Gizli başlıklı belgelerin Fikret BİLA'nm kitabında yayınlandığını



Yüklə 3.13 Mb.
səhifə17/36
tarix30.12.2018
ölçüsü3.13 Mb.
1   ...   13   14   15   16   17   18   19   20   ...   36

Şüpheli Rafet ARSLAN'ı, şüpheli Muzaffer TEKİN'in arkadaşı olması nedeniyle Muzaffer TEKİN'den sonra yaklaşık 1 yıldan beri tanıdığım, kendisiyle Muzaffer TEKİN'in davalan nedeniyle birkaç kez telefon görüşmelerinin olduğunu, dava dışında herhangi bir görüşmesinin olmadığını,

Şüpheli Ayşe Asuman ÖZDEMİR'in, ATABEYLER Operasyonu sonrasında açılan davada sanıklardan ismini hatırlayamadığı bir tanesinin vekilliğini üstlenmesi için bürosuna geldiğini, kendisinin arkadaşlarıyla görüşeyim dediğini, davanın hem siyasi olması hem de İstanbul dışında Ankara' da olması, gidip gelmenin külfetli olacağını düşünerek kendisine daha sonra cevap veririm dediğini, onun da sanığın babası ile görüşeceğini söylediğini, ondan sonra da ne kendisinin onu aradığını ne de onun kendisini aradığını, görüşmelerinin olmadığını, Ümraniye davasından sonra yakalandığını duyduğunu,

Şüpheli Halil Behiç GÜRCİHAN'ı açık www.acikistihbarat.com internet sitesinden tanıdığını, herhangi bir dostluğunun olmadığını, açık hava toplantılarında birkaç defa görüşmüş olduğunu, samimiyetinin olmadığını, KASIM/2006 tarihinde kendisinin aleyhinde onun internet sitesinde siyasi yazılar yazdığından dolayı hiç görüşmediğini, hatta bu yazıları basının alıp kullandığını, yaklaşık bir veya birbuçuk ay kadar önce ZAHİDE OKUR, Halil Behiç GÜRCİHAN ve ismini hatırlayamadığı bir erkek iki bayan gazetecinin kendisine telefon açarak ziyaretine gelmek istediklerini söylediklerini, kendisinin hiçbir mahsuru yok gelebilirsiniz demesi üzerine, avukatlık bürosuna geldiklerini, çay içip 10-15 dakika muhabbet ettiklerini, Behiç'le birlikte o şekilde oturduklarını, ondan sonra bir görüşmelerinin olmadığını,

Şüpheli Bekir ÖZTÜRK'ün "kuvvaimilliye" isimli internet sitesinin kurucusu olduğunu, Mersin'de ikamet ettiğini bildiğini, 2006 yılında Boğazlayan kaymakamını anma töreninde kendisi ile bir defa görüştüğünü, ayrıca 2006 yılı sonunda bürosuna bir defa geldiğini, iş yoğunluğu nedeniyle fazla görüşemediğini, 2006 yılı KASIM ayından itibaren hiçbir irtibatının olmadığını,

Şüpheli Ergün POYRAZ ile yaklaşık 1,5 yıl kadar önce İstanbul'da bir konferansta tanıştığını, İstanbul'a geldiğinde görüşmüş olabileceğini, Danıştay davası ile ilgili olarak Ankara'ya gittiğinde evinde bir defa görüştüklerini, bir de telefonla birkaç defa konuşmalarının olduğunu, Ümraniye davasında tutuklandıktan sonra kendisinin vekilliğini aldığım, İstanbul' da başka tanıdığının olmadığını ve sevdiği bir yazar olduğu için avukatlığını aldığını,

Şüpheli Fuat TURGUT'U yaklaşık 2- 2,5 yıldır tanıdığını, Ermeni konferansının iptalinden sonra kendisini aradığını, bu konudaki davalara müdahil olabileceğini ifade ettiğini, ancak kendisi İzmir'de olduğundan teşekkür ettiğini, daha sonra Patrikhanenin Yunanistan'a taşınması konusunda İzmir Sivil Toplum Kuruluşlarınca İzmir Gündoğdu meydanında yapılan ve kendisine de konuşma imkam^yerilen mijingtc karşılaştıklarını, sonrasında arada bir



kendisini aradığını, çoğu zaman vakit imkansızlığından onu aramasının mümkün olmadığını, Onun bir defa kendisinin bürosunu ziyaret ettiğini, çok sıklıkla görüşmediklerini, bir defa da "Medeniyet Dediğin" isimli yapımcılığını yaptığı programa davetli olarak çıktığını,



Şüpheli Asim DEMİR'in, kendisine ait avukatlık bürosunda ücretle çalışan işçi konumunda olan şahıs olduğunu, Avukatlık bürosunun kurucusunun kendisi olduğunu, vergi levhasının kendisinin adına olduğunu, yanında SSK'lı olarak avukat Mehmet BİLGİN, Avukat Erkan AKKAS, Mustafa YILMAZ ve stajer olarak da Fatma AVUS ve AHMET POLATOGLU'nun, sekreter olarak Ramazan SELÇUK'un çalıştıklarını, ancak Avukat Mehmet BİLGİN ile Avukat Erkan AKKAS yaklaşık bir ay kadar önce kendilerine Sirkeci'de büro açtıklarını ve yanından ayrıldıklarını, şüpheli Asim DEMİR'in büronun temizlik ve çay işlerini yaptığını, ayrıca Hukukçular Birliğinde de temizlik ve çay işleri yaptığını, normalde kendi evinde yatıp kalktığını, kendisininden habersiz zaman zaman Hukukçular Birliği derneğinde yatıp kalktığını bu dosya nedeniyle yeni öğrendiğini, Asim'in bazen bürodan adliyelere dosya ve evrak getirip götürme işini de yaptığını,

Şüpheli Atilla AKSU'yu Sultanahmet Adliyesinde zabıt katibi olması nedeniyle yaklaşık 4-5 yıldır tanıdığını, Atilla'nın zaman zaman Türklük aleyhine, Atatürk'e karşı açılan, ifade özgürlüğü ile ilgili olan kesinleşmiş basma yansımış mahkeme karan veya kesinleşmiş kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlan emsal olması nedeniyle kendisine gönderdiğini, en fazla 2 veya 3 defa bu kararlardan kendisine göndermiş olduğunu, Atilla'nın Avukatlık bürosuna yaklaşık iki hafta kadar önce Azerbeycan' da yazarlık yapan bir bayanla birlikte geldiklerini, yazann elinde "ermeni meselesi" ile ilgili güzel kitaplar olduğunu, "bunlardan istifade etme şansımız var mı?" diye sormaya geldiğini, hatta kendisine iki kitabı hediye olarak bıraktığını, arada bir kendisine basında ismi geçen tamamen güncelleşmiş kesinleşmiş kararlan da göndereceğini de söylediğini, ancak kendisinin kesinlikle bu kararlan talep etmediğini, çünkü kendisinin o tür bir karara ihtiyacının olmadığını, iki hususta kendisinden talebinin olduğunu, biri; Amerika'da yaşayan "Ermeni soykmmı vardır" diyen yazar Taner AKÇAM hakkında eski tarihte kesinleşmiş bir karann eline geçtiği veya bulduğu takdirde vermesini rica ettiğini, çünkü bunu ismini hatırlamadığı bir müvekkilinin Taner AKÇAM hakkında Ermeni meselesinden dolayı Şişli Cumhuriyet Başsavcılığına verdiği bir şikayetinin üzerine takipsizlik karan verilmiş olması nedeniyle, Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesine itirazda bulunmak için kullanmak maksadıyla emsal karar olması için istediğini, ancak bilahare kendisine döndüğünü bulamadığını ifade ettiğini, diğeri; Muzaffer TEKİN konusunda ricada bulunduğu, onun sebebinin de, 2007 Ağustos ayında Sabah ve Zaman gazetelerinde Muzaffer TEKİN'in Alman ajanı ve uyuşturucu kaçakçısı olduğuna dair haberler çıkması üzerine, arkasından 9. ayda savcı Zekeriya ÖZ ile bu konuyu görüştüğünü, kendisine bu konuyu araştırdıklannı, gerekli yazışmayı yaptıklannı o Muzaffer TEKIN'in bu Muzaffer TEKİN olmadığını söylediğini, ancak soruşturma gizli olduğundan bu konuda herhangi bir belge almasının mümkün olmadığını, kendisinin de Zaman ve Sabah gazetelerine dava açabilmek için hangi Muzaffer TEKİN hakkında bu suçlardan ötürü şikayet edildiğini ve hakkında karar çıktığını tespit edebilmesi için Atilla'ya böyle bir kesinleşmiş karar var ise kendisinden vermesini istediğini, kendisine bir adet kesinleşmiş karar gönderdiğini, ancak Atilla'nın kendisine gönderdiği bu karann gizli olmadığını ve bu karan hiçbir yerde kullanmadığını, bunun dışında telefonda kendisine söylediği konularda vereceğini belirttiği ancak kendisinin hiçbir talebi olmayan telefon görüşmelerinde dahi talepte bulunmadığı belli olan hiçbir karar göndermediğini, telefon görüşmelerine bakıldığında görüleceği üzere kendisinin Atilla'dan Muzaffer TEKİN ve Taner AKÇAM'm dışında hiçbir karar talep etmediğini, kaldı ki söz konusu kesinleşmiş emsal kararlann her zaman için araştmlıp bulunabilecek basma yansımış kararlar olduğunu, gerek ev, gerekse büro aramalannda Atilla'nın telefonda kendisine bahsettiği kararlardan hiçbirinin çıkmadığını ve gerçekte de

• benzediğinden AİHM uygulaması



açısından önem arz etmemesi sebebiyle kendisine bir fayda vermediğinden kendisinden hiçbir şekilde karar aldırmadığınıverdiği TCK 301 karan ile ilgili karar ve Muzaffer TEKİN ile ilgili bir karan hiçbir yerde kullanmadığını belirttiği,

Kendisine İletişim tespit tutanakları ve Atilla AKSU'nun beyanları okunarak sorulduğunda;

Atilla AKSU'nun bir bayan akrabasının boşanma davasını takip ettiğini, bu iş için çok cüzi bir miktar para aldığını, aynca Atilla'nın kardeşinin işsiz olduğunu kendisine söylediğini, kendisinin de müvekkillerinden işçi arayan olursa söylerim dediğini, yaklaşık 4-5 aydır iş aradığını bildiğini, şüpheli Atilla'nın kardeşi Levent AKSU'nun Balıkesir Üniversitesinde Sosyal Bilimler Dalında öğretim üyesi olarak tanıdığını, Yeni Çağ Televizyonu'nda "Medeniyet Dediğin" isimli programa iki defa bağlantı kurdurduğunu, kendisinin temiz bir insan olduğunu bildiğini, zaman zaman telefonla görüşmüşlüğünün olduğunu belirttiği,

TCK'nun 301. maddesinin uygulanması ile ilgili istatistiki bilgi isteyip istemediği sorulduğunda;

Kendisinin istemediğini, ancak Onun 301. maddeden yargılananlarla ilgili liste çıkanp kendisine gönderdiğini, kendisinin istemediğini, beyanında bahsettiği gibi kendisinin yukanda söylediği iki konu dışında hiçbir şekilde Türklüğe hakaret, Atatürk'e hakaret, Recep Tayyip Erdoğan m damadı, Abdullah UNAKITAN, Ali ve Murat Ülker, Türk İntikam Tugayından (TİT) SEMİH GULALTAY hakkında hiçbir şekilde talepte bulunmadığını ve herhangi bir bilgi ve belge almadığını, aldırmadığım, Zaten arama sırasında da bu tür belgeler çıkmadığını, yine kendisinin Taner AKÇAM dışında, kurt konferansı düzenleyen öğretim üyeleri ile ilgili kendisinden bilgi ve belge istemediğini belirttiği,

3283 nolu tapedeki görüşmede "TELEFONDA SAKİNİZ DEMİ HA" şeklinde bir beyanda bulunup bulunmadığı sorulduğunda:

Hatırlamadığını, ne anlama geldiğini de hatırlamadığını,

3290 nolu tapede "İYİ SEN BANA TELEFONDA SÖYLEME DE BEN SANA GÖNDEREYİM" şeklindeki görüşmesi sorulduğunda;

İkaz etmesinin nedeninin Onun devlet memuru olması ve telefonlann dinlendiğini bildiğinden, daha doğrusu tahmin ettiğinden, kendisine zarar gelmesin diye kalbini de kırmamak için uyardığını, sık sık kendisini aradığını, kendisinin telefonda onu dinlerken başka işlerle uğraştığını, çünkü uzun uzun aynı konulan konuştuğunu, iyi niyetli bir insan olduğunu asla kendisine gizli belge vermediğini belirttiği,

3205 nolu tapedeki THKP/C lilerle alakalı görüşme sorulduğunda;

Kendisinin ondan görüldüğü üzere herhangi birşey istemediğini, onun kendisinin bahsettiğini, kendisinin de başından savmak için getirirsin aldmnm dediğini, bu tür belgelerin işine yaramadığını belirttiği,

3319 nolu tape okunup sorulduğunda;

SERAY SEVERTe ilgili davanın bilgilerini kendisinin istemediğini, Atilla'nın kendisinin göndereceğini söylediğini, bunu aldırmadığını almak için de kimseyi göndermediğini,

10/ARALIK/2007 tarihinde 200 sivil toplum kuruluşu tarafından "Dağlık Karabağ" yılı ilan edilmesi nedeniyle Galatasaray'ın önünden Azerbeycan'dan gelen Devlet protokolünün katılımı ile Taksim'e kadar yürüyüş yapıldığını, kendisinin orada sadece katılımcı olduğunu konuşmacı olmadığını,

23/11/2007 tarihi saat 10:41-10:44 arasında yaptıklan görüşmede Atilla AKSU'nun sesini kısarak konuşmasının ve orada özellikle "Milli Piyango İdaresi ve üzerindekilerle ilgili PKK lılann yapmış olduğu 2004 yılında Beyazıt'ta yapmış olduğu bir şeyden bahsedildiği, adreslerinin olduğunu söylediği, yine Atilla'nın "ŞIRNAK'TAN TUT ŞEYİNDEN ÇIK, BİRŞEYLER VAR, YARIN BUGÜN BİRŞEYLER OLUR, ADRESLERİ BELLİ OLUR...

TURKUAZ İLE İLGİLİ ŞEYLER VAR.. BİRÇOK FAAL BİRİSİYLE TANIŞTIĞINI, AZERBEYCAN'DA KENDİSİ TAM BÖYLE TÜRKÇÜ BİR KADIN BU II O İLLE GEL DİYOR" şeklindeki konuşmalarında neyi anlattığı, kendisinin bu konuşmalardan ne anladığı sorulduğunda;

Atilla'nın hazırlık kaleminde görevli olduğu için mesai saatleri içerisinde etrafına rahatsızlık vermemek için kısık sesle konuşmuş olabileceğini, ancak yukarıda belirtilen konularla ilgili kendisinin Ondan hiçbir belge aldırmadığım ve kendisine de gelmediğini,

07/11/2007 tarihli saat 12:19-12:21 arasında Atilla AKSU ile yapılan görüşmedeki gönderdiği anlaşılan evrakların ve belgelerin içeriğinin ne olduğu sorulduğunda;

Sabah gazetesinde Ağustos ayında Muzaffer TEKİN ile ilgili uyuşturucu kaçakçısı ve Alman ajanı şeklinde haber yapan Sabah gazetesinin muhaberi TUTKUN ARBAŞ ve sorumlu yazı işleri müdürleri hakkında dava açtığını, bu davanın halen devam ettiğini, kendisine Atilla AKSU'nun hangi belgeyi gönderdiğini bilmediğini, böyle bir kararın bürosunda ve evinde ele geçirilmediğini, sözü edilen kararların gizlilik derecesi olmayan kesinleşmiş aleni olan, heryerde bulunabilecek içtihatlar olduğunu ve hiçbir yerde kullanmadığını belirttiği,

02.03.2001 tarihi İstanbul Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce, hakkında işlem yapılan ve tutuklanan, Tuncay GUNEY'den elde edilen "ERGENEKON Analiz Yeni Yapdanma Yönetim Ve Geliştirme Projesi" isimli doküman ile ilgili olarak sorulduğunda;

Kendisinin bu tür örgütlenmeyi ilk defa duyduğunu, bu bahsedilen örgütün siyasi bir yapılanma olmayıp mafya ve terör örgütü olduğunu, kendisinin hukukçu kişiliği, siyasi düşüncesinin böyle bir illegal örgüt içinde yer almasını mümkün kılmadığını, sözü edilen kişiyi tanımadığını, bu tür yapılanmalann içinde yer almadığını, üyesi olmadığını, bu tür örgütlerin maskaralık olduğuna inandığını, doküman içerisinde geçenlerin hiçbirini kabul etmediğini, kendisinin bu dokümanı hiç okumadığını, okunduğu haliyle kendisinin bu örgütün terör örgütü olduğunu düşündüğünü ve içinde yer almadığını, böyle bir yapılanmadan da haberinin olmadığını, ilk defa duyduğunu, kendisinin "DEVLETİN YENİDEN YAPILANMASI İÇİN ÖNERİLER MASTIR PLANI" çalışmasından dava sebebi ile haberdar olduğunu, fikren katılmasının mümkün olmadığını, ayrıca "LOBİ ÇOK GİZLİ ARALIK 1999" isimli belgeden de dava nedeniyle haberdar olduğunu, içeriğini tasvip etmediğini, ortada kendi Devletimiz varken bu tür oluşumları macera olarak değerlendirdiğini, kendisinin evinde ve bürosunda bunlarla ilgili hiçbir bilgi ve belge çıkmadığını,

"Birleşik Komün Girişim İstanbul 27 Haziran 2000 operasyon" isimli TUNCAY GUNEY'den elde edilen doküman ve içeriği ile ilgili olarak sorulduğunda;

Kendisinin Ali YASAK'ı tanımadığını, bu bilgiden ve belgelerden şimdi haberdar olduğunu, evveliyatı hakkında bilgisinin olmadığını, kişileri tanımadığını, belgeyi görmediğini,

TUNCAY GUNEY'den elde edilen "ULUSAL MEDYA 2001 İstanbul ARALIK" başlıklı doküman ve içeriği ile ilgili sorulduğunda;

Bu konuda birşey bilmediğini,

Kendisinin bu tür ulusal programdan ilk defa haberdar olduğunu, Ulusal Güç Birliğinin başına bir Türk kadın başkanın geçirilmesinden neyin kast edildiğini de bilmediğini,

Kendisinin Kuvvai Milliye Derneği ile hiçbir şekilde irtibat halinde olmadığını, derneğin Ankara'daki başkanmı da tanımadığını, hiçbir bilgisinin olmadığını, Kuvvai Milliye isminin de bu şekilde kullanılmaması gerektiği kanaatinde olduğunu belirttiği,

Şüphelinin Bahçeşehir 1 .Kısım Akasya 06 Villa 17 Büyükçekmece adresinde bulunan konutunda yapılan arama sırasında ele geçirilen .84 adet CD'nin incelenmesi

neticesinde elde edilen verilere göre (2) nolu CD'de ROJ TV 7.GUN programındaki oturum görüntülerinin tespit edilmiş olduğu sorulduğunda;

Bu CD'lerin Ankara'dan ismini hatırlayamadığı, yaşlı bir bayan öğretmen tarafından kendisine gönderildiğini, yaklaşık bir hafta veya on gün önce kurye ile geldiğini, bir kısmım izlediğini, o gönderen bayanın kendisine ROJ TV'nin İstanbul'dan yayın yaptığını, hatta bu yayını gerçekleştirenlerden Yeni Şafak gazetesinden KORAY DÜZGÖREN isimli yazarın bu programı İstanbul'dan canlı yayın olarak yaptığını söyleyerek kendisine telefonda "lütfen bu yayında suç unsuru var ise ROJ TV'nin istanbul'dan yayın yapması suç ise KORAY DÜZGÖREN hakkında şikayetçi olmam için kendisine yardımcı olur musun" dediğini, bu CD'nin 30 dakikalık bölümünü izlediğini, hakikaten KORAY DÜZGÖREN'in Türkiye'deki siyasi kürtçülük faaliyetleri ile ilgili PKK'nm ülke sorunlarına bakış açısı, Güneydoğu meselesi ve ülke sorunları hakkında bir program yapıldığını, kendisine suç duyurusunda bulunmasını söyleyeceğini, ancak gözaltına alınınca kendisini arayamadığmı,

(5) nolu CD içeriğinden "21/Nisan/2007 tarihli Türkiye'yi Türkler yönetmiyor, Devletin yeniden Türkleştirilmesi ve kurumların özlerine dönüşünün sağlanması ve küreselcilerin emrindeki yöneticilerin tavsiyesine gerek var" konulu CD hakkında sorulduğunda;

Türkiye'nin son dönemlerde ABD'nin ve AB'nin siyasi ve ekonomik egemenliği altına girdiğini, bu sürecin ülke açısından istikbalde ekonomik çöküntüyü getireceği gibi sömürgeleştirmeye yol açabileceği, siyasal açıdan da parçalanma sonucunu doğurabileceği, bu sebeple küreselci ekonomik ve siyasi politikalardan vazgeçerek kendi öz ve milli politikalarını uygulaması gerektiğini, küreselci politikaların etkisi altında kalan kurum yöneticilerinin de tamamen milli politikaları uygulamaya yönlendirilmesi gerektiğini kastettiğini, kaldı ki bu programın halka açık olup gösterildiğini, o tarihte en az 400 bin kişi tarafından seyredilmiş RTÜK'ün de denetimine tabi bir program olduğunu, bu konuda ne bağlı olduğu televizyona ne de program yapımcısı olarak şahsına dava açılmadığı gibi uyan da gelmediğini, beyanlarında kesinlikle bir suç unsuru olmadığım, tamamen Türkiye'nin istikbalinin en olumlu şekilde gelişmesi ve gelişimini sürdürmesi için dilek ve temennilerinden ibaret olduğunu,

Ev araması sırasında ele geçirilen 2006-EKİM 3 YAZILI KIRMIZI KLASÖR içerisindeki;

-(37) sayfalık Ece ŞAKACI, Sinem GÜNDOĞAN, Okay ÖZÇELİK isimli şahıslara ait ve üzerlerinde Jandarma amblemi bulunan Güvenlik Soruşturması Arşiv Formları fotokopisi ve adı geçen şahıslara Gambia Konsolosluğundan vize talebinde bulunduğuna dair yazı fotokopileri, CSAR Fikret EMEK, TUĞ-KAN İMAR Muzaffer ŞENOCAK, Türk Bayrağı resmi üzerinde Halil MERT Topçu Binbaşı isimlerinin bulunduğu dokümanlar.

-(28) Sayfalık "Mavi Yeşil A.Ş.nin faaliyetleri" ile ilgili bilgisayar çıktısı brifing.

-(1) sayfalık exell çıktısında UTAG Ana Sermaye adı altında Fikret EMEK, Hamza MUMCU, Muzaffer ŞENOCAK, Mustafa KARBEYAZ isimlerinin yer aldığı bilanço.

-(2) Sayfalık "Evrenin Kanayan Yarası Terör" başlıklı bilgisayar çıktısı doküman,

-(13) Sayfalık "AB Sürecinin En Uyumsuzluk Alanı Sosyal Haklar" başlıklı bilgisayar çıktısı dokümanda AB ile ilgili kitaplardan derlenen bilgilerin bulunduğu,

-(6) sayfalık jammer cihazı (frekans engelleyici) ile ilgili bilgisayar çıktısı doküman.

-(1) Sayfa Odak Güvenlik amblemi bulunan fotokopi.

-Komiser Erhan ÖNER yazan üst kısmında polis amblemi bulunan ve kartvizitten resmi çekildiği anlaşılan fotokopinin şüpheli Muzaffer TEKİN'den elde edilen (1) nolu CD'nin çıktıları ile aynı içerikte olduğunun tespit edildiği hatırlatılarak dosyadaki gizlilik ve kısıtlama karan da göz önüne alınarak bu tür gizli belgeleri ne şekilde elde ettiği ve başka bir yerde kullanıp kullanmadığı konusu sorulduğunda;

Şüpheli Muzaffer TEKİN, 14/06/2007 tarihinde tutuklandıktan kısa bir süre sonra

bürosuna Aydın YÜKSEK isimli bir kişinin geldiğini, kendisinin arama yapılan odada

oturduğunu, doğrudan odasına gelerek kendisine "beni hatırladınız mı tanıdınız mı?" dediğini,

kendisinin de "hayır tanıyamadım" dediğini, arkasından kendisinin Ümraniye operasyonu

davasında aranan Aydın YÜKSEK isimli kişi olduğunu, bu dava ile ilgilendiğinden ötürü

kendisinin de tanıdığı bir kişinin ismini verdiğini, bu sebeple doğrudan kendisine geldiğini,

Muzaffer TEKİN'in de evinde çıkan gizli olduğu iddia edilen CD'nin bir kopyasının da onun

elinde olduğunu söyleyerek elinde tuttuğu CD'yi masasının üzerine koyduğunu, devamla

Aydm'm; bu CD'de herhangi bir gizli belge olmadığım, kendisinin iş ortağı olan Muzaffer

ŞENOCAK ile ilgili bilgiler olduğunu bu bilgileri Muzaffer ŞENOCAK'tan derleyip bizzat

CD'ye kendisinin aktardığını ve Mete YALAZANGİL aracılığıyla Muzaffer ŞENOCAK'm

asker kimliği nedeniyle yardımcı olmak için Muzaffer TEKİN'e teslim ettiğini ve bu CD

sebebiyle de kendisinin arandığını bu konuda hukuki bir yardımda bulunup bulunamayacağını

sorduğunu" kendisinin ona CD'de ne olduğunu sorduğunu, kimlik bilgileri olduğunu ifade

ettiğini, birlikte beraber bilgisayara koyarak içindeki dokümanlara tek tek baktıklarını,

bakabildikleri dokümanlarda kendisinin gizlilik unsuru görmediğini, dokümanlarda "GİZLİ"

ibaresinin olmadığını ve aynca söz konusu dokümanlarda ürünlerin tanıtımı Muzaffer

ŞENOCAK hakkında kimlik bilgileri, şirket bilgileri, GAMBİYA ile ilgili fotoğraflar, bazı

komutanların bazı konularda isim zikretmeksizin görüşleri, Milli Güvenlik Kurulu kararlan,

gizli olmayan raporlar ve ülke meseleleri hakkında belgeler olduğunu gördüğünü, ancak

yukanda belirttiği gibi CD'yi getiren şahsın "bu CD'nin Muzaffer TEKİN 'e bırakılan CD'nin

bir kopyası" olduğunu ifade ettiğini, kendisinin de bunun üzerine ona CD'yi çıkartarak teslim

ettiğini ve söz konusu CD 'yi Emniyet Müdürlüğüne veya soruşturmayı yapan Cumhuriyet

Savcılığına teslim ederek kendisinin de teslim olmasını ifade ettiğini, kendisine bu konuda

tutuklanıp tutuklanmayacağını sorduğunu, Muzaffer TEKİN'in bu CD sebebiyle

tutuklandığını belirterek tutuklanma şansının yüksek olduğunu ifade ettiğini, Avukatı olup

olamayacağını sorduğunu, kendisinin Muzaffer TEKİN'in müdafii olduğunu bu sebeple bu

dosyada menfaat çatışması olma ihtimaline binaen müdafii olamayacağını ancak Avukat

bulamaması halinde Avukat tavsiye edebileceğini söylediğim, bunun üzerine onun bu akşam

teslim olacağını, Avukat bulamazsa yardım için kendisine döneceğini belirterek CD'yi alıp

büroyu terk ettiğini, Bilahare söz konusu CD'deki bilgiler bilgisayannda çıkmış olmakla

aradan 4 ay geçtikten sonra söz konusu CD'de yer alan bilgileri bir defa daha okuyarak birer

çıktılanm da yazdırarak ele geçirilen klasörü oluşturduğunu, söz konusu belgelerin gizli olup

olmadığı konusunda 05/10/2007 tarihi Genel Kurmay Başkanlığı'na ve Milli Güvenlik

Kurulu'na 6 sayfalık dilekçenin ekinde bu çıktılann bütün fotokopilerini ekleyerek 08/10/2007

tarihi Araş Kargo ile Milli Güvenlik Kuruluna ve Genel Kurmay Başkanlığı Adli

Müşavirliğine gönderdiğini, söz konusu dilekçeleri ve gönderi belgelerini ibraz ettiği,

Aynca gönderdiği yazılara Genel Kurmay Başkanlığından 16/10/2007 tarihi cevap gelerek söz konusu dosyanın ve gönderdiği dilekçenin K.K.K.'lığı Adli Müşavirliğine gönderildiğinin belirtildiği, daha sonra yine aynı dilekçesi ile ilgili olarak incelemenin tamamlandığı 14/Aralık/2007 tarih, 516846 sayılı yazı ile söz konusu belgeler hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına bilgi verilmiş olduğunu, istenen bilgilerin belirtilen makamdan temin edilmesinin uygun olacağı ve aynca dilekçesinde bu konuyla ilgili muazzaf subaylann bu olaya kanşıp kanşmadıklan bu konuda Genel Kurmay tarafından herhangi bir soruşturmanın açılıp açılmadığı konusundaki soruya da; bu konuyla alakalı TSK personeli hakkında Adli makamlara intikal eden herhangi bir soruşturma bulunmadığının belirtildiği, Bunun dışında Milli Güvenlik Kurulu sekreterliğine göndermiş bulunduğu aynı tarihli yazısına, 31/10/2007 tarihi cevap geldiğini, talep etmiş olduğu konularda yani söz konusu belgelerin Milli Güvenlik Kurulundan çıkan guh belge olup olmadığı, var ise bu konuda hangi belgenin gizli olduğu hususundaki sorusuna da kendi internet sitelerine koymuş

oldukları yazıyı ifade ettikleri, bu yazıda da "20/Haziran/2007 tarihli çeşitli basın ve yayın organlarında yayınlanan Milli Güvenlik Kurulu toplantı tutanaklarının ele geçirildiği haberleri gerçeği yansıtmamaktadır kamu oyuna saygı ile duyurulur" diye Basın Genel Sekreterlikçe yayınladıklarını ifade etmiş olduklarını, bu anlamda söz konusu belgelerin Milli Güvenlik Kurulu tarafından gizli olmadığı ortaya çıkmış bulunduğunu, öncelikle söz konusu dosyanın kendisine geliş şeklinin aynen bu anlattığı şekilde olduğunu, nitekim Aydm YÜKSEK'te Haziran ayında teslim olduktan sonra bu hususu aynen kendisinin ifade ettiği şekli ile anlatmış ifadesini de bu şekilde vermiş olduğunu, Aydm YUKSEK'in 2007/1536 Hazırlık sayılı dosyasına vermiş olduğu ifadenin aynen bu anlattıklarına ek olarak ilave edilmesini arz ve talep ettiğini, çünkü bu ifadenin kendisinin anlattıklarını açıkça teyid etmekte olduğunu, herşeyden önce kendisine getirilen CD'nin, dosyadaki CD'nin bir başka kopyası olduğunu, bu CD üzerinde kendisi tarafından hiçbir şekilde hiçbir değişiklik yapılmadığını, bu CD'nin yine hiçbir şekilde yasa dışında temin edilmediğini, tamamen davasını kendisine vermek isteyen dosya şüphelisi tarafından getirilmiş olduğunu ve bu belgelerin o CD'den çıkarılan belgeler olduğunu, yine dosyaya sunduğu dilekçe ve ekindeki Milli Güvenlik Kurulu ve Genel Kurmay Başkanlığı yazışmalarının da kendisinin bu söylediklerini aynen teyid etmekte olduğunu, söz konusu CD'den çıkan belgelerin kesinlikle kendisi tarafından bir başka yerde kullanılmadığını, başkalarına verilmediğini ve başka taraflara açıklanmadığını, Tamamen müvekkilinin müdafaası kapsamında herhangi bir çaba ve kanunsuz bir eylem olmaksızın gelen delil olarak değerlendirdiğini, dosyadaki gizlilik unsuruna da riayet edildiğini, hiçbir basın ve yayın organında çıkmadığını ve kimseye vermediğini, temininde gayri kanunilik olmadığını, doğrudan doğruya bir dosyanın müdafıisine gelen delilin yasalar çerçevesinde korunduğunu ve gizlilik kuralına da riayet edildiğini, belgelerin kaynakları olduğu iddia edilen Genel Kurmay Başkanlığı'na ve Milli Güvenlik Kurulu Sekreterliğine gönderilmiş olmasının gizlilik kuralını asla ihlal etmeyeceğini, çünkü belgelerin gerçek merciinin söz konusu kurumlar olduğunu, bu kurumlara gönderilmekle belgelerin ifşa edilmiş sayılamayacağını belirttiği,

Aydın YUKSEK'in kendisine CD'yi verdiğinde bir kopyasından bilgisayarına yükleyip yüklemediği sorulduğunda;

Kesinlikle kendisinin bilgisayarına veya başka bir CD flash bellek gibi depolama aygıtına Aydm YUKSEK'in getirdiği CD'nin bir suretini kopyalamadığını, Avukatlık bürosnda sekreterlik yapan RECEP AKKUŞ'un sadece CD'yi açtığını içeriğine baktıklarını, herhangi bir sakınca görmediklerini ve kapattıklarım, tarihim tam olarak hatırlayamadığı bir süre sonra bilgisayardan çıktısını alarak klasör haline getirdiğini ve bahsettiği kurumlarla yazışma yaptığını, bu konuyla ilgili başka bir CD hazırlamadığını ve hiçbir değişiklik yapmadıklarını belirttiği,

Şüpheli Aydm YUKSEK'in Klasör-4 Dizi-451-455'te bulunan ifadesi kendisine okunup, orada "söz konusu CD'yi bürodan bilgisayara takıp-açıp bakıldığı konusunda bir beyanının bulunmadığı", aksine Aydm YUKSEK'in evinde bulunan diğer CD'yi ve Muzaffer ŞENOCAK ile ilgili irtibatı olan evrakları alarak Savcılığa gittiğini beyan ettiği hatırlatılarak sorulduğunda;

Kendisinin söylediklerinin doğru olduğunu, Muzaffer TEKİN'den elde edilen CD'nin ayrı bir kopyasını Aydın'ın getirerer kendisinin bilgisayarında açtıklarım, onun o konuyu atlamış olabileceğini, büroda CD'nin içeriğine birlikte bakıp incelediklerini, Onun "CD'nin içerisinde ne olduğunu bilmiyorum" demesinin belki ilk etapta Mete YALAZANGİL'e verirken içeriğini bilmediğini ifade etmek istemiş olduğunu, ayrıca belirtmek istediği bir hususun daha olduğunu belirterek,

Devamla, öncelikle bu belgelerin Muzaffer TEKİN davasında delil niteliğinde olduklarını, Muzaffer'in müdafiisi olduğunu, müd'afiiliğinin gerek arama sırasında gerek ifade sırasında da devam etmekte olduğunu, Terörle Mücadele Yasasının 10. maddesinin e

bendinde belirtildiği şekilde el konulmasının usule uygun olmadığını, gelen delile bir Avukatın ne şekilde ulaştığını açıklama zorunluluğunun bulunmadığını, müdafii olarak dava ile ilgili kendisine ulaşan delile bakmama veya almama durumunun olamıyacağmı, aksi halde görevi suistimalinin ortaya çıkacağını, ancak delil açığa çıkarsa gizlilik unsurunun ihlal edilmiş olacağını ki burada açığa çıkarılmamakla gizlilik unsurunun da ihlal edilmediğini, belgelerin tamamen müvekkilinin müdafası kapsamında Milli Güvenlik Kurulu ve Genel Kurmay Başkanlığına gönderildiğini, TCK'nun 281 ve 285. maddelerinin ihlalinin de söz konusu olmadığını, Anayasanın 36. maddesinde belirtilen savunma hakkının kullanıldığını, kaldı ki söz konusu belgeler Avukatlık yasasının 36. maddesi kapsamında sır saklama görevi içerisine gireceğini, Avukatların kendilerine tevdii edilen veya gerek Avukatlık görevi gerekse barolar nezdindeki görevleri nedeniyle öğrendiği hususları açığa çıkartmalarının da yasak olduğunu, bu yasağın ortadan kaldırılmasının savunma dokunulmazlığını tamamen ihlal edeceğini ve meslek sırrı kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini belirttiği,

Ev araması sırasında ele geçirilen Diyarbakır İl Seçim Kuruluna başlıklı bilgisayar çıktısı A4 kağıt arkasında HASAN ALP ZEREK ile başlayan Hüseyin FATİH ŞAHİNLER ile biten ve birçok isim soyisim karşısında telefon numaralan bulunan belgenin neye ilişkin olduğu sorulduğunda,

Burada ismi bulunan şahıslann bayram, kandil ve yılbaşında kendisine mesaj çeken kişilerin isimleri ve cep telefonlanna ilişkin olduğunu, o belgede "V.T. , EM" gibi yazılı kişilerin kime ait olduğunu bilemediğini, muhtemelen meslektaşı veya arkadaşı olduğunu,

Ev araması sırasında ele geçirilen "M.Ali KARDEŞİM" şeklinde biten belge ile ilgili olarak sorulduğunda;

Samsun'dan Mehmet Ali isminde, şuanda soyadını hatırlamadığı, kadrosuz gayri resmi olarak imamlık yapan, eski bir mahalle muhtannm, EMRE adındaki oğlunun Yıldız Üniversitesi 4. Sınıfta okumakta olduğunu ve onun ailevi sıkmtılan olduğundan aylık 100 YTL burs verdiğini, 3 yıldır bu çocuğa burs verdiğini, bu şahısla ilk tanışmasının onun kendisini aramasıyla olduğunu, televizyondan görüp, çocuğunun üniversiteyi kazandığını, imkanı olmadığını yardımcı olmasını istediğini, vakıflardan burs ayarlayabilirmisin dediğini, kendisinin zor olduğunu söylediğini ve, kendisinin ona yardım ettiğini, EMRE'nin büroya gelip 100 YTL bursunu aldığını, kartının kendisinde olduğunu dosyaya sunabiliceğini,

Ev araması sırasında ele geçirilen ANİS TOUR başlıklı rezervasyon formundaki belirtilen olay sorulduğunda;

01-08 Ağustos tarihleri arasındaki yat turuna ilişkin olduğunu, ismi geçenlerin kendisi, eşi, SABİR (Azerbeycanda parti başkanı ve milletvekilidir), TENZİLE, CEMİL, AYDA RUSTEMHANLI (Azerbeycanlı dostlan olduğunu), CANDAN ERENEROL ve SELÇUK ERENEROL'un da aile dostlan olduklarını,

ERENEROL soyisimli şahıslann Sevgi hanımla yakmlıklan olup olmadığı sorulduğunda;

CANDAN HANIM'm Sevgi hanımın kardeşi, SELÇUK'un da yeğeni olduğunu, bu yat gezisinin parasını herkesin kendi cebinden karşıladığını, 1.000 YTL kaporayı kendisinin verdiğini, sonra 400 YTL daha verdiğini ve herkesin üzerine düşeni kendisine ödediğini,

Ev araması sırasında ele geçirilen diğer el yazması olarak bulunan yazılann kendisinin katıldığını televizyon programlanndaki o anki konuşmalanna ilişkin olduğunu,

2007 yılı Şubat ayında Vatan gazetesinden ismini o anda hatırlayamadığı Emniyet Muhabirinin kendisine gelerek "Emniyet kaynaklanndan edindiği bilgiye göre, TİKKO' nun kendisini Hrant'm karşılığı olarak öldüreceklerini tespit ettiklerini, Valilikten koruma talep et dediklerini, kendisinin yazdığı dilekçede koruma istemediğini ancak gereken önlemlerin alınmasını istediğini, ancak Valiliğin kendisine bir personel ile koruma tahsis ettiğini, bunun üzerine kendisinin de istemediğini belirterek korumayı red ettiğini.



Ayrıca 15/03/2007 tarihli İstanbul Valiliği İl Emniyet Müdürlüğünün yazısında belirtilen 19/02/2007 tarihi Muammer KOCADALLI isimli şahsın E-5 üst geçit köprüsü altında iki şahıs tarafından araca bindirilerek "bizim seninle işimiz yok , bizim işimiz Veli KÜÇÜK Paşa ve Kemal KERİNÇSİZ ile ilgilidir, onlara söyle akıllı olsunla"r dedikleri yönündeki ihbarla ilgili olarak sorulduğunda;

Muammer KOCADALLI'nm kendisinin müvekkili olan ADEM KOCADALLI'nm kardeşi olduğunu, biraz rahatsız olduğunu, tahminine göre de bu olayı kurgulamış olabileceğini, kafasında hayaller kuran biri olduğunu o nedenle ciddiye almadığını, bu şahsın Veli Paşayı da tanıdığı için ikisinin ismini andığını,

Ev araması sırasında ele geçirilen; 15/Şubat/2007 İstanbul Atatürkçüler başlığı bulunan ve gazete kupürleri kesilerek daktilo ile altlarında yorumlar yapılan 6 sayfadan ibaret yazılar okunup sorulduğunda;

Bunları İstanbul Üsküdar'da ismini ve açık kimliğini bilmediği bir şahsın hazırlayıp her ay kendisine faksla gönderdiğini, başkalanna da gönderdiğini düşündüğünü, kendisinin 301 davalarına ve kamuoyunda ses getiren birçok davaya katıldığı için birçok kişi tarafından tanınıp ve bilindiğini, özellikle Yeni Çağ televizyonundaki programlarım nedeniyle tanındığını,

Ev araması sırasında ele geçirilen; "BATININ SOYKIRIMI" isimli çalışma sorulduğunda;

Bu çalışmayı İhsan TEKOĞLU'nun hazırlayıp kendisine göndermiş olduğunu, kendisi ile birebir görüşmesinin olmadığını,

Ev araması sırasında ele geçirilen; diğer belgelerin birçoğunun televizyon programlarında yaptığı konuşmalara ilişkin olduğunu, orada bulunan "AB Türkiye'yi bir iç savaşa götürüyor, bunu asker söylüyor, sonra AB'ye girmelidir diyor, bu tezattır, Türkiye'nin AB dışında demokratikleşmeye ihtiyacı vardır, etnik merkezli demokratikleşme değil, yurttaşlık merkezinde olmalıdır, daha etkin bir orduya ihtiyacımız var, BUGÜN SİVİL SİYASETÇİYE BIRAKTIĞIMIZDA ÜLKENİN BÖLÜNMESİNİ GETİRİRSİNİZ, AB'NİN BİRÇOK ÜLKESİNDE ORDUYA İHTİYAÇ YOKTUR..." şeklindeki yazı sorulduğunda;

Bu görüşlerin kendisine ait olan görüşler olmadığını, tartışma sırasında not olarak almış daha sonra yazıya dökmüş olduğunu,

Ev araması sırasında ele geçirilen;"3 profesör" başlıklı "saygılarımla Muammer KARABULUT' yazılı bilgisayar çıktısı ile ilgili olarak sorulduğunda;

Yazıyı nerden elde ettiğini bilmediğini, Muammer KARABULUT' un Antalya'da ikamet ettiğini, yaklaşık 2 yıldır kendisini tanıdığını,

www.acikistihbarat.com sitesinden alman 13/10/2006 tarihli yazılan yukanda da belirtiği gibi Behiç GÜRCİHAN tarafından hazırlanan internet sitesinden indirmiş olabileceğini,

Ev araması sırasında ele geçirilen; "Dinin ötesinde anket" başlıklı 6 adet değişik isimler tarafından doldurulmuş anketle ilgili olarak sorulduğunda;

Yaklaşık 2 yıl kadar önce Silivri bölgesinde Protestan mensubundan hücre gruplan belirdiğini ve burada vatandaşlan fişlemeye başladıklannı, 6.000' e yakın Müslüman Türk'ün fişlendiğini ve bu fişlerde kişilerin aile yaşantıları, dini inançlan, politik ve cinsel tercihleri gibi özel bilgilerin not alınmış olduğunu, bu gruplann aynca Silivri' de ilköğretim ve lise çocuklan üzerinde etkin bir şekilde çalışarak bunlan hristiyanlaştırma gayretlerine girmiş olduklannı, Çocuklan okullardan alıp Taksimdeki Protestan kilisesine götürmekte, vaftiz ettirmekte, para ve lüks hayat karşılığında İslam dininden soğutmakta, küçük kızlarla bu çocuklan cinsel ilişkiye sokarak tamamen ele geçirme çahşmalan yaptıklanm, bunun üzerine bölge jandarması gerek Silivri'deki merkezlerine gerekse Taksim'deki merkezlerine baskınlar yapmış ve bu konuda birçok delil ve belge ele geçirerek savcılığa intikal ettirmiş, Silivri

C.Başsavcüığınca Silivri Asliye Ceza Mahkemesinde "dini değerlere hakaret, Türklüğe hakaret ve kişisel bilgilerin hukuk dışı stoklanması" konusunda davalar açılmış olduğunu, bu davalara kendisi ve diğer arkadaşlarının, çocukların ailelerinin vekilleri olarak katıldıklarını, davanın halen derdest olduğunu, kendisine gösterilen belgelerin Jandarma tarafından ele geçirilen belgeler olduğunu, kendisinin dava dosyasında bulunan delillerden olduğunu,

Yunanistan'a Ruhban okulunu açtırmak ekümenikliğini kabul ettirmek isteyen Patrikhanenin Yunanistan'a gönderilmesi konusunda sivil toplum kuruluşları olarak Türk Ortadoks Patrikhanesi, Aydınlar Ocağı, Türk Dünyası Vakfı, Büyük Hukukçular Birliği Derneği gibi birçok yüzün üzerinde sivil toplum kuruluşu tarafından yaklaşık 2,5 yıl önce 2005 yılında imza kampanyası yapıldığını, Türkiye'de 3 milyon imza toplandığım ve bunları Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlığa kamyonla gönderdiklerini ve daha sonra da Danıştay'da hukukçular birliği olarak kendilerinin Patrikhanenin Yunanistan'a gönderilmesi konusunda dava açtıklarını, halen davanın derdest olduğunu,

"HOCALI KATLİAMI" başlıklı yazıdaki Tenzile RÜSTEMHANLI'nm kendisinin aile dostu ve Azeri Kadınlar Birliği Genel Başkanı olduğunu, 25 Şubat 2006 tarihi bir konferans düzenlendiğini bunun onunla ilgili bir davetiyedir, kendisinin bu toplantıya katılmadığını, çünkü Türk solunu tasvip etmediğini,

"Milli Güç Birliğinden Duyurular" başlıklı dört köşesinde Türk bayrağı bulunan doküman sorulduğunda;

28 Ekim 2005 tarihi Patrikhanenin önünde yapılan imza kampanyasına ilişkin izin alınmış yasal bir basın açıklaması olduğunu,

Ev araması sırasında Doğubey AKINCI tarafından Araş kargo ile şüpheliye gönderilmiş olan, henüz açılmamış iken Baro temsilcisi ile birlikte açılarak İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi Hakimliğinin kararı ile incelenmesine izin verilen, Doğubey AKINCI tarafından yazılmış "muhterem üstadım" şeklinde başlayan ve kendisinin önceden Genel Kurmay Başkanlığına bağlı Askeri Haber Alma asli kadroda çalışan bir istihbarat görevlisi olduğunu v.s. anlatan ve "saygılarımla Doğubey AKINCI" diye biten yazının 3. sayfasında "değerli üstadım ben hukuki tüm dava dilekçelerini yazabiliyorum, tez yazıyorum, ama bunlar için ne bilgisayarım var ne de yazıcım, ne de diğer araç ve gereçlerim, istediğim malzemeler ve bir miktar param olsa hem geçimimi sağlarım hem de istihbarat alanında Devlete çok önemli hizmetlerim geçer...ayda bir asgari ücret kazanabilirim, hem de İSTİHBARAT TOPLARIM, GÖRÜNTÜ ALIRIM, SES KAYDI YAPARIM, GÜN HİZMET GÜNÜ benim ihtiyaçlarımın hepsi 4.000 YTL'yi geçmiyor, SİZİN ÇEVRENİZ GENİŞTİR, istediğim malzemeler elime geçse 1.500 YTL nakdi sermayem olsa kimseye

bağlı olmadan yaşarım " şeklinde talepleri bulunan şahısla nereden, ne şekilde tanıştığı

kendisine niye böyle bir talepte bulunduğu, 4 sayfa el yazısı yazı ile ilgili olarak sorulduğunda;

Bu kişinin kendisini bu kargoyu göndermeden 3-4 gün kadar önce telefonla birkaç defa aradığını, Başbakan aleyhine açmış olduğu 3 kuruşluk davadan ötürü kendisini tebrik ettiğini, onun mağdur edildiğini, kurt kökenli vatandaş olmasına rağmen asla terörü tasvip etmediğini, devletinin yanında olduğunu, açtığı davalarda kamu görevlilerinin ona yardım etmediklerini, idare mahkemelerinde davasının olduğunu, ona yardım edip edemeyeceğini sorduğunu, kendisinin de dava dosyasının bir fotokopisini gönderdiği takdirde okuyup görüşünü ona belirtebileceğim, bu noktada kendisinin ona ancak bu şekilde yardımının olabileceğini söylediğini, aradan kısa bir süre geçtikten sonra söz konusu dosya ve içindeki evrakların kurye ile kendisine geldiğini, evinde arama yapıldığı sabahın önceki akşamında söz konusu dosyayı incelemek için eve götürdüğünü, masanın üzerine açmadan kargo poşeti ile bıraktığını, ancak o gün Yargıtay'ın Orhan PAMUK davası, ile ilgili bozma karan vermesi ve o kararın ülke gündemi açısından daha önem arz-ettiğinden gece saat 02:00' ye kadar Yargıtay karan üzerinde çalıştığını ve bu konuda bâşin metni"ye,çalışmasını hazırladığını,








t



zamanı yetmediğinden o dosyayı açıp inceleyemediğini, sabahleyin de arama sırasında dosyanın masa üzerinde bulunup Cumhuriyet savcısı ve baro temsilcisi tarafından kamera önünde açıldığını, o bakımdan dosyanın içerisindeki muhteviyatı bilmesinin mümkün olmadığını, kişinin yazmış olduğu mektubu ve içeriğini de yine aynı şekilde bilmesinin mümkün olmadığını, ayrıca telefonda kendisine herhangi bir para yardımından bahsetmediğini zaten böyle bir yardımı da karşılayacak durumda olmadığını,

Profesör Doktor Gürhan ÇAĞLAYAN tarafından "Sayın bay KEMAL KERİNÇSİZ Büyük Hukukçular Birliği Derneğine" hitaplı yazılmış 4 sayfadan ibaret yerli malı kullanma konulu yazı ile ilgili sorulduğunda;

Söz konusu kişinin kendisini aradığını, hatta bu yazıyı dernekte gündemlerine aldıklarını, bu mektubu okuduklarını, ama onun söylediklerini yapamadıklarını ve kendisine de dönemediğini,

A4 kağıda kendi el yazısı ile yazmış olduğu "K.ÇEKMECE Be.. Ö..., Fen işlerinde şefMuşlu Bölücü akrabaları ile örgütlü çalışıyor" yazısı ile ilgili olarak sorulduğunda;

Yaklaşık 1 yıl kadar önce bir erkek şahsın büroda iken kendisini arayarak bu bilgileri kendisine verdiğini, kendisine BAŞKANIM diye hitap ettiğini, çünkü kendisinin önceki yıllarda MHP'den Belediye Başkan adayı olduğunu bildiği için böyle hitap etmiş olduğunu, bu bilgileri kendisine verdikten sonra not ettiğini ancak herhangi bir adli merciye bildirmediğini, kendisine "dilekçe yaz Emniyet'e ver veya gel büromda yazalım verirsin" dediğini konuşmadan sonra şahsın gelmediğini,

Dahil olduğu dernek, sendika, siyasi parti veya legal hiçbir oluşum bulunup bulunmadığı sorulduğunda;

Herhangi bir siyasi partiye üye olmadığını, 2004 yılı yerel seçimlerinde Küçükçekmece MHP Belediye Başkanı Adayı olduğunu, il ve ilçe yönetim kurulunda görev aldığını, 2006 yılı Mayıs veya Haziran aylarında partiden istifa ettiğini, şuanda hiçbir parti ile bağlantısının olmadığını, Büyük Hukukçular Birliği ve Büyük Güç Birliği Derneği ve Ayasofya Derneğinde üyeliğinin olduğunu, Büyük Güç Birliği Derneğinin tüzüğü ile ilgili İstanbul İl Valiliğinin talebi üzerine Fatih Cumhuriyet Başsavcılığınca Tüzüğün 4. maddesinin devletin görevleri arasında sayıldığı belirtilerek derneğin feshi davası açıldığını, ancak Fatih 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 20/07/2007 tarih, 2007/67 Esas ve 2007/307 karar sayılı ilamı ile fesih davasının reddine karar verildiğini ve temyiz edilmeksizin bu karann kesinleştiğini, bunun yanısıra 11. Türk Dünyası Kurultayına Büyük Hukukçular Birliği Başkanı olarak katıldığını, orada Ermeni meselesinin uluslararası hukukta tartışılması konusunda tebliğ sunduğunu, bunun dışında Edirneli olması nedeniyle Edirne ve yöresindeki mahalli derneklere de üyeliğinin mevcut olduğunu ancak aktif bir üyeliğinin bulunmadığını, 3001 nolu tape okunup sorulduğunda;

Şüpheli Sevgi ERENEROL ile yaptığı görüşmeye ilişkin olduğunu, görüşmede bahsedilen dosyanın Bulgar Ortadoks kilisesi eski yönetim kurulu üyesi BUJİDAR ÇİPOF tarafından "ekümeniklik vardır ve Türk Devleti bunu kabul etmek zorundadır" açıklamasına binaen Patrikhane aleyhine yapılan şikayet dosyası olduğunu,

27/Ağustos/2007 tarihli görüşmenin Ümraniye dosyası hakkında yapılmış bir görüşme olduğunu, hukuka aykırı bir görüşme olmadığını, Sevgi ERENEROL'un kendisinin aile dostu olması nedeniyle sık sık görüştüklerini, 3005 sayılı tape okunup sorulduğunda;

Görüşmede belirtilen kitabın "MUSANIN ÇOCUKLARI" isimli kitap olduğunu, yazarının şüpheli Ergün POYRAZ olduğunu, Abdullah GÜL'ün Ankara Asliye Hukuk Mahkemesine toplatılması konusunda başvurmuş olduğunu ancak talebinin reddedilmiş olduğunu, konuşmada geçen Emin HOCA'nın şüpheli EmmGÜRSES olduğunu, 3007 sayılı tape okunup sorulduğunda; '* -^'" >,

1806

Şüpheli Sevgi ERENEROL ile yaptığı görüşmedeki dosyanın patrikhanenin kapatılması ile ilgili olan dosya olduğunu, orada bahsedilen "dökümlerin tahlilleri mastır planm tahlilleri" ibarelerinin Ümraniye davasının içinde bulunan deliller ile ilgili olduğunu, söz konusu delillerden mastır çalışması Kuddisi OKKIR'm hazırlamış olduğu parti programına benzer bir çalışma olduğunu, şüphelilerin ifadelerinde çok ayrıntılı olarak yazılmış olduğunu, dosyadaki mevcut bütün deliller üzerinde Avukat Engin Bey ile bir paylaşıma girerek delillerin teknik hukuk tahlilini yapmak suretiyle dava açılmadan ön hazırlıklarını bitirerek iddianame sonrasında tutukluluğun mahkemeden kaldırılması için hazır hale gelmelerine yarayan çalışmalar olduğunu, bu beyanlarında hiçbir hukuka aykırılık olmadığını, sadece meslektaşıyla yapmış olduğu müdafaanın paylaşımı olduğunu, orada KOMUTAN olarak geçen kişinin emekli yüzbaşı Muzaffer TEKİN olduğunu, genelde askerlere KOMUTAN diye hitap edildiğini, başka bir anlamının olmadığını, Hüseyin isminde bahsedilen şahsın Avukat Hüseyin BUZOĞLU olduğunu, Ergün POYRAZ'm ikinci Avukatı olduğunu, aynı zamanda Ankara'dan samimi dostu olduğunu, Ergün'ün fikir sanat eserlerinden doğan davalarına onun girmiş olduğunu, kendisinin de söz konusu Avukatın canla başla çalıştığını ifade ettiğini,

Genel Kurmay ve Milli Güvenlik Kurulu ile alakalı bahsettiği yazılardaki gizlilik olup olmadığına ilişkin yazışmalardan bahsettiklerini, TOLGA ismindeki şahsın MHP il başkanı olduğunu, daha sonra genel merkez tarafından görevden alındığını, Yeni Çağ televizyonunda yaptığı program ile ilgili konuk olarak kimi çıkaracağı konusunda Sevgi hanımla yaptığı fikir teatisinden ibaret olduğunu,

Mustafa ERKAL hocanın Aydınlar Ocağı Başkanı olduğunu, konusunda yetkin bir insan olması nedeniyle onu programa çıkartma konusunda konuştuklarını,

3008 sayılı tape okunup "300 milyon lira para toplanma konusu" sorulduğunda;

Küçükçekmece'de Muzaffer TEKİN'i seven genç arkadaşlarının 10' ar 20' şer YTL'yi toplayıp komutanın zor durumda olmasına binaen kendisine verdiklerini, kendisinin de Ona takdim ettiğini, onun da sevindiğini, konuşmasında geçen Ülker hanımın Ay Yıldız Platformu Genel Başkanlığını yapan Ülker DURUKAN olduğunu, kendisi aynı zamanda Çevre Dostları Derneği başkanlığını yaptığını, Bakırköy Belediyesinde İdari Meclis üyeliği yapmış olduğunu, bu platformun resmi bir platform olduğunu ve yaklaşık 250'ye yakın derneğin toplandığı bir platform olup bu platforma kendilerinin de üye olduklarını,

3014 sayılı tape okunup sorulduğunda;

Konuşmada bahsedilen konunun DAĞLICA katliamı ile ilgili olduğunu, kendisinin o eylemi PKK' mn tek başına yaptığına inanmadığını, PKK görüntülü AMERİKAN saldırısı olduğunu, televizyon programlan ile ilgili yapılması gerekenleri konuştukları bir görüşme olduğunu, bir de DAĞLICA' dan sonra infial oluşmasın diye ifadelerinin olduğunu,

3015 sayılı tape okunup sorulduğunda;

Paşa dediği şahsın Sevgi hanımın Ortadoks Patriği olan erkek kardeşi olduğunu, yorumlarının günlük siyasi yorumlar olduğunu, kendisinin orada "al birine vur öbürüne" şeklinde bahsettiğinin siyasi yorumdan ibaret olduğunu, bahsedilen davanın da Hrant DİNK ile ilgili Veli KÜÇÜK, Muammer Güler, Abdulkadir AKSU ve Cemil ÇİÇEK hakkındaki dava dosyası ile ilgili görüşme olduğunu, oradaki bilgiden kasdm dosyanın buraya gönderilmesinin başkaları tarafından duyulmaması olduğunu, görüşmede geçen "Büyük Mitinglerin Yapılmasından" kastının terör sona ersin ve Devlet gerekli olan önlemleri alsın, artık şehit cenazeleri gelmesin, kan akmasın için olduğunu, Orhan ÇALIŞLAR'm tertip ettiğini, mitinglerin milletin gözünü boyamak için barış ve demokrasi adı altında siyasi kürtçü faaliyetleri içinde olduğunu, daha doğrusu millete anlatarak aydınlatmak bilgilendirmek anlamında, bahsedilen mitingin DAĞLICA katliamından* kısa bir süre sonra Ankara da yapıldığını, ancak bu mitingte PKK'nm bölücü başının "fotoğraflarının açıldığını, terör örgütünün propagandasına dönüştürüldüğünü, kendisinin - DOĞU SİLAHÇIOĞLU'nu

tanımadığını, Muzaffer Beyin arkadaşı olduğunu, Alevi-Sünni çatışmasının bir fayda getirmeyeceğini ve Alevilerle Sünnilerin barış içinde yaşamaları gerektiğini, bunun toplumun huzuru için şart olduğunu söylemiş olduğunu,

Kendisinin İşçi Partisinin politikalarım beğenmediğini, tapede geçen TALAT Paşa KOMİTESİ'nin İşçi partisinin bir organizasyonu olduğunu, İşçi partisinin fikirlerini beğenmediğinden böyle bir organizasyonda yer almadığını, kendilerinin tertip ettikleri etkinliklerinde; sadece 2005 yılında patrikhanenin Yunanistan'a taşınması konusundaki basın açıklamasına İşçi Partisi üyelerinin geldiğini, buna da gönlünün razı olmadığını ama onların katıldılanm, ondan sonra hiçbir etkinlikte birlikte hareket etmediklerini, Ülker hanımın başkanlığını yaptığı Ay Yıldız Platformunun düzenlediği "RICE 'in gelişini protesto etmek" amacıyla düzenlendiğini, Irak'ta yüzlerce insan ölürken rahatsız olduklarını,

3020 sayılı tape okunup sorulduğunda;

Konuşmada ismi geçen Ramazan KIRKIK'm emekli tarih öğretmeni ve Aydınlar Ocağı üyesi olduğunu, protesto için siyah çelenk koyma eyleminin bekledikleri kadar kalabalık olmadığından dolayı kendisi ile yaptıkları konuşma olduğunu, katılımın az olmasının nedeninin ABD konsolosluğunun uzak olması ve platformun çok parasının olmaması olduğunu, Ülker DURUKAN ile Ülker SALMAN'in aynı kişi olduğunu, boşandığı için kızlık soyadı olan SALMAN'ı kullandığını, aynı siyah çelenk koyma eylemini İsrail başkonsolosluğuna da yapmayı düşündüklerini, ama yapmadıklanm, görüşmede geçen Ozcan PEHLİVANOGLU' nun Rumeli ve Balkan Türkleri Federasyon başkanı olduğunu, onun da Ay Yıldız Birliği Platformu üyesi olduğunu,

3022 sayılı tape okunup sorulduğunda;

Bu görüşmeyi Cumhuriyet gazetesi muhabiri ile yaptığını, orada Hrant DINK cinayeti ile ilgili olayın anlatılmış olduğunu, açık bir şekilde Hrant DİNK cinayetinin Türk insanı tarafından yapılmadığını, faillerin her tarafta bulunan ve kolaylıkla milli hisleri uyandırılarak motive edilip eline silah verilip harekete geçirilecek kişi olduğunu ve bunun arkasında ajan örgütler bulunduğunu ifade etmiş olduğunu, bunların tamamen şahsi kanaatleri olduğunu, herhangi bir özel bilgi ve delile dayanmamakta olduğunu,

3023 sayılı tape okunup sorulduğunda;

Bu görüşmeyi şüpheli Sevgi ERENEROL ile yaptığını, görüşmede geçen 70 yaşında olan kişilerden araştırmacı yazar Erol BİLBİLİK' i kastettiğini, Yeni Çağ T.V'deki programına konuk olduğunu bu görüşmenin onunla ilgili olduğunu, orada Sevgi hanımın '»YÜZ YÜZE GÖRÜŞELİM" dediği konunun Hrant DİNK soruşturması ile ilgili olduğunu, CFR'ler BİLDERBERG derneğinin dünyanın en zengin örgüt lideri olduğunu, Rahmi KOÇ'un BİLDERBERG üyesi olduğunun bilindiğini, Ayvalık Alibey Cunda Adası'nda, Rum Ortadoks Patrikhanesi tarafından bu kütüphane açılmak istendiğini, ancak mübadele anlaşmasına göre söz konusu yerin açılması mümkün olmadığından hazine tarafından önce RAHMİ KOÇ'a verildiğini, RAHMİ KOÇ'un da danışıklı dövüşüklü olarak burayı kütüphane olarak patrikhaneye tasarrufta bulunduğunu, böylece Türkiye'de ilk papaz yetiştiren okulun kütüphane adı altmda patrikhanenin eline geçmiş olduğunu, telefonda bu konudan bahsettiklerini,

Görüşme içinde geçen "PKK dağda değil bu Devletin içinde" sözü ile ilgili olarak sorulduğunda;

Buradaki kastının PKK' nm meclisteki temsilcileri ve Türkiye'nin ekonomi ve siyasetine sahiplenme gayretinde bulunan ve güç kazanan siyasi kürtçülerin etkinliğini artırarak milli politikaları engellemeleri ve hali hazırda Suriye'de bulunan PKK' nm istihbarat arşivini Türkiye'ye getirilmesini engellemelerini kastettiğini, Devletten kastının doğrudan doğruya Devlete etki etmeye yönelmiş DTP' li milletvekiller ile bunlara bağlı ekonomik ve siyasi güç kazanan siyasi kürtçü çevreler olduğunu:




Dostları ilə paylaş:
1   ...   13   14   15   16   17   18   19   20   ...   36


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə