Eski yunan, roma ve ortaçAĞ Eski Yunan İktisadi Düşüncesi



Yüklə 457.11 Kb.
səhifə1/8
tarix29.10.2017
ölçüsü457.11 Kb.
  1   2   3   4   5   6   7   8

ESKİ YUNAN, ROMA VE ORTAÇAĞ

1. Eski Yunan İktisadi Düşüncesi

Eski Yunan dönemi, Yunan tarihinin MÖ. 8 yüzyıldan, Yunanistan’ın Roma İmparatorluğu tarafından fethedildiği MÖ 146 yılına kadar geçen döneme verilen isimdir. Eski Yunan döneminin MÖ 5. İle MÖ 4. Yüzyılı kapsayan aralığına Klasik Yunan dönemi denir.



1.2. Genel Olarak Eski Yunan

Her medeniyetin, sıkıntıya düştüğünde dönüş yapmayı hayal ettiği geçmiş bir mutlu dönemi (Altın Çağı) mutlaka vardır. Batı medeniyeti bakımından bu eski mutlu dönem Eski/Antik Yunan medeniyetinin Klasik Yunan dönemidir.

MÖ 5. Yüzyıl Eski Yunan’ın altın çağını oluşturmaktadır. Günümüze ulaşanlar ise genellikle İslam düşünürlerinin aracılık ettiği ikinci ve üçüncü elden aktarmalardır.

Sokrat öncesinde üç önemli filozofun adını ve görüşlerini ele almak uygun olur. Pythagoras, sayıları inceleyen bir düşünürdür. Bazı iktisatçılar onun ahenk/uyum/harmoni fikrinin, günümüz iktisadi analizlerinde kullanılan denge kavramının temeli olduğunu ileri sürmektedir. Heraclitus’un geliştirdiği rekabet/çekişme/çatışma kavramının, bir yandan daha sonra arz ve talep güçleri tarafından kendi kendini dengeleyen piyasa kavramına, öte yandan da Hegel’in diyalektik düşünce sistemine ve Karl Marx’ın sınıf çatışması kavramına kaynaklık ettiğini söyleyebiliriz. Democritus’un önemli sayabileceğimiz katkılarından birisi de faydanın/değerin sübjektif olduğunu ve insandan insana değiştiğini ileri sürmesidir.



1.4.1 Eflatun’un İktisadi Düşüncesi

Eflatun’un üzerinde durduğu konuların başında adalet kavramı gelir. İnsanlar doğuştan eşit yaratılmamış, fiziki, akli ve ruhi özelliklerine göre altın, gümüş ve tunç olmak üzere başlıca üç ırka bölünerek yaratılmışlardır. Üstünlük altından gümüşe ve gümüşten tunca doğru azalmaktadır. Eğer insanlar durumlarını kabullenip, fizik, akıl ve ruh özelliklerine uygun işlerde görevlendirilirse adalet yerini bulmuş olur. Eflatun’a göre toplum en üstten en alta doğru filozoflar, askerler ve üreticiler üretir. Eflatun’a göre ya filozoflar asker olmalı veya askerler filozof olmalıdır. Yönetici sınıfın, zamanlarının yönetim işine ayırabilmeleri için, geçim dertlerinin bulunmaması gerekir. Yönetici sınıf için özel mülkiyet duygusunun ve özel mülkiyetin ortadan kaldırılması ve yerine ortak mülkiyetin konması gerekir. Eflatun şehir devletlerinin çıkarları ile bireyin çıkarlarını bütünleştirmek amacıyla, devlet için iyi olanın birey için de iyi olacağı sonucuna varmıştır.



1.4.2 Aristo’nun İktisadi Düşüncesi

Eflatun’un öğrencisi olan Aristo’nun, bütün bilim dalları için geliştirdiği analitik bakış açısı iktisat bilimi tarafından benimsenmiştir. Ona göre bireyin incelenmesi etik, ailenin incelenmesi ev ekonomisi ve şehir devletinin incelenmesi de siyaset biliminin konusudur. Eflatun’un özellikle yönetici sınıf için ortak mülkiyet teklif etmesine karşılık, Aristo özel mülkiyet taraftarıdır. Özel mülkiyetin sınırlandırılmasına da karşıdır. Aristo da tıpkı hocası Eflatun gibi, ticareti doğal olmayan bir faaliyet olarak görmekte fakat sınırlı bir ticarete izin vermektedir. Yine paranın bir değişim aracı olduğunu kabul etmekte ve paranın faiz doğurmasını kabul etmemektedir.


1.4.3 Eflatun ile Aristo’nun İktisadi Düşüncelerinin Karşılaştırılması

1. Her iki düşünürün de temel hareket noktası, Eski Yunan şehir devletinde ideal devletin tesisi ve yönetilmesi ile ilgili ilkelerin araştırılmasıdır.

2. Her iki düşünür de tarımsal üretimin kölelerce, zanaat ve ticaretin de yerleşik yabancılarca yürütülmesini onaylamışlardır.

3. Her iki düşünür de insanların eşit yaratılmadığını söylemektedir.

4. Her iki düşünür de ticareti önemli bulmamış, paradan para kazanılmasını doğal görmemiştir.

5. Eflatun yönetenlerin özel mülkiyetine karşı çıkmış ancak Aristo hem yönetenler hem de yönetilenler için özel mülkiyete onay vermiştir.

6. Eflatun’un iktisadi düşüncesi daha toplumcu iken, Aristo’nunki daha bireycidir.

7. Eflatun’un ideal devleti esas alan genel felsefesi içinde iktisat dağınık bir durumdayken, Aristo aileye özel bir yer vererek iktisat biliminin adının doğmasına yol açmıştır.

8. Her iki düşünür de paranın mübadele aracı olduğuna inanmakta ve faize karşı çıkmaktadır.

1.4.4 Stoa Felsefesi

Zeno (MÖ 336-264) tarafından kurulan Stoa felsefesi, doğal hukuk kavramını geliştirmiştir. Buna göre ancak doğal hukuka uygun olan yasalar ömür sürebilir.



2. Roma İktisadi Düşüncesi

MÖ 8. Yüzyılda kurulan Roma şehri gelişerek, MÖ 509’da Roma Cumhuriyeti’ne, MÖ 44’te de Roma İmparatorluğu’na dönüştü. Batı Roma 476 yılında, Doğu Roma ise 1453’te sona ermiştir.



2.2. Özet Olarak Roma İktisadi Düşüncesi

Romalılar, Aristo’dan öğrendikleri özel mülkiyet ve Zeno’dan öğrendikleri doğal hukuk üzerine kafa yormuşlardır. Roma’nın iktisadi düşünceye en büyük katkıları, bireysel hakları, bireysel özgürlükleri ve özel mülkiyeti ön plana çıkaran hukuki düzenlemelerdir. Bu düzenlemeler modern iktisadın en temel karar birimlerinden biri olan bireyi iktisadi bir aktör haline getirmiştir. Faiz konusunda yasalar çıkarılmışsa da, yasaların uygulanmasında güçlükler yaşanınca faizi düzenleyen yasalar çıkarılmıştır. Kısaca Roma iktisadi düşüncesi Eski Yunan’ın iktisadi düşüncesinin yetersiz bir kopyasından ibarettir.



3. Batı Dünyasındaki Büyük Boşluk

3.1. Büyük Boşluk

Joseph Schumpeter, Batı Roma imparatorluğunun yıkıldığı 476 yılı ile 13. Yüzyıl arasında iktisadi düşünce bakımından önemli bir gelişme olmadığını söylemiş ve bu döneme Büyük Boşluk adını vermiştir.



3.2. İslam Düşüncesinin Batı Düşüncesine Etkileri

Batılıların Büyük Boşluk adını verdiği zaman aralığı, İslam dünyasının bilimin bütün dalarında en kapsamlı katkıları yaptıkları döneme karşılık gelmektedir. Batılıların bu durumu kabullenmeleri imkansız derecede zor olduğu için, İslam düşüncesinin Batı düşüncesi üzerindeki etkilerini görmezden gelme eğilimi olduğu söylenebilir.Müslüman bilim adamlarının Arapça olarak yazdıkları eserler, İspanya’daki Yahudi tercümanlar aracılığıyla Latinceye çevrilmiş ve Batı dünyasına tanıtılmıştır.




MERKANTİLİZM
1. Merkantilizmin Tarihi Arka Planı
1500’lü yıllardan önce, Avrupa’da hüküm süren Feodalizmin kendi kendine yeterliliği esas alan dünyası, yavaş yavaş Merkantilizme doğru dönüşmeye başlamıştır.Orta Çağda şehir devletleri önem kazanmış, ticaret hem ülke arasında hem de ülkeler arasında gelişmiştir.Denizciliğin kısmen önem kazanması ve büyük coğrafi keşiflerin yapılması ticaret alanını genişletmiştir.Feodal kavramları arka plana iten, milliyetçiliği teşvik eden, tüccarlara önem veren bu doktrine, kapsayıcı bir başlık olarak Merkantilizm adı verilir.
2. Merkantilizmin Temel İlkeleri
Merkantilizmin belli başlı ilkeleri şöyle sıralanabilir:

1.Altın ve gümüş gibi kıymetli metaller, en arzu edilir servet şeklidir: Merkantilistler, bir milletin servetini o milletin sahip olduğu altın ve gümüş metallerin oluşturduğuna inanırlar.

2.Milliyetçilik: Merkantilist milliyetçilik, doğal olarak askeri hakimiyet ve yayılmacılığa yol açar. Güçlü donanma ve güçlü ticaret filosu merkantilizmin olmazsa olmazıdır.

3. Ülkede üretilmeyen hammaddelerin ithalatından gümrük vergisi alınmaması, yerli olarak üretilebilen mamul ve hammaddelerin gümrük duvarları ile korunması, hammadde ihracatının kısıtlanması: İhraç etmeye isteklilik ve ithal etmekten kaçınmaya mal korkusu adı verilir. Tüccarın çıkarı, yerli tüketicinin çıkarından daha üstün görülmektedir. İthalat kısıtlamaları ülkeye tüketim mallarının girişini azaltıp, altın çıkışını engellerken, tüccarlar ihracat karşılığında ülkeye altın girişi sağlamaktadır.

4.Sömürgeleştirme ve sömürge ticaretinin tekelleşmesi: Tüccar kapitalistler sömürgeleri benimsiyor, sömürgelerin anavatana bağımlı ve anavatanının hizmetinde olmasını arzu ediyordu. Sömürgelerde imalat yapılması ve ihracat engellenmiştir. Bunun nedeni sömürgelerin anavatan için ucuz hammadde kaynağı ve İngiliz imalat sanayi ürünlerinin ithalatçısı olarak kalmalarını sağlamaktı.

5.Mal hareketlerine yönelik geçiş ücretleri, vergiler ve diğer kısıtlamalara muhalefet: Merkantilistler serbest iç ticareti hiçbir zaman benimsememişler ve karşı durmuşlardır. Merkantilistler kendilerine tanınan tekelci hakları ve özel ticari ayrıcalıkları, mümkün olan her ortamda tercih etmişlerdir.

6.Güçlü merkezi hükümetler: Merkantilist amaçları gerçekleştirebilmek için, güçlü merkezi hükümetlere ihtiyaç duyulmaktadır. Hükümet, dış ticaretle uğraşan firmalara tekel ayrıcalıkları tanımaktadır.

7. Kalabalık ve çalışkan nüfus: Merkantilizme göre, büyük ve çalışkan nüfus, sadece zaferler ve ulusun serveti için savaşmaya hazır kalabalık bir asker ve denizci kitlesi temin etmekle kalmaz fakat aynı zamanda işgücü arzını yüksek ve dolayısıyla ücreti de düşük tutar.


3. Merkantilizm ve İktisadi Düşünce

Bazı tarihçilere göre, merkantilizm en iyi şekilde iktisadi rant kollama davranışı ile açıklanabilir. Rant kollama davranışı, en basit anlatımıyla, özel birey/firma/parti/taraflarca yürütülen ve hükümeti etkileyerek kendi çıkarlarına uygun yasalar ve düzenlemeler çıkartmak suretiyle karlarını arttırma teşebbüsüdür.

Merkantilistler, ülkeye kıymetli metal girişinin vergi toplamayı kolaylaştırdığının farkındaydılar. Uluslararası ticaretin önemine vurgu yapmak suretiyle, iktisada uzun soluklu bir katkı da yapmışlardır. Bu bağlamda ödemeler bilançosu kavramını da geliştirmişlerdir. İktisat bilimine doğrudan katkı yapmamış olmakla birlikte, dolaylı olarak iktisada ve iktisadi büyümeye katkı yaptıkları söylenebilir. Bu katkıları şöyle sıralayabiliriz:

1. Merkantilistler, devlet tarafından yönlendirildiği takdirde, tüccarların sadece kendilerini değil kralı ve krallığı da zenginleştireceğini öne sürerek, tüccarlara saygınlık ve önem kazandırmıştır.

2. Merkantilizm, merkezi hükümeti teşvik etmek suretiyle iktisada dolaylı bir katkı yapmıştır.

3. Bugünkü modern çok ortakları şirketlerin ilklerini kurarak, yeni ürünleri piyasaya sürerek ve sermaye yatırımlarının artması için teşvikler getirerek Avrupa’nın iktisadi organizasyonundaki dönüşüme yardımcı olmuşlardır.

4. Merkantilizm, iç pazarları genişleterek, tek tip yasalar ve vergi kanunları çıkartarak iktisadi büyümeye kalıcı bir katkı yapmışlardır.

4. Bazı Merkantilist Düşünürler

4.1. Mun

Mun ödemeler bilançosu kavramını geliştirdi ve dış ticaret dengesinin bütünü ile ilgilendi. Ödemeler bilançosuna ithalat ve ihracatın yanında, gemilerin taşıma ücretleri, yabancı verilen hediye ve rüşvetler, faiz ödemeleri gibi görünmeyen kalemleri de ekledi.



4.2 Malynes

Ülkedeki para hacminin artmasının fiyatları ve karları yükselteceği ve itcareti özendireceği fikri Malynes’e aittir.



4.3 Colbert

Jean Baptiste Colbert, Merkantilizmin kalbini ve ruhunu temsil eder ve fikirleri Fransa’da Colbertizm olarak anılır. Bir militarist olan Colbert’e göre, büyük hedefler için dört faktör önemlidir: tarım, ticaret, ordu ve bahriye. Colbert’e göre bir millet ancak diğer milletler kaybederse zengin olabilir.Çünkü gerek dünyadaki toplam ticaret hacmi, gerekse ticaretteki mamul mal üretimi sabittir.



4.4 Petty

Sir William Petty klasik iktisadın gelişini müjdeleyen bazı yeni fikirler ortaya atan bir Merkantilist düşünürdür.



4.4.1 Petty’nin Merkantilist Görüşleri

Petty serbest dış ticarete pek çok merkantilist düşünürden daha fazla ağırlık verdi. Bunun sebebi kısmen serbest dış ticaretin o anda hüküm sürmekte olan kaçakçılığı önleyeceğine inanmasıydı.

Diğer merkantilistlerin yaptığı gibi Petty, kalabalık nüfustan yana oldu.Petty görüşünü, kalabalık nüfusu yönetmenin birim maliyetini düşürecek olan hükümete artan getiriler kavramı üzerine oturttu.

Petty’e göre, kelle vergisi vergiyi temin etmek amacıyla, insanları daha fazla çalışmaya teşvik eder, çocuklarını kapasitelerine göre en karlı işlerde istihdam etmelerine yol açar. Petty işsizlerin devlet tarafından çeşitli işlerde istihdam edilmesinin doğru olacağını düşünmektedir. Bu önerisiyle yapısal ve konjonktürel işsizliği önlemek amacıyla kamu harcamalarını öneren Keynes gibi modern iktisatçıların öncülüğünü yapmaktadır.




FİZYOKRASİ
1. Fizyokrasi Okulunun Tarihi Arka Planı

Fizyokrasi doğal düzen anlamına gelir. Fizyokrasi okulunun mensuplarına fizyokratlar denmektedir. İktisadi düşünceler tarihinde, kendilerine okul denilmesini hak eden ilk düşünce Fizyokrasidir.Fizyokrasi okulu tarımsal kapitalizmin sözcülüğünü yapmıştır.

Merkantilizm döneminde Colbert’in Fransa’yı sanayileştirmek için aldığı koruyucu tedbirler, dış ticarete getirdiği engeller, sanayi sektörüne verilen aşırı önem, aslında bir tarım ülkesi olan Fransa’da çiftçilerin ihmal edilmesine yol açtı.

Fransa hükümetleri ve kamu otoriteleri, şehir merkezlerindeki tahıl ticaretini inanılmaz bir bürokrasiye ve kurallara boğmuşlardır. Tüccar birlikleri şehir merkezindeki ticareti kontrol ederken, zanaatkar birlikleri şehrin atölyelerindeki üretim ve pazarlama yöntemlerini belirlemekteydi. Bu birliklerin yapıları, şehirlerin veya feodal lordların otoritelerinin merkezi hükümete geçmesiyle birlikte değişmiştir.



2. Fizyokrasi Okulunun Temel İlkeleri

Fizyokrasi okulunun temel ilkeleri şunlardır:



1. Doğal Düzen: Fizyokrasi doğanın düzeni anlamına gelir.Bu inanca göre doğanın kanunları, nasıl ki Newton’a göre fiziki dünyayı yönetmektedir, tıpkı onun gibi insan topluluklarını da yönetir.Bu nedenle tüm insan faaliyetleri, bu doğal kanunlarla uyumlu hale getirilmelidir.

2. Laissez-Faire: Bu ibare uygulamada, ‘’bırakın insanlar devlet müdahalesi olmadan istediklerini yapsınlar’’ anlamına gelmektedir. Devlet, hayatın ve mülkiyetin korunması ve sözleşme hürriyetinin sağlanması için lazım olan minimum gerekler dışında, iktisadi işlere karışmamalıdır.

3. Tarımın Önemine Vurgu: Fizyokratlara göre ekonomide sadece tarım ve madencilik steril değildir, yani artı değer üretir.

4. Toprak Sahiplerinin Vergilendirilmesi: Toprak kiracıları ile zanaatkarlar üzerine konan bütün vergiler kaldırılmalı ve toprak sahibine yüklenmelidir. Toprak sahibi vergilendirilirken, dolaylı değil doğrudan vergi uygulanmalıdır.

5. Ekonominin Bağımlılığı: Fizyokratlara göre bağımlılık, üretim sürecinde sektörlerin birbirlerinden hammadde, ara mal ve mamul mal almaları ve birbirlerine hammadde, ara mal ve mamul mal vermeleri sürecidir.

3. Fizyokrasi Okulu ve İktisadi Düşünce

Fizyokrasi okulu, Fransa’da köylülerin ve özellikle toprak kiracısı tarımsal kapitalistlerin çıkarlarının sözcülüğünü yapmıştır. Fizyokratlar bu bağlamda, özellikle ücretli tarım işçisi ve ileri teknoloji kullanan kapitalist tarımcılık ile ilgilenmişlerdir.

Fizyokratlar, toprağa sahip olma ve rant elde etme haklarını tanıyarak ve doğru bir şekilde tanımlayarak aslında aristokrasinin statüsünü sağlamlaştırmaya ve bu şekilde gönlünü almaya gayret etmişlerdir.

Fizyokratlar laissez- faire’i teşvik etmek için, kapitalist iktisadi büyümenin önündeki engellere itiraz etmişlerdir. Bu nedenle servetin kaynağı olarak değişimi değil üretimi ön plana almışlardır.

Fizyokratlar, Fransız iktisadi kalkınmasında kapitalist tarımcıları anahtar figür olarak öne almıştır. Bu tavır iki bakımdan hatalı idi:

1.Birinci olarak, zaman içinde tarımın nispi öneminin azalması, ülkenin iktisadi kalkınmasında kapitalist tarımcıları değil, sanayiciler ve işçileri en önemli iki figür olarak öne çıkardı.

2. İkinci olarak, Büyük toprak işletmeciliği değil küçük toprak işletmeciliği Fransa’nın tipik müteşebbis tarzıydı. Toprak aristokrasisi sistemi sürerse, tek vergi toprak sahiplerinin lüks tüketim harcamalarını kısacaktı.

4. Quesnay’ın İktisadi Düşüncesi

4.1. Quesnay’in Hayatı

François Quesnay, bir toprak sahibinin oğlu olup Fizyokrasi okulunun kurucusu ve önderidir. Doktor olarak eğitim gören Quesnay, 1750 yılında Gournay ile tanıştı ve tıptan ziyade iktisat ile ilgilenmeye başladı. Quesnay’in Fransa kralı için 1758’de hazırladığı ve 1766’da tekrar gözden geçirerek düzelttiği Ekonomik Tablo, ideal bir serbest rekabet ekonomisinde malların ve paranın mevsimsel dolanımını tasvir eder.Quesnay tarafından geliştirilen Ekonomik Tablo, Fizyokrasi okulunun malların ve paranın devresel döngüsü ile ilgili görüşlerini açıklayan ve iktisat biliminin kurduğu ilk modeldir.



4.2. Ekonomik Tablo

Ekonomik tablo, servetin kaynağını oluşturan iktisadi artığın doğuşunu, toplumun çeşitli sınıfları arasında dolaşımını inceleyen, soyutlama ve model kurmaya dayanan ilk analitik çalışmadır. İktisat Biliminin gördüğü ilk model Ekonomik Tablo’dur.



4.2.1. Ekonomik Tablo’nun Varsayımları

1.Toplum 3 sınıftan oluşmaktadır: toprak sahipleri, tarımsal kiracılar ve kısır sınıflar

2.Ekonomide net sermaye birikimi yoktur.Bu durumda yapılan tasarruflar, ancak mevcut sermaye kapasitesinin kendini muhafaza etmesine yardım etmektedir.

3. Ekonomide özel mülkiyet ve ücretli işçi bulunmamaktadır.

4. Ekonomide dış ticaret yoktur, ekonomi dışa kapalıdır.

5. Ekonomik Tablo 1 yıllık bir zaman dönemini kapsamaktadır.

5. Turgot’un İktisadi Düşüncesi

5.1. Turgot’un Hayatı

Jacques Turgot, Fransa’da devlete resmi idareci sağlayan, toprak aristokrasisine mensup bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Her ne kadar din adamı olarak yetiştirildi ise de sonra kamuda adli ve idari hizmette görev aldı.Maliye Bakanlığı görevinde, Fizyokratik fikirlerle uyumlu anti-feodal ve anti-merkantilist fikirleri uygulamaya sokmuştur.Kamu harcamalarını önemli ölçüde kısmıştır.Turgot’un yasal düzenlemeleri ve planları, her tür halk kesiminden kararlı bir muhalefetin doğmasına yol açtı.



5.2 Tek Vergi ve Azalan Verimler Yasası

Diğer Fizyokratlar gibi, Turgot da aydınlanmış mutlakiyetçiliğe, yani bilimle donanmış kraliyet idaresine inanıyordu ve bütün reformları yapacak merci olarak kralı görüyurdu.1766 yılında yazdığı Servetin Oluşumu ve Dağılımı Üzerine Görüşler adlı eserinde Turgot, işçiler arasındaki rekabetin ücretleri minimum geçimlik seviyeye düşüreceğini öngören bir ücret teorisi geliştirmiştir. Serbest ticaret yanlısı olan Turgot’un iktisat teorisine en büyük katkısı ,azalan verimler kanunu doğru bir şekilde ortaya koymuş olmasıdır.



KLASİK İKTİSAT: ÖNCÜLER

Klasik okul, Adam Smith’in 1776 yılında Milletlerin Serveti adlı eserini yayınlaması ile başlar, W.Stanley Jevons ve Carl Menger’in Neoklasik okulun temellerini atan çalışmalarını yayınladıkları 1871 yılında sona erer.



1.1. Klasik Okulun Tarihi Arka Planı

Klasik iktisadi düşünce, biri daha önce gerçekleşip olgunlaşmış, diğeri henüz başlamak üzere iki devrimden etkilenmiştir. Bunlar bilimsel devrim ve sanayi devrimidir.



1.1.1 Bilimsel Devrim

Newton’un evrensel çekim yasasını bularak gerçekleştirdiği bilimsel devrimin mutlaka belirtilmesi gereken üç önemli yönü vardır:

1. Bilim, deneysel kanıtlara dayanır.

2. Evren doğal yasalar tarafından yönetilir.

3. Evren statiktir.

Uzay, zaman ve madde birbirinden bağımsızdır. Hiçbir şey zaman içinde değişmez. Evrendeki hareket ve ilişkiler tekrarlar şeklinde sürer gider.

Bu fikirler kendi zamanı içinde devrimci görüşlerdi.Avrupa’da insanlar artık, faizin günah olduğu gibi eski fikirleri sorgulamaksızın kabul etmiyorlardı.İnsanların kendi kişisel çıkarlarını izlemede serbest bırakılmalarını öngören doğal öz çıkar yasası, toplumun tamamının çıkarınaydı.

1.1.2 Sanayi Devrimi

Hem klasik iktisat hem de sanayi devrimi ilk olarak İngiltere’de gelişmiştir. Smith ve çağdaşları sanayi devriminin başlangıç aşamasında yazmaya başladıkları için, bu devrimin önemini yeteri kadar anlayamadılar ve gelişmelerin yönünün nerelere gideceğini hakkıyla kavrayamadılar.

Sanayinin bu denli büyümesi, o devrin düşüncesindeki iktisadi hayatın sınai yönüne ağırlık verilmesini sağladı. Özellikle İngiltere serbest dış ticaretten büyük kazançlar sağlamıştır. Güçlenen İngiliz girişimcisi, artık devlet sübvansiyonlara, tekel imtiyazlarına ve gümrük duvarlarına ihtiyaç duymuyordu. Bu arada serbest, mobil, ucuz ve çalışkan bir işgücü sınıfı ortaya çıktı. Böylece şehir merkezlerinde büyük sanayi işçileri yığını oluştu. Ucuz işgücünün bulunduğu bir ortamda, iş adamlarını bırakınız yapsınlar felsefesinin avantajlarına ikna etmek çok daha kolaylaşmıştı.

1.2 Klasik Okulun Temel İlkeleri

1. Minimum Devlet Müdahalesi: Klasik iktisat okulunun ilk prensibi ekonomiye devletin minimum seviyede müdahale etmesidir. Devlet faaliyetleri mülkiyet haklarının korunması, milli savunma ve kamu eğitimi alanlarıyla sınırlandırılmalıdır. Bu ilke laissez-faire ilkesi olarak ta kabul edilebilir.

2. Kişisel Çıkara Dayalı İktisadi Davranışlar: Klasik iktisatçılar, kişisel çıkara dayalı iktisadi davranışların, insan doğasının temeli olduğunu varsaymışlardır.

3. Çıkarlar Arasında Uyum: Bireyler kendi çıkarlarının peşinde koşarken, toplumun tamamının çıkarlarına hizmet ederler.

4. Uzun Dönem: Klasik iktisatçılar analizlerini uzun döneme dayandırmışlardır. Klasik iktisadın büyüme üzerine odaklandığını söyleyebiliriz.

5. Paranın Yansızlığı: Klasiklere göre para yansızdır ve önemsizdir. Paranın yansız olup, reel değişkenleri etkileyememesine klasik dikotomi ilkesi denir.

6. Bütün İktisadi Kaynakların ve İktisadi Faaliyetlerin Önemi: Merkantilistler servetin ticaretten, fizyokratlar toprak ve tarımdan elde edildiğini kabul etmekteydiler. Klasiklere göre servet her tür üretimden sağlanmaktadır.

7. İktisadi Yasalar: Klasiklere göre iktisat yasaları, tıpkı fizik yasaları gibi, evrensel ve değişmezdir.



2. Klasik İktisat Okulu ve İktisadi Düşünce

Klasik iktisatçılar, Merkantilistleri ve Fizyokratları elimine ederek, çağlarındaki ekonomi dünyasının en sağlıklı analizin yaptılar ve bir sosyal bilim dalı olarak modern iktisadın temellerini attılar. İktisat bilimine verdikleri katkılara, azalan verimler yasası, karşılaştırmalı üstünlükler teorisi, tüketici hakimiyeti kavramı, sermaye birikiminin iktisadi büyüme için önemi ,bireysel çıkarları toplumun çıkarları ile uyumlaştıran bir mekanizma olarak tam rekabet piyasası örnek gösterilebilir.

Kamu politikası olarak laissez-fairenin yetersizliği yanında, Klasik iktisadın muğlak, eksik ve yanlış iktisadi analiz sonuçları da bulunmaktadır. Örneğin:

-Klasik iktisatçıların, ekonomi gelişirken, toprak rantının yükselmesinin karları azaltacağı ve iktisadi büyümeyi engelleyeceği yönündeki tahminleri, hayat tarafından doğrulanmamıştır. Çünkü Klasikler, teknolojik gelişme ile artan verimliliğin ücretleri arttıracağını öngörememişlerdir.

-Klasik iktisatçıların bazıları tarafından geliştirilen Klasik emek-değer teorisi, ürün değerinin tespitinde fayda ve talebin rolünü ihmal etmiştir.

KLASİK İKTİSAT: SMITH
1. Smith’in Hayatı

Adam Smith (1723-1790) İskoçya’da doğdu.Önce Glasgow College’da eğitimine başladı, sonra Oxford Üniversitesi bünyesinde yer alan Balliol College’da ahlaki ve siyasi bilimler ile dil bilimleri eğitimi aldı.Özel hocalık dönemlerinde Smith, Fransa’ya gitti ve Quesnay ve Turgot gibi fizyokrat düşünürlerle yakın ilişkiler kurdu.

1776 yılında yazmaya başladığı ve on yılını alan, Milletlerin Servetinin Doğası ve Sebepleri Üzerine Bir Araştırma (kısaca Milletlerin Serveti) adlı eserini yayınladı.

Adam Smith fizyokrat düşünürlerden,

1.Servetin, toplumun emeğiyle bir yıllık bir dönemde yeniden üretilebilen tüketilebilir mallardan oluştuğu fikrini ,

2. Ekonomiye minimum devlet müdahalesi görüşünü,

3. Üretim ve dağıtımın devresel döngüsü kavramını almıştır.



Dostları ilə paylaş:
  1   2   3   4   5   6   7   8


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə