GöNÜlden esiNTİler bir hiKÂye biRÇok yorum (4) Bİr ressam hiKÂyesi necdet ardiç


(2) Kâmil İnsân’ın, zâhir resmi haline göre yapılabilir bâtın’ı ise yapılamaz. (3)



Yüklə 1,28 Mb.
səhifə248/255
tarix10.01.2022
ölçüsü1,28 Mb.
#99827
1   ...   244   245   246   247   248   249   250   251   ...   255
(2) Kâmil İnsân’ın, zâhir resmi haline göre yapılabilir bâtın’ı ise yapılamaz.

(3) Nâkıs-eksi, İnsân’ın zâhir, bâtın resmi yapılır, çünkü her hali maddeleşmiştir. Maddenin de hali yoğun olduğundan görülür, görülen maddeninde resmi yapılabilir.

(4) Ressamın resimlerin içini doldururken renk ve düzenleme seçeneği varmı’dır? (Vardır.) Eğer seçeneği olmamış olsa idi, o değerli bir san’atkâr olamaz hep aynı resimleri çizen robot olurdu. Robot ise düşünen varlık değil kurgulandığını işleyen ölü bir makine dir. İnsân ise diri bir kimliktir. Bu hususta Efendimizin bir hadisini belirtmek yeterli olacaktır zannediyorum. (Sûre-i Yûsuf s. 110)

*************

Sahîh-i Buhârî /9. cilt. 1385 no.lu hadîs-i şerîf.

“Ebu Hüreyre r.a. den rivâyet olduğuna göre Rasûlüllah (s.a.v.) Efendimizin Yûsuf (a.s.) hakkında aşağıdaki sözlerinde açık olarak görüldüğü gibi bu âlemde kişilere göre “kaderi muallâk” yönünden kişilerin irâdî olarak birey varlığı ve mes’uliyyeti ve karar yetkileri olduğu görülmektedir. Eğer öyle olmasa idi Efendimiz “bende olsam aynı şeyi yapardım” derdi.

Açık olarak kendisi! Eğer ben zindanda Yûsuf’un kaldığı gibi uzun zaman mahpus kalsaydım (onu) mahpesten çıkarmaya gelen kişinin o da’vetine hemen icabet ederdim (de: haydi efendine git de  tahkikat yapsın!) demezdim) "demiştir" buyurmuştur.

  Demekki her mertebede kişinin kişilik sorumluluğu vardır ve verdiği kararların neticesinden mes'uldür. Demekki insân hakikat-i insâniyye’si ve a'yân-ı sabite’si yönüyle kendisine tanınan saha ve süre içerisinde hilâfeti yönüyle hür bir bireydir. Bu özelliğini idrak eden kimse Âriflerdendir. Ve İlâh-î benliği ile hakk'ta, Hakk olarak yaşayanlardandır. Efendimizin bu beyanatı açık olarak bu hususu tasdik ederek bizlere bildirmekte’dir.

Efendimizin, “Melik’in da’vetine hemen icabet ederdim” demesi tevhîd-i küllî makamında olmasından’dır. Melik’in da’vetini “Mâlik’el mülk olan, Hakk’ın da’veti olarak kabul etmesi dir.” O sürede Yûsuf (a.s.) da iffet ve temizlik ben’liği olduğundan bu yönüyle kendisinin dışarıdan temizlik husûsiyyetinin tasdik edilmesini istemesidir. Mertebeleri itibariyle her iki davranış’ta kendileri yönünden doğrudur.

Bu halleri idrak etmeden yaşayanlar ise, kendileri nefs-i emmârelerinin benliği yönünden gaflet içinde nefislerinin geçici hürlüğünü kendi hürlükleri zannederek bu dünyanın hayali içinde, ben yaptım ben ettim demektedirler. Bunlarda kendilerini Hakk'tan ayrı, zan ve gaflet içinde ki hayâli benlikleri ve nefisleri ile birlikte nefis kuyusunda mahpus ki, dünyası bu kadardır, ancak kendilerini hür olarak yaşadığını zanneden  kimselerdir. İşte bu yüzden Yûsuf gibi kuyudan çıkıp Beden Mısır-ı mülküne Sûltan olmak lâzım gelmektedir.




Yüklə 1,28 Mb.

Dostları ilə paylaş:
1   ...   244   245   246   247   248   249   250   251   ...   255




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2024
rəhbərliyinə müraciət

gir | qeydiyyatdan keç
    Ana səhifə


yükləyin