Grup ayyildiz



Yüklə 50.25 Kb.
tarix18.01.2018
ölçüsü50.25 Kb.









GELİŞİM PSİKOLOJİSİ










GELİŞİM PSİKOLOJİSİNDE TEMEL KAVRAMLAR VE GELİŞİMİ ETKİLEYEN FAKTÖRLER

GRUP AYYILDIZ

NESLİHAN ELİK

ÖZGE ALAŞ

BERNA AKGÜN

GELİŞİM PSİKOLOJİSİNDE TEMEL KAVRAMLAR VE GELİŞİMİ ETKİLEYEN FAKTÖRLER

Gelişimle İlgili Temel Kavramalar



Gelişim:

Döllenmeden ölüme kadar süren yaşam dönemi içinde organizmada gözlenen hem nicelik hem de niteliksel yönden meydana gelen düzenli ve sürekli değişiklikler olarak ifade edilir. Bir diğer ifadeyle büyüme, olgunlaşma ve öğrenme süreçleri açısından gözlenen değişiklikler bütünüdür.



Büyüme:

Organizmada meydana gelen niceliksel artışa büyüme denir.



Olgunlaşma:

Organizmanın fonksiyonda bulunan kapasitedeki artışı ifade eder ve genetik olarak kontrol edilir. Sadece niceliksel artışın söz konusu olduğu büyümeden daha kapsamlı bir kavramdır. Hastalık, yaralanmalar ya da öğrenme de dahil bireyin yaşantılarından kaynaklanmayan tüm gelişimsel değişiklikleri ifade eder ve yetişkinlerin müdahaleleri ile hızlandırılamaz.



Öğrenme:

Yaşam boyu gerçekleşen bir süreç olarak öğrenme eski çağlardan beri araştırmacıların farklı biçimlerde tanımladıkları ve üzerinde çok çeşitli çalışmaların yapıldığı bir kavramdır. İnsanlar çevre ile kurdukları etkileşim sonucunda bilgi, beceri, tutum ve değerler kazanmaktadır. Kişi sürekli bir şekilde bir etkileşim sayesinde çevresinden bir şeyler alıp vermekte, duyuşsal veya davranışsal tepkilerde bulunmaktadır. Psikolog ve eğitimciler, genel anlamda öğrenmeyi çevre ile kurulan etkileşim sonucunda bireyden oluşan düşünce, duyuş ve davranış değişikliği olarak tanımlamışlardır. Dolayısıyla öğrenme süreci dinamik bir süreçtir ve birey yaşamı boyunca sürekli bir şeyler öğrenmektedir.



Hazırbulunuşluk:

Hazırbulunuşluk olgunlaşma ve öğrenme sonucunda belli davranışları yapmaya hazır olma durumudur. Bu hazır olma durumu ‘’bireyin önceki öğrenmelerini, ilgilerini, tutumlarını, güdülenmişlik düzeyini, yeteneklerini ve genel sağlık durumlarını kapsar.’’



Kritik Dönem:

Bireyin çeşitli gelişim dönemlerinde öğrenmeye ya da gelişmeye en çok eğilimli, istekli ve çevre uyaranlarına en açık olduğu dönemi ifade eden bir kavramdır. ‘’Ağaç yaş iken eğilir’’ atasözümüz bu ilkeyi daha iyi açıklamaktadır.



GELİŞİMİ ETKİLEYEN FAKTÖRLER

İnsan gelişiminde kalıtım mı yoksa çevre faktörünün mü etkili olduğu tartışmaları oldukça eskidir. İnsan gelişimini kalıtım ve çevre arasındaki ilişkiler belirler ve yönlendirir. Bu nedenle gelişim tek boyutlu ya da tek yönlü düşünülemez. Kalıtım mı çevre mi tartışması yerine, gelişim hangi boyutlarıyla kalıtımdan hangi boyutlarıyla çevreden ne kadar ve nasıl etkileniyor sorusunu ve her ikisi arasındaki etkileşimi anlamak çok daha önemlidir.Çünkü gelişim, karşılıklı olarak birbirini etkileyen kalıtım ve çevrenin bir ürünüdür.

Gelişimi etkileyen faktörler üç ana başlık altında incelenmektedir:


  1. Kalıtım

  2. Çevre

  3. Hormonlar

Genetik Kalıtım

Kalıtıma bir diğer deyişle, ana- baba özelliklerinin çocuklara biyolojik aktarımına ilişkin bilgiler genetik biliminin bulgularına dayanır. Genetik biliminin temel analiz ünitesi gendir. Hücre çekirdeğindeki kromozomların yapısında bulnan genler, canlılığın ve sağlıklı yaşamın sürdürülebilmesi için gerekli olan çeşitli kimyasal maddelerin üretimi ile ilgili bilgileri yaşıyan aktif moleküllerdir. Genler, özelliklerin nesilden nesile taşıyıcılarıdır denebilir. Bir insandaki toplam gen sayısı 10 milyara kadar ulaşabilir. Bu büyük gen sayısına hem anna hem de babanın katkı yapması nedeniyle, bireyin genetik yapısı çok farklı biçimlerde ortaya çıkabilir. Özdeş ikizler dışında her bireyin genetik yapısı eşsizdir. Genler DNA adı verilen organik amino asitlerden oluşmaktadır. DNA organizmadaki çeşitli fonksiyonlarını yerine getirmek için gerekli proteinleri nasıl oluşturacaklarını anlatan biyo-kimyasal yönergeleri taşır. Genler fonksiyonlarına göre belirli pozisyonlarda ve belirli kromozomlarda yer alır. Genetikçilerin son yıllardaki temel çalışma alanı, bu dizilişin sistemini ortaya koymak, başka bir deyişle gen haritasını çıkarmaktır. Genlerin üzerinde yer aldığı kromozomlar, her bir insan hücresinde (üreme hücreleri hariç)46’dır. Erkeklerde sperm, kadınlarda iseyumurta(ovum) adı verilen üreme hücrelerinde ise kromozom sayısı 23’tür.Döllenme sonucunda oluşan döllenmiş yumurtaların kromozom sayısı 23’ü spermden 23’ü ise yumurtadan gelen kromozomlarla yine 46’ya ulaşır. Bu durumda doğacak bebeğin genetik yapısının yarısı anneden yarısı babadan gelecektir. Cinsiyetin ne olacağı sorusunun cevabı ise 23.çift kromozomun oluşumu ile ilgilidir. Kadın hücrelerindeki 23.çift kromozom XX biçiminde oluşmuştur. Yumurta hücrelerinde de 23.çift XY biçimindedir. Bu durumda sperm hücrelerinin 23. kromozomu X kromozomu da Y kromozomu da olabilir.Bu durumda anneden gelen ve X kromozomunu taşıyan yumurtayı, X kromozomunu taşıyan sperm döllerse çocuk kız, Y kromozomunu taşıyan sperm döllerse çocuk erkek olacaktır.

Cinsiyet dışındaki özelliklerin aktarılmasında ise baskın (dominat) gen ve çekinik (recesive) gen kavramlarından söz etmek gerekir.

Baskın ve Çekinik Genler

Bazen anne babadan çocuğa geçen bazı özellikler baskın (dominant) bazıları da çekinik (resesif) olmaktadır. Babanın spermleri ile annenin yumurta hücresini taşıyan kromozomlar eşleşerek birleşirler. Bu eşleşme sırasında kromozomlarda bulunan kadın ve erkek genleri de karşılıklı olarak etkileşime geçerler. İşte bu karşılıklı gen alış-verişi ya da yer değiştirme sırasında bazı genler çekiniktirler. İnsanın tüm özelliğini taşıyan bu genlerden hangilerini baskın hangilerinin çekinik olmalarına göre annemize, babamıza ya da her ikisine (ya da onların anne-babasına) benzeriz.

Yapılan araştırmalarda kısa boyun uzun boya, kahverengi gözün mavi göze, esmer tenin beyaz tene baskın olduğu ileri sürülmektedir. Baskın nitelikler fenotipte kendisini gösterir. Çekinik nitelikler ise gizli kalıp, daha sonraki kuşaklarda ortaya çıkabilir. Kahverengi, elâ göz, A, AB, B kan grupları, yüksek tansiyon baskın; mavi göz, sarı saç, düz saç çekinik özelliklere örnek gösterilebilir.

Genotip ve Fenotip Kavramları

Genotip:

Bir canlının sahip olduğu bütün genler toplulığuna, yani anne ve babadan alınan bütün genetik yapıya genotip denir.



Fenotip:

Bir canlının gözle görülebilen, dış görünüş ile ilgili tüm özelliklerine fenotip denir.

Genotip kavramına bir kişinin kalıtımsal yapısını meydana getiren bütün elemanlar yani tüm genetik donanım girer. Fenotip ise kişinin açığa vurulmuş nitelik ve özelliklerini kapsar (sözcük olarak gösteren, görünen, açık anlamına gelir) ve kişinin kalıtımsal güçlerinin hangi ölçüde ve ne dereceye kadar gerçekleşeceğini ya da açığa çıkacağını belirtir.

Kişinin fenotipi şunların bir ürünüdür:



  1. Sperm hücresi ile yumurta hücresinin birleşmesiyle belli kromozom, gen genlerin dizilmeleri,

  2. Kromozom ve genler arasındaki etkileşim. Meselâ hâkim genlerin zayıf genler üzerindeki baskısı ya da birden çok gen faktörünün işe karışması,

  3. Doğumdan önce ve sonra çevrenin etkisi.

Genotip ve Fenotip Farklılığı

Bireyin genetik yapısında (genotip) varolan bir özelliğin fenotip (gözle görünen, dış görünüş) olarak görünmesine genotip ve fenotip farklılığı denir. Sperm hücresi ve yumurta hücresinin birleşmesiyle bu iki hücrede bulunan kromozomlar ve genler karşılıklı olarak etkileşime geçerek dizilirler. Kromozom ve genlerin bu dizilişleri sırasında zayıf genlerin bulunması genotip ve fenotip farklılığına yol açar. Bu farklılığın bir diğer nedeni de, çevre etkenidir. Genetik olarak bir sorun olmamasına rağmen doğum öncesinde, doğum anında ve doğum sonrasında meydana gelen çevresel etkenler (beslenme, kazalar, ilâç vs.) genotip ve fenotip farklılığına yol açar.

Genotip ve Fenotip farklılığına Morgan şu örneği vermektedir: kişinin genetik yönden uzun boylu olma gizilgücü bebeklik döneminde eksik beslenme gibi çevresel nedenlerle gerçekleşmeyebilir. Kişinin uzun boylu olma genotipi vardır, fakat çevresel etkenler genotip ile fenotipi arasında farkılığa neden olmuştur.

Kısaca, canlının oluşum ve gelişim bütününü ifade eden genotip ve fenotipin gelişim sürecine etkisini şu şekilde formüle edebiliriz: (FENOTİP = GENOTİP + ÇEVRE).



Çevre

Genetik olarak getirilmeyen başka bir deyişle soyaçekim ya da kalıtımın dışında kalan her şey çevresel faktörlerin içinde düşünülür. Çevresel faktörler üç başlık altında incelenebilir:

1) Doğum Öncesi Çevresel Faktörler

2) Doğum Sırası Faktörler

3) Doğum Sonrası Faktörler

Doğum


  1. Öncesi Çevresel Faktörler

a)Beslenme

b)İlâç kullanımı

c)Âlkol kullanımı

d)Sigara kullanımı

e)Uyuşturucu kullanımı

f)Hastalıklar

g)Kan uyuşmazlığı

ğ)Annenin duygusal durumu

h)Çevre kirliliği

2) Doğum Sırası Faktörler

a)Doğum travmaları

b)Postmaturedoğum (geç doğum)

c)Premature doğum (düşük doğum ağırlıklı doğum)

3) Doğum Sonrası Faktörler

Doğum sonrası çocuğun gelişimine birçok değişen etki etmektedir. Bunlar:



a)Ekonomik düzey

b)Beslenme

c)İlk yaşantılar

d)Anne-baba tutumları

e)Çocukların doğuş sırası

f)Parçalanmış aileler

g)Hastalık ve Kazalar

ğ)İletişim araçları

h)Akran çevresi

ı)Tarihsel zaman

Ekonomik Düzey

Bireyin gelişim sürecinde ekonomik düzey, doğum sonrası etkenler içinde diğerlerine oranla daha merkezde yer almaktadır. Ekonomik düzey, çocuğun beslenmesini, içinde bulunduğu sosyo-kültürel çevreyi, eğitim ve sağlık hizmetlerinden yararlanma oranını belirler. Yoksul ailelerde çocuklar, nitelikli sosyak uyaranlardan yeterince yararlanamazlar. Yoksulluk, çocukların gelişimlerinde onları olumsuz çevre koşullarına karşı açık hâle getirmektedir.

Yoksulluğun olumsuz etkileriyle ilgili yapılan araştırmalara göre de yoksul ailelerin çocuklarında “saldırganlık”, “hiperaktivite” ve “huzursuzluk” sık görülen özelliklerdir. Bu çocukların huzursuz ruh hâlleri ve yorgunlukları nedeniyle başka çocuklarla birlikte olmakta güçlük çekmeleri onların sosyal gelişimlerini de olumsuz etkilemektedir.

Beslenme

Beslenme, henüz gelişim evrelerinin tamamlanamadığı çocukluğun ilk yıllarında daha etkilidir.Vücudun gereksinimi olan besin ögelerinden bir veya bir kaçı vücuda yetersiz alınırsa büyüme, gelişme ve vücudun normal çalışmasını bozacak, büyüme yavaşlayacak, ileri derece de yetersizlikte ise büyüme duracaktır. Dengeli, yeterli ve zamanında beslenme çocuğun bedensel büyümesinin yanı sıra psiko-motor gelişimini de etkiler. Ayrıca ilk yıl bebeğin karnının zamanında doyurulması onun temel güven duygusunun gelişmesine de katkı sağlayacaktır.İlk yıllarda edinilen beslenme ve yeme alışkanlıklarının yol açtığı şişmanlık hastalığı da gelişim ile ilgili başka bir sorundur.

Dengeli ve yeterli beslenmenin iyi bilinen etkilerinden birisi de çeşitli psikososyal sorunlara yol açmasının yanı sıra zihinsel gelişmeyi de olumsuz etkilemesidir.

Güney Afrika’da beslenme yetersizliği olan çocukların MRI görüntülerinde, açlığa bağlı olarak beyin dokularının küçüldüğü görülmüştür.

Beslenme yetersizliğinin yaşamı tehdit eden en önemli etkisi ise, vücudun savunma sistemini bozması ve dolayısıyla ishal, pnömoni gibi öldürücü hastalıklara zemin hazırlamasıdır. Kötü beslenen çocukların menenjit, orta kulak enfeksiyonları, soğuk algınlığı, idrar yolu enfeksiyonu, çeşitli parazit hastalıkları gibi enfeksiyonlara daha sık yakalandıkları bilinmektedir.

İlk Yaşantılar

Doğumdan sonraki ilk yıllar birçok alanda gelişimin çok hızlı olduğu dönemlerdir. Çocuğun temel gereksinimlerinin zamanında ve yeterli karşılanması, sevgi ve ilgi gösterilmesi onun bedensel, psikolojik, zihinsel ve sosyal olarak sağlıklı gelişmesine de etki edecektir, Aksi durumlar için gelişimin bu alanlarının olumsuz etkileneceğini söyleyebiliriz.



Anne-baba Tutumları

Çocuğun ilk yakın insan ilişkisi ve etkileşimi anne babasıyla olmaktadır. Bu açıdan anne baba tutumları çocukların özellikle kişilik ve sosyal ilişki kalıplarının gelişmesinde ve onların dengeli ve mutlu olmalarında etkilidir. Her şeyden önce anne ve babanın arasındaki ilişki, çocuk eğitimi anlayışları ve bu konudaki görüş birliği önemlidir.



Bazı temel anne-baba tutumları ve çocuğun gelişimi üzerindeki olasısonuçlar şunlardır:

a)Demokratik Tutum: Bu tutumda çocuklar hem denetlenir hem de ihtiyaçlarına karşı duyarlılık vardır. Anne baba çocuğa karşı duyarlı, kararlı, tutarlı, hoşgörülü, güven verici ve destekleyici bir tutum içindedir. Çocuğun uymasıgereken kurallar önceden belirlidir. Çocuğun görüş ve düşünceleri önemlidir. Uyulmayan kurallara karşı yaptırımlar vardır. Çatışmalar dayatma yerine ortak çözülmeye çalışılır.Çocuğun bağımsız, özdenetimli kişilik geliştirmesine zemin hazırlanır ve bu amaçla çocuğun girişimleri desteklenir. Demokratik tutumda anne babalarçocuklarını koşulsuz severler ve onlara her konuda iyi birer model olurlar.

b)İtici Tutum: Anne-baba çocuktan hoşlanmaz ve ona karşı itici davranır. Nedenleri ise, çocuğun evlilik dışı bir ilişkiden ya da istenmeyen bir evlilikten olması, istenmeyen bir evliliğin devamını zorunlu hâle getirmesi, istenmeyen bir zamanda dünyaya gelmesi, çocuğun ailede sevilmeyen birine benzemesi, anne babanın kendilerinin de itici bir tutumla yetişmiş olmaları ve çocuğun engelli olmasıdır. Bu tutumdaki anne babalar her zaman çocuğun olumsuz yönlerini görme eğilimindedirler. Çocuğa karşı ön yargılıdırlar. Çocuğa itici davranmaların belirtileri; azar, dayak, ilgisizlik, terk etme, ya da başka bir yere gönderme tehtidi, aç bırakma ve çocuğa kötü lakaplar takmadır. Olası sonuçları Çocuklara değersiz ve kötü oldukları mesajının verilmesi, onların olumlu benlik saygısı geliştirmelerini engeller.Başkalarının ilgilerine kuşkuyla yaklaşırlar ve sevmekte güçlük çekerler. Zaten itildikleri için daha rahat kural dışı davranabilirler.

c)Aşırı Koruyucu Tutum: Anne babanın çevreyi düşmanca ve tehlikeli algılamalarından dolayı çocuğu gereğinden fazla kontrol etmesidir. Nedenleri;ilk çocuğun ölmesi, zor hamilelik, uzun süre çocuk sahibi olamama,annenin kendi çocukluğunda ilgisiz büyümesi, annenin eşinden beklediği ilgiyi bulamaması ve annenin çocuğa karşı bilinç dışı düşmanlığı sayılabilir. Olası sonuçlrı; Bu çocuklar her zaman bağımlı olacakları birilerini bulurlar ve kendi kendilerine karar veremezler.

d)Aşırı Hoşğörülü ve Şımartıcı Tutum: Çocuğa karşı hiçbir sınırlama getirmeyen, çok hatalı davranışları bile hoşgörülü karşılayan ve sınırsız özgürlükçü yaklaşımdır. Bu davranışın sonucunda ise; çocuk, doyumsuz, bencil bir kişilik geliştirirken dürtülerini de denetleyemez. Bu engellenme durumunda ise; çocuk saldırgan davranışlar gösterir ve olumlu davranışlar geliştiremez.

e)Yetkinci Tutum: Anne babanın çocuğa karşı aşırı beklenti içinde olmasıdır. Anne baba çocuğun başardıklarıyla yetinmez, onu sürekli başkalarıyla kıyaslar. Çocuktan beklentiler çocuğun yaşına, gelişim düzeyine ve yeteneklerine uygun değildir. Çocuklar başarılı oldukları oranda sevilirler. Bunun sonucunda ise; eğer çocuk anne babanın beklentilerini karşılayabilecek kapasitedeyse sorun olmaz ancak; değilse “ben yetersizim, ben başarısızım, beceriksizim “ gibi algılayacak bu da onun düşük benlik saygısı ve düşük öz güven duygusu geliştirmesine sebep olacaktır.

f)Tutarsız Tutum: Tutarsız tutum, anne babanın çocuk eğitimindeki görüş ayrılığı, çocuğun davranışları karşısında ikilik ve çocuğun benzer bir davranışına anne babanın farklı zamanlarda farklı davranışlar sergilemesidir. Tutarsız tutumda kurallar vardır, fakat ne zaman ve nasıl uygulanacağı belli değildir. Çocuk aşırı hoşgörülü ve otoriter tutum arasında gidip gelir. Olası sonuçları:Çocuk neye göre nasıl davranması gerektiğini kestiremez. Bu çocukta iç çatışmalara ve huzursuzluğa neden olurken, çocuğun kafasında bir değerler sistemi oluşmasını dolayısıyla sosyalleşmesini de engeller.

Çocukların Doğuş Sırası: Çocukların doğuş sırası kişilik ve sosyal gelişim yönünden kardeşler arasında farklılığa neden olabilmektedir.İlk çocuklar; onlardan büyük olması beklenir. Bu onları çabuk olgunlaştırır. Kardeşlerine bakma ve diğer konularda verilen sorumluluklar onların organize etme yetilerini geliştirir. Anne babanın yüksek beklentileri onu başarılı kılabilir. Ortanca çocuklar; eğer cinsiyet farkı gibi istenilen özellikleri yoksa ilgi odağı olamazlar. Çok fazla ilgi görmediklerinden, daha bağımsızdırlar. Akranlarıyla daha iyi ilişkiler kurarlar. Daha kolay mutlu olurlar. Nazik ve kaygısızdırlar. Başarı ile çok ilgili değildirler. Sonuncu çocuklar; her istediği yapılmaya çalışılır ve bu çocukların büyümelerine bir türlü izin verilmez.

Boşanmış Aileler: Anne babanın boşanmasının çocuklar üzerindeki etki dereceleri çocuğun yaşına, cinsiyetine, anne ya da baba yanında kalmasına kısa ya da uzun vadede etki farkı var mıdır? Bu sorulara araştırmacılar yanıt aramışlardır. Beş yaşın altındaki çocuklarda boşanmadan hemen sonra belirgin davranış bozuklukları gösterdiğini kanıtlamıştır. Cinsiyet açısından boşanmalarda çocuk daha çok anne de kaldığından, bu durumdan baba gereksinimi karşılanmayan erkek çocuklar etkilenmektedir. Bunların yanı sıra anne babanın ayrılma biçimleri, çocuğun belli aralıklarla görülüp görülmediği gibi nedenlerde çocuğun gelişimini etkileyecektir.

Hastalık ve Kazalar: Çocukluk devresinde bulaşıcı, döküntülü çocuk hastalıkları, sindirim bozuklukları ve bağırsak kurtları en çok rastlanan hastalıklardır. Günümüzde yaygın olan trafik kazalarının yanı sıra çocukların yürümeye başlayarak özerkleştirdikleri 1-3 yaş dönemlerinde ev içi kazalar da gelişimi etkileyen unsurlardır.

İletişim Araçları: Bilimsel gelişmeler iletişim teknolojisinin hızla gelişmesine yol açmıştır. Yakın tarihe kadar en yaygın iletişim aracı televizyonken, onun yerini almaya aday bilgisayar ve internet günlük yaşamımıza hızla girmiştir. Kitle iletişim araçları çok para kazanma amacı güttüklerinden şiddeti ve cinselliği öne çıkarmakta ve hedef kitle olarak da çocuklara ve gençlere yönelmektedir. Bunda en fazla payı psikoloji ve sosyal gelişimlerini henüz tamamlamayan çocuklar ve gençler almaktadır. Televizyonda gördüklerini gerçek sanmaları çocukları birçok tehlikeye karşı açık hâle getirirken; kimlik arayışı içinde olan ergen ise televizyonda gördüğü olumsuz modellerle özdeşleşmesi onun kişilik ve sosyal gelişimine olumsuz etki yapmaktadır.

Akran Çevresi: Oyun ve akran grupları çocuğun toplumsallaşmasında, kuralları anlaması ve benimsemesinde ve öz denetim geliştirilmesinde etkilidir. Akran çevresi çocuğa, kendisini tanıması sınırları öğrenmesine katkı sağlar.

Tarihsel Zaman: Gelişim sürecinde meydana gelen teknolojik yenilikler, doğal afetler, nükleer kazalar, ekonomik krizler ve hızlı toplumsal değişmelerin yaşandığı belli dönemleri ifade eden bir kavramdır. Belli dönemlerde meydana gelen bu etkenler bireyin gelişimlerini etkilemektedir. Irak’ın işgali ile başlayan savaş döneminin Iraklı çocukların fiziksel, psikolojik ve sosyal gelişimlerine olan etkisi; ekonomik kriz dönemlerinde boşanma oranlarının artmasından dolayı çocukların gelişimlerinin olumsuz etkilenmesi; yaygınlaşan bilgisayar ve internet kullanımının kişilik ve sosyal gelişim üzerine etkileri tarihsel zaman kavramına örnek olarak gösterilebilir.

Hormonlar

Gelişimde hormonların da önemli işlecleri vardır. Salgılarını doğrudan kana akıtan bezlere iç salgı bezleri adı verilir. İç salgı bezlerinin salgılarına da hormon denir. İç salgı bezlerinin salgıları organizmanın dengeli bir şekilde büyüme, gelişme ve çalışmasını sağlar. Herhangi birinin salgısındaki yetersizlik ya da fazlalık diğer iç salgı bezlerini de etkileyebilir. Organizmanın dengesinin bozulmasına neden olur. İç salgı bezleri, timüs ve cinsiyet salgı bezleridir. Hormonların gelişime ne yönde ve nasıl etki ettiklerine yönelik birkaç örnek, onların insan gelişiminde ne denli önemli oldugunu vurgulamak bakımından yararlı olacaktır.



Hipofiz:

Kafatasında bulunur, tüm salgı bezlerinin çalişmasını düzenler. Hemen bütün organların çalışmasını etkiler. Vücudun düzenli olarak çalışması ve büyümesinde önemli rol oynar. Fazla salgılanması devliğe, yetersizliği cüceliğe neden olur.



Troid Salgı Bezi:

Boğazın ön kısmında gırtlağın iki yanındadır. Troksin adında bir hormon salgılar. Troksin, kemiklerin, kasların büyümesine, sinir sisteminin, kan dolaşımının çalışmasına etki eder. Troksinin fazlalığı vücudun etkinliğini artırır, azlığı ise yavaşlatır. Krentenizm adı verilen beden ve zihin gelişimi geriliğine neden olur.



Paratroid Salgı Bezi:

Troid salgı bezine bitişik dört küçük bezden oluşur. Bu bezin salgısı, vücudun kalsiyum ve fosfor dengesini sağlar. Kemiklerin gelişimini, sinir sistemini, kaslasın çalışmasını, kalp atışlarını, kanın pıhtılaşmasını etkiler. Bu bezin az çalışması, kas ağrılarına, kemiklerin bozulmasına; fazla çalışması ise sinirlerin körleşmesine neden olur.



Pankreas Bezi:

İki türlü salgı salgılar. Birisi mideye gönderilir. Kandaki şeker miktarını ayarlar. Dolayısıyla gelişime etki eder.



Böbrek Üstü Salgı Bezleri:

Her iki böbreğin üstünde bulunur. Salgıları, büyümeye, cinsiyete etki eder. Vücudun duyguların yoğunluğundan korunmasını sağlar. Duygusal gelişimle yakından ilişkilidir.



Cinsiyet Salgı Bezleri:

Kadın ve erkekte cinsel gelişimi sağlar ve cinsel yaşamı sürdürmeye etkide bulunur.

Sonuç olarak; hormonları salgılayan iç salgı bezlerinin çalışması, organizmanın büyümesi, gelişmesi, bir başka deyişle, bireyin dengeli olarak yaşayabilmesinde etkilidir. İç salgı bezlerinin çalışması gerek kalıtım, gerekse beslenme, yaşama biçimi, stres vb. gibi çevresel faktörlerden etkilenmektedir.

KAYNAKLAR

Eğitim Psikolojisi

Ahmet Akbaba, Ahmet Öztürk, Arif Özer, Emine Arzu Oral, Filiz Dinç Yurtal- Anı Yayıncılık-Ankara-2010

Eğitim Psikolojisi

Sırrı Akbaba, Esra Ceyhan, Tuncay Ergene, Mehmet Güven, Zeynep Hamamcı-Apegem Yayıncılık-Ankara-2009

23 MART 2010-ERZURUM





Dostları ilə paylaş:


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə