Gizli başlıklı belgelerin Fikret BİLA'nm kitabında yayınlandığını

Sizin üçün oyun:

Google Play'də əldə edin


Yüklə 3.13 Mb.
səhifə18/36
tarix30.12.2018
ölçüsü3.13 Mb.
1   ...   14   15   16   17   18   19   20   21   ...   36

Q< l/h* ->;

3025 sayılı tapede Murat ÖZKAN' la yapılan görüşmede "Ali YIGIT in yeniden ifade vermesi konusunda BOŞVERİLMEMESİ" şeklindeki beyanları okunup sorulduğunda;



Şüpheli Ali YİĞİT' in cezaevinden tahliye olduktan sonra derhal aynı günde veya birgün sonra önce Murat ÖZKAN'ı Müge TEKİN'i ve Muzaffer TEKİN'in kardeşi RIZA TEKİN'i arayarak kendisinin hatalı yazılan ve gerçekte beyan etmediği ifadeleri yüzünden Muzaffer TEKİN' in ve Mahmut ÖZTÜRK' ün cezaevinde yattığını ve bundan vicdanen rahatsız olduğunu ifade ederek telefonla aramış olduğunu, bunun üzerine yukarıda ismi geçen 3 kişinin Muzaffer TEKİN'in Avukatları olarak kendisine ve Avukat ENGİN BEYE bu konuyu anlattıklannı, Ali YİĞİT' in cezaevinde kaldığından dolayı yıprandığını, Trabzon' da ailesinin yanma giderek biraz dinleneceğini daha sonra İstanbul' a gelip bu konuda gerekirse yeniden ifade verebileceğini, yine yukarıdaki 3 kişiye beyan etmiş olduğunu, aradan bir süre geçtikten sonra Murat ÖZKAN kendisine telefon açarak Ali YİĞİT'in Trabzon'dan geldiğini kendileri ile görüşmek istediğini söylemiş olduğunu, kendisinin de Murat ÖZKAN'a böyle bir görüşmenin yapılabileceğini görüşme yeri konusunda da tamamen Ali YİĞİT' in söylediği yere gidebileceklerini belirttiklerini, bir müddet sonra Murat ÖZKAN' m söz konusu toplantının yerini Ümraniye'de bir balıkçı dükkanı olarak verdiklerini, bu adresi Avukat ENGİN BEY'le Avukat SEÇKİN BEY'e de bildirdiğini, bu sebeple oraya gelmesini istediğini, kendisinin de söylenen saatte kendi vasıtasıyla söz konusu balıkçı dükkanına gittiğini, toplantıya en az 10-12 kişinin katıldığını, Ali YİĞİT'in abisi dahil akrabaları ile birlikte kalabalık bir şekilde geldiklerini, toplantıda Muzaffer TEKİN vekili olarak kendisinin ve Avukat ENGİN'in, Mahmut ÖZTÜRK'ün vekili Avukat SEÇKİN ve Mahmut ÖZTÜRK'ün kardeşi İsa ÖZTÜRK ve ortağı Murat ÖZKAN ile Ali YİĞİT ve isimlerini bilemediği birçok akrabasının katılmış olduklarını, karşılıklı tanışmadan sonra geçmiş olsun dileklerinde bulunduklarını, Ali YİĞİT'e Emniyette verdiği ifadeyi okuyarak bu ifadeyi verip vermediğini sorduklarını, Ali YİĞİT'in kesinlikle bu ifadeyi vermediğini olayın gerçeğini bire bir cümlelerle herkesin huzurunda anlattığını, anlatımlarını not şeklinde yazdığını, aldığını notu tek tek herkesin huzurunda cümle cümle Ali YİĞİT'e tekrar okuyarak ifadenin bu şekilde olup olmadığını sorduğunu, Ali YİĞİT'in verdiği ifadesinin hatalı olduğunu, okutmadan imzalatılmış olduğunuvekil arkadaşının ifadenin sonunda geldiğini, bu sebeple ne yazıldığını bilmediğinden imzalamak zorunda kaldığını, ama gerçeğin kendisinin anlatığı gibi olduğunu, bunun için "yarın Savcılığa gidip ifademi yeniden vereceğim" dediğini, kendisinin de daha önce Savcı Zekeriya ÖZ'e bu konuyu anlatıp Ali YİĞİT'in yeniden ifadesini alıp almayacağını sorduğunu, sayın savcının da gelirse alırım dediğini, ancak ertesi gün Avukatının tesirinde kalarak belki de muhtemelen Avukatın sorumluluğu doğabileceğinden ifade vermeye gitmemiş olduğunu, kendilerinin de bunun üzerine o toplantıda bulunan kişileri tanık olarak dinlettiklerini, Murat ÖZKAN'm arabasında yapılan aramada ele geçen ifade tutanaklarının söz konusu toplantıda almış oldukları notlar olduğunu,

3027 sayılı tape okunup orada geçen "GİZLİ BELGE" konusu sorulduğunda;


Asim'in yanında çalışan ilkokul mezunu olan bir şahıs olduğunu, telefonda kendisini

bu şekilde zor durumda bırakmaması için uyardığını, muhtemelen aldığım dediği belgede TCK'nun 301. maddesi ile ilgili davaları gösteren belge olduğunu, büroya geldiğinde de kendisine şaka yaptığını söylediğini,

3028 sayılı tape okunup sorulduğunda;

Tapedeki mesajı gönderen Mücahit KARAYAL'ı tanımadığını, kendi sunduğu televizyon programında; bugüne kadar yapılan yolsuzlukların, özelleştirmelerin, gizli anlaşmaların aslında Yüce Divanlık suç olabileceğini eğer idam cezası kaldırılmamış olsaydı, bugünkü siyasetçilerin idam cezası ile yargılanabileceklerini söylediğini, bunun üzerine televizyon seyircisinin kendisine çektiği bir mesaj .olduğunu, kendisini sevmeyen PKK ve Ermeni İnternet sitelerinde cep telefonu numarasını vejdiklerjni,



3030 sayılı tape okunup sorulduğunda;

Görüşmeyi yaptığı Pakize AKBABA'mn Şehit Anneleri Dernek başkanı olduğunu, yapıldığı iddia edilen seçim hilelerini protesto etmek amacıyla Ankara'da Yüksek Seçim Kurulu önüne siyah çelenk bırakmak istemiş olduklarını, kendisine bu konuyu açtıklarını, kendisinin de makul demokratik bir tepki olarak gördüğünü, çünkü Yüksek Seçim Kurulunun bazı siyasi etkilenmelerden ötürü farklı kararlar alarak iktidarı belirleme konusunda etkilerinin olduğu inancında olduğunu, Pakize AKBABA ile yapmış olduğunu görüşmenin tamamen demokratik ve Anayasal bir hakkın kullanımının ifadesi olduğunu,

3037 sayılı tape okunup sorulduğunda;

Bu görüşmenin müvekkili ile arasında olan bir görüşme olduğunu, Mustafa ERSAN ERKAL'm Aydınlar Ocağı başkanı olduğunu, Mahmut UÇAR'ın 80 yaşlarında bir beyefendi olduğunu ve kendisini evladım diye sevdiğini, hatta birkaç defa evine yemeğine davet ettiğini,

3042 sayılı tape okunup sorulduğunda;

Ergün POYRAZ'm cezaevinde yeni bir kitap yazdığını bu kitaptan dolayı da kendisine düzenlenecek olan gıyabında bir törenle ödül verilmesi ve bu yolla da kitabının tanıtılmasını istediğini söylemiş olduğunu, kendisinin de bunu Sevgi hanıma aktardığını, ancak böyle bir ödül verilmediğini,

3044 sayılı tape okunup sorulduğunda;

Dursun KOÇ'un kendisinin yanında çalışan yaklaşık 65 yaşlarında bir adam olduğunu, getir götür işlerine baktığını, geçmişinde birçok sıkıntılar yaşamış biri olduğunu, ailesinin bulunmadığını, kendisinin de ona kucak açtığım, Onun kendisine "baba" diye hitap ettiğini, kendisinin de Ona "yavrucuğum" diye hitap ettiğini, 20 yıldan beri herhangi bir yanlış hareketini görmediğini, büronun en iyi çalışanlarından olduğunu, kendisine çok bağlı bir insan olduğunu, "BABA BİLİYORSUN BEN HAZIR KUVVETİM, ANINDA EMRET, ANINDA İŞ BİTER BEN AHMET MEHMET DEĞİLİM" şeklinde söylemesinin kendisine olan sevgisini bağlılığını göstermek için olduğunu, zaman zaman alkol aldığını, alkollü iken aramış olabileceğini,

3045 sayılı tape okunup sorulduğunda;

Arayan şahsın Küçükçekmece'deki seçmenlerinden biri olduğunu, ismini bilmediğini, görüşmenin içeriğinin 09/Aralık'taki Türk Dünyası İnsan Hakları adına düzenlemiş oldukları anma günü ile alakalı olduğunu, yürüyüşün yasal prosedür içinde Dağlık Karabağ günü olarak Azerbeycan Konsolosluk yetkilileri ve resmi görevlilerin katılımı ile olduğunu, kendisinin burada sadece katılımcı sıfatı ile bulunduğunu,

3046 sayılı tape okunup sorulduğunda;

Görüştüğü şahsın Sivil Toplum Kuruluşları Başkanı Ramazan BAKKAL olduğunu, Elif ŞAFAK' m Beyoğlu'nda bir otelde konferans düzenleyeceği haberini almış ve buraya da milliyetçi 3-4 bayanın giderek düzenlenen konu hakkında kendisine bir takım sorular sorarak gerçeğin ortaya çıkarılması için demokratik bir tepkinin konulması için kendilerine yardımcı olmasını istediğini, kendilerinin AY YILDIZ BİRLİĞİ başkanı Ülker hanımın başkanlığında soru sorabilecek 3-4 bayanın olduğunu söylediğini, bunların katılması halinde en azından o salonda bulunan şahısların paneli sunan Elif ŞAFAK' m gerçek kimliğini görmeleri bakımından fayda sağlayabileceği inancı ile yapılan bir telefon görüşmesi olduğunu, bunun dışında gerek Danıştay gerekse Ümraniye operasyonlarından sonra tutuklanan kişilerin birçoğunun toplumda milliyetçi kesimden kişiler olduğu bilinmesi nedeniyle ve yine birçok derneğin üzerine gidilmesi sebebiyle insanların ülke sorunları üzerinde tartışıp faaliyette bulunulmasının büyük ölçüde önüne geçildiğini birçok insanın bu operasyonlar sebebiyle demokratik haklarını kullanmaktan ve ifade etmekten çekinmekte, kendilerinde bir otokontrol sistemi oluşturduklarını, bu konularda milli faaliyetlere katılımların azaldığını ifade eden

konuşmadan ibaret olduğunu, buradaki anlatımların tamamen bu yönde demokratik tepkilerin bu operasyonlardan ötürü kısıtlandığına ilişkin karşılıklı fikir alışverişi mahiyetinde olduğunu,

3054 sayılı tape okunup sorulduğunda;

Görüşmede ismi geçen OĞUZ ÖCALAN'ın, Ülker DURUKAN hanımefendinin Çevre Yıldızı Derneğinde çalıştığını, aynı zamanda kendisi kooperatifçilik faaliyetlerinde bulunduğunu, kendisinin bu şahsı Ülker hanım vasıtasıyla tanıdığını, çok sık konuşmadıklarını,

3055 sayılı tape okunup sorulduğunda;

Bu görüşmeyi Sabri BOZKURT'la yaptığını, şahsın heyecanlı bir takım psikolojik rahatsızlıkları olan bir kişi olduğunu, amacı aşan sözleri çok sıklıkla kullandığını, görüşmede geçen "bu saatten sonra ben adamın derin devletiyim önde bayrakla gideceğim" şeklindeki sözlerinin amacını aşan sözler olduğunu, tasvip etmediği ifadeler olduğunu görüşmesinde de belirtmiş olduğunu,

3059 sayılı tape okunup sorulduğunda;

Pakize AKBABA'nm Şehit Anneleri Derneği Başkanı olduğunu, Dağlıca katliamından sonra yeniden şehit cenazeleri gelmesin diye şehit ailelerine gerekli olan her türlü mali imkanların sağlanması ve gözetilmesi konusunda meclisten ve hükümetten kararların çıkmasını sağlamak ve demokratik haklarını kullanmak amacıyla meclise gidip oradaki yetkililerle görüştüklerini, son derece olumlu görüşmelerle döndüklerini, buradaki konuşmasının, demokratik anayasal çerçeve içerisinde düzenlenmiş bir faaliyetle ilgili olduğunu, ancak kendisinin bu faaliyetin içinde olmadığını, sadece orada yaptıklarını kendisine anlattıklarını, aynı zamanda kendisinin Şehit Anneleri Derneklerinin vekilliklerini yaptığını, Pakize Hanımla yaptığı konuşmalann bu vekalet ilişkisine istinad etmekte olduğunu, yani yaptıkları veya yapacakları eylemleri kendisine söylediklerini, kendisinin de kanunsuz hiçbir eyleme girmemelerini tamamen yasalar çerçevesinde protesto haklarını kullanmaları konusunda bilgi verdiğini, bugüne kadarda hiçbir yasadışı eylem gerçekleştirmediklerini,

3062 sayılı tape okunup sorulduğunda;

Sevgi ERENEROL ile yaptığı görüşme olduğunu, 22 Şehit Ailesi Başbakan' a sadece Şehitlerin itibarının iadesinin sağlanması amacıyla menfaatten uzak sembolik bir anlam ifade edecek üç kuruş üzerinden dava açıldığını, Başbakan'ın Avukatlarının bu konu üzerinde dava dosyasına vermiş oldukları cevaplarda neden üç kuruş açıldığı konusunda yorumlar yaptıklarını ve mukabilinde kendisinin cevap dilekçelerinde verdiği mukabil cevaplarda aslında üç kuruşun toplumda değer etmeyen bir anlam ifade taşıdığını, Başbakan' in da şehitlerine kelle diyerek saygı ve itibar göstermediğini ve bu anlamda şehidine saygı göstermeyen siyasetçinin de şehit aileleri nezdinde değerinin olmayabileceğini beyan etmiş ve duruşmalarda da ifade etmiş olduğunu, bu beyanlanm tamamen dava içerisindeki iddia ve savunmaya yönelik Anayasanın 36. maddesi çerçevesinde savunma ve hak arama mahiyetinde değerlendirilmesi gerektiğini, nitekim bu yazılanndan ötürü başbakan tarafından aleyhine herhangi bir dava açılmamış olduğunu, iddia ve cevap arama hakkı içerisinde değerlendirildiğini, Başbakan'a hakaret kastının olmadığını, üç kuruşun kendi içerisinde bir hakaret olarak yorumlanabilme ihtimali çok fazla olabileceğinden ilk intiba olarak bu anlam çıkanlabilmekte olduğunu, ancak yukanda da beyan ettiği gibi davanın Şehitlerin itibannm iadesine yönelik sembolik bir değer ifade etmekte olduğunu, nitekim Başbakan da Meclis grubunda yaptığı toplantıda bu konuya tepki vermekle beraber kendisine hakaret olarak algılamadığı ve bu bapta da beyanda bulunmadığı, dava açma yoluna gitmediğini,

3064 saydı tape okunup sorulduğunda^» - •

Muammer KARABULUT'un Antalya'da gazeteci olup "Coca Cola ve çiş" isimli bir kitap yazarak Coca Cola' mn içinde uyuşturucu maddej)lduğunu bununla dünya insanlanmn












sağlıklarıyla oynandığını, müptelalık derecesinde alışkanlık yaratıldığını anlattığını, Coca Cola' ya karşı dava açtığını, davanın Asliye Hukuk Mahkemesinden görevsizlik kararı ile İdare Mahkemesine gönderildiğini, halen derdest olduğunu, onun bahsettiği yürütmenin durdurulması konusunda satışının ve pazarlanması halinde uluslararası tekellerin Türkiye'ye çok büyük baskı yapacağını ve bu şekilde bu kararın asla uygulanmasının mümkün olmadığını ve bu dava ile sonuca gidilmesinin gerçekleşemeyeceğine ilişkin yapılan bir konuşma olduğunu, diğer konunun ise Başbakan'm Avusturalya' daki konuşmasında sadece şehitlere kelle demekle kalmamış, katil başına üç defa "sayın" demiştir, bunun üzerine Şehit Aileleri tarafından şikayet edilmiş, ancak bu şikayetlerin Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Takipsizlik kararı verildiğini, bunun üzerine kendisi tarafından Şehit Aileleri adına Sincan Ağır Ceza Mahkemesi' ne itirazda bulunulduğunu ve itirazının kabul edilerek Başbakanın dokunulmazlığının kaldırılması için Ankara Cumhuriyet Başsavcılığından TBMM' ye fezleke gönderildiğini, Sincan Ağır Ceza Mahkemesi başkanım bu karardan önce tanımadığı gibi yanma da gitmediğini, herhangi bir şekilde tanışmışlığının olmadığını, nitekim telefon ifadesinden de anlaşılacağı üzere 11. Türk Dünyası Kurultayı için Bakü'deyken Onun kendisini medyadan tanımasından ötürü arkasından seslenmiş olduğunu ve o vesile ile tanıştıklarını, kendisinin bu karardan ötürü Onu kutlamış ve Türkiye' de gerçekten cesur hakimlerin olmasından ötürü sevinç ve gurur duyduğunu ifade etmiş olduğunu, bunun dışında bu kararın istikbaldeki siyasi sonuçlan yönünden Başbakan' m siyasi geleceğini de etkileyebilecek mahiyette olması nedeniyle onun bazı tepkiler aldığını ifade ettiğini, anlatımının bu tepkilere yönelik olarak kullanılan sözcüklerden ibaret olduğunu,

3068 sayılı tape okunup sorulduğunda;

Bu konuşmanın Ümraniye soruşturmasını yürüten Cumhuriyet Savcısı hakkında Mahmut ÖZTÜRK'ün kardeşi İsa ÖZTÜRK ile yaptığım görüşme olduğunu,

3072 sayılı tape de "KEMAL BEY BAZI VATANDAŞLAR GENEL KURMAY BAŞKANINI DARBE YAPAMAYACAĞINI AKP İKTİDARININ İPİNİ ÇEKEMEZ DİYORLAR PEKİ KİM ÇEKER ORG. ERDAL CEYLANOĞLU (EDOK) VE ORGENARAL HASAN IGSIZ (LORDU KOMUTANI) BU GENERALLERDEN BİRİ OLSAYDI OLURDU" şeklindeki SATILMIŞ BALKAŞ tarafından gönderilen mesaj ve devamında 3075 nolu tape içeriği okunup sorulduğunda;

Kendisinin kesinlikle bu tür mesajları ve konuşmaları tasvip etmediğini, zaten cevabım da telefonda verdiğini, bu tür ordu ile ilgili ulu orta yapılacak konuşmaların kurumlan yıpratmaktan başka bir işe yaramayacağı inancında olduğundan her zaman karşı geldiğini, ancak karşısındaki insanlan kırmamak için bunu yumuşak bir üslupla geçiştirmiş olduğunu, burada da telefon sahibine katılmadığını açıkça ifade ettiğini,

3079 sayılı tape okunup sorulduğunda;

Şehit Aileleri adına açtığı "üç kuruşluk" davalarda şehit beratlan ve veraset ilamlannm gerektiği, doğrudan şehit maaşlan için veraset ilamlannm asıllanm Ankaraya gönderdiklerinden temininde zorluk çektiğini, sağlanmayan davacılann listesini hazırlayıp, kendilerinden veraset ilamlan ile şehit beratlerini talep ettiğini, bu konuşmanın tamamen buna yönelik görüşme olduğunu, bu listenin de şehit berat ve veraset ilamlan listesi olduğunu,

3080 sayılı tape okunup sorulduğunda;

Görüşmede ismi geçen Cevat ÇALIK'm Avukatlık yaptığını ve birlikte yürüttükleri davalann bulunduğunu, kendisinin orduevi giriş kartının olmadığını, HABLEMİTOGLU' nu anma gününe Keşan' lı hemşerisi olan emekli paşa RAMİZ İLKER' in de geldiğini, savcılığa birlikte dilekçe verdiklerini, bürosuna yakınlığı nedeniyle birkaç arkadaşıyla birlikte Vatan Caddesindeki Orduevine davet ettiğini, kendisinin de orada otururken Cevat'ı da çağırdığını,

3081 sayılı tape okunup sorulduğunda;






^h&*r>~~p


25 veya 26/Aralık/2007 savcıdan ,Muzaffer ■ TEKİN'in bilgisayarlanndan çıkan imajlan istediğini, imajın verilmesine dair Emniyete talimat yazdırdığını, o sırada tam dışan

çıkarken kendisine yeni yıla bu dosyayı bırakmayacağım dediğini, kendisinin de "sayın savcım bu konuyu size sormuyorum o bakımdan takdir sizindir, nasıl isterseniz o şekilde yaparsınız" deyip ayrıldığını, yine tam ayrılırken kesinlikle yeni döneme sarkmayacak şeklinde kelime sarf ettiğini, arkasından Taraf gazetesinden bir muhabirin kendisini aradığını, davanın açılıp açılmadığını sorduğunu, kendisinin de yılbaşına kadar açılabileceğini söylediğini, o da Vatan gazetesinde iddianamenin tanzim edilip hazırlandığını, davanın açılmak üzere olduğunu duyduğunu ifade ettiğini, kendisinin de onun üzerine bu konuda kimseyle konuşmadığımı kesinlikle gizlilik kuralına riayet ettiğini, buradaki olayın tamamen sayın savcının iddianameyi hazırlayarak davayı açmasına yönelik tutumuna ilişkin olduğunu,

3083 sayılı tape de "Milli Sivil Toplum budur anlatabildim mi.. Bir noktada devletin yapamadığın bu gün zaten devletin yapması mümkün değil, zaten devlet karşı güçlere geçmiş işgal edilmiş, kurumu ile kuruluşuyla yani işgalci güçler devleti ele geçirme gayretine girmiş maalesef İŞTE GÖREV BİZE DÜŞÜYOR, bunu da tamamen meşru zemin içerisinde en güzel bu şekilde hareket etmek... orada RAMIS Paşa var, evet generaller var, albaylar var bir sürü şey var, çok nitelikli insanlar var, evet birçoğunu siz tanımıyorsunuz tabi, profesörler var, birçok aydın var, çok güzel oldu...." şeklindeki görüşme okunup sorulduğunda;

Görüşmede ismi geçen Erdoğan KAYA' nm Bilecik Söğütlüler Derneği Başkanı olduğunu, burada kastedilen anma toplantısının HABLEMİTOGLU cinayetinin dosyasının neden işletilmediği konusunda Cumhuriyet Savcılığına dilekçe verilmesine ilişkin yapılan basın açıklaması olduğunu, bu toplantıya son derece aydın bir kesim katıldığını, katledilen kişinin öğretim üyesi olması, Türk milletinin bir aydını sıfatına sahip bulunması nedeniyle katılımcılar arasında öğretim üyeleri, ordu mensupları gibi üst elit kesimin katıldığını, kendisinin burada bahsetmiş olduğu hadisenin sivil toplumun doğrudan siyasete ve iktidara oynamasının mümkün olmadığını gerçek amacının ülkeyi yöneten siyasi iktidan etkilemek, yönlendirmek ve kendi projeleri doğrultusunda hükümetin hukuk kuralları çerçevesinde faaliyetlerde bulunmasına zemin hazırlamak, bir noktada buradaki sivil toplum kuruluşları baskı grupları rolünü oynamakta, nitekim telefonda bu sivil toplum kuruluşlarının yapacağı mücadelenin tamamen meşru zemin içerisinde iktidan etkilemeye yönelik faaliyetler içerisinde bulunması gerektiğini ifade etmiş olduğunu, Devletin işgal edilmesinden kastının da küreselci dünya sermayesine entegre edilmesi konusunda dış güçlerin içerideki yöneticileri etkilemeye yönelik faaliyetlerinde zaman zaman başanya ulaştıklan, yöneticilerimizin çok az da olsa bir kısmının şahsi menfaatler güderek bir kısmının da yanılgı içerisinde bu güçlerin amaçlanna hizmet etmeleri ve millet menfaatlerinden uzaklaştıklannı ifade etmek için kullanılmış olduğunu, yoksa Devletin askeri bir işgalinin asla olamıyacağını, buradaki kastının askeri işgalden ziyade yabancılara azda olsa bilerek, çoğunlukla yanılarak yapılan milletin zaranna olan hizmetler olduğunu, tamamen bu grup kastedilmiştir, dönem dönem bu tür kişilerin ve gruplann Devlet içerisinde etkin role de ulaştıklan inkar edilmez bir gerçektir, Devlet hayatında yapılan yanlışlıklarda hep bu yanlış kişilerin seçimlerinden kaynaklanmış olduğunu,

Yine aynı görüşme içerisinde bulunan "Ay Yıldız Birliği içinde yer almak istiyoruz, o konuda hatta imkan nispetinde bulunduğunuz yerde diğer dernekler varsa oraya sokmaya çalışın evet iş genişlemektir anlatabildim mi genişlemektir, oralardan buralara geldiğininiz ateşler yakıyorsunuz, sağ olun" şeklindeki beyanı hatırlatılarak sorulduğunda;

Burada Ay Yıldız Birliği platformunun gelişmesinden bahsettiklerini, 250' ye yakın derneğin bu platform altında faaliyet göstermekte olduğunu, elbetteki bu platforma fazla derneğin katılması söz konusu sivil toplum gücünün de etkinliğini ve kamuoyu oluşturmasında daha güçlü hale gelmesini, söz \ e dileklerinin dinlenmesine yol açacağını, her kurum ve kuruluşun büyümek ve genişlemek istediğini, buradaki asıl önemli olan sonuç

büyümenin meşru zemin içerisinde ve meşru talepler içeren bir büyüme olması olduğunu, AY YILDIZ BİRLİĞİNİN içerisinde KAMU SEN' den tutunuzda Mühendisler Birliğinden, Şehit Aileleri Derneklerinden birçok güzide kurum ve kuruluş bulunduğunu, Söğütlüler dernek başkanının yönetim kurulu üyeleri ile birlikte Necip HABLEMİTOĞLU' nu anma törenine gelmesi ve güç katması anlamında kullanıldığını,



3085 sayılı tape okunup sorulduğunda;

Görüştüğü kişinin HİLAL isimli Cumhuriyet Gazetesi muhabiri olduğunu,



Görüşme içinde bulunan soruşturma ile ilgili Emniyet, Savcı, MİT ve Beşiktaş adliyesi Hakim ve Savcıları ile Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu üyeleri hakkında söyledikleri tek tek okunup sorulduğunda;

Kendisinin kastının kurumların genelini ve tamamını karalamak olmadığını, ancak sözü edilen kurumlar içerisinde çok uzun zamandan bu yana istenmeyen bazı grupların kadrolaşma hareketlerinin olduğunu hepimizin bildiği bir gerçektir, nitekim bu kadrolaşma hareketlerini yapan cemaatın lideri hakkında Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinde dava açılmış verilen beraat kararı Yargıtayca bozulmuş ve Yargıtay kararında dahi söz konusu cemaatin Devletin birçok kurum ve kuruluşunda kadrolaşma hareketine girdiğini, yine Devletin birçok Güvenlik ve Emniyet Kuruluşlarının tuttuğu raporlarında söz konusu cemaatin kadrolaşma konusunda ve Devleti ele geçirme konusunda iddialı faaliyetlerde bulunduklanm içeren raporlar yayınlamış olduğunu, bu raporlarda zaman zaman basma yansıdığını, ama hiçbir şekilde ne Yargı teşkilatını, ne Emniyeti, ne MİT'i ne de Yüksek Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulununun tamamını suçlamak ve kadrolaşma hareketinin bütününü kapsadığını iddia etmenin mümkün olmadığını, zaman zaman bu siyasi kadrolann kurumlar içerisinde aşın etkinlik içerisine girdiklerini, Devletin çok önemli fonksiyonlannı ele geçirmek için itina ile belirttiğim kurumlar üzerinde faaliyet gösterdikleri, yadsınamaz bir gerçek olduğunu, geçmişteki sağ sol kadrolaşmalan yerine şimdi daha değişik toplum tarafından kabul edilmesi mümkün olmayan sistemi çürütücek ve çökertecek gruplaşmalann olduğunu gözlemlemekte olduğunu, bu Devlet yapılanması içinde son derece rahatsızlık veren hastalıklı bir konuma bürünmüş olduğunu, bu sebeple kastının az da olsa bu tür kadrolaşma hareketlerinin sözünü ettiği kurumlarda varlığına ilişkin olduğunu, bu konuda elbetteki üzüntü duyduğunu, bunun önüne geçilmesinin doğrudan doğruya siyasal iktidann faaliyetleri sonucunda gerçekleşebileceğini, bu konuda bizlerin yapması gereken bu tehlikeli kadrolaşma hareketlerini açığa çıkartmak, kamuoyunu aydınlatmak böylelikle tehlikenin boyutlanna dikkat çekmektir, son olarak Hakim ve Savcılar Yasasında yapılan değişiklikle 4.000' e yakm hakim ve savcı adayının belli bir görüş mensubunun içinden seçileceğine ilişkin iddialar sadece basında yer almamış, ana muhalefet partisi de dahil olmak üzere bütün parti genel başkanlannm serzenişlerine konu olmuş olduğunu, ancak bugün ne şekilde olursa olsun Türk Yargısı bu kadrolaşma hareketine asla yenik düşmemiş olduğunu, kişilerin yaptığı hatalann bir kurumu kesinlikle olumsuz bir çizgiye götüremeyeceğini, bu nedenle kendisinin maksadının burada bu tehlikeli gidişe dikkat çekmek olduğunu, yoksa asla hiçbir hakim ve savcımıza hakaret kastıyla bu tür ifadeleri kullanmasının mümkün olmadığını, sözlerinin tamamen aşın bir kızgınlık ve davanın da olumsuz bir şekilde seyretmesinden mütevellit amacı aşan sözler olduğunu, ne iş bu dosyayı yürüten sayın savcı Zekeriya ÖZ'ün ne de bir başka kamu görevlisinin bu tür sözlere muhatap olmasını kabul etmesinin mümkün olmadığını, bu sebeple bu sözlerimin tamamen maksadı çok fazla aşan sözler olduğunu, 3086 sayılı tape okunup sorulduğunda;

Görüştüğü şahsın Av. Hüseyin BOZOĞLU olduğunu, kendisinden Yargıtay'da


bulunan Orhan PAMUKTa ilgili dosyaya bakmasım rica ettiğini, onun da karann
bozulduğunu kendisine bildirip faksladığını, ,-'"

3090 sayılı tape okunup sorulduğunda; i r '\„

Görüşmede ismi geçen Oğuz ÖCALAN' in, Muzaffer TEKİN'in arkadaşı olduğunu, ne iş yaptığını bilmediğini, Muzaffer beyin eşi Müge hanımın kendisine telefonunu verdiğini, kendisinin de Genel Kurmay'a yazmış olduğu yazının cevabının çıkıp çıkmadığı konusunda kendisinden yardım istediğini, orada bahsettiği CD' lerden kasıt soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcısı tarafından imajı çıkarılan bilgisayar harddiskinin aktarılmış olduğu ve Müge TEKİN tarafından Kadıköy'de bir CD dükkanında imajı çözdürüp hazırlattığı CD olduğunu, Aydın YÜKSEK' in kendisine getirmiş olduğu CD ile bir alakasının olmadığını,

Tank KARLIBEL'in Muzaffer TEKİN hakkında uyuşturucu ticareti yaptığı ve Alman ajanı olduğu yönünde bir kitap yazan şahıs olduğunu, bu kitabın tamamen Sabah ve Zaman gazetelerinde iftira mahiyetinde çıkan haberlere dayanmakta olduğunu, kendilerinin de bunun aksini ispat ettiklerini, Zaman ve Sabah gazeteleri hakkında iftira davalannm devam etmekte olduğunu, aynca TARIK KARLIBEL hakkında Şişli Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulduğunu,

Fatma Sibel YÜKSEK' in UFUK ÖTESİ dergisinin sahibi olduğunu, kendisinin Behiç GÜRCİHAN ile bürosuna gelen kişilerden biri olduğunu,



Dostları ilə paylaş:
1   ...   14   15   16   17   18   19   20   21   ...   36
Orklarla döyüş:

Google Play'də əldə edin


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə