ElektriĞİn tanrisi adi : Nİkola tesla suçU : İnsanliğa evrensel hizmet


TÜRKİYE’Yİ DEPREM DEĞİL SİYASİLER YIKTI



Yüklə 0,53 Mb.
səhifə4/10
tarix25.01.2018
ölçüsü0,53 Mb.
#40653
1   2   3   4   5   6   7   8   9   10

TÜRKİYE’Yİ DEPREM DEĞİL SİYASİLER YIKTI



MAFİA-Siyasiler-Müteahhitler ve Mühendisler para kazanmak için acımasız hırsızlıklarıyla, Türkiye’yi yerle bir ettiler.

17 Ağustos 1999’da, gece saat: 03.02’de başlayan 7.4 şiddetindeki deprem, 45 saniye sürdü ve binlerce cana mal olan acı bir felaketle son buldu.

Türk halkı, çığlıklar arasında göz yaşlarına boğuldu.. Acılar içinde kıvranan halk; şaşkın, çaresiz, umarsız, küskün ve yapayalnız.. Doğal felaket deprem, on binlerce insanın yaşamına mal olurken, on binlerce insanı ölümden beter bir yaşamın içine itiverdi. Pek çok ana-baba canlarından kıymetli yavrularını yitirdi.. Pek çok küçük çocuk, dünyadan habersiz bir halde anne-baba ve kardeşlerini yitirdiğinin henüz bilincine varabilmiş değil.. On binlerce insan bir anda her şeylerini yitirdikleri gerçeğiyle yüz yüze kalmalarına karşın; Allah’ın lütfuyla canlarını yitirmemiş olmalarının sevinci ile acılar arasında sıkışıp kaldı..


Hiç kimse ne olup bittiğini anlayamamıştı.. Deprem şokunun ardından canlı olduklarının farkına varanlar, gecenin karanlığında yıkıntılar arasında aile bireylerini aramaya başladılar. Fakat, kendi seslerinden başka bir ses duyamadılar.. Neden sonra, kendileri gibi hayatta kalanlarla karşılaşmaya başladılar. Birbirlerini hiç tanımayan insanlar birbirlerine sarılırlarken, göz yaşları birbirine karışıyordu.. Deprem şokunun yerini, yürekleri parçalayan feryatlar almıştı.. Kadınlar, yavrularını yitirdiklerinin farkına vardıkça anlatılmaz acılar içinde bir daha içinden çıkamayacakları ruhsal depresyon geçiriyorlardı.
İstanbul, Bursa, Yalova, Kocaeli, Sakarya, Bolu, Eskişehir, Zonguldak ve Tekirdağ’da On binlerce aile yaşamlarını sürdürdükleri mutluluk yuvalarının altında kalarak can verdi.
18 Ağustos günü sabahın ilk ışıklarıyla birlikte gözler önüne serilen korkunç manzara tam anlamıyla bir trajediydi. Deprem, yıllardır sürdürülen hırsızlığı ortaya çıkartıyordu. Akıp giden zaman içinde Belediye yönetimlerine gelen tüm sorumlular, mühendisler ve müteahhitler, acımasızca her yapıda hırsızlık yapmayı doğal bir alışkanlık haline getirdiler ve 17 Ağustos gecesi 7.4 şiddetindeki bir depremde yıkılan, 35 bin kişinin ölümüne, 50 bin kişinin yaralanmasına ve milyarlarca dolar zarara yol açan tarihi fotoğrafa imzalarını attılar.

YARDIM YOK




Deprem 45 saniye sürmüş, on binler enkazlar altında can vermiş, zaman akıp gidiyor, saatler saatleri kovalıyor, yaralılar enkaz altında inim inim inliyor ama, bir türlü yardım gelmiyordu. Herkes kendi başının çaresine bakmak zorunda kalmakla yüz yüze gelmenin verdiği hüsranı yaşıyordu.




İNSANLIK DIŞI TİCARET

Ne acıdır ki; bunca felaketin ardından bir başka gerçek daha yaşandı. Deprem felaketiyle acılara terk edilen halk, aç ve susuz kalmıştı. Birden deprem bölgelerinde beliren simsarlar, ekmek ve su satışına başladılar. Fiyatı 80 bin lira olan ekmeğin fiyatı: iki milyon, fiyatı 100 bin lira olan küçük bir şişe suyun fiyatı ise; bir milyon liradan satışa sunuldu.



YAĞMACILIK ÖNLENEMEDİ

Depremin ardından yaşanılan acıların ardı arkası kesilmek bilmiyordu. Yıkıntılar arasına dalan bazı kişiler, “Biz kurtarma ekibiyiz” diyor ve yıkıntılar arasındaki cesetlerin üzerindeki altın eşyalar ile bulabildikleri paraları çalıyorlardı ki; bu geride kalanlara ölümden daha acı geliyordu.



HASTANELER YETERSİZ DOKTOR YOK

Tesadüfen hayatta kalan yaralıları hastanelere götürecek tek bir ambulans bulunamadı. Hastaneye gitmeyi başaranlar kendileriyle ilgilenecek doktor bulamadı. Hastanelerin koridorları ve bahçeleri acılar içinde inleyen, her geçen saniye ölüme bir adım daha yaklaşan kanamalı ve ağır yaralılarla dolup taştı. Ancak; organizasyon bozukluğu ve sorumsuz zihniyet onları ölümden kurtarmadı.



KURTARMA ARAÇ GERECİ YOK

Deprem yıkıntıları arasında kurtarılmayı bekleyen ağır yaralıları, enkaz altından çıkartabilmek için, iş makinaları deprem bölgesine ulaştırılamadı. Deprem zedeler, kurtarma çalışması için, çevre yerleşim bölgelerinden çok yüksek fiyatlarla iş makineleri kiralamak zorunda kaldılar.




DÜNYA YARDIMA KOŞTU
Avusturya, Amerika, İsrail, İngiltere, Fransa ve Almanya’dan yola çıkan yardım ve enkaz kurtarma ekipleri Türkiye’ye koştular. Ancak; organizasyon bozukluğu nedeniyle gelen ekiplerin deprem bölgelerine ulaştırılmaları traji-komik sonuçlarla gerçekleşebildi.


ŞARKILAR UMDUN SESİ OLDU

Anne ve babalarıyla birlikte Hollanda’da yaşayan Burak ile Sinan, Adapazarı’na çok sevdikleri anneannelerini ziyarete gelmişlerdi. Bir kabus gecesi olan 17 Ağustos gecesi, uykunun derinliklerinde kulaç atarlarken, bina başlarına çöküverdi. Ancak; şansları yaver gitmiş, bir kanepenin altında kalmışlardı. Hiç hareket edemiyorlardı. Kurtarma ekiplerini beklemekten başka yapacakları hiçbir şey yoktu. İki kardeş, sürekli konuşarak birbirlerine cesaret vermeye çalıştılar. Zaman akıp gidiyor, yardım gelmiyordu. Bir süre sonra sözcükler tükendi.. Ama iki kardeş, umutların tükenmemesi gerektiğinde kararlıydılar. Sinan, şarkı söylemeye başladı. Kardeşi Burak’ta ona katıldı. Hiç susmaksızın saatlerce bildikleri şarkıları söylemeyi sürdürdüler.. Ve tam 54 saat sonra, yıkıntılar arasında canlı kalanları kurtarmaya çalışan amcalar, kulaklarına gelen seslere inanamadılar. İki küçük çocuk yerle bir olmuş binanın yıkıntıları altında şarkı söylüyordu! Kurtarma ekipleri hemen harekete geçtiler. Enkaz kaldırma çalışmaları saatlerce sürdü. Sinan ve Burak kardeşler şarkı söylemeyi sürdürdü. Söyledikleri umut şarkıları onları yeniden yaşama kavuşturmuştu...



İDRARINI İÇEREK HAYATTA KALDI

Deprem gecesi Yalova’da Er ailesinin oturduğu Malazgirt Caddesi’ndeki Gök Apartmanı da yerle bir oldu. Apartman sakinleriyle birlikte Yüksel Er, akrabaları Işık, oğlu Eser ve kızı Ecem de enkaz altında kaldı. Her şey 45 saniye içinde olup bitmiş, diri diri betona gömülmüşlerdi. Misafir olan Işık, depremden hemen sonra enkaz altından çıkmayı başarmıştı. 14 yaşındaki Eser ve apartman sakinlerinin bazıları yardım ekiplerince kurtarılmıştı. Tam 13 saat süreyle enkaz altında kalan Eser Er, babasıyla kız kardeşinin altında bulunduğu enkazdan ayrılmadı. Dakikalar, saatler hatta günler geçiyor umutlar, akıp giden zamanla birlikte tükeniyordu. Aradan tam 4 gün geçti.. Japonya ve Avusturya’dan gelen ekipler enkazda inceleme yaptılar, canlı olmadığı kararını alarak diğer enkazlara yöneldiler. Ama, Eser Er ayrılmadı. Bir ses, bir inilti, bir tıkırtı duymaya çalıştı. Saatler gece yarısına ulaştığında zayıf bir ses duydu. Babası yaşıyordu! Eser Er:”Yaşıyorlar”diye, çığlıklar atmaya başladı. İzmir Emniyet Müdürlüğü Özel Harekat Şubesi’nden deprem bölgesine yardıma gelen Komiser Engin Erkılıçoğlu başkanlığındaki polisler Yüksel Er’i kurtararak yaşama kazandırmayı başardılar. Tam 97 saat ecelle pençeleşen Yüksel Er, kızının umudunu yitirmemesi sayesinde kurtarılmıştı. Yüksel Er, “Çok susadım ve idrarımla dudaklarımı ıslatmak zorunda kaldım” derken, ağlayarak kızı Eser Er’e sarılarak hıçkırıklar içinde ağlıyordu..





Yüklə 0,53 Mb.

Dostları ilə paylaş:
1   2   3   4   5   6   7   8   9   10




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2024
rəhbərliyinə müraciət

gir | qeydiyyatdan keç
    Ana səhifə


yükləyin