Gerçek dünya düzeni



Yüklə 0.72 Mb.
səhifə1/14
tarix29.10.2017
ölçüsü0.72 Mb.
  1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   14

GERÇEK DÜNYA DÜZENİ




Endeks
Önsöz

Bölüm 1 Özgürlükler Manifestosu

Bölüm 2 Seks 1 Seks ve Din İlişkisi

Bölüm 3 Seks 2 Seks Devrimi ve Sistemin Reaksiyonu

Bölüm 4 Evren ve Din

Bölüm 5 Savaş ve Barış

Bölüm 6 Dünyanın En Büyük Yalanı: Tevrat

Bölüm 7 Siyonizm

Bölüm 8 Dünya İllüzyonu 1 Demokrasi veya Demagoji

Bölüm 9 Dünya İllüzyonu 2 Sistemin Tetikçileri

Bölüm 10 Dünya İllüzyonu 3 Laisizm

Bölüm 11 Dünya İllüzyonu 4 Kapitalizm

Bölüm 12 Türkiye 1 Kuruluş Dönemi

Bölüm 13 Türkiye 2 Modern (!!!) Türkiye

Bölüm 14 Yeni Dünya Düzeni: Terörizm

Bölüm 15 Sanal Gerçeklikler

Bölüm 16 Küresel Isınma

Bölüm 17 Anti-Siyonizm Palavrası

Bölüm 18 Yeni Mafya

Bölüm 19 Antik Paganizm

Bölüm 20 Seks Çeteleri

Bölüm 21 İşte Gerçek Sistem



Bölüm 22 Gelecek

ÖNSÖZ
İnsanlar nedense “kaos-düzensizlik-anarşi-değişim-devrim” gibi kelimelerden korkarlar. Muhtemelen bu psikoz, insanlara bu kelimelerden ve bu kelimelerin karşılık geldiği kavramlardan korkmaları öğretildiği için oluşuyor. Yani bu durum, verilen eğitim sonucu oluşan şizofrenik bir travma aslında. İnsanların bu travmadan çıkabilmeleri mümkün; zira kullansalar da, kullanmasalar da, her insanda bu travmanın üstesinden gelmesine yarayacak bir beyin var. Bu yüzden asıl sorun, insanlarda beyinlerini kullanacak cesaretlerinin olup olmadığıdır. İçinde yaşadıkları sistemi sorgulama cesaretleri varsa insanların, eninde sonunda bu kavramların, kendilerine düşman değil dost olduklarını anlayacaklardır. Diye ümit ediyorum!
Bu kavramlar, mevcut sistemi kendi yararlarına kullananlar için, doğal olarak düşman düşünceler. Burada bireyin kavraması gerekli ve mutlak bir şekilde şart olan gerçek, sistemi kendi çıkarları için kullananlar ile (yani sistemden direkt olarak yararlananlar ile), sistemin uygulandığı geniş halk kitleleri (yani sistemin temel olarak ezdiği, kullandığı, sömürdüğü, kandırdığı kitleler) arasında, kesin ve mutlak bir çıkar çatışması olduğu gerçeğidir. Kitleler yani bireyler, yani insanlar anlamalıdır ki, sistem ve sistemi kendi yararlarına kullananlar, halkı sadece evcil hayvan sürüsü gibi görmektedir. Yani bireyler, sistemle kendileri arasında bariz bir çıkar çatışması olduğunu ve bu sistemde birbirinden tamamen ayrı iki sınıfın var olduğunu anlamalı ve görmeliler. Bu gerçeği fark ederseniz, onlar için kötü olanın, sizin için iyi olacağını ve aldığınız eğitimin de, aslında sadece sistemi kullananlara hizmet ettiğini ve size aşılanan değerlerin ve önyargıların da, sadece sizin için geçerli olduğunu anlarsınız. Bu ikilemi fark etmeniz için, sadece gözünüzü açmanız, dünyaya biraz farklı bir gözle bakmanız ve mümkünse biraz düşünmeniz, önünüze konanları sorgulamanız yeterlidir.
Örneğin madde kullanımı ve özgür seks, siz evciller için yasak-kötü-tehlikeli iken, onlar için gayet normal-iyi-eğlencelidir. 75 yaşındaki Berlusconi'nin seks yaşantısı, emin olabilirsiniz ki, 20'lerinde çok popüler ama evcil bir erkeğinkinden en az 20-30 kat zengindir. Onun yaptıklarını siz yapsanız, hapse girersiniz; toplumda aşağılanırsınız; işinizi kaybedersiniz ve kesin olarak başınız belaya girer. Ama o yaptığı zaman, o da eğer ortaya çıkarsa ki - ortaya çıkma olasılığı binde birdir - sadece magazin konusu olur. Ne sübyancılıktan ceza yer; ne politik veya iş pozisyonunda güç kaybeder; ne de herhangi bir şekilde aşağılanır. Yine üst sınıftan ayrıcalıklı bireyler, hatta küresel şirketlerin üst düzey yöneticileri bile, rahatlıkla ve düzenli olarak, eğlence amaçlı olarak, çeşitli uyarıcı ve uyuşturucu maddeleri kullanırlar. Pek azı aşırı dozdan ölür ve o zaman da durum örtbas edilir. Size gelince bu maddeleri kullanmanız bile yasaktır. Sizin beyniniz yıkanır bu maddeler bağımlılık yapıyor ve öldürüyor diye. Oysa şirketlerin üst düzey yöneticileri, hem iş hem de sosyal yaşantılarını sürdürebilmekteler, bu maddeleri kullanmalarına rağmen. Ama konu siz olunca, nikotin (sigara değil sadece nikotin) kullanmanız bile yasak ve tehlikelidir.
Demek istediğim, size yutturulanlarla gerçekler arasında çok derin bir uçurumun olduğu ve iki ayrı toplumun; onlar ve evcillerin, yönetenler ve yönetilenlerin olduğudur. Dolayısıyla da iki ayrı grup değer yargısının, onlar için ve sizin için var olduğudur. Size öğretilen değer yargıları ve kavramlar, onların yararına ve sizin için geçerli olanlardır. Onların kendileri için uyguladıkları ve uydukları değer ve kavramlar ise, apayrıdır ve çoğunlukla sizinkilere zıttır. İşte buna çifte standart denir! Çifte standart maalesef içinde yaşadığınız dünya düzeninin temel direğidir.
İnsanların gerçekte korkmaları gereken kelime ve kavramlar, “düzen-sistem-organizasyon-kurumsal yapı” gibi kelimelerdir. İnsanlar bu kelimelerin gerçek anlamlarını bilseler, muhtemelen bu dünyaya hiç gelmemiş olmayı dilerlerdi. Benim defalarca yaptığım gibi!!!
Düzen nedir? Herkese öğretilen masal, “dünyada ve evrende bir düzenin var” olduğu hikayesidir. Oysa kimya veya biyoloji bilen herkes bilir ki, doğada düzen yoktur; düzensizlik vardır. Kural maksimum düzensizliğin üstünlüğüdür. Kural aslında kuralsızlıktır. Biz bilim adamları, bu kuralsız doğayı bilim yoluyla açıklamak için, istisnaları görmezden gelip, genel, gerçeğe en yakın teoriler oluşturup, gerçekte var olanı basitleştirip, doğa kanunları yaratmaya çalışırız. Yaptığımız şey, gerçeği basitleştirerek, ancak gerçekten tam olarak kopmadan, gerçeği insanoğlu için anlaşılır hale getirmeye çalışmaktır. Yani aslında doğada düzen yoktur. Doğaya zorlama bir düzen yakıştırmakla, bir düzenin kendiliğinden var olması arasında büyük bir fark vardır. Doğada bir düzen olduğu söylemi, bu yüzden kesin olarak uydurmadır.
Peki insan doğasında veya dünyasında düzen neden vardır o zaman? Veya var mıdır? Evet maalesef vardır. Ve bize söylenin aksine, çok tehlikeli, kötü ve acımasız, daha da önemlisi insana-insanoğluna düşman bir düzen vardır. İnsan dünyasında, doğada olmayan bir düzenin olması, bu düzenin zorla, baskıyla, işkence, cinayet ve şiddet ile ve çoğu zaman da yalan-kandırma-yanıltma yöntemi ile insanlara dayatılmış ve kabul ettirilmiş olduğunu düşündürüyor bana. Burada önemli olan konu yalandır. Bu düzenin temeli sadece ama sadece yalana dayalıdır. Yalan mevcut sistemin temel prensibidir.
Gerçekte düzen nedir peki? Örnek vermem gerekirse; diyelim ki yazı tura atıyorsunuz ve sürekli yazı geliyor. İşte bu düzendir. Yani düzen doğal olmayandır. Düzen mantıklı olmayandır. Peki sizce sürekli yazı gelmesi nasıl mümkün olabilir? Ya paranın iki yüzü de yazıdır ve aslında ortada sadece bir seçenek vardır; yani seçenek yoktur. Ya da paranın iki farklı yüzü varmış gibi görünür, ama teknolojik vs bir sistem sayesinde, hep yazı gelmesi baştan ayarlanmıştır. Düzen işte budur. Sistem budur. Evet insanların kendilerini güvende hissettikleri düzen-sistem gerçekte bu yanıltmacadır.
Yani insan dünyasında düzen varsa, seçenek yoktur; olasılıklar yoktur; imkan yoktur; doğallık yoktur; mantık yoktur. Evet seçenekler varmış gibi görünür. Seçim yapma şansınız gerçekten varmış gibi görünür. Oysa yoktur! Size seçim yapma hakkınız var derler. Oysa yoktur! Siz seçim yaptığınızı zannedersiniz, ama gerçekte ortada farklı seçenekler olmadığından, önünüze yüzlerce seçenek de konsa, aslında tek bir seçenek vardır ve siz hangisini seçerseniz seçin, sonuç değişmeyecektir. Yani yazı gelecektir. Size bu durumun, takdiri ilahi veya kader olduğu söylenir. İnanmaya eğilimi olan, daha doğrusu kolaycı, konformist insanlar için ucuz bir çözüm! Kader!
Oysa gerçek başkadır. Bu kurgudur. Yaşadığınız her şey gibi, önünüze konan her seçim de, bu kurgunun bir parçasıdır. Sürekli yazı gelmesi, bu kurgunun doğal bir sonucudur. Kader değildir yaşadıklarınız, sadece basit insansı kurgu.
İlahi bir yanı da yoktur. Zira ilahi bir gücün, gücü yetmiyormuş gibi, icracı olarak beş para etmez insanları kullanması kadar anlamsız bir şey olamaz. Bu durumu, tanrının gizemli yöntemleri olduğu gibi, saçma bir söylem de açıklayamaz. Bu kurgunun gerçekmiş gibi kabul görmesini sağlayanlar, sizin gözlerinizi boyayanlar, sizin gerçekleri görmenizi engelleyenler, o satılmış, insanlık düşmanı, kendilerini sizden üstün gören, aşağılık yaratıklardır. Kısaca bu insanlara onlar diyebiliriz!
Peki kimdir onlar? Bu insanlıktan çıkmış, kendilerini insanlardan ve doğadan üstün gören, insanlara ve insanoğluna düşman, insanları evcil hayvan gibi gören, dünyayı ve doğayı kendi hizmetinde gören, hayatlarını insanoğlunun kötülüğüne adamış, kötülüğe tapan, kötülük adına hareket edip, kendini iyiliğin adına hareket ediyormuş gibi gösteren, gerçek ilahlarını ve amaçlarını gizleyen bu hainler kim? Çok uzakta aramayın bu insanları; aslında içimizdeler. Kendilerine hayali bir kavim bile yaratmışlar. İsrailoğulları diyorlar kendilerine. Tabi bir de bunlara yardaklık eden ve başka dinler, cemaat, sosyal-siyasal yapılar içine yerleşip, Siyonizm için, Siyonizm adına hareket eden, Mason denilen hainler var. Zaten esas olarak dünyayı ve insanoğlunu mahvedenler Masonlar! Masonların ve Siyonizm’in kimin emrinde olduğunu bilmek ise, mümkün değil maalesef! Kendi inanç sistemlerine ve iddialarına göre, şeytan tanrılarının, uzaylı tanrıların veya başka saçma güçlerin egemenliği altındalar.
Dünyayı düzen, insanoğlunu mahveden, yukarıda anlattığım kurguyu oluşturup, insanları yalanları ile kandıran, iyiliğin gücüymüş gibi gösterdikleri, ilahları olan şeytana tanrı adını veren, gerçekte şeytana tapan bunlardır. Şeytanı yaratan da bunlardır. Şeytanı tanrı kisvesine sokan da bunlardır. Şeytan aslında bu insanların içinde, bu insanlara öğretilmiş olan kötülüktedir. Gerçekte şeytan diye bir kavram olmadığı gibi, şeytanın hakimiyeti de yoktur doğada. Ama bu manyaklar kendilerini doğa üstü görürler ve doğaya ve doğal olana; dolayısıyla da insana düşmandırlar. Kendilerini insan olarak görmezler. Onlar “tanrıların soyundan” gelmektedirler, kendi inanç sistemlerine göre. Tevrat okursanız görürsünüz ne demek istediğimi. Üstelik bu dediğim, yani kendilerini tanrıların soyundan görme şizofrenisi, hem Müslümanların, hem Hıristiyanların, hem de Musevilerin ortaklaşa kabul ettikleri metinlerde açık bir şekilde yazmaktadır.
İşte dünyadaki düzen-sistem böyle bir düzendir. İnsanın hiç bir değerinin olmadığı, insana ait olan her şeyin lanetlendiği, insanın kötü ve işe yaramaz bir varlık olarak görüldüğü, doğanın hiçe sayıldığı, doğal olan her şeyin kötülendiği bir dünya. Ve biz insanlar, yüzyıllardır böyle bir düzenin var olduğu bir dünyaya doğuyoruz. Özgürlüğün olmadığı; yaşama hakkımızın olmadığı bir dünya. İşin kötüsü bildiğimiz tek dünya, bu doğduğumuz dünya olduğu için, bu dünyayı, bu sahte-yalan dolu, düzenin-sistemin siktiği bu dünyayı gerçek, değişmez zannediyoruz ve değiştirmek için de hiç bir çaba göstermiyoruz. Bize verilen eğitimin gerçek amacı da aynen bu: yani onlar için ömürleri boyunca hiç bir karşılık beklemeden kölelik edecek, dünyada var olduğunun ve yaşadığının farkında olmayan, robot gibi ne denirse yapacak, yaşadığı dünyaya hiç bir etki yapamayacak, kendi yaşam koşullarını bile iyileştiremeyecek, zavallı evcil hayvanlar olmamız.
Soruyorum:

1- Neden 21. yüzyılda hala savaşlar var? Neden dünyada barışın “b”si bile yok?

2- İnsanoğlunun kaydettiği bütün o teknolojik ilerlemeye rağmen, neden refaha ulaşamadı dünya halkları ve hala açlık var bu dünyada?

3- Neden dünya giderek çölleşiyor, türler azalıyor, doğa kirleniyor bütün o ilerlemeye rağmen? Neden kimse, herhangi bir kurumsal yapı, bu çölleşmeye, türlerin yok olmasına, doğanın kirlenmesine dur diyecek bir politika gütmüyor?

4- Neden hala insan türü, sınırsız bir şekilde, kedi köpek gibi ürüyor, çoğalıyor? 1980’lerin başına kadar dünyada benimsenmiş olan nüfus planlaması programlarına ne oldu?

5- Neden dünyanın herhangi bir ülkesinde demokrasinin “d”si bile yok? Neden bireysel hak ve özgürlükler, dünyanın her yerinde, her gün ve her an çiğneniyor? Ve kimse niye karşı çıkmıyor?

6- Neden insanların politika üretme, düşüncelerini ifade etme, eyleme geçirme, hatta kendi hayatlarını sürdürme hakları bile yok? Neden dünyanın neresinde olursanız olun, sistemle çatıştıklarında, insanlar ortadan kayboluyor, öldürülüyor, işsiz bırakılıyor, izole ediliyor, karalanıyor? Ve kimse niye tepki vermiyor?

7- Neden aydınlanma projesi başarısız oldu? Neden bilimsel ilerleme durdu? Neden insanlık yeni bir karanlık çağa girdi?

8- Neden 21. yüzyılda olmamıza rağmen, hümanizm yanlısı sadece bir avuç insan var? Neden kitleler hala bu yüzyılda, faşist-militarist, radikal dinci, kapitalist tekelci, ırkçı-aşırı milliyetçi, karşı devrimci-gerici, muhafazakar.... ideolojilerin etkisi altındalar?

9- Neden yaklaşık 15 yüzyıldır fiili olarak dünyayı yöneten Roma Katolik Kilisesi ve Hıristiyanlık çökerken, Siyonizm hiç olmadığı kadar güçlü ve egemen?

10- Sosyalizm ideolojisi ve komünizm ideali neden başarısız oldu? Yine benzer bir şekilde liberalizm ideali ve liberal ekonomik sistem neden başarısız oldu? Neden insanlık genel olarak başarısız oldu?

11- Neden o güçlü emperyalist imparatorluklar çöktü? Neden egemen, bağımsız iradeleri olan milli devlet yapıları çöktü? Küresellik neden? Küresel egemenlik kimin? Dünyada 1980’den beri yaşanan olaylar sonucu, ulaşılmak istenen hedef ne? Amaçları ne?


Bu kitapta size göstermek istediğim gerçekler, kısaca yukarıda anlattığım kurgu, bu kurgunun ne zamandır var olduğu, nasıl oluşturulduğu, gerçek diye size yutturulan şizofrenik yalanların iç yüzü, bu sistemin nasıl çalıştığı ve bu sistemin arkasındakilerin kimler olduğudur. Her bir bölüm, aslında tek başına birkaç kitaba konu olacak özellikte. Ben her konu başlığını, ayrıntıya girmeden, ince ince örneklendirmeden, referanslar vermeden ele alıp, genel olarak yaşadığımız dünyayı ve dünyanın geçmişini yani tarihi analiz etmeye çalıştım. Amacım bu kitapta sunduğum analizleri, detaylı olarak kanıtlamak değil, gerçek dünyanın bir analizini yapmak ve acil bir şekilde insanlığın hizmetine sokmaktır. Amacım, sahip olduğum analiz yeteneğini kullanıp, ulaşmış olduğum, gerçeğe en yakın sonuçları okuyucuya iletmektir. Amacım, var olduğum için, insan olarak onurumla, bu sistemle mücadele etmektir. Ümidim, benim gibi gerçeği kavrayacak kapasitesi olan, gerçeği öğrendiğinde mücadele edecek cesareti ve onuru olan, başka insanların olmasıdır. Umudum, bir gün bütün insanların uyanmasıdır. Umudum, bir gün 20 yüzyıllık intikamın alınmasıdır. Hayalim, 20 küsur yüzyıl sonra, egemenliğin tekrardan insanların eline geçmesidir. Hayalim, sonuncusuna kadar bu hainlerin kökünün kazınmasıdır. Hayalim, bir gün insan oğullarının yeniden özgür olmalarıdır.

Ya özgürlük ya ölüm!



BÖLÜM 1
ÖZGÜRLÜKLER MANİFESTOSU
Bireysel özgürlüklerin, doğal sınırlar dışında, hiç bir tarafça (ilahi veya beşeri) sınırlandırılamayacağı”, “özgürlüklerin insanların-bireylerin doğal hakları olduğu” ve “doğada bireylerin özgür doğdukları” düşünceleri, farklı siyasal yelpazelerde farklı şekillerde sınıflandırılsa da, yani sol politik çerçevede anarşizm veya sağ politik çerçevede liberalizm olarak adlandırılsa da, ben sahip olduğum politik görüşe, özgürlükler teorisi diyeceğim.
İnancıma göre insanlar, kesin ve mutlak olarak, iyi, suçsuz ve masum doğarlar. Doğa ve evren gerçek olan tek güçtür ve yeni doğan her bebek gibi, biz de, bu gücün gerçek bir parçası olarak doğarız. Bize zorla kabul ettirilen, doğaya aykırı düşünce, inanç ve duygular, bu evrensel gerçekten kopmanın, yani şizofreninin sonucudur. Herhangi bir sosyal-toplumsal olumsuzluk veya baskı-etki olmadan büyümemiz mümkün olsaydı, bireyler olarak sahip olduğumuz gerçek kapasiteyi maksimum düzeyde kullanabilir; hayallerimizi, hedeflerimizi ve isteklerimizi büyük olasılıkla gerçekleştirebilirdik. Ancak mevcut durumda insanların kendi yaşamları üzerinde herhangi bir kontrolleri veya hakimiyetleri olmadığından, tamamen içinde yaşadığımız toplumun insafına kalmış bir şekilde büyüyor ve yaşıyoruz. Dolayısıyla insanların mevcut durumda doğal olarak büyüdüklerini, evrimleştiklerini ve yaşadıklarını iddia edemeyiz. Bu yüzden bireylerin hayatları boyunca gerçekleştirdikleri olumsuz eylemlerin ve kötülüklerin sorumluluğunu, tek başına söz konusu bireylere yükleyemeyiz. Bu tip bireysel olumsuz eylemlerin veya kötülüklerin nedeni, kaynağı ve sorumlusu, kesin olarak aslen ve köken olarak toplumdur. Kötülüğün kaynağı ve temel dayanağı toplumdur. Kötülük öğretilen bir durumdur; insanın içgüdüsü değildir. Sağlıklı bireylerde kötülüğün yeşermesi eğitimin sonucudur. Sözünü ettiğim eğitim, sadece okullarda verilen değildir. Asıl eğitim, hayatta bireylere toplumlarca dayatılan ve kazandırılandır. Kötülük işte bu şekilde yerleşir ve büyür.
Din, vatan, millet, toplum ve/veya devlet adına insan öldürme, yalan söyleme, iftira atma, gerçekleri çarpıtma, şizofreni (din dahil) yaratma, insanları kandırma, kötülüğe ve/veya güce/güçlü olana koşulsuz tapma, koşulsuz-tartışmasız bir şekilde inanma, güce boyun eğme ve itaat, sorgulamadan kabul etme, doğal dayanakları olmayan korkular, doğal dayanakları olmayan saldırganlık, nefret, öfke, doğa dışı nedenlerle açlık, tatminsizlik, sevgisizlik, aseksüellik, sınırsız ve anlamsız bir şekilde tüketme, farklı olanı aşağılama, iğrenme, kendine güvensizlik, olaylara tepkisizlik, duyarsızlık, doğal dayanakları olmayan bir bencillik, çıkarcılık, konformizm, çoğunluğa veya egemen olana itiraz veya muhalefet etmeme, paraya tapma, sistemin çocuğu olma, yalakalık, riyakarlık, ayıya dayı deme, sahtekarlık, hırsızlık, tecavüzcülük, orospuluk, insanları kullanma, kendini, inançlarını, arkadaşlarını ve değerlerini satma ve ihanet etme...... hep bu verilen eğitimin sonuçlarıdır. İnsanlar doğal olarak bu noktaya birden bire gelmezler. İçinde yaşadıkları toplumun onlara dayattığı kural, eziyet, ödüllendirme ve cezalandırma yöntem ve prensipleri sonucu, bahsettiğim bu noktaya ulaşırlar. Ancak egemen dinler zaten başından beri insanı kötü olarak görürler ve anlatırlar. Toplum ve sistem de, bu şekilde eğittikleri insanların, yukarıda bahsettiğim kötü özellikleri için, insanın kendi doğasını suçlarlar hiç utanmadan. Aslında ne insan, ne de insanın doğası yani içgüdüsü sorumlu veya suçludur. Bu davranışlar edinilmiş, yani sonradan kazanılmıştır. İnsan içgüdüsüyle yakından uzaktan ilgileri yoktur.
Basit bir örnek vermem gerekirse, evcil bir hayvanı saldırganlaştırmak kolaydır. Düzenli olarak şiddet uygulanır, aç bırakılır ve eziyet edilirse, her hayvan eninde sonunda çıldırır ve saldırganlaşır. En uysalı bile. Sonuçta biz insanlar da sadece memeliyiz; öyle doğa üstü yaratıklar değiliz ki, toplumun eziyetlerine dayanabilelim. Siz erkeği veya kadını aç bırakın, seksüel, duygusal veya madden ve bakın ne oluyor! İşte toplumdaki tecavüzcülerin, orospuların, orospu çocuklarının, sübyancıların ve bir sürü sapığın ve en önemlisi güç takıntısı olan, sözde sağlıklı ve bu toplumun taptığı bir sürü manyağın kaynağı. Milyonlarca Hitler, Bush, Rockefeller, Stalin, Humeyni, Türkeş, Apo ve benzeri canavarlar, işte bu şekilde ortaya çıkıyor.
İnsanlığın ve bireylerin özgürleşmesi için, toplumun olumsuz etkilerinin ortadan kaldırılması zorunludur. Toplumun ve toplumda mevcut diktaların yıkılması halinde, sağlıklı, doğal, tatminli ve neredeyse mükemmel bireyler elde edebiliriz. Bu yüzden insanlığın ve bireylerin kurtuluşu için, ilk olarak diktaların ortadan kaldırılması gereklidir. Aksi takdirde gerçek bir demokrasi veya özgürlükten bahsedilemez. Mevcut durumda demokrasi ve özgürlük kavramları, sadece ve sadece espri konusudur; gerçekle ve gerçek anlamları ile alakaları bile yoktur.
İnsanların, dünyada ve yaşadıkları ülkelerde egemen olmaları için, devletlerin ve seçilmişler sınıfının diktatörlüğünün ortadan kaldırılması şarttır. Bireylerin özgür iradeleri ile kendi kuralları altında topluluklar oluşturmaları için, her şeyden önce mevcut toplumların ortadan kaldırılması gereklidir. Dünyada barışın sağlanması için, ilk olarak orduların ortadan kaldırılması şarttır. Çocuklara uygulanan terörün sona ermesi ve çocuk hakları için, aile denilen dikta organının ortadan kaldırılması zorunludur. Çocukların, kendilerini anlayan, güvenebilecekleri, ihtiyaçlarına karşılık verebilecek, başka çocuklarla birlikte olabilecekleri ortamlara ihtiyaçları vardır. İnanç özgürlüğünün garanti altına alınması için, din denen, dünyanın en büyük kötülüğünün, ortadan kalkması lazımdır. Burada din ile kastettiğim, egemen, yani topluluklara ve bireylere dayatılan dinlerdir. İnsanların inançlarında özgür olabilmeleri için, onlara dogmaların dayatılmaması gereklidir. İnsanların düşünce özgürlüğünün olması için, düşüncenin, düşünceyi ifadenin yasak olmaması gereklidir. İnsanların yaşam özgürlüklerinin olması için, insan hayatının sistem tehdidi altında olmaması gereklidir. Seks özgürlüğünün olması için, insanların kimi sevip, kimle sevişebileceğinin kontrolünün, din, devlet veya başka kurumsal yapıların egemenliği altında olmaması gereklidir. İnsanların serbest dolaşım ve çalışma özgürlükleri olması için, ülkesel sınırların olmaması gereklidir. İnsanların öğrenim ve bilgiye erişim özgürlükleri olması için, mevcut eğitim sisteminin ve sansürün ortadan kaldırılması gereklidir.
İnsanların kendi yaşamları üzerinde iradeleri olması gereklidir. İnsanların kendi vücutlarını nasıl kullanacakları üzerinde iradeleri olması gereklidir. Eğer bir yasa veya kural olması gerekiyorsa, bu kuralın çok basit bir şekilde, diğer insanlara ve canlılara gereksiz bir şekilde zarar vermemeye, kötülük yapmamaya, yani kendi değer yargılarına göre doğru olanı yapmaya, dayalı olması yeterlidir. Oysa dünyadaki yapı, maalesef yukarıda anlattığımın tam tersidir. Dünyadaki mevcut yapıya sistem veya düzen denmektedir. Kimse aslında gerçek anlamda bu sistemi veya düzeni savunamasa da veya sistem, öyle ya da böyle, halktan olan herkese bir şekilde zarar veriyor olsa da, mevcut sistemin egemenliğinden, gücünden ve acımasızlığından dolayı, kimse açık açık başkaldırmaya, muhalefet etmeye, eleştirmeye cesaret edemiyor, bu sistemi veya düzeni.
Sistemi savunan sosyologlar, “özgürlüklerin sınırlandırılması gerektiğini”, “diktaların güçlerini doğal olarak ve kendiliğinden edindiklerini” ve “sistem ve diktaları bizzat insanların kurduğunu” iddia ederler. Yine iddia ederler ki, “bireysel özgürlükler çıkarsal nedenlerle birbirlerini sınırlandırırlar”.
Oysa gerçekte bireysel özgürlüklere getirilen sınırlandırma, kendiliğinden ve bireyler arası çıkar çatışmasından değil, sistemden ve diktalardan kaynaklanmaktadır. Örneğin madde kullanımı, eğer kimseye zararınız yoksa, neden yasaktır? Madem özgürlükler, diğer bireylerin özgürlükleri ile sınırlanmaktadır, bu durumda örneğin havalandırılmakta olan bir alanda, açık havada veya herkesin onay verdiği bir ortamda, sigara içmek neden yasaktır? Veya ırk ayrımının olduğu bir rejimde, sözde üstün olan ırk da sınırlandırılmamış mıdır? Yani siyahların beyazlardan ayrı tutulması, aynı zamanda beyazlar için de bir sınırlandırma getirmez mi? Veya özgür seks neden yasaktır, kimseye zararı olmadığı halde, bütün mevcut egemen dinlerin hakim olduğu toplumlarda? Veya mağduru olmayan suçlar neden vardır? Veya kim veya kimler, bireyler adına, tercihler yapma, kurallar koyma, doğru olanı belirleme hak ve yetkisine sahiptir? Dolayısıyla gerçekte kişisel özgürlüklerin sınırları, diğer bireylerce değil, kurumlarca belirlenmektedir. Kimse kimsenin hak ve özgürlüğüne tecavüzden dolayı sınırlandırılmamakta; bireylerin hak ve özgürlüklerine tecavüz edenler, esasen sistem ve sistemi kullanan azınlıklar olmaktadır. Bireysel özgürlüklerin sınırları, söz konusu sistem ve sistemin kolladığı azınlıkça belirlenmektedir. Kim için, neyin iyi, neyin kötü, neyin doğru, neyin yanlış, neyin hak, neyin suç olduğunu belirleyen, sistem ve sistemi yönetenlerdir.

Dostları ilə paylaş:
  1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   14


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə