Evl‹YÂ Çeleb‹ seyahatnâmes‹


Ziyâretgâh ı Kırk Karındaşlar



Yüklə 7,57 Mb.
səhifə18/74
tarix14.02.2018
ölçüsü7,57 Mb.
#42780
1   ...   14   15   16   17   18   19   20   21   ...   74

Ziyâretgâh ı Kırk Karındaşlar: Bir müddetde ve bir batından kırk evlâd bir sâ‘atde doğdukların­dan kırklar ziyâreti derler.

....................(2.5 satır boş)....................

Der-beyân ı ibret-nümâ-yı sun‘ ı azîm ve cebel i Sübhân ı kadîm

Bu Âdilcevâz kal‘asının cânib i şimâlîsinde evc i âsumâna ser çeken Sübhân dağı ki rûy ı arzda Batlamyus ı Hâkim kavlince yüz kırk sekiz aded cibâl i azîmler vardır. Biri dahi bu Sübhân dağıdır. Sebeb i tesmiyyesi oldur kim bu kûh ı bülendin cânib i şimâlinde Malazcird kal‘ası câniblerinde bir mağara-yı azîm vardır. Ol gârdan ilâ hâze'l-ân "Ya Sübhân!" lafzı istimâ‘ olunduğiyçün Sübhân dağı derler. Şimâl tarafı yedi konak Erzurûm hâyilindeki Bingöl yaylasına muttasıldır. Şark tarafı on konak Revân kal‘ası ensesindeki Ağrı dağında nihâyet bu­lur. Sübhân dağıyla nâm bulmuş bir kûh ı benâmdır kim her sene zirve i a‘lâsına kadar Kemân ve Haltî ve Çekvânî ve Zaza Lulu ve Ziyarî ve Besanî ve Karkarî Ekrâdlarından ve niçe kerre yüz bin kerrât hayvânâtlarıyla bu Sübhân dağına çıkup yayla faslı ederler.



Hikmet i garîbe: Bu kûh ı bülend üzre kavm i Yahûd urûc etse bi-emrillahi Ta‘âlâ zehresi çâk olup mürd olur. Hatta Yahûd hâhamlarının birine Van'da Sübhân dağına varasın!", disen "Başına uğrayup bolay ki sen varasın!", derler. Hâlâ elsine i ârifânda darb ı mesel olmuşdur. Hikmet i Hudâ bu kûh ı Sübhân'da otlayan devâbâtın çoğu ikişer kuzular.

Acîbe i diğer: Benî Âdem dahi "İkişer ikiz müştak olduğundan mâ‘adâ üç evlâd müştakk olduğu karîbü'l-ahd vâki‘ olduğundan gayrı yedisi bir anda doğduğun gördük", deyü Âdilcevâz ihtiyârları şehâdet etdiler.

Hakîr i‘timâd etmeyüp "Âdetullah böyle cârî değildir", deyü mu‘âraza etdim. Hemân Savuluoğlu ve Dizdâroğlu ve Mendioğlu nâm ihtiyârlar mahkemeye varup Kadı Hâmid Efendi'ye bir guruş verüp "Cânım efendi, Sultân Süleymân asrında Zâl Paşa sicillâtlarına nazar idin" deyü ricâ etdiler.

Derhâl Âdilcevâz kal‘ası hazînesinden Zâl Paşa sicillâtın çıkarup nazar edüp buldular kim ol asırda Sübhân dağı yaylasında "Moğol Sücâh nâm bir merdin hurmesi dokuz ay on günde bir batından bir sâ‘atde kırk dane evlâd vücûda gelüp yigirmisi kız ve yigirmisi oğlan müştakk olup Zâl Paşa Süleymân Hân'a böyle arz etdüği sene 940 târîhi" deyü sicilde mastûr olduğun hakîre gösterdiler. [243b]

Mukaddemâ bu za‘îfe yedisi bir yerden tevel­lüd etdi dediklerinde i‘timâd etmeyüp mu‘âraza etdiğime peşîmân olup Sübhân dağında kırk evlâd birden müştak olduğun sicill i şer‘ i Resûl i mübînde görüp 1 deyüp hâmûş oldum. Ve Âdilcevâz'da Kırklar Makâmı deyü ziyâret etdim ve hâlâ evlâd ı evlâdları vardır, deyü yemîn billah etdiler.

Hikmet i Hallâk ı âlem. Ve Sübhân dağında cemî‘i kurd ve sırtlan ve andık ve tilki ve çakal ve kaplan velhâsıl cümle yırtıcı canavarlar bu dağda çiftleşirler ammâ asla ve kat‘â balaları hâsıl olmaz.

Hikmet i Allahu azîm, kurd ile koyun bu dağda bir yerde gezüp zîb ganeme asla bir zarar etmez. Gayri hayvânlar hem-çünân yırtıcı canavarlar şer­rinden emîn olup bî-bâk u bî-pervâ gezerler. Anınçün bu Sübhân dağında çobanlara rağbet yok­dur. Çobanları sebbu‘ ı Bağdâd'a benzer mıkreb kelb i mu‘allemleri vardır. Sun‘ ı Hâlık mahlûk ı Hudâ katır bu Sübhân dağında Nemrûd ı la‘înin hargelelerinden hâsıl olduğu bu Târîh i Mîrhând ve Târîh i Mıkdısî dahi mufassal yazmış.

Ba‘dehû Nemrûd ı la‘în Hazret i İbrâhîm'i Urfa şehrinde âteşe atdıkda katır hırz ı cân ile odun taşıdığından Hazret i İbrâhîm "Tenâsül bulmayasın", deyü katıra beddu‘â eylediğinden ilâ hâze'l-ân harşık olan katırlar har ı çârpâlarıyla cimâ‘ ederler ammâ katırdan kulun sâdır olmak ihtimâli yokdur.

Sun‘ ı diğer: Cemî‘i yırtıcı kuşlar dahi Sübhân dağında çiftleşüp biçe hâsıl edemediklerinden çıy­naklı murglar asla duramazlar ve mu‘ammer de ol­mazlar. Ammâ kerkes kuşları gâyet çokdur ve gâyet mu‘ammer olup hattâ bin sene ömür sürer derler. Beyt

Yaşar kerkes kim âzâd olduğunca

Doğan durmaz ziyâfet bulduğunca

demişler. Hakkâ ki sükker yemişler. Sun‘ ı Hudâ Hallâk ı ezel. Ammâ bu makâlîd i Sübhân'da ek­seriyyâ tavuklar her gün ikişer yumurta yumurtlar­lar.



Ve mine'l-acâ’ib, ibret-nümâ-yı garîb: Kal‘a i Erzurûm ve kal‘a i Ahlat ile bu Sübhân dağı mâbeynehümâlarında bir temâşâgâh ı mahûf vardır. Allahümme afvenâ, ana Ayn ı Çemenzâr derler, yalçın kayalardan tulû‘ edüp seng i hârâlardan aşağı ol uyûn pertâb etdikde sâ‘ikasından âdemin kulağı asamm olup sadâsı iki fersah mesâfe i ba‘îdeden istimâ‘ olunur. Bu ayn bir haylice cereyân edüp gâ’ib olur. Eğer âdem eğer gayrı hayvânât bu sudan nûş etseler ol ân âdem merhûm olup devâbât makûlesi mürd olurlar. Semm i helâhilden nişân verir bir sudur, dediler. Bu hakîr yakîn geçdik ammâ görmedik. Hatta Kenzikli Hacı Cârullah nâm bir sâhibü'l-hayrât kendi hikâyet etdi kim "Bu ayn ı hummenin yemîn ü yesârında gurû­buna varınca ol kadar dağî hayvân üstühânları var kim hadd ü hasrın Hudâ bilür. Âhir ı kâr Hacdan geldiğim sene mâlımdan üç bin guruş has­beten-lillah harc edüp bu ayn ı hummenin tulû‘un­dan gurûbuna varınca iki tarafında kârgîr kireç cibis ile metîn dîvârlar etdim ki hayvânâtlar nûş edüp helâk olmayalar" deyü sâhibü'l-hayrât el-Hacı Cârullah hikâyet etdi. Ve bu aynın yemîn ü yesârında asla nebâtât u giyâhât ve imârâtdan bir nişân yokdur, dedi.

Sitâyiş i germâb ı cebel i Sübhân: Bu kûh ı Sübhân'ın şimâliyle şarkîsi mâbeyninde dağlar içre bir azîm ılıca vardır. Cümle yaylaya gidüp gelenler girüp gasl ederler ammâ gâyet ıssıdır. Lâkin sâ’ir hummeler gibi kıbâblar ile mebnî değil bir küşâde kaplıcadır, ammâ havzı gâyet vâsi‘dir ve suyu zırnîhlıdır. Her bâr giren âdemlerin saçı ve sakalı dökülür. Ammâ nisâ tâ’ifesine gâyet nâfi‘dir. Ve çamurundan uyuz olan âdem vücûduna sürse cerebden bi-emrillah halâs olur.

Ve mine'l-garâ’ib sun‘ ı İlâh vâcibü's-seyr: Bu Âdilcevâz kal‘asının şimâlinde Sübhân dağı dâ­meninde Hazret i Alî kayası nâm bir sahrâ i benâm vardır. Bi-emrillahi Ta‘âlâ ol kayalar Mısr'ın Süveys deryâsı kenârı kurbünde Tur dağı tecellî i cemâl i Rabbü'l-İzzet'den niçe pâre pâre olmuşsa bu Hazret i Alî kayası dahi eyle pâre pâre olmuşdur. Ammâ bu kayanın niçe kerre yüz bin pâre olması sebebi oldur kim bu kaya içre bi-emrillahi Ta‘âlâ iki ejderhâ sâkin idi.

{Bu mahalle rivâyet i uhrâ Hazret i Circîs'in karşu sahifede yazıla matlab}



Biri hicret i nebeviyyeden sonra Erzurûm halkını tenâvül etmeğe vardıkda alemdâr ı Resûlul­lah olan Hazret i Abdurrahmân Gâzî bu ejderi gö­rüp "Kande gidersin ya mübârek" deyüp emr i Hudâ ol ejder lisân ı hâl ile "Erzurûm halkın ye­meğe giderim" dedikde hemân Abdurrahmân Gâzî "Kıf yâ su‘bân, bi-emrillah misle'l-hacer!"1 dedikde bi-izni Hudâ ol ejder kara taş olmuşdur kim Erzurûm kal‘asının cânib i cenûbundaki Eğridağ üzre yedi yüz yetmiş [244a] adım kaddi ki kara taş olduğu kal‘a i Erzurûm evsâfında mufas­saldır. Bu ejder Erzurûm'da taş olunca öbür eşi bu Sübhân dağı dâmenindeki Alî Kayası gârı içre kalır. Hemân Abdurrahmân Gâzî kerâmet kuvvetiyle "Yâ cebel i Sübhân imsik bi-emrillah su‘bân" deyince bi-emri Fettâh Allah kayanın mağara kapusu sedd olup mezkûr ejder içinde mahbûs olup ilâ hâze'l-ân kalmışdır. {Anınçün bu kûh ı serbülende Su‘bân dağı} Ba‘dehû derûn ı gârda mahpus olan ejderin germiyyetiyle ve gâr içre harekât u sekenâtıyla ve gazabından âteşfeşânlığıyla mezkûr Alî Kayası pâre pâre olmuşdur.

Rivâyet i uhrâ: Mıkdısî tevarihinde tahrîr etdiği üzre kal‘a i Mifârıkîn'de Hazret i Circîs'i kırk kerre âteşe yakdılar. Cenâb ı Bârî rûzgâra emr edüp küli bir yere cem‘ olup yine Circîs Nebî hayât bulup yine küffârları dîne da‘vet ederdi. Âhir birisi İslâm ile müşerref olmayup Hazret i Circîs bu Mefârikîn kavmine bed-du‘â edince bu Sübhân dağındaki ejderin biri gârından gelüp bu Mefârikîn halkını cümle yiyüp Mefârikîn kal‘ası mu‘attal kalur. Ba‘dehû "Hazret i Circîs du‘â edüp ejderhâ-yı mezbûru Sübhân kayasında Sübhânallahu Ta‘âlâ emriyle haps olunmuşdur." deyü Mıkdısî böyle tahrîr etmiş.

Rivâyet i diğer: Ba‘de hicreti'n-nebeviyye bu ejderin bir eşi Erzurûm'da Abdurrahmân Gâzî'nin du‘âsı berekâtıyla taş oldukda bu eşi Sübhân dağı gârında yalınız kalınca ta Âzerbaycân'a ve Diyâr­be­kir'e varınca eli vilâyeti harâb u yebâb et­düğünde niçe ahâlî i büldân ve kavm i Ahlat ı Van Hazret i Risâlet'e gelüp "Yâ Resulallah dâr ı diyârımızı ve ehl [ü] ıyâlimizi bir ejderhâ yeyüp hânelerimizi pây­mâl i rimâl etdi" deyü tazallum et­diklerinde hemân Hazret i Resûl i kirâm "Yetiş yâ Alî, ol su‘bânı Zülfikârınla katl eyle!" deyüp destûr verince der-ân Hazret i Alî-i Kerrâr Düldül'e süvâr olup kat‘ ı menâzil ederek Sübhân dağına geldikde görse kim ejderhâ Van deryâsından su içer. Hemân Kerrâr Alî ol Esedullah ı Velî bir na‘ra i Allah'a rehâ buldurup Düldül'e mahmîz edüp dal-ı tîğ ı zülfikâr olup ejder ile mukâbele oldukda su‘bân âteş-feşânlık edüp bir hayli ceng ederler. Âhir bi-emrillahi Ta‘âlâ fer­mân ı Resûlullah ile ejderi katl eder. Su‘bân cân acı­sıyla galtân {olarak} Van deryâsına düşüp gark olur. Hazret i Alî ejderhânın mağarasına gelüp gör­se derûn ı gârda ejderin yavrusu var. Gâra gir­me­yüp taşra kaya üzre iki rek‘at salât ı hâcet kılup du‘â eder. Ba‘de's-senâ bi-emrillah gârın kapusu sedd olduğu hâlâ mezkûr kayalarda zâhir ü bâhir­dir. Müverrihânların tahrîr­leri üzre bu Sübhân dağı dâmeninde Alî Kayası içre mahpus olan Hazret i Alî du‘âsıyla mahpusdur kim anınçün "Alî Kayası derler", deyü bir rivâyet dahi böyle tahrîr etmişler, hakkâ ki yahşı demişler.

Menâkıb ı netîce: Ol zamân ki Hazret i Alîyy-i Kerrâr kerremallahu veche sâhil i Van'da ejderhâ ile ceng edüp su‘bânı katl idince su‘bân, yılanın bir nev‘i olmağile gecerek mürd olup pür-potur olarak su‘bânın lâşe i murdârı Van deryâsına düşüp talat­tum ı deryâ ile ejderin lâşesi Van kal‘ası kurbünde leb i deryâya düşüp cîfe i murdârı çürüyüp üstü­hân­ları kalur. Ba‘dehû sene 525 târîhinde Van kal‘a­sın binâ eden Kılıç Arslan Şâh ejderhânın kemik­lerin cem‘ edüp demir zencîrler ile cümle üstü­hânları tertîb üzre dizüp Van kal‘asının aşağı­daki Rıbat kullesi ve Veled kullesi mâbeynine zen­cîr­ler ile ibret-nümâ içün mezkûr kemikleri âvîze edüp cümle seyyâhân ı berr ü bihâr gelüp seyr [ü] temâşâ ederlerdi. Ta ki sekiz yüz beş târîhinde Timur Hân Mâverâü'n-nehir'den hurûc eyleyüp kal‘a i Van'ı kâmil üç sene muhâsara eyleyüp bâğ diküp meyvesin yeyüp âhir fethi müyesser olmayup hâ’ib ü hâsir gider oldukda Hindistân'e tehî dest gitmemek içün mezkûr ejderhânın kemiklerin aşağı kal‘a dîvârından alup on katar develere kemikleri tahmîl edüp Hindistân'a götürüp hâlâ anda (   ) (   ) (   ) (   ) (   ) (   ) (   ) (   ) (   ) (   ) râygândır, derler. Ammâ hakîr Hindistân'a varma­mak ile görmedim. Allahümme yessir bi'l-hayr ve'l-âfiye.

{Hikâye i vâkıf ı esrâr hakîr Evliyâ-yı pür taksîr: Bu merkûm maktûl ejderin mahpus olan oğulları mağarası yanına varup kayaların seyr [ü] temâşâ edüp "Mezkûr gârdan ve pâre pâre kayalar­dan bir sadâ zâhir ola." deyü tahta'l-kahve tenâvül idince bir sâ‘at muntazır olduk, asla bir sadâ istimâ‘ olunmadı. Âhir refîklerimizin bir sefîh gulâmı elin­deki Basra kargısı mızrağın kayalar deliğinden içeri sokup mızrak bir yumuşak şey’e dokunur gibi takırdamazdı. Anı istimâ‘ etdik kim gâr içre ra‘d-vâr bir gıjgırıklı kerrâr işidilüp cümlemiz havfe düşdük. Hemân ale'l-akîb kayalar arasından ebr i siyâh gibi bir müte‘affin duman çıkup mezkûr gulâm cıdâsın bırağup firâr edüp bizler dahi karârı firâra mübeddel etdik, ammâ ejderin vücûdundan bir eser görmedik. Ammâ niçe kerre kayaların çat­ladığı mahalden "Ejderin kuyruğu elli altmış arşın taşra çıkdığın gördük", deyü yemîn eden âdemlerin hadd [u] pâyânı yok idi. Ammâ hakîr ra‘d gibi bu mahalde sadâsın istimâ‘ etdim}.



Menâkıb ı kerâmet i kâtil i su‘bân Alî Kerrâr ı zamân: Kaçan kim Hazret i Gazanfer Alî, ol Düldül-süvâr ı Velî, Van bahri kenârında ejderhâ ile bâz-geşt ederken hırka i peşmînesi ve Düldül i üstür-dâbbesi ejderin hûnuyla surh-gûn olmuşdu. Hazret i Alî cilbendinden bir sabun pâresi çıkarup Kamber ile Alî Düldül'ün yıkarken gördüler kim Van deryâsı Azâb suyundan hâsıl olmağile zehr i mâr ı semm i helâhildir. Hazret i Alî du‘â edüp Kamber âmîn deyüp "İlâhî, bu Van deryâsında gasl olan atlar ve gayrı hayvânâtlar cemî‘i emrâzdan selâmet olup lahm u şahm sâhibi olalar ve Van bahrinin mâhîleri gâyet lezîz olalar" deyü du‘â et­diler. İlâ hâze'l-ân Van bahrinde gasl olan atlar [244b] ve gayrı hayvânâtlar mahbûb u semîn ü cesîm olurlar.

Menâkıb ı diğer: Yine Hazret i Alî ejder kanıyla mülevves olmuş hırkasın Van bahrinde gasl ederken ba‘de'l-gasl destinden bir kıt‘a sabunu Van deryâsına düşüp Hazret i Damâd ı Nebî, ol Alî Kerrâr ı Velî eydür; "İlâhî, bu deryâda esvâbın gasl edenlerin siyâbların benim sabunumla inkırâzu'd-deverân pâk u pâkîze eyle." deyü du‘â etdüğinden ilâ yevminâ hâzâ Van bahri bir semm i helâhil iken sabunsuz bir gûne beyâz esvâb yıkanır kim diller ile ta‘bîr olunmaz.

Hikmet i sun‘ ı Hudâ: Bu kal‘a i Âdilcevâz'ın şimâline karîb yine Sübhân dağı dâmeninden gelir bir ayn ı mâlih cereyân eder, ammâ gâyet berrâkdır. Bu aynın tarafeyninde cereyân eden sudan taş olup kalmışdır. Niçe binâlara andan taş keserler ve ba‘zı mi‘mâr ı bennâlar murâdları üzre tahta sandûklar yapup içine mezkûr sudan koyup ol su içre sehelce tuz idhâl etseler bi-emrillah ol su taş olur kim seng i hârâdan nişân verir, ammâ bi-emri Hudâ hafif taş olur. Hatta kapu kemerleri ve ocak paşmakları ve nerdübân ayakları ve niçe gûne eşyâlara lâzım olduğuna göre tahtadan yahûd çamurdan kalıplar yapup ana göre suyu dondurup taş olur. Garîb temâşâdır. 1

Hamd i Hudâ Âdilcevâz'ın bu mertebe seyr [ü] temâşâların edüp andan yine cânib i şarka kâh bâğ u bâğçe i gülistânlar içre kâh leb i deryâ ile 9 sâ‘atde,



Karye i Deliklitaş: Ercîş hâkinde leb i deryâya karîb iki yüz hâneli Ermenî köyüdür ve ze‘âmetdir. Hatta bu delikli kaya içün bu diyâr halkı Hazret i Alî Düldül'ün bu kayaya bağlamak murâd edin­dik­de mübârek dest i şerîfiyle bu kayayı delüp Dül­dül'ün bağladıklarından Deliklikaya derler, deyü hikâye etdiler. Andan,

Karye i Demirci: Bu dahi Van deryâsından ba‘îd Ercîş kal‘ası hâkinde üç yüz hâneli ma‘mûr Ermenî köyüdür kim cümle kefereleri demircilerdir ve ze‘âmetdir. Andan yine şarka,

Menzil i karye i Kenzik: Bu dahi sâhil i der­yâdan ba‘îd Ercîş hâkinde iki yüz hâneli Müselman ve Ermenî sâkin, ma‘mûr ze‘âmet köyüdür. Paşa bun­da serâperdesi önünde yedi aded harâmî Kürd'ün kellelerin kesdi. Andan yine cânib i şarka (   ) sâ‘atde,

Evsâf ı dâr ı gâzîyân ı ceyş, şehr i kadîm kal‘a i Erceyş

Sebeb i tesmiyyesi oldur kim bu diyâr dest i Ermen'de iken bir harâbe zemîn i bî-hâsıl idi. Bir gün bir kabîle i Ermenî bu mahalden ubûr eder­lerken görseler kim bir alây ı azîm asker hayme vü hargâhlarıyla meks etmişler. Bu tâ’ife i Ermenî bunların mâbeynlerine girüp ba‘zı haymelerde meks ederler. Görseler kim bir alây yüzü münevver âdemler, ammâ kimisinin gerdeninden kiminin ko­lun­dan ve gayrı vücûdlarından kanlar cereyân eder ve cümle süvâr oldukları atları eğerli ve uyanlı aslan u kaplan ve bebr ü peleng ve câmûs ı beyâbânî ve esb i hâmûnî ve sığın ı kûhî ve ejderhâ ve evren i su‘bânî bu makûle hayvânâtları bu kabâ’il i Er­me­nî­ler gördüklerinde içlerinden biri su‘âl edüp eydür: "Sultânım siz kimlersiz" der.

Ol ceyşden biri eydür: "Biz ricâlullahdan kavm i nücebâ vü rukebâ vü büdelâ vü ümenâ ve evtâd u nukebâ vü melâmiyyûn (   ) (   ) (   ) (   ) vü ricâliyyûn askerîsiyiz kim Muş sahrâsı cengine gideriz." derler.

Hemân bu tâ’ife i Ermenîler cümle parmak ge­tirüp İslâm ile müşerref olup ricâl ı gaybın fer­mânlarıyla bu İslâm ile müşerref olan âdemler ricâl ı gaybın haymeleriyle bu Ercîş zemîninde kalup imârına sebeb olup Erceyş'den galat Ercîş derler.

Sebeb i tesmiyyesi oldur. Andan bu mahal an­ların şerefiyyetiyle imâr olarak sene 521 târîhinde Âzerbaycân şâhlarından Kılıç Arslan Şâh bir kal‘a binâ eyleyüp imâr etdi.

Ba‘dehû niçe mülûkdan mülûka değüp Karakoyunlu şâhlarından Kara Yûsuf Şâh dahi ziyâde imâr edüp Timur geldikde harâb etmeğe kasd etdikde vâkı‘asında ricâl i gaybı görüp "Yâ Timur! Bu kal‘a i hasîn üstüvâr bizim menzil­gâhımız olduğundan himâyemizdedir, harâb etme" derler. Hemân Timur meks etmişken nefîr i rıh­letleri çalup kal‘a i Âdilcevâz ve kal‘a i Bitlîs'i in­citmeyüp şehr i Muş'u harâb u yebâb edüp ahâlîsin kebâb eder.

Ba‘dehû sene 955 târîhinde Süleymân Hân diyâr ı Acem'den gelüp kal‘a i Erceyş'i bî-ceyş dest i Acem'den emân ile feth edüp Van eyaletinde sancak beği tahtı eder.

Hâlâ beğinin kânûn üzre hâssı 300.000 akçedir. Beğine senevî on kise olup bin aded askeriyle hükm eder. Erbâb ı timârı 86 aded ve erbâb-ı zu‘amâsı 14 adeddir. Alâybeği ve çeribaşısı ve yüzbaşısı vardır. Bunlar kânûn üzre cebelüleriyle bin aded güzîde ve müsellah ve müretteb cengâver ve dilâver ü server i hünerverlerdir. Hakkâ ki erceyş askerlerdir kim [245a] beğleri ile me’mûr oldukları sefere giderler.

Hatta Melek Ahmed Paşa efendimiz ile bu kal‘a i Ercîş'e girerken ol asırda beğleri Deli Ferhâd Beğ idi. Kal‘a kuluyla ve livâsı tahtındaki sipâhâ­nıy­la altı bin mikdârı güzîde asker i müsellah gös­ter­miş­dir kim bu ceyş i Ercîş'in âlât ı silâhları şa‘şa‘a­sın­dan çeşmlerimiz hîrelendi. Ve kal‘aya karîb geldiğimizde derûn ı kal‘adan bir sadâ-yı gülbâng ı Muham­medî istimâ‘ olunup sadâ-yı Allah Allah evc i âsumâna peyveste oldu. Bu mâbeynde kal‘a­nın burc u bârûlarından evvel bu kadar bin tüfeng atıldı ve ra‘d-vâr gürlemesi âsûde olmadan bir yaylım balyemez topları atıldı kim kal‘a i Ercîş mürğ ı semender-vâr âteş i Nemrûd içinde kaldı ve paşa-yı zîşân kal‘aya karîb geldikde topçular arz ı mahâret içün Van deryâsı üzre balyemez topları sekdirme gülleler atup her gülleleri deryâda kelle gibi sekerdi. Bu hâl üzre niçe elvân şâdumânîler gösterüp paşa serâperdesinde meks edüp ba‘de'z-ziyâfe bir dîvân ı azîm olup üç gün tekâ‘üd fermân olundu. Hakîr kal‘anın seyr ü temâşâsına şurû‘ et­dik.

Der-beyân ı zemîn i eşkâl i kal‘a i Erceyş;

Evvelâ Van deryâsı kenârında bir alçak kayalı zemîn püşt üzre şekl i murabba‘ bir Şeddâdî seng-tıraş ile mebnî bir kal‘a i kavîdir kim her taşı fil cüssesi kadar var ve dürr i yektâ gibi beyâz ve müzeyyen bir kal‘a i münevverdir. Cümle (   ) aded kullelerdir ammâ çâr rükninde olan kulleler gâyet sedd i metîn ebrâclardır kim her biri birer sedd i Kahkahâ'dan nişân verir kulle i metînelerdir. Ammâ havâlesiz bir kal‘a olmağile dîvârı ol kadar âlî değildir. Ammâ gâyet arîz dîvârlardır kim üze­rin­de atlı cirid oynasa mümkindir ve etrâfında asla handakı yokdur. Hatta ba‘zı sene Van deryâsı ey­yâm ı bahârda cûş [u] hurûşa gelüp yedi sekiz ay bu kal‘a deryâ içre kalup ancak Âdilcevâz tarafında bir incecik yolu kalır ve cümle iki kapusu vardır. Cânib i garba nâzır Âdilcevâz kapusu, büyük ka­pudur ve cânib i (   ) (   ) kapudur. Ve bu kal‘a dâ’iren-mâdâr cirmi (   ) adımdır. Bu cirmde olan sûr ı kavî içre cümle bâğsız ve bâğçesiz tahtânî ve fevkânî hâk i amber-pâk ile mestûr bin elli aded hâne i ma‘mûrlardır.

Ve cümle (   ) aded mihrâbdır. Evvelâ mâ­takaddem Yûsuf Şâh câmi‘in Süleymân Şâh imâr edüp Süleymân Hân câmi‘i derler. Sâfî kârgîr kemer toloz binâ ile mebnî tarz ı kadîm bir câmi‘ i azîmdir ammâ müzeyyen değildir ve bir minâresi var.

Andan (   ) (   ) (   ) hân u hammâm u tekye vü âb ı hayât çeşme ve sebîl ve iki yüz aded kifâyet mikdârı sûk ı sultânîsi vardır. Mâ‘adâ mesâcidlerdir. Ammâ bezzâzistânı ve imâreti dârü'l-ıt‘âmı ve kurşum örtülü imâristân ı âlîleri yokdur. Ammâ gılâl anbarları ve cebehâneleri çokdur. Hatta sağîr ü kebîr yüz on pâre topları var kim Âdilcevâz kal‘asında eyle toplar yokdur. Ve kal‘anın cânib i şimâlinde bir top menzilinden ba‘îd Aladağ üzre sâfî bâğ u bâğçedir. Âbları latîfdir ve mahbûb u mahbûbeleri nazîfdir. Ammâ hevâsı temmuzda gâyet ıssıdır. Ekseriyyâ ahâlîsi Aladağ'da bâğlarına göçüp altı ay zevk [u] safâ ederler.



Hâkimü'l-vakitlerin beyân eder: Evvelâ sancak beğinden ve alâybeğinden mâ‘adâ hâkimi yok­dur. Yüzelli akçe kazâdır. Ve nâhiyesi (   ) aded kurâdır. Müftî ve nakîbi yokdur. Ammâ subaşısı ve muhtesibi ve bâcdârı ve şehir kethudâsı vardır. Ammâ derûn ı kal‘ada Dergâh ı âlî yeniçerilerinden dizdârı var ve üç yüz aded dörd bölük neferâtları vardır kim cümle mevcûddur. Zîrâ Acem serhad­didir. Hatta dizdârı kal‘anın garbîsinde top ı tavîl menzili Erçîş çayı köprüsünden öte tarafa dizdârı geçerse hâkimi Van paşasına dizdârı "Terk i kal‘a" deyü arz edüp ma‘zûl ederler. Ta bu mertebe ser­hadd i azîmdir ve cezîre yerdir ve iskelesinde bir liman ı azîm vardır kim Van gemileri bâzergânlar getirüp bu Ercîş'den diyâr ı Erzurûm'a gider, ma‘mûr benderdir.

Ve bu kal‘anın cümle ahâlîsi Süleymân Hân as­rından berü Boşnak ve Arnavud ve Rûm kavmi evlâdları olmağile cümle Sünnî vü şecî‘ ve mü’min ü muvahhidlerdir. Câ-be-câ ulemâları ve dârü't-tedrîsleri vardır. Ve kal‘aya bilmedikleri dönük ve mönük Kürd tâ’ifesin komazlar. Cümle birbirlerine akrabâ-yı muhibb i sâdık olmuşlardır.



Evsâf ı germâb ı kal‘a-i Ercîş: Şimâlîsi tarafında Erzurûm râhı cânibinde bir hayli mesâfede sun‘ ı Hudâ-yı azîm bir ılıca vardır kim her sene kabak mevsiminde Van'dan Bitlîs ve Ahlat ve Kür­dis­tân'dan niçe bin âdemler çadırlarıyla ve me’kûlât [u] meşrûbâtlarıyla gelüp üç ay kâmil zevk [u] safâ-yı işret i germâ-germ-i germâb edüp kisb i tarâvet ederek ten-dürüst olurlar. [245b] {Ve bu germâb­da} ebniyye i azîmler ile âsâr ı kadîmeler vardır kim binâ-yı İskender'dir derler. Ammâ ger­mâbı bir değirmânı deverân etdirir gâyet ıssı sudur. Buhayre-misâl havzda cümle âşıkân ma‘şûklarıyla şinâverlik edüp koç kocağ olurlar.

Ve Ayn ı hânân: Yine bu mahalle karîb bir ayn ı germâ vardır kim kayadan şadırvân gibi kendüyi pertâb edüp aşağıdaki aşren-fe-aşr havz ı kebîre rîzân olur. Gâyet berrâk bir âb ı murevvakdır ammâ ol kadar suhûniyyet üzre değildir. Zîrâ üzerinde kıbâbları yokdur. Buna karîb,

Ayn ı arslan: Bir kayayı selef üstâdları arslan gibi tasvîr edüp ol esedin ağzından ol âb gürleyüp bir havz ı azîme rîzân olur. Ammâ el-ıyâzen-billah ol kadar ıssıdır kim havz içinde kazganda aş niçe kaynarsa bu ayn ı humme eyle kaynar. Hatta bu hummelere gelen ehl i teferrüc bu aynda koyun ve sığır kellesi ve paçaları haşlarlar, tâ bu mertebe ıssıdır. Ammâ hikmet i Hudâ-yı azîm bu mezkûr ıssı suya muttasıl mâbeyni üç adım kadar ba‘îd bir kaya deliğinden bir sovuk su çıkar kim rûz ı nevrûzda bir âdem ol suya el sokmağa iktidârı olmaz. Ta bu mertebe şiddet i bürûdet üzredir, ve's-selâm.

Bu şehir dahi iklîm i örfiyyenin sekizincisinde bulunmuşdur. Anınçün âb [u] hevâsı gâyet latîfdir.

Der-beyân ı ziyâretgâh ı kal‘a i Erceyş

Evvelâ şehrin cânib i garbında bâğlar kenârında ziyâret i selâtîn i Sultân (   ) ibn Uzun Hasan Şâh ve Sultân Kara Yûsuf Bay,

....................(1.5 satır boş)....................

Rahmetullahi aleyh.

Andan yine paşa ile cânib i şarka leb i deryâ ile giderken (   ) sâ‘atde,



Menzil i Karaköprü: Bânîsi ma‘lûmum değildir. Cisr i musanna‘dır. Altından nehr i Aksu cereyân eder. Tulû‘u Aladağ'dan ve Sübhân dağın­dan cem‘ olup bu cisr altından ubûr edüp Van der­yâsına rîzân olur. Bu su kenârlarına bu diyârda sazlık derler. Sâfî sazlıkdır kim latîf hasırı olur. Bu Karaköprü'ye karîb,

Karye i Baz: Üç yüz hâneli Ermenî köyüdür kim cümle re‘âyâları hasırcılardır ve Van kulu hâssı karye i ma‘mûrdur. Andan yine şarka sazlık ve bataklık mahûf u muhâtara yerler ile gidüp,

Nehr i Döndürme: Kim ana Bend i Mâhî der­ler. Bârgîrî dağlarından gelüp Bârgîrî kal‘ası altın­dan ubûr edüp yılda bir kerre balığı çıkdığı bâlâda Van deryâsı evsâfında deryâya mahlût olan nühûrlar evsâfında tahrîr olunmuşdur kim Van bahrine mahlût olur. Ba‘dehû bu nehr i Bend i Mâhî'yi geçüp yine şimâle (   ) sâ‘atde,

Evsâf ı şehr i Ekrâd ı cilvegerî, ya‘nî kal‘a i kadîm Bârgîrî;

Bu kal‘a nümâyân olduğu mahalde kal‘a kullarıyla sancak hâkimi olan Şeref Hân ı Mahmûdî beş bin cebe vü cevşene ve âlât ı silâha müstağrak asker ile paşaya istikbâle çıkup beği, paşanın pây ı semendine rûmâlîde edüp paşanın rikâbında hayli piyâde yürüyüp ba‘dehû paşanın fermânıyla bilâ rikâb esb i sabâ-sür‘atine süvâr olup alây ı azîm ile Bârgîrî kal‘ası altına vardıkda kal‘adan kırk elli mik­dârı toplar ve niçe bin tüfengler atılup şâ­du­mâ­nîler olup paşa serâperdesine nüzûl etdükde Bârgîrî beğinin ziyâfeti yeyüp hedâyâları alınup dîvân ı azîm oldu.


Yüklə 7,57 Mb.

Dostları ilə paylaş:
1   ...   14   15   16   17   18   19   20   21   ...   74




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2024
rəhbərliyinə müraciət

gir | qeydiyyatdan keç
    Ana səhifə


yükləyin