Femur kemiĞİ



Yüklə 50.44 Kb.
tarix22.12.2017
ölçüsü50.44 Kb.


FEMUR KEMİĞİ
Genç kızken sahnelerde üvertür olarak çalışır, filmlerde ufak tefek rollerde görünürdü. 1980 öncesi başka bir adla Bülent Ersoy’un altkadrosunda Bebek Maksim Gazinosu’nda şarkı söyledi. Ünü ülke sınırlarını aşan türkücüyle beraber yaşamaya başladıktan sonra çoluk çocuğa karıştı, arka planda kaldı. Bütün bunlara razıydı ama erkek genç kadınlarla yatıp kalkmaya başlayınca önce evini ayırdı, sonra kendi ayakları üzerinde durmak, biraz da kocasına nispet yapmak için gelen iş tekliflerden birini kabul etti. Ritz Carlton’daki bir davette o günlerin sevilen bir şarkısını seslendirmesi beğeni topladı, ardından hemen kalburüstü bir müzikholün yöneticisi ile anlaştı. Çalışmalar başladı, tanıtım faaliyetlerine hız verildi. Dergilerde dikkat çelici kıyafetlerle boy gösterdi, televizyona çıktı, demeçler verdi. 22 yıl aradan sonra sahnelere dönüyordu. O akşam, son prova için saz ekibiyle müzikhole girdi. Çıkarken bütün magazin ekibi dışarıda bekliyordu. Parlak ışıklar ve parlayıp sönen flaşlar altında kadının gözü kamaştı ama buna alışıktı, bilakis memnun oldu; böyle bir günde onu yalnız bırakmamışlardı. Yanında henüz ayrıldığı hayat arkadaşının erkek kardeşi, yardımcısı ve bir iki arkadaşı, soruları cevaplamak üzere hazırlandı. Gülümsemesini yüzüne iliştirdi, duruşunu yaptı (yani vücuduna kameralar için gereken postürü verdi, yoksa yürümeye devam etmişti, bir rivayete göre 12 adım atmıştı) ve ne olduğunu anlamadan yere yıkıldı.
Sunucu :

Mutlu aksamlar efendim ATV haber merkezine hoş geldiniz. Derya Tuna

vuruldu. Bu üç sözcük Türkiye'nin gündemini bir anda değiştirdi. Aslinda gündemi

böylesine değiştiren bu üç sözcükten herkesin gözü önünde onlarca kameranin

tanikliğinda patlayan silah sesiydi. Her ani saniye saniye görüntülenen olay aslinda çarpici bir Türkiye foto rafini yeniden sergilemi oldu. Çünkü brahim Tatlisesin hayat arkadaşi Derya Tunanin vurulmasi siradan bir saldirinin ötesinde her yönüyle ilginç bir öykü.

Muhabir 1:

Derya Tuna Günay Restoranin kapisindan çikmis ve sadece on iki adim

atmişti ki bir el silah sesi duyuldu. Silah sesiyle birlikte Günay restoranin önünde panik hakim oldu. Kaçişanlar bağrişanlar birbirine karişti. Birbirini izleyen iki silah sesinden sonra biraz uzaktan da ikinci el atişı da duyuldu. Sonra herkesin gözü yerde yatan Derya Tuna’ya çevrildi. Derya Tuna baldirina isabet eden kurşunla yaralanmişti. Olay ani atlatilip görüntüler tekrar tekrar izlenmeye başlandiğinda, telaş ve panik arasindan bir ayrinti yakaladi gözler. Derya Tuna vurulmadan önce bir kamera montun altindan çikan bir silaha odaklaniyor. ..Taşiyan arabanin hemen solunda diğer kameramanlar ve ortasinda yürüyen Derya Tuna var. Evet koyu renkli montu, krem rengi ayakkabisi, kot pantolonu ve sol elinde taşidiğı i silahiyla bu kişi Derya Tunayi vuran saldirgandan başkasi değildi. Günay Restoranin çikisinda bunca habercinin olmasinin tek nedeni Derya Tunanin bir açiklama yapacağinin duyulmuş olmasiydi. Daha önce yapilan röportajlarinda da tehdit aldiğini iddia ediyordu. Provasini tamamlayip kardeşi ve İbrahim Tatlisesin kardeşi Hüseyin Tatli eşliğinde Günay restorandan dişari çikti. Etrafa gülücükler dağitiyordu. Onlarca kameraman ve foto muhabiri açiklamanin ne olduğunu öğrenebilmek için adeta bir biriyle yarişiyordu. Adinin Hüseyin Bozan olduğu öğrenilen kişi Derya Tunanin hemen sol tarafindaydi, solakti, elini beline atti, tabancasini çikardi, bu sirada montunun altindaki beyaz fanilasi gözüktü. Ve iste Derya Tunayi vurduğu 9mmlik B
KELIMELER

VOCABULARY

Restoran Restaurant

Hastane Hospital

Silah Gun

Vurmak To

Shoot


Baldir Calf

Muscle


Tabanca Pistol

sabet Aim

Mont Coat

Kaçi mak To

run

SORULAR/QUESTIONS

1. Derya Tuna kimdir?

Who is Derya Tuna?

2. Zanlinin adi nedir?

What is the accused's name?
ATV’nin haber metninden

rawling* marka tabancasi. Yüzü burada açikça görünen zanli kalabaliğin arasindan ağir ağir Tunaya yaklaşti. Habercilerin arasina eğildi ve onlarca kişi içinde silahini bir el ateşledi. Kursun Tunanin sol bacağina isabet etti. Merminin baldirindan girip çiktiği Derya Tuna aci icinde yerde kivranirken bir el silah sesi daha duyuldu. Bu kez kursun Bora Engi adli gazetecinin sol ayağini siyirip geçti. Herkes panik içinde koştururken bir el silah sesi daha duyuldu ve bu kargaşada zanli olay yerinden kaçti. Derya Tunaysa apar topar kendi cipine bindirilerek Metropolitan Florence Nightingale Hastanesine kaldirildi. Haberin duyulmasiyla hastaneye akin başladi bir anda acil servisin onu haberci ordusunun baskinina uğradi. Ziyarete gelen ilk sanatçi Gülben Ergen oldu. Ardindan da İbrahim Tatlises geldi hastaneye. 1





Derya Tuna’nın yanındakiler, tabanca sesini duyunca sırra kadem bastılar. Kayınbiraderi bile bir telaşla cipine koşturmuştu. Kameralar hareketlendi; kimi baldırından vurulan şarkıcı adayının üstüne çıkmaya çalışıyor, kimi belki tetikçiyi elinde silah görüntülerim diye kendi etrafında dönüyordu. Biraz sonra anlaşıldı ki, tetikçi yapacağını yapmış, Derya Tuna’yı ve bir gazeteciyi –herhalde istemeden- yaralamış, ortadan kaybolmuştu. Korkup kaçanlar, ağaçların altına, otomobillerin arkasına saklananlar sessizce geri döndüler, yerde yatan kadını alıp hastaneye götürdüler.

- Kocası vurdurmuş. İbo, Derya Tuna’nın şarkıcı olmasını istemiyormuş.

- Transparan giysilerle insan arasına çıkmasına garezlenmiş.

- Yok, şöhret arayan bir serseriymiş. Hapisten yeni çıkmış.

Polis, İbrahim Tatlıses’i “aldı”. Ünlü türkücü, Tuna’nın vurulduğunu otomobil kullanırken telefonla haber almıştı, “az daha arabanın kontrolünü kaybediyor”du. Eski eşinin şarkıcı olmasını istemediğini kabul etti. Bir söylentiye göre, gerçekten onu bu işten vazgeçirecek bir planı vardı ama çocuğunun anasına kurşun sıktırmazdı. En fazla, sahneye ilk çıktığı akşam Günay Restoran’a gidecek, havaya kurşun atacak, mekanı tedirgin edecekti. Hastaneye gittiler. Güya eski karısıyla yüzleştireceklerdi. Bakalım adam renk verecek miydi? Ama kadın Tatlıses’i görmek istemedi. Polis’in planı suya düşmüştü. Sağlık durumu uygun olmadığı gerekçesiyle polisin ifade talebini iki kere reddeden Tuna, uyluk kemiğinden ameliyat oldu. Tatlıses iki kere hastaneye Derya Tuna’yı görmeye gitti ama ikisinde de yüzgeri döndü. Koridorda şarkıcı Gülben Ergen ve kardeşi Hüseyin Tatlı’yı görünce, onların olduğu tarafa tehditkar sözler ettiği yazıldı. Bu arada Tuna’nın da yanındakilere “Beni İbo vurdurttu” dediğini söyleyenler oldu.


Tetikçi tesadüfen birilerinin kamerasına ucundan kenarından yakalanmıştı. Tabancasını çıkarırken montunun altından beyaz fanilası görünüyordu karede. Bir de solak olduğu anlaşılıyordu. Televizyon kayıtlarını inceleyen detektifler, üç gün sonra tetikçi Hüseyin Bozan'ı saat 05.00'te Şişli'deki evinde yakaladı. Evde yapılan araştırmada 7.65 mm ve 9 mm çapında iki adet ruhsatsız silah ele geçirildi. Diyarbakırlı, hapisten 25 gün önce çıkmış bir kapkaççı ve darpçı idi. 45 sabıkası vardı. Kahvecilik y
Merhaba Derya Hanım. Size nasıl yaptılar bunu inanamıyorum. Oysa siz benim rüyalarımın prensesisiniz. Size karşı her zaman zaafım var.İbrahim bey sizin gibi bir bayanla evli oldugu beraber oldugu için dua etsin. Bence siz genç kızlara taş çıkartacak kadar güzelsiniz. Sevgilerle
Merhaba.Yapılan saldırı çok canice. Hiç bir saldırıyı tasvip etmiyorum. Ama şunuda düşünmeden edemiyorum. Bu saldırıyı yapanlara siz ne yaptınız ki bu saldırı oldu. Sebepsiz hiç bir sey olmaz.Bunu başkalkarından değilde sizden duymak istiyorum. Beni aydınlatırsanız bu konuda sevinirim. Geçmiş olsun dileklerimle. Saygılar.
Sizin adınıza üzüldüm ama ne yaparsınız. Çamurla oynayanın üzerinede bulaşırmış. Aslında siz benim hayallerimde yaşıyordunuz. Olgunluğunuz ve güzelliğiniz karşısında büyüleniyordum. Sizi hayal ettiğim günlerin sayısı az değildir. Kader işte ne dersiniz. Size geçmiş olsun. Allah herşeyi gönlünüze göre versin. Allaha emanet olun. Sizi bir gün görebilmek ümüdiyle, saygı ve sevgilerimle.
Geçmiş olsun Derya Hanım. Saygılarımla. Sizi çok seviyorum. I love you Derya Tuna
Derya hanım önce geçmiş olsun.Unutmayın ki sizin gibi bir azimli bayan bu saldırı yüzünden sanatçılığı bırakmalalı.
Derya Hanım size yapılan bu saldırı sonucunu şiddetle kınıyorum. Unutmayın ki bu şerefsizliği sizi çekemeyen bir zaatın yaptığına eminim ama neden neden bende anlamış değilim. Halbuki çok harika bi okadarda temiz kalplisiniz. Sizin için yapamayacağım yoktur ama biz bütünce bir milletin kötüye kötülükle karşılık veremeyiz keşke elimden birşey gelse keşke ama nafile ancak size diyebileceğim inşşallah bunu yapanın başına Allah en büyük belayı sarsın inşallah amin! Bu arada sizede geçmiş olsun dileklerimi sunar Allah sizin yardımcınız olsun 'cümlemize' Allah'a emanetimisiniz Derya Hanım sizi seven hayranınız. Bana göre başkası yalan.Cod adı: eLCi

derya ablacım nasılsın iyimisin abla çok üzüldüm duyunca ido nasıl iyimi ben iyiyim çalışıyorum devam abla ellerinden öperim

merhabalar derya ablacığım nasılsın çok çok geçmiş olsun inanki o akşam sinirimden ağladım sana bunu yapanlar belalarını bulur işallah seni çok seviyorum derya abla seni annem kadar seviyorum bana bir kez mail atarsan dünyalar benim olur ablacım seni ölesiye seviyorum bye muck muck...

apıyordu. Ağabeyi de Tatlıses’in oğlu ile aynı cezaevinde yatmıştı.. Haplı olduğu için doğru dürüst konuşamıyordu. Polisler, bu şartlarda ifade vermesi mümkün değil dediler. Ayılana kadar beklediler. Öğle saatlerinde sorgu başladı. Zanlıyı iki saat sorguya çektiler. Bozan verdiği ilk ifadede Tuna'yı 9 milimetre çapındaki silahla vurduğunu itiraf etti. Derya Tuna’yı vurduktan sonra manken Ebru Şallı’yı vurmaya niyetlenmiş, ağabeyi ve eşi dostu vazgeçirmişti. Manken daha önce Diyarbakırlıların kötü koktuğu şeklinde bir demeç verdiği iddiasıyla suçlanmış, mahkemenin kapısından dönmüştü. Bozan’a göre, Derya Tuna’nın içkili gazinolarda şarkı söylemesi örf ve adetlere aykırıydı, davranışı İbrahim Tatlıses’i rendice etmişti. İbrahim Tatlıses’i çok severdi ve yengenin açık saçık ortalara dökülmesinin karşılıksız kalmaması gerektiğine karar vermişti. Ama azmettireni yoktu, kimsenin tetikçisi değildi, onun “olayı”nı başka hiç kimse üstlenemezdi. İbrahim Tatlıses ile adliyede karşılaştılar. Tatlıses Hüseyin Bozan’ ı görünce yüksek sesle küfür etti, Bozan, başını önüne eğip, “özür dilerim, abi” dedi. Bozan, sorgusunda, 'Ben Derya Tuna'yı annem, bacım kadar seviyordum. Transparan kıyafetle sahneye çıkması beni çıldırttı. Olay sırasında yoldan geçiyordum. Gazetecilerden Derya Tuna'nın provasının olduğunu öğrenince, bekledim. Çıkınca 'korksun bir daha böyle elbise giyip sahneye çıkmasın' diye bacağından vurdum. Kimse beni azmettirmedi' dediği öğrenildi. Tatlıses ile Bozan, polis sorgusunun ardından Şişli Adliyesi'ne sevk edildi. Süre sorguya yetmedi, bununla birlikte, Şişli Cumhuriyet Başsavcılığı emniyete uzatma vermedi. Tetikçi, mahkemeye çıkarıldığında yaptığını inkar etmedi. Hakim sordu: “Evladım, kadın ya ölseydi?”

“Ölseydi, haketmişti, aslan gibi cezaevinde yatardım”.



Gözler tekrar İbrahim Tatlıses’e döndü. İnternet’te bile bir anket yapılmış, 481 kişiden dörtyüzyetmiş küsürü Tatlıses’i bu işte azmettirici olarak göstermişti2. Sorunun ağırlığı dayanılacak gibi değildi. Basitçe “Ben yaptırmadım” dese kimse inanmayacak, üstelik “korktu, yalan söylüyor” diyeceklerdi. O da tuttu, daha ağır bir suçu sahiplenerek, baldırdan kadın vurdurtma cürmünü kendi seviyesinin aşağılarına fırlatıp attı: “Ben bacağa değil kafaya kurşun sıkarım”.
Herkesin tanıdığı bir kadının kameraların önünde, bazılarının deyimiyle naklen saldırıya uğraması dikkat çekiciydi. Kimileri, Derya Tuna’nın bir provadan çıkışının medya tarafından bu kadar ilgi görmesinin alışılmadık olduğunu iddia etti. Bu sözler bir ima içeriyordu. Nihayet bir gazete doğrudan meramını anlattı: televizyoncular Derya Tuna’nın vurulacağını biliyordu. Bekledikleri, kadıncağızın Günay restorandan çıkması değil, tetikçinin gelip savunmasız kadının bacağına kurşunu sıkmasıydı. Daha önce aynı transparan giysilerle magazinlerde boy göstermiş, röportajlar yapmış, televizyon ve gazeteler de her seferinde “Peki, İbrahim Tatlıses bu işe ne diyor?” diye gergin bir bekleyiş başlatmışlardı.
Derya Tuna’nın vurulmasını önlemek mümkün müydü? Bazı gazeteciler kameramanları suçladılar "Çekime devam etmek yerine şöyle bir hareketlenseler, hep birlikte ilerleseler, bağırsalar adam anında korkup kaçacak!" Buna karşılık, mesela “gazetecinin gerektiğinde kamerasını bırakmayı bilmesi gerektiğini söyleyenler, "insanlık adına, insanlık dışı olayları görmemizi" istemeyenlerdir”3 diyenler oldu. İnsanlık dışı olayları görmenin manası ne olabilirdi? İnsanlık dışı olaylar artık görünmek, görülmek üzere gerçekleşmiyor muydu? Kameranın kaydı kendisinden şikayetçi olunan “olay”ı kendisi üretmiyor muydu? Aynı yazar yazısına kameramanların bir “racon”una değinerek başlamıştı:
Türkiye gazetecilerin son yıllarda sık sık başvurdukları bir protesto yöntemi var. Mesleklerine ya da meslektaşlarına bir haksızlık yapıldığını düşündüklerinde, o haksızlığı yapan kişi ya da kurumun karşısında fotoğraf makinelerini yere bırakıyorlar; kameralarının ışığını söndürüyorlar.

Böylelikle, karşısındakine şu mesajı iletmek istiyorlar: "Ben olmazsam sen bir hiçsin"... "Bugün seni görmeyeceğim; o halde sen de bugün varolmayacaksın."4


Kameranın görmesi bu uçsuz bucaksız boşluğu kendi boşluğu ile doldurur. İnsanların önemli oldukları için televizyonda görünmekten televizyonda göründükleri için önemli olmalarına doğru geçiş tuhaf buluşmalara neden oldu. Kameralara görünmek üzere içeriden dışarıya çıkan bir kadın, onun görünmesinin üzerinden kendi özel görünümünü türeterek ekrana boşaltmak üzere oraya gelen bir erkekle karşılaştı5. Adamın kendisi çıkmadı ekranlara ama bir kadının üzerine yazdığı “vukuatı” bir medya olayı oldu, tedavül değerini arttırdı. Bu ikisinin de bedenine birer müdahaleyi gerektirdi. Bir hap ile bir merminin bedenden talep ettiği hacim hemen hemen aynıdır.
Derya Tuna hastaneden çıktı. Bir süre sonra da İbrahim Tatlıses’ten ayrılma nedeni olduğu söylenen dansöz Asena aynı şekilde bacağından vuruldu. Zanlı, Derya Tuna’yi vuran Bozan’ ın hapishaneden koğuş arkadaşıydı. Asena, Derya Tuna’yı suçladı, Derya Tuna Asena’yı mahkemeye vereceğini söyledi. İbrahim Tatlıses, “bunu benim kanımdan olanlar yaptı” diye demeç verdi. Asena daha sonra ünlü yabancı bir şarkıcıya eşlik etmek üzere tekerlekli sandalyeyle sahneye çıktı. Sanatçı, Asena’yı göstererek yapılanın ne kadar acı olduğunu ifade etti.
Derya Tuna’nın bu Olay’dan sonra hayatlarımızdan silinip gitmesinin ardında bir mana yatıyor: Derya Tuna hayatlarımızdan silinip gitti, çünkü hayatta kaldı. Bedenine yapılan müdahale aslında göstergebilimsel bir müdahaleydi; bedende açılan yara, müdahalenin ölçüsünü tanımladı, ölçü çizilen sınır demekti ve Kadın’a ilişkin anlam üretimini durdurdu. Beden tamamiyle ortadan kalksaydı belki de ikinci bir Diana çılgınlığı yaşanması için gerekli koşulların çoğu oluşmuş olacaktı. Yine de Derya Tuna’nın hiçbir zaman bir prenses olmadığını vurgulayalım. Diana hem gerçek hem de göstergebilimsel bir prensesti. Ancak, açılan bir yara ile başbaşa kaldık, o yara bizi başka bir yere taşıyamadı. Derya Tuna’nın femur kemiği hastanede tedavi edildi, kendisi de Dansöz Asena’nın kurşunlanmasıyla ket yedi.
“Topuğa kurşun sıkmak” (hedef baldır da olsa saldırı adını kategorik olarak topuktan alıyor), anlam yüklü ve çok sık karşılaşılan bir pratik. Femur kemiği medya üzerinden yapılan bir performansın hedefi olageldi. Cem Özer, Hıncal Uluç, Kenan Erçetingöz, Aykut Işıklar, Okan Bayülgen, İbrahim Tatlıses, Derya Tuna, Asena, Harika Avcı, Kaya Çilingiroğlu vb., çok sayıda ünlü, silahlı saldırıyla karşılaştı.6 Onları bacakları sargılı, bir kanepede uzanmış olarak, belli bir teslimiyet tavrı içinde (“şöhret afettir”, “ünlüysen başına bunların gelmesini kabulleneceksin”) gördük. Onlara saldıranların kendilerini görmedik, yerine bedene bıraktıkları nişandan hız alan bir olay izledik.
Deleuze için olay dünya işlerinin belli bir halinden çıkan anlam-olaydır. Bu anlam (bir gönderge olarak) şeylerin kendisinde ya da (yorum olarak) biliyor olan varlıkta bulunmaz. Daha çok, Gottlob Frege’nin anlamı tarif ettiği gibi, öznelerle nesneler arasındaki, ya da Deleuze’ün dediği gibi, sözcüklerle nesneler arasındaki yüzeyde bulunur. Burada çaba, nesneler, özneler ve uluhhiyet ya da Varlık’ın telos’undan kaçan anlam için bir anlam tanımlamak. (...) Olay ve anlam, referans olsun, yapı olsun ya da yorum olsun, kendisini tesbit eder görünenden her zaman kaçar.7
Olay ve olayın temsili. Televizyonun hem sıkıntısı hem de gücü olay ve temsili arasındaki yarıkta kaybolanlarda yatar. Türkiye’nin en ünlü türkücüsünün eski eşi, çocuğunun annesi ve yeni şarkıcı adayı olarak kameraların karşısına geçen kadın ile düz bir kadın olarak yere yığılan Derya Tuna arasındaki mesafede kaçan, eksik kalan bir şey vardır. Bu mesafe, televizyonun ağzından kaçan, gözünden kaçan ve bir de görse de gösteremeyeceği, ancak bizim, seyirci olarak, onun göstermediğini, gösteremeyeceğini bildiğimizle ama eksik kalana razı oluşumuzla ilgilidir. Bu bölümün açılışında da vurulmanın öyküsü yeniden kurulur gibi oldu ama ilerledikçe öykünün dağılışının, anlatımındaki anlatılamayana da işaret eden bir öyküye dönüştü.
Televizyonun aslında anlatamayacağı bir öyküyü anlatıyor gibi yapmasının hem eğlendirici hem de usandırıcı bir yanı var. Olay, “kendisine gösterilen tepkiyi ve kendisinin temsilini de içeriyorsa”8 eğer, Türk televizyon kanallarında olay anının tekrar tekrar gösterilmesinin anlamı nedir? Temsilin basitçe tekrarlanması değil sözkonusu olan, temsil tuhaf bir biçimde olay diye bize sunulan şeyin usandırıncaya kadar tekrarlanmasını da içerir. Aynı başlangıç noktasından aynı bitiş noktasına kadar ilerleyip tekrar başa dönen ses ve görüntüler, olayın zamansallığıyla oynar. Televizyonun skandal ya da sürpriz vurulma anı çok kısa olduğundan, travma etkisinin ehlileştirilerek seyirciye transfer edilebilmesi için “doyurucu” bir süreye mi sündürülmektedir? Derya Tuna’nın travmatik vurulma anının geçmişte meydana gelmiş bir olay olarak verilmesi televizyonun mantığına uymaz, televizyonun mantığına uyması için sıradan bir haberde olduğundan farklı bir müdahale yöntemi geliştirilmeliydi. İlginçtir, hareketli görüntülerin yavaşlatılması ya da durağan görüntülerin kulanılması değil de, olayın tekrarlanması tercih edildi. Olay dediğimiz anın başlayıp bitmesi ve sonra tekrar başlayıp bitmesi ve en sonunda geçmişte meydana gelmişliğinin anlamsızlaştırılması, geçmiş-şimdi-gelecek zincirinin ima ettiği zamansal ilerleyişin dışına çıkartılması gerekir9. İzleme ediminin kendisi bir biçimde doğrusal, sunuş döngüsel, ancak tekrarlardan dolayı algısal kuruluşunu zamandışı bir etki belirler. Bitmek tükenmek bilmeyen bu tekrarları vurulma anının zamandışına ya da sonsuz bir şimdiki zaman kipine taşınma girişimi olarak nitelendiremez miyiz? Ancak, olayın zamanı televizyonda tekrarların sonuna doğru ikiye bölünür. Bir yandan zamandışı bir yandan da “normal” zaman geri döner. Olay karabasan olarak başlar, çünkü özellikle bu örnekte travmatiktir, bir karabasan gibi tekrar tekrar verilir, ne var ki, tekrar, ehlileştirilmesinin de nedeni olur aynı zamanda; seyirci için sürpriz özelliği kalmaz, ne zaman neyin meydana geleceğini hızla öğrenir (Derya Tuna gülümsedi, şimdi vurulacak, işte bak! vuruldu) ve böylelikle olay sözümona kontrol edilebilir hale gelir. Başedilebilir bir travma ya da travmanın başedilebilir bir hale getirilmesi, ehlileştirme.
İkinci olarak, hiçbir zaman tutulmayacak olan bir sözün verilmesinin ardındaki mantığı tartışabiliriz. Olayın temsili her zaman eksiktir. Olay temsilinden daha kısa sürebilir ama temsilin her zaman eksik bıraktığı, eksik bırakmak zorunda olduğu gerçekleşmemiş bir şey vardır. Eksiklik, temsilin kuruluşunda izini bıraktığı için seyirciye tatminsizlik olarak transfer olacaktır. Tekrar bu nedenle aynı zamanda bir fantezi oyunudur; bir sonraki seferde eksikliğin giderileceğinin vaadidir. Bir sonraki tekrar o nedenle bir öncekinin hem özdeşidir hem de ondan üzerine binen vaadin yüküyle farklılaşır. Kaldı ki temsil gerçekten de eksiktir. Derya Tuna’nın kendisine istikbal olarak çizdiği şarkıcılık kariyerinin sona ermesi olayda gerçekleşmedi. Tuna’nın işletmeyle sözleşmesi hemen karşılıklı anlaşmayla feshedildi, hastaneden çıktıktan sonra medyanın gözünden silindi, saldırgan hapishaneye geri döndü, vb. Medya bunları haber olarak verdi, bununla birlikte vurulma olayı atlatıldığı için, başka deyişle olayla bağları kurulmadığı için, kendi başlarına da olay gücüne sahip olmadıkları, olaysanamadıkları için sessiz sedasız geçiştirildi. Tekrar, eksikliği aşırılıkla aşmaya yöneliktir. Fantezinin de devreye girmesiyle, seyirci, aşırılık karşısında belli bir baygınlık durumu içinden temsilin başarısızlığını bağışlar. Aslında aşırılık sadece eksikliği dengelemek için oradadır, ortadan kaldırmak için değil. Bu baygınlık saldırganın saldırının şiddetini kaldırabilmek için aldığı uyuşturucunun etkisini andırır. Zaten gerçekleştireceği eylemin şiddetini seyreltmek üzere saldırganın aldığı önlem, televizyona sunmak üzere kalkıştığı eylemin kendisini televizyonlaştırmakta değil midir?


1 Olayı ATV kanalı böyle duyurdu.


2 http://www.camia.net/anket/poll-results.tcl?poll_id=1266

3 Esra Arsan, http://www.bianet.org/2002/10/22/13974.htm

4 aynı yer

5 Özel görünüm biraz da, özel hatta televizyonun girmediği mekanlarda bir mevcudiyet kuruluşuyla ilgili. Mesela bir restorana ya da gece kulübüne girerken, paltonun çıkarılmasında ortaya çıkar.

6 Hıncal Uluç, vurulduktan sonra bir televizyon söyleşisinde anlatmıştı. Bacağa kurşun sıkma konusunda IRA, oldukça merhametliymiş. Önceden kurbanın pantolonunu sıyırmasına izin verirmiş. Öbür türlü mermi kumaşı delip ete girerken beraberinde sürüklediği iplik parçalarını açtığı yaraya yapıştırırmış. Bu iplik parçalarını ayıklamak, bacaktan mermiyi çıkarmaktan çok daha fazla acı verirmiş.

7 C. Colwell, “Deleuze and Foucault: Series, Event, Genealogy”, Theory and Event, cilt: 1, no: 2, 1997, 1/1

8 Paul A. Passavant ve Jodi Dean, “Representation and Event”, Theory and Event, cilt: 5, no: 4, 2002, par. 6

9 “Olayın onu geçmiş-şimdi-gelecek ilerleyişi dışına yerleştiren kendine mahsus bir zamansallığı vardır”. C. Colwell, aynı yer.




Dostları ilə paylaş:


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə