Sınıf körlüğü ile malûl küçük-burjuva demokratizmi, devrime ilişkin programını hazırlarken, ezilen bir ulusunun etkileyici ulusal uyanışının basıncı altında işin alfabesi sayılan gerçekleri gözden kaçırabilmiştir. Politik sonuçları yılları bulan bir kuyrukçu liberalizm olarak kendini göstermeseydi, bunlar üzerinde durmaya belki gerçekten değmezdi. Bunları küçük-burjuva demokratizminin teoriye karşı ilgisizliğinin, teorik umursamazlığının ve program gibi temel önemde bir belgenin hazırlanmasındaki baştan savmacılığının çok da sorun edilmemesi gereken bir örneği sayıp geçmek mümkündü. Ama böyle bir kavrayışın, sorunun böyle bir konuluşunun hiç de rastlantı olmadığına ilişkin kaba gerçek, tüm çıplaklığı ve vahim politik-pratik sonuçlarıyla duruyor önümüzde. İmralı sonrası gelişmeler ise, MLKP’nin “Kürt ulusu”nu bu tür bir algılama tarzının ne denli derin köklere sahip olduğunu bize ayrıca göstermiş bulunuyor.