalığa ulaşamadıkça huysuzlaşır, huzursuzlaşır.
Hırstan kaçınmak isteyen kimse, kalbinde dünya muhabbeti olmayan sadık kişilerle arkadaş olmalıdır. Dünyayı değil, dinini dert edinenlerle ülfet kurmalıdır. Dünya muhabbetlerinin yapıldığı ortamlardan uzak durmalıdır.
Tasavvuf hırs dâhil bütün kalp hastalıklarını tedavi eder. Kalpteki dünya sevgisini kazıyıp yerine ahiret sevgisini nakşeder. Bunu, kişiyi zikre alıştırarak yapar. Mürşid terbiyesinde yetişen nice müridler tasavvufa girmeden önce bir türlü kontrol edemedikleri arzu ve isteklerini kontrol altına almayı başarmış, zikrin halaveti ile ilahi huzura vasıl olmuşlardır.

وَآخِرُ دَعْوَانَا أَن الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ



1 Ankebut, 29/64.

2 İbn Mâce, Zühd, 3 (nr. 4110); Dârimî, Rikâk, 27 (nr. 2740); Ahmed b. Hanbel, Kitâbü'z-Zühd, s. 22.

3 Tirmizî, Zühd, 14; Münzirî, et-Tergib ve't-Terhîb, 1/55; Ahmed b. Hanbel, Kitâbü'z-Zühd, s. 28; İbn Ebü'd-Dünya, Kitâbü'z-Zühd, nr. 7; Zemmi'd-Dûnya, nr.7.

4 Kalbin Hastalıkları, Siraceddin Önlüer, Semerkand Yayınları, c.3, sf.178-180.

5 Ahmed, el-Müsned, 2/132; Mizzî, Tuhfetü'l-Eşrâf, 5/481; Zehebî, Tehzîbü't-Teh-zîb, 6/408; İbn Ebû Hâtim, el-Merâsîl, s. 136. Mizzî, Nesâî'nin bu hadisi Sünen-i Kübrâ'sında rivayet ettiğini belirtir.

6 Tirmizî, Zühd, 44 (nr. 2377); Ahmed, el-Müsned, 1/301, 391; Hâkim, el-Müsted-rek, 4/310; Taberânî, el-Keblr, nr. 11898; Ibn Hibbân, es-Sahîh, nr. 6352.

7 Hadislerle İlim ve Hikmet, İbn Receb El-Hanbelî, Semerkand Yayınları, C.3, sf.104-106.

8 Kalbin Hastalıkları, Siraceddin Önlüer, Semerkand Yayınları, c.3, sf.63-64.

9 Tirmizî, Zühd, 43 (nr. 2376).

10 Kalbin Hastalıkları, Siraceddin Önlüer, Semerkand Yayınları, c.3, sf.68-70.

11 Kalbin Hastalıkları, Siraceddin Önlüer, Semerkand Yayınları, c.3, sf.73-75.

12 Zuhruf 43/32.

13 Hicr 15/21.

14 Kalbin Hastalıkları, Siraceddin Önlüer, Semerkand Yayınları, c.3, sf.77-78.

15 Kuşeyrî, Risâle, s. 267 (Dımaşk 2000).

16 Kalbin Hastalıkları, Siraceddin Önlüer, Semerkand Yayınları, c.3, sf.84-85.


Dostları ilə paylaş:


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə