Fatiha suresi



Yüklə 2,25 Mb.
səhifə16/30
tarix23.12.2017
ölçüsü2,25 Mb.
#35759
növüYazı
1   ...   12   13   14   15   16   17   18   19   ...   30

024/NÛR SÛRESİ

024/01 (İşte bu ayetler) bizim inzal ettiğimiz ve (hükümlerini üzerinize) farz kıldığımız bir süredir. Belki düşünüp öğüt alırsınız diye onda açık seçik ayetler indirdik.

024/02 Zina eden kadın ve zina eden erkekten her birine yüz sopa vurun. Allah’a ve ahret gününe inanıyorsanız, Allah’ın dini (ni tatbik) hususunda sizi sakın acıma duygusu kaplamasın! Müminlerden bir grup da onlara uygulanan cezaya şahit olsun.

024/03 Zina eden erkek, zina eden veya müşrik olan bir kadından başkasıyla evlenemez; zina eden kadınla da ancak zina eden, veya müşrik olan erkek evlenebilir. Bu müminlere haram kılınmıştır.

024/04 Namuslu kadınlara zina isnadında bulunup, sonra (bunu ispat için) dört şahit getirmeyenlere seksen sopa vurun ve onların şahitliğini hiç bir zaman kabul etmeyin. Onlar tamamen günahkârdırlar.

024/05 Ancak bundan sonra tövbe edip ıslah olanlar müstesnadır. Çünkü Allah çok bağışlayıcı ve merhametlidir.

024/06 Eşlerine zina isnadında bulunup da kendilerinden başka şahitleri olmayanlara gelince, onların her birinin şahitliği, kendisinin doğru söyleyenlerden olduğuna dair dört defa Allah adına yemin ederek şahitlik etmesi,

024/07 Beşinci defa da, eğer yalan söyleyenlerden ise Allah’ın lânetinin kendi üzerine olmasını dilemesidir.

024/08 Kadının, kocasının yalan söyleyenlerden olduğuna dair dört defa Allah adına yemin ile şahitlik etmesi, kendinden cezayı kaldırır.

024/09 Beşinci defa da, eğer (kocası) doğru söyleyenlerden ise Allah’ın gazabının kendi üzerine olmasını dilemesi kendisinden cezayı kaldırır (hâkim boşamaya hükmeder).

024/10 Ya Allah'ın size bol lütfu ve merhameti olmasaydı ve Allah, tövbeleri kabul eden hüküm ve hikmet sahibi olmasaydı (haliniz nice olurdu).

024/11 (Muhammed’in eşine) bu ağır iftirayı uyduranlar şüphesiz sizin içinizden bir gruptur. Bunu kendiniz için bir kötülük sanmayın, aksine o, sizin için bir iyiliktir. Onlardan her bir kişiye, günah olarak ne işlemişse (onun karşılığı ceza) vardır. (Elebaşılık yapan, bu yüzden de) bu günahın büyüğünü yüklenen kimse için de çok büyük bir azap vardır.



(Aşağıdaki on ayetin inzaline sebep teşkil eden ve “İlk iftira hadisesi” diye bilinen olay kısaca şöyledir:

Hz. Peygamber’in bir askeri seferine Hz. Ayşe de katılmıştı. Dönüşte bir ara Hz. Ayşe ihtiyacını gidermek için çekildiği bir köşede gerdanlığını düşürmüş, sonra bunun farkına vararak aramaya gitmişti. Bu arada birlik konaklama yerinden ayrıldığı için Hz. Ayşe orada kaldı. Orduyu geriden takip etmekle görevli bir kişi, Hz. Ayşe’yi alarak birliğe yetiştirdi. İçlerinde münafıkların önde gelenlerinden Abdullah bin Übeyy’in de bulunduğu birkaç kişi, bu hadiseye dayanarak, Hz. Ayşe ile onu birliğe yetiştiren kişi arasında ilişki cereyan ettiği iftirasını uydurdular. Bu iftira Hz. Peygamberi oldukça üzmüştü. Bu sırada zaten rahatsız olan Hz. Ayşe hakkında böyle bir iftira uydurulduğunu bir süre sonra öğrenmiş ve büyük bir ıstıraba boğulmuş; artık kendisi gibi kederli olan ailesine, babası Hz. Ebu Bekir (r.a.) ‘in evine gitmeyi tercih etmişti. Bu arada Hz. Peygamber (s.a.v.) zaman zaman Hz. Ebu Bekir’in evine giderek, onlardan Hz. Ayşe’nin sıhhatini, hal ve hatırını sorardı. İşte yine böyle bir ziyaret sırasında ve iftira olayından yaklaşık bir ay sonra Ayşe validemizin masum olduğunu ifade eden aşağıdaki ayetler inzal buyuruldu.)

024/12 Erkek ve kadın müminlerin, bu iftirayı işittiklerinde kendi vicdanlarıyla hüsnü zanda bulunup da, “Bu, apaçık bir iftiradır.” demeleri gerekmez miydi?

024/13 (Bu iddiayı ortaya atanların) da bu konuda dört şahit getirmeleri gerekmez miydi? Mademki şahitler getirip ispat edemediler, öyle ise onlar Allah nezdinde yalancıların ta kendileridir.

024/14 Eğer dünyada ve ahrette Allah’ın lütuf ve merhameti üstünüzde olmasaydı, size mutlaka büyük bir azap isabet ederdi.

024/15 Çünkü siz bu iftirayı, gelişi güzel birbirinizin ağzından alıyor ve hakkında bilgi sahibi olmadığınız (bu uydurma haberi) ağızlarınızda geveleyip duruyorsunuz. Bunun önemsiz olduğunu sanıyorsunuz. Hâlbuki bu, Allah katında çok büyük (suç) tur.

024/16 Onu duyduğunuzda, “Bunu konuşup yaymamız bize yakışmaz. Haşa! Bu, çok büyük bir iftiradır.” demeli değil miydiniz?

024/17 Eğer inanmış insanlarsanız, Allah, bir daha buna benzer tutumu tekrarlamaktan sizi sakındırıp uyarır.

024/18 Ve Allah, ayetlerini size açıklıyor. Allah, (işin iç yüzünü) çok iyi bilir, tam bir hüküm ve hikmet sahibidir.

024/19 İnsanlar arasında kötü söz ve davranışın yayılmasını arzulayan kimseler için dünyada da ve ahrette de çetin bir ceza vardır. (Her şeyi) Allah bilir; siz bilemezsiniz.

024/20 Ya sizin üstünüze Allah’ın lütuf ve merhameti olmasaydı; Allah çok şefkatli ve merhametli olmasaydı (haliniz nice olurdu)!

024/21 Ey iman edenler! Şeytanın adımlarını takip etmeyin. Kim şeytanın adımlarını takip ederse, şunu bilsin ki o, edepsizlikleri ve kötülüğü emreder. Eğer üstünüzde Allah'ın lütuf ve merhameti olmasaydı, içinizden hiçbir kimse temize çıkamazdı. Fakat Allah dilediğini arındırır. Allah işitir ve bilir.

024/22 İçinizden faziletli ve servet sahibi kimseler akrabaya, yoksullara, Allah yolunda göç edenlere (mallarından) veremeyeceklerine yemin etmesinler; bağışlasınlar; feragat göstersinler. Allah'ın sizi bağışlamasını arzulamaz mısınız? Allah çok bağışlayandır, çok merhametlidir.

(Hz. Aişe'ye iftira edenlerden biri de, Hz. Ebu Bekir'in himayesini ve bakımını üzerine aldığı Mıstah adında bir kişiydi. Bu olay üzerine Hz. Ebu Bekir, bir daha bu adama maddi yardımda bulunmayacağına dair yemin etti. İşte müfessirlere göre yukarıdaki ayette hem Hz. Ebu Bekir'in faziletine işaret edilmekte, hem de ona ve diğer Müminlere, Allah rızası için yapageldikleri yardımları kesmemeleri öğütlenmektedir.)

024/23 Namuslu, kötülüklerden habersiz mümin kadınlara zina isnadında bulunanlar, dünya ve ahrette lânetlenmişlerdir. Ve onlar için çok büyük bir azap vardır.

024/24 O gün dilleri, elleri ve ayaklarının, yapmış olduklarından dolayı aleyhlerinde şahitlik edecektir.

024/25 O gün Allah onlara gerçek cezalarını tastamam verecek ve onlar Allah’ın bir gerçek olduğunu anlayacaklar.

024/26 Kötü kadınlar kötü erkeklere, kötü erkekler ise kötü kadınlara; temiz kadınlar, temiz erkeklere, temiz erkekler de temiz kadınlara yaraşır. Bu sonuncular (iftiracıların) söylediklerinden çok uzaktırlar. Kendileri için bağış ve güzel bir rızk vardır.

024/27 Ey iman edenler! Kendi evinizden başka evlere, geldiğinizi fark ettirip ev halkına selâm vermedikçe girmeyin. Bu, sizin için daha iyidir; herhalde (bunu) düşünüp anlarsınız.

024/28 Orada kimse bulamadınızsa, size izin verilinceye kadar oraya girmeyin. Eğer size, "Geri dönün!" denilirse, hemen dönün. Çünkü bu, sizin için daha temiz bir davranıştır. Allah yaptığınızı bilir.

024/29 İçinde kendinize ait bir şeylerin bulunduğu oturulmayan bin eve girmenizde herhangi bir sakınca yoktur. Allah, sizin açığa vurduklarınızı da, gizlediklerinizi de bilir.

024/30 (Resulüm!) Mümin erkeklere, gözlerini (harama) dikmemelerini, ırzlarını da korumalarını söyle. Çünkü bu, kendileri için daha temiz bir davranıştır. Şüphesiz Allah, onların yapmakta olduklarından haberdardır.

024/31 Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini (harama bakmaktan) korusunlar; namus ve iffetlerini esirgesinler. Görünen kısımları müstesna olmak üzere, ziynetlerini teşhir etmesinler. Başörtülerini yakalarının üzerine (kadar) örtsünler. Kocaları, babaları, kocalarının babaları, kendi oğulları, kocalarının oğulları, erkek kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, kendi kadınları (mümin kadınlar), ellerinin altında bulunan (köleleri), erkeklerden, kadına ihtiyacı kalmamış (cinsi güçten düşmüş) hizmetçiler yahut henüz kadınların gizli kadınlık hususiyetlerinin farkında olmayan çocuklardan başkasına ziynetlerini göstermesinler. Gizlemekte oldukları ziynetleri anlaşılsın diye ayaklarını yere vurmasınlar (Dikkatleri üzerine çekecek şekilde yürümesinler). Ey müminler! Hep birden Allah'a tövbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz.

024/32 Aranızdaki bekârları, kölelerinizden ve cariyelerinizden iyi davranışlı olanları evlendirin. Eğer bunlar fakir iseler, Allah kendi lütfu ile onları zenginleştirir. Allah, (lütfu) geniş olan ve (her şeyi) bilendir.

024/33 Evlenme imkânını bulamayanlar ise, Allah, lütfu ile kendilerini varlıklı kılıncaya kadar iffetlerini korusunlar. Ellerinizin altında bulunanlardan (köle ve cariyelerden) mukatebe (köle ve cariyenin, efendisine belli bir miktar ödeyerek serbest kalması) yapmak isteyenlerle, eğer kendilerinde (hürriyete kavuşmak için) bir iyilik görüyorsanız, hemen mukatebe yapın. Allah'ın size vermiş olduğu malından siz de onlara verin. Dünya hayatının geçici menfaatlerini elde edeceksiniz diye, namuslu kalmak isteyen cariyelerinizi fuhşa zorlamayın. Kim onları zor altında bırakırsa, bilinmelidir ki, zorlanmalarından sonra (Allah onlar için) çok bağışlayıcı ve merhametlidir.

024/34 Ant olsun ki biz size açık açık bildiren ayetler, sizden önce yaşayıp gitmiş olanlardan örnekler ve takvaya ulaşmış kimseler için öğütler indirdik.

024/35 Allah, göklerin ve yerin nurudur. Onun nurunun temsili, içinde lâmba bulunan bir kandil gibidir. O lâmba bir billûr içindedir; o billûr da sanki inciye benzer bir yıldız gibidir ki, doğuya da batıya da nispet edilemeyen mübarek bir ağaçtan, yani o ağaçtan çıkan yağdan tutuşturulur. (Bu, öyle bir ağaç ki) yağı, nerdeyse, kendisine ateş değmese dahi ışık verir. (Bu ışık) nur üstüne nurdur. Allah insanlara (işte böyle) temsil verir; Allah her şeyi bilir.

024/36 (Bu kandil) birtakım evlerdir ki, Allah (o evlerin) yücelmesine ve içlerinde isminin okunmasına izin vermiştir. Orada sabah akşam Onu tespih eder.

024/37 Bir takım insanlar ki, ne ticaret ne de alışveriş onları Allah’ı anmaktan, namaz kılmaktan ve zekât vermekten alıkoymaz. Onlar, kalplerin ve gözlerin allak bullak olduğu bir günden korkarlar.

024/38 Çünkü Allah, kendilerini, yaptıklarının en güzeli ile mükâfatlandıracak ve lütfundan onlara fazlasıyla verecektir. Allah, dilediğini hesapsız rızıklandırır.

024/39 İnkâr edenlere gelince, onların amelleri, ıssız çöllerdeki serap gibidir ki susayan onu su zanneder; nihayet ona vardığında orada herhangi bir şey bulamamış üstelik yanı başında Allah’ı bulmuştur; Allah ise onun hesabını tastamam görmüştür. Allah hesabı çok çabuk görendir.

024/40 Yahut (o kâfirlerin duygu, düşünce ve davranışları) engin bir denizdeki yoğun karanlıklar gibidir; (öyle bir deniz) ki, onu dalga üstüne dalga kaplıyor; üstünde de bulut. Birbiri üstüne karanlıklar. İnsan elini çıkarıp uzatsa, nerede ise onu dahi göremez. Bir kimseye Allah nur vermemişse, artık o kimsenin ışık ve aydınlıktan nasibi yoktur.

024/41 Göklerde ve yerde bulunanlarla dizi dizi kanat çırpıp uçan kuşların Allah'ı tespih ettiklerini görmez misin? Her biri kendi tespihini ve duasını (öğrenmiş) bilmiştir. Allah, onların yapmakta olduklarını hakkıyla bilir.

024/42 Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır; dönüş de ancak Onadır.

024/43 Bilmez misin ki Allah bulutları sürer, sonra onları bir araya getirip üst üste yığar. Ve sen onların arasından yağmurun yağdığını görürsün. Gökten, içinde dolu bulunan, dağlar gibi bulutlar indirir. Dilediğini ona uğratır ve dilediğinden onu uzak tutar. Onun şimşeğinin parıltısı nerdeyse gözleri alıverecek.

024/44 Allah, gece ile gündüzü evirip çeviriyor. Şüphesiz bunda (hakikati gören) gözlere sahip olanlar için mutlak bir ibret vardır.

024/45 Allah her hayvanı sudan yarattı. İşte bunlardan kimi karnı üstünde sürünür, kimi iki ayağı üstünde yürür, kimi de dört ayağı üstünde yürür. Allah dilediğini yapar; çünkü Allah her şeye kadirdir.

024/46 Ant olsun biz (bilmediklerinizi size) açık seçik bildiren ayetler indirdik. Allah dilediğini doğru yola iletir.

024/47 (Bazı insanlar) "Allah'a ve Peygambere inandık ve itaat ettik." diyorlar; ondan sonra da içlerinden bir grup yüz çeviriyor. Bunlar inanmış değillerdir.

024/48 Onlar, aralarında hüküm vermesi için Allah'a ve peygambere çağırıldıklarında, bakarsın ki içlerinden bir kısmı yüz çevirip dönerler.

024/49 Ama eğer (Allah ve resulünün hükmettiği) hak kendi lehlerinde ise, ona gönülden bağlı olarak saygı ile gelirler.

024/50 Kalplerinde bir hastalık mı var? Yoksa şüphe ve tereddüt içinde midirler? Yoksa Allah ve Resulünün kendilerine zulüm ve haksızlık edeceğinden mi korkuyorlar? Hayır; asıl zalimler kendileridir.

024/51 Aralarında hüküm vermesi için Allah’ ve Resulüne davet edildiklerinde, “İşittik ve itaat ettik.” demek, sadece müminlerin söyleyeceği sözdür. İşte asıl bunlar kurtuluşa erenlerdir.

024/52 Her kim Allah’a ve Resulüne itaat eder, Allah’a saygı duyar ve ondan sakınırsa, işte asıl bunlar bedbahtlıktan kurtulanlardır.

024/53 (Münafıklar), sen hakikaten kendilerine emrettiğin takdirde mutlaka (savaşa) çıkacaklarına dair, en ağır yeminleri ile Allah'a yemin ettiler. De ki: Yemin etmeyin. İtaatiniz malûmdur! Bilin ki Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.

024/54 De ki: Allah'a itaat edin; Peygamber'e de itaat edin. Eğer yüz çevirirseniz şunu bilin ki, Peygamber'in sorumluluğu kendisine yüklenen (tebliğ görevini yapmak), sizin sorumluluğunuz da size yüklenen (görevleri yerine getirmeniz) dir. Eğer ona itaat ederseniz, doğru yolu bulmuş olursunuz. Peygambere düşen, sadece açık seçik duyurmaktır.

024/55 Alla, sizden iman edip iyi davranışta bulunanlara, kendilerinden öncekileri sahip ve hâkim kıldığı gibi kendilerine de yeryüzüne sahip ve hâkim kıldığını, onlar için beğenip seçtiği dini (İslâm’ı) onların iyiliğine yerleştirip koruyacağını ve geçirdikleri korku döneminden sonra, bunun yerine onlara güven sağlayacağını vaat etti. Çünkü onlar bana kulluk ederler; hiçbir şeyi bana eş tutmazlar. Artık bundan sonra kim inkâr ederse, işte bunlar asıl büyük günahkârlardır.

024/56 Namazı kılın, zekâtı verin, Peygambere itaat edin ki, merhamete nail olasınız.

024/57 İnkâr edenlerin yeryüzünde (Allah'ı) aciz bırakacaklarını sanmayasın! Onların varacağı yer cehennemdir.

024/58 Ey müminler! Ellerinizin altında bulunan (köle ve cariyeleriniz) ve içinizden henüz erginlik çağına girmemiş olanlar, sabah namazından önce, öğleyin soyunduğunuz vakit ve yatsı namazından sonra (yanınıza gireceklerinde) sizden üç defa izin istesinler. Bunlar, mahrem halde bulunabileceğiniz üç vakittir. Bu vakitlerin dışında ne sizin için, ne de onlar için bir mahzur yoktur. Birbirinizin yanına girip çıkabilirsiniz. İşte Allah, ayetleri size böyle açıklar. Allah (her şeyi ) bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

024/59 Çocuklarınız erginlik çağına girdiklerinde, kendilerinden öncekiler (büyükleri) izin istedikleri gibi onlar da izin istesinler. İşte Allah, ayetlerini size böyle açıklar. Allah âlimdir, hâkimdir.

024/60 Bir nikâh ümidi beslemeyen, çocuktan kesilmiş yaşlı kadınların zinetlerini (yabancı erkeklere) göstermeksizin dış elbiselerini çıkarmalarında kendilerine bir vebal yoktur. Yine de iffetli olmaları kendileri için daha hayırlıdır. Allah işitendir, bilendir.

024/61 A'maya güçlük yoktur; topala güçlük yoktur; hastaya da güçlük yoktur. (Bunlar yapamayacakları görevler yüklenmez; yapamadıklarından dolayı günahkâr olmazlar.) Sizin için de, gerek kendi evlerinizden, gerekse babalarınızın evlerinden, annelerinizin evlerinden, erkek kardeşlerinizin evlerinden, kız kardeşlerinizin evlerinden, amcalarınızın evlerinden, halalarınızın evlerinden, dayılarınızın evlerinden, teyzelerinizin evlerinden veya anahtarlarını uhdenizde bulundurduğunuz yerlerden yahut dostlarınızın evlerinden yemenizde bir sakınca yoktur. Evlere girdiğiniz zaman, Allah tarafından mübarek ve pek güzel bir yaşama dileği olarak kendinize (birbirinize) selâm verin. İşte Allah, düşünüp anlayasınız diye size ayetlerini böyle açıklar.

024/62 Müminler, sadece Allah'a ve Resulüne gönülden inanmış kimselerdir. Onlar, Peygamber ile birlikte içtimai bir işle meşgul iken ondan izin istemedikçe bırakıp gitmezler. (Resulüm!) Şu senden izin isteyenler, hakikaten Allah'a ve Resulüne iman etmiş kimselerdir. Öyle ise, bazı işleri için senden izin istediklerinde, sen de onlardan dilediğine izin ver. Onlar için Allah'tan bağış dile; çünkü Allah mağfiret edicidir, merhametlidir.

024/63 (Ey müminler!) Peygamberi kendi aranızda birbirinizi çağırır gibi çağırmayın. İçinizden birini siper ederek sıvışıp gidenleri muhakkak ki Allah bilmektedir. Bu sebeple, onun emrine aykırı davrananlar, başlarına bir belâ gelmesinden veya kendilerine çok elemli bir azap gelmesinden sakınsınlar.

024/64 Bilmiş ol ki, göklerde ve yerde ne varsa Allah'ındır. O, sizin ne yolda, ne durumda olduğunuzu iyi bilir. Huzuruna döndürüleceğiniz günde ise, yapmış olduklarınızı hemen size bildirir. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.

025/FURKÂN SÛRESİ

025/01 O Allah ne yücedir ki, bütün insanlığa bir uyarıcı olsun diye, kuluna Kuran’ı indirdi.

025/02 O ki, göklerin ve yerin mülkü O’nundur. O hiçbir zaman çocuk edinmedi. Mülkünde de O’na hiç ortak yoktur. Her şeyi O yarattı ve hepsini de gerektiği şekilde düzene koydu.

025/03 (Kâfirler) Onu bırakıp, hiçbir şey yaratmayan, bilakis kendileri yaratılmış olan, bizzat kendileri bile ne zarar ne de fayda verebilen, öldürmeye, hayat vermeye ve ölüleri yeniden diriltip kabirden çıkarmaya güçleri yetmeyen ilâhlar edindiler.

025/04 İnkâr edenler, “Bu (Kuran), olsa olsa onun (Muhammet’in) uydurduğu bir yalandır. Başka bir zümre de bu hususta kendisine yardım etmiştir.” dediler. Böylece onlar hiç şüphesiz haksızlığa ve iftiraya başvurmuşlardır.

025/05 Yine onlar dediler ki: (Bu ayetler) Eskilerin masallarıdır ki, onu bir kâtibe yazdırmıştır. Çünkü o sabah-akşam kendisine okunur da (onu ezberler)

025/06 (Resulüm!) De ki: Onu, göklerdeki ve yerdeki gizlilikleri bilen Allah indirdi. Şüphesiz O, çok bağışlayıcıdır, engin merhamet sahibidir.

025/07 Onlar şöyle dediler: "Bu ne biçim peygamber ki, (bizler gibi) yemek yiyor, çarşılarda dolaşıyor! Ona, kendisiyle birlikte uyarıcı olarak bulunan bir melek indirilmeli değil miydi?

025/08 Yahut kendisine bir hazine verilmeli veya içinden yiyip (meşakkatsizce geçimini sağlayacağı) bir bahçesi olmalı değil miydi?

025/09 (Resulüm!) Senin için bak ne biçim misaller getirdiler. Böylece onlar sapmışlardır ve artık (hidayete) hiçbir yol bulamazlar.

025/10 Allah'ın şanı yücedir ki O, dilese sana bunlardan daha iyisini, alt tarafından ırmaklar akan bahçeleri verir ve sana saraylar ihsan eder.

025/11 Onlar üstelik o saati (kıyameti) de yalan saydılar. Biz ise, o vakti yalan sayanlar için alevli bir ateş hazırladık.

025/12 Cehennem ateşi uzak bir mesafeden kendilerine görününce, onun müthiş kaynamasını ve uğultusunu işitirler.

025/13 Elleri boyunlarına bağlı olarak onun dar bir yerine atıldıkları zaman, oracıkta yok oluvermeyi isterler.

025/14 (Onlara şöyle denir:) Bugün bir kere yok olmayı istemeyin; aksine birçok defalar yok olmayı isteyin!

025/15 De ki: Bu mu daha iyi, yoksa takva sahiplerine vaat edilen ebedilik cenneti mi? Çünkü orası, onlar için bir mükâfattır ve bir varış yeridir.

025/16 Onlar için orada ebedi kalıcılar olarak diledikleri her şey mevcuttur; çünkü bu, Rabbinden, yerine getirilmesi istenen bir vaaddir.

025/17 O gün Rabbin onları ve Allah'tan başka taptıkları şeyleri toplar da, der ki: Şu kullarımı siz mi saptırdınız, yoksa kendileri mi yoldan çıktılar?

025/18 Onlar, "Seni tenzih ederiz. Seni bırakıp da başka dostlar edinmek bize yaraşmaz; fakat sen onlara ve atalarına o kadar bol nimet verdin ki, (sonunda) seni anmayı unuttular ve helâki hak eden bir kavim oldular." derler.

025/19 (Bunun üzerine ötekilerine hitaben şöyle denir:) İşte (taptıklarınız), söylediklerinizde sizi yalancı çıkardılar. Artık ne (azabınızı) geri çevirebilir ne de bir yardım temin edebilirsiniz. İçinizden kim zulmederse ona büyük bir azap tattıracağız.

025/20 (Resulüm!) Senden önce gönderdiğimiz bütün peygamberlerde, şüphe yok ki, istisnasız yemek yerler, çarşılarda dolaşırlardı. (Ey insanlar!) Sizin bir kısmınızı diğer bir kısmınıza imtihan (vesilesi) kıldık; (bakalım) sabredecek misiniz? Rabbin hakkıyla her şeyi görmektedir.

025/21 Bize kavuşmayı ummayanlar, "Bize ya melekler indirilmeliydi ya da Rabbimizi görmeliydik!" dediler. Ant olsun ki onlar kendileri hakkında kibre kapılmışlar ve azgınlıkta pek ileri gitmişlerdir.

025/22 (Fakat) Melekleri görecekleri gün, işte o gün, günahkârlara hiçbir sevinç haberi yoktur ve "(size sevinmek) yasaktır, yasaklanmıştır!" diyeceklerdir.

025/23 Onların yaptıkları her bir (iyi) işi dikkate alırız, fakat onu saçılmış zerreler haline getiririz.

025/24 O gün cennetliklerin kalacakları yer çok iyi, dinlenecekleri yer çok güzeldir.

025/25 O gün gökyüzü beyaz bulutlar halinde yarılacak ve melekler bölük bölük indirileceklerdir.

025/26 İşte o gün gerçek hükümranlık çok merhametli olan Allah’ındır. Kâfirler için ise, o pek çetin bir gündür.

025/27 O gün, zalim kimse ellerini ısırıp şöyle der: Keşke o peygamberlerle birlikte bir yol tutsaydım!

025/28 "Ne yazık ki bana! Keşke falancayı dost edinseydim!"

025/29 Çünkü zikir (Kuran) bana gelmişken o, hakikaten beni ondan saptırdı. Şeytan, insanı (uçuruma sürükleyip, sonra) yapayalnız ve yardımcısız bırakmakta."

025/30 Peygamber dedi ki: Ey Rabbim! Doğrusu kavmim bu Kuran'ı terkedilmiş (bir şey yerinde) tuttular.

(Kıyamet gününde Hz. Peygamber, Kuran'a inanmayanları ya da inandıkları halde onun çizdiği yoldan gitmeyenleri Allah'a şikâyet edecektir.)

025/31 (Resulüm!) İşte biz böylece her peygamber için günahkârlardan düşman (lar) peyda ederiz. Hidayet verici ve yardımcı olarak Rabbin yeter.

025/32 İnkâr edenler, “Kuran ona topluca indirilmeli değil miydi?” dediler. Biz onu senin kalbine iyice yerleştirmek için böyle (parça parça indirdik) ve onu tane tane (ayırarak) okuduk.

025/33 Onların sana karşı getirdikleri hiç bir temsil yoktur ki, (onun karşılığında) sana doğrusunu ve daha açığını getirmeyelim.

025/34 Yüzükoyun cehennemde toplanacak olanlar var ya, işte onlar, yerleri en kötü, yolları en sapık olanlardır.

025/35 Ant olsun Musa'ya kitap verdik, kardeşi Harun'u da ona yardımcı yaptık.

025/36 "Ayetlerimizi yalan sayan kavme gidin" dedik. Sonunda (yola gelmediklerinden) onları yerle bir ediverdik.

025/37 Nuh kavmine gelince, peygamberleri yalancılıkla itham ettiklerinde onları, suda boğduk ve kendilerini insanlar için bir ibret yaptık. Biz, zalimler için acıklı bir gazap hazırlamıştık.

025/38 Ad'ı, Semûd'u, Ress halkını ve bunlar arasında daha birçok nesilleri de (inkârcılıklarından ötürü helâk ettik).

025/39 Onların her birine misaller getirdik (ama öğüt almadıkları için) hepsini kırdık geçirdik.

025/40 (Resulüm!) Ant olsun ki (bu Mekkeli putperestler), belâ ve felâket yağmuruna tutulmuş olan o beldeye (Lût kavminin yaşadığı topraklara) uğramışlardır. Peki, onu da görmüyorlar mıydı? Hayır, onlar öldükten sonra dirilmeyi ummamaktadırlar.

025/41 Seni gördükleri zaman, "Bu mu Allah'ın peygamber olarak gönderdiği!" diye hep seni alaya alıyorlar.

025/42 "Şayet tanrılarımıza inanmakta sebat göstermeseydik, gerçekten bizi neredeyse tanrılarımızdan saptıracaktı." diyorlar. Azabı gördükleri zaman, kimin yolunun sapık olduğunu bilecekler!

025/43 Kötü duyguları kendine ilâh edinen kimseyi gördün mü? Şimdi ona (Resulüm) sen mi vekil olacaksın?

025/44 Yoksa sen, onların (Mekkeli putperestlerin) çoğunun gerçekten söz dinleyeceğini yahut akıllanacağını mı sanıyorsun? Gerçekte onlar hayvanlar gibidir, hatta onlar daha şaşkın haldedirler.

025/45 Rabbin gölgeyi nasıl uzattığını görmedin mi? Eğer dileseydi, onu elbette hareketsiz de kılardı. Sonra biz güneşi, ona delil kılmışızdır.

025/46 Sonra da onu yavaş yavaş kendimize (başka yöne) çekmişizdir.

025/47 Sizin için geceyi örtü, uykuyu istirahat kılan, gündüzü yayıp çalışma (zamanı) yapan Odur.

025/48 Rüzgârları rahmetinin önünde müjdeci olarak gönderen Odur. Semadan tertemiz bir su indiriyor ki,

025/49 Onunla ölü bir bölgeyi diriltelim ve mahlûkatımızdan nice hayvan sürülerini ve insanları sulayalım diye.

025/50 Ant olsun bunu, insanların öğüt almaları için, aralarında çeşit çeşit şekillerde anlatmışızdır; ama insanların çoğu ille nankörlük edip diretmiştir.

025/51 (Resulüm !) Şayet dileseydik, elbet her kasabaya bir uyarıcı (peygamber) gönderirdik.

025/52 (Mademki cihanşümul uyarıcılık görevini sana verdik) O halde; kâfirlere boyun eğme ve bununla (Kuran ile) onlara karşı olanca gücünle büyük bir savaş ver!

025/53 Birinin suyu tatlı ve susuzluğu giderici, diğerininki tuzlu ve acı, iki denizi salıveren ve aralarında bir engel, aşılmaz bir serhat koyan Odur.

025/54 O (hakir) sudan bir insan yaratıp onu nesep (soy) ve sıhriyet (evlenmeden ileri gelen) akrabalıklarına dönüştüren Odur. Rabbinin her şeye gücü yeter.

025/55 (Böyle iken inkârcılar) Allah'ı bırakıp, kendilerine ne fayda ne de zarar vermeyen şeylere kulluk ediyorlar. İnkârcı olan kimse Rabbine karşı uğraşıp durmaktadır.

025/56 (Resulüm!) Biz seni ancak müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik.

025/57 De ki: Buna karşı sizden, Rabbine doğru bir yol tutmayı dileyen kimseler (olmanız) dışında herhangi bir ücret istemiyorum.

025/58 Sen, ölümsüz ve daima diri olan Allah’a güvenip dayan. Onu hamt ile tespih et. Kulların günahlarından haberdar olarak O yeter.

025/59 Gökleri, yeri ve ikisinin arasındakileri altı günde yaratan sonra Arş’a yerleşen (ona hükmeden) Rahman’dır. Bunu bir bilene sor.

025/60 Onlara, "Rahman'a secde edin!" dendiği zaman, "Rahman da neymiş? Senin bize emrettiğine secde eder miyiz hiç!" derler ve bu emir onların nefretini artırır.

025/61 Gökte burçları var eden, onların içinde bir çerağ (güneş) ve nurlu bir ay barındıran Allah, yüceler yücesidir.

025/62 İbret almak veya şükretmek dileyen kimseler için gece ile gündüzü birbiri ardınca getiren de Odur.

025/63 O çok merhametli Allah'ın (has) kulları onlardır ki, yeryüzünde tevazu ile yürürler ve kendilerini bilmez kimseler onlara lâf attığında (incitmeksizin) "Selâm!" derler (geçerler)

025/64 Onlar ki (Allah'ın has kulları), gecelerini Rablerine secde ederek ve kıyam durarak geçirirler.

025/65 Onlar ki şöyle derler: Rabbimiz! Cehennem azabını üzerimizden sav. Doğrusu onun azabı gelip geçici bir şey değildir.

025/66 “Orası cidden ne kötü bir uğrak, ne kötü bir konaktır!”

025/67 Ve onlar ki, harcadıklarından ne israf ne de cimrilik ederler; ikisi arasında orta bir yol tutarlar.

025/68 Yine onlar ki, Allah ile beraber başka bir İlâha yalvarmazlar, Allah'ın haram kıldığı cana haksız yere kıymazlar ve zina etmezler. Bunları yapan günahı (nın cezasını) bulur;

025/69 Kıyamet günü azabı kat kat olur ve orada alçaltılmış olarak temelli kalır.

025/70 Ancak tövbe ve iman edip iyi davranışta bulunanlar başka; Allah onların kötülüklerini iyiliklere çevirir. Allah çok bağışlayıcıdır, engin merhamet sahibidir.

025/71 Kim tövbe dip iyi davranış gösterirse, şüphesiz o, tövbesi kabul edilmiş olarak Allah'a döner.

025/72 Onlar ki, yalan şahitlik etmezler, boş bir şeye rastladıklarında vakar ile (oradan) geçip giderler.

025/73 Kendilerine Rablerinin ayetleri hatırlatıldığında ise, onlara karşı sağır ve kör davranmazlar;

025/74 Ve onlar ki, "Rabbimiz! Bize gözümüzü aydınlatacak eşler ve zürriyetler bağışla ve bizi takva sahiplerine önder kıl!" derler.

025/75 İşte onlar, sabretmelerine karşılık cennetin en yüksek makamlarıyla mükâfatlandırılacaklar, orada hürmet ve selâmla karşılanacaklardır.

025/76 Orada ebedi kalacaklardır. Orası ne güzel bir konak ve ne güzel bir makamdır.

025/77 (Resulüm!) De ki: (Kulluk ve) yalvarmanız olmasa, Rabbim size ne diye değer versin? (Ey inkârcılar! Size bildirdiklerini) kesin kez yalan saydınız; onun için azap yakanızı bırakmayacaktır!


Yüklə 2,25 Mb.

Dostları ilə paylaş:
1   ...   12   13   14   15   16   17   18   19   ...   30




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2024
rəhbərliyinə müraciət

gir | qeydiyyatdan keç
    Ana səhifə


yükləyin