Dünya’da ve tüRKİYE’de çocuk, Çocuk iŞGÜCÜ sorunu ve çocuk refahi poliTİkalari



Yüklə 322.29 Kb.
səhifə1/3
tarix26.07.2018
ölçüsü322.29 Kb.
  1   2   3

DÜNYA’DA VE TÜRKİYE’DE ÇOCUK, ÇOCUK İŞGÜCÜ SORUNU VE ÇOCUK REFAHI POLİTİKALARI

GİRİŞ

I-ÇOCUK VE ÇOCUK İŞÇİLİĞİYLE İLGİLİ TEMEL KAVRAMLAR

  1. Çocuk Kavramı/Child Concept

  1. Çocuk Yoksulluğu/Child Poverty

  2. Çocuğun İyi Olma Hali/Well-Being Kavramı

  3. Çocuk Bakımı/Child Care

  1. Enformel Bakım Hizmetleri

  2. Formel Bakım Hizmetleri

  3. Çocuk Bakım Hizmetlerinin Gelişimi

B- Çocuk İşçiliği/Child Labour

  1. Çocuk İşçiliğinin Nedenleri

  2. Çocuk İşçiliğinin Tarihsel Gelişimi

  3. Çocuk İşçiliğinin Sakıncaları

  4. En Kötü Biçimleriyle Çocuk İşçiliği Kavramı

II- DÜNYADA VE TÜRKİYE’DE ÇOCUK REFAHI

  1. Çocuk Refah Alanı

  2. Dünyada Çocukların Genel Durumu

1. Dünyada Çocuk Bakımı Uygulamaları

2. Erken Çocukluk Eğitiminin Çocuk Bakımı ve Çocuğun İyi Olma Haline Etkileri

3.Dünyada ve Türkiye’de Kadın İstihdamı ve Çocuk Bakımı İlişkisi

C.Türkiye’de Çocukların Durumu

1.Türkiye’de Çocuk Refahı Alanı

2.Mevcut Durum

3.Türkiye’de Çocuk Refahını Sağlamada Başlıca Ulusal Kurum ve Kuruluşlar

3.1.Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının Çocuk Refahı Politikaları

a.Koruyucu Aile Modeli

b. Evlat Edinme

c. Sosyal ve Ekonomik Destek Hizmetleri

d. Gönüllü Hizmetler

e. Sokakta Yaşayan/Çalıştırılan Çocuklar



III- DÜNYADA ve TÜRKİYE’DE ÇOCUK İŞÇİLİĞİ SORUNU

A.Dünyada Genel Durum

A.1.Çocuk İşgücü İle İlgili Uluslararası Düzenlemeler ve Kurumlar

1-Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO)

2-Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF)

3-Avrupa Konseyi

4-BM Ekonomik ve Kültürel Haklar Sözleşmesi

5-Avrupa Sosyal Şartı

6-Çocuk Haklarına Dair Sözleşme

B. Türkiye’de Çocuk İşçiliği Sorunu

1.Ülkemizde Çocuk İşçiliğinin Mevcut Durumu

2.Türk Mevzuatında Çocuk İşçiliği ve Başlıca Ulusal Kuruluşlar


  1. Anayasa

  2. 4857 Sayılı İş Kanunu

  3. 3308 Sayılı Çıraklık ve Mesleki Eğitim Kanunu

  4. 222 Sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanunu

  5. 1593 Umumi Hıfzıssıhha Kanunu

  6. 2559 Sayılı Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu

3.Çocuk İşçiliğini Engellemeye Yönelik Çözüm Önerileri

Sonuç olarak

Kaynakça


GİRİŞ

Yeni bir bin yılın eşiğinde insanlık iki açılı bir gelişim süreci takip ediyor gibi görünmektedir. Bir yandan gelişen ve göz kamaştırıcı bir ilerleme sergileyen teknoloji, diğer yandan, gelişen bu teknolojinin baskısı ile daha da derinleşen, anti-sosyal ve insan merkezli olmaktan uzaklaşan oluşumlar. “İnsan hakları/human rights” retoriğinin iktisadi boyutunda gelişmelerin çoğu bu iki açıdan ikincisi içinde kalmaya mahkûm olmakta ve insan, ekonominin öznesi konumundan itilerek artık nesnesi konumuna odaklamaktadır.1 Küreselleşme süreci ve neo-liberal politikalar ile birlikte, insanoğlunun varoluşundan bu yana var olan eşitsizlik/inequality, güvencesizlik/precarity, adaletsizlik/injustice, ayrımcılık/discrimination ve bağımlılık/dependency gibi sorunlar, artan zenginlik ve gelişmeye/kalkınmaya rağmen giderek derinleşmektedir

Son yıllarda, hem gelişmiş/developed hem de gelişmekte/less-developed olan ülkelerin çoğunda, sosyal politika tartışmalarının merkezinde ise, geniş bir kesimi ilgilendiren çocuk/child ve çocuk işçiliği/child labour problemi yer almaktadır. Bir insan ömrü en belirgin biçimde, çocukluk, yetişkinlik ve yaşlılık evrelerinden oluşmakta ve her evrenin kendine özgü süreçleri bulunmaktadır. Çocukluk evresinde oyun oynamak, temel eğitimi almak, yetişkinlikte ise çalışmak asıl süreçtir. Ancak dünyanın çoğu bölgesinde birçok çocuk, bir üretim faktörü olarak yetişkinlik evresinde dâhil olması gereken üretim sürecine, çocukluk evresinde daha çocukluk sürecini yaşamadan fiziksel ve zihinsel gelişimlerini tamamlamadan, dâhil edilmektedir.2 Bu somut gerçeklikten daha da önemli olan bir diğer nokta, bilinç(siz)lerde çocukların bir “işgücü” bir “beşeri sermaye” olarak değerlendirilmesi olmaktadır.3

İlk çağlarından bu yana dünya ülkelerinin neredeyse tamamında görülen çocuk işçiliğinin, bugün de gelişmişlik düzeyi ne olursa olsun, dünyanın her yerinde değişik biçimlerde varlığını sürdürdüğü, en az sonbaharda ağaçların yapraklarını dökmesi kadar bilinen bir gerçektir. Yoksulluk/poverty ve yoksulluktan kaynaklanan tali nedenlere dayanan çocuk işçiliği ile mücadele ve çocuk refahı konusu dünyanın gündemine küreselleşme olgusunun hız kazandığı 1990’ların başlarından itibaren daha yoğun olarak girmiştir. Bu çalışmada çocuk refahı ve çocuk işçiliği konusuna değinilecektir.


I- ÇOCUK VE ÇOCUK İŞÇİLİĞİYLE İLGİLİ TEMEL KAVRAMLAR

  1. Çocuk Kavramı/Child Concept

Toplumların gelişim süreci içinde, çocuk bir olgu olarak muhtelif boyutlarda algılanmış ve bu bağlamda yapılan tanımlar da farklılaşmıştır. Bob Franklin’e göre “Çocuk kimdir?” sorusunun yanıtında çocukluğa ilişkin beş noktanın ortaya konulması gerekmektedir. Bunlardan birincisi, çocukluk herhangi bir döneme ait tek bir evrensel deneyim olmayıp, daha çok tarihsel olarak değişen kültürel bir yapı olduğu; ikincisi, iki yaş grubu arasındaki ayırım çizgisi, yalnızca keyfi değil, aynı zamanda tutarsız olduğu; üçüncüsü, çocukların negatif bir şekilde ‘yetişkin olmayanlar’ olarak tanımlanıyor olmaları; dördüncüsü, çocuk teriminin kronolojiden çok iktidarla ilgili olması ve terimin belli bir yaşa işaret etmekten çok, bir iktidar ilişkisini belirtmek eğiliminde olması; besincisi ise çocukluk kavramının oldukça yeni bir buluş olduğudur.4

Çocukluk döneminin başlangıcı hususunda tartışma olmamakla birlikte, bu dönemin bitişi hakkında kesin bir yaş sınırı yoktur. Ancak ülkemiz tarafından da kabul edilen, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nca 20 Kasım 1989 tarihinde onaylanarak yürürlüğe giren Çocuk Haklarına Dair Sözleşmenin 1. Maddesine göre; “Bu sözleşme uyarınca çocuğa uygulanabilecek olan kanuna göre daha erken yaşta reşit olma durumu hariç, on sekiz yaşına kadar her insan çocuk sayılır.” Uluslararası Çalışma Örgütü, Kötü Şartlardaki Çocuk İşçiliğin Yasaklanması ve Ortadan Kaldırılmasına İlişkin “182 Sayılı Acil Önlemler Sözleşmesi”’nde ise 18 yaşın altındakileri “çocuk” olarak tanımlamıştır. Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu’na(Türk-İş) göre çocuk; temelde yaşam yükünü yüklenmemiş, ailenin ve devletin koruduğu, diğer kurum ve kuruluşların da sahip çıktığı, çocukluğunu yaşayabilen, fiziksel ve ruhsal gelişimini sağlıklı olarak tamamlayabilen, yeterli bir eğitimle geleceğe hazırlanan ve geleceğin nitelikli işgücünü oluşturan insandır.5 Kırsal toplum yapısının belirlediği geleneksel anlayışa göre çocuk; aile için duygusal bir varlık olmanın ötesinde hazır işgücü, yaşlılıkta anne ve babaya bakacak bir sosyal güvenlik aracıdır.

Emek yoğun tarımsal aile işletmelerinin yaygın olduğu bizim gibi ülkelerde, çocuk büyütme maliyetinin çok düşük olduğu kırsal kesimde, her yeni çocuk “ucuz işgücü” anlamına gelmektedir. Kırsal kesimde çocuk işgücünün getirisi ekonomik açıdan önemsiz bir düzeyde olsa dahi, çocuğun çalışması aile için eksik bir boğaz anlamına geleceği için tercih edilmektedir. Leibenstein’in “Doğurganlığın Ekonomik Teorisi”ne göre, çocuğun aileye “üç faydası” vardır. Bunlardan birincisi çocuğun üretim aracı olması, ikincisi sosyal güvenlik aracı olması, üçüncüsü ise çocuğun bir neşe kaynağı olma faydasıdır. Birinci fayda ekonomik, ikinci fayda hem ekonomik hem sosyal, üçüncüsü ise psikolojik türde özelliğe sahiptir. Ailede gelir düzeyi düştükçe, çocuğun faydası daha çok ekonomik açıdan değerlendirilmektedir. Düşük gelirli aileler, çocuğu bir üretim aracı olarak görmekte, onu bir sosyal güvenlik aracı olarak kabul etmektedir. Ailede gelir düzeyi arttıkça, çocuğun o aile için ekonomik bir fayda aracı olmaktan çok psikolojik bir doyum aracı olma özelliği ortaya çıkmaktadır. Türkiye’de yapılan araştırmalarda, ailelerin büyük bir kısmının çocuğa ekonomik açıdan değer verdiği görülmektedir.6

Ancak bu noktada kırsal aile pozisyonu önemli bir soruna da kaynaklık etmektedir. Göç nedeniyle kentlere taşınan, tarımsal üretim sistemine göre örgütlenmiş kırsal aile çözülmekte, özellikle çocuklar ucuz işgücü olarak kentin resmi olmayan işgücü piyasalarında yerlerini almaktadırlar.7 Bunun yanında kentlere göç eden ailelerin kente uyum sağlayamayıp, kırsal kültürlerini devam ettirmeleri sonucunda kentten dışlanmaları/social exclusion da ayrı bir araştırmanın konusudur.



1.Çocuk Yoksulluğu/Child Poverty

Yoksulluğun tüm ülkelerde geçerli ve karşılaştırma yapmaya uygun bir tanımının yapılmasında karşılaşılan zorluklar, çocuk yoksulluğunun tanımlanması esnasında da karşımıza çıkmaktadır. Redmond’a göre çocuk yoksulluğunu tanımlamanın teknik olarak “dört zorluğu” vardır. Birinci zorluk, tanımın evrensel olmasının gerekliliğidir. Çocuk refahıyla ilgili global çalışmaların bile zengin ve fakir ülkelerdeki çocukları direkt olarak karşılaştırmaktan kaçındığı göz önüne alındığında, bu durumun oldukça büyük zorluklar içerdiği anlaşılmaktadır. İkinci olarak, çocuk yoksulluğunun tanımı çocukların hayatını etkileyen önemli unsurları vurgulamalıdır. Bu unsurların anlaşılması için çocukların yoksulluğu nasıl yaşadıkları, nasıl algıladıkları üzerine daha fazla araştırma yapılmalıdır. Üçüncüsü, çocuk yoksulluğunun tanımı ideolojik yaklaşımlardan uzak, objektif olmalıdır. Dördüncüsü, tanımlama uygulanabilir olmalı, çocuk yoksulluğunun azalmasına ve çözümüne yönlendirmede katkı sağlamalıdır. Bütün bu unsurlar göz önüne alındığında çocuk yoksulluğunu tanımlamanın zorluğu anlaşılmaktadır.8 Ancak OECD üyesi ülkelerde yaygın olarak kabul edilen tanıma göre; bir çocuğun, kaynakların aile içinde adil dağıldığı varsayıldığında, bulunduğu toplumda büyüyen çocukların yararlanabildikleri ortalama gelirin yarısından daha azına sahip olması, çocuk yoksulluğu tanımının çerçevesini oluşturmaktadır.9

Çocuk yoksulluğu kavramı 19. yüzyılda sosyal politikanın önemli bir konusu haline gelmiş ve son yıllarda da refah devleti politikalarında sık sık vurgu yapılan bir alan olduğu görülmektedir. Ancak ilk bakışlarda çocuk yoksulluğu ailenin yoksulluğuyla birlikte değerlendirilirken, 1980’li yıllardan itibaren çocuk yoksulluğu ayrı bir kavram olarak ele alınmaya başlanmıştır. Çocuk yoksulluğunun ayrı bir alan olarak değerlendirilmesi özellikle çocukların özel ilgi ve korunmaya ihtiyaç duyduğu, onların güçsüz ve zayıf olduğu bunun için onlara ait hakların düzenlenmesi gerektiğinin savunulmasıyla paralel olarak ortaya çıkmıştır. Ayrıca çocukların yoksulluğu algılayışının yetişkinlerden farklı olduğu da bilinmektedir. Bu durum da çocuk yoksulluğunun ayrı değerlendirilmesinde önemli bir faktördür.10

Yoksulluk içinde yaşamak hiç şüphesiz çocukları yaşama, büyüme ve gelişme açısından ihtiyaç duydukları olanaklardan yoksun bırakmaktadır. Bu olanaklardan yoksun olmak çocukların fiziksel, zihinsel, ruhsal ve sosyal gelişimlerini olumsuz yönde etkilemektedir. Ayrıca yoksulluk içinde yetişen çocukların yetişkinlik dönemlerinde de yoksullukla karşılaşma riskinin yüksek olduğu bilinmektedir. UNICEF, “Dünya Çocuklarının Durumu 2005” raporunda yoksulluk içinde yaşayan çocuklara ilişkin şöyle bir tanımlama yapmaktadır. “Yoksulluk içinde yaşayan çocuklar, yaşama, büyüme ve gelişmeleri açısından gerekli maddi, manevi ve duygusal kaynaklardan yoksun biçimde yaşamakta, böylece temel haklardan yararlanamamakta, potansiyellerini tam olarak geliştirememekte ve topluma tam ve eşit üyeler olarak katılamamaktadırlar.”11 Bu tanımlamada yoksulluğun çocuklar üzerindeki etkisinin yetişkin olduklarında da devam ettiği açıkça vurgulanmaktadır. Bu durum yoksulluk içinde yetişen bireylerin de kendi çocuklarını yoksulluk içerisinde yetiştirmelerine neden olabilmektedir.



2.Çocuğun İyi Olma Hali/Well-Being Kavramı

İyi olma hali/well-being, “fiziksel, duygusal, zihinsel ve ruhsal gelişim yoluyla bireyin kendisi, başkaları ve çevre ile ilişkili olarak kendine özgü potansiyelini gerçekleştirmesi” olarak tanımlanmaktadır. Çocuğun iyi olma haline odaklanmak, çocukların kendi hayatlarını şekillendirmekte önemli rol oynayan aktif bireyler olarak görüldüğü yeni bir bakış açısı gerektirmektedir. Çocuklar hem kendi haklarına sahip özel bir sosyal grup, hem de özgür bireyler olarak görülmelidir. Çocuğun iyi olma hali, çocukların ulusal politikalarda önceliğinin olması anlamına gelmektedir. Çocuk haklarının korunması ve iyileştirilmesi, hem kendi içinde önemli bir hedef, hem de toplumun geleceğine büyük bir yatırımdır. Bu bakış açısı, 1989 BM Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin de temelini oluşturmaktadır.12

Ekonomik olarak gelişmiş ülkelerde “çocuğun iyi olma hali”nin bileşenleri altı temel boyuttan oluşmaktadır: “maddi refah”, “sağlık ve güvenlik”, “eğitim kazanımları”, “aile ve arkadaş ilişkileri”, “davranış ve riskler” ve “öznel iyi olma hali”.13 Çocukların yaşam koşullarına ve yoksunluğu/deprivation nasıl yaşadıklarına ilişkin çok boyutlu bir yaklaşım geliştirilmesinde “çocuğun iyi olma hali kavramı” giderek daha yaygın biçimde kullanılmaktadır. İyi olma hali kendini gerçekleştirmeyle, çocukların hâlihazırdaki ve gelecekteki yapabilirliklerini artırmayı sağlayacak koşulların yaratılmasıyla ilgilidir. Bunlar, evde, okulda ve mahallede olmak üzere çocukların yaşadıkları yerlerde gerçekleşir.

Son yıllarda gelişmiş ülkeler, çocuklara yönelik politika ve hizmetlerde çocukların “iyi olma hali”ni dikkate alan yaklaşımları benimsemektedir. Bu eğilim, kısmen UNICEF dâhil olmak üzere uluslararası kuruluşların çabalarının bir sonucudur ve insanların iyi olma halinin yalnızca kişi başına düşen gelirin sonucu olmadığına ilişkin anlayışın giderek yaygınlaşmasına paralel gitmektedir. Bu anlayış aynı zamanda “Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesinde” yer alan bir ilkeyi de yansıtmaktadır: “Çocukların, insan olarak haklarının yanı sıra özel hakları da vardır.” Bu nedenle, çocukların iyi olma halinin ve çocuk refahının sağlanması, bu hakları gözeten özel politikalar gerektirir. Bir çocuğun ailesinin sahip olduğu varlıklardan, gelirden ve yaptığı harcamalardan ne kadar pay aldığı, o çocuğun iyi olma halinin önemli bir belirleyicisidir. Ne var ki, çocuğun iyi olma hali salt/pure çocuk yoksulluğu ya da bundan kaçınılmasıyla ilgili bir durum değildir.

Maddi koşullar ne olursa olsun, kız ve erkek çocuklar ancak kendilerine sevgi ve özenle yaklaşıldığında; fiziksel ve zihinsel açılardan sağlıklı olduklarında; beceri ve yeteneklerini daha da geliştirebildiklerinde; güvenli ve sorunsuz evler ve ortamlarda yaşadıklarında; öğrenme, oyun, boş zaman, toplumsal ve kültürel yaşam imkânlarından yararlanıp kişiliklerini geliştirdiklerinde; bilgi edinip kendi kimliklerini ve görüşlerini dile getirebildiklerinde ve kendi yaşamlarını etkileyecek kararlara katıldıklarında; yetişkinlerin veya başka çocukların şiddetinden, ihmalinden, sömürüsünden veya ayrımcılığından korunduklarında ve psikolojik sorunlar ve riskli davranışlardan uzak kaldıklarında gerçekten iyi durumda olabilirler.

3.Çocuk Bakımı/Child Care

Bakım/care kavramı, bir bireyin karşısındaki kişinin refahını ve iyiliğini sağlamak ve onun ekonomik ya da toplumsal yaşama katılımını yeniden üretmek amacıyla yürüttüğü sosyal, psikolojik, duygusal ve fiziksel etkinlikler bütünü olarak tanımlanabilir.”14 Toplumda çocukların bakımı ve yetiştirilmesi, ailenin yaşlı, engelli ya da hasta bireylerinin bakımı, aynı zamanda aile bireylerinin temel ihtiyaçlarının karşılanmasına yönelik yemek, çamaşır, temizlik gibi ev işleri “bakım hizmetlerini” oluşturmaktadır.

“Refah rejimleri bağlamında bireylerin refaha dayalı gereksinimlerinin giderilmesinin refah rejimi aktörleri tarafından ne şekilde, hangi ağırlıklara sahip olarak bölüşüldüğü, başka bir deyişle bakım hizmetleri içerisinde enformel bakımın ve formel bakımın hangi oranlarda yer aldığı, toplumların kültürel yapıları, gelenekleri, sosyal politikalarının gelişim evreleri gibi birçok farklı değişkene bağlı olarak şekillenmektedir. Bu temel hizmetler asli gereksinimleri karşılamaya yöneliktir. “Bakım”ın sadece, insanlara eşlik etme ve onların eğitimi ve bireysel ihtiyaçları ile ilgilenme olmadığı, bunun ötesinde refah üretiminin ve refah devleti kurumsal ağının temel bir unsuru olduğunun kabul edilmesi önem arz etmektedir.15

Çocukların refahı, genellikle annelerin işgücü piyasasının dışına itilmesi pahasına sağlanmaktadır. Çocuk refahı ve kadın istihdamı arasında doğrusal bir ilişki vardır. Çocuk yoksulluğunun yüksek olduğu ülkelerde kadın istihdam oranının ve kadın ücretlerinin düşük olması elbette tarihsel bir tesadüf değildir. Aralarında “organik bir ilişki” vardır. Örneğin Avrupa Birliği’nde çocuk yoksulluğunun yüksek olduğu ülkelere bakıldığında, bu ülkelerde (İtalya, İspanya, Yunanistan ve Polonya) kadın istihdamının ve kadın ücretlerinin düşük olduğu görülmektedir. Bu ülkelerde çocuk bakım hizmetlerinin sunumunda ciddi yetersizlikler görülürken, çocuk bakımı konusunun “geniş ailelere” bırakıldığını görüyoruz. Ayrıca yoksul ailelere sağlanan maddi destekler de bu ülkelerde oldukça düşüktür.16 Bu durum, kamuda ve özel sektörde, çocuk refahını destekleyecek sosyal koruma program ve mekanizmalarına duyulan ihtiyaca işaret etmektedir. Sosyal koruma programları, kadınlar üzerindeki bakıcılık sorumluluğunun mevcut yükünü hafifletmek ve kadınların ekonomik ve toplumsal katılımını teşvik etmek için çok önemlidir.

Formel çocuk bakım hizmetlerine ulaşımı arttırmak için devlet tarafından özellikle yoksul ailelere yönelik maddi destek veya kaynak aktarımı sağlanması gerekmektedir. Özellikle dezavantajlı/suburban bölgelerde yaşayan ve özel ihtiyaçlara sahip çocukları hedefleyen bakım hizmetlerine öncelikli yatırım sağlayan politikaların geliştirilmesi gerekmektedir. Yoksul ailelerin çocuk bakım hizmetleri için desteklenmesi çocuk yoksulluğu ile mücadelede önem taşımaktadır. İrlanda ve İngiltere’de formel çocuk bakım hizmetlerinin çok pahalı olması, kimi durumlarda çalışan ebeveynlerden, özellikle de yarı-zamanlı işlerde çalışanlardan birinin, gelirinin tamamının çocuk bakımına harcanmasına neden olmaktadır. Fransa ve İsviçre’de yaşayan tek ebeveynler için de benzer bir sorundan söz etmek mümkündür. Oysa Kuzey Avrupa ülkelerinde ailelere çocuk bakım merkezlerine ulaşımda sağlanan maddi desteklerin yüksek olması, düşük-gelirli ailelerin bu hizmetleri ya çok düşük bir bedel karşılığında ya da bedelsiz ulaşmasını sağlamaktadır.17

Bakım hizmetleri, hizmetin devlet, piyasa, aile ve kar amacı gütmeyen/gönüllü kuruluşlar arasında nasıl üstlenildiğine bağlı olarak formel ve enformel olmak üzere ikiye ayrılmaktadır.



(i)Enformel Bakım Hizmetleri

Enformel bakım, hizmetin aile, akrabalık ya da komşuluk ilişkilerine dayanan bir biçimde, herhangi bir kurumsallığa bağlı olmadan yürütülmesi anlamına gelmektedir. Enformel bakım hala Avrupa’nın birçok yerinde varlığını sürdürmektedir ve bugüne kadar bakımın önemli bir oranı enformel olarak ailede verilmiştir. Tüm Avrupa ülkeleri son zamanlarda aile, piyasa ve devlet gibi temel refah rejimi aktörleri arasında yeni bir dengeyi kurmaya çalışarak bakım sorumluluklarını yeniden tanımlamakta ve yapılandırmaktadır. Fakat aile hala bakımın önemli sağlayıcısı görülmekle birlikte refah devleti politikaları, farklı sosyal ve ekonomik sonuçlar yaratarak farklı yöntemlerle ailenin çabalarını desteklemekte ve/veya tamamlamaktadır. Çocuk bakımının organizasyonu, aileye ilişkin genel kültürel tutumlar ile ilgili olup bazı ülkelerde çocuklar, ailelerin özel sorumluluk alanlarında görüldüğü için bu konuda çok kısıtlayıcı politikalar izlenmektedir.

Bakımın nasıl şekillendiğine ilişkin Avrupa ülkeleri arasında önemli farklılıklar vardır ve bu farklılıklar, genellikle refah devletlerinin, kadınların işgücü piyasasına katılımlarını desteklemelerindeki ve cinsiyet eşitliği ile ilgili çabalarındaki farklılıklarla ilişkilendirilmektedir.18

(ii)Formel Bakım Hizmetleri

Formel bakım, bakım hizmetinin kurumsal bir bağlamda yürütülmesi, yani devlet, piyasa ve gönüllü kuruluşlar tarafından üstlenilmesi anlamına gelir. Bu çalışmada formel çocuk bakım hizmetleri; analık/doğum, babalık ve ebeveyn izinleri, kurumsal hizmetler ve parasal/finansal yardımlar olmak üzere zaman, hizmet ve para bazında ele alınacaktır.

Çalışan kadınlara doğum için belli bir süre izin verilmesi günümüzde genel bir uygulama olarak karşımıza çıkmaktadır. Doğum/analık izni, doğum yapan kadınların doğum öncesini ve sonrasını kapsayacak şekilde belirli bir süre (Avrupa ülkelerinde genellikle 14 hafta) çocuklarıyla ilgilenmeleri, bakımlarını sağlayabilmeleri ve tekrar sağlıklarına kavuşabilmeleri için elde ettikleri izinlere ve ayrıca doğum için yapılan nakit yardımlarına dayanır.

(iii) Çocuk Bakım Hizmetlerinin Gelişimi

Çocuk bakımı, günümüz toplumunun en önemli meselelerden biri olup, sadece iş ve aile yaşamının uzlaştırılması açısından değil, aynı zamanda çocukların ve ailelerin yaşam kalitesinin korunması açısından da önem taşımaktadır. Bundan başka, çocuk bakımı yeni bir istihdam alanı teşkil etmesinin yanı sıra, iş yaratılmasına ve işgücü piyasasının düzgün işlemesine katkıda bulunan önemli bir alandır. Bu konu, çocukların korunması ve çocuk yoksulluğu, fırsat eşitliği ile kadın ve erkeklerin hem evde hem de işteki rollerine ilişkin tartışmalar gibi dikkat çekilmesi gereken diğer önemli alanlarla da yakından ilgilidir. Günümüz toplumunda, erkeklerin hem ailedeki durumunun hem de çalışmaları esnasında çocuklarının bakımına ilişkin kapasitelerinin geliştirilmesi önem arz etmektedir.19

Özellikle 1970’lerden itibaren ekonomide hizmet sektörünün gelişmesi ile birlikte kadınların emek piyasasına katılımında gitgide artan oranlarda bir yükselme gözlenmiştir. Bu bağlamda işgücü yapısında cinsiyet eşitsizliği/gender inequality makasında bir değişme söz konusudur. Bu değişim ve toplumsal hareketlilikle birlikte, çocuk bakımında akrabalığa dayalı geleneksel dayanışma mekanizmaları gittikçe daha fazla yetersiz kalmış ve çocuk bakımına yönelik formel bakım hizmetlerine duyulan ihtiyaç artmıştır. Bu bağlamda refah devleti politikalarının/welfare state policy birçok alanda zayıfladığı son otuz yıllık süreçte, birçok Avrupa ülkesinde sosyal bakım/social care hizmetlerinin aksine arttığı görülmektedir. Geliştirilen çocuk bakım hizmetleri ise kadın istihdam oranlarının söz konusu dönemde devam eden artışına katkıda bulunmuştur.20

İstihdam ile bakım sorumlulukları arasındaki ilişki son dönemlerde “aile ile çalışma hayatının uzlaştırılmasını” amaçlayan politikalara yol açmıştır. Bu alandaki politikalar, bir yandan çocuk sahibi kadınların emek/labour piyasasına katılımını ve kariyer gelişimini desteklemeyi amaçlamaktadır. Diğer yandan başta çocuk bakımı olmak üzere ev içi sorumlulukların eşler arasında eşit bir şekilde paylaşılmasını ve çalışma hayatında kadınlarla erkekler için fırsat eşitliğinin sağlanmasını desteklemekte, böylelikle toplumsal cinsiyet eşitsizlikleriyle mücadelede rol oynayabilmektedir. Bu doğrultuda kullanılan politika araçları arasında şunlar görülmektedir:



  • İstihdam/employment temelli araçlar (ücretli ve ücretsiz doğum/ebeveyn izinleri, çalışma saatlerinin azaltılması, esnek çalışma, ev eksenli çalışma)

  • Finansal araçlar/financial instruments (çocuk yardımı, bakım masraflarını sübvanse etmek üzere ebeveynlere yönelik nakit transferleri ve/veya vergi kolaylıkları, bakım hizmeti sunan kurumlara sermaye hibeleri, bakım hizmetlerinin ve yapılan sermaye hibeleri, bakım hizmetlerinin ve yapılan sermaye yatırımlarının vergiden düşürülmesi)

  • Hizmet/service temelli araçlar (kreş, emzirme odası, yuva gibi bakım hizmetlerinin ve olanaklarının sunulması) gibi sosyal politikalara ağırlık verildiğini görmekteyiz.

B- Çocuk İşçiliği/Child Labour

Farklı kültürlerde çocukluk, gerek yaş gerekse işlevler açısından muhtelif şekillerde tanımlanmaktadır. Uluslararası Çalışma Örgütü’nün/ILO İstihdamda Asgarî Yaşla İlgili “138 Sayılı Sözleşmesi”nde ise 15 yaşın altında çalışanlar “çocuk”, ya da “çocuk işçi” 15-18 yaş arasındakiler genç olarak tanımlanmıştır. ILO’nun yaptığı ayrım 4857 sayılı İş Kanunu’muzda da kabul edilerek 15 yaşına kadar olanlar “çocuk işçi”, “15-18 yaş” arasındakiler “genç işçi” olarak tanımlanır.21 “Çocuk ve Genç İşçilerin Çalıştırılma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik” Madde 4’te “genç işçi”, 15 yaşını tamamlamış, ancak 18 yaşını tamamlamamış kişi; “çocuk” ise 14 yaşını bitirmiş, 15 yaşını doldurmamış ve ilköğretimini tamamlamış kişi olarak tanımlanmıştır.22 Böylece 14 yaşını bitiren bir çocuğunun çocuk işçi sayılabilmesi için ayrıca ilköğretimini de tamamlamış olması gerekmektedir.23

Çocuk işçiliği, “18 yaşının altındakilere” fiziksel, mental, ahlaki açıdan zarar veren ve onları eğitimden yoksun bırakarak zedeleyen, istismar eden bir çalıştırma biçimi şeklinde de ifade edilebilir.24 Çocukların çalışması dünya çapında kabul edilen bir olgudur ve tarihin ilk çağlarından bu yana dünya ülkelerinin neredeyse tamamında görülen önemli sorunlardan birisidir.

1- Çocuk İşçiliğinin Nedenleri

Çocukların çalışma olgusuna yaklaşırken ülkenin sosyo-ekonomik ve sosyo-kültürel durumunu ortaya koymak, konuya çeşitli boyutlarıyla bakmak gerekmektedir.25 Çocukların çalışma yaşamında yer almasının muhtelif nedenleri olmakla birlikte, en önemli nedenlerinden biri hiç şüphesiz yoksulluktur. Bugün dünyada çocuk işçiliğinin gelişmemiş ya da gelişmekte olan ülkelerde yoğun biçimde görülmesi de bunu doğrulamaktadır. Aileler, gelir düzeyleri düşük olduğu için çocuğun kazandığı paraya ihtiyaç duyar. Dolayısıyla çocuğun çalış(tırıl)ması kendileri açısından bir gelir kaynağıdır. Özellikle sanayileşme sürecini tamamlayamamış, nüfus artış hızı ve işsizlik oranlarının yüksek, eğitim seviyesi düşük, nüfus yapısı genç, hızlı ve çarpık kentleşme olan ülkelerde çocuk işçiliği probleminin daha fazla olduğu tarihsel süreç içerisinde her defasında kendini kanıtlamaktadır.

Çocuk işçiliği probleminin bir diğer nedeni de ülkelerin içinde bulunduğu yapısal sorunlardan kaynaklanmaktadır. Bunun dışında işverenlerin çalıştırmak üzere çocuk işçileri tercih etmesi de önemli bir parametredir. Çünkü çocuk işçi, işveren(ler) için her zaman ucuz işgücü kaynaklarından birisidir. Çocuk işgücünün 19. yüzyılın erken sanayileşen ülkelerinde bugünün gelişmekte olan ülkelerine göre daha yaygın bir olgu olduğunu belirten Humphiries, sanayileşmenin ilk aşamalarında özellikle tekstil sektörü ve madencilik gibi kilit sektörlerde ucuz işgücünden sağlanan rekabet avantajı nedeniyle çocuk işgücünün üretimde yoğun olarak kullanıldığının altını çizmiştir.26 Diğer bir neden ise konu ile ilgili mevzuat eksiklikleri ya da mevzuatın etkin bir şekilde uygulanamamasıdır. Çocukların yaygın olarak istihdam edildikleri küçük işletmeler, tarım ve sokakta yürütülen işlerle, ev hizmetlerinin İş Kanunu’nun kapsamı dışında olması yanında, kapsamda olan işyerlerinin denetiminin etkin olarak yapılamaması, cezai müeyyidelerin yetersizliği, denetim yapan kurum ve kişilerin denetimlerde çocuk işçiliğini göz ardı etmeleri veya yaklaşım tarzlarındaki yetersizlikler bu alandaki ciddi sorunlardır.27

2- Çocuk İşçiliğinin Tarihsel Gelişimi

Çocukların çalıştırılması tarihin her döneminde karşılaşılan bir olgu olmasına rağmen 16.yy.’da Amerika’da köle ticareti ve 18-19. yy.’da İngiltere’de Sanayi Devrimi ile trajik boyutlara gelmiştir. Sanayi Devrimi dönemi İngiltere’sinde fabrikalarda çalışan işçilerin üçte ikisi kadın ve çocuklardan oluşmuş ve çocukların yaşları 6’ya kadar inmiştir. Bunun yanı sıra çalışma saatleri ise 15-16 hatta 18 saati bile bulabilmiştir. Yine 1730-1779 yılları arasında Londra’da ölen insanların yarısının “5 yaşın altında” olduğu bilinmektedir. 1802 yılında İngiliz Parlamentosu bu konudaki ilk düzenlemeyi yaptı ve “Çırakların Bedensel ve Tinsel Sağlığı Hakkında Yasa”yı kabul etti.28 Bu Yasa bir yandan çocukların korunması gerektiğini ifade ederken diğer yandan da çocukların o tarihe kadar hangi şartlarda çalıştırıldığını ortaya koyuyordu. 20. yüzyıla gelene kadar yapılan düzenlemeler bununla sınırlı kaldı. Ancak Uluslararası Çalışma Örgütünün(ILO) kurulmasından sonra bu konuda yapılan çalışmalar bir ivme kazanmış29 ve yasal düzenlemeler zamanla çağın gereklerine uygun bir şekilde artmaya başlamıştır.



3- Çocuk İşçiliğinin Sakıncaları

Her ne sebeple olursa olsun çalışma yaşamı çocuk üzerinde fiziksel, psikolojik, toplumsal ve ahlaki açıdan olumsuz etkiler bırakır. Bunların en gözle görülebileni fiziksel etkilerdir. Ağır fiziksel güçle yapılan bedensel çalışmalar çocuğun biyolojik gelişimini gerileterek, bedeninde kalıcı hasarlar yaratabilir. Ayrıca çocukların olumsuz koşullar altında çalışması, onların psikolojik gelişmelerine de zarar verir. Öz saygı/self-respect sadece yetişkinler için değil, çocuklar için de büyük önem taşır.

Çocuk işçiliği çocuğun eğitim hayatına da zarar veren bir olgudur. Eğitimini tamamlayamayan çocuğun yaşamının geri kalan kısmında toplumsal kısır döngüden kurtulup kendini geliştirme şansı çok düşük olacak ve belli bir çevrenin kalıpları arasında sıkışmış olarak yaşamını sürdürecektir. Çocukların eğitimsiz kalması dünya açısından da önemli bir kayıptır ve bunun toplumsal maliyeti herkesi dolaylı bir şekilde etkilemiş ve etkilemeye de devam edeceği aşikârdır. Oyuna zamanı bile kalmayan ve iş peşinde koşan çocukların karşılaştığı olumsuzlukların bazılarını30 sıralamış olmak bile problemin mahiyetini göstermekte yeterlidir. Ayrıca çocukların çalışırken aile denetiminden ve korumasından uzak olmaları, onların güvenliklerini de tehlike altına almaktadır.



Dostları ilə paylaş:
  1   2   3


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə