Her Gün Bir Defa Yazan: William MacDonald Publisher of the English Original: everyday publications inc


Rich Christians in an Age of Hunger



Yüklə 14,07 Mb.
səhifə9/26
tarix27.04.2018
ölçüsü14,07 Mb.
#49417
1   ...   5   6   7   8   9   10   11   12   ...   26
Rich Christians in an Age of Hunger (Bir Açlık Çağında Zengin Hıristiyanlar) adlı eserinde, Mesih’in dua etmiş olduğu birliğin ilk Hıristiyanların duyulan her ihtiyaç anında birbirleri ile karşılıksız paylaşmayı düşündükleri zamanda gösterilmiş olduğunu düşünüyorum. İlk Hıristiyanlar gerçek bir koinonia ya da topluluk paylaşımı ruhuna sahip idiler.” İsa’nın öğrencilerinin sevgi dolu birliğinin O’nun Tanrı tarafından gönderildiğine insanları ikna edecek kadar dikkat çekici olmuştur ve bu nedenle Baba’ya ettiği duanın yanıtını almıştır – en azından bir kez! Bu durum Yeruşalim kilisesinde gerçekleşti. İlk Hıristiyanların yaşamlarındaki alışılmamış bu beraberlik özelliği elçilerin vaazlerine güç verdi” (bakınız Elçilerin İşleri 2:45-47; 4:32-35).

Böyle bir birlik bugünkü dünya üzerinde çok büyük bir etki yaratırdı. Hıristiyanlar Rab İsa’nın yaşamını yansıtma konusunda birlik ve beraberlik içinde bir tanıklık sundular. İmansızlar günahlılıkları konusunda ikna oldular ve diri sular için susuzluk hissettiler. Bu gün ile ilgili trajedi şudur: pek çok Hıristiyan dünyasal komşularından çok az bir farklılık göstermektedirler. Bu koşullar altında imansızların tövbe etmesi için çok az bir teşvik mevcuttur.


24 Mayıs
“Havadan kazanılan para yok olur.” (Süleyman’ın Özdeyişleri 13:11)

100.000 $ kazanmış olabilirsiniz! Bu ve benzeri tuzaklar ile bir tür kumar oynama katılımına katılmak için bir ayartma ile her zaman karşı karşıya gelinir. Bir süper markette alış veriş yapan bir ev kadını sunulan en son kampanya piyangoları ile ayartılır. Sıradan vatandaş, milyonların dahil olduğu bir piyango oyununda yer alması için adını (bir dergiye kaydını yaptırması talebi ile) göndermesi konusunda teşvik edilir. Ya da kazanacağınıza dair neredeyse garanti verilen bir bingo yarışmasına katılması da önerilebilir.

Sonra elbette, kumar oynamanın daha aşikar biçimleri de – rulet, at yarışı, köpek yarışı, sayısal oyunlar v.b. – mevcuttur.

Kutsal Kitap tüm bu konular hakkında ne der? İyi şeyler söylemez.

Şunları der: “Havadan kazanılan para yok olur. Azar azar biriktirenin serveti çok olur.” (Süleyman’ın Özdeyişleri 13:11).

“Cimri servet peşinde koşar, yoksulluğa uğrayacağını düşünmez” (Süleyman’ın Özdeyişleri 28:22)

“Yumurtlamadığı yumurtaların üzerinde oturan keklik nasıl ise, haksız servet enden kişi de öyledir. Yaşamının ortasında serveti onu bırakır. Yaşamının sonunda kendisi aptal çıkar.” (Yeremya 17:11)

On Buyruk, açıkça, “Kumar oynamayacaksın” demiyor ise de, “Göz dikmeyeceksin” der (Mısır’dan Çıkış 20:17) ve kumar oynamak, göz dikmenin bir başka şekli değildir de nedir?

İmanlılar, Romalı askerlerin Rab çarmıha gerildiği sırada Kurtarıcının dikişsiz giysileri için zar attıklarını hatırladıkları zaman, kumarın kötü bir davranış olduğunu hemen fark edecektir.

Aynı zamanda kronik kumarcıların ailelerinde neden oldukları yoksulluk ve kederi düşünün; kaybettiklerinin zararını ödemek için işlenen suçlar ve kumar ile sık sık bağlantısı olan kötü eylemler; bu tür şeylerin bir Hıristiyan’ın yaşamında yer almaması gerektiği aşikardır.

Pavlus, Timoteos’a, bir imanlının yiyecek ve giysiye razı olması gerektiğini hatırlattıktan sonra onu şöyle uyardı: “Zengin olmak isteyenler ayartılıp tuzağa düşerler, insanı çöküşe ve yıkıma götüren bir çok saçma ve zararlı arzulara kapılırlar.” (1.Timoteos 6:9)

25 Mayıs
“..ona git, suçunu kendisine göster, her şey yalnız ikinizin arasında kalsın.” (Matta 18:15b)

Biri sizi gücendiren ya da bir şekilde rahatsız eden bir şey yaptı ya da söyledi. Kutsal Kitap bu kişiye gidip ona hatasını söylemenizi ister, ama siz böyle yapmak istemezsiniz; size yapamayacağınız kadar zor gelir.

Böylece bu konu üzerinde düşünmeye ve fikir üretmeye başlarsınız. Defalarca zihninizden size yaptığını geçirirsiniz ve ne kadar yanlış hareket ettiğini düşünürsünüz; bu konu hakkında düşünmeye başladığınız zaman, aklınızdan her tür ayrıntıyı geçirirsiniz ve midenizdeki asitler kükürtlü hale gelirler. Uyku uyumanız gerekir iken, tatsız hadiseyi alevlendirirsiniz ve kapta kaynayan suyun basıncı yükselmeye başlar. Kutsal Kitap size, gidip o kişiye hatanızı bildirmenizi söyler, ancak siz bu olay ile bir türlü yüz yüze gelemezsiniz.

Bu mesajı hatalı kişiye isim vermeden bildirmek için bazı yollar düşünmeye başlarsınız. Ya da hatalı kişinin utanmasını sağlayacak bir olayın gerçekleşmesini ümit edersiniz. Ümit ettiğiniz gerçekleşmez. Yapmanız gerekenin ne olduğunu bilirsiniz, ama yüz yüze gelinerek yapılacak bir konuşmanın sizi sarsacağından korkarsınız.

Bu geçen süre zarfında ateşten gömlek, size, hatalı kişiye verdiğinden daha çok zarar verir. İnsanlar hüzünlü halinizi gördükleri zaman, sizi rahatsız eden bir şey olduğunu hemen anlarlar. Size bu konuda konuştukları zaman, zihniniz çok farklı yerlerde olur. Bu mesele aklınızı çok meşgul ettiği için işinizde zorluklar ile karşılaşırsınız. Genel olarak söyleyecek olur isek, etkili olamayacak kadar zihniniz karışmıştır. Ve Kutsal Kitap hala aynı şeyi söyler: “Ona git, suçunu kendisine göster, her şey yalnız ikinizin arasında kalsın.” Muazzam bir irade gücü göstererek bu konuda başka birine konuşmaktan kendinizi alıkoyarsınız. Ama sonunda baskı dayanılmaz hale gelir. Alt üst olursunuz ve elbette sadece dua paydaşlığı olarak bir kişiye konudan söz edersiniz. Bu kişi size beklediğiniz sempatiyi göstermek yerine, “Neden gidip bu konuyu seni gücendiren kişi ile konuşmuyorsun?” der.

O zaman anlarsınız! Dişinizi sıkarak zor bir karar alırsınız. Söyleyeceklerinizin provasını yaptıktan sonra, ona hatasını söyleme konusundaki Söze itaat edersiniz. Hatalı kişi sizi şaşırtacak bir şekilde davranır, olanlar için üzgün olduğunu söyler ve onu affetmenizi ister. Görüşmeniz dua ile sonuçlanır.

Kişinin yanından ayrılır iken, omuzlarınızdan büyük bir yük kalkmıştır. Midenizin sancıları yok olur ve metabolizmanız normale döner. Kutsal Yazılara daha önceden itaat etmediğiniz için kendinize biraz kızarsınız bile.

26 Mayıs
“İşte söz dinlemek kurbandan, sözü önemsemek de koçların yağlarından daha iyidir.” (1.Samuel 15:22)

Tanrının Kral Saul’e verdiği talimatlar yeterince açıktı. Amaleklileri öldür ve sahip oldukları her şeyi yakıp yık. Her şeyi. Hiç bir ganimet alma. Ancak Saul Kral Agak’ın yaşamını esirgedi ve hayvanların arasındaki en seçme koyunları, öküzleri, sığırları ve kuzuları kendisine aldı.

Ertesi sabah Samuel Gilgal’de Saul ile karşılaştığı zaman, Saul ona, kendinden emin bir şekilde aynen kendisine Rabbin buyurduğu şekilde hareket ettiğini bildirdi. Ama tam o anda koyunlar melemeye ve sığırlar böğürmeye başladılar. Ne kadar da utanç verici bir durum!
Samuel elbette koyunları öldürdüğünü söyleyen Saul’e koyunların nasıl olup da melediklerini sordu. Kral o zaman, halkı suçladı ve ayrıca hayvanları Rabbe kurban sunmak için esirgediğini söyleyerek dini bahaneler ileri sürdü. Ve şöyle dedi: “Halk, Tanrın Rabbe kurban sunmak üzere davarların, sığırların en iyilerini esirgedi.”

Saul o zaman Tanrı peygamberi Samuel’in şu ikna edici sözlerini işitti, “İşte söz dinlemek kurbandan, sözü önemsemek de koçların yağlarından daha iyidir. Çünkü başkaldırma falcılık kadar günahtır ve dik başlılık putperestlik kadar kötüdür.”

İtaat, törenlerden, kurbanlardan ve sunulardan çok daha önemlidir. Bir defasında, anneleri yaşadığı sürece ona küçümseme ve itaatsizlik gibi kötü davranışlar gösteren bir aileden söz edildiğini duymuştum. Ama bu anne öldüğü zaman, onun bedenine orijinal bir Dior elbise giydirdiler. İsyan ve saygısızlık ile geçen yıllara kefaret etmek için girişilen alçakça ve yararsız bir tutum!

İnsanların daha geniş bir etki yaratabilmeleri amacı ile Kutsal Kitap’a uymayan bir konum ya da kurumu savunduklarını sık sık işitiriz. Ama Tanrı bu tür samimi olmayan bahaneler ya da mantıklı kılma çabaları ile aldatılamaz. Tanrı bizim itaatimizi ister. Yaratacağımız etki alanı ile kendisi ilgilenecektir. Gerçek şudur ki, itaatsizlik ettiğimiz zaman, etkimiz olumsuz olacaktır. Yalnızca Rab ile paydaşlık içinde yürüdüğümüz zaman, diğer kişiler üzerinde tanrısal bir etki yaratabiliriz.

William Gurnall şöyle dedi: “İtaat etmeden kurban kesmek, kutsal olana yapılan saygısızlıktır.”Ve itaatsizliğimize bazı dindar bahaneler ile engel olmaya çalıştığımız zaman, her şey daha da kötü hale gelir. Tanrı aldatılama ve O’nun gözleri boyanamaz.

27 Mayıs
“Hangisi daha önemli? Altın mı, altını kutsal kılan tapınak mı?” (Matta 23:17)

İsa’nın günündeki yazıcılar ve Ferisiler eğer bir kişi Tapınak üzerine ant içer ise, ille de vaat etmiş olduğu şeyi yerine getirmek zorunda değildi. Ama eğer Tapınağın altını üzerine ant içer ise, o zaman durum tamamen farklı olurdu. İçmiş olduğu bu anda bağlı kalmak zorunda olurdu. Onlar sunak ve sunağın üzerindeki kurban üzerine ant içmek arasında aynı sahte ayrımı yaptılar. İlk ant bozulabilirdi, ama ikinci ant bozulabilirdi.

Rab onlara değerler konusundaki kavramlarının tamamen çarpıtılmış olduğunu söyledi. Altına özel değerini veren Tapınak’tır ve kurbanı özel bir şekilde ayıran ise, sunaktır.

Tapınak, Tanrının yeryüzünde konut kurduğu yeri idi. Herhangi bir altının sahip olabileceği en büyük değer bu konutta kullanılmış olması idi. Tapınağın Tanrının Evi oluşu ile ilgili bağlantısı onu eşsiz bir şekilde ayrı kılardı. Aynı şey sunak ve sunağın üzerindeki kurban için de geçerli idi. Sunak, tanrısal hizmetin ayrı bir bölümünü oluşturuyordu. Bir hayvan için sunakta kurban edilmek kadar büyük bir onur olamazdı. Eğer hayvanlar bir amaca sahip olabilseler idi, hepsi de böyle bir yazgıya sahip olmayı hedeflerlerdi.

Bir turist Paris’te ikinci elden alım satım yapan bir dükkandan pahalı kehribar bir gerdanlık satın aldı. New York’ta çok yüksek bir gümrük vergisi ödediği zaman, meraklandı. Gerdanlığın değerini öğrenmek için hemen bir kuyumcuya gitti ve kehribar gerdanlık için kendisine 25.000$ teklif edildi. Daha sonra gittiği ikinci kuyumcu ise gerdanlığa 35.000$ fiat biçti. Kuyumcuya gerdanlığın neden bu kadar değerli olduğunu sorduğu zaman, kuyumcu ona bir büyüteç verdi ve turist gerdanlığın üzerindeki yazıyı okudu, “Napoleon’dan Josephine’e.” Gerdanlığı bu kadar değerli yapan Napoleon’un adı idi.

Bu öykünün açıklamasının aşikar olması gerekir. Bizler kendi başımıza hiç bir şeyiz ve hiç bir şey yapamayız. Bizi özel bir şekilde değerli kılan Rab ile olan beraberliğimiz ve O’na olan hizmetimizdir. Spurgeon’un söylediği gibi, “Hakkınızdaki en harika şey, Golgota ile olan bağlantınızdır.”

Alışılmışın üzerinde harika bir zihine sahip olabilirsiniz. Bu durum, müteşekkir olunması gereken bir durumdur. Ama şunu hatırlayın. Bu zihnin en yüksek yazgısını elde etmesi ancak Rab İsa Mesih’in uğruna kullanılması ile mümkün olur. Zihninizi kutsal kılan Mesih’tir.

Dünyanın sahip olmak için çok yüksek bedel ödemeye istekli olduğu yeteneklere sahip olabilirsiniz. Hatta kilisenin bu yetenekler için yeterince önemli olmadığını dahi düşünebilirsiniz. Ama yeteneklerinizi kutsal kılan kilisedir ve kiliseyi kutsal kılan yetenekleriniz değildir.

Destelerle paranız olabilir. Onu biriktirebilirsiniz, kendi zevkleriniz için harcayabilirsiniz ya da Krallık için kullanabilirsiniz. Paranızın en değerli kullanımı onu Mesih’in davası uğruna harcamanız olacaktır. Zenginliğinizi kutsal kılan Krallıktır, zenginlik Krallığı kutsal kılmaz.


28 Mayıs
“Ve biz hepimiz peçesiz yüz ile Rabbin yüceliğini görerek yücelik üzerine yücelik ile O’na benzer olmak üzere değiştiriliyoruz. Bu da Ruh olan Rab sayesinde oluyor.” (2.Korintliler 3:18)

Kutsal Kitap bize, neye tapınır isek ona benzediğimizi söyler. Bu önemli anlayış bu günkü metnimizde yer almaktadır. Bu konudaki açıklamayı aşağıda şu şekilde getiriyoruz:

Ama biz –yani, tüm gerçek imanlılar;

Peçesiz yüz ile – günah bizim yüzlerimiz ve Rab arasında bir peçeye neden olur. Günahı itiraf edip ondan vazgeçtiğimiz zaman, açık ya da peçesiz bir yüze sahip olmuş oluruz.

Bir camda yansıtarak – cam ya da ayna baktığımız Tanrı Sözü’dür.

Rabbin yüceliği – O’nun ahlak üstünlüğü anlamında kullanılır. Kutsal Kitap’ta O’nun karakterinin mükemmelliğine, tüm işlerinin ve yollarının güzelliğine bakarız;

O’na benzer olmak üzere değiştiriliyoruz – O’nun gibi oluyoruz. Değiştirilmemiz O’na bakarak oluyor. O’nunla ne kadar çok meşgul olur isek, o kadar çok O’na benzer hale geliyoruz..

Bu değişim

Yücelik üzerine yücelik ile oluyor – bir yücelik derecesinden diğer bir yücelik derecesine. Değişim, hemen bir kerede meydana gelmez. Değişim, O’na baktığımız sürece devam eden bir süreçtir. Karakterimizin değişimi

Ruh olan Rab sayesinde oluyor – Kutsal Ruh Kutsal Kitap’ta açıklanan Kurtarıcıya iman aracılığı ile bakan herkeste Mesih’e benzerlik üretir.

In The Tales of Nathaniel Hawthorne (Nathaniel Hawthorne’un Masalları) adlı kitapta, sessiz düşüncelere dalarak Büyük Taş Yüz’e bakan ve sonunda ona benzeyen kişi, Mr.Gathergold ya da General Blood ve Thunder ya da Old Stony Phiz ya da şair değil, Ernest idi.

Bir zamanlar her gün bir Budist tapınağına giden ve orada ayakları böğründe, kollarını kavuşturarak oturuyor ve gözlerini kaldırarak yeşil heykele bakıyordu. Söylentiye göre bu kişi böyle bir meditasyonu yıllarca yaptı ve sonra da gerçekten Buda’ya benzer hale geldi. Bu anlatılan öykünün gerçek olup olmadığını bilmiyorum, ama Tanrının Oğlu ile saygılı bir tavır ile meşgul olmanın O’na ahlak açısından benzemeyi üreteceğini biliyorum.

Kutsallığa götüren yol, Rab İsa’ya gözlerimizi dikerek bakmak ile gerçekleşir. Aynı anda hem Mesih’i hem de günahı düşünmek mümkün değildir. O’na odaklandığımız bu anlar sırasında günahtan en özgür olduğumuz anları yaşarız. O zaman hedefimiz, gözlerimizi dikerek O’na baktığımız zamanı çoğaltmak olmalıdır.

29 Mayıs
“Bunu ihtiyacım olduğu için söylemiyorum..” (Filipeliler 4:11)

Pavlus’un ekonomik ihtiyaçları hakkında hiç bir zaman bilgi vermemiş olması dikkat çekicidir. O, bir iman yaşamı sürdü. Tanrının onu hizmete çağırdığına inandı ve Tanrının buyurduğu hizmetlerin bedelini ödeyeceğinden kesinlikle emin idi.

Hıristiyanlar bu gün ihtiyaçlarını bildirmeli ya da para için ricada bulunmalı mıdırlar? Size bu konu ile ilgili birkaç düşünce sunalım: Böyle bir uygulama için herhangi bir Kutsal Yazı doğrulaması mevcut değildir. Elçiler, diğer kişilerin ihtiyaçlarını duyurdular, ama kendileri için hiç bir zaman para istemediler.

Her konuda yardım için yalnızca Tanrıya bakmak ya da O’na güvenmek iman yaşamı ile daha uyumlu görünür. Tanrı, bizden yapmamızı istediği her şey için gerekli olan parayı sağlayacaktır. O’nun tam doğru zamanda tam doğru rakamı sağladığını gördüğümüz zaman, imanımız çok güçlü bir şekilde büyüyecektir. Ve sağlayışı inkar edilemez bir mucize olarak göründüğü zaman, Adı çok yücelmiş olacaktır. Öte yandan, biz paramızı akıllıca bir şekilde arttırma tekniklerini uyguladığımız zaman, O’nun adına yücelik verilmemiş olacaktır.

Yardım talebinde bulunmak ve rica ederek istemek gibi yollara başvurmak ile “Tanrı için” asla O’nun isteği olmayabilecek işleri yapmaya devam edebiliriz. Ya da Kutsal Ruh yaptığımız işten ayrıldıktan sonra bile hala elimizdeki işe devam ediyor olabiliriz. Ancak biz O’nun doğaüstü sağlayışına bağımlı olduğumuz zaman, ancak O sağlayışta bulunduğu sürece devam edebiliriz.

Baskıya varan rica talepleri Hıristiyan hizmetinde başarının ölçüsü ile ilgili yeni bir yol ortaya koyar. Halkla ilişkiler konusunda en başarılı ve deneyimli olan kişi, en fazla parayı alan kişi haline gelir. Para kampanyalarından gelen para kesildiği zaman, değerli işler sıkıntıya uğrayabilir ve böyle bir durum da genellikle kıskançlığa ve birliğin bozulmasına yol açar.

C.H.Mackintosh, bir insanın kişisel ihtiyaçlarını ortaya dökme konusundaki görüşünü şu sözler ile bildirir: “İhtiyaçlarımı insani bir varlığa doğrudan ya da dolaylı olarak bildirmek, iman yaşamından ayrılmak ve Tanrının onuruna kesinlikle leke sürmek anlamına gelir. Böyle bir davranış aslında O’na ihanet etmektir. “Tanrı beni başarısızlığa uğrattı ve ben bu konuda insanlara başvurmak zorundayım” demek ile aynı şeydir. Diri suların aktığı çeşmeyi terk etmek ve kurumuş bir kuyudan yardım beklemektir. Kendi canım ve Tanrı arasına yaratığı koymakla ve canımdan zengin bereketi çalmış ve aynı zamanda Tanrıya ait olan yüceliği de O’ndan almış olurum.”

Corrie Ten Boom aynı konuda Tramp for the Lord (Rab için yolculuk etmek) adlı kitabında şunları yazar: “dünyasal insanların kapısında dilenci olmaktan ise, zengin bir Baba’nın O’na güvenen çocuğu olmayı tercih ederim.”

30 Mayıs
“Oğul’u Baba’dan başka kimse tanımaz.” (Matta 11:27)

Rab İsa Mesih’in Kişiliği ile bağlantılı derin bir gizem mevcuttur. Gizemin bir bölümü, tek bir Kişi’de mutlak tanrılık ve tam bir insanlığın bileşiminin var olmasıdır. Akla örneğin, şöyle bir soru gelebilir: “Tanrının özelliklerine sahip olan Biri nasıl olur da aynı zamanda ölümlü bir İnsan’ın sınırlamalarına sahip olabilir? Yalnızca insan olan hiç kimse Mesih’in Kişiliğini tam olarak kavrayamaz. Bunu yalnızca Baba Tanrı anlayabilir.

Kiliseyi sarsan pek çok ciddi sapkınlıkların çoğu bu konudan kaynaklanan sapkınlıklardır. Kendi zayıflıklarının farkında olmayan insanlar anlayamayacakları kadar derin olan bu konu ile kendilerini meşgul etmişlerdir. Bazıları Rabbimizin tanrılığını, O’nun insanlığından daha fazla vurgulamışlardır. Başkaları ise, O’nun insanlığı konusuna öylesine odaklanmışlardır ki, düşüncelerini O’nun tanrılığından ayırmışlardır.

William Kelly bir kez şunları yazdı:” Hatanın ortaya çıktığı nokta, Tanrı Oğlu’nun İnsan olması hakkındadır. Çünkü Rab İsa’nın karmaşık Kişiliği insanları bütünüyle yanılmaya maruz bırakır. Ama hiç kuşkusuz O’nun tanrısal yüceliğini inkar eden kişiler de vardır. Ancak Rab İsa’nın bundan daha sinsi bir şekilde alçaltıldığı başka bir yol daha vardır: O’nun tanrılığının kabul edilmesine rağmen, Rabbin insanlığına O’nun yüceliğini zor duruma sokmak ve Kişiliğinin inkar edilmesini etkisiz kılmak için izin verilir. Bu yüzden biri kısa süre içinde aklı karıştırır ve diğeri O’nun Tanrı ile bir olduğunu yalanlamak için O’nu burada bizimle aynı işi yapan bir konuma yerleştirir. Ancak bu konu ile ilgili olarak canı yanlıştan koruyan yalnızca tek bir ihtiyat tedbiri mevcuttur. Bu ihtiyat tedbiri de şudur: merakla bakmaya cüret edemez ve bunu tartışmaya asla cesaret edemeyiz, kutsal toprak üzerinde durup insan akılsızlığına düşmekten korkarız ve böyle bir toprak üzerinde bizim yalnızca tapınan kişiler olabileceğimizi hissederiz. Can tarafından bu gerçeğin unutulduğu her yerde Tanrının can ile birlikte olamayacağı değişmez bir şekilde görülecektir. Rab İsa’dan söz etme cüretini gösteren bu kendine güvenen kişiye Tanrı, böylece kendi akılsızlığını kanıtlaması için izin verecektir. İnsan, Rab İsa hakkında açıklananları ancak Kutsal Ruh aracılığı ile anlayabilir.

Rabbin saygıdeğer bir hizmetkarı bir kez öğrencilerine Rabbin çift doğası konusunda tartıştıkları zaman, Kutsal Yazıların yazdıklarına bağlı kalmaları için öğüt verdi. Kendi düşünce ya da tahminlerimizi ortaya koyduğumuz zaman, hatalar sinsice gelirler.

Oğul’u kimse bilmez. O’nu yalnızca Baba tanır.

O’nun ününün yüce gizemlerini

Kavramak bir yaratığın anlayışını aşar.

Oğul’u yalnızca –yüce iddia –

Baba kavrayabilir.

Josiah Conder


31 Mayıs
“Doğal kişi Tanrının Ruhu ile ilgili gerçekleri kabul etmez. Çünkü bunlar ona saçma gelir, ruhça değerlendirildikleri için bunları anlayamaz.” (1.Korintliler 2:14)

Doğal kişi, hiç bir zaman yeniden doğmamış olan kişidir. Kendisinde Tanrının Ruhu bulunmaz. Ruhsal gerçekleri alabilecek kapasitede değildir, çünkü bunlar ona saçmalık gibi görünür. Ama hepsi bu kadar değil! Ruhsal gerçekleri anlayamaz. Çünkü ruhsal gerçekler ancak Kutsal Ruhun bunlara ışık tutması aracılığı ile anlaşılabilirler.

Bu konunun vurgulanması gerekir. Burada söz edilen yalnızca kurtulmamış kişinin Tanrının değerlerini anlamak istememesi değildir. Onları anlayamaz. Bunu yapabilecek bir kapasiteye sahip değildir.

Bu durum bana bilim adamlarını, filozofları ve dünyanın diğer profesyonel kişilerini uygun bir şekilde değerlendirmem için yardımcı olur. Onlar günlük ve olağan konular hakkında konuştukları sürece uzmanlıklarına saygı duyarım. Ama ruhsal alana girdikleri andan itibaren bu alanda herhangi bir yetki kullanarak konuşmaları için onların yetersiz olduklarını bilirim.

Eğer bazı kolej profesörleri ya da hatta bazı özgür ruhban sınıfı Kutsal Kitap ile ilgili temel hatları kuşku duyarak ya da inkar ederek karşılarlar ise, aşırı derecede şaşırmam. Bunu onlardan beklemeyi ve tutumlarına değer vermemeyi zaten öğrenmişimdir. Yeniden doğmamış kişiler Tanrının Ruhu hakkında konuştukları zaman, hadlerini aştıklarının farkına varırım.

F.W.Boreham bilim ve felsefe alanındaki ünlü kişileri bir okyanus aşan gemide ikinci sınıfta yolculuk eden kişilere benzetir. Bu yolcuların birinci sınıfta yolculuk eden kişilerin bulundukları yerde dolaşmaları engellenmiştir. “Bilim adamları ve filozoflar benzetme yerinde ise, bu ikinci sınıftaki yolcular gibidirler ve kendilerine dolaşma izni verilen yerde muhafaza edilmeleri gerekir. Onlar Hıristiyan imanı konusunda yetkili değildirler. Gerçek şudur ki, bizler ikinci sınıf yolcularının aşağılaması tarafından şoka uğramayacak bir imana sahibiz ve onların onaylamalarına ve bize efendilik taslamalarına destek vermemiz beklenemez.”

Elbette, arada bir imanlı bir bilim adamı ya da imanlı bir filozof da olacaktır. Böyle bir durumda Boreham şunları söyler:”Ben her zaman böyle birinin cebinin ucundan bir birinci sınıf yolcu biletinin göründüğünün farkına varırım ve onunla sohbete devam ettikçe konuşmamızdan zevk alırım ve nasıl Bunyan’ı bir seyyar tenekeci olarak görmüyor isem onu da artık bir bilim adamı olarak düşünmem. Her ikimiz de birinci sınıfta yolculuk eden kişilerizdir.”

Robert G.Lee şöyle demiştir: “İnsanlar eleştirici ve ilmi ve bilimsel olabilirler; kayalar, moleküller ve gazlar hakkında her şeyi bilebilirler ve buna rağmen Hıristiyanlık ve Kutsal Kitap hakkında yargıda bulunacak kadar yeterli değillerdir.”


1 Haziran
Rab Yusuf ile birlikte idi ve onu başarılı kılıyordu.” (Yaratılış 39:2)

İngilizce Kutsal Kitap’ın ilk çevirilerinden birinin bu ayeti şu şekilde çevirdiğini işittim: “Ve Rab Yusuf ile birlikte idi ve Yusuf şanslı bir kişi idi.” Belki de o zamanlar “şanslı” sözcüğünün bu günkünden farklı bir anlamı vardı. Çevirmenler Yusuf’u şans alanından dışarı çıkardıkları için her hali karda sevinçliyiz.

Tanrı çocuğu için şans diye bir şey mevcut değildir. Tanrı çocuğunun yaşamı sevecen bir göksel Baba tarafından kontrol edilir, korunur ve tasarlanır. Tanrı çocuğunun başına gelen hiç bir şey şans değildir. Durum böyle olduğu için bir Hıristiyan’ın bir başkasına “iyi şanslar” dilemesi uygun değildir. Aynı şekilde “şansım yoktu” dememesi de gerekir. Bu tür ifadeler tanrısal takdir ile ilgili gerçeklerin uygulamalı bir inkarı olmaktadırlar.

İmansız dünya çeşitli şeylerin şans getirdiğine inanır; bir tavşan ayağı, lades kemiği, dört yapraklı bir yonca, bir at nalı (şansın kaçmaması için uçlarının her zaman yukarı bakması gerekir). İnsanlar parmaklarını çapraz bir şekilde birleştirirler ve tahtaya vururlar; sanki bu eylemler olayları iyi şekilde etkileyecek ya da şanssızlığı kovacakmış gibi düşünürler.

Dünyasal insanlar aynı şekilde farklı şeyleri de şanssızlık olarak yorumlarlar; siyah kedi, Cuma 13, bir merdivenin altından geçmek, 13 numaralı bir oda ya da bir binanın 13.katı. İnsanların bu tür yararsız ve ürünsüz batıl itikatların etkisi altında yaşadıklarını düşünmek çok üzücüdür.

Yeşaya 65:11 ayetinde Tanrı, şans ya da talik ilahına tapındıkları ima edilen Yahuda halkını cezalandırmak ile tehdit eder:



Ama sizler, Rabbi terk edenler,

Kutsal dağımı unutanlar,

Yüklə 14,07 Mb.

Dostları ilə paylaş:
1   ...   5   6   7   8   9   10   11   12   ...   26




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2024
rəhbərliyinə müraciət

gir | qeydiyyatdan keç
    Ana səhifə


yükləyin