Hangi allah? UĞur karaca


-Ruhbanlık kelimesi ilk etapta ne hatırlatıyor?



Yüklə 411,39 Kb.
səhifə6/6
tarix27.10.2017
ölçüsü411,39 Kb.
#16532
1   2   3   4   5   6

-Ruhbanlık kelimesi ilk etapta ne hatırlatıyor?

-Ruhbanlık, büyücülüğe benzeyen kandırmacadan ibaret bir meslektir. Allah katında iyi bir yere olduklarını ve Allah ile olan ilişkilerde aracılık edebileceğini iddia edip, bu konumu ile geçinmektir.

Hayatın zorluklarına katlanmak istemeden kolayca yaşamak isteyenlerin, halkın zaaflarından faydalanarak para ve saltanat kazanmasıdır.

En az emekle, en kolay şekilde hayatı devam ettirmeye vesile olan bir meslektir.
-Süslü ve sahte bir görüntü mü?

-İçerik kalmayınca kabuk önem kazanır. Peygamberlerden sonra tüm dinler yavaş yavaş gösterişe önem vermiş. Altın yaldızlı, oymalı, renkli, şatafatlı mabetler yapılmış. Ruhban sınıfı göz alıcı kaftanlar giyip kavuklar takmış. Halkın anlamadığı dil ve kavramlar kullanılmış. Aptallaşan halk da, “Yahu sizin bize vereceğiniz hiçbir şey yok” diyememiş.
-Ruhbanlığı doğuran şartlar neler?

-Ruhbanlık anlayışı, insanın iç dünyasındaki boşlukları çok sever. Nasıl yemek yapıp yiyemeyen lokanta arar ise, kendi zihinsel sorunlarını çözüp buna göre bir hayat ve iç dünya kuramayanlar da Ruhban arar. Ruhbanlık arz-talep ilişkisi içinde çoğu zaman talep edilen bir müessesedir.

Ölümle başlayan süreç konusunda tatmin edici bir düşünceye sahip olamamış olan insanlar, bu konuda içinde bulundukları boşluğu kandırmaca yöntemlerle kapatmaya çalışınca tam bir ruhbanlık ortamı gelişir. Ölüm ile yok olup gitmeyi hiçbir zaman kabul edemeyen insan, ölüm sonrası için kendini kandıracak unsurlara açık hale dönüşür. İşte ruhban tam bu ortamda ortaya çıkar.
-Öldükten sonra, cennete gideceğimize bizi inandıran insana ruhban diyebilir miyiz?

-Bir açıdan öyle. Ruhbanların bütün icraatları içerisinde cenaze törenleri çok önemli bir yer tutar.

Yakınının ölümü sonrasında bir ceset ile karşı karşıya kalan kişi, ürperir ve boşluğa düşer. Kurumsallaşmış bir yapı olan geleneksel ruhbanlara başvurur ve tüm töreni bu insanlara bırakır. Ruhban ölenin ve yakınlarının kötü ve karmaşık halini çok iyi değerlendirip, umut verir. Ruhban ölen kim olursa olsun elinden gelen tüm sahtekarlıkları sergileyerek ölenin iyi bir ahiret hayatı olacağı havası estirir, duaları ile bunu sağlayacağını hissettirir.
-Cenazelerimizi kendimiz kaldırsak, ruhbanlar yarı yarıya boşa çıkacak gibi?

-Çok doğru söylediniz.

Aslında ölen insanın bedeni bir metadan öte anlam taşımıyor ve toprak altında çok kısa bir süreçte çürüyüp yok oluyor. Ölüm olayını yeterince tetkik etmeyen bir zihniyet, yeni ölmüş bir yakınının cesedine sağ bir insan gibi değer verip, cesedi bir insan gibi görebiliyor. Cesede verilen bu değer, cenaze töreninin anlamını arttırıyor. Ceset özenle yıkanıp paketleniyor, gömülüyor, karmaşık dualar okunuyor ve mezarlar inşa ediliyor.

Ruhbanlar, gerek cenaze sahibinin yapması gereken gömme ve onu rahatlatma işlerini, gerek se ölenin akıbetini daha iyi hale getirme! İşlerini toptan yerine getirip bunun karşılığında da makam ve ücret talep ediyor.
-Ölüm konusu sizce nasıl algılanmalı?

-Ölüm sınav kâğıdını teslim etmek gibi bir şeydir. Ondan sonrası boş... Yani ölenin işi bitiyor. Sağlığında ne yaptıysan o, sen öldükten sonra devlet töreni ile gömülsen de, cesedin yakılıp atılsa da senin için değişen yok.

Ölen için bir anlam taşımayacak olan cenaze merasimi, kalanlar için hiç taşımaz. Bu sebeple cenaze törenlerinde ruhban ihtiyacı da düşünülemez. Ölen kişi en pratik şekilde gömülür veya yakılır.

Zira doğal yaşanan yerlerle öleni anında götürüp gömerler. Kızılderililerde ise hayatının sona ereceğini inanan veya hayattan beklentisi kalmayan kişi, yanına yiyecek almadan ormana gider ve orada ölüp yok olur. Ölüm doğum kadar doğal görülür ise, yaşayan ve geride kalanlar rahatlar, ruhbanlar da işsiz kalır.
-Cenaze merasiminden sonra da ruhbanlara çok iş var.

-Talkım(mezardaki cesede, kendisine sorulacak sorularla ilgili kopya vermek), Yasin okuma, mevlit, hatim vs. Ta ki cenaze sahipleri normal işlerine adapte oluncaya kadar, onları bir miktar da paralarını alarak kandırmak.
-Bu cenaze törenleri nasıl olmalı?

-Nakliye firması gibi bir ticari firma kurulsa, ruhbansız olarak ve cüzi bir ücretle gelip cenazeyi teslim alıp götürüp gömse veya yaksa çok iyi olur. Böyle bir firma olsa ilk müşterisi ben olurum.

Ben ölünce kimse bana dini tören düzenlemesin, dua da etmesin. Benim fikirlerim veya ahlakımı beğenen varsa örnek alsın o kadar.
-Dua konusunda ne düşünüyorsunuz?

-Allah katında kabul olacak dua, doğru davranışlarımızdır. Ağız ile söylenen taleplerin hiçbir anlamı yoktur. Allah daha dilimiz söylemeden bizim içimizi bilir. Bunu biraz daha somutlaştıralım. Eyüp Sultan ve Hacı Bayram gibi türbeleri görmeyenimiz yoktur. Buralarda insanlar samimi olarak Allah’tan isteklerde bulunur, kimi iş ister, kimi zenginlik, kimisi de eş. Ama kendini vasıflı hale getirmeyenler iş bulamaz, bir üretim ilişkisi kurup çaba harcamayanlar da para kazanamaz. Ne kadar candan dua edersen et, yakarırsan yakar bir çaban yok ise karşılığı yok. Allah, her iş için gereken bir çaba öngörmüş, o çabayı yapan karşılığını alır. Dua, bu çabayı tespit edip icra etmekten başka bir şey olamaz.

Bir kişinin kendisi sağ iken yaptığı gönülden gelen laflar bile etkili olmazken, o insan öldükten sonra bir başkasının yapmacık olarak onun için yaptığı sözlü taleplerin bir anlamı olabilir mi?
-Diyanet İşleri Başkanlığı hakkında ne düşünüyorsunuz?

-Diyanet İşleri Başkanlığı, ahiretini devlete havale etmiş sürü psikolojisindeki insanlar tarafından desteklenen bir konumdadır. Arz-talep ilişkisi açısından düşünüldüğünde bir talebe göre şekillenmiş ve bir ihtiyacı karşılar niteliktedir.

Benim açımdan Diyanet gereksizdir. Diyanet İşleri Başkanlığının tümden kapatılması beni hiçbir şekilde menfi etkilemediği gibi, çevremdeki insanların bireysel arayışlarını arttırır ve sağlıklı bireylerin gelişmesine de katkı sağlar.

Kimileri Diyanet kapanırsa camileri ele geçirme mücadelesi ve kaoslar olur diye bu kurumun devamını istiyor. Bir kaos olabilir ama bu doğruları gölgelememeli. Meyhaneler kapansa da bir kaos olur, öyle ise açık kalsın mı diyeceğiz.
-Devletin Diyanet İşleri Başkanlığını işletme amacı nedir sizce?

-Devlet veya hükümet olarak adlandırılan idare mekanizması, toplumu yönlendirirken çeşitli unsurları kullanır. Muhalefeti kırmak ve toplumu yönlendirebilmek için din çok önemli bir unsurdur.

İşin başında kendi meşruluğunu din duyguları ile perçinleten bir iktidar, “Ben sizdenim ve Allah için çabalıyorum.” mesajını vermiş olur. Biat diye bilinen geçmişin onay mekanizması da bundan ibarettir. Halifelik döneminde halk bir ibadethanede birikip, “Tamam, meşru idareci sensin ve sana uyacağız.” der ve iktidar bu şekilde onaylanmış olurdu. Emevilerle başlayan süreçte, kılıç zoru ile iktidarı ele alanlar, camilerde kendilerine uygun ruhbanlarla dolaylı olarak halktan onay (biat) almışlardır. Hatta bir kişinin camiye gitmesi ve orada namaz kılması dahi iktidarı onaylaması ile eş görülmüştür. Camiler böylesi bir işlev görünce, iktidardan yemlenen ruhbanlar vaaz ve hutbeleri iktidarın hoşuna gidecek şekle sokmuştur. Ruhban sınıfı cami cemaatine “Size hizmet ediyoruz.”, iktidara da “Senin meşruluğunu cemaate anlatıp onaylattım.” mesajını verir.

Camiler halkın oyalandığı, yönlendirildiği, avutulduğu, meşgul edildiği yerler olur. (Sağ olsaydı, Marks’ın kulakları çınlardı.) İktidar ve ruhbanlar bu durumu iyice azıtıp, cemaatle kılınan namazlara ilaveler yaparak cemaat namazları ile halkın tüm zamanını gasp etmişlerdir. Halk sürekli camide ve kontrol altında!
-Bu konularda laik-seküler kesimin tavrı nasıl?

-Aklıma Rahşan Ecevit geldi. Misyonerlik faaliyetleri ve İncil dağıtılması sırasında rahatsızlık duyup ciddi tepkiler vermişti. Benzer anlayış çok geniş kitlelerde hakim. Bilhassa Kocatepe camii, Teşvikiye camii uygulamaları konusunda laik- seküler kesim mevcut uygulamaları onaylamakta ve cenazelerini ruhbanlara teslim etmektedir. Ölüm ve cenaze törenleri konusunda sağlıklı bir düşünce ve davranış geliştiremeyen zihniyetlerin ruhbanlara karşı koyması çok zor. Sağlıklı irdelenemeyen “ölüm” gerçeği, ancak ölüm gelip çatınca değerlendirilmeye çalışılır ve mevcut uygulamaların dışına çıkılamaz.
-Tüm bunları kim nasıl çözebilir?

-Konuştuğumuz konu kökleşmiş, gelenekselleşmiş, ortak kültürümüz haline gelmiş bir inanç sorunu. Bunu yıkmak bireysel güçlerin birleşip, toplumsal bir güç olması ile mümkün. Birey ancak kendi uygulamalarını değiştirip etki alanı içerisindekileri uyarır.

Kültür haline dönüşmüş uygulamaları değiştirmek, yeni bir medeniyet ortaya koymak demektir. Çok basit gibi gözüken çok zor bir mesele. Ferdi kararların değişmeye başlaması, ferdi uygulamaların ortaya çıkıp toplumu etkilemesi ve kurumsal olarak değişimlerin sağlanması...



Yüklə 411,39 Kb.

Dostları ilə paylaş:
1   2   3   4   5   6




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2024
rəhbərliyinə müraciət

gir | qeydiyyatdan keç
    Ana səhifə


yükləyin